Diyanet İşleri
Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!
Vâkıa suresi · 41–56. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Vâkıa suresi, 41. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!
Solun halkı, ne mutsuz insanlardır o solun halkı! dipnot 1
Ve bedbaht kesime gelince... Nedir o bedbaht kesimin (cezası)?
Kötülükte ısrar edenlere gelince, nedir bu kötülük ısrarcıları(nın cezası)?
Ashab-ı Şimal (şaki olanlar; hakikati inkar edip kozalı yaşayanlar), ne ashab-ı şimaldir!
"Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal."
Soldakiler; ne yazık o soldakilere (amel defteri soldan verilenlere)!
Ve kötülükte direnenlerin yoldaşları! Kötülükte direnenlerin yoldaşları, nedir? dipnot 495
Soldakiler; ne yazık o soldakilere!
Sol tarafta bulunanlar, sol tarafta olacaklardır.
Sol tarafta bulunanlar, sol tarafta olacaklardır.
Solun adamları ise, ne solun adamları!
Eshab-i Şimal ise ne Eshab-i Şimal!
Ve solun adamları! dipnot 1 Nedir solun adamları?
Ve solun adamları! dipnot 1 Nedir solun adamları?
Ve solun adamları! dipnot 1 Nedir solun adamları?
'Ashab-ı Şimal', ne (mutsuzdur o) 'Ashab-ı Şimal'.
Solcular: (Onlar) ne solculardır!
Solcular da. Solcular kimlerdir?
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Soldakiler, ne bahtsızdır onlar!
Solun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular!
Defteri soldan verilenler… Kimlerdir defteri soldan verilenler dipnot 1 ?
Uğursuz olanlar sınıfına gelince; ne yazık uğursuz olan o kimselere!
Soldakiler, nedir o soldakiler!
Sol taraf halkı, nedir sol taraf halkı?
Ve şomluk ve uğursuzluk yaranı. Nedir şomluk ve uğursuzluk yaranı?
Vâkıa suresi, 42. ayet. فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
Zehir gibi içe işleyen yakıcı bir ateş ve yürek dağlayan bur umutsuzluk içinde olacaklar;
(Onlar,) kavurucu rüzgarlar ve yakıcı bir ümitsizlik içinde (bulacaklar kendilerini),
Semum (zehirleyici ateş, radyasyon) ve hamim (yakan su; gerçek dışı bilgi ve şartlanmalar) içinde,
Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
İliklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.
- İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde serin ve hoş olmayan kapkara dumandan bir gölge altındadırlar. Çünkü onlar bundan önce, varlık içinde sefahete dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte ısrar edip dururlardı.
İşleyen ve kaynayan bir azap içindedirler.
İşleyen ve kaynayan bir azap içindedirler.
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Bir semum ve hamim
Kavurucu bir azap ve kaynar su içindedirler.
Kavurucu bir azap ve kaynar su içindedirler.
Kavurucu bir azap ve kaynar su içindedirler.
Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,
(Ateşin mesamatlarına işleyen) sıcaklığı ve kaynar bir su,
Kızgın ateşte, kaynar sulardadırlar.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde.
(Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Onlar, iliklerine kadar işleyen ateş ile kaynar su arasında dipnot 1
Zehirli yerde, kaynar sular arasında,
İçlerine işleyen ateşin rüzgarı ve kaynar su içindedirler.
Kızgın ateş ve kaynar su içindedirler.
İliklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Vâkıa suresi, 43. ayet. وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
ve iç karartan boğucu bir gölge;
ve siyah duman gölgesinde,
Simsiyah dumandan bir gölge (Hakikatindeki kuvveleri göremez, yaşayamaz bir hal) içinde,
Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
kapkara dumandan bir gölge altındadırlar,
Ve kapkara karaltısı olan bir dumanın gölgesinde.
- İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde serin ve hoş olmayan kapkara dumandan bir gölge altındadırlar. Çünkü onlar bundan önce, varlık içinde sefahete dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte ısrar edip dururlardı.
Sıcak gölgeler altındadırlar.
Sıcak gölgeler altındadırlar.
kapkara boğucu dumandan bir gölge,
Ve zifirden bir zıll-i mağmum içinde
Ve kara bir dumanın gölgesinde,
Ve kara bir dumanın gölgesinde,
Ve kara bir dumanın gölgesinde,
Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
ve bir de kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Simsiyah bir duman gölgesinde.
Kara dumandan bir gölge altında,
ve kapkara bir dumanın gölgesinde olacak olanlardır dipnot 1 .
Kara bir dumanın gölgesinde olurlar.
Simsiyah bir duman gölgesi içinde,
Simsiyah bir duman gölgesi içinde.
Simsiyah bir gölge altındadırlar.
Vâkıa suresi, 44. ayet. لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.
(42, 43, 44) (Onlar) içlerine işleyen bir ateş ve kaynar su ile serinliği de rahatlatması da olmayan zifiri bir karanlığın içinde olacaklardır.
ne serinletici, ne de rahatlatıcı...
ne serinleten, ne de rahatlatan (bir gölge).
(Ki o gölge) ne serindir ve ne de kerim (cömertçe getirisi olan)!
Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).
serin ve hoş olmayan.
Serinletmez; zaten bir sunu değildir.
- İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde serin ve hoş olmayan kapkara dumandan bir gölge altındadırlar. Çünkü onlar bundan önce, varlık içinde sefahete dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte ısrar edip dururlardı.
Ne soğuktur, ne de yararlı.
Ne soğuktur, ne de yararlı.
ne serin, ne de rahatlatıcı!
Ne serin ne de kerim
Serin olmayan, faydası olamayan!
Serin olmayan, faydası olamayan!
Serin olmayan, faydası olamayan!
Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).
Ki (o gölge) ne serin, ne de faideli değildir.
Ne serindir, ne de hoştur.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Ne bir serinlik, ne de bir güzellik!
Ki ne serindir, ne faydalı.
(O gölge) ne serinletici ne de ferahlatıcıdır dipnot 1 .
Orası ne serinletir ne de rahatlık yüzü gösterir.
Serinlik yok, kerem yok.
Serinlik yok, bağış yok.
Ne serindir ne de cömert.
Vâkıa suresi, 45. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.
Şüphesiz ki onlar bundan önce (dünyada) şımartılmışlardı.
Çünkü onlar geçmişte refah içinde şımarıp azmıştılar;
Çünkü, geçmişte onlar kendilerini tamamen hazlara kaptırmışlardı,
Muhakkak ki onlar bundan önce, dünyevi - şehvani zevklerin bolluğu içinde şımarandılar!
Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.
Aslında, onlar, bundan önce ellerine güç geçirmiş olanlardı.
- İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde serin ve hoş olmayan kapkara dumandan bir gölge altındadırlar. Çünkü onlar bundan önce, varlık içinde sefahete dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte ısrar edip dururlardı.
Bundan önce onlar konfor içinde şımarmışlardı.
Bundan önce onlar konfor içinde şımarmışlardı.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde keyiflerine düşkün şımarık müsriflerdi.
Çünkü onlar bundan evvel mütrefin: Keyflerine düşkün şımarık müsrifin idiler
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde zevklerine dalmışlardı.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde zevklerine dalmışlardı.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde zevklerine dalmışlardı.
Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.
Çünkü onlar bundan evvel şehvetlerine düşkündüler.
Çünkü onlar; bundan önce refahla şımarmışlardı.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Çünkü onlar, bundan önce (arzularının hoşuna giden şeyler içinde) şımarmış kimselerdi.
Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı.
Onlar bundan önce kendilerine verilen nimetlerle şımarmış kimselerdi dipnot 1 .
Onlar buraya gelmeden önce şımartılmışlardı.
Çünkü onlar, bundan önce (haramlar içinde) şımarmış kimselerdi.
Çünkü onlar, bundan önce sorumsuzca ve konfor içinde yaşıyorlardı.
Çünkü şomluk yaranı, bundan önce servet ve refahla şımaranlardı.
Vâkıa suresi, 46. ayet. وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
Büyük günahı (şirki) işlemekte ısrar ediyorlar.
ve büyük ihanette ısrar etmiştiler;
çirkin günahlar işlemekte inat ediyorlardı,
O büyük suçta (Hakikatlerini inkar ederek onu yaşama yolunda çalışma yapmamakta) ısrar ederlerdi.
Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.
Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.
Ve büyük suçu işlemekte direniyorlardı.
- İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde serin ve hoş olmayan kapkara dumandan bir gölge altındadırlar. Çünkü onlar bundan önce, varlık içinde sefahete dalmışlardı. Büyük günahı işlemekte ısrar edip dururlardı.
Büyük günahı işlemekte direniyorlardı.
Büyük günahı işlemekte direniyorlardı.
Büyük günahda ısrar ediyorlardı;
Ve büyük cinayete ısrar ediyorlardı
Büyük ihanette ısrar ediyorlardı.
Büyük ihanette ısrar ediyorlardı.
Büyük ihanette ısrar ediyorlardı.
Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.
O büyük günah üzerinde ısrar ederlerdi.
Ve büyük günah işlemekte direnip dururlardı.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
O büyük günahta /şirkte dipnot 1 ısrar ederlerdi dipnot 2 .
Israrla büyük günahları dipnot 1 işler dururlardı,
Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı
Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
O büyük günah üzerinde ısrar edip dururlardı.
Vâkıa suresi, 47. ayet. وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?"
(47, 48) Şöyle diyorlardı: "Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?"
ve "Ne yani" demiştiler, "biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
ve diyorlardı ki: "Ne Yani! Biz ölüp de toz ve kemik yığını haline geldikten sonra mı diriltileceğiz yeniden?
"Ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten yeni bir bedenle yaşama devam edecek miyiz = ba's olunacak mıyız?" derlerdi.
Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?
Şöyle diyorlardı: "Öldüğümüz ve toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı? Gerçekten, bize yeniden yaşam mı verilecek?"
- Şöyle diyorlardı: "Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz? Eski atalarımız da mı?" De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de,belli bir günün randevusunda bir araya getirileceklerdir."
Diyorlardı ki, "Biz öldükten, toz ve kemiğe dönüştükten sonra mı diriltileceğiz?"
Diyorlardı ki, 'Biz öldükten, toz ve kemiğe dönüştükten sonra mı diriltileceğiz?'
ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten biz mi bir daha diriltileceğiz?
Ve diyorlardı ki: Öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz vakıt mi? Cidden biz mi mutlak ba'solunacakmışız?
Ve "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz?" diyorlardı.
Ve "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz?" diyorlardı.
Ve "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz?" diyorlardı.
Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Bir de "Biz öldüğümüz, bir toprak ve bir yığın kemik olduğumuz vakit mı, hakıykaten biz mi diriltilib kaldırılacakmışız?" derlerdi.
Ve derlerdi ki: Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, gerçekten biz mi yeniden diriltileceğiz?
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
"Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz?" diyorlardı.
Ve diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
Şöyle derlerdi: "Ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra mı! Biz gerçekten tekrar diriltilecek miyiz dipnot 1 !
"Ölüp toprağa ve kemiklere dönüştükten sonra gerçekten kalkacak mıyız!" diye söylenirlerdi,
Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz? diyorlardı
-Biz ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar mı dirileceğiz? diyorlardı.
Ve şöyle derlerdi: "Ölünce mi, toprak ve kemik haline gelince mi, sahi o zaman mı yeniden diriltileceğiz?"
Vâkıa suresi, 48. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
"Evvelki atalarımız da mı?"
(47, 48) Şöyle diyorlardı: "Hem biz hem de önceki atalarımız, ölüp toprak ve kemik hâline geldikten sonra (yeniden) diriltilecekmişiz, öyle mi?"
Önden giden atalarımız da (diriltilecek), öyle mi?"
Ve eski atalarımız da mı?"
"Evvelki atalarımız da mı?" derlerdi.
"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"
Önceki atalarımız da mı?
"Önceki atalarımız da mı?"
- Şöyle diyorlardı: "Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz? Eski atalarımız da mı?" De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de,belli bir günün randevusunda bir araya getirileceklerdir."
"Önceki atalarımız da mı?"
'Önceki atalarımız da mı?'
Önceki atalarımız da mı?"
Ya evvelki atalarımız da mı?
"Bizden önce ölmüş olan atalarımız da mı?"
Bizden önce ölmüş olan atalarımız da mı?
Bizden önce ölmüş olan atalarımız da mı?
"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"
"Evvelce geçmiş atalarımız da mı?"
Önce gelmiş geçmiş atalarımız da mı?
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
"Daha önceki atalarımız da mı?"
"Önceki atalarımız da mı?"
Geçmiş atalarımız da mı dipnot 1 !"
"Eski atalarımız da mı kalkacak!" derlerdi.
Daha önceki atalarımızda mı?
Daha önceki atalarımızda mı? ..
"Önceki atalarımız da mı?"
Vâkıa suresi, 49. ayet. قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ
(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."
De ki: "Hem öncekiler (atalarınız) hem de sonrakiler,
De ki: "Şüphesiz hem öncekiler hem de sonrakiler,
De ki: "Daha önce yaşamış olanlar da, sonrakiler de
De ki: "Muhakkak ki evvelkiler de sonrakiler de,"
De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de."
De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,
De ki: "Kuşkusuz, hem öncekiler hem sonrakiler!"
- Şöyle diyorlardı: "Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz? Eski atalarımız da mı?" De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de,belli bir günün randevusunda bir araya getirileceklerdir."
De ki: "Öncekiler de, sonrakiler de."
De ki, 'Öncekiler de, sonrakiler de.'
De ki: "Muhakkak. Öncekilerin ve sonrakilerin tümü,
De ki: Muhakkak bütün evvelin ve ahirin
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de diriltilecekler."
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de diriltilecekler."
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de diriltilecekler."
De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de."
Söyle: "Şüphesiz hem evvelkiler, hem sonrakiler,
De ki: Şüphesiz hem öncekiler, hem sonrakiler,
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
De ki: "Hem öncekiler, hem sonrakiler."
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."
Onlara de ki: "Öncekiler de sonrakiler de dipnot 1 ,
Onlara şimdiden de ki "Evet, eskiler de sonrakiler de
De ki: Öncekiler de sonrakiler de…
De ki: -Öncekiler de sonrakiler de.
De ki: "Öncekiler de sonrakiler de."
Vâkıa suresi, 50. ayet. لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ
(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."
Bilinen bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaksınız." dipnot 1
elbet (sadece Allah tarafından) bilinen bir günün belirli vaktinde bir araya toplanacaklar.
(yalnızca Allah tarafından) bilinen bir Gün'ün belirlenmiş olan bir vaktinde bir araya getirilecekler;
"Bilinen bir sürecin buluşma vaktinde elbette toplanacaklardır!"
"Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
Bilinen bir günün, belirlenmiş bir zamanında kesinlikle toplanacaklar.
- Şöyle diyorlardı: "Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı yeniden diriltileceğiz? Eski atalarımız da mı?" De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de,belli bir günün randevusunda bir araya getirileceklerdir."
"Bilinen günün buluşma anı için toplanacaklardır."
'Bilinen günün buluşma anı için toplanacaklardır.'
belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır!"
Labüd cem' olunacaklar mikatına ma'lum bir günün
Bilinen günün belli olan zamanında kesinlikle toplanmış olacaklar.
Bilinen günün belli olan zamanında kesinlikle toplanmış olacaklar.
Bilinen günün belli olan zamanında kesinlikle toplanmış olacaklar.
"Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
ma'lum bir günün muayyen vaktında behemehal toplanacaklardır".
Belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.
"Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır."
bilinen günün belirlenen vaktinde (diriltilip), kesinlikle bir araya toplanacaklardır dipnot 1 ."
Hepsi belli günün belli vaktinde bir araya toplanacaklardır."
Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.
Belli bir günün, belli bir vaktinde bir araya getirileceksiniz.
Bilinen bir günün buluşma vakti/buluşma yerinde mutlaka biraraya getirileceklerdir.
Vâkıa suresi, 51. ayet. ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
Sonra siz ey yalancı sapkınlar!
Sonra siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
ve o zaman, siz ey yoldan sapmış ve hakikati yalanlamış olanlar,
Sonra muhakkak ki siz ey (Hakikati) yalanlayıcı sapkınlar. . .
Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,
Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!
Sonra, aslında siz; ey yoldan çıkmış yalanlayıcılar!
Sonra, siz ey yalancı sapıklar!
"Sonra da siz, ey sapıtmışlar, ey yalanlayıcılar"
'Sonra da siz, ey sapıtmışlar, ey yalanlayıcılar,'
Sonra siz, ey sapık inkarcılar,
Sonra siz, ey sapgın münkirler!
Sonra siz, ey gerçekten sapkınlıkta olan yalancılar!
Sonra siz, ey gerçekten sapkınlıkta olan yalancılar!
Sonra siz, ey gerçekten sapkınlıkta olan yalancılar!
Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,
Sonra hakıykaten siz, ey sapkınlar ve tekzibciler,
Sonra gerçekten siz ey sapıklar, yalanlayıcılar;
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Sonra gerçekten sizler ey sapıklar, yalanlayıcılar!
Sonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız).
Sonra siz, ey yalan söyleyip duran sapkınlar dipnot 1 !
Siz, ey yoldan çıkmış yalancılar!
Sonra siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
-Sonra siz, ey sapıklar, yalanlayanlar!
Ve siz de ey sapık yalanlayıcılar!
Vâkıa suresi, 52. ayet. لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ
(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.
(52, 53) Elbette zakkum ağacından dipnot 1 yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Elbet siz de o ağaçtan, zehirli cehennem ağacından yiyeceksiniz.
siz kesinlikle ağulu meyve ağacından tadacaksınız,
Elbette (siz) zakkum ağaçlarından (kendinizi yalnızca beden kabullenmenin sonucu meyvelerinden) yiyeceksiniz.
Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Zakkum ağacından kesinlikle yiyeceksiniz.
- Kesinlikle zakkum ağacından yiyeceksiniz. Onunla karınlarınızı dolduracaksınız.
"Zakkum ağacından yiyeceksiniz."
'Zakkum ağacından yiyeceksiniz.'
mutlaka bir ağaçtan, zakkumdan yersiniz,
Labüd yersiniz de bir ağaçtan, zakkumdan
Kesinlikle zakkum ağacından yiyecek olanlarsınız!
Kesinlikle zakkum ağacından yiyecek olanlarsınız!
Kesinlikle zakkum ağacından yiyecek olanlarsınız!
Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.
Muhakkak ki zakkum ağacından yiyecek (kimse) (ersiniz,
Muhakkak ki yiyeceksiniz zakkum ağacından.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
(Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler,
Kesinlikle zakkum ağacından yiyeceksiniz dipnot 1 .
Siz zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Elbette yiyeceksiniz zakkum ağacından!
Elbette yiyeceksiniz zakkum ağacından!
Zakkumdan bir ağaçtan mutlaka yiyeceksiniz/yiyecekler.
Vâkıa suresi, 53. ayet. فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
(52, 53) Elbette zakkum ağacından dipnot 1 yiyenler ve karınlar(ını) ondan dolduranlar (olacaksınız).
Artık karınları onunla dolduracaksınız.
ve karnınızı onunla dolduracaksınız,
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.
Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
Böylece, karnınızı onunla dolduracaksınız.
- Kesinlikle zakkum ağacından yiyeceksiniz. Onunla karınlarınızı dolduracaksınız.
"Onunla karnınızı dolduracaksınız."
'Onunla karnınızı dolduracaksınız.'
karınlarınızı onunla doldurursunuz,
Doldurursunuz da karınlarınızı ondan
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız!
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız!
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız!
Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.
Öyle ki karınlarınızı hep ondan doldurucularsınız,
Karınlarınızı dolduracaksınız hep ondan.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Karınlarınızı hep ondan dolduracaksınız.
Onunla karınları(nı) dolduracaklar,
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız dipnot 1 .
Karnınızı onunla dolduracaksınız.
Karınlarınızı dolduracaksınız hep ondan!
Karınlarınızı dolduracaksınız hep ondan!
Karınları dolduracaklar ondan,
Vâkıa suresi, 54. ayet. فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.
(54, 55) Üzerine (bir) de susamış develer(in su içişi) gibi insanın içine işleyen kaynar sudan içeceksiniz.
Üzerine yürek dağlayan kavurucu (umutsuzluğu) içeceksiniz;
ve yakıcı ümitsizliği (yudum yudum) içeceksiniz,
Onun üstüne yakıcı sudan içeceksiniz.
Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.
Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
Ardından, üstüne kaynar su içeceksiniz.
- Onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz. Onu susuz develerin içişi gibi içeceksiniz. İşte, yargı günü onların ziyafeti böyle olacaktır.
"Ve üzerine kaynar su içeceksiniz."
'Ve üzerine kaynar su içeceksiniz.'
üstüne de kaynar su içersiniz,
İçersiniz de üstüne o hamimden
Sonra da onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz.
Sonra da onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz.
Sonra da onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz.
Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.
üstüne de o kaynar sudan içeceklersiniz.
Üstüne de içeceksiniz o kaynar sudan.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
Üzerine de kaynar su içeceklerdir.
Üzerine kaynar sudan içeceksiniz dipnot 1 .
Üzerine kaynar su içeceksiniz.
Üstüne içeceksiniz kaynar sudan!
Üstüne içeceksiniz kaynar sudan!
Üzerine içecekler kaynar sudan,
Vâkıa suresi, 55. ayet. فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
(54, 55) Üzerine (bir) de susamış develer(in su içişi) gibi insanın içine işleyen kaynar sudan içeceksiniz.
hummalı develerin kanma bilmeyen içişi gibi..."
doymak bilmez susuz develerin içişi gibi içeceksiniz!"
Hastalığı dolayısıyla suya doymak bilmeyen develer gibi içeceksiniz onu.
Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz.
Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
Öyle ki, içtikçe susayan develerin içtiği gibi içeceksiniz.
- Onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz. Onu susuz develerin içişi gibi içeceksiniz. İşte, yargı günü onların ziyafeti böyle olacaktır.
"Susamış devenin içişi gibi içeceksiniz."
'Susamış devenin içişi gibi içeceksiniz.'
susuzluk illetine tutulmuş kanmak bilmeyen develerin içişi gibi içersiniz.
İçersiniz hüyam ılletine tutulmuş kanmak bilmez develer gibi
Hem de susuz kalmış develerin içişi gibi içeceksiniz.
Hem de susuz kalmış develerin içişi gibi içeceksiniz.
Hem de susuz kalmış develerin içişi gibi içeceksiniz.
Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz.
(O suretle ki) susamış develerin içişi gibi içeceklersiniz.
Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
(41-55) Solun sahipleri! nedir solun sahipleri? Alev ve kaynar suyun olduğu, ikramın ve serinliğin olmadığı sıcak bir gölgenin içindedirler, b undan önce onlar keyiflerine düşkün idiler , b üyük bir günah üzerinde ısrar ediyorlardı , diyorlardı ki, öldüğümüz, kemik ve toprak olduğumuz vakit , kesin, diriltilecek miyiz? Evvelki babalarımız da mı? De ki kesinlikle! evvelkiler de sonrakiler de bilinen günün belirlenmiş vaktinde toparlanacaklar. Sonra Ey yalancı sapmışlar! sizler, Zakkum bir ağaçtan yiyeceksiniz, onunla karnınızı dolduracaksınız ve üzerine de kaynar su içeceksiniz susamış devenin içişi gibi içeceksiniz, din günü indirilişiniz bu şekilde olacaktır.
Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz.
Susuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir!
Susuzluktan dipnot 1 yanıp kavrulmuş develerin içmesi gibi içeceksiniz.
Susuzluktan yanıp kavrulmuş kimseler gibi içeceksiniz.
Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz!
Susamış develerin içişi gibi içeceksiniz!
Susuzluktan çıkmış develerin içişi gibi içecekler.
Vâkıa suresi, 56. ayet. هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.
Hesap gününde onların ağırlanması(!) böyle (olacak)tır!
Hesap Günü onların ağırlanışı işte böyle olacak.
Hesap Günü onların karşılanışı işte böyle olacak!
Din (sistemin - Sünnetullah'ın gerçekliğinin fark edildiği) gününde, onların nüzulü (onlarda açığa çıkacak olan) işte budur!
İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!
Yargı Günü'ndeki ziyafetleri, işte böyledir.
- Onun üzerine kaynar sudan içeceksiniz. Onu susuz develerin içişi gibi içeceksiniz. İşte, yargı günü onların ziyafeti böyle olacaktır.
Yargı gününde işte böyle ağırlanacaklardır.
Yargı gününde işte böyle ağırlanacaklardır.
İşte ceza gününde onların konuklukları (ağırlanışları) böyledir!
İşte bu onların konuklukları o din günü (ceza günü)
İşte bu, Din Günü'nde dipnot 1 onların ziyafetleridir.
İşte bu, Din Günü'nde dipnot 1 onların ziyafetleridir.
İşte bu, din gününde dipnot 1 onların ziyafetleridir.
İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
İşte ceza günü onlara (çekilecek) ziyafet budur!
İşte ceza günü onlara sunulacak ziyafet budur.
(3, 9, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 74, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 94, 95, 96) Sizleri biz yarattık hala onaylamıyor musunuz / tasdik etmiyor musunuz? Döktüğünüz şeyi / meniyi görmüyor musunuz siz mi onu yaratıyorsunuz yoksa biz mi yaratıcıyız? Sizin aranızda ölümü biz ayarladık / takdir ettik, sizi benzerlerinizle değiştirmede ve bilemediğiniz şekilde yeniden inşa etmede bizi geçemezsiniz. Kesin olan şu ki, ilk yaratılışınızı / ilk inşanızı bildiniz , halde hatırlasanıza. Neyi ektiğinizi görmüyor musunuz? Siz mi onu yetiştiriyorsunuz / ziraat ediyorsunuz yoksa biz mi onu ziraat ediyoruz ? Eğer istesek, onu çerçöp halinde yapardık , siz de şaşırır kalırdınız. Biz borca girdik ve üstelikte mahrum bırakıldık derdiniz. İ çtiğiniz suyu görmüyor musunuz? Bulut'tan onu siz mi indiriyorsunuz yoksa biz mi indiriciyiz ? Eğer i stesek onu acı yapardık. O halde teşekkür etsenize. Yaktığınız ateşi görmüyor musunuz? Onun ağacını siz mi yarattınız / inşa ettiniz yoksa biz mi inşa atçıyız? Biz onu / ateşi (cehennemin) hatırlanması için ve de ihtiyaç giderici geçimlik malzeme / meta yaptık. Çok büyük olan Rabbinin ismini üstün tut. Yemin olsun yıldızlarda vuku bulacaklara. Eğer bilebilirsen ki bu yemin, kesinlikle çok büyük bir yemindir. Kesinlikle o , ikam eden bir Kur’andır, titizlikle saklanan kitaptadır, ona temiz olandan başkası el süremez (istese de dokunamaz) alemlerin Rabbinden indirilmedir. Sizler bu anlatıyı hor mu görüyorsunuz? Rızkınızı siz mi yap ıyorsunuz? Kesinlikle siz yalanlamış oluyorsunuz? (Rızkı biz kazandık deyince bizi yok saymış oluyorsunuz) Boğazınızda (ölüm) olgunlaştığı vakit, sizler o süre boyunca bakar kalırsınız , biz ona sizden daha yakınız ve lakin siz göremezsiniz. Eğer ki sizler hesap dışındaysanız, (Size hesap sorulmayacaksa) eğer ki doğruysanız, onu geri döndürün / geri çevirin. Amma eğer o / ölen sağın halkı idiyse sağın halklarından selam sana. Amma eğer o, sapmış yalancılardan idiyse indirilecek olan kaynar sudur ve cehenneme salınır. Kesinlikle bu yaşanacak bir hakikattir. Çok büyük Rabbinin ismini üstün tut.
İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
İşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir.
Bu, her şeyin karşılığını bulacağı dipnot 1 günde onlara verilen ziyafettir dipnot 2 !
Bu, uğursuz olanların hesap verme günü ağırlanma biçimidir.
Hesap günü onların ziyafeti budur
Hesap günü onların ziyafeti budur.
Din gününde ağırlanışları böyledir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.