Diyanet İşleri
(34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
Duhân suresi · 34–42. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Duhân suresi, 34. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
(34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
Onlar (müşrikler) şöyle diyorlar:
Bütün bunlara rağmen şu berikiler yine de şöyle diyecekler:
(Şimdi) bakın, bu (insan)lar derler ki:
Muhakkak ki bunlar şöyle derler:
Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
Onlar (müşrikler) diyorlar ki:
Aslında, bunlar, kesinlikle, şöyle diyecekler:
- Bu yalanlayanlar, kesinlikle şöyle derler: "Ölüm, sadece bizim bir kere ölmemizdir. Biz tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru söylüyorsanız haydi, babalarımızı diriltip getiriniz."
Şunlar da diyorlar ki:
Şunlar da diyorlar ki:
Fakat şu (beriki) kafirler diyorlar ki:
Fakat şu berikiler diyorlar ki:
Bunlar dipnot 1 kesinlikle diyorlar ki:
Bunlar dipnot 1 kesinlikle diyorlar ki:
Bunlar dipnot 1 kesinlikle diyorlar ki:
Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:
(34-35) Hakıykat, şunlar mutlakaa: "O (ölüm), derler, ilk ölümümüzden başka (bir şey) değildir. Biz yeniden diriltilib kaldırılacak değiliz".
Bunlar gerçekten derler ki:
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Şüphesiz bunlar elbette şöyle diyorlar:
Şunlar (Kureyş kafirleri) de diyorlar ki:
Bunlar da şöyle deyip duruyorlar:
Şimdi bunlar kalkıp şöyle diyeceklerdir:
Bunlar ise diyorlar ki:
Bunlar ise diyorlar ki:
Şimdi, şunlar tutmuş diyorlar ki:
Duhân suresi, 35. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
(34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
"İlk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz asla diriltilecek de değiliz. dipnot 1
"(Ölüm) şu bizi bekleyen ilk (ve tek) ölümünüzdür ve biz asla bir daha hayata dönmeyeceğiz;
"Bu (önümüzde bulunan,) bizim ilk (ve tek) ölümümüzdür ve hayata yeniden döndürülmeyeceğiz.
"O ilk ölümümüzden ilerisi yok; biz ölüm sonrasında diriltilecek değiliz!"
"(Bütün her şey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip kaldırılacak değiliz."
İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz.
"Ancak bir kez ölürüz. Yeniden yaşama döndürülecek de değiliz!"
- Bu yalanlayanlar, kesinlikle şöyle derler: "Ölüm, sadece bizim bir kere ölmemizdir. Biz tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru söylüyorsanız haydi, babalarımızı diriltip getiriniz."
"Sadece bir kez ölürüz; dirilecek değiliz."
'Sadece bir kez ölürüz; dirilecek değiliz.'
"ilk ölümümüzden başka birşey yoktur. Biz yeniden diriltilecek değiliz.
ilk ölümümüzden ilerisi yok ve biz yeniden neşrolunacak değiliz
"Biz yalnızca öleceğiz. Tekrar diriltilecek değiliz."
"Biz yalnızca öleceğiz. Tekrar diriltilecek değiliz."
"Biz yalnızca öleceğiz. Tekrar diriltilecek değiliz."
"(Bütün her şey) bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip kaldırılacak değiliz."
(34-35) Hakıykat, şunlar mutlakaa: "O (ölüm), derler, ilk ölümümüzden başka (bir şey) değildir. Biz yeniden diriltilib kaldırılacak değiliz".
O, ilk ölümümüzden başkası değildir. Ve biz, diriltilip kaldırılacaklar da değiliz.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
"Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz."
"İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
"İlk ölümümüzden başkası yok, biz bir daha (yeniden dirilip) yayılacak değiliz dipnot 1 .
"Bizim ölmemiz sadece bir kere olacak, artık bir daha buralarda gezip dolaşmayacağız.
Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz.
-Bir defa öldükten sonra başka bir şey yoktur. Biz, yeniden diriltilecek de değiliz.
"İlk ölümümüzden başkası yok! Biz diriltilecek filan değiliz!"
Duhân suresi, 36. ayet. فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
"Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin."
Doğruysanız atalarımızı getirin (de görelim)!" dipnot 1
ama eğer (bu) iddianızda ısrarlıysanız, haydi (geri) getirin atalarımızı!"
O halde, eğer iddianızda haklı iseniz atalarımızı (şahit olarak) getirin!"
"Eğer sözünüz doğruysa haydi atalarımızı getirin!"
"Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin.
"Madem öyle, atalarımızı getirin; eğer doğruyu söylüyorsanız?"
- Bu yalanlayanlar, kesinlikle şöyle derler: "Ölüm, sadece bizim bir kere ölmemizdir. Biz tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru söylüyorsanız haydi, babalarımızı diriltip getiriniz."
"Doğru sözlüler iseniz, atalarımızı geri getirin."
'Doğru sözlüler iseniz, atalarımızı geri getirin.'
Haydi getirin babalarımızı, doğru (söyleyen kimseler) iseniz."
Haydi getirin babalarımızı doğru iseniz
"Eğer doğru söylüyorsanız haydi, ölmüş atalarımızı bize geri getirin."
"Eğer doğru söylüyorsanız haydi, ölmüş atalarımızı bize geri getirin."
"Eğer doğru söylüyorsanız haydi, ölmüş atalarımızı bize geri getirin."
"Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."
"Eğer (da'vaanızda) doğrucular iseniz şimdi atalarımızı (dirilterek) getirin".
Doğru sözlüler iseniz; bize babalarımıza getirsenize.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Eğer doğru söylüyorsanız, haydi atalarımızı getirin.
"Doğru söylüyorsanız, babalarımızı getirin."
Doğru söyleyen kimselerseniz haydi (diriltip) getirin atalarımızı dipnot 1 !"
Dedikleriniz doğruysa atalarımızı alıp getirin."
Doğru söyleyenler iseniz, haydi babalarımızı getirin.
Doğru söyleyenler iseniz, haydi babalarımızı getirin.
"Eğer doğru sözlülerseniz, atalarımızı geri getirin!"
Duhân suresi, 37. ayet. أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helak ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.
Bunlar mı daha hayırlı yoksa Tübba‘ kavmi dipnot 1 ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmiştik; şüphesiz ki onlar suçluydular.
Ne yani, onlar günaha gömülüp gittikleri için kendilerini helak ettiğimiz Tubba' kavminden ve onlardan öncekilerden daha mı değerliler?
Yoksa onlar, (aynı) günahları işlediklerinden dolayı yok ettiğimiz Tubbe' halkından ve onlardan önce yaşamış olanlardan daha mı iyiydiler?
Onlar mı daha hayırlı yoksa Tubba' (Yemen hükümdarına verilen ad) halkı ve onlardan (Tubba' halkından) öncekiler mi? Onları helak ettik! Muhakkak ki onlar suçlular (şirk ehli) idiler.
Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu günahkardı.
Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.
Onlar mı daha iyi; Tubba toplumu ve onlardan öncekiler mi? Suçlu oldukları için, onları yıkıma uğrattık.
"Bunlar mı daha üstündür yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi?" Hepsini helak ettik. Çünkü onlar suçlu toplumlardı.
Onlar mı, yoksa Tubba' halkı ve onlardan öncekiler mi daha iyidir? Suçlu oldukları için onları yok etmiştik.
Onlar mı, yoksa Tubba' halkı ve onlardan öncekiler mi daha iyidir? Suçlu oldukları için onları yok etmiştik.
Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba kavmi ve onlardan öncekiler mi? Onların hepsini helak ettik, çünkü suçlu idiler.
Ya onlar mı hayırlı? Yoksa Tübbain kavmı ve onlardan evvelkiler mi? Hep onları helak ettik, çünkü mücrim idiler
Bunlar mı daha hayırlıdır dipnot 1 yoksa Tubba halkı dipnot 2 mi? Ya da daha önceki kimseler mi? Biz onları yok ettik. Onlar mücrimlerdendiler. dipnot 3
Bunlar mı daha hayırlıdır dipnot 1 yoksa Tubba halkı dipnot 2 mi? Ya da daha önceki kimseler mi? Biz onları yok ettik. Onlar mücrimlerdendiler.
Bunlar mı daha hayırlıdır dipnot 1 yoksa Tubba halkı dipnot 2 mi? Ya da daha önceki kimseler mi? Biz onları yok ettik. Onlar suçluydular.
Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu günahkardı.
Bunlar mı hayırlı, yoksa Tübba kavmi ve onlardan evvelki (ümmet) ler mi? Biz onları bile helak etdik. Çünkü onlar da günahkardılar.
Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi ile onlardan evvel gelenler mi? Biz, onları helak ettik. Muhakkak ki onlar, mücrimler idiler.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu/günahkâr idiler.
Onlar mı hayırlı, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan önce gelen (kavim)ler mi? Suç işledikleri için biz onların hepsini helak ettik.
Şimdi bunlar mı daha iyidir yoksa Tübba' halkı dipnot 1 ve onlardan öncekiler mi? Hepsini helak ettik, çünkü onlar suçlu kimselerdi dipnot 2 .
Bunlar mı daha iyidir, yoksa Tübba dipnot 1 halkı mı; ya da onlardan önce gelenler mi? Günaha daldıkları için onları da etkisizleştirdik.
Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helak ettik. Çünkü suçlu idiler.
Onlar mı hayırlı; yoksa Tubba halkı ve onlardan öncekiler mi? Biz, onları helak ettik. Çünkü suçlu idiler.
Onlar mı hayırlı yoksa Tübba' halkıyla onlardan önce gelenler mi? Onları helak ettik; çünkü onlar, suç işlemiş insanlardı.
Duhân suresi, 38. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyuncular olarak yaratmadık. dipnot 1
Bakın Biz gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık;
İşte (böyle:) Biz gökleri ve yeri ve ikisi arasında bulunan her şeyi sırf bir oyun olsun diye yaratmadık.
Semaları, arzı ve ikisi arasında olanları oyun olsun diye halk etmedik. . .
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri oyun için yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.
Biz, gökler, yer ve aralarındakileri oyun ve eğlence için yaratmadık.
Biz, gökler, yer ve aralarındakileri oyun eğlence için yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve aralarındakileri oyunculukla yaratmadık.
Ve biz o Göklerle Yeri ve aralarındakileri oyunculukla yaratmadık
Biz; gökleri, yeryüzünü ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
Biz; gökleri, yeryüzünü ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
Biz; gökleri, yeryüzünü ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunan şeyleri oyuncular olarak yaratmadık.
Biz; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri oyun ve oyalanma olsun diye yaratmadık.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları eğlenmek için yaratmadık!
Gökleri, yeri ve ikisinin arasında olanları, oyun oynayalım diye yaratmadık dipnot 1 .
Gökleri, yeri ve aralarında olanları, boşuna dipnot 1 yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve arasındakileri oyuncular olarak yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri eğlenmek için yaratmadık.
Duhân suresi, 39. ayet. مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.
Onları sadece gerçek bir amaçla dipnot 1 yarattık. Fakat çoğu (bunu) bilmez.
lakin bunları, bir başka değil sadece gerçek bir amaç uğruna yarattık; ne var ki onların çoğu bunu kavramıyor.
Bunların hiç birini (deruni bir) hakikatten yoksun yaratmış değiliz ama çoğu bunu anlamaz.
Biz onları yalnızca Hak (Esma özelliklerimizin açığa çıkışı) olarak yarattık! Ne var ki onların çoğunluğu (bu hakikati) bilmezler.
Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Her ikisini de ancak hak ile yarattık; fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Yalnızca, gerçek olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmez.
Biz onları, gerçek bir amaç için yarattık. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Biz onları ancak belli bir amaca göre yarattık. Ne var ki onların çoğu bilmezler.
Biz onları ancak belli bir amaca göre yarattık. Ne var ki onların çoğu bilmezler.
ikisini de ancak hak ve hikmetle yarattık. Fakat pek çokları bilmezler.
İkisini de ancak hak sebebiyle yarattık ve lakin pek çokları bilmezler
İkisini de yalnızca Hakk dipnot 1 olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. dipnot 2
İkisini de yalnızca hakk dipnot 1 olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. dipnot 2
İkisini de yalnızca hakk dipnot 1 olarak yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar. dipnot 2
Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.
Biz bunları hakkın ikaamesine sebeb olmakdan başka (bir hikmetle) yaratmadık. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Biz; onları, ancak hak ile yarattık. Ne var ki onların çoğu, bilmezler.
(17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onları ancak hak ile yarattık. Fakat onların çoğu bilmez.
Onları sadece gerçek bir sebeple, (hikmetli bir gaye ile) yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.
Onları sadece o gerçek için (sizleri imtihan için dipnot 1 ) yarattık; ama insanların çoğu bunu bilmez dipnot 2 .
Biz bütün bunları ciddi bir kararla yarattık ama onların çoğu bunu bilmezler.
Onları ancak hak ile yarattık. Fakat, onların çoğu bilmez.
Onları ancak hak ile yarattık. Fakat, onların çoğu bilmez.
İkisini de, sadece gerçeği göstermek üzere yarattık. Ama onların çokları bilmiyorlar.
Duhân suresi, 40. ayet. إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.
Şüphesiz ki ayrılma (mahşer) günü, hepsinin bir arada buluşacağı (gündür).
Unutmayın ki, hepsinin buluşma zamanı (iyi ile kötünün) birbirinden ayrıldığı gündür.
Gerçek şu ki, (doğru ile yanlış arasında) Karar Günü, onların tümü için belirlenmiş olan bir gündür.
Belirlenmiş ayırt etme sürecinde onların hepsi bir araya gelecektir.
Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
Şüphesiz (hakkı bâtıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.
Aslında, Ayrım Günü, tümünün buluşma zamanıdır.
Haklıyı haksızdan ayırma günü, onların hepsinin toplanma günüdür.
Hepsi Karar Günü topluca buluşacaklardır.
Hepsi Karar Günü topluca buluşacaklardır.
Haberiniz olsun ki, o ayırım günü hepinizin belirlenmiş vaktidir.
Haberiniz olsun ki o fasıl günü hepinizin mikatıdır
Ayrışma Günü, dipnot 1 onların hepsinin kararlaştırılmış bir araya gelme zamanıdır.
Ayrışma Günü dipnot 1 , onların hepsinin kararlaştırılmış bir araya gelme zamanıdır.
Ayrışma Günü dipnot 1 , onların hepsinin kararlaştırılmış bir araya gelme zamanıdır.
Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.
Şübhe yok ki o ayırd etme günü onların, topunun (va'd ve ta'yin edilmiş) yakıtlarıdır.
Muhakkak ki ayırdetme günü, hepsinin bir arada bulunacağı vakittir.
(40-59) Ayrışma günü onların hepsinin toplanacağı randevu günüdür. O gün dostun dosta bir faydası olmaz Allah'ın esirgedikleri haricindekiler yardım görmezler, muhakkak ki O, saygıdeğerdir, esirgeyendir. Zakkum ağacı, kötülerin yemeğidir, erimiş metal / maden gibi / müh’l gibi karınları kaynar suyu kaynaması gibi kaynatır, tutun onu cehennemin orta yerine kadar sürükleyin onu , sonra başının üzerinden kaynar su azabından dökülür , tadın. “Muhakkak ki sen saygınsın, ikram edensin” şüphe ettiğiniz şey kesinlikle buydu. Sakınanlar güvenilir bir makamdadırlar , bahçelerde ve gözelerde , ince kalın ipek elbiseler giymişler karşılıklı vaziyetteler, işte böyle ve iri gözlüler ile eşlenmişlerdir, her türlü meyveden güven içinde çağırırlar / dua ederler , önceki i lk ölümleri dışında ölüm tatmazlar , Rabbinin hazinesinden olarak onlar ateş azabından korunmuşlardır, işte bu çok büyük başarıdır. Biz onu (Kuran’ı) senin lisanınla kolaylaştırdık böylelikle belki hatırlayıp ta anarlar, sen gözetle, onlar da gözetleyenlerdir.
Muhakkak ki hüküm/ayırt etme günü onların hepsi için tayin edilmiş bir vakittir.
(Hakkın batıldan ayrılacağı) Hüküm günü, hepsinin varacağı gündür.
İyiyi kötüden ayırma günü, onların hepsinin buluşma vaktidir dipnot 1 .
İyi ile kötünün ayırt dipnot 1 edileceği gün, onların tamamının toplanacağı gündür.
Hüküm günü, onların hepsine söz verilen vakittir.
Hüküm günü, onların hepsine söz verilen vakittir.
Hiç kuşkusuz, ayrım günü, hepsinin buluşma zamanıdır/buluşma yeridir.
Duhân suresi, 41. ayet. يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.
O gün, dostun dosta hiçbir yararı olmaz; dipnot 1 kendilerine yardım da edilmez.
O gün ne bir dostun diğer bir dosta yararı dokunacak, ne de kendilerine yardım ulaşacak;
ki o Gün hiç kimsenin arkadaşına bir hayrı dokunmayacak ve hiç kimse bir yardım görmeyecektir,
Dostun dostundan bir şey uzaklaştıramadığı süreçtir o! Onlara yardım da olunmaz. . .
O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.
O gün, dostun dosta hiçbir yararı olmaz; onlara yardım da edilmez.
O gün, hiçbir dostun dostuna bir faydası olmayacak ve yardım da görmeyeceklerdir.
O gün dost, dostunu hiçbir şeyden koruyamaz ve yardım da görmezler. dipnot 1
O gün dost, dostunu hiç bir şeyden koruyamaz ve yardım da görmezler.
O gün yarın yara, dostun dosta hiçbir faydası olmaz ve bir taraftan yardım da görmezler.
O gün ki yar yardan bir şey def'edemez ve bir taraftan yardım da olunmazlar
O Gün, hiçbir yakının, yakınına bir yararı olmaz. dipnot 1 Onlar, yardım da olunmazlar.
O gün, hiçbir yakının, yakınına bir yararı olmaz. dipnot 1 Onlar, yardım da olunmazlar.
O gün, hiçbir yakının, yakınına bir yararı olmaz. dipnot 1 Onlar, yardım da olunmazlar.
O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.
O gün yar bile yarine, hiçbir şeyle, faide vermez. Onlara (başka suretle) yardım da edilmez.
O gün; dostun dosta hiç bir yardımı olmaz, yardım da görmezler.
(40-59) Ayrışma günü onların hepsinin toplanacağı randevu günüdür. O gün dostun dosta bir faydası olmaz Allah'ın esirgedikleri haricindekiler yardım görmezler, muhakkak ki O, saygıdeğerdir, esirgeyendir. Zakkum ağacı, kötülerin yemeğidir, erimiş metal / maden gibi / müh’l gibi karınları kaynar suyu kaynaması gibi kaynatır, tutun onu cehennemin orta yerine kadar sürükleyin onu , sonra başının üzerinden kaynar su azabından dökülür , tadın. “Muhakkak ki sen saygınsın, ikram edensin” şüphe ettiğiniz şey kesinlikle buydu. Sakınanlar güvenilir bir makamdadırlar , bahçelerde ve gözelerde , ince kalın ipek elbiseler giymişler karşılıklı vaziyetteler, işte böyle ve iri gözlüler ile eşlenmişlerdir, her türlü meyveden güven içinde çağırırlar / dua ederler , önceki i lk ölümleri dışında ölüm tatmazlar , Rabbinin hazinesinden olarak onlar ateş azabından korunmuşlardır, işte bu çok büyük başarıdır. Biz onu (Kuran’ı) senin lisanınla kolaylaştırdık böylelikle belki hatırlayıp ta anarlar, sen gözetle, onlar da gözetleyenlerdir.
O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.
O gün dost, dostundan bir şey savamaz. Ve onlara yardım da edilmez.
O gün hiçbir yakın, diğer bir yakınının herhangi bir ihtiyacını karşılayamayacak dipnot 1 ; onlara yardım da edilmeyecektir dipnot 2 .
O gün dostun dosta faydası olmayacak; kimse kimseden yardım görmeyecektir.
O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.
O gün, dostun dosta hiçbir şekilde faydası olmaz. Onlara yardım da olunmaz.
Bir gündür ki o, dostun dosta yararı olmaz. Onlara yardım da edilmez.
Duhân suresi, 42. ayet. إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Yalnız, Allah'ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.
Ancak Allah'ın merhamet ettiği kişiler böyle değildir. Şüphesiz ki O güçlüdür, çok merhametlidir.
Allah'ın rahmet ettiği kimseler müstesna: zira yalnızca O'dur her işinde mükemmel olan, sonsuz merhamet sahibi O'dur.
Allah'ın rahmetini ve şefkatini bağışladığı kimseler hariç. Yalnız O, kudret sahibidir, rahmet kaynağıdır.
Allah'ın rahmet ettikleri müstesna. . . Muhakkak ki O, "HU"; Aziyz'dir, Rahıym'dir.
Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.
Allah'ın merhamet ettiği kimse başkadır. Kuşkusuz, O, Üstündür; Merhametlidir.
Allah'ın acıdıkları hariç,çünkü O'nun her şeye gücü yeter; çok merhametlidir.
Yalnız ALLAH'ın merhamet ettikleri hariç. O Üstündür, Rahimdir.
Yalnız ALLAH'ın merhamet ettikleri hariç. O Üstündür, Rahimdir.
Ancak Allah'ın rahmetiyle yarlığadığı (merhamet ettiği) başka. Çünkü O, öyle güçlü, öyle merhametlidir.
Ancak Allahın rahmetiyle yarlıgadığı başka, çünkü o öyle aziz öyle rahimdir
Ancak Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç. Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ancak Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç. Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ancak Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç. Kuşkusuz O, Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ancak Tanrı'nın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.
Allahın esirgediği kimseler böyle değil. Çünkü O, bizzat kafirlerden intikaam almıya hakkıyle kaadir, (mü'minleri) çok esirgeyicidir.
Ancak Allah'ın merhamet ettiği müstesna. Muhakkak ki O; Aziz, Rahim olanın kendisidir.
(40-59) Ayrışma günü onların hepsinin toplanacağı randevu günüdür. O gün dostun dosta bir faydası olmaz Allah'ın esirgedikleri haricindekiler yardım görmezler, muhakkak ki O, saygıdeğerdir, esirgeyendir. Zakkum ağacı, kötülerin yemeğidir, erimiş metal / maden gibi / müh’l gibi karınları kaynar suyu kaynaması gibi kaynatır, tutun onu cehennemin orta yerine kadar sürükleyin onu , sonra başının üzerinden kaynar su azabından dökülür , tadın. “Muhakkak ki sen saygınsın, ikram edensin” şüphe ettiğiniz şey kesinlikle buydu. Sakınanlar güvenilir bir makamdadırlar , bahçelerde ve gözelerde , ince kalın ipek elbiseler giymişler karşılıklı vaziyetteler, işte böyle ve iri gözlüler ile eşlenmişlerdir, her türlü meyveden güven içinde çağırırlar / dua ederler , önceki i lk ölümleri dışında ölüm tatmazlar , Rabbinin hazinesinden olarak onlar ateş azabından korunmuşlardır, işte bu çok büyük başarıdır. Biz onu (Kuran’ı) senin lisanınla kolaylaştırdık böylelikle belki hatırlayıp ta anarlar, sen gözetle, onlar da gözetleyenlerdir.
Allah’ın rahmet ettikleri müstesnâ. Şüphesiz ki o Azîzdir, Rahîmdir.
Ancak Allah'ın acıdığı kimseler (kurtulur). Şüphesiz O, üstündür esirgeyendir.
Allah'ın ikramda bulunduğu kişiler hariç dipnot 1 . O daima üstün ve ikramı bol olandır.
Ama Allah'ın ikram edeceği kişiler olacaktır. O üstündür, ikramı boldur.
Allah’ın merhamet ettikleri dışında. Çünkü O, çok güçlüdür, çok merhametlidir.
Allah'ın merhamet ettikleri dışında. Çünkü O, çok güçlü ve merhametlidir.
Allah'ın rahmet ettiği kimse müstesna. Allah Aziz'dir, Rahim'dir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.