Duhân suresi · 17–33. ayetler

Firavun kavmi ve İsrâiloğullarının kurtuluşu

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Duhân suresi, 17. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Musa) gelmişti.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki kendilerinden önce Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Onlara değerli bir elçi gelmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz, onlardan önce de Firavun kavmini sınamıştık. Onlara seçkin bir elçi gelmiş

    Muhammed Esed

    Biz onlardan (uzun zaman) önce Firavun halkını (aynı yolla) sınadık. Onlara soylu bir elçi gelmiş (ve)

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki onlardan önce Firavun kavmini de güç işlerle denedik. . . Onlara kerim bir Rasul gelmişti.

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun, kendilerinden önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan etmiştik. Şerefli bir elçi gelmişti.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, onlardan önce Firavun toplumunu da sınamıştık. Onurlu bir elçi onlara gelmişti.

    Bayraktar Bayraklı

    - Andolsun, biz onlardan önce de, Firavun'un toplumunu imtihan etmiştik. Onlara da değerli bir peygamber gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Allah'ın kulları! Çağrıma uyarak bana karşı görevinizi yerine getiriniz. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    Edip Yüksel

    Onlardan önce Firavunun halkını sınamıştık; onlara şerefli bir elçi gitmişti:

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlardan önce Firavun'un halkını sınamıştık; onlara şerefli bir elçi gitmişti:

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, onlardan önce Firavun'un kavmini fitneye düşürdük; onlara da şöyle söyleyen değerli bir peygamber gelmişti:

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Celalım hakkı için onlardan evvel Fir'avnin kavmını fitneye düşürdük, onlara da kerim bir Resul gelmişti

    Erhan Aktaş

    Ant olsun Biz, onlardan önce Firavun halkını fitnelendirdik. dipnot 1 Onlara çok şerefli bir Resul gelmişti.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Samimiyet sınavına tabi tuttuk.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun Biz, onlardan önce Firavun halkını fitnelendirdik. dipnot 1 Onlara çok şerefli bir resul gelmişti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Samimiyet sınava tabi tuttuk.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun Biz, onlardan önce Firavun halkını fitnelendirdik. dipnot 1 Onlara çok şerefli bir rasul gelmişti.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sınava tabi tuttuk.

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz bunlardan evvel Fir'avn kavmini de imtihan etdik. Onlara da çok şerefli bir peygamber gelmişdi,

    İbni Kesir

    Andolsun ki; onlardan önce Firavun kavmini de denemiştik ve onlara kerim bir peygamber gelmişti.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.

    Süleyman Ateş

    Andolsun, onlardan önce Fir'avn toplumunu da (imkanlar vererek) sınadık. Onlara değerli bir elçi geldi, (şöyle diyerek):

    Süleymaniye Vakfı

    Bunlardan önce Firavun'un dipnot 1 halkını imtihana dipnot 2 sokmuştuk dipnot 3 ; onlara da değerli bir elçi dipnot 4 gelmişti,

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Musa (a.s.) ile ilgili ayetlerde geçen "firavun" kelimesinin tek bir kişinin özel ismi olduğu sanılır. Oysa firavun sözcüğü, özel isim değil, Mısır krallarına verilen unvanın adıdır (TDV İslam Ansiklopedisi, firavun). Tevrat'a göre, Musa (a.s.) doğduğunda yönetimde olan firavun, Musa'nın ilk çocuğunun doğumundan sonra, nebi olmasından önce, ölmüştür (Çıkış 2:22). Tevrat'a göre Musa 80 yaşında nebi olmuştur (Çıkış 7:7). Tarihi bilgilere göre en uzun iktidar süren firavun dahi 67 yıl tahtta kalmıştır yani Musa doğduğunda firavun olan kralın, Musa nebi olduğunda iktidarda olması mümkün değildir. Ayrıca Musa (a.s.) bebekken İsrailoğullarının erkek çocuklarının öldürülmesi emri zaten yürürlükteydi (Kasas 28/4-7). A'raf 7/127 ayetinde konuşan firavun ise Musa'nın ona elçi gitmesinden sonra "oğullarını öldürüp kızlarını sağ bırakacağız" diyerek, gelecek zaman kipinde planını anlatmıştır. Bu, eski planın yeni iktidarda tekrar hayata geçirilmesinin kararıdır. Özetle, Kur'an, Tevrat'ta bulunan, Musa'nın hayatı süresince iki farklı firavunun hüküm sürdüğü bilgisini tasdik etmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      "Fitne", altını içindeki yabancı maddelerden ayırmak için ateşe sokmaktır (Müfredat). Kur'an'da bu kelime imtihan (A'raf 7/155), aldatma (A'raf 7/27), cehennem azabı (Zariyat 51/10-14) ve savaş (Bakara 2/216) anlamlarında kullanılmıştır.
    3. metne dön, dipnot 3
    4. metne dön, dipnot 4
      Firavun'un halkına elçi olarak hem Musa (a.s.) hem Harun (a.s.) gitmesine rağmen ayette "değerli bir elçi" denerek tekil kişi kullanılmıştır. Bu bilgi Kur'an'ın Tevrat'ı tasdiki açısından önemlidir; çünkü Tevrat'ın Mısır'dan Çıkış 4:14-16 pasajlarında Allah, Musa aleyhisselamı görevlendirirken, onun Harun'a ne söylemesi gerektiğini bildireceğini, Harun'un onun sözcüsü gibi olacağını işaret etmektedir. Yani ikisi tek elçi gibi hareket etmektedir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlardan önce (yine kadir gecesi verilen kararla) Firavun'un halkını da zor bir imtihana sokmuştuk; onlara da değerli bir elçi gelmiş, şöyle demişti:

    Şaban Britch

    Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.

    Şaban Piriş

    Onlardan önce Firavun kavmini de imtihan etmiştik. Onlara şerefli bir elçi gelmişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kudretimize yemin olsun ki, onlardan önce Firavun'un kavmini de ince bir imtihana çektik de, asil ve onurlu bir resul geldi onlara.

  2. Duhân suresi, 18. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 18. ayet. أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

    Diyanet İşleri

    O, şöyle demişti: "Allah'ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim."

    Mehmet Okuyan

    (Musa şöyle demişti:) "Allah'ın kullarını bana verin! Şüphesiz ki ben size (gönderilen) güvenilir elçiyim.

    Mustafa İslamoğlu

    ve (demişti) ki: "Bana gelin ey Allah'ın kulları! Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

    Muhammed Esed

    "Bana teslim olun, ey Allah'ın kulları! Ben size (gönderilen) bir elçiyim, güvene layık (bir elçi)!" demişti.

    Ahmed Hulusi

    "Allah'ın kullarını bana teslim edin. . . Muhakkak ki ben güvenilir Rasulüm. . . " (dedi).

    Ali Bulaç

    "Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara: Allah'ın kulları! Bana gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş) güvenilir bir Rasûlüm diye (davette bulunan)

    Ali Rıza Safa

    "Allah'ın kullarını benimle gönderin! Aslında, ben, sizin için, güvenilir bir elçiyim!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Andolsun, biz onlardan önce de, Firavun'un toplumunu imtihan etmiştik. Onlara da değerli bir peygamber gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Allah'ın kulları! Çağrıma uyarak bana karşı görevinizi yerine getiriniz. Çünkü ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."

    Edip Yüksel

    "Ey ALLAH'ın kulları, bana kulak verin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Ey ALLAH'ın kulları, bana kulak verin. Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben size (gönderilen) güvenilir bir peygamberim.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şöyle diye: Allahın kullarını bana teslim edin, çünkü ben size emin bir Resulüm

    Erhan Aktaş

    "Allah'ın kullarını bana verin. dipnot 1 Ben sizin için güvenilir bir Resul'üm."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Onları serbest bırakın; bırakın benimle gelsinler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Allah'ın kullarını bana verin. dipnot 1 Ben sizin için güvenilir bir resulüm."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Onları serbest bırakın; bırakın benimle gelsinler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Allah'ın kullarını bana verin. dipnot 1 Ben sizin için güvenilir bir rasulüm."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Onları serbest bırakın; bırakın benimle gelsinler.

    Gültekin Onan

    "Tanrı'nın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben sizin için güvenilir (emiyn) bir elçiyim" (demişti).

    Hasan Basri Çantay

    "Bana Allahın kullarını teslim edin. Çünkü ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim" diye.

    İbni Kesir

    Allah'ın kullarını bana teslim edin. Doğrusu ben, size gönderilmiş emin bir peygamberim.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana verin/teslim edin. Ben güvenilir bir peygamberim." demişti.

    Süleyman Ateş

    "Allah'ın kullarını bana teslim edin; çünkü ben sizin için güvenilir bir elçiyim."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Allah'ın kullarını bana teslim edin. Ben size gönderilen güvenilir bir elçiyim.

    Şaban Britch

    Allah’ın kullarını (İsrailoğulları'nı) bana bırakın/teslim edin. ben güvenilir bir peygamberim, demişti.

    Şaban Piriş

    Allah'ın kullarını bana bırakın, ben güvenilir bir peygamberim, demişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle sesleniyordu: "Ey Allah'ın kulları, bana gelin! Çünkü ben sizin için güvenilir bir resulüm."

  3. Duhân suresi, 19. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 19. ayet. وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum."

    Mehmet Okuyan

    Allah'a büyüklük taslamayın! Şüphesiz ki ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    Mustafa İslamoğlu

    Allah'a karşı küstahlaşmayın! Benim size hakikatin açık delilleriyle geldiğimi aklınızdan çıkarmayın!

    Muhammed Esed

    "Ve Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Çünkü ben size (O'ndan) açık bir delil getiriyorum;

    Ahmed Hulusi

    "Allah'a karşı üstünlük taslamayın (Rasule isyan etmeyin). . . Size apaçık karşı konulamaz delil ortaya koydum. "

    Ali Bulaç

    "Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."

    Ali Özek ve heyeti

    Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    Ali Rıza Safa

    "Ve Allah'a karşı büyüklük taslamayın! Aslında, size açık bir kanıt getiriyorum!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Allah'a karşı baş kaldırmayınız. Çünkü ben size apaçık bir mucize getirdim."

    Edip Yüksel

    "ALLAH'a karşı büyüklenmeyin. Ben size apaçık bir delille gelmiş bulunuyorum."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'ALLAH'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delille gelmiş bulunuyorum.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ve Allah'a karşı baş kaldırmayın; çünkü ben size açık bir delil ile geliyorum.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve Allaha karşı baş kaldırmayın, çünkü ben size açık bir bürhan ile geliyorum

    Erhan Aktaş

    "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Kuşkusuz ben, size açıkça görevlendirilmiş biri olarak geliyorum."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Kuşkusuz ben, size açıkça görevlendirilmiş biri olarak geliyorum."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Allah'a karşı ululuk taslamayın. Kuşkusuz ben, size açıkça görevlendirilmiş biri olarak geliyorum."

    Gültekin Onan

    "Tanrı'ya karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık bir delil getiriyorum."

    Hasan Basri Çantay

    "Ve Allaha karşı yücelik taslamayın. Zira ben size apaçık bir bürhan getiriyorum" diye (söylemişdi).

    İbni Kesir

    Allah'a karşı yücelik taslamayın. Doğrusu ben, size açık bir burhan getirdim.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    Süleyman Ateş

    "Allah'a karşı ululanmayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sakın Allah'a karşı diklenmeyin; çünkü size açık bir delil (mucize) ile geldim.

    Şaban Britch

    Allah’a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    Şaban Piriş

    -Allah'a karşı üstünlük taslamayın. Ben size apaçık bir delil getiriyorum.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Allah'a karşı ululuk taslamayın! Ben size apaçık bir kanıt getirmekteyim."

  4. Duhân suresi, 20. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 20. ayet. وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ

    Diyanet İşleri

    "Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

    Mehmet Okuyan

    Beni kovmanızdan benim de sizin de Rabbinize sığındım.

    Mustafa İslamoğlu

    İyi bilin ki ben, sizin bana yönelik saldırınızdan benim de sizin de Rabbiniz olan (Allah'a) sığınıyorum.

    Muhammed Esed

    ve bana yaptığınız bütün hakaretlerden Rabbime ve sizin de Rabbinize sığınıyorum.

    Ahmed Hulusi

    "Beni taşlayarak öldürme arzunuzdan Rabbim (Hakikatim olan Esma kuvvesine) ve sizin de Rabbiniz olana (hakikatinize) sığındım. "

    Ali Bulaç

    "Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."

    Ali Özek ve heyeti

    Ben, beni taşlamanızdan, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım.

    Ali Rıza Safa

    "Kuşkusuz, beni taşlamanızdan, sizin de Efendiniz olan Efendime sığınırım!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Ben, beni taşlamanızdan dolayı benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a sığındım."

    Edip Yüksel

    "Sizin beni taşlamanızdan/kovmanızdan, benim Efendime ve sizin Efendinize sığınıyorum."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Sizin beni taşlamanızdan, benim Rabbime ve sizin Rabbinize sığınıyorum.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ve haberiniz olsun ki ben, sizin beni taşlamanızdan Rabbim ve Rabbinize sığınmışımdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve haberiniz olsun ki ben sizin beni recminizden rabbım ve rabbınıza sığınmışımdır

    Erhan Aktaş

    "Ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım."

    Gültekin Onan

    "Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de rabbim, sizin de rabbiniz olana sığındım."

    Hasan Basri Çantay

    "Şübhesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz (olan Allah) a sığındım".

    İbni Kesir

    Beni taşlamanızdan ötürü; benim de Rabbım, sizin de Rabbınız olana sığındım.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.

    Süleyman Ateş

    "Ben, beni taşla(yıp öldür)menizden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)'a sığındım."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Beni taşa tutarsınız diye benim de Sahibim, sizin de Sahibiniz olan Allah'a sığındım.

    Şaban Britch

    Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım.

    Şaban Piriş

    Ve ben, beni taşlamanızdan sizin de Rabb'iniz olan Rabb'ime sığındım.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Ben, beni taşlamanızdan Rabbim ve Rabbinize sığındım."

  5. Duhân suresi, 21. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 21. ayet. وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ

    Diyanet İşleri

    "Bana inanmadınızsa benden uzak durun."

    Mehmet Okuyan

    Bana inanmazsanız benden uzaklaşın!"

    Mustafa İslamoğlu

    Ama eğer bana inanmıyorsanız, bari yolumdan çekilin!"

    Muhammed Esed

    Ve eğer bana inanmıyorsanız, (hiç olmazsa) yolumdan çekilin!"

    Ahmed Hulusi

    "Bana iman etmediyseniz, hiç olmazsa benden uzaklaşın!"

    Ali Bulaç

    "Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın."

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer bana inanmazsanız, hiç değilse yanımdan uzaklaşın.

    Ali Rıza Safa

    "Bana güvenmiyorsanız, benden uzak durun!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Eğer bana inanmıyorsanız, hiç olmazsa yanımdan uzaklaşınız."

    Edip Yüksel

    "Beni onaylamıyorsanız, bari beni yalnız bırakın."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bana inanmıyorsanız, bari beni yalnız bırakın.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer bana iman etmezseniz, bari ben(im çevrem)den çekilin!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onun için eğer bana iyman etmezseniz bari benden çekilin

    Erhan Aktaş

    "Eğer bana inanmıyorsanız, artık yolumdan çekilin."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Eğer bana inanmıyorsanız, artık yolumdan çekilin."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Eğer bana inanmıyorsanız, artık yolumdan çekilin."

    Gültekin Onan

    "Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup ayrılın."

    Hasan Basri Çantay

    "Eğer bana iman etmezseniz (bari) benden uzaklaşıb çekilin" (demişdi).

    İbni Kesir

    Eğer bana inanmazsanız; benden uzaklaşıp gidin.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.

    Süleyman Ateş

    "Eğer bana inanmadınızsa bari ben(im yolum)dan çekilin."

    Süleymaniye Vakfı

    Eğer bana inanmadıysanız benden uzak durun."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Eğer inanmadıysanız beni kendi halime bırakın."

    Şaban Britch

    Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.

    Şaban Piriş

    Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzak durun.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Bana inanmadınızsa bari benden uzak durun!"

  6. Duhân suresi, 22. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 22. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Sonra Musa, Rabbine, "Bunlar günahkar bir toplumdur" diye seslendi.

    Mehmet Okuyan

    (Musa:) "Bunlar suç işleyen bir toplumdur." diye Rabbine dua etmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Olan oldu, o (da) Rabbine şöyle şikayet etti: "İşte bunların günaha batmış bir toplum olduğu kesinleşmiştir."

    Muhammed Esed

    Ama sonra, (onların düşmanlığından bezdiğinde,) "Bunlar (gerçekten) günaha batmış bir toplumdur!" diye Rabbine seslendi.

    Ahmed Hulusi

    (Musa da) Rabbine yöneldi: "Bunlar suçlu (şirk koşan) bir toplum!"

    Ali Bulaç

    Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunun üzerine Musa: Bunlar suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine arzetti.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, Efendisine yakarışta bulundu: "Bunlar, suçlu bir toplumdur!"

    Bayraktar Bayraklı

    Bunun üzerine Musa, bunların suç işleyen bir toplum olduğunu Rabbine arzetti.

    Edip Yüksel

    Ve, "Bunlar suçlu bir topluluk" diye Efendisine yalvardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve, 'Bunlar suçlu bir topluluk,'diye Rabbine yalvardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra: "Bak bunlar suçlu bir kavimdir!" diyerek Rabbine dua etti.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra rabbına dua etti: bak bunlar mücrim bir kavim dedi

    Erhan Aktaş

    "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur." diye Rabb'ine yakardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur." diye Rabb'ine yakardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur." diye Rabb'ine yakardı.

    Gültekin Onan

    Sonunda rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet Rabbine "Bunlar hakıykat günahkarlar güruhudur" diye düa etdi.

    İbni Kesir

    Bunlar, suçlu bir kavimdir, diyerek Rabbına dua etti.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Mûsâ: "Bunlar, günahkâr bir toplumdur." diyerek Rabbine dua etmişti.

    Süleyman Ateş

    Sonra (Musa): "Bunlar, suç işleyen bir toplumdur!" diye Rabbine du'a etti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Daha sonra Sahibine yalvararak: "Bunlar suça (günaha) batmış bir topluluk." dedi.

    Şaban Britch

    Musa: Bunlar, günahkâr bir toplumdur, diyerek Rabbine dua etmişti.

    Şaban Piriş

    Musa: -Bunlar, suçlu bir toplumdur, diyerek Rabb'ine dua etmişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra Rabbine, "Bunlar suç işleyen bir topluluktur." diye yakardı.

  7. Duhân suresi, 23. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 23. ayet. فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

    Diyanet İşleri

    Allah da şöyle dedi: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."

    Mehmet Okuyan

    (Allah şöyle buyurmuştu): "Kullarımı geceleyin yola çıkar! Şüphesiz ki takip edileceksiniz.

    Mustafa İslamoğlu

    (Rabbi ona) "Kullarımla birlikte geceleyin yola düş!" (dedi), "Ama unutmayın ki, takip edileceksiniz.

    Muhammed Esed

    (Ve Allah,) "Sen kullarımla geceleyin ilerle" dedi, "çünkü mutlaka takip altında olacaksınız

    Ahmed Hulusi

    (Rabbi dedi ki): "Kullarımı gece oradan yürüt (uzaklaştır). . . Muhakkak ki siz izleneceksiniz. "

    Ali Bulaç

    (Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).

    Ali Özek ve heyeti

    Allah, O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz, buyurdu.

    Ali Rıza Safa

    "Madem öyle, kullarımı, geceleyin yola çıkar; kesinlikle peşinize düşecekler!"

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar. Çünkü takip edileceksiniz" dedi.

    Edip Yüksel

    "Kullarımla geceleyin yola çık. Siz izleniyorsunuz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Kullarımla geceleyin yola çık. Siz izleniyorsunuz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Rabbi): "Hemen kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz takip edileceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hemen buyurdu; kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz ta'kıyb olunacaksınız

    Erhan Aktaş

    "Haydi, kullarımla geceleyin yola çık. Siz takip edileceksiniz!"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Haydi, kullarımla geceleyin yola çık. Siz takip edileceksiniz!"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Haydi, kullarımla geceleyin yola çık. Siz takip edileceksiniz!

    Gültekin Onan

    (Tanrı da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).

    Hasan Basri Çantay

    (Cenab-ı Hak da) "Öyleyse kullarımı geceleyin götür. (Fakat) muhakkak siz ta'kib olunacaksınız" (buyurdu).

    İbni Kesir

    Öyleyse kullarımı geceleyin yürüt, siz muhakkak takip olunacaksınız.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.

    Süleyman Ateş

    (Allah): "O halde kullarımı geceleyin yürüt. Çünkü takibedileceksiniz" (dedi).

    Süleymaniye Vakfı

    (Allah da şöyle dedi:) "Geceleyin kullarımı en tepeye (dağa) çıkar dipnot 1 ; çünkü siz takip edileceksiniz.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İsra (إسراء) kelimesi, "seriy (سرِي)" kökünden türemiş sayılarak ona "gece yürüyüşü" anlamı verilmiştir. İsra kökünden fiillerin geçtiği ayetlerde "gece (ليل)" kelimesi de olduğu için bu kelimeye "gece yürüyüşü" anlamı vermek yanlıştır. (Taha 20/77, Şuara 26/52. ayetlerde "gece (ليل)" ifadesi açıkça geçmese de ilgili ayetlerden dolayı onlarda da onun varlığı takdir edilir. Kelime, "her şeyin en yükseği" anlamına gelen "serah (سَرَاة)"dan türemiştir (Müfredat, (سرى) mad) Çünkü ayetlerdeki isra kökünden fiillerin tamamı, "en yükseğe çıkarma" anlamındadır. Musa aleyhisselamın, İsrailoğullarını çıkardığı dağ, Kızıldeniz'in kenarı ile Kahire arasında olan ve yüksekliği yer yer 2000 metreyi geçen sıra dağlar olmalıdır (SUNA DOĞANER, Mısır, DİA). Çünkü o dağlar aşılmadan Kızıldeniz'e ulaşılamaz ..(Taha 20/77, Şuara 26/52).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah da "Sen, kullarımla birlikte gece yola çık, ama takip edileceksiniz."

    Şaban Britch

    Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.

    Şaban Piriş

    (Rabbi de ona şöyle buyurmuştu): -Kullarımı geceleyin yola çıkar, siz takip olunacaksınız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bunun üzerine, Allah buyurdu: "O halde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."

  8. Duhân suresi, 24. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 24. ayet. وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ

    Diyanet İşleri

    "Denizi açık halde bırak." Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

    Mustafa İslamoğlu

    Ziyanı yok, sen denizi rahat bir biçimde terk et! Onlar hakkındaki karar kesin: o ordu mutlaka boğulacak!"

    Muhammed Esed

    ve denizi (seninle Firavun'un adamları arasında) öyle, olduğu gibi bırak, zaten onlar boğulmaya mahkum bir topluluktur!" dedi.

    Ahmed Hulusi

    "Denizi açık olduğu halde bırak. . . Muhakkak ki onlar boğulmuş bir ordudur. "

    Ali Bulaç

    "Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."

    Ali Özek ve heyeti

    Denizi açık halde bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

    Ali Rıza Safa

    "Denizi açık olarak bırak; onların ordusu kesinlikle boğulacaktır!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Denizi sükunetle geç/terk et;çünkü onlar boğulacak bir ordudur."

    Edip Yüksel

    "Denizi yarılmış olarak terk et. Onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Denizi yarılmış olarak terket. Onlar boğulmaya mahkum bir ordudur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Denizi açık bırak, Çünkü onlar ordu halinde gelip boğulacaklar." buyurdu.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve denizi açık bırak, çünkü onlar ordu halinde gelip gark olunacaklar

    Erhan Aktaş

    "Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Denizi geçtikten sonra, onu öylece yarılmış haliyle bırak.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Denizi geçtikten sonra, onu öylece yarılmış haliyle bırak.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Denizi olduğu hal üzere bırak. dipnot 1 Onlar, boğulacak olan bir ordudur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Denizi geçtikten sonra, onu öylece yarılmış haliyle bırak.

    Gültekin Onan

    "Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."

    Hasan Basri Çantay

    "Denizi (sen ve ashaabın selametle geçdikden sonra) durgun ve açık bırak. Çünkü onlar boğul (mıya mahkum ol) muş bir ordudur".

    İbni Kesir

    Denizi sakin iken geride bırak. Doğrusu onlar, suda boğulacak bir ordudur.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Denizi sakın olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.

    Süleyman Ateş

    "Denizi (yarıp toplumunu geçirdikten sonra olduğu gibi) açık bırak. Çünkü onlar boğulacak bir ordudur."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Denizi de olduğu gibi bırak. Çünkü onlar, boğulacak bir ordudur."

    Şaban Britch

    Denizi açık olarak bırak! Şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.

    Şaban Piriş

    Denizi durgun olarak terket, şüphesiz onlar, suda boğulacak bir ordudur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Denizi açık bırak, çünkü onlar, boğulmaya mahkum edilmiş bir ordudur."

  9. Duhân suresi, 25. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 25. ayet. كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ

    Diyanet İşleri

    Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.

    Mehmet Okuyan

    (25, 26, 27) Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Geriye nice nice has bahçeler ve su kaynakları bıraktılar;

    Muhammed Esed

    (Onlar böylece yok oldular ve) arkalarında nice bahçeler bıraktılar, nice çeşmeler,

    Ahmed Hulusi

    Nice cennet (bahçe) ve gözelerini terk ettiler.

    Ali Bulaç

    Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi;

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, bırakmışlardı:

    Ali Rıza Safa

    Nice bahçelerini ve pınarlarını arkada bıraktılar.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.

    Edip Yüksel

    Onlar geride neler bırakmışlardı: Bahçeler, pınarlar,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar geride neler bırakmışlardı: Bahçeler, pınarlar,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (onlar) neler bırakmışlardı; ne bahçeler; ne pınarlar;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Neler terketmişlerdi: ne Cennetler, ne kaynaklar,

    Erhan Aktaş

    Onlar, bahçelerden, pınarlardan nicelerini geride bıraktılar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, bahçelerden, pınarlardan nicelerini geride bıraktılar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, bahçelerden, pınarlardan nicelerini geride bıraktılar.

    Gültekin Onan

    Onlar nice bahçeler ve pınarlar terketmişlerdi.

    Hasan Basri Çantay

    (25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde naz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.

    İbni Kesir

    Onlar, nice nice bağları, pınarları bırakmışlardı.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar, nice bahçeleri ve pınarları terk ettiler.

    Süleyman Ateş

    Onlar geride nice şeyler bıraktılar: Bahçeler, çeşmeler.

    Süleymaniye Vakfı

    Arkalarında nice bahçeler ve pınarlar bıraktılar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Arkalarında nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar,

    Şaban Britch

    Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler.

    Şaban Piriş

    Onlar nice bahçeleri ve pınarları terkettiler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Geriye nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.

  10. Duhân suresi, 26. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 26. ayet. وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

    Diyanet İşleri

    Nice ekinler, nice güzel konaklar!

    Mehmet Okuyan

    (25, 26, 27) Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    ve bir nice ekili alan ve görkemli eyvan...

    Muhammed Esed

    nice ekin tarlaları, nice güzel yurtlar,

    Ahmed Hulusi

    Nice ekinler ve güzel mekanlarını da. . .

    Ali Bulaç

    (Nice) Ekinler, güzel konaklar,

    Ali Özek ve heyeti

    Ekinler, güzel konaklar,

    Ali Rıza Safa

    Ekinleri ve sunulmuş konumları.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.

    Edip Yüksel

    Ekinler ve yüksek makamlar,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ekinler ve yüksek makamlar,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ne çiftlikler, ne güzel makam

    Elmalılı Hamdi Yazır

    ne çiftlikler, ne kerim makam

    Erhan Aktaş

    Ve ekinler, itibarlı makamlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve ekinler, itibarlı makamlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve ekinler, itibarlı makamlar.

    Gültekin Onan

    (Nice) Ekinler, güzel konaklar,

    Hasan Basri Çantay

    (25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde naz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.

    İbni Kesir

    Ekinleri, muhteşem konakları da.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ekinleri, güzel konakları.

    Süleyman Ateş

    Ekinler, güzel makamlar!

    Süleymaniye Vakfı

    Ekinler, değerli konaklar

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Nice ekinler ve görkemli konaklar...

    Şaban Britch

    Ekinleri güzel konakları...

    Şaban Piriş

    Ekinleri, güzel konakları...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nice ekinler, nice seçkin makamlar.

  11. Duhân suresi, 27. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 27. ayet. وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ

    Diyanet İşleri

    Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!

    Mehmet Okuyan

    (25, 26, 27) Onlar geride bahçeler, (su) kaynakları, ekinler, değerli bir makam ve içinde zevk sürdükleri nimetler bırakmışlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Dahası, orada mevcut keyif ve sürur verici daha bir nice nimet

    Muhammed Esed

    ve hoşlandıkları nice rahatlıklar, kolaylıklar!

    Ahmed Hulusi

    Keyif aldıkları nice nimeti de!

    Ali Bulaç

    Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,

    Ali Özek ve heyeti

    zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler.

    Ali Rıza Safa

    Ve hoşluk içinde yaşadıkları nimetleri.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlar arkalarında ne bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve safasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.

    Edip Yüksel

    Ve içinde sefa sürdükleri nice nimetler...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve içinde sefa sürdükleri nice nimetler...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ve içinde sefa sürdükleri ne nimet ve refah...

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve içinde zevk sürdükleri ne ni'met ve refah

    Erhan Aktaş

    Ve sefa sürdükleri nice nimetler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve sefa sürdükleri nice nimetler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve sefa sürdükleri nice nimetler.

    Gültekin Onan

    Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler.

    Hasan Basri Çantay

    (25-26-27) Onlar bağlardan, pınarlardan, ekinlerden (süslü mahfellerden, güzel konaklardan, içinde naz ve naıym ile yaşadıkları ihtişam (lar) dan neler, (nice şeyler) bırakdılar.

    İbni Kesir

    Zevk ve safa sürdükleri nimetleri de.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İçinde eğlenip durdukları nimetleri.

    Süleyman Ateş

    Ve zevkü sefa sürdükleri nice ni'metler!

    Süleymaniye Vakfı

    ve içlerinde tadına vardıkları nice nimetler…

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Zevk aldıkları nice nimetler…

    Şaban Britch

    İçinde eğlenip durdukları nimetleri...

    Şaban Piriş

    İçinde eğlenip durdukları nimetleri...

    Yaşar Nuri Öztürk

    İçinde zevk sürdükleri nice nimetler.

  12. Duhân suresi, 28. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 28. ayet. كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ

    Diyanet İşleri

    İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.

    Mustafa İslamoğlu

    işte böylece (geride kalmış) oldu. Sonuçta Biz, onların bıraktıklarına başka toplulukları mirasçı kıldık.

    Muhammed Esed

    İşte böyle oldu. Ve (sonra) başka bir toplumu (onların geride bıraktıklarına) varis kıldık;

    Ahmed Hulusi

    İşte böyle. . . Onları başka bir topluma miras kıldık.

    Ali Bulaç

    İşte böyle; Biz bunları başka bir kavime miras olarak verdik.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte böylece biz de onları başka bir topluma miras bıraktık.

    Ali Rıza Safa

    İşte böyle oldu. Ve tüm bunlara, başka bir toplumu kalıtçı yaptık.

    Bayraktar Bayraklı

    Böylece biz de bıraktıklarına başka bir toplumu mirasçı kıldık.

    Edip Yüksel

    Böylece hepsini başka bir topluluğa miras bıraktık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Böylece hepsini başka bir topluluğa miras bıraktık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Evet öyle (oldu) ve onları hep başka bir topluluğa miras kıldık!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Evet öyle ve hep onları başka bir kavma miras kıldık

    Erhan Aktaş

    Böylece, sonraki halkı onlara mirasçı kıldık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Böylece, sonraki halkı onlara mirasçı kıldık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Böylece, sonraki halkı onlara mirasçı kıldık.

    Gültekin Onan

    İşte böyle; biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.

    Hasan Basri Çantay

    İşte (emir) böyledir. Biz (bütün) bunları başka başka kavmler) e miras verdik.

    İbni Kesir

    İşte böyle. Onlara başka kavimleri mirasçı kıldık.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte böyle! Biz onları başka bir kavme miras verdik.

    Süleyman Ateş

    İşte böyle oldu ve biz onları başka bir topluma miras verdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hepsi geride kaldı. Biz de onları başka bir halka (İsrailoğullarına) verdik.

    Şaban Britch

    İşte böyle... Onu bir başka topluma miras bıraktık.

    Şaban Piriş

    İşte böyle... Onu bir başka topluma miras bıraktık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte böyle! Onlara başka bir toplumu mirasçı kıldık.

  13. Duhân suresi, 29. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 29. ayet. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ

    Diyanet İşleri

    Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

    Mehmet Okuyan

    Gök ve yer onların ardından ağlamamıştı; dipnot 1 kendilerine zaman da tanınmamıştı.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada sözü edilen mesaj bir mecazdır ve kastedilen Firavun'un tarafını tercih edenlerin aslında herhangi bir değer ifade etmediğini açıklamaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ne gök ağladı onlara, ne de yer; ve ne de cezaları ertelendi.

    Muhammed Esed

    onlara ne gök ne de yer ağladı ve ne de bir mühlet verildi.

    Ahmed Hulusi

    Onlara (bedensellikte boğulanlara) sema ve arz ağlamadı ve onlar nazar edilenlerden olmadılar.

    Ali Bulaç

    Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.

    Ali Özek ve heyeti

    Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

    Ali Rıza Safa

    Onlar için, gök ve yeryüzü ağlamadı; süre de verilmedi.

    Bayraktar Bayraklı

    Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

    Edip Yüksel

    Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ne gök ve ne de yer onlara ağladı; ertelenmediler de.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonuçta ne gök ağladı üzerlerine, ne yer; ne de kendilerine bir mühlet verildi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular

    Erhan Aktaş

    Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara ne gök ağladı ne de yer. Ve onlara fırsat da verilmedi.

    Gültekin Onan

    Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar(ın azabı) ertelenmedi.

    Hasan Basri Çantay

    Ne gök, ne yer onların üstüne ağlamadı. Onlara (aman ve) mühlet verilmedi.

    İbni Kesir

    Gök ve yer onların helakine ağlamadı. Ve onlar, mühlet verilenler de olmadı.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Onlar mühlet verilenler de olmadı.

    Süleyman Ateş

    Onlara gök ve yer ağlamadı. Ve kendilerine fırsat da verilmedi.

    Süleymaniye Vakfı

    Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı ne de yer. Onlara süre de tanınmadı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Firavun'a ve ordusuna ne gök ağladı, ne de yer. Onlara yeni bir fırsat da verilmedi.

    Şaban Britch

    Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.

    Şaban Piriş

    Onlara ne gök ağladı, ne de yer! Hiç bekletilmediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gök de ağlamadı onlar için yer de. Yüzlerine bakılmadı bile!

  14. Duhân suresi, 30. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 30. ayet. وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ

    Diyanet İşleri

    (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

    Mehmet Okuyan

    (30, 31) Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun'dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı.

    Mustafa İslamoğlu

    Böylece Biz İsrailoğullarını aşağılayıcı bir beladan kurtarmış olduk;

    Muhammed Esed

    Biz gerçekten, İsrailoğulları'nı aşağılayıcı azaptan kurtardık,

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık. . .

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz İsrailoğullarını o alçaltıcı azabtan kurtardık.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun biz, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan kurtardık.

    Ali Rıza Safa

    Üstelik gerçek şu ki, İsrailoğullarını, aşağılayıcı bir ezinçten kurtardık.

    Bayraktar Bayraklı

    - Andolsun biz, İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan,yani Firavun'dan kurtardık.Çünkü o, aşırı gidenlerden bir zorba idi.

    Edip Yüksel

    İsrail oğullarını alçaltıcı zulümden kurtarmıştık;

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İsrailoğullarını alçaltıcı zulümden kurtarmıştık;

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, İsrail oğullarını o horlayıcı azaptan kurtarmıştık

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Celalım hakkı için, Beni İsraili kurtarmıştık o ihanetli azabdan

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan Biz kurtardık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan Biz kurtardık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan Biz kurtardık.

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azabtan kurtardık.

    Hasan Basri Çantay

    (30-31) Andolsun ki biz İsrail oğullarını o zillet verici azabdan, Fir'avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi aşanlardan bir mütekebbirdi.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; İsrailoğullarını horlayıcı azabdan kurtardık,

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık.

    Süleyman Ateş

    Andolsun biz, İsrail oğullarını o küçültücü azabdan kurtardık:

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Böylece İsrailoğullarını aşağılayıcı azaptan kurtarmış olduk;

    Şaban Britch

    İsrailoğulları'nı da alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.

    Şaban Piriş

    İsrailoğullarını da alçaltıcı azaptan kurtarmıştık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, İsrailoğullarını, rezil edici bir azaptan kurtardık.

  15. Duhân suresi, 31. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 31. ayet. مِن فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ

    Diyanet İşleri

    (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun'dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

    Mehmet Okuyan

    (30, 31) Yemin olsun ki biz, İsrailoğullarını küçük düşürücü o azaptan yani Firavun'dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki o, haddini aşanlardan bir zorbaydı.

    Mustafa İslamoğlu

    Firavun'dan... Çünkü o, haddini bilmez küstahlardan biriydi.

    Muhammed Esed

    Firavun(un onların başına sardığı azap)tan; zaten o, kendi kişiliklerini harcayıp duranların en başta gelenlerindendi;

    Ahmed Hulusi

    Firavun'dan (benliğin sembolü)! Muhakkak ki O, üstünlük taslayan, israf edenlerden (hakikatindeki kuvveleri boşa harcayan) idi.

    Ali Bulaç

    Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.

    Ali Rıza Safa

    Firavun'dan. Kuşkusuz, büyüklük taslayarak ölçüyü aşanlar arasındaydı.

    Bayraktar Bayraklı

    - Andolsun biz, İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan,yani Firavun'dan kurtardık.Çünkü o, aşırı gidenlerden bir zorba idi.

    Edip Yüksel

    Firavundan. O, azgın bir diktatör idi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Firavun'dan. O, azgın bir diktatör idi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Firavun'dan, çünkü o haddi aşanlardan bir üstündü.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Fir'avinden, çünkü o üstün müsriflerden idi

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Firavun'un zulmünden. Kuşkusuz o, müsriflerdendi. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Haddi aşan. Aşırılık yapan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Firavun'un zulmünden. Kuşkusuz o, müsriflerdendi. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Haddi aşan. Aşırılık yapan.

    Gültekin Onan

    Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.

    Hasan Basri Çantay

    (30-31) Andolsun ki biz İsrail oğullarını o zillet verici azabdan, Fir'avndan kurtardık. Hakıykat o, haddi aşanlardan bir mütekebbirdi.

    İbni Kesir

    Firavun'dan. Doğrusu o, azgın bir zorba idi.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Firavun'dan. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

    Süleyman Ateş

    Fir'avn'dan. Çünkü o, (insanları ezip) ululanan, sınırı aşanlardan biri idi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Firavun'un çektirdiği azaptan... Çünkü o, kendini yüce gören ve aşırılıkları olan biriydi.

    Şaban Britch

    Firavundan... Çünkü o, haddi ululuk taslayan bir kimse idi.

    Şaban Piriş

    Firavundan, çünkü o, haddi aşan bir zorba idi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Firavun'dan kurtardık. Firavun, haddi aşanların büyüklük taslayanlarından biriydi.

  16. Duhân suresi, 32. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 32. ayet. وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) alemlere üstün kıldık.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki biz bir bilgiye göre onları (İsrailoğullarını) âlemlere (kendi zamanlarının inkârcılarına) seçkin kılmıştık. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet "Yemin olsun ki biz ‘bilerek', onlara (İsrailoğulları'na kendi zamanlarında) âlemlerin üzerinde bir imtiyaz vermiştik" şeklinde de tercüme edilebilir.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu onları, akıl sır ermez ilahi bir bilgiye istinaden çağdaşları olan tüm toplumlar içerisinden böyle seçmiştik;

    Muhammed Esed

    ve Biz onları bilerek bütün diğer toplumlardan üstün kıldık,

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki onları (İsrailoğullarını), bir İLİM ile alemlere (insanlar) üstün seçtik!

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.

    Ali Rıza Safa

    Üstelik gerçek şu ki, onları, evrenlere bilgiyle üstün kılmıştık.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun,biz bilerek İsrailoğulları'nı çağların insanlarına tercih ettik.

    Edip Yüksel

    Tüm halkın arasından özellikle onları seçtik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Tüm halkın arasından özellikle onları seçtik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki Biz onları bilerek bütün milletler üzerine seçip tercih etmiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve şanım hakkı için; biz onları bir ılim üzere alemine karşı ıhtıyar eylemiştik

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki İsrailoğulları'nı bilerek diğer alemler üzerine tercih ettik. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahye onları muhatap kıldık.

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz onlara — (hallerini) bilerek — (zamanlarındaki) alemlerin üstünde bir imtiyaz vermişdik.

    İbni Kesir

    Ve andolsun ki; Biz, onları bile bile alemler üzerinde seçkin kıldık.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz biz onları bir ilim üzere âlemlere karşı üstün kıldık.

    Süleyman Ateş

    Andolsun biz, onları bir bilgiye göre alemlere üstün kıldık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Aslında onları(Firavun ve halkını), kendilerindeki bir ilimden dolayı herkese tercih de etmiştik.

    Şaban Britch

    Onları bir ilim üzere alemler karşı seçkin kıldık.

    Şaban Piriş

    Onları bir ilim üzerinde toplumlar üzerine seçkin kıldık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, biz onları bir ilim sayesinde alemlere üstün kılmıştık.

  17. Duhân suresi, 33. ayet — bütün mealleriyle aç

    Duhân suresi, 33. ayet. وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ

    Diyanet İşleri

    Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.

    Mehmet Okuyan

    Onlara, içinde apaçık bir imtihan bulunan deliller vermiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    ve onlara sınav olduğu ayan açık belli olan mucizevi işaretler ver(miş)tik.

    Muhammed Esed

    ve onlara açıkça bir sınavı haber veren (rahmetimizin) işaretler(ini) verdik.

    Ahmed Hulusi

    Onlara içinde apaçık bir imtihan olan işaretlerden verdik.

    Ali Bulaç

    Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.

    Ali Rıza Safa

    Açık bir sınav olarak mucizeler de vermiştik.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara, her birinde açıkça bir sınav olan ayetler verdik.

    Edip Yüksel

    Ve onlara, açık bir sınav olarak mucizeler verdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve onlara, açık bir sınav olarak mucizeler verdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve onlara mucizelerden içinde apaçık bir imtihan bulunan nimetler vermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve onlara ayetlerden öylesini vermiştik ki onda açık bir ni'met ile imtihan vardı

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara, içinde apaçık bela dipnot 1 olan ayetlerden verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bela, "eskimek; denemek, sınamak; gam, musibet, darlık ve sıkıntı."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara, içinde apaçık bela dipnot 1 olan ayetlerden verdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İçinde musibet, zorluk ve kimi zaman da iyi şeyler bulunan; yorucu, yıpratıcı bir tür sınav.

    Gültekin Onan

    Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.

    Hasan Basri Çantay

    Bir de onlara ayetlerden, her birinde açık birer imtihan (gizlenmiş) bulunan, şeyler verdik.

    İbni Kesir

    Onlara ayetlerden öylelerini verdik ki; her birinde açıkça bir imtihan vardı.

    Mehmet Alagaş

    (17-39) Kesin olan şu ki, ö nceden firavun kavmini de denedik / sınadık (fitne: ikili yapıda sınav / o mu bu mu sınavı) onlara ikram eden bir Resul geldi, Allah'ın kullarını bana geri verin ben güvenilir bir elçiyim , Allah'a karşı yücelik taslamayın ben kesinlikle size apaçık bir delil dayanağı / bir sultan getirdim , muhakkak ki beni taşlamanız / recm etmenizden Rabbime ve sizin de Rabbiniz olana sığınıyorum , eğer bana iman etmiyorsanız ayrılın benden / benden kopun dedi ve Rabbine işte bunlar suçlu bir kavimdir diye çağrıda bulundu / dua etti , geceleyin kullarımı götür sizi takip edeceğiz dedik, yarılmış denizi terket, onlar kesinlikle boğulacak bir kavimdi r. G erilerinde nice bahçeler, gözeler, tarlalar / çiftlikler, verilmiş / ikram edilmiş makamlar ve sefasını sürdükleri nimetler bıraktılar / terkettiler, böylelikle onları başka kavimlere miras ettik, ne gök onlara ağladı ne de yer ağladı, onlara süre de verilmedi / bekletilmediler. Kesin ola şu ki, biz İsrailoğullarını zelil eden bir azaptan, firavundan kurtardık , muhakkak ki o kendini yüce gören ve hoyratça harcayandı / savurgandı / müsrifti. Kesin olan şu ki, bir bilgi üzere / bir bilgiye dayalı, alemlerde onları seçtik, onlara içinde apaçık imtihanlar / belevler içeren ayetlerimizi verdik, onlar şunu diyorlardı bizim sadece ilk ölümümüz var biz tekrar yayınlanmayacağız / neşredilmeyeceğiz / diriltilmeyeceğiz , e ğer doğru sözlü iseniz bir ayet getirin, (Şu göstergeye dayanıyoruz deyin) siz mi hayırlısınız? yoksa tubbağ kavmi mi? yahut ta daha öncekiler mi? Biz onları yok ettik / helak ettik onlar suçlulardı / mücrimlerdi / cürümlülerdi . Biz semaları ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyuncak olsun diye yaratmadık ikisini de gerçek olarak / hakikat olarak yarattık ve fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.

    Süleyman Ateş

    Onlara, içinde açık bir sınav bulunan ayetler verdik.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlara açık bir imtihan vesilesi olan ayetler vermiştik dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İmtihan vesilesi olan ayetler, hem Allah'ın Musa aleyhisselam aracılığıyla onlara ilettiği emir ve yasaklar hem de gösterilen mucizelerdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara, ilimlerini gösteren öyle şeyler vermiştik ki her biri açıkça zorlu bir emek ürünüydü.

    Şaban Britch

    Onlara, içlerinde apaçık imtihanlar olan ayetler verdik.

    Şaban Piriş

    Onlara, içlerinde apaçık imtihanlar olan ayetler verdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan ayetler vermiştik.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.