Diyanet İşleri
Şüphesiz bu (İslam), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
Enbiyâ suresi · 92–97. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Enbiyâ suresi, 92. ayet. إِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱعْبُدُونِ
Şüphesiz bu (İslam), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
Şüphesiz ki bu (peygamberler ve iman edenler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. dipnot 1 Ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana kulluk edin!
(Ey insanlar!) İşte (burada kısaca anlatılan peygamberler tarihinin de gösterdiği gibi) sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben sizin Rabbinizim: O halde sadece Bana kulluk edin!
(Siz ey inananlar,) gerçek şu ki, bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir: çünkü hepinizin Rabbi Benim; öyleyse (yalnızca) Bana kulluk edin!
Muhakkak ki bu tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir! Ben, sizin Rabbinizim! O halde bana kulluğunuzun bilincine erin!
Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz.
İşte, sizin bu dîniniz tek bir dindir; ben de sizin Rabbinizim. O halde bana ibadet edin.
Aslında, sizin topluluğunuz bir tek topluluktur. Ve Efendiniz, Benim. Artık, Bana hizmet edin.
İşte, sizin bu dininiz, tek bir dindir ve ben de Rabbinizim, artık bana kulluk ediniz.
İşte sizin topluluğunuz böyle bir (elçiler) topluluktur. Ben sizin Efendinizim; sadece bana hizmet edin.
İşte sizin topluluğunuz böyle bir (elçiler) topluluğudur. Ben sizin Rabbinizim; sadece bana kulluk edin.
İşte bu, İslam milleti bir tek millet olarak sizin milletinizdir. Rabbiniz de yalnız Benim; onun için hep Bana kulluk edin!
İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet, rabbınız da bir benim onun için hep bana kulluk edin
Bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Çünkü hepinizin Rabb'i Ben'im. O halde yalnızca Bana kulluk edin!
Bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Çünkü hepinizin Rabb'i Ben'im. O halde yalnızca Bana kulluk edin!
Bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir dipnot 1 . Çünkü hepinizin Rabb'i Ben'im. O halde yalnızca Bana kulluk edin!
Gerçekten, sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin rabbinizim, öyleyse bana ibadet ediniz.
Hakıykat, bu sizin ümmetiniz bir tek ümmetdir. (Şu tevhid ve İslam dini, bir tek din olarak, sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde (başkasına değil) bana kulluk edin.
Gerçekten şu sizin ümmetiniz, bir tek ümmettir. Ve Ben de Rabbınızım, artık yalnız Bana ibadet edin.
(85-93) İsmail ve İdris ve Zelkifl i, hepsi de sabredenlerdendi , onları rahmetimize dahil ettik , kesinlikle onlar salihlerdendi. Zennun (Yunus), öfkeli bir şekilde gitti / terk etti, aleyhine bir şey takdir edemeyeceğimizi zannetti. Karanlıkta iken bize “Senden başka ilah yoktur seni üstün tutarım ben zalimlerden oldum” diye seslendi , biz de O’na icabet ettik onu gamdan kederden kurtardık, biz inananları böyle kurtarırız. Zekeriya, bir vakit o da Rabbine “Beni fert olarak / tek bir birey olarak bırakma, sen en hayırlı varissin” diye seslendi , O’na da icabet ettik ve ona Yahya’yı hibe ettik , eşini de / zevcesini de ıslah ettik, onlar hayırlarda yarışırlardı / hayır peşinde koşarlardı, ümit ve korku içinde bize dua ederlerdi, bizden ürperirlerdi. Öyle ki O’na (İsa’nın annesi Meryem) ırzını / ferşini koruyana, ruhumuzdan üfledik, O’nu ve oğlunu alemlere ayet yaptık. İşte bu sizin bir olan toplu munuz / ümmetiniz (tüm bu verilen örnek şahsiyetler) ve ben de sizin Rabbinizim bana ibadet edin. Yapmaları gereken işlerini / emirlerini kesip parçaladılar hepsi bize dönücüdürler. 94, İMAN EDENLERİN SALİH AMELLERİ KAYDEDİLİR DİĞERLERİ KAYDA GİRMEZ) Kim bir ıslah edici amel yaparsa ve de müminse (Mümin olmak amel kaydı için gerekli ilk şart) onun yaptıkları yok sayılmayacaktır, biz onu kesinlikle yazıyoruz.
Şüphe yok ki bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Sizin Rabbiniz de benim. O halde yalnız bana ibadet edin.
İşte bu sizin ümmetiniz (olan tevhid ve İslam milleti), bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Yalnız bana kulluk edin.
İşte bu sizin (bağlı olduğunuz) ümmettir, tek bir ümmet. Ben de sizin Rabbinizim /Sahibinizim, öyleyse yalnızca bana kulluk edin dipnot 1 !
İşte bu, sizin katılacağınız toplumdur dipnot 1 ; tek bir toplum. Ben de Rabbinizim dipnot 2 ; bana kulluk edin.
İşte bu, sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, o halde (yalnızca) bana ibadet edin.
İşte bu, sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim, o halde bana kulluk edin.
İşte şu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de Rabbinimiz. O halde bana kulluk/ibadet edin.
Enbiyâ suresi, 93. ayet. وَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ كُلٌّ إِلَيْنَا رَٰجِعُونَ
(İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler.
(İnsanlar) kendi aralarında işlerini paramparça ettiler. dipnot 1 (Oysa) hepsi bize döneceklerdir.
Ama onlar birliklerini aralarında paramparça ettiler: (oysa ki) hepsi de sonunda yine Bize dönecekler.
Ama insanlar aralarındaki bu birliği paramparça ettiler; (hem de) sonunda topluca Bize dönecekler(ini unutarak).
Onlar aralarında işlerini (din - sistem anlayışlarını) paramparça ettiler. . . Hepsi bize rücu edicilerdir.
Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi bize döneceklerdir.
(Buna rağmen insanlar), dinlerini aralarında bölük pörçük etmişlerdir. Halbuki hepsi de bize döneceklerdir.
Oysa aralarındaki birliği parçaladılar. Tümü, Bize dönecektir.
Ama insanlar din konusunda aralarında bölündüler; hepsi bize döneceklerdir.
Fakat onlar işlerinde ayrılığa düştüler; hepsi bize döneceklerdir.
Fakat onlar işlerinde ayrılığa düştüler; hepsi bize döneceklerdir.
Onlar kumandanlarını aralarında parçaladılar, fakat hepsi Bize dönecektir.
Onlar kumandalarını beyinlerinde parçaladılar, fakat hepsi bize rücu' edecekler
Emirlerini dipnot 1 aralarında bölük pörçük ettiler. Oysa hepsi yalnızca Bize dönecekler.
Emirlerini dipnot 1 aralarında bölük pörçük ettiler. Oysa hepsi yalnızca Bize dönecekler.
Emirlerini dipnot 1 aralarında bölük pörçük ettiler. Oysa hepsi yalnızca Bize dönecekler.
Onlar, buyruklarını kendi aralarında parça parça dağıttılar [dinlerinde bölünmeler yaptılar]; hepsi bize döneceklerdir.
(Muhaatablardan ba'zıları) aralarında, (din) işlerinde fırka fırka oldular. (Bununla beraber) hepsi yine ancak bize dönücülerdir.
Onlar aralarında kendi işlerinde bölük bölük oldular. Ama hepsi Bize döneceklerdir.
(85-93) İsmail ve İdris ve Zelkifl i, hepsi de sabredenlerdendi , onları rahmetimize dahil ettik , kesinlikle onlar salihlerdendi. Zennun (Yunus), öfkeli bir şekilde gitti / terk etti, aleyhine bir şey takdir edemeyeceğimizi zannetti. Karanlıkta iken bize “Senden başka ilah yoktur seni üstün tutarım ben zalimlerden oldum” diye seslendi , biz de O’na icabet ettik onu gamdan kederden kurtardık, biz inananları böyle kurtarırız. Zekeriya, bir vakit o da Rabbine “Beni fert olarak / tek bir birey olarak bırakma, sen en hayırlı varissin” diye seslendi , O’na da icabet ettik ve ona Yahya’yı hibe ettik , eşini de / zevcesini de ıslah ettik, onlar hayırlarda yarışırlardı / hayır peşinde koşarlardı, ümit ve korku içinde bize dua ederlerdi, bizden ürperirlerdi. Öyle ki O’na (İsa’nın annesi Meryem) ırzını / ferşini koruyana, ruhumuzdan üfledik, O’nu ve oğlunu alemlere ayet yaptık. İşte bu sizin bir olan toplu munuz / ümmetiniz (tüm bu verilen örnek şahsiyetler) ve ben de sizin Rabbinizim bana ibadet edin. Yapmaları gereken işlerini / emirlerini kesip parçaladılar hepsi bize dönücüdürler. 94, İMAN EDENLERİN SALİH AMELLERİ KAYDEDİLİR DİĞERLERİ KAYDA GİRMEZ) Kim bir ıslah edici amel yaparsa ve de müminse (Mümin olmak amel kaydı için gerekli ilk şart) onun yaptıkları yok sayılmayacaktır, biz onu kesinlikle yazıyoruz.
(İnsanlar) (din) işlerinde aralarında bölüklere ayrıldılar. Hepsi de ancak bize dönecekler.
İşlerini aralarında parçaladılar (Tanrıdan gelen dini parça parça ettiler, ayrılığa düştüler); hepsi (sonunda) bize döneceklerdir.
Fakat onlar, işlerini /dinlerini kendi aralarında böldüler dipnot 1 . Hepsi huzurumuza çıkacaktır.
Ama din işlerini aralarında bölük bölük ettiler; hepsi bize döneceklerdir.
Aralarındaki (din) işlerini paramparça ettiler. Hepsi bize dönecektir.
Aralarındaki işlerini paramparça ettiler. Hepsi bize dönecektir.
İşlerini aralarında parçaladılar. Hepsi bize dönecekler.
Enbiyâ suresi, 94. ayet. فَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِۦ وَإِنَّا لَهُۥ كَٰتِبُونَ
Şu halde, kim mü'min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkar edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
Kim mümin olarak iyi işlerden yaparsa onun çabası görmezden gelinmez. Şüphesiz ki biz onu yazmaktayız. dipnot 1
Neticede, kim iman etmiş olarak o imanla uyumlu davranışlar göstermeye gayret ederse, onun bu gayreti asla görmezden gelinmeyecektir: zira Biz, onun lehine bütün bunları kaydediyoruz.
Yine de her kim, hem inanmış, hem de dürüst ve erdemli davranışlardan (bir şeyler) ortaya koymuşsa, onun bu çabası asla ziyan edilmeyecektir; çünkü, hiç kuşkusuz Biz bunu onun lehine kaydetmekteyiz.
Kim imanlı olarak yararlı bir fiil ortaya koyarsa o çalışmasının karşılığını alır! Biz onun kaydını tutanlarız!
Artık kim, bir mü'min olarak salih amellerde bulunursa, onun çabası için (karşılık olarak) küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz biz, onun yazıcılarıyız.
Bu durumda her kim mümin olarak iyi davranışlar yaparsa onun çabasını görmezlikten gelmek olmaz. Zira biz onu yazmaktayız.
Artık, kim inanmış olarak erdemli edimler yaparsa, onun bu çalışmasına nankörlük edilmez. Kuşkusuz, onun için kaydediyoruz.
İnanmış olarak iyi amel yapanların çalışması inkar edilmeyecektir. Biz onu yazmaktayız.
Kim gerçeği onaylayarak erdemli işler yaparsa onun bu çabası boşa gitmeyecektir; biz sürekli olarak kaydetmekteyiz.
Kim inançlı olarak erdemli işler yaparsa onun bu çabası boşa gitmeyecektir; biz sürekli olarak kaydetmekteyiz.
Artık kim mü'min olarak yararlı işlerden bir iş yaparsa, onun çalışmasına nankörlük edilmeyecek; şüphesiz Biz onun hesabına yazarız.
İmdi her kim mü'min olarak salihattan bir amel işlerse onun sa'yine küfran yok ve her halde biz onun hisabına yazarız
Fakat kim iman etmiş olarak salihat dipnot 1 yaparsa, onun çabası için kafirlik dipnot 2 yapılmaz. Biz, bütün çabalarını yazmaktayız.
Fakat kim inanmış olarak salihat dipnot 1 yaparsa, onun çabası için kafirlik dipnot 2 yapılmaz. Biz, bütün çabalarını yazmaktayız.
Fakat kim inanmış olarak salihat dipnot 1 yaparsa, onun çabası için kafirlik dipnot 2 yapılmaz. Biz, bütün çabalarını yazmaktayız.
Artık kim inançlı olarak salih amellerde bulunursa, onun çabası için (karşılık olarak) küfran yoktur. Şüphesiz biz onun yazıcılarıyız.
O halde kim mü'min olarak iyi (amel) lerden bir (şey) yaparsa onun sa'yinin (karşılığı şükran olacakdır), küfran (ve mahrumiyyet) değil. Biz onun hiç şübhesiz yazıcılarıyız.
Artık inanmış olarak salih amel işleyenlerin ameli inkar edilmez. Ve Biz onu yazanlarız.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Şu hâlde, kim Mümin olarak salih ameller işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
İmdi kim inanmış olarak iyi işlerden yaparsa onun çalışmasına nankörlük edilmez, biz (onun çalışmasını) yazanlarız.
Her kim inanarak iyi işlerden yaparsa onun çabası görmezlikten gelinmez dipnot 1 . Biz onu, kayda geçirmekteyiz dipnot 2 .
Her kim inanarak iyi işler yaparsa çalışması görmezlikten gelinmez. Biz onu yazarız.
Kim de mümin olarak salih ameller işlerse, onun çabasına inkâr yoktur. Çünkü biz onu yazmaktayız.
Kim de mümin olarak doğruları yaparsa, onun çabası gözardı edilmeyecektir. Çünkü biz onu yazmaktayız.
Kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik işlerden bir şey yaparsa, onun gayretine nankörlük edilmez. Biz böylesi lehine katiplik ederiz.
Enbiyâ suresi, 95. ayet. وَحَرَٰمٌ عَلَىٰ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَآ أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Helak ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkansızdır.
Helak ettiğimiz bir şehir için artık (yenilenmek) imkânsızdır; şüphesiz ki onlar geri dönemeyeceklerdir.
Ne ki, Bizim helakine karar verdiğimiz bir toplum mecburi (istikamete girmiştir); artık onların geri dönmesi mümkün değildir;
Bu bakımdan, yok etmeye karar verdiğimiz herhangi bir toplumun, (tuttuğu günahkarca yoldan) bir daha geri dönmesi asla mümkün değildir!
Yok ettiğimiz bir bölgedekilere haramdır ki; onlar rücu edemezler!
Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.
Helak ettiğimiz ülke (halkı) nin (kıyâmete kadar dünyaya tekrar) dönmeleri mümkün değildir.
Yıkıma uğrattığımız kentlere yasaklanmıştır; asla geri dönemezler.
Helak ettiğimiz ülke halkının bize dönmemesi imkansızdır.
Helak ettiğimiz bir toplumun tekrar dönmesi yasaktır.
Helak ettiğimiz bir toplumun tekrar dönmesi yasaktır.
Helak ettiğimiz bir belde (halkı) nın Bize dönmemesi imkansızdır.
İhlak ettiğimiz karyeye dahi haramdır ki rücu' etmiyecek olsunlar
Yok ettiğimiz bir kent halkının geri dönmesi haramdır. dipnot 1 Onlar bir daha geri dönemezler.
Yok ettiğimiz bir kent halkının geri dönmesi haramdır. dipnot 1 Onlar bir daha geri dönemezler.
Yok ettiğimiz bir kent halkının geri dönmesi haramdır. dipnot 1
Yıkıma uğrattığımız bir ülkeye (tekrar dünya hayatı) imkansız (haram)dır; hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.
Helak etdiğimiz bir memleket (ahalisinin) hakıykaten (mahşere) dönmemeleri imkansızdır.
Helak ettiğimiz kasaba halkına da haramdır. Onlar geri dönmezler.
(95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.
Helâk ettiğimiz bir ülke halkının (dünya hayatına geri) dönmeleri imkânsızdır.
Helak ettiğimiz bir ülkeye artık (yaşamak) haramdır: Onlar bir daha geri dönemezler.
Helak ettiğimiz bir kentin halkının huzurumuza gelmemesi diye bir şey yoktur.
Etkisizleştirdiğimiz bir kentin halkı mahrum kalır, eski hallerine dönemezler.
Helâk ettiğimiz bir belde halkının da (bize) dönmemesi imkansızdır
Helak ettiğimiz bir belde halkının da (bize) dönmemesi imkansızdır
Helak ettiğimiz bir kente/medeniyete yaşamak haram edilmiştir. Onlar bir daha geri dönemezler.
Enbiyâ suresi, 96. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ
Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc'ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
Sonunda Ye'cûc ve Me'cûc dipnot 1 (setleri) açıldığı, onlar her tepeden akın ettiği,
ta ki Ye'cuc ve Me'cuc'un salınıp, her bir köşeden boşalacakları zamana dek...
Ta ki, Yecüc ve Mecüc'ün (dünyaya) salınıp, (yeryüzünün) her köşe(sin)den boşalacakları zamana kadar,
Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc kapılarının açıldığı zaman, her hadebden (yüksekçe yer - belki de uzay gemilerinden) hızlıca inerler!
Yecuc ve Mecuc (un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler;
Nihayet Ye’cûc ve Me’cûc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman;
Sonunda, Yecüc ve Mecüc'ün engeli kaldırıldığında, onlar, her yönden akın edeceklerdir.
-Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc setleri açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman, verilen gerçek söz yaklaştığında inkar edenlerin gözleri donakalır! "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz, hatta biz zalim kimselermişiz" derler.
Nihayet, Yecuc ve Mecuc'un önü açıldığı zaman, onlar her yönden saldırırlar.
Nihayet, Yecuc ve Mecuc'un önü açıldığı zaman, onlar her yönden saldırırlar.
Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc(un seddi) açılıp da her tepeden saldırdıkları;
Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc açılıb da her tepeden saldırdıkları
Hatta Ye'cuc ve Me'cuc yaygınlaşıp her tarafı kuşatma altına alıncaya kadar.
Hatta Ye'cuc ve Me'cuc dipnot 1 yaygınlaşıp her tarafı kuşatma altına alıncaya kadar.
Hatta Ye'cuc ve Me'cuc dipnot 1 yaygınlaşıp her tarafı kuşatma altına alıncaya kadar.
(96-97) Yecuc ve Mecuc(un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler. Gerçek olan vaad yaklaşmıştır, işte o zaman, küfredenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler).
(96-97) Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (un seddi) açılıb da her tepeden saldıracakları ve gerçek va'd olan (kıyamet) yaklaşdığı vakit, işte o zaman o küfr (ve inkar) edenlerin gözleri hemen belirib kalacak, "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik. Hayır, biz zaalim kimselerdik" (diyecekler).
Ye'cuc ve Me'cuc açılıp da her tepeden ve dereden akın ettikleri vakit.
(95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.
Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün (seddi) açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc'un önü açıldığı ve onlar her tepeden akın etmeye başladıkları zaman,
Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc (onların kabirleri) dipnot 1 açıldığında; onlar her bir tümsekten dipnot 2 akın ettiğinde
(Onlardaki bu durum Kıyamet günü) Yecuc ile Mecuc'un dipnot 1 (kabirleri) açılıncaya kadar sürer. O zaman her bir tümsekten dipnot 2 çıkar, hızla giderler.
Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman;
Ne zaman ki Yecüc ve Mecüc serbest bırakılır, her tepeden ve dereden sel gibi akarlar.
Ye'cuc ve Me'cuc'ün önü açıldığı zaman onlar, her tepeden akın ederler.
Enbiyâ suresi, 97. ayet. وَٱقْتَرَبَ ٱلْوَعْدُ ٱلْحَقُّ فَإِذَا هِىَ شَٰخِصَةٌ أَبْصَٰرُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَٰوَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَٰذَا بَلْ كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkar edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz" derler.
Ve gerçek vaat (Son Saat) yaklaşınca, kâfir olanların gözleri birdenbire donakalır! (Onlar) "Ah, eyvah, yazıklar olsun bize! Elbette bu durumdan habersizmişiz; hatta biz zalimlermişiz!" (diyeceklerdir).
İmdi, mutlaka gerçekleşecek olan sözün vakti yaklaşmıştır: işte o zaman, küfürde ısrar edenler, gözleri yuvalarından fırlatmış bir halde "Yazıklar olsun bize!" (diyecekler), "Doğrusu biz bu (söze) karşın gaflete dalmışız; dahası (böyle yapmakla) kendi kendimize kıymışız!"
(ki o zaman) başa gelmesi kaçınılmaz olan (kıyamet) söz(ün)ün gerçekleşmesi de yaklaşmış olacaktır. O zaman ki, hakkı inkara şartlanmış olan kimselerin gözleri yerinden oynayacak ve (birbirlerine:) "Vah bize!" (diye yakınacaklar), "Bu (kıyamet sözüne) karşı hep umursamazlık gösterdik! Çünkü, zulüm ve kötülük yap(maya eğilimli ol)an kimselerdik!"
Ölüm yaklaştığında, bir de bakarsın ki hakikat bilgisini inkar edenlerin gözleri dehşetle donar kalır! "Eyvah! Gerçekten biz kozamızda - dünyamızda yaşıyormuşuz (bu gerçeği fark edememişiz)! Hayır, zalimler imişiz. "
Gerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler).
Gerçek vadolan kıyamet artık yaklaşmıştır, işte o zaman, küfredenlerin gözleri donakalır ve "Yazıklar olsun bize! Biz, bundan gaflet içinde idik; daha zâlimdik" derler.
Zaten sözü verilen gerçek yaklaşmış; nankörlük edenlerin gözleri birden donup kalmıştır: "Vay başımıza gelene! Bundan önce aymazlık içindeydik!" "Hayır! Haksızlık yapanlardan olduk!"
-Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc setleri açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman, verilen gerçek söz yaklaştığında inkar edenlerin gözleri donakalır! "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz, bu durumdan habersizmişiz, hatta biz zalim kimselermişiz" derler.
Hak sözün gerçekleşmesi yaklaşmış ve kafirlerin gözleri korkudan dona kalmıştır: "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik. Biz gerçekten zalimler olduk." dipnot 1
Hak sözün gerçekleşmesi yaklaşmış ve kafirlerin gözleri korkudan dona kalmıştır: 'Vah bize, Biz bundan gaflet içinde idik. Biz gerçekten zalimler olduk.'
ve gerçek va'd yaklaştığı vakit, işte o zaman o küfredenlerin gözleri belerecek (bir noktaya dikilip kalacak): "Eyvah bizlere, biz bundan gaflet ettik! Hayır, kendimize zulmetmiş olduk!" diyecekler.
ve hak va'd yaklaştığı vakıt, o zaman işte o küfredenlerin derhal gözleri belerecek "eyvah bizlere biz bundan gaflet ettik, hayır kendimize zulmetmiş olduk" diyecekler
Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, Kafirlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."
Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, Kafirlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."
Uyarıldıkları gerçekle yüz yüze geldiklerinde, gerçeği yalanlayan nankörlerin gözleri korku ile büyür. "Eyvah bizlere! Gerçekten biz aldanış içindeymişiz. Aslında biz, kendimize haksızlık etmişiz."
(96-97) Yecuc ve Mecuc(un sedleri) açıldığında, onlar her bir tepeden akın ederler. Gerçek olan vaad yaklaşmıştır, işte o zaman, küfredenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler).
(96-97) Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc (un seddi) açılıb da her tepeden saldıracakları ve gerçek va'd olan (kıyamet) yaklaşdığı vakit, işte o zaman o küfr (ve inkar) edenlerin gözleri hemen belirib kalacak, "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik. Hayır, biz zaalim kimselerdik" (diyecekler).
Ve gerçek vaad yaklaştığı zaman; o küfredenlerin gözleri belerip kalır: Vah bize, bundan önce gaflet içindeydik, biz gerçekten zalimler idik.
(95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın kâfirlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz.” derler.
Gerçek va'd (yani kıyamet) yaklaşmış olur. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalır. "Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!" (diye mırıldandılar).
tümüyle gerçek olan o vaat (cezalandırma vakti) yaklaşmış olur dipnot 1 . Bir de bakarsın ki (kabirlerinden çıkan bütün) kafirlerin gözleri yuvalarından fırlamış şöyle diyorlar: "Vay halimize, bu konuda umursamazlık içindeydik dipnot 2 , aslında biz yanlışa dalan kimselerdik!"
Artık gerçek tehdidin (cehennemin) vakti yaklaşmıştır. Birde bakarsın ki bu kafirlerin gözleri fal taşı gibi açılmış "Yazık oldu bize, bunu hesaba katmamıştık, aslında yanlış yapıyorduk" diyorlar.
İşte hak olan vaat yaklaşmıştır. İşte o zaman kafirlerin gözleri dehşetten donakalır Eyvah bize! Bundan önce biz gaflet içindeydik. Biz gerçekten zalim kimselerdik (derler).
İşte gerçek vaat yaklaşmıştır. İşte o zaman kafirlerin gözleri dehşetten bakakalır: - Eyvah bize, bundan önce biz gaflet içindeydik. Biz gerçekten zalim kimselerdik.
Hak olan vaat yaklaşmıştır. İnkar edenlerin gözleri birden donup kalmıştır. "Vay başımıza! Biz bundan gafil bulunuyorduk. Hayır, biz zalimlerdik." derler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.