Diyanet İşleri
Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
Kamer suresi · 1–8. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kamer suresi, 1. ayet. ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
O (Son) Saat yaklaşmıştır ve (o zaman geldiğinde) ay yarılmış (olacak)tır. dipnot 1
Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak.
Son saat yaklaşacak ve ay yarılacak!
Yaklaştı o saat ve Kamer (Ay) yarıldı!
Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı.
Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.
Evrenlerin sonu yaklaştı ve Ay yarıldı! dipnot 469
- Kıyamet yaklaşıp ay yarılsa, onlar da bu oluşumu gözleriyle görseler, "Bu devamlı yapılan bir büyüdür" diyerek yüz çevirirler.
O an yaklaştı ve ay yarıldı. dipnot 1
Saat (dünyanın sonu) yaklaştı ve ay yarıldı.
Yaklaştı kıyamet, ay yarıldı!
Yaklaştı Saat, yarıldı Kamer
Sa'at dipnot 1 yaklaştı ve Ay yarıldı. dipnot 2
Sa'at dipnot 1 yaklaştı ve Ay yarıldı. dipnot 2
Sa'at dipnot 1 yaklaştı ve Kamer yarıldı. dipnot 2
Saat (kıyamet vakti) yakınlaştı ve ay yarıldı.
Saat yaklaşdı. Ay (ikiye) ayrıldı.
Saat yaklaştı ve ay yarıldı.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
O saat/Kıyamet yaklaştı ve Ay yarıldı.
O sa'at yaklaştı, ay yarıldı.
O saat /yeniden diriliş saati yaklaştı dipnot 1 . Her şey ayan beyan ortaya çıktı dipnot 2 .
Vakit yaklaştı, her şey ay gibi ortaya çıktı.
Kıyamet yaklaştı. Ay yarıldı.
Kıyamet yaklaştı. Ay yarıldı/gerçek ortaya çıktı.
Saat yaklaştı, Ay yarıldı.
Kamer suresi, 2. ayet. وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve "Süregelen bir sihirdir" derler.
Bir ayet (mucize) görseler bile hemen yüz çevirir ve "Bu da sıradan bir büyüdür!" derler.
Ama eğer onlar bir mucize görseler, (hem hakikatten) yüz çevirirler (hem de onun cazibesinden kendilerini alamayışlarını) "Bu sürekli gerçekleşen bir sihirdir" diye izah ederler;
Ama eğer onlar, (Son Saat düşüncesini tamamen reddedenler, onun yaklaştığının) işaretini görselerdi, sırtlarını dönerler ve "(Bu,) hep olagelen bir göz yanılmasıdır!" derlerdi,
Eğer bir mucize görseler yüz çevirir ve: "Olağan bir sihirdir" derler!
Onlar bir ayet (mucize) görseler, sırt çevirirler ve: "(Bu,) Süregelen bir büyüdür" derler.
Onlar bir mucize görürlerse hemen yüz çevirirler ve: Eskiden beri devam edegelen bir büyüdür, derler.
Bir mucize görseler, yüz çevirirler ve şöyle derler: "Sürüp giden bir büyü!"
- Kıyamet yaklaşıp ay yarılsa, onlar da bu oluşumu gözleriyle görseler, "Bu devamlı yapılan bir büyüdür" diyerek yüz çevirirler.
Bir mucize görseler yüz çevirirler ve, "Süregelen bir büyüdür" derler.
Bir mucize görseler yüz çevirirler ve, 'Süregelen bir büyüdür' derler.
Hala bir mucize görseler, yüz çevirip: "Süregelen bir sihir!" derler.
Hala bir ayet görseler yüz çevirip derler: müstemir bir sihir
Onlar, bir ayet dipnot 1 görseler, hemen yüz çevirirler. dipnot 1 Ve "Bu süregelen bir büyüdür." derler.
Onlar, bir ayet dipnot 1 görseler, hemen yüz çevirirler. dipnot 1 Ve "Bu süregelen bir büyüdür." derler.
Onlar, bir ayet dipnot 1 görseler, hemen yüz çevirirler. dipnot 1 Ve "Bu süregelen bir büyüdür." derler.
Onlar bir ayet görseler sırt çevirirler ve: "(Bu) Süregelen bir büyüdür" derler.
Onlar bir mu'cize görürlerse yüz çevirirler ve "Müstemir bir büyüdür" derler.
Onlar, bir ayet görürlerse yüz çevirirler ve; süregelen bir büyüdür, derler.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
Onlar, bir mucize görseler yüz çevirirler ve; “Süregelen bir sihirdir.” derler.
Bir mu'cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler.
(Kafirlik edenler) Ne zaman bir ayet görseler yüz çevirir dipnot 1 ve "Süregelen bir sihir daha!" derler dipnot 2 .
Ne zaman bir ayet görseler yüz çevirir ve "İşte ardı arkası kesilmeyen büyülü bir söz daha" derler.
Ama onlar, bir ayet/delil görseler yüz çevirip: "Sürüp giden bir sihir" derler.
Ama onlar, bir mucize görseler yüz çevirip: -Sürüp giden bir sihir, derler.
Bir ayet/alamet görseler yüz çeviriyorlar ve şöyle diyorlar: "Sürüp giden bir büyüdür bu!"
Kamer suresi, 3. ayet. وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
Peygamberi yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş, (Allah nasıl takdir ettiyse öylece) gerçekleşecek (değişmeyecek)tir.
Kendi arzularına uyarak (gerçeği) yalanladılar. (Oysa) her iş amacına ulaşacaktır.
zaten hep yalanlıyorlar ve önyargılarının peşine düşüyorlar. Sonuçta, her hakikatin ortaya çıkmak (gibi bir huyu) var.
çünkü onlar kendi arzu ve heveslerine uyarak bunu yalanlamaya şartlanmışlardır. Ama her şeyin doğruluğu sonunda ortaya çıkacaktır.
Yalanladılar ve hevalarına (nefslerine hoş gelen şeylere, sonu boş arzularına) tabi oldular! (Oysa) her hükmün gereği açığa çıkacaktır!
Yalanladılar ve kendi heva (istek ve tutku)larına uydular; oysa her iş 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır.'
Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.
Yalanladılar; kendi isteklerine ve tutkularına kapıldılar. Oysa tüm işler için yargı verilmiştir.
Onlar yalanladılar ve kendi arzularına uydular. Oysa her işin varacağı bir yeri vardır.
Yalanladılar; fantezilerine ve her statükoya uydular. dipnot 1
Yalanladılar; arzularına ve tümüyle statükoya uydular.
Yalan dediler, arzularına uydular. Halbuki, her iş (Allah takdirinde) yerini almıştır.
Yalan dediler, hevalarına uydular, halbuki her emir müstekır
Ve yalanladılar. Kendi tutkularına uydular. Oysa her şey kararlaştırılmıştır.
Ve yalanladılar. Kendi tutkularına uydular. Oysa her şey kararlaştırılmıştır.
Ve yalanladılar. Kendi tutkularına uydular. Oysa her şey kararlaştırılmıştır.
Yalanladılar ve kendi hevalarına uydular; oysa her buyruk 'sonunda kendi amacına varıp karar kılacaktır'.
(Peygamberi) tekzibetdiler. Heva (ve heves) lerine uydular. Halbuki (hayr-u şer) her iş bir gaayeye bağlıdır.
Ve yalanlayıp kendi heveslerine uyarlar. Ve her iş kararlaşmıştır.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
Yalanladılar ve kendi hevalarına uydular; hâlbuki her işin ulaşacağı bir yer vardır.
Yalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allah'ın kararına kimse engel olamaz).
Onlar yalana sarıldı ve arzularının peşine düştüler dipnot 1 . Ama her iş bir yere kadardır dipnot 2 .
(Ayetler karşısında) yalana sarılıp, keyiflerine uyarlar. Ama her işin bir sonucu vardır.
Yalanlayıp, heveslerine uydular. Oysa her işin ulaşacağı bir yer vardır.
Yalanlayıp, heveslerine uydular. Oysa her iş kararlaştırılmıştır.
Yalanladılar; kendi heves ve kuruntularına uydular. Oysaki her iş ve oluş karara, ölçüye ve düzene bağlanmıştır.
Kamer suresi, 4. ayet. وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
Andolsun, onlara içinde caydırıcı tehditlerin bulunduğu haberler geldi.
(4, 5) Yemin olsun ki onlara tastamam doğru hükümler içeren, (kendilerini) kötülükten engelleyecek haberler gelmiştir. (Yüz çevirene) uyarılar yarar sağlamaz.
Doğrusu onlara, içerisinde (gerçeği) gözlere zorla sokan haberler bulunan bir mesaj gelmiştir:
Ve bakın, onlara (küstahlıklarını) önleyecek birçok haber gelmiştir;
Andolsun ki onlara içinde vazgeçirici özellik ihtiva eden haberlerden gelmiştir.
Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.
Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.
Üstelik gerçek şu ki, buna son vermelerini sağlayacak haberler onlara gelmiştir.
Şüphesiz onlara, geçmiş toplumların haberlerinden, kendilerini caydıracak kadar bilgi gelmiştir.
Oysa, kötülüklerini engelleyecek uyarılar dolu haberler kendilerine gelmiş bulunuyor.
Oysa, kötülüklerini engelleyecek uyarılar dolu haberler kendilerine gelmiş bulunuyor.
Andolsun ki, onlara kötülüklerden vazgeçirici haberleri de içeren kıssalar geldi!
Celalim hakkı için onlara kıssalardan öyleleri de geldi ki onlarda zecredecek haberler var
Ant olsun ki onlara, yanılgılarını giderecek nice haberler geldi.
Ant olsun ki onlara, yanılgılarını giderecek nice haberler geldi.
Ant olsun ki onlara, yanılgılarını giderecek nice haberler geldi.
Andolsun, onlara (kendilerini şirkten ve bozulmalardan) caydırıp vazgeçirtecek nice haberler geldi.
Andolsun ki onlara (kendilerini küfür ve inaddan şiddetle) vaz geçirecek nice mühim haberler gelmişdir.
Andolsun ki; onlara vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
Muhakkak (onları bu hallerinden) korkutup vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
Andolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi.
Halbuki onlara, içinde (görevinden) engellenen kişinin de (Nuh'un da) dipnot 1 anlatıldığı nice haberler geldi dipnot 2 ,
Onlara ne haberler geliyor, içinde kendilerini bundan (yalandan) vazgeçirecek olanları da var.
Muhakkak, (onları bu hallerinden) korkutup, vazgeçirecek nice haberler gelmiştir.
Onlara boyun eğdirecek şeyin haberleri, onlara gelmiştir.
Yemin olsun ki, onlara haberlerden, içinde ihtar, sakındırma ve tehdit bulunanı gelmiştir.
Kamer suresi, 5. ayet. حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
Bu haberler, zirveye ulaşmış birer hikmettir! Fakat uyarılar fayda vermiyor!
(4, 5) Yemin olsun ki onlara tastamam doğru hükümler içeren, (kendilerini) kötülükten engelleyecek haberler gelmiştir. (Yüz çevirene) uyarılar yarar sağlamaz.
hedefe tam ulaştıracak çapta bir hikmet; fakat uyarının hiçbir yararı olmadı.
(ve onlara aslında) kapsayıcı hikmet (verilmişti) ama bütün uyarılar boşa gitti(ğinden),
Hikmeti baliğa (amacı tam açıklayan hikmetli anlatım) verilmiştir! Ne var ki uyarmalar (anlayışı kıtlara) fayda vermiyor!
(Ki her biri) Doruğunda, olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.
Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!
Üstün bir bilgeliktir. Yine de uyarılar yarar sağlamıyor.
Bunlar son derece hikmetli haberlerdir, ama uyarılar işe yaramıyor.
Bu üstün bir hikmettir; ancak uyarılar yarar sağlamıyor.
Bu üstün bir hikmettir; ancak uyarılar yarar sağlamıyor.
Bir hikmet-i baliğa (hedefe ulaşmanın en yüksek derecesine ermiş bir hikmet) fakat uyarılar fayda vermiyor.
Bir hikmet-i baliga, fakat inzarlar faide vermiyor.
Yüksek seviyede hikmetli haberler. Buna rağmen uyarıların bir yararı olmadı.
Yüksek seviyede hikmetli haberler. Buna rağmen uyarıların bir yararı olmadı.
Yüksek seviyede hikmetli dipnot 1 haberler. Buna rağmen uyarıların bir yararı olmadı.
(Ki her biri) Doruğunda, olgunlaşmış hikmettir. Fakat uyarmalar bir yarar sağlamıyor.
Ki (her biri) gaayesine ermiş bir hikmet (ve ibret) dir. Fakat (onları) tehdid eden (bütün bu haadise) ler asla faide vermiyor.
Ki bunlar gayesine ermiş bir hikmettir. Fakat uyarılar fayda vermiyor.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
(Kur'an) büyük bir hikmettir. Fakat uyarılar bir yarar sağlamadı.
Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.
son derece doğru hükümler (geldi) dipnot 1 . Ama uyarılar bir işe yaramıyor dipnot 2 .
Doğruluğu su götürmez haberlerdir bunlar. Ama uyarılar bir işe yaramıyor.
(Kur'an) büyük bir hikmettir. Fakat uyarılar bir yarar sağlamadı.
Tam bir adalet ile.. Fakat uyarılar bir yarar sağlamadı.
Doruk noktaya çıkmış, isabeti tartışmasız bir hikmettir o. Ama uyarılar yarar sağlamıyor.
Kamer suresi, 6. ayet. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ
(6-7) O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.
Sen de onlardan yüz çevir! Bir çağrıcının hoş görülmeyecek bir şeye çağıracağı gün,
Artık sen de onlardan yüz çevir! Bir davetçinin, asla (kimsenin) tasavvur edemeyeceği o şeye çağıracağı gün,
sen (yine) onlardan uzak dur. Çağrı Sesinin, (insanı) aklın tasavvur edemeyeceği bir şeye çağıracağı Gün,
O halde onlardan yüz çevir! O çağırıcının çok dehşetli, korkunç olaya çağırdığı süreçte. . .
Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının 'ne tanınmış, ne görülmüş' bir şeye çağıracağı gün...
Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
Artık, onlardan uzaklaş. O gün, çağıran, görülmemiş bir şeye çağırır.
Öyleyse onlardan yüz çevir. Çağrıcının hoşlanılmayan bir şeye çağıracağı günü bekle!
Onlara aldırma; çağırıcının, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
Onlara aldırma; çağırıcının, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı görülmedik korkunç bir şeye çağırır.
Sen de onlardan yüz çevir, o gün ki çağırıcı görülmedik müdhiş bir şey'e çağırır
O halde onlardan yüz çevir. O Gün çağırıcı onları hiç hoşlanmayacakları şeye çağıracak.
O halde onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı onları hiç hoşlanmayacakları şeye çağıracak.
O halde onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı onları hiç hoşlanmayacakları şeye çağıracak.
Öyleyse sen onlardan yüz çevir. O çağırıcının benzeri görülmedik (nükür) bir şeye çağıracağı gün...
O halde (habibim) onlardan yüz çevir. O da'vet edici nin (misli) görülmemiş, tanıtmamış bir şey'e da'vet edeceği gün.
Öyleyse yüz çevir onlardan. O çağıranın, görülmemiş ve tanınmamış bir şeye çağırdığı gün.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
Onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı, onları korkunç olan bir şeye çağırır.
Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
Artık onlardan yüz çevir dipnot 1 . Çağırıcının, görülmedik bir şeye çağıracağı gün dipnot 2 ,
Onlarla yakından ilgilenmeyi bırak. O çağrıcının görülmemiş bir şeye çağıracağı o gün,
Onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı onları korkunç olan, nahoş bir şeye çağırır.
Onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı onları hoşlanmadıkları bir şeye çağırır.
O halde yüz çevir onlardan sen de; o çağırıcının alışılmadık/ürpertirci şeye çağırdığı günde,
Kamer suresi, 7. ayet. خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
(6-7) O halde sen de onlardan yüz çevir. Onlar, o davetçinin (İsrafil'in benzeri görülmemiş) bilinmedik (korkunç) bir şeye çağırdığı gün, gözleri düşmüş bir halde dağılmış çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.
Etrafa yayılmış çekirgeler gibi bakışları perişan bir hâlde mezarlardan çıkacaklar.
onlar yılgın ve bitkin gözlerle, savrulmuş çekirge sürüleri gibi mevzilerinden çıkacaklar;
onlar kederli gözlerle, (rüzgarın) dağıtıp savurduğu çekirgeler gibi mezarlarından kalkacaklar,
Gözleri dehşetten önlerine eğik halde, sanki yayılan çekirge sürüsü misali, cedeslerinden (kozalarından) çıkıyorlar.
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde
Alçalmış bakışlarla, yayılan çekirgeler gibi mezarlarından çıkarlar. dipnot 470
Gözleri korkudan perişan bir vaziyette, etrafa saçılmış çekirgeler gibi bulundukları yerden çıkarlar.
Gözleri zillet içinde mezarlardan çıkarlar; tıpkı saçılmış çekirgeler gibi... dipnot 1
Gözleri zillet içinde mezarlardan çıkarlar; tıpkı saçılmış çekirgeler gibi...
Gözleri düşkün düşkün sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.
Gözleri düşgün düşgün kabirlerden çıkarlar, sanki çıvgın çekirgeler gibi
Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.
Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.
Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki 'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
gözleri zelil ve hakıyr (dönüş) olarak, (hepsi de) çıvgın (ve yaygın) çekirgeler gibi, kabirler (in) den çıkacaklar,
Gözleri hor ve hakir olarak, yaygın çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
Gözleri düşkün (zillet içinde), sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar.
Gözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler.
bakışları öne eğik vaziyette kabirlerinden çıkacaklar, etrafa yayılan çekirgeler gibi olacaklar dipnot 1 ,
Gözleri saygıyla öne eğik olarak kabirlerinden çıkar, çekirge sürüleri gibi olurlar.
Gözleri yere yıkık çekirgeler gibi yayılmış kabirlerinden çıkarlar.
(7-8) Gözleri yere yıkık çekirgeler gibi yayılmış o çağırana koşarak kabirlerinden çıkarlar. Kafirler: -Bu, zor bir gün! derler.
Kaymış olarak gözleri, çıkarlar kabirlerden. Sanki çekirgelerdir, çıvgın mı çıvgın!
Kamer suresi, 8. ayet. مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Davetçiye doğru koşarlarken kafirler, "Bu zor bir gün" derler.
Boyunlarını (o) çağrıcıya uzatan kâfirler, "Bu, ne zor bir günmüş!" diyecekler.
davetçiye doğru panik içinde seğirtecekler... ve o inkar edenler "Bu zor bir gün!" diye çığlık atacaklar.
Çağrı sesine doğru şaşkınlık içinde koşacaklar; (ve şimdi) hakikati inkar edenler: "Bu ne felaket bir Gün'dür!" diye haykıracaklar.
Çağırıcıya süratle koşan Hakikat bilgisini inkar edenler: "Bu şiddetli bir gündür!" derler.
Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün."
ve dâvetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnada kâfirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.
Çağırana doğru şaşkınlık içinde koşarlarken, nankörlük edenler, şöyle derler: "İşte bu, zorlu bir gündür!"
O davetçiye koşarlar. İnkarcılar, "Bu, çok zor bir gün" derler.
Çağırıcıya doğru koşarlarken, inkarcılar, "Bu zorlu bir gündür" derler.
Çağırıcıya doğru koşarlarken, inkarcılar, 'Bu zorlu bir gündür,' derler.
Çağırana koşarak, kafirler: "Bu çok çetin bir gündür!" derler.
Çağırana koşarak, der ki kafirler: Bu pek zorlu bir gündür.
Çağırıcıya doğru koşan Kafirler: "Bu, çok zor bir gün." diyecekler.
Çağırıcıya doğru koşan Kafirler: "Bu, çok zor bir gün." diyecekler.
Çağırıcıya doğru koşan gerçeği yalanlayan nankörler: "Bu, çok zor bir gün." diyecekler.
Boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken, kafirler derler ki: "Bu, zorlu bir gün."
o da'vet ediciye (boyunlarını uzatıb) koşarak. (İçlerinden) kafir olanlar (öyle) diyecek (ler): "Bu, çok sarp bir gün".
O çağırana koşarak kafirler: Bu, zorlu bir gündür, derler.
(1-8) Saat / zaman yaklaştı ve ay yarıldı. Ayet gördüklerinde yüz çevirirler ve bu süreklilik arz eden bir büyüdür / bir sihirdir / etkileme sanatıdır derler. Yalanladılar ve keyflerine / h evalarına uydular. Her işin varacağı bir kararı / ulaşacağı bir amacı var. Kesin olan şu ki onlara içinde caydırıcılık olan haberler ve tam bir gerekçe / hikmet geldi. Ama uyarmak fayda vermiyor. Onlardan yüz çevir. Çağrıcı o gün tanıma dıklarına / inkâr ettiklerine doğru çağırdığı nda, o nlar, bakışları yılgın / düşkün, etrafa yayılmış çekirge sürüleri gibi cesetlerinden çıkarlar. Çağırana doğru koşarlarken/ seğirtirlerken kafirler, bugün zorlu gün, bugün zorlu gün, derler.
Davetçiye doğru koşarlarken kâfirler; “Bu zor bir gün!” derler.
Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kafirler: "Bu çetin bir gündür!" derler.
çağırıcıya doğru hızla koşacaklardır dipnot 1 . O kafirler şöyle diyecekler: "Bu pek zor bir gün dipnot 2 !"
Aşağılanmış bir şekilde başlarını kaldırır, kendilerini çağırana odaklanırlar. Bütün kafirler, "Bu ne çetin bir gün!" derler.
O çağırana koşarak… Kâfirler: "Bu, zor bir gün!" derler.
(7-8) Gözleri yere yıkık çekirgeler gibi yayılmış o çağırana koşarak kabirlerinden çıkarlar. Kafirler: -Bu, zor bir gün! derler.
Boyunları büküktür çağıranın önünde. Derler ki o küfre saplananlar: "Çok zorlu bir gün bu!"
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.