Diyanet İşleri
Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin, senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar.
Zuhruf suresi · 57–65. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Zuhruf suresi, 57. ayet. وَلَمَّا ضُرِبَ ٱبْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ
Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin, senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar.
Meryem oğlu (İsa, Kur'an'da) bir örnek olarak anlatılınca, kavmin(den bazıları) hemen sevinç çığlıkları atmaya başlamışlardı. dipnot 1
Ne zaman Meryem'in oğlu örneği gündeme getirilse, senin kavmin bu yüzden başlar şamata yapmaya;
Şimdi, ne zaman Meryem'in oğlu(nun tabiatı) örnek olarak ortaya getirilse, (ey Muhammed,) senin kavmin bu yüzden yaygarayı basar;
Meryemoğlu bir ibretlik örnek olarak ortaya konulduğunda, toplumun hemen ondan yüz çevirdiler. . .
Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.
Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.
Meryem Oğlu da örnek olarak verilince, senin toplumun bağrışmaya başladı.
- Meryem'in oğlu örnek gösterilince, senin toplumun hemen yaygarayı basarlar ve "Bizim tanrılarımız mı daha iyidir, yoksa o mu?" derler. Tartışmak için bu örneği verirler. Doğrusu onlar çok kavgacı bir toplumdur.
Meryem oğlu bir örnek olarak gösterilince senin halkın hemen reddetti.
Meryemoğlu bir örnek olarak gösterilince senin halkın hemen reddettiler.
Meryem oğlu İsa bir misal olarak ortaya atıldığında kavmin hemen ondan çığrıştılar:
Ve vakta ki Meryemin oğlu bir mesel olarak ortaya atıldı derhal kavmin ondan çığrıştılar
Meryem Oğlu örnek olarak anlatılınca, halkın hemen yaygara yaptı;
Meryem oğlu örnek olarak anlatılınca, halkın hemen yaygara yaptı;
Meryem oğlu örnek olarak anlatılınca, halkın hemen yaygara yaptı;
Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar.
Meryem oğlu bir misal olarak (öne) atılınca hemen senin kavmin bundan (şımarıb haykıra haykıra) gülüyorlar.
Meryem'in oğlu misal olarak verilince; senin kavmin hemen bağrıştı.
(57-60) Meryem oğlu misali verilince , kavmi yaygarayı basıyordu, dediler ki ilahlarımız mı hayırlı yoksa O mu? Bunu sana sırf mücadele olsun diye örnek verdiler , bilakis onlar kavgacı / hasım kavimdirler , O, üzerinde nimetimiz olan bir kuldur onu İsrail oğullarına örnek yaptık, isteseydik sizden melekler var ederdik, sizden arzı devralanlar / halifeler olurlardı.
Meryem oğlu bir misal olarak verilince hemen senin kavmin bundan dolayı bağrışıp çağrışmaya koyuldu.
Meryem oğlu, bir misal olarak anlatılınca hemen kavmin, ondan ötürü yaygarayı bastılar:
Senin halkın Meryemoğlu (İsa) örnek verilince hemen yaygarayı basıyor.
Meryemoğlu İsa örnek verilince senin halkın hemen yaygarayı basıyor.
Meryem oğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar.
Meryem'in oğlu örnek olarak verilince, kavmin ondan (konuyu) saptırıyor:
Meryem'in oğlu, bir örnek olarak ortaya konunca, senin toplumun buna karşı hemen bağırıp çağırmaya başladı.
Zuhruf suresi, 58. ayet. وَقَالُوٓا۟ ءَأَٰلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًۢا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ
"Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?" dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.
(Müşrikler) "Bizim ilahlarımız mı hayırlı, yoksa o mu?" demişlerdi. Bunu sana ancak tartışmak için söylemişlerdi. Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.
ve "Bizim ilahlarımız mı daha değerli, yoksa O mu?" derler. Onlar bu karşılaştırmayı, seninle sadece polemiğe girmek için yaparlar: Kesinlikle evet, gerçekte onlar, müzmin muhalif bir kavimdirler.
ve "Hangisi daha iyi, bizim ilahlarımız mı yoksa o mu?" derler. (Ama) onlar bu mukayeseyi, yalnızca, sırf muhalefet olsun diye senin önüne getirirler. Evet, onlar kavgacı/tartışmacı bir toplumdur!
Dediler ki: "Bizim tanrılarımız mı hayırlı yoksa O mu?". . . Bunu sadece seninle çekişmek için ileri sürdüler! İşte onlar çekişmeyi seven bir toplumdur!
Dediler ki: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" Onu yalnızca bir tartışma konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir.
Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur.
Ve şöyle dediler: "Bizim tanrılarımız mı daha iyi; O mu?" Sana, bu örneği, seninle tartışmaktan başka bir amaçla vermediler. Hayır, onlar, kavgacı bir toplumdur.
- Meryem'in oğlu örnek gösterilince, senin toplumun hemen yaygarayı basarlar ve "Bizim tanrılarımız mı daha iyidir, yoksa o mu?" derler. Tartışmak için bu örneği verirler. Doğrusu onlar çok kavgacı bir toplumdur.
"Bizim tanrılarımız mı daha iyidir yoksa o mu?" dediler. Sadece seninle tartışmak için bunu söylediler. Onlar gerçekte, kavgacı bir toplumdur.
'Bizim tanrılarımız mı daha iyidir yoksa o mu?' dediler. Sadece seninle tartışmak için bunu söylediler. Onlar gerçekte, kavgacı bir toplumdur.
"Bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" dediler. Bunu sana sadece bir tartışma olsun diye fırlattılar (ortaya attılar). Doğrusu onlar çok kavgacı bir kavimdirler.
Ya! dediler: bizim ilahlarımız mı hayırlı? Yoksa o mu? Bunu sana sırf bir cidal olarak fırlattılar, doğrusu onlar çok husumetli bir kavimdirler
Ve: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa o dipnot 1 mu?" dediler. Bu örneği, yalnızca sana muhalefet etmek için verdiler. Doğrusu onlar çok düşmanca davranan bir halktır.
Ve: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa o dipnot 1 mu?" dediler. Bu örneği, yalnızca sana muhalefet etmek için verdiler. Doğrusu onlar çok düşmanca davranan bir halktır.
Ve: "Bizim ilahlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa o dipnot 1 mu?" dediler. Bu örneği, yalnızca sana muhalefet etmek için verdiler. Doğrusu onlar çok düşmanca davranan bir toplumdur.
Dediler ki: "Bizim tanrılarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?" Onu yalnızca bir tartışma konusu olsun diye (örnek) verdiler. Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir.
Dediler ki: "Bizim Tanrılarımız mı hayırlı, yoksa O mu"? Bunu sana (Habibim, baatıl) bir mücadeleden başka (maksadla) irad etmediler. Daha doğrusu onlar çok düşman bir kavmdir.
Ve: Bizim tanrılarımız mı, yoksa o mu daha iyidir? dediler. Sana böyle demeleri, sadece tartışmaya girişmek içindir. Hayır, onlar kavgacı bir kavimdir.
(57-60) Meryem oğlu misali verilince , kavmi yaygarayı basıyordu, dediler ki ilahlarımız mı hayırlı yoksa O mu? Bunu sana sırf mücadele olsun diye örnek verdiler , bilakis onlar kavgacı / hasım kavimdirler , O, üzerinde nimetimiz olan bir kuldur onu İsrail oğullarına örnek yaptık, isteseydik sizden melekler var ederdik, sizden arzı devralanlar / halifeler olurlardı.
"Bizim ilahlarımız mı daha iyidir; yoksa o mu?" dediler. Bunu sana sadece tartışmak için söylüyorlar. Zaten onlar, kavgacı bir toplumdur.
"Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sadece tartışma için sana misal verdiler. Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.
Şöyle diyorlar: "Bizim ilahlarımız mı iyi, yoksa Meryemoğlu mu dipnot 1 ?" Bu karşılaştırmayı sadece seninle çekişmek için yapıyorlar. Aslında onlar, düşmanca davranan bir topluluktur.
"Bizim ilahlarımız mı iyi, yoksa o mu?" diyorlar. Böyle bir karşılaştırmayı, sırf tartışma çıksın diye yapıyorlar. Aslında onlar, yaygaracı tartışmadan yana bir topluluktur.
Bizim ilahlarımız mı daha iyidir; yoksa o mu? dediler. Bunu sana sadece tartışmak için söylüyorlar. Zaten onlar kavgacı bir toplumdur.
-Bizim ilahlarımız mı daha iyidir, yoksa o mu? diyerek... Bunu sana sadece tartışmak için söylüyorlar. Zaten onlar kavgacı bir toplumdur.
Dediler ki: "Bizim tanrılarımız mı hayırlı, o mu?" Bunu sana sadece çekişme olsun diye örnek verdiler. Çekişmeyi seven bir toplumdur onlar.
Zuhruf suresi, 59. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَٰهُ مَثَلًا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur.
O (İsa), kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek (delil) kıldığımız bir kuldan başkası değildir.
(İsa'ya gelince): O sadece kendisine ihsan ettiğimiz ve İsrailoğullarına model kıldığımız bir kuldur.
(İsa'ya gelince,) o sadece (bir insandır) kendisini (peygamberlikle) onurlandırdığımız ve İsrailoğulları için örnek kıldığımız bir kul(umuz).
O ancak kendisine in'amda bulunduğumuz ve kendisini İsrailoğullarına bir ders alınası örnek kıldığımız bir kuldur.
O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık.
O, sadece kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
O, yalnızca kendisini nimetlendirdiğimiz bir kuldur. Ve Onu, İsrailoğulları için örnek yaptık.
İsa, kendisine nimet verdiğimiz ve kendisini İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldan başka bir şey değildir.
O, kendisine iyilikte bulunduğumuz bir kuldan başka bir şey değildi. Onu İsrail oğullarına bir örnek kıldık.
O, kendisine iyilikte bulunduğumuz bir kuldan başka bir şey değildi. Onu İsrailoğullarına bir örnek kıldık.
Hayır, o (İsa) kendisine nimet verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız halis bir kuldur.
Hayır o ilah değil, halis bir kuldur, biz ona in'am ettik ve kendisini Beni İsrail için bir mesel yaptık
dipnot 1 kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur.
O dipnot 1 kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur.
İsa, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur.
O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve onu İsrailoğulları'na bir örnek kıldık.
O, bizim kendisine ni'met verdiğimiz, İsrail oğullarına (ibret verici) bir misal yapdığımız bir kuldan başkası değildi.
O; kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
(57-60) Meryem oğlu misali verilince , kavmi yaygarayı basıyordu, dediler ki ilahlarımız mı hayırlı yoksa O mu? Bunu sana sırf mücadele olsun diye örnek verdiler , bilakis onlar kavgacı / hasım kavimdirler , O, üzerinde nimetimiz olan bir kuldur onu İsrail oğullarına örnek yaptık, isteseydik sizden melekler var ederdik, sizden arzı devralanlar / halifeler olurlardı.
O, yalnızca kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.
O, sadece kendisine ni'met verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Meryemoğlu sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur dipnot 1 .
Meryem oğlu İsa sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
O, yalnızca kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.
O, yalnızca kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek yaptığımız bir kuldur.
Meryem'in oğlu, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek yaptığımız bir kuldu.
Zuhruf suresi, 60. ayet. وَلَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَٰٓئِكَةً فِى ٱلْأَرْضِ يَخْلُفُونَ
Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.
Dileseydik içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
Ve eğer isteseydik, elbet sizi de birbiri ardınca gelen melekler yapabilirdik.
Ve eğer isteseydik, (siz ey meleklere tapanlar,) sizi yeryüzünde birbiri ardından gelen melekler yapardık!
Eğer dileseydik, sizden melekler oluştururduk, arzda halife olacak (ama melekiyeti bünyesinde barındıran beşer olarak meydana getirdik sizi)!
Eğer biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı.
Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
Eğer dileseydik, yeryüzünde yerinize geçecek melekler, kendi aranızdan kesinlikle yapardık.
Eğer dileseydik, sizin yerinizde yeryüzünde melekler yaratırdık.
Dileseydik sizi, yeryüzünü koloni haline getiren meleklere çevirirdik.
Dileseydik sizi, yeryüzünü koloni haline getiren meleklere çevirirdik.
Dilersek sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaparız.
Ve dilersek sizlerden de Melaike yaparız Arzda halef olurlar
Eğer isteseydik sizi yeryüzünde birbirinizin ardı sıra gelen melekler dipnot 1 yapardık.
Eğer isteseydik sizi yeryüzünde birbirinizin ardı sıra gelen melekler dipnot 1 yapardık.
Eğer isteseydik sizi yeryüzünde birbirinizin ardı sıra gelen melekler dipnot 1 yapardık.
Eğer biz dilemiş olsaydık, elbette sizden melekler kılardık; yeryüzünde (size) halef (yerinize geçenler) olurlardı.
Eğer biz dileseydik size bedel elbet yer (yüzün) de, ardınızda kalacak, melekler yaratırdık.
Şayet dileseydik; sizden, yeryüzünde sizin yerinizi tutacak melekler var ederdik.
(57-60) Meryem oğlu misali verilince , kavmi yaygarayı basıyordu, dediler ki ilahlarımız mı hayırlı yoksa O mu? Bunu sana sırf mücadele olsun diye örnek verdiler , bilakis onlar kavgacı / hasım kavimdirler , O, üzerinde nimetimiz olan bir kuldur onu İsrail oğullarına örnek yaptık, isteseydik sizden melekler var ederdik, sizden arzı devralanlar / halifeler olurlardı.
Eğer dileseydik, yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler var ederdik.
Eğer dileseydik, sizden şu dünyada yerinize geçen melekler yapardık.
İsteseydik içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler var ederdik.
Tercihimiz farklı olsa orada sizden melekler / melikler oluştururduk ki hakimiyeti size geçsin dipnot 1 .
Eğer dileseydik, yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler var ederdik.
Eğer dileseydik, yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler var ederdik.
Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde size halef olacak melekler vücuda getirirdik.
Zuhruf suresi, 61. ayet. وَإِنَّهُۥ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَٱتَّبِعُونِ هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Şüphesiz o Kıyametin (kopacağının) bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.
Şüphesiz ki o, (Son) Saat için bir bilgidir. dipnot 1 Ondan şüphe etmeyin ve bana uyun! dipnot 2 Bu doğru yoldur.
İyi bilin ki o (Kur'an) Son Saat'in (geleceğine) ilişkin tarifsiz bir bilgi kaynağıdır; şu halde bu konuda asla şüpheye düşmeyin ve Bana uyun: İşte bu dosdoğru yoldur!
Bakın, bu (ilahi kelam) Son Saati(n geleceğini) bildiren bir araçtır; o halde (Son Saat) hakkında hiçbir şüpheye kapılmayın ve Bana uyun; dosdoğru yol (yalnız) budur.
Muhakkak ki O, o Saat için bir ilimdir. . . Ondan şüphe etmeyin ve bana tabi olun! Bu, işin doğrusudur!
Şüphesiz o, kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur.
Şüphesiz ki o (İsa), kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir. Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu, dosdoğru yoldur.
Aslında, O, evrenlerin sonu için de bir bilgidir. Artık, Onun hakkında sakın kuşkuya düşmeyin ve Bana bağlı kalın. Dosdoğru yol, işte budur. dipnot 424
Şüphesiz Kur'an, kıyametin kopacağını bildirir. Kıyamet hakkında hiç şüphe duymayınız. Bana tabi olunuz. Dosdoğru yol budur.
O (İsa), o an hakkında bir bilgi kaynağı ve işarettir. Öyleyse onun (zamanı) hakkında kuşku beslemeyin ve beni izleyin. Doğru yol budur. dipnot 1
O (İsa), Saat hakkında bir bilgi kaynağı ve işarettir. Öyleyse onun (zamanı) hakkında kuşku beslemeyin ve beni izleyin. Doğru yol budur.
Gerçekten o (İsa) saat için bir ilimdir (kıyametin yaklaştığını gösteren bir bilgidir). Onun için sakın kıyametin geleceğinden şüpheye düşmeyin de bana uyun, işte tek doğru yol ancak budur.
Ve hakkıkat o, saat için bir ılimdir, onun için sakın o saatin geleceğinde şekk etmeyin de bana tabi' olun, işte bu yegane doğru yoldur
Kuşkusuz o, dipnot 1 kesinlikle o Sa'at dipnot 2 için bir bilgidir. Sakın ondan kuşku duymayın! Bana uyun. Bu, dosdoğru yoldur.
Kuşkusuz o, dipnot 1 kesinlikle o Sa'at dipnot 2 için bir bilgidir. Sakın ondan kuşku duymayın! Bana uyun. Bu, dosdoğru yoldur.
Kuşkusuz o, dipnot 1 kesinlikle o Sa'at dipnot 2 için bir bilgidir. Sakın ondan kuşku duymayın! Bana uyun. Bu, dosdoğru yoldur.
Şüphesiz o, kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametten) yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur.
Şüphesiz ki o, saat (in) ilmi (kendisiyle bilinenlerden) dir. Artık buna karşı sakın şüpheye düşmeyin. (Onlara de ki.) "Bana tabi' olun. (Sizi da'vet etdiğini) bu (yol) doğru bir yoldur".
Şüphesiz ki o, saatın bilgisidir. O'ndan hiç şüphe etmeyin ve Bana tabi olun. İşte doğru yol.
(61-77) Muhakkak ki saatin bilgisi ondadır onda tereddüt / mirye etmeyin bana tabi olun işte bu doğru yoldur, sakın şeytan sizi alıkoymasın, O, sizin için a paçık düşmandır. İsa , açıklamalarla / beyanatlarla ve size belli bir gerekçeyle / hikmetle geldim, karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz bazı şeyleri , açıklığa kavuşturayım diye geldim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin, muhakkak ki Allah, benim Rabbimdir , sizin de Rabbinizdir , O’na ibadet edin , işte bu doğru yoldur dedi. Sonra taraflar kendi aralarında ihtilaf ettiler, zalimlere acıtıcı azap nedeniyle yazıklar olsun / veyl olsun. Onlar farkında değillerken saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Dostların, o gün bazısı bazısına düşmandır sakınanlar hariç (onların dostlukları kalıcı). Ey kulum, bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz, onlar ayetlerimize iman ettiler ve ayetlerimize teslim olanlarılar, siz ve zevceleriniz sevinç içinde / mutluluk içinde cennete giriniz, altından tabaklar ve kupalar / kadehler onların etraflarında döner / tavaf eder , orada nefislerinin iştahlandığı gözlerini lezzetlendiren şeyler vardır, (Gözde lezzet nefiste iştah) Orada kalıcısınız, ,yaptıklarınızdan ötürü varis olduğunuz cennet işte budur, Orada fazla fazla meyveler sizin içindir , o nlardan yersiniz. Suçlular, cehennem azabında kalıcıdırlar, onlardan dindirilmeyecek / hafifletilmeyecek , onlar o rada ümidi kesik vaziyettedirler , onlara biz zulmetmedik ve lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı. Kafirler seslenirler ey malik üzerimizde yapacağını yapsın. Rabbin der ki orada bekleyip duracaksınız.
Şüphesiz o (İsa), kıyamet için bir ilimdir/delildir. O halde, kıyametten yana bir şüpheniz olmasın. Bana uyun. Dosdoğru yol budur.
O, kıyametin kopacağını gösterir bir ilimdir. O sa'atin geleceğinden hiç şüphe etmeyin, bana uyun, doğru yol budur.
(De ki:) "İsa, o saat /yeniden diriliş saati için kesinlikle bir ilimdir dipnot 1 . Sakın o saat hakkında tartışmaya girmeyin! Siz bana uyun dipnot 2 ; bu dosdoğru bir yoldur.
Muhakkak ki o (İsa), yeniden diriliş için bir bilimdir dipnot 1 . Sakın o saat hakkında şüphe etmeyin, bana uyun; doğru yol budur.
Şüphesiz o (İsa), Kıyamet için bir ilimdir/delildir. O halde, Kıyamet'ten yana bir şüpheniz olmasın. Bana uyun. Dosdoğru yol budur.
Şüphesiz o, kıyamet için bir ilimdir. O halde, kıyametten yana bir şüpheniz olmasın. Bana uyun. Dosdoğru yol budur.
Hiç kuşkusuz o, kıyamet saati için bir bilgidir. O halde sakın o saat hakkında şüpheye düşmeyin; bana uyun. Dosdoğru yol budur.
Zuhruf suresi, 62. ayet. وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
Sakın şeytan, sizi (doğru yoldan) engellemesin! Şüphesiz ki o, sizin için apaçık bir düşmandır. dipnot 1
Şeytanın sizi saptırmasına izin vermeyin: çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır!
Şeytan'ın sizi (bu yoldan) çevirmesine izin vermeyin; çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır!
Şeytan sizi engellemesin! Kesinlikle o sizin için apaçık bir düşmandır!
Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.
Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Şeytan, sakın sizi yoldan çevirmesin. Aslında, o, apaçık düşmanınızdır.
Şeytan, sizi alıkoymasın. Şüphesiz o, sizin apaçık düşmanınızdır.
Sapkın sizi yoldan çıkarmasın. O size açık bir düşmandır.
Şeytan sizi yoldan çıkarmasın. O size açık bir düşmandır.
Ve sakın sizi şeytan çelmesin; çünkü o size açık bir düşmandır.
Ve sakın sizi Şeytan çelmesin, çünkü o size belli bir düşmandır
Sakın şeytan sizi alıkoymasın. Kuşkusuz o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Sakın şeytan sizi alıkoymasın. Kuşkusuz o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Sakın şeytan sizi alıkoymasın. Kuşkusuz o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Şeytan sakın sizi (Tanrı'nın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.
Sakın sizi şeytan çevirmesin. Çünkü o, hakıykat sizin aşikar bir düşmanınızdır.
Sakın şeytan sizi çevirmesin. Şüphesiz ki o, size apaçık bir düşmandır.
(61-77) Muhakkak ki saatin bilgisi ondadır onda tereddüt / mirye etmeyin bana tabi olun işte bu doğru yoldur, sakın şeytan sizi alıkoymasın, O, sizin için a paçık düşmandır. İsa , açıklamalarla / beyanatlarla ve size belli bir gerekçeyle / hikmetle geldim, karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz bazı şeyleri , açıklığa kavuşturayım diye geldim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin, muhakkak ki Allah, benim Rabbimdir , sizin de Rabbinizdir , O’na ibadet edin , işte bu doğru yoldur dedi. Sonra taraflar kendi aralarında ihtilaf ettiler, zalimlere acıtıcı azap nedeniyle yazıklar olsun / veyl olsun. Onlar farkında değillerken saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Dostların, o gün bazısı bazısına düşmandır sakınanlar hariç (onların dostlukları kalıcı). Ey kulum, bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz, onlar ayetlerimize iman ettiler ve ayetlerimize teslim olanlarılar, siz ve zevceleriniz sevinç içinde / mutluluk içinde cennete giriniz, altından tabaklar ve kupalar / kadehler onların etraflarında döner / tavaf eder , orada nefislerinin iştahlandığı gözlerini lezzetlendiren şeyler vardır, (Gözde lezzet nefiste iştah) Orada kalıcısınız, ,yaptıklarınızdan ötürü varis olduğunuz cennet işte budur, Orada fazla fazla meyveler sizin içindir , o nlardan yersiniz. Suçlular, cehennem azabında kalıcıdırlar, onlardan dindirilmeyecek / hafifletilmeyecek , onlar o rada ümidi kesik vaziyettedirler , onlara biz zulmetmedik ve lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı. Kafirler seslenirler ey malik üzerimizde yapacağını yapsın. Rabbin der ki orada bekleyip duracaksınız.
Şeytan sakın sizi saptırmasın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Şeytan sizi (bundan) alıkoymasın. Çünkü o, sizin için açık bir düşmandır.
Sakın şeytan sizi (yolumdan) engellemesin; çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır dipnot 1 !"
Sakın şeytan sizi engellemesin çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.
Şeytan sakın sizi saptırmasın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Şeytan sakın sizi saptırmasın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
Sakın şeytan sizi geri çevirmesin. O, sizin için açık bir düşmandır.
Zuhruf suresi, 63. ayet. وَلَمَّا جَآءَ عِيسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِٱلْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى تَخْتَلِفُونَ فِيهِ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
İsa, apaçık delillerle geldiği zaman şöyle demişti: "Ben size elbette hikmet (doğru hükümler) getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size elbette açıklayacağım. Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
İsa hakikatin apaçık belgeleriyle geldiğinde dedi ki: "Ben size hikmetle, hakkında tartıştığınız bazı konuları açıklamak için geldim; artık Allah'a karşı sorumululuk bilinciyle davranın ve bana uyun!
İsa, (kendi halkına) hakikatin bütün kanıtları ile geldiği zaman, "Ben" dedi, "size hikmet ile ve üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklığa kavuşturmak üzere geldim. O halde, Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ve bana tabi olun!"
İsa apaçık deliller olarak açığa çıktığında dedi ki: "Gerçekten size hikmeti (sistem ve düzenin gerçeklerini) getirdim ve hakkında ayrılığa düştüklerinizin bir kısmını size açıklayayım diye (geldim). . . O halde Allah'tan (yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
İsa, açık delillerle geldiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
İsa, açık kanıtlarla geldiğinde, şöyle demişti: "Hakkında uyuşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir bölümünü açıklamak için, size bilgelik getirdim. Artık, Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve bana boyun eğin!"
İsa, apaçık mucizeler getirince şöyle dedi: "Ben size bu hikmeti getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'a saygı duyunuz ve bana itaat ediniz."
İsa apaçık mucizelerle gelince demişti ki "Size bilgelik ve ayrılığa düştüğünüz konulara açıklama getirdim. ALLAH'ı dinleyiniz ve bana uyunuz."
İsa apaçık mucizelerle gelince demişti ki, 'Size bilgelik, ve ayrılığa düştüğünüz konulara açıklama getirdim. ALLAH'ı dinleyiniz ve bana uyunuz.'
İsa da açık mucizelerle geldiği vakit şöyle dedi: "Ben size hikmet ve anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir bölümünü açıklamak üzere geldim. Onun için Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Isa da o beyyinelerle geldiği vakıt şöyle dedi: ben size hikmet ile ve ihtilaf edip durduğunuz şeylerin ba'zısını size beyan edeyim diye geldim, onun için Allahdan korkun ve bana ıtaat edin,
İsa, apaçık beyyinelerle dipnot 1 geldiği zaman: "Ben size Hikmet'i dipnot 2 getirdim. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah için takvalı olun ve bana itaat edin." dedi.
Îsa, apaçık beyyinelerle dipnot 1 geldiği zaman: "Ben size Hikmeti dipnot 2 getirdim. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah için takvalı olun ve bana itaat edin." dedi.
İsa, apaçık beyyinelerle dipnot 1 geldiği zaman: "Ben size hikmeti dipnot 2 getirdim. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını size açıklamak için geldim. O halde Allah için takvalı olun ve bana itaat edin." dedi.
İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Tanrı'dan sakının ve bana itaat edin."
İsa o apaçık delilleri getirdiği zaman (şöyle) demişdi: "Ben size gerçek hikmeti getirdim. Bir de hakkında ihtilaf edegeldiğiniz şeylerden ba'zısını size açıklayayım diye (geldim). Artık Allahdan korkun, bana tabi' olun".
İsa huccetlerle gelince; demişti ki: Size hikmetle ve ihtilafa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
(61-77) Muhakkak ki saatin bilgisi ondadır onda tereddüt / mirye etmeyin bana tabi olun işte bu doğru yoldur, sakın şeytan sizi alıkoymasın, O, sizin için a paçık düşmandır. İsa , açıklamalarla / beyanatlarla ve size belli bir gerekçeyle / hikmetle geldim, karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz bazı şeyleri , açıklığa kavuşturayım diye geldim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin, muhakkak ki Allah, benim Rabbimdir , sizin de Rabbinizdir , O’na ibadet edin , işte bu doğru yoldur dedi. Sonra taraflar kendi aralarında ihtilaf ettiler, zalimlere acıtıcı azap nedeniyle yazıklar olsun / veyl olsun. Onlar farkında değillerken saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Dostların, o gün bazısı bazısına düşmandır sakınanlar hariç (onların dostlukları kalıcı). Ey kulum, bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz, onlar ayetlerimize iman ettiler ve ayetlerimize teslim olanlarılar, siz ve zevceleriniz sevinç içinde / mutluluk içinde cennete giriniz, altından tabaklar ve kupalar / kadehler onların etraflarında döner / tavaf eder , orada nefislerinin iştahlandığı gözlerini lezzetlendiren şeyler vardır, (Gözde lezzet nefiste iştah) Orada kalıcısınız, ,yaptıklarınızdan ötürü varis olduğunuz cennet işte budur, Orada fazla fazla meyveler sizin içindir , o nlardan yersiniz. Suçlular, cehennem azabında kalıcıdırlar, onlardan dindirilmeyecek / hafifletilmeyecek , onlar o rada ümidi kesik vaziyettedirler , onlara biz zulmetmedik ve lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı. Kafirler seslenirler ey malik üzerimizde yapacağını yapsın. Rabbin der ki orada bekleyip duracaksınız.
İsa, apaçık delillerle geldiği zaman şöyle demişti: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Allah’tan sakının ve bana itaat edin."
İsa açık kanıtlar getirince dedi ki: "Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için (geldim), Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
İsa, açık belgelerle gelince dipnot 1 (İsrailoğullarına dipnot 2 ) dedi ki: "Ben size hikmeti dipnot 3 getirdim, anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açık açık anlatmak için geldim. Artık Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin dipnot 4 .
İsa, açık belgelerle gelince (İsrailoğullarına) dedi ki: "Size hikmeti, anlaşamadığınız bazı şeylerin açık çözümlerini göstermeye geldim. Artık Allah'tan çekinin de gönülden bana uyun."
İsa apaçık delillerle geldiği zaman şöyle demişti: Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Allah’tan sakının ve bana itaat edin.
İsa belgelerle geldiği zaman şöyle demişti: -Size hikmet ile hakkında ihtilafa düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklamak için geldim. Allah'tan korkun ve bana uyun!
İsa, açık seçik kanıtlarla geldiğinde şöyle demişti: "Ben size hikmet getirdim ve tartışıp durduğunuz şeylerin bir kısmını size açıklayayım diye geldim. O halde, Allah'tan korkun ve bana itaat edin!"
Zuhruf suresi, 64. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ هَٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin, işte bu doğru bir yoldur.
Şüphesiz ki Allah -yalnızca O- benim de Rabbimdir; sizin de Rabbinizdir. O'na kulluk edin! Doğru yol budur." dipnot 1
Elbet Allah benim Rabbimdir, sizin de Rabbiniz yalnızca O'dur; artık sadece O'na kulluk edin: bu, dosdoğru bir yoldur.
"Allah, şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyleyse (yalnızca) O'na kulluk edin; doğru yol (sadece) budur!"
"Kesinlikle Allah, "HU"; benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir! Öyle ise O'na kulluk edin! Bu, yolun doğrusudur!"
"Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur."
Çünkü Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet edin. İşte bu, doğru yoldur.
"Kuşkusuz, Allah, hem benim Efendim hem de sizin Efendinizdir. Artık, O'na hizmet edin. Dosdoğru yol, işte budur!"
"Şüphesiz Allah, benim ve sizin yegane Rabbinizdir. Yalnız O'na kulluk ediniz; doğru yol budur."
"ALLAH benim Efendim ve sizin de Efendinizdir, sadece O'na hizmet etmelisiniz. Dosdoğru yol budur."
'ALLAH benim Rabbim ve sizin de Rabbinizdir, sadece O'na kulluk etmelisiniz. Dosdoğru yol budur.'
Haberiniz olsun Allah benim Rabbim, sizin de Rabbiniz ancak O'dur. Onun için hep O'na ibadet edin! İşte bu tek doğru yoldur."
haberiniz olsun Allah benim rabbım sizin de rabbınız ancak odur, onun için hep ona ıbadet edin, işte bu yegane doğru yoldur
Allah, benim de sizin de Rabb'inizdir. Öyleyse O'na kulluk edin! Bu, dosdoğru yoldur.
Allah, benim de sizin de Rabb'inizdir. Öyleyse O'na kulluk dipnot 1 edin! Bu, dosdoğru yoldur.
Allah, benim de sizin de Rabb'inizdir. Öyleyse O'na kulluk edin! Bu, dosdoğru yoldur.
"Şüphesiz Tanrı, O, benim de rabbim, sizin de rabbinizdir; şu halde O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur."
"Şüphesiz Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbiniz. Haydi (hepiniz) Ona kulluk edin. Doğru yol budur".
Muhakkak ki Allah, benim de Rabbımdır, sizin de Rabbınızdır. Öyleyse O' na ibadet edin. İşte doğru yol.
(61-77) Muhakkak ki saatin bilgisi ondadır onda tereddüt / mirye etmeyin bana tabi olun işte bu doğru yoldur, sakın şeytan sizi alıkoymasın, O, sizin için a paçık düşmandır. İsa , açıklamalarla / beyanatlarla ve size belli bir gerekçeyle / hikmetle geldim, karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz bazı şeyleri , açıklığa kavuşturayım diye geldim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin, muhakkak ki Allah, benim Rabbimdir , sizin de Rabbinizdir , O’na ibadet edin , işte bu doğru yoldur dedi. Sonra taraflar kendi aralarında ihtilaf ettiler, zalimlere acıtıcı azap nedeniyle yazıklar olsun / veyl olsun. Onlar farkında değillerken saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Dostların, o gün bazısı bazısına düşmandır sakınanlar hariç (onların dostlukları kalıcı). Ey kulum, bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz, onlar ayetlerimize iman ettiler ve ayetlerimize teslim olanlarılar, siz ve zevceleriniz sevinç içinde / mutluluk içinde cennete giriniz, altından tabaklar ve kupalar / kadehler onların etraflarında döner / tavaf eder , orada nefislerinin iştahlandığı gözlerini lezzetlendiren şeyler vardır, (Gözde lezzet nefiste iştah) Orada kalıcısınız, ,yaptıklarınızdan ötürü varis olduğunuz cennet işte budur, Orada fazla fazla meyveler sizin içindir , o nlardan yersiniz. Suçlular, cehennem azabında kalıcıdırlar, onlardan dindirilmeyecek / hafifletilmeyecek , onlar o rada ümidi kesik vaziyettedirler , onlara biz zulmetmedik ve lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı. Kafirler seslenirler ey malik üzerimizde yapacağını yapsın. Rabbin der ki orada bekleyip duracaksınız.
"Şüphesiz Allah; benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O’na ibadet edin! Doğru yol budur."
"Allah, işte benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz O'dur. O'na tapın, doğru yol budur."
Şüphesiz Allah benim de Rabbimdir sizin de Rabbinizdir. Öyleyse ona kulluk edin; bu dosdoğru bir yoldur dipnot 1 ."
Allah benim de Sahibim, sizin de Sahibinizdir. O'na kul olun; doğru yol budur."
Allah, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz O’dur. Öyleyse (yalnızca) O’na ibadet edin. Dosdoğru yol budur.
Allah, benim de Rabb'im sizin de Rabbiniz O'dur. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.
"Kuşkusuz, Allah hem benim Rabbimdir hem sizin Rabbiniz. O halde O'na kulluk/ibadet edin! İşte bu, dosdoğru bir yoldur."
Zuhruf suresi, 65. ayet. فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ
Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azabından vay o zulmedenlerin haline!
(Çeşitli) gruplar (İsa hakkında) kendi aralarında ayrılığa düştüler. Elem verici günün azabı nedeniyle zalimlerin vay hâllerine! dipnot 1
Fakat onlar arasından çıkan hizipler birbirleriyle anlaşmazlığa düştüler: Artık, acı bir günün azabından dolayı yazıklar olsun zulme gömülüp giden o kimselere!
Fakat (İsa'dan sonra gelenler) arasından çıkan gruplar farklı görüşleri savunmaya başladılar. Vay haline o zulmedenlerin ve yazık o acı Gün'de (başlarına gelecek) azap için!
Anlayışta ayrılığa düşenler kendi aralarında zıtlaştılar! Feci bir sürecin azabından dolayı yazıklar olsun o (nefslerine) zulmedenlere!
Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara.
Ama aralarından çıkan gruplar, bir ihtilâfa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin haline!
Yine de kümeler, kendi aralarında uyuşmazlığa düştüler. Acı Gün'ün cezasından, o haksızlık yapanların; artık, vay başlarına gelene!
Bunun ardından gruplar, yine ayrılığa düştüler. Azabı acıklı günden dolayı vay o zalimlerin hallerine!
Partiler ve mezhepler aralarında tartıştılar. Acı azaptan dolayı vay zalimlerin haline.
Partiler ve mezhepler aralarında tartıştılar. Acı azaptan dolayı vay zalimlerin haline.
Sonra o gruplar kendi aralarında (İsa hakkında) ihtilafa düştüler. Onun için acı bir günün azabından dolayı vay o zulmedenlerin haline!
Sonra o hizibler kendi aralarında ıhtilaf ettiler, onun için elim bir günün azabından vay o zulmedenlere
Sonra gruplar kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık acı veren günün azabından dolayı haksızlık yapanların vay haline!
Sonra gruplar kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık acı veren günün azabından dolayı haksızlık yapanların vay haline!
Sonra gruplar kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Artık acı veren günün azabından dolayı haksızlık yapanların vay haline!
Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara.
Sonra aralarından partiler (çıkıb) ihtilaf etdiler. Artık pek acıklı bir günün azabından vay o zulmedenlere!
Ama aralarında hizibler birbirleriyle ihtilafa düştüler. Acıklı bir günün azabından vay o zulmedenlerin haline.
(61-77) Muhakkak ki saatin bilgisi ondadır onda tereddüt / mirye etmeyin bana tabi olun işte bu doğru yoldur, sakın şeytan sizi alıkoymasın, O, sizin için a paçık düşmandır. İsa , açıklamalarla / beyanatlarla ve size belli bir gerekçeyle / hikmetle geldim, karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz bazı şeyleri , açıklığa kavuşturayım diye geldim , Allah'tan sakının ve bana itaat edin, muhakkak ki Allah, benim Rabbimdir , sizin de Rabbinizdir , O’na ibadet edin , işte bu doğru yoldur dedi. Sonra taraflar kendi aralarında ihtilaf ettiler, zalimlere acıtıcı azap nedeniyle yazıklar olsun / veyl olsun. Onlar farkında değillerken saatin ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Dostların, o gün bazısı bazısına düşmandır sakınanlar hariç (onların dostlukları kalıcı). Ey kulum, bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz, onlar ayetlerimize iman ettiler ve ayetlerimize teslim olanlarılar, siz ve zevceleriniz sevinç içinde / mutluluk içinde cennete giriniz, altından tabaklar ve kupalar / kadehler onların etraflarında döner / tavaf eder , orada nefislerinin iştahlandığı gözlerini lezzetlendiren şeyler vardır, (Gözde lezzet nefiste iştah) Orada kalıcısınız, ,yaptıklarınızdan ötürü varis olduğunuz cennet işte budur, Orada fazla fazla meyveler sizin içindir , o nlardan yersiniz. Suçlular, cehennem azabında kalıcıdırlar, onlardan dindirilmeyecek / hafifletilmeyecek , onlar o rada ümidi kesik vaziyettedirler , onlara biz zulmetmedik ve lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı. Kafirler seslenirler ey malik üzerimizde yapacağını yapsın. Rabbin der ki orada bekleyip duracaksınız.
Fırkalar/gruplar, aralarında (İsa hakkında) anlaşmazlığa düştüler. O acı günün azabına uğrayacak zalimlerin vay haline.
Aralarından çıkan partiler, birbirleriyle ihtilafa düşmüşlerdir. Acı bir günün azabından vay o zulmedenlerin haline!
İçlerinden bazı kesimler anlaşmazlığa düştü. Yanlışa dalanların, acıklı günün azabından dolayı vay haline dipnot 1 !
Sonra onlardan farklı kesimler ihtilafa düştüler. Bu yanlışı yapanların, o acıklı günün azabından çekecekleri var."
Fırkalar/gruplar, aralarında (İsa hakkında) anlaşmazlığa düştüler. O acı günün azabına uğrayacak zalimlerin vay haline.
Buna rağmen gruplar, aralarında anlaşmazlığa düştüler. O acı günün azabına uğrayacak zalimlerin vay haline..
Böyle iken, aralarından çıkan hizipler ihtilafa düştüler. Korkunç bir günün azabından vay haline o zulmedenlerin!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.