Kasas suresi

Kasas suresi, 46. ayet

Kasas suresi, 46. ayet. وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلطُّورِ إِذْ نَادَيْنَا وَلَٰكِن رَّحْمَةً مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

vemâ künte bicânibi-ṭṭûri iẕ nâdeynâ velâkir raḥmetem mir rabbike litünẕira ḳavmem mâ etâhüm min neẕîrim min ḳablike le`allehüm yeteẕekkerûn.

Diyanet İşleri

Yine biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Kasas 43–49 · surenin 46. ayeti / 88

Konu Mûsâ'ya verilen Kitap ve "iki sihir" iddiası Kasas 43–50 3

  1. Kasas 43

    Andolsun, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya -düşünüp ibret alsınlar diye- insanların kalp gözünü açan deliller ve bir hidayet rehberi, bir rahmet olarak Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

  2. Kasas 44

    (Ey Muhammed!) Musa'ya o emri verdiğimiz zaman sen (vadinin) batı tarafında değildin. (O olayı) görenlerden de değildin.

  3. Kasas 45

    Fakat biz (Musa'dan sonra) birçok nesiller meydana getirdik. Üzerlerinden uzun çağlar geçti. Sen Medyen halkı arasında yaşıyor değildin, ayetlerimizi onlardan okuyup öğreniyor da değildin. Fakat biz (bu haberi) göndereniz.

  4. 46

    Yine biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yan tarafında da değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmeyen bir kavmi, düşünüp öğüt alsınlar diye uyarman için (o haberleri) sana bildiriyoruz.

  5. Kasas 47

    Kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir musibet gelip de, "Ey Rabbimiz! Bize bir Peygamber gönderseydin de ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı, seni peygamber olarak göndermezdik.

  6. Kasas 48

    Onlara katımızdan gerçek gelince, "Musa'ya verilen (mucize)lerin benzeri niçin buna da verilmedi" dediler. Onlar daha önce Musa'ya verilen (mucize)leri inkar etmemişler miydi? Onlar, "İki sihirbaz birbirlerine destek oluyor" dediler. "Biz hepsini inkar ediyoruz" dediler.

  7. Kasas 49

    De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz, Allah katından, doğruya bu ikisinden (Tevrat ve Kur'an'dan) daha çok ulaştıran bir kitap getirin de, ben ona uyayım."

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

46. Sen Mûsâ’ya “seslendiğimizde” ve ona zalimler topluluğuna gitmesini, risâletimizi onlara tebliğ etmesini, Bizim sana anlattığımız şekilde âyetlerimizi/mucizelerimizi kendilerine göstermesini emrettiğimiz sırada “sen Tur’un yanında değildin.”

ani belirtilen bu yerlerde Mûsâ aleyhisselam’ın başından geçenleri, olduğu gibi fazlasız ve eksiksiz olarak anlatman hakkında iki ihtimal vardır: Ya sen bu olayların cereyan ettiği sırada orada hazır bulunuyor ve bunları görüyordun yahut da sen bizzat bu olayların cereyan ettiği yerlere gitmiş ve ora ahalisinden bunları öğrenmiştin.

şte o vakit bunlar, senin Allah’ın Rasûlü olduğuna delil teşkil etmeyebilir. Çünkü tanık olunduğu ve incelendiği için kendilerine dair haber verilen olaylar, peygamberlere has olmayan ve başkalarının da bilmekte ortak olduğu hususlardandır.

ncak burada kesinlikle böyle bir şeyin olmadığı bilinmektedir. Senin dostların da düşmanların da böyle bir şeyin olmadığını bilirler. O halde ikinci hususu kabul etmekten başka çıkar yol yok. O da sana gelen bu bilgilerin Allah’tan olduğu, O’nun vahyi olduğu ve O’nun sana verdiği risaletin bir sonucu olduğudur.

öylelikle kati delille senin risâletinin doğruluğu, senin vasıtanla Allah’ın kullara rahmetini ihsan ettiği ispat edilmiş olmaktadır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Fakat Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarasın diye (biz seni peygamber olarak gönderdik).” Senden önce Araplara ve Kureyşlilere bir uyarıcı gelmemişti. Son peygamber gönderildiği sırada da ondan önceki uzun dönemlerde de onlar, risaletin ne olduğunu bilmiyorlardı. “ki düşünüp öğüt alsınlar” etraflı olarak hayrı öğrenip onu işlesinler ve şerri de bilip reddetsinler.

enin durumun bu olduğuna göre onlara düşen görev, sana iman etmekte ellerini çabuk tutmak ve değeri asla ölçülemeyen, şükür ile karşılığı ödenemeyen bu nimete karşı şükretmeye koşmaktır.

eygamber’in Arapları uyarıp korkutması, onlardan başkalarına da peygamber olarak gönderilmiş olmasına aykırı değildir. O, Arabi bir peygamberdir. Ona inen Kur’ân-ı Kerîm de Arapçadır ve hiç şüphesiz onun ilk davet ettiği kimseler de Araplardır. O bakımdan onun Araplara peygamber olarak gönderilmesi asaleten, diğerlerine gönderilişi ise tebeandır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “İnsanları uyar... diye içlerinden bir adama vahiy göndermemiz şaşılacak bir şey mi ki?” (Yunus, 10/2); “De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan... Allah’ın sizin hepinize gönderdiği peygamberiyim.” (el-A’raf, 7/158)

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Musa’ya seslendiğimiz ve vahyettiğimiz zaman, sen Tûr Dağı'nın yanında değildin ki bunları haber veriyorsun. Fakat biz seni Rabbinden bir rahmet olarak insanlara gönderdik. Daha önce kendilerine uyaran bir peygamber gelmemiş bir kavmi belki öğüt alırlar ve Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın katından onlara getirdiğine iman eder diye uyarman için sana onun haberini vahyettik.

Kelimeler

20 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَمَا ve ma ve
  2. كُنتَ kunte sen değildin kök: كون
  3. بِجَانِبِ bicanibi yanında kök: جنب
  4. ٱلطُّورِ t-turi Tur'un kök: طور
  5. إِذْ iz zaman
  6. نَادَيْنَا nadeyna seslendiğimiz kök: ندو
  7. وَلَـٰكِن velakin fakat
  8. رَّحْمَةًۭ rahmeten bir rahmet olarak kök: رحم
  9. مِّن min -nden
  10. رَّبِّكَ rabbike Rabbi- kök: ربب
  11. لِتُنذِرَ litunzira uyarasın diye kök: نذر
  12. قَوْمًۭا kavmen toplumu kök: قوم
  13. مَّآ ma
  14. أَتَىٰهُم etahum kendilerine gelmemiş olan kök: اتي
  15. مِّن min hiç
  16. نَّذِيرٍۢ nezirin bir uyarıcı kök: نذر
  17. مِّن min
  18. قَبْلِكَ kablike senden önce kök: قبل
  19. لَعَلَّهُمْ leallehum belki
  20. يَتَذَكَّرُونَ yetezekkerune düşünüp öğüt alırlar kök: ذكر

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: طور (11 geçiş) · Aynı kök: جنب (33 geçiş) · Aynı kök: ندو (53 geçiş)

    Ona, Tur dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.

  • Aynı kök: طور (11 geçiş) · Aynı kök: جنب (33 geçiş)

    (Allah, şöyle dedi:) "Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tur'un sağ yanını va'dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın…

  • Aynı kök: طور (11 geçiş) · Aynı kök: جنب (33 geçiş)

    Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tur tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum).…

  • Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)

    Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.

  • Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)

    Şüphesiz biz seni hak ile; müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.

  • Aynı kök: نذر (130 geçiş) · Ortak kavram: Uyarı (Nezâret)

    İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler…

  • Aynı kök: جنب (33 geçiş)

    Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. "Rabbimiz! Bunu boş yere…

  • Aynı kök: جنب (33 geçiş)

    Eğer size yasaklanan (günah)ların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi güzel bir yere koyarız.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

76 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Musa'ya seslendiğimiz zaman da sen Tûr'un (Sînâ Dağı'nın) yanında değildin. dipnot 1 Düşünüp (gerçeği) hatırlarlar diye senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için dipnot 2 Rabbinden bir rahmet olarak (bunları sana bildirdik).

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Benzer mesaj: Kasas 28:44.
  2. metne dön, dipnot 2
    Benzer mesajlar: Secde 32:3; Sebe' 34:44. Bu üç ayetin mesajı, Yâsîn 36:6'dakinden farklıdır. Çünkü Yâsîn 36:6'da "ataların uyarılması"ndan söz edilmekteyken, diğer ayetlerde "Hz. Muhammed'in yaşadığı dönemde Mekke'ye peygamber gelmediği"nden söz edilmektedir.

Mustafa İslamoğlu

Yine sen, Biz nida ettiğimizde (Sina) Dağı'nın yamacında da değildin; ve fakat senden önce uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için Rabbin tarafından rahmet olarak gönderildin; belki (sorumluluklarını) hatırlarlar.

Muhammed Esed

Evet, Biz (Musa'ya) seslendiğimiz zaman sen Sina Dağı'nın yamacında değildin; fakat (sen de, öteki elçiler gibi,) senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarasın diye Rabbinden bir rahmet aracı olarak (gönderildin) ki böylece belki (geçmişte olup bitenleri) düşünür (de Bizi) anarlar.

Ahmed Hulusi

Biz (Musa'ya) hitap ettiğimizde sen Tur tarafında değildin. . . Ne var ki, Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için (bu bilgiler sana vahyoldu). Umulur ki üzerinde düşünürler.

Ali Bulaç

(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.

Ali Özek ve heyeti

(Musa’ya) seslendiğimiz zaman da, sen Tûr’un yanında değildin. Bilakis, senden önce kendilerine uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düşünüp öğüt alırlar.

Ali Rıza Safa

Seslendiğimiz zaman, sen, dağın yamacında da değildin. Fakat senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için, Efendinden bir rahmettir; belki öğüt alırlar diye.

Bayraktar Bayraklı

Sen, Musa'ya seslendiğimiz zaman Tur'un yanında da değildin. Senden önce kendilerine uyarıcı gelmeyen bir toplumu uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; belki düşünürler.

Edip Yüksel

(Musa'ya) Seslendiğimizde Tur'un yamacında da bulunmuyordun. Ancak, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için Efendinden bir rahmet olarak (sana bilgi veriyoruz); belki öğüt alırlar.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

(Musa'ya) Seslendiğimizde Tur'un yamacında da bulunmuyordun. Ancak, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (sana bilgi veriyoruz); belki öğüt alırlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yine Biz seslendiğimiz zaman da sen Tur'un yanında değildin; fakat senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu uyarasın diye Rabbinden bir rahmet olarak gönderildin; ola ki, düşünüp ibret alırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Hem biz o nidayı yaptığımız vakıt sen Turun canibinde de değildin ve lakin rabbından bir rahmet olarak gönderildin ki senden evvel kendilerine bir nezir gelmemiş olan bir kavmi inzar edesin gerek ki tezekkür edeler

Erhan Aktaş

Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve seslendiğimiz zaman, Tur'un yanında da değildin. Fakat senden önce, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan halkı uyarman için, seni Rabb'inden bir rahmet olarak gönderdik. Umulur ki öğüt alırlar.

Gültekin Onan

(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin. Ancak rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye.

Hasan Basri Çantay

(Musaya) nida etdiğimiz vakit da sen "Tuur" un yanında değildin. Fakat sen Rabbinden bir rahmet olarak (gönderildin). Taki senden evvel kendilerine inzar edici (bir peygamber) gelmemiş olan bir kavmi sen inzar edesin. Olur ki onlar iyice düşünüb nasıyhat (ını) kabul ederler.

İbni Kesir

Biz seslendiğimiz vakit; sen Tur'un yanında da değildin. Fakat sen, kendinden önce onlara uyarıcı gelmeyen bir kavmi uyarman için, Rabbından bir rahmet olarak gönderildin. Olur ki onlar, düşünürler diye.

Mehmet Alagaş

(44-50) Musa'ya emirlerimizi gerçekleştirdiğimizde sen o yerin batı tarafında değildin, şahitlerden de olmadın , velakin bizler nice nesiller yarattık, onların ömürleri de uzundu, sen Medyen halkına oturmuş ayetlerimizi okuyan biri değildin velâkin gönderenler bizdik. Seslendiğimizde / nida ettiğimizde Tûrun yamacında da değildin, velakin Rabbinden, senden önce bir uyarı verilmemiş olan o kavmi uyarman için bir rahmettir , Böylelikle belki hatırla yıp anarlar. Eğer ki onlara bir musibet isabet etse derler ki Rabbimiz eğer bize bir Resul gönderseydin de ayetlerine uyarak bizde iman edenler den olsaydık. Ne zaman ki onlara yanımızdan bir gerçek geldi / bir hak geldi, dediler ki keşke Musa ya verilenin bir benzeri bize de verilseydi , önceden Musa ya ver ileni de yok saymadılar mı? İki Büyü / iki sihir birbirine arka çıkıyor / yardımlaşıyor (Tevrat ve Kuran) biz kesinlikle hepsini de yok sayıyoruz. Eğer doğru sözlü iseniz bu ikisinden daha iyi rehberlik eden / yola ileten Allah ’ın yanından bir kitap getirin bende ona uyayım. Sana icabet edemezlerse / cevap veremezler ise bil ki onlar kesinlikle keyiflerine / hevalarına uyuyorlar , Allahtan gelen hidayet dışında hevasına tabi olan kimseden daha sapmış kim olabilir? Allah zalim kavimleri yola iletmez. [Kur’an’ın Tevrat dediği aslında Toradır, Yahudilerin eski ahidi ise Tanahtır üç bölümdür. A- Nevi’im (Peygamberler) B- Ketuvim (Yazılar) C- Tora (Yasa / Musa'nın Beş Kitabı) "Esfar-ı Hamse" (Beş Kitap) ise 1. Bereşit (Genesis / Yaratılış) 2. Şemot (Exodus / Çıkış) 3. Vayikra (Leviticus / Levililer) 4. Bamidbar (Numbers / Sayılar) 5. Devarim (Deuteronomy / Tesniye) Tora haftalık ibadet döngüsü 54 haftalıktır, bunlara paraşot / pareşa denir. Eski ahit Tanah ise 39 kitap içerir.]

Rowwad Tercüme Merkezi

Biz, Mûsâ'ya seslendiğimiz zamanda sen Tûr Dağı'nın yanında değildin. Fakat bu, kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu belki düşünürler diye uyarman için Rabbinden bir rahmettir.

Süleyman Ateş

(Musa'ya) ünlediğimiz zaman sen Tur'un yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik) ki senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplumu uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar.

Süleymaniye Vakfı

Musa'ya seslendiğimiz sırada Tur'un yanında da değildin dipnot 1 . Bunları Rabbinden bir ikram olarak (öğrendin dipnot 2 ) ki senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu uyarasın dipnot 3 . Belki doğru bilgileri kullanırlar.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
  2. metne dön, dipnot 2
  3. metne dön, dipnot 3
    Mekke'ye, Muhammed aleyhisselamdan önce gelen nebi, İsmail aleyhisselamdır. Allah ona kitap indirmiştir (Bakara 2/136, Al-i İmran 3/84) ama o kitap Mekkelilere ulaşmadığı ve Muhammed aleyhisselama kadar kendilerine başka bir nebi de gelmediği için onlar, uyarılmamış bir toplum sayılmıştır (Secde 32/3, Sebe 34/44, Yasin 36/5-6).

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Musa'ya seslendiğimiz sırada sen Tur tarafında da değildin. Bunları Rabbinden bir ikram olarak öğrendin ki, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu uyarasın. Belki bilgilerini doğru kullanırlar.

Şaban Britch

(Musa’ya) seslendiğimiz zaman Tur’un yakınında da değildin. Fakat bu kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu belki düşünürler diye uyarman için Rabbinden bir rahmettir.

Şaban Piriş

(Musa'ya) seslendiğimiz zaman Tur'un yakınında da değildin. Fakat bu kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir toplumu belki düşünürler diye uyarman için Rabbinden bir rahmettir.

Yaşar Nuri Öztürk

Ve sen, biz seslendiğimizde, Tur tarafında da değildin. Sen, senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarmak için Rabbinden bir rahmetsin. Bu sayede onların düşünüp öğüt almaları umuluyor.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Nor were you at the side of the Mount when We called to Mussa, but it is the mercy of Allah extended to you to serve as a spectacle and a warning to a people who never received a spectacle and a warning before you, that they may hopefully ponder.

Abdul Haleem

nor were you present on the side of Mount Sinai when We called out to Moses. But you too have been sent as an act of grace from your Lord, to give warning to a people to whom no warner has come before, so that they may take heed,

Abdullah Yusuf Ali

Nor wast thou at the side of (the Mountain of) Tur when we called (to Moses). Yet (art thou sent) as Mercy from thy Lord, to give warning to a people to whom no warner had come before thee: in order that they may receive admonition.

Abul A'la Maududi

Nor were you on the side of the Mount (Sinai) when We called out to Moses (in the first instance). But it is out of Mercy from your Lord (that you are being informed of all this) dipnot 1 so that you may warn a people to whom no warner came before you. dipnot 2 Maybe they will take heed.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    These things have been presented as a proof of the Prophet’s (peace be upon him) prophethood. At the time when these were cued, all the chiefs of Makkah and the common disbelievers were bent upon somehow proving him as a non prophet, and, God forbid, a false claimant to prophethood. To help and assist them in their campaign, there were the Jewish scholars and the Christian monks also, who were living in the habitations of the Hijaz. Besides, the Prophet Muhammad (peace be upon him) had not appeared all of a sudden from somewhere and started reciting the Quran to the people, but he was a resident of the same city of Makkah, and no aspect of his life was hidden from the people of his city and clan. That is why when these three things were presented like an open challenge as a proof of his prophethood, not a single person from Makkah and Hijaz and the entire land of Arabia could stand up to say the absurd thing which the modern orientalists say, although those people were no less efficient in fabricating falsehood than these so called scholars. But how could they utter an unprofitable lie that could not survive for a single moment? How could they say, "O Muhammad, you have attained this information from such and such a Jewish scholar and a Christian monk?" For, this purpose, they could not mention any name in the entire land. For whatever name they mentioned, it would become manifest there and then that the Prophet (peace be upon him) had not obtained any information from him. How could they say, “O Muhammad, you possess a full-fledged library containing all sorts of books on ancient history and sciences and literature, from which you take help to prepare all your discourses?” For not to speak of a library, no one could seize even a scrap of paper from his house containing such information. Everyone in Makkah knew that Muhammad (peace be upon him) was unlettered and no one could also say that he had had some translators at his disposal, who supplied him with translations from Hebrew and Assyrian and Greek books. Then, none of them could be so shameless as to dare claim that he had obtained this information during the trade journeys to Syria and Palestine, for he had not performed those journeys alone, but had traveled in company with trade caravans of Makkah. Had somebody made any such assertion, hundreds of living witnesses would have refuted this and testified that he had received no such instruction from anyone there. Then, within two years of the Prophet’s (peace be upon him) death, war started between the Romans and the Muslims. If he had any sort of discussion anywhere in Syria and Palestine with any Christian monk or Jewish rabbi, the Roman Empire would not have hesitated to launch a propaganda campaign, saying, that Muhammad (peace be upon him), God forbid, had learned everything from them and gone back to Makkah and proclaimed himself a Prophet. In short, at that time when the challenge of the Quran was the knell of the disbelieving Quraish and the polytheists and the need of those people to refute it was far greater then of the modern orientalists, no one could discover any material by which he could prove that the Prophet Muhammad (peace be upon him) had some other means than revelation for obtaining that information.
  2. metne dön, dipnot 2
    One should also know that the Quran has not given this challenge only here, but also at several other places in connection with different stories. After narrating the story of the Prophet Zacharias (peace be upon him) and Mary, it was said: "These are of the “unseen" things We are revealing to you: you were not present there when the priests of the Temple were casting lots by throwing their quills to decide which of them should be the guardian of Mary: nor were you there with them when they were arguing about it.” (Surah Aal-Imran: Ayat 44). At the end of the Prophet Joseph’s (peace be upon him) story it was said: “This story which We are revealing to you is of those things that were not known to you: for you were not with the brothers (of Joseph), when they had conspired together a plot against Joseph.” (Surah Yusuf: Ayat 102). Similarly, after relating the full story of the Prophet Noah (peace be upon him), it was said: “These are some of the tidings of the unseen which We are revealing to you. You did not know these before nor did your people.” (Surah Hud: Ayat 49). That, this thing has been reiterated several times, shows that this was one of the main arguments that the Quran gave to prove its being Allah’s Word and the Prophet (peace be upon him) being a Messenger of Allah. For there was no perceptible means of knowledge available to the Prophet (peace be upon him) who was an unlettered person, apart from revelation, through which he could narrate so accurately the events that had happened hundreds and thousands of years in the past. And this was one of the important reasons why the contemporaries of the prophet (peace be upon him) were coming to believe, in larger and still larger numbers, that he was really a Prophet of Allah and has received Allah’s revelations. Now one can easily imagine how important it must have been for the opponents of the Islamic movement at that time to meet this challenge, and what efforts they must have made to collect arguments and proofs against it. One can also see that if, God forbid, there was the slightest weakness in this challenge, it would not have been at all difficult for the contemporary people to provide evidence for its refutation.

Aisha Bewley

Nor were you on the side of the Mount when We called, yet it is a mercy from your Lord so that you can warn a people to whom no warner came before, so that hopefully they will pay heed.

Al-Hilali & Khan

And you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) were not at the side of the Tûr (Mount) when We did call: [it is said that Allâh called the followers of Muhammad صلى الله عليه وسلم, and they answered His Call, or that Allâh called Mûsâ (Moses)]. But (you are sent) as a mercy from your Lord, to give warning to a people to whom no warner had come before you: in order that they may remember or receive admonition. [Tafsir At-Tabarî].

Ali Quli Qarai

And you were not on the side of the Mount when We called out [to Moses], but [We have sent you as] a mercy from your Lord that you may warn a people to whom there did not come any warner before you, so that they may take admonition.

Amatul Rahman Omar

And you were not (present) at the foot of the Mount (with Moses) when We called (to you); but all these (revelation) are from the mercy of your Lord, so that you may warn the people to whom no Warner had come (for a long time) before you, that they may attain eminence.

Arthur John Arberry

Thou wast not upon the side of the Mount when We called; but for a mercy from thy Lord, that thou mayest warn a people to whom no warner came before thee, and that haply they may remember.

Bijan Moeinian

You were also not present in that side of the Mount Sinai that I called Moses [for the first time. ] All these revealed to you is a part of My mercy to these people to whom a guide is not sent for the longest time. May they learn [priceless] lessons from it.

E. Henry Palmer

Nor wast thou by the side of the mountain when we called; but it is a mercy from thy Lord, that thou mayest warn a people to whom no warner has come before thee; haply they may be mindful!

Edip-Layth

Nor were you on the side of the mount when We called. But it is a mercy from your Lord, so that you may warn a people who received no warner before you, perhaps they may take heed.

George Sale

Nor wast thou present on the side of the mount, when We called unto Moses: But thou art sent as a mercy from they Lord; that thou mightest preach unto a people to whom no preacher hath come before thee, that peradventure they may be warned;

Hamid S. Aziz

But We raised up other generations, and long were the ages that passed over them; but you were not a dweller among the people of Midian, reciting to them Our signs; but We kept sending our Messengers.

Mahmoud Ghali

And in no way were you beside At- Tûr (i. e., the Mount) as We called out. But it is a mercy from your Lord, that you may warn a people to whom in no way did (any) warner come up even before you, that possibly they would remind themselves.

Marmaduke Pickthall

And thou was not beside the Mount when We did call; but (the knowledge of it is) a mercy from thy Lord that thou mayst warn a folk unto whom no warner came before thee, that haply they may give heed.

Mohamed Ahmed - Samira

You were not present on the side of Mount Sinai when We called. And all this (knowledge that you are given) is by the grace of your Lord so that you may warn a people to whom no admonisher had come before you, that they may take heed;

Muhammad Asad

And neither wert thou present on the slope of Mount Sinai when We called out [to Moses]: but [thou, too, art sent] as an act of thy Sustainer’s grace, to warn people to whom no warner has come before thee, so that they might bethink themselves [of Us];

Mustafa Khattab

And you were not at the side of Mount Ṭûr when We called out ˹to Moses˺. But ˹you have been sent˺ as a mercy from your Lord to warn a people to whom no warner has come before you, so perhaps they may be mindful.

Progressive Muslims

Nor were you on the slope of the mount when We called. But it is a mercy from your Lord, so that you may warn a people who received no warner before you, perhaps they may take heed.

Rashad Khalifa

Nor were you on the slope of Mount Sinai when we called (Moses). But it is mercy from your Lord, (towards the people,) in order to warn people who received no warner before you, that they may take heed.

Sahih International

And you were not at the side of the mount when We called [Moses] but [were sent] as a mercy from your Lord to warn a people to whom no warner had come before you that they might be reminded.

Sam Gerrans

And thou wast not on the side of the mount when We called; but as mercy from thy Lord[...], that thou warn a people to whom no warner came before thee, that they might take heed.

Shabbir Ahmed

And neither were you present on the slope of Mount Sinai when We called Moses. But you are sent as an act of your Lord's Grace, to warn people to whom no Warner has come before you, so that they may reflect. ((32:3), (36:6). Prophet Ishmael, the ancestor of Arabs, cannot be considered a Prophet to them since Children of Ishmael multiplied and inhabited Arabia as the Arab community long after his death. See (2:125) and introduction to Surah 11 Hud).

Syed Vickar Ahamed

And you were not at the side of (the Mountain of) Túr, when We called (to Musa). Still (O Prophet! You are sent) as a Mercy from your Lord, to give warning to a people (of Arabia) to whom had come no warner before you: In order that they may remember and receive the warning.

Taqi Usmani

And you were not at the side of (the mount) Tūr when We called (Mūsā), but it (your prophet-hood through which you knew all this) is a mercy from your Lord, so that you warn a people to whom no warner has come before you, that they may receive the advice.

The Monotheist Group

And nor were you on the side of the mount when We called. But it is a mercy from your Lord, so that you may warn a people who received no warner before you, perhaps they may take heed.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Kasas suresi, 46. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Kasas suresi, 46. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Kasas suresi, 46. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩