Muhammed Esed
Ben bu beldeyi tanıklığa çağırırım,
90. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Beled suresi, 1. ayet. لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ
lâ uḳsimü bihâẕe-lbeled.
Ben bu beldeyi tanıklığa çağırırım,
Beled suresi, 2. ayet. وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ
veente ḥillüm bihâẕe-lbeled.
senin serbestçe yaşadığın bu beldeyi,
Beled suresi, 3. ayet. وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ
vevâlidiv vemâ veled.
ve (tanıklığa çağırırım) anne babayı ve çocukları:
Beled suresi, 4. ayet. لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِى كَبَدٍ
leḳad ḫalaḳne-l'insâne fî kebed.
Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan (ile yüklü bir hayat)a gönderdik.
Beled suresi, 5. ayet. أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ
eyaḥsebü el ley yaḳdira `aleyhi eḥad.
İnsan, kimsenin kendi üzerinde güç sahibi olmadığını mı zannediyor?
Beled suresi, 6. ayet. يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا
yeḳûlü ehlektü mâlel lübedâ.
Övünüp duruyor: "Ben, yığınla servet tükettim!"
Beled suresi, 7. ayet. أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ
eyaḥsebü el lem yerahû eḥad.
Peki, kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
Beled suresi, 8. ayet. أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ
elem nec`al lehû `ayneyn.
Biz ona iki göz vermedik mi?
Beled suresi, 9. ayet. وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ
velisânev veşefeteyn.
Bir dil ve bir çift dudak,
Beled suresi, 10. ayet. وَهَدَيْنَٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ
vehedeynâhü-nnecdeyn.
ve ona (kötülüğün ve iyiliğin) iki yolunu da göstermedik mi?
Beled suresi, 11. ayet. فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ
fele-ḳteḥame-l`aḳabeh.
Ama o, sarp yokuşa tırmanmayı denemedi...
Beled suresi, 12. ayet. وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ
vemâ edrâke me-l`aḳabeh.
Bilir misin nedir o sarp yokuş?
Beled suresi, 13. ayet. فَكُّ رَقَبَةٍ
fekkü raḳabeh.
(O,) boynunu (günah zincirinden) kurtarmaktır;
Beled suresi, 14. ayet. أَوْ إِطْعَٰمٌ فِى يَوْمٍ ذِى مَسْغَبَةٍ
ev iṭ`âmün fî yevmin ẕî mesgabeh.
yahut (kendi) aç iken (başkasını) doyurmaktır,
Beled suresi, 15. ayet. يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ
yetîmen ẕâ maḳrabeh.
yakını olan bir yetimi,
Beled suresi, 16. ayet. أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ
ev miskînen ẕâ metrabeh.
yahut toprağa uzanıp kalmış olan (yabancı) bir yoksulu,
Beled suresi, 17. ayet. ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ
ŝümme kâne mine-lleẕîne âmenû vetevâṣav biṣṣabri vetevâṣav bilmerḥameh.
ve imana ermişlerden ve birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.
Beled suresi, 18. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
ülâike aṣḥâbü-lmeymeneh.
İşte böyleleri dürüstlüğe ve erdemliliğe erişmiş olanlardır;
Beled suresi, 19. ayet. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
velleẕîne keferû biâyâtinâ hüm aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Bizim mesajlarımızın doğruluğunu inkara şartlanmış olanlar ise kötülüğe batmış kimselerdir,
Beled suresi, 20. ayet. عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌۢ
`aleyhim nârum mü'ṣadeh.
üzerlerine salınmış ateş (ile).