Diyanet İşleri
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
İbrâhîm suresi · 42–52. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
İbrâhîm suresi, 42. ayet. وَلَا تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ غَٰفِلًا عَمَّا يَعْمَلُ ٱلظَّٰلِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ ٱلْأَبْصَٰرُ
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
Sakın zalimlerin yaptıklarından Allah'ı habersiz sanma! Şüphesiz ki (Allah) onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
Sen, zalimlerin yaptıklarından Allah'ı habersiz sanmayasın. Ne var ki O onları, sadece gözlerin yuvalarından fırlayıp bir noktada donakaldığı bir güne ertelemektedir.
Sakın, Allah'ı zalimlerin edip eylediği şeylerden habersiz sanma; O sadece, onlara, gözlerin dehşetle bakakalacağı Gün'e kadar zaman tanımaktadır.
Zalimlerin yapmakta olduklarından Allah'ı gafil sanma! Onları ancak, gözlerin yuvalarından dışarı fırlayacakları bir süreç için erteliyor.
(Ey Muhammed,) Allah'ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma, onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
(Rasûlüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
Allah'ı, haksızlık yapanların yaptıklarından habersiz sanma. Ancak, gözlerin ürküntüyle donup kalacağı bir güne onları erteliyor.
Sakın, Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Sadece Allah onları, korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
Zalimlerin yapmakta olduklarından ALLAH'ı habersiz sanma. Onları sadece, gözlerin dehşetten donup kalacağı güne kadar ertelemektedir.
Zalimlerin yapmakta olduklarından ALLAH'ı habersiz sanma. Onları sadece, gözlerin dehşetten donup kalacağı güne kadar ertelemektedir.
Bunları an ve sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! O, onları sadece öyle bir güne erteliyor ki, o gün gözler belerir.
Bunları an ve sakın Allahı zalimlerin yaptıklarından gafil sanma, onları o, ancak öyle bir güne te'hır eder ki o gün gözler belerir
Sakın zalimlerin yaptıkları şeylerden Allah'ı gafil sanma. O hesaplaşmayı gözlerin dehşetten donup kalacağı güne erteliyor.
Sakın zalimlerin yaptıkları şeylerden Allah'ı gafil sanma. O hesaplaşmayı gözlerin dehşetten donup kalacağı güne erteliyor.
Sakın zalimlerin yaptıkları şeylerden Allah'ı habersiz sanma. Ancak onları gözlerin bakakalacağı bir güne erteliyor.
(Ey Muhammed,) Tanrı'yı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma; onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.
O zaalimlerin yapacaklarından Allahı gaafil zannetme sakın. O bunları ancak öyle bir gün için geçikdiriyor ki o (gün) gözler (şaşkınlıkla) belerib kalacakdır.
Zalimlerin yaptıklarından Allah'ı gafil sanma. Onları sadece gözlerin dehşetle belireceği bir güne kadar tehir etmektedir.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle yerinden fırlayacağı bir güne erteliyor.
Zalimlerin yaptığından Allah'ı gafil sanma, O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne ertelemektedir.
Sakın Allah'ı, yanlışa dalan o kimselerin yaptıklarından habersiz sanma! O sadece, onları gözlerin yuvalarından fırlayacağı bir güne kadar ertelemektedir dipnot 1 .
Sakın Allah'ı, yanlışlar içinde olanların yaptıklarından habersiz sanma. Onları sadece gözlerin dona kalacağı güne kadar erteliyor.
Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz zannetme; sadece gözlerin (dehşetten) dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.
Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz zannetme; sadece gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.
Sakın, Allah'ı, zalimlerin yapmakta olduğundan habersiz sanma. O, onları, gözlerin korkudan donup kalacağı bir güne erteliyor, hepsi bu...
İbrâhîm suresi, 43. ayet. مُهْطِعِينَ مُقْنِعِى رُءُوسِهِمْ لَا يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْـِٔدَتُهُمْ هَوَآءٌ
O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.
Kalpleri bomboş olarak bakışlarını kontrol edemez şekilde, başları yukarı dikilmiş bir durumda (davetçiye doğru) seğirtip koşarlar. dipnot 1
(O gün) onlar arkaya kaykılmış başları, yuvalarına bir türlü dönmeyen fırlamış bakışları ve tamtakır yürekleriyle panik içinde seğirtip dururlar.
O Gün onlar, başları (bir medet ararcasına) yukarı kalkık, bakışları kendi hallerini göremeyecek kadar çarpılmış, ve kalpleri bomboş, oradan oraya koşuşup dururlar.
(İşte o gün onlar) zillet içinde bakarak, başlarını dikerek (yardım arayışında) koşuşur haldedirler. . . Kendilerini göremez bir haldedirler! Ne düşüneceklerini bilemezler!
Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp çevrilmez. Kalbleri (sanki) bomboştur.
Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş bir vaziyette koşarlar.
Başları yukarı kalkmış, bakışları kendilerini bile göremeyecek denli çarpılmış ve yürekleri bomboş olarak koşacaklardır.
O gün başlarını dikerek koşarlar; bakışları kendilerine dönmez. Yüreklerinin içi de bomboştur.
Başları boyunları üstüne kaskatı dikilmiş, göz kapakları kıpırdamaksızın korkudan dolayı zihinleri bomboş bir halde koşuşurlar.
Başları boyunları üstüne kaskatı dikilmiş, göz kapakları kıpırdamaksızın korkudan dolayı zihinleri bomboş bir halde koşuşurlar.
Başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez ve yüreklerinin içi bomboş hava kesilir.
Başlarını dikerek koşarlar, nazarları kendilerine dönmez, ve yüreklerinin içi bom boş heva kesilmiştir
Başlarını yukarı dikerek dipnot 1 , bakışları donup kalmış bir şekilde umutsuzca koşarlar. dipnot 2
Başlarını yukarı dikerek dipnot 1 , bakışları donup kalmış bir şekilde umutsuzca koşarlar. dipnot 2
Bakışlarını yukarı dikerek dipnot 1 , bakışları sabit bir şekilde umutsuzca koşarlar. dipnot 2
Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp çevrilmez. Yürekleri (efidetühüm) (sanki) bomboştur.
(O haldeki) hepsi de başlarını dikerek koşacaklar. Gözleri kendilerine bile dönüb bakamayacak. Kalblerinin içi ise (müdhiş korkularından dolayı akıldan) bomboşdur.
O gün; başları kalkmış, gözleri kendilerine dönmeyecek şekilde sabit kalmış, gönülleri bomboş olarak koşup duracaklardır.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.
(O gün) başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine dönmez, (öyle donup kalmıştır sanki). Yüreklerinin içi de bomboş havadır. (Şaşkınlıktan, kafalarında düşünce adına bir şey kalmamıştır).
O gün başları dik, gözleri fal taşı gibi açık ve gönülleri /içleri bomboş bir halde koşarlar dipnot 1 .
O gün kafaları ikna edilmiş, gözleri kırpılmaz halde ve gönülleri arayış içinde boyun eğmiş olurlar.
(O gün) Onlar havaya dikilmiş başları, kendilerine dönmeyen donuk gözleri ile bakıp koşuşurlar. Gönülleri ise bomboş...
Gözleri, bakışları kendilerine dönemeyecek şekilde donuklaşmış ve başları dikilmiş olarak dururlar. Gönülleri ise bomboş...
Başlarını dikerek koşuşurlar. Bakışları kendilerine dönmez. Yürekleri tamamen boşalmıştır.
İbrâhîm suresi, 44. ayet. وَأَنذِرِ ٱلنَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ ٱلْعَذَابُ فَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ رَبَّنَآ أَخِّرْنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ ٱلرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُوٓا۟ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ
(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, "Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim" diyecekler. Onlara şöyle denilecek: "Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?"
Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin "Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele (bize süre ver) dipnot 1 de senin davetine icabet edelim ve elçilere uyalım!" diyecekleri gün hakkında insanları uyar! (Onlara şöyle denecek:) "Daha önce, sizin için bir yok oluş olmadığına yemin etmemiş miydiniz?
Bu yüzden, başlarına azabın geleceği gün için insanları uyar. Zalimler (o gün) diyecekler ki: "Rabbimiz! Bize kısa bir süre daha tanı da, senin çağrına katılalım ve elçilere tabi olalım!" (Onlara denilecek ki): "Ne oldu? Daha önceki (hayatta), sizin için herhangi bir tükenişin olamayacağına yemin edip durmuyor muydunuz?
Bunun içindir ki, insanları, azabın başlarına geleceği Gün için uyar; o Gün ki, zulmedenler: "Ey Rabbimiz!" derler, "Bize kısa bir süre daha ver ki Senin çağrına icabet edelim; Senin elçilerine uyup peşlerinden gidelim!" (Fakat Allah da onlara:) "Siz bir vakitler kıyamet gibi, ceza gibi bir şeyin sizin için sözkonusu olmadığına yemin edip durmuyor muydunuz?" (diye karşılık verecektir).
Kendilerine azabın (ölümün - hazır olmayan için sonsuz azabın başlangıcı) geleceği süreç hakkında insanları uyar! O süreçte zalim olanlar şöyle der: "Rabbimiz, kısa bir süre daha ömür ver, davetine icabet edelim ve Rasullerine tabi olalım". . . Önceden, sizin için böyle bir son olmayacağına yemin etmemiş miydiniz?
Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp korkut ki, (o gün) zulmedenler, şöyle diyecekler: "Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, Senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." Oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler, sizler değil miydiniz?
(Ey Muhammed!) Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: «Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım» diyecekleri gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir ki:) «Halbuki siz daha önce, sizin için (dünyadan âhirete) göçüş olmadığına yemin etmemiş miydiniz?»
Cezanın kendilerine geleceği gün hakkında insanları uyar. Haksızlık yapanlar, şöyle diyecekler: "Efendimiz! Yakın bir süreye dek bizi ertele; Senin çağrına karşılık verelim ve elçilerin izinden gidelim!" Oysa daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin edenler siz değil miydiniz?
Kendilerine azabın geleceği güne karşı insanları uyar ki, zalimler,"Ey Rabbimiz!" derler, "Bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin çağrına uyalım, peygamberlere tabi olalım!"Peki önceden, sizin için son olmadığına yemin etmemiş miydiniz?
Halkı, azabın kendilerine geleceği gün konusunda uyar. Zalimler, "Efendimiz bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin çağrına katılalım ve elçilere uyalım" diyecekler. Oysa daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?
Halkı, azabın kendilerine geleceği gün konusunda uyar. Zalimler, 'Rabbimiz bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin çağrına katılalım ve elçilere uyalım,' diyecekler. Oysa daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?
O azabın geleceği günü korkutarak haber ver! O zulmedenler o zaman diyecekler ki: "Ey Rabbimiz, yakın bir zamana kadar bize mühlet ver de davetine uyalım ve peygamberlerin izince gidelim!" Ama daha önce yemin etmemiş miydiniz, sizin için zeval yok diye?
Hem inzar ile haber ver insanlara o azabın geleceği günü, o vakıt diyecek ki o zulmedenler yarabbena! Bizi yakın bir ecele te'hır buyur, da'vetine icabet edelim ve Peygamberlerin izince gidelim, hani ya bundan evvel yemin etmiş değil miydiniz: Sizin için zeval yoktu ya?
Azabın kendilerine geleceği gün ile insanları uyar. O zaman kendilerine haksızlık dipnot 1 yapanlar: "Rabb'imiz! Bize biraz daha süre ver de Senin çağrını kabul edelim ve Resullere uyalım." diyecekler. Allah da: "Daha önce sizin için bir tükenişin, inişe geçişin olmadığına yemin edenler sizler değil miydiniz?" diyecek.
Azabın kendilerine geleceği gün ile insanları uyar. O zaman kendilerine haksızlık dipnot 1 yapanlar: "Rabb'imiz! Bize biraz daha süre ver de Senin çağrını kabul edelim ve resullere uyalım." diyecekler. Allah da: "Daha önce sizin için bir tükenişin, inişe geçişin olmadığına yemin edenler sizler değil miydiniz?" diyecek.
Azabın kendilerine geleceği gün ile insanları uyar. O zaman kendilerine haksızlık dipnot 1 yapanlar: "Rabb'imiz! Bize biraz daha süre ver de Senin çağrını kabul edelim ve rasullere uyalım." diyecekler. Allah da: "Daha önce sizin için bir tükenişin, inişe geçişin olmadığına yemin edenler sizler değil miydiniz? diyecek.
Azabın kendilerine geleceği gün (ile) insanları uyarıp korkut ki (o gün) zulmedenler şöyle diyecekler: "Bizi yakın bir ecele kadar ertele ki, senin çağrına cevap verelim ve elçilere uyalım." Oysa daha önce, kendiniz için hiç zeval yoktur diye and içenler sizler değil miydiniz?
İnsanlara o azabın kendilerine geleceği günün, tehlikesini anlat ki (o gün) o zaalimler: "Ey Rabbimiz, bizi yakın bir müddete kadar gecikdir de Senin da'vetine icabet edelim, peygamberlere tabi olalım" diyecek (ler) dir. Halbuki daha evvel siz (dünyada) kendinize "hiç bir zeval yokdur" diye yemin etmediniz miydi?
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zulmedenler derler ki: Rabbımız; bizi, yakın bir müddete kadar tehir et, davetine uyalım ve peygamberlere tabi olalım. Siz daha önce de sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?''
İnsanları, kendilerine azabın geleceği şu güne karşı uyar ki, zalimler: "Rabbimiz, derler, bizi yakın bir süreye kadar ertele de senin çağrına gelelim, elçilere uyalım!" "Peki, önceden sizin için hiç zeval olmadığına (sürekli yaşayacağınıza) yemin etmemiş miydiniz?"
İnsanları, azabın onlara geleceği günle ilgili olarak uyar. Yanlışlara dalan kimseler şöyle derler: "Rabbimiz! Bizi / ölümümüzü kısa bir süre geciktirsen de çağrına olumlu karşılık versek ve elçilerine uysak dipnot 1 ." (Onlara şöyle denir:) "Daha önce sizin için hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair yeminler etmemiş miydiniz!
Sen insanları, o azabın geleceği günle ilgili olarak uyar. Yanlışlar içinde olan o kimseler, şöyle diyeceklerdir: "Rabbimiz! Kısa bir süreliğine bizi geri gönder de çağrına olumlu karşılık verelim ve elçilere uyalım." Onlara denir ki "Bizim düzenimiz bozulmaz diye daha önce yemin edenler siz değil miydiniz?"
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zulmedenler: Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de davetine uyalım, peygamberlere tabi olalım, derler. Daha önce, sizin için bir zeval olmadığına, yemin etmemiş miydiniz?
İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zulmedenler: -Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele de çağrına uyalım, peygamberlere tabi olalım, derler. Siz daha önce, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?!
İnsanları, azabın kendilerine ulaşacağı gün konusunda uyar. O gün, zalimler şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar geri bırak da çağrına cevap verip resullere uyalım." Daha önce siz, kendiniz için çöküş ve bitiş yoktur diye yemin etmediniz mi?
İbrâhîm suresi, 45. ayet. وَسَكَنتُمْ فِى مَسَٰكِنِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ ٱلْأَمْثَالَ
"Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik."
(Sizden önce) kendilerine haksızlık edenlerin yurtlarında yerleşmiştiniz. Onlara nasıl davrandığımız size apaçık belli olmuştu. (Böylece) size (pek çok) örnekler de vermiştik."
Üstelik siz, kendilerine zulmedenlerin yurdunda yaşıyordunuz; dahası onlara nasıl muamele ettiğimiz size açıklanmıştı; ve size örnekler de göstermiştik.
"Üstelik, (sizden önce) kendilerine yazık edenlerin (bir vakitler) yaşamış oldukları yerlerde yaşıyordunuz ve onlara neler yaptığımız da size açıklanmıştı; ve size (günahkarların başlarına gelenler hakkında, kıyamet ve ceza hakkında) pek çok misaller de vermiştik".
Nefslerine zulmetmiş olanların yaşam ortamlarında yerleştiniz! Onlara neler yaşattığımız size açıklanmıştı. . . Size misaller de verdik.
Siz, kendi nefislerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız size açıklanmıştı ve size örnekler vermiştik.
«(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de verdik.»
Üstelik kendilerine yazık edenlerin yerlerinde oturdunuz. Üstelik onlara neler yaptığımız size açıklanmıştı. Üstelik size örnekler vermiştik.
Siz de kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Size misaller de verdik.
Hatta, sizden önce kendilerine zulmetmiş olanların konutlarına yerleşmiştiniz ve onlara yaptıklarımız da size belli olmuştu. Üstelik, size örnekler de vermiştik.
Hatta, sizden önce kendilerine zulmetmiş olanların konutlarına yerleşmiştiniz ve onlara yaptıklarımız da size belli olmuştu. Üstelik, size örnekler de vermiştik.
Siz de kendilerine zulmedenlerin yurtlarına yerleştiniz; onlara neler yaptığımız, size apaçık belli oldu ve size örnekler verdik.
Siz de o kendilerine zulm etmiş olanların meskenlerine sakin oldunuz, onlara nasıl yaptığımız ise sizce tebeyyün etti ve size emsal gösterdik
Ve siz, kendilerine zulmeden halkların yurtlarında yaşadınız. Onlara neler yaptığımız sizlere belli olmuştu, örneklerle açıklamıştık.
Ve siz, kendilerine zulmeden halkların yurtlarında yaşadınız. Onlara neler yaptığımız sizlere belli olmuştu, örneklerle açıklamıştık.
Ve siz, kendilerine zulmeden halkların yurtlarında yaşadınız. Onlara neler yaptığımızı örneklerle açıklamıştık.
Siz, kendi nefslerine zulmedenlerin yerleştikleri yerlerde oturmuştunuz. Onlara ne yaptığımız size açıktanmıştı ve size örnekler vermiştik.
Siz (Ad ve Semud kavmleri gibi) nefislerine zulmedenlerin diyarında da yerleşdiniz. Onlara neler yapdığımız sizin için apaçık meydana çıkdı. Size (bu hususta) bir çok misaller de gösterdik.
Üstelik kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz, onlara yaptıklarımız ise sizlere açıklanmıştı. Size misaller vermiştik.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Hatta siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında yerleştiniz. Onlara neler yaptığımız da sizin için apaçık ortaya çıktı. Size birçok misaller de gösterdik.
(Sizden önce 'Ad ve Semud gibi) kendilerine yazık eden milletlerin yerlerinde oturmuştunuz, onlara nasıl yaptığımız, size belli olmuştu ve size benzetmeler de yapıp anlatmıştık (değil mi?)"
Kendilerine karşı yanlış yapanların yaşadığı yerlere siz yerleşmiştiniz dipnot 1 . Onlara nasıl davrandığımız da sizin için ayan beyan ortaya çıkmıştı. Size nice örnekler de vermiştik dipnot 2 ."
Siz de (sizden önce) kendilerini kötü duruma sokan o kimselerin yerlerine yerleştiniz. Onlara nasıl davrandığımızı iyi bilirsiniz. Size başka örnekler de vermişizdir.
Ve (sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara, ne yaptığımızı size açıklanmıştı. Size de örnekler vermiştik.
Ve zalimlerin yerlerinde oturdunuz, onlara, yaptıklarımız da size açıklanmıştı. Size de örnekler vermiştik.
Siz de o kendilerine zulmetmiş olanların barınaklarında oturmuştunuz. Onlara nasıl davrandığımız size açık seçik belli olmuştu. Size örnekler de vermiştik.
İbrâhîm suresi, 46. ayet. وَقَدْ مَكَرُوا۟ مَكْرَهُمْ وَعِندَ ٱللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ ٱلْجِبَالُ
Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).
Dağları yerlerinden edeceğini sandıkları tuzakları Allah katında (bilinmekte)yken dipnot 1 onlar tuzak kurmuşlardı.
Ama onlar hilelerini sürdürdüler; isterse onlar hileleri dağları yerinden oynatmayı vaad etsin; yine de hileleri bütünüyle Allah'a ayandır.
(Hal böyleyken,) onlar yine de, çürük ve asılsız tasarımlara dayanan oyunlarını oynamaya devam etmekteler; oysa, onların bütün oyunları, bütün düzenleri Allah'ın bilgisi içindedir. (Kafirler hakikat karşısında asla başarıya ulaşamazlar) velev ki bu oyunları dağları yerinden oynatacak kadar (yetkince kurgulanmış veyahut güçlü kuvvetli) olsun.
Gerçekten onlar, mekrlerini yaptılar; onların mekrleri Allah indindedir (karşılığından kurtulamazlar)! Onların mekrleri (hileleri), dağları yerinden oynatacak kadar olsa (neye yarar)!
Gerçek şu ki, onlar hileli düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Allah katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.
Hilelerinin cezası Allah katında (malum) iken, onlar, tuzaklarını kurmuşlardı. Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden gidecek değildi!
Oysa sinsi düzenler tasarladılar. Tasarladıkları düzenler de Allah'ın bilgisi içindedir. Düzenleri, dağları yerinden oynatacak ölçüde olsa bile.
Kafirler tuzaklarını kurdular. Onların tuzakları sebebiyle dağlar yerinden oynayacak nitelikte olsa bile, tuzakları Allah'ın katındadır.
Onlar planlarını yaptılar, halbuki planları ALLAH'ın kontrolündeydi. Planları dağları yerinden oynatacak kadar olsa bile...
Onlar planlarını yaptılar, halbuki planları ALLAH'ın kontrolündeydi. Planları dağları yerinden oyanatacak kadar olsa bile..
Gerçekten onlar, tuzaklarını kurdular; Allah katında da onlara tuzak var; isterse onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsun!
Filhakıka onlar mekirlerini yaptılar, Allah ındinde de onlara mekir var, isterse onların mekirleri dağları yerinden oynatacak olsun
Onlar, her türlü planı yapmışlardı. Oysaki dağları yerinden oynatacak derecede güçlü olduğunu sandıkları planları Allah'ın denetimi altındadır.
Onlar, her türlü planı yapmışlardı. Oysaki dağları yerinden oynatacak derecede güçlü olduğunu sandıkları planları Allah'ın denetimi altındadır.
Onlar, her türlü planı yapmışlardı. Dağları yerinden oynatacak derecede güçlü olduğunu sandıkları planlarını Allah boşa çıkarmıştı.
Gerçek şu ki, onlar hileli düzenler kurdular. Oysa onların düzenleri, dağları yerlerinden oynatacak da olsa, Tanrı katında onlara hazırlanmış düzen (kötü bir karşılık) vardır.
Hakıykat, onlar (peygamberlere karşı) bir takım tuzaklar kurmuşlardı. Halbuki onların tuzaklarından dağlar yerinden oynayıb gitmiş olsa bile Allah katında onlara aid (nice nice) cezalar vardır.
Gerçekten onlar, düzenlerini kurmuşlardı. Halbuki dağları oynatacak güçte olsa bile, onların bu düzenleri hep Allah'ın elindeydi.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Onlar tuzaklar kurdular, ama Allah katında da onlara tuzak vardır. İsterse onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsun.
Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa tuzakları dağları yerinden kaldıracak (cinsten) olsa bile onların tuzakları, Allah'ın yanındaydı (Allah onların tuzaklarını bozar, cezalarını verirdi).
Onlar planlarını kurdular dipnot 1 ama planları Allah'ın gözlemi altındadır. Kurdukları planlar isterse dağların yerinden oynaması için olsun.
Onlar, kurdukları oyunlarını oynadılar. Oyunları, Allah'ın denetimindedir; isterse oyunları dağları yerlerinden kaldırmak için olsun.
Onlar tuzaklar kurdular, ama Allah katında da onlara tuzak vardır. İsterse onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsun.
Onlar tuzaklar kurmuşlardı; oysa dağları yerinden oynatacak olsa bile, bu tuzakları hep Allah'ın elindeydi.
Tuzaklarını kurmuşlardı ama Allah katında da onlar için tuzak var. Zaten onların tuzakları dağları yerinden oynatacak türden olsa neye yarar!
İbrâhîm suresi, 47. ayet. فَلَا تَحْسَبَنَّ ٱللَّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِۦ رُسُلَهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ
Sakın Allah'ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Sakın Allah'ın, elçilerine verdiği söze ters davranacağını sanma! dipnot 1 Şüphesiz ki Allah güçlüdür, intikam sahibidir. dipnot 2
İşte bu yüzden, asla Allah'ın elçilerine olan vaadinden cayacağını sanma! Unutma ki Allah, herkese yaptığının acısını tattıran yüceler yücesidir.
Bunun içindir ki, sakın, Allah'ın, elçilerine verdiği sözden döneceğini sanma; çünkü, mutlak öç alıcı kudreti elinde tutan en yüce iktidar sahibi elbette Allah'tır!
Sakın Allah'ı, Rasullerine verdiği sözden cayar sanma. . . Muhakkak ki Allah Aziyzün Züntikam'dır (hak edenin hak ettiğini karşı konulması imkansız bir sistem içinde yaşatandır)!
Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir.
O halde, sakın Allah’ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına bırakmaz.
Allah'ın, Kendi elçilerine verdiği sözden döneceğini sakın sanma. Kuşkusuz, Allah, Üstündür; hak ettikleri cezayı verendir. dipnot 186
O halde sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah mutlak üstündür; öç alandır.
ALLAH'ın, elçilerine verdiği sözden döneceğini sanmayın. ALLAH elbette Üstündür, İntikam Alandır.
ALLAH'ın, elçilerine verdiği sözden döneceğini sanmayın. ALLAH elbette Üstündür, Öc alandır.
O halde sakın Allah'ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah güçlüdür, intikam sahibidir.
O halde sakın Allahı Peygamberlerine olan va'dine hulf eder sanma, şüphesiz Allah azizdir, intikamı vardır
Öyleyse sakın Allah'ın Resullerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, Hesap Sorucu'dur.
Öyleyse sakın Allah'ın resullerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, Hesap Sorucu'dur.
Öyleyse sakın Allah'ın rasullerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, Hesap Sorucu'dur.
Tanrı'yı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Tanrı azizdir, intikam sahibidir.
Öyle ise zinhar Allah, peygamberlerine olan va'dinden cayar sanma. Şübhesiz ki Aliah mutlak gaalibdir, intikam saahibidir.
Sakın, Allah'ın peygamberlerine vaadinden cayacağını sanma. Muhakkak Allah; Aziz'dir, intikam sahibidir.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden döneceğini sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
Sakın, Allah'ı, elçilerine verdiği sözden cayar, sanma! Çünkü Allah daima üstündür, öç alandır!
Sakın Allah'ın, elçilerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah daima üstündür, hak edildiği kadar ceza verir dipnot 1 .
Sakın Allah'ın elçilerine verdiği sözden cayacağını sanma. Allah üstündür, hak edildiği kadar ceza verir.
Sakın Allah’ın rasûllerine verdiği sözden geri döneceğini sanma! Şüphesiz Allah çok güçlüdür, intikam sahibidir.
Sakın Allah'ın peygamberlerine verdiği sözden cayacağını zannetme! Şüphesiz Allah güçlüdür, intikam sahibidir.
Sakın Allah'ı, resullerine verdiği söze ters düşer sanma. Allah Aziz'dir, intikam da alır.
İbrâhîm suresi, 48. ayet. يَوْمَ تُبَدَّلُ ٱلْأَرْضُ غَيْرَ ٱلْأَرْضِ وَٱلسَّمَٰوَٰتُ وَبَرَزُوا۟ لِلَّهِ ٱلْوَٰحِدِ ٱلْقَهَّارِ
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegane hakim) olan Allah'ın huzuruna çıkarlar.
O gün, yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) hâline getirilecek, dipnot 1 (insanlar) tek, ezici güç sahibi olan Allah'ın huzuruna çıkacaklardır.
O gün yer başka bir yere, gökler ise (başka göklere) dönüştürülür; ve her şeye egemen biricik güç olan Allah'ın huzuruna çıkarlar;
Yerin başka bir yere, göğün başka bir göğe dönüştürüleceği ve (bütün insanların) var olan her şeyin üstünde hükümran olan O Tek İlah'ın, Allah'ın huzuruna çıkacakları Gün (O'nun sözü gerçekleşecektir).
O süreçte arz (beden), başka arza (bedene) dönüştürülür, semalar da (bilinçler de başka bir algılayışa)! (Hepsi) Vahid, Kahhar olan Allah'a barizdirler (içyüzleriyle apaçık ortadadırlar).
Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin cezasını verecektir).
O gün, yeryüzü başka yeryüzüne, gökler de başkasına dönüştürülür. Ve Tek ve Eşsiz olan; Gücüne Karşı Konulamayan Allah'ın karşısına çıkarlar.
- Yerin başka bir yere, göklerin başka göklere dönüştürüleceği ve insanların bir olan ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün, işte o gün, günahkarların zincirlere vurulmuş olduğunu görürsün.
Yerin başka bir yer ile değiştirildiği ve göklerin de... Herkesin Tek ve En yüce olan ALLAH'ın huzuruna getirildiği gün... dipnot 1
Yerin başka bir yer ile göklerin de başka göklerle değiştirildiği, herkesin Tek ve En yüce olan ALLAH'ın huzuruna getirildiği gün...
O gün yeryüzü başka bir yere dönüştürülür, gökler de... Ve hepsi o tek ve kahredici Allah için fırlarlar;
O gün ki Arz başka tebdil olunur, Semavat da ve hep o vahid, kahhar olan Allah için fırlarlar
O Gün dipnot 1 yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar.
O gün yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar.
O gün yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar.
Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştüğü gün onlar tek olan, kahhar olan Tanrı'nın huzuruna çıka(rıla)caklardır.
O gün ki yer başka bir yere, gökler de (başka göklere) tebdil olunacakdır. (İnsanlar kabirlerinden kalkıb) bir olan, kahhar olan Allahın huzurunda toplanacaklardır.
O gün; yer başka bir yerle değiştirilir. Gökler de başka göklerle. Ve onlar; Vahid ve Kahhar olan Allah'ın huzuruna çıkarlar.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar tek ve Kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.
O gün yer başka yere, gökler de (başka göklere) değiştirilir. (Bütün) insanlar tek ve kahredici Allah'ın huzurunda görünürler.
(O ceza) Yerin farklı bir yere, göklerin de farklı göklere dönüştürüleceği dipnot 1 , herkesin, tek ve her şeyi emri altına almış olan Allah'ın huzuruna çıkacağı gün verilecektir dipnot 2 .
Bunu, yerin başka yere dönüştüğü, göklerin de öyle olduğu günde yapar. Herkes, tek ve kendi başına buyruk olan Allah'ın huzuruna çıkarılmış olur.
Yerin başka bir yere, göklerin de başka göklere değiştirildiği gün, Kahhar ve tek olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.
Yerin başka bir yerle, göklerin de başka göklerle değiştirildiği gün, her şeye üstün gelen tek Allah'ın huzuruna çıkarılırlar.
O gün yerküre başka bir yerküreye dönüştürülür. Gökler de öyle. Hepsi o Vahid ve Kahhar olan Allah'ın huzurunda dikilir.
İbrâhîm suresi, 49. ayet. وَتَرَى ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ مُّقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
O gün, suçluların zincire vurulmuş olduğunu göreceksin. dipnot 1
ve sen günahkarları o gün zincirlerle birbirlerine bağlı olarak görürsün.
O Gün, bütün suçluları zincirlerle, bukağılarla birbirlerine bağlanmış olarak göreceksin,
O süreçte, suçluları asfad (Allah'tan ayrı düşürmüş olan bağları) ile bağlanmışlar olarak görürsün!
O gün suçlu günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün.
O gün, günahkârların zincire vurulmuş olduğunu görürsün.
O gün, suçluları, birbirlerine zincirlerle bağlanmış göreceksin.
- Yerin başka bir yere, göklerin başka göklere dönüştürüleceği ve insanların bir olan ve gücüne karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna çıktıkları gün, işte o gün, günahkarların zincirlere vurulmuş olduğunu görürsün.
O gün suçluları, zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
O gün suçluları, zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
O gün suçluları birbirlerine çatılı çatılı bukağılara vurulmuş görürsün;
Ve görürsün mücrimleri o gün birbirlerine çatılı çatılı bukağılardadırlar
O Gün; suçluları, birbirlerine yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün.
İzin Günü dipnot 1 ; suçluları, birbirlerine yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün.
İzin Günü; suçluları, birbirlerine yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün.
O gün suçlu günahkarların (sıkı) bukağılara vurulduklarını görürsün.
O gün günahkarların (şeytanlarıyle birlikde) bukağılara vurulmuş olduğunu görürsün.
O gün; mücrimleri zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
Ve o gün suçluları, birbirine (veya elleri ayaklarına) yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün!
O gün, suçluları, zincirlere vurulmuş olarak göreceksin dipnot 1 .
O gün suçluların kelepçelere vurulduğunu göreceksin.
Suçluları o gün zincirlere vurulmuş görürsün.
Suçluları o gün zincirlere vurulmuş görürsün.
O gün suçluların, birbirine perçinlenmiş bukağılarla çengellendiklerini görürsün.
İbrâhîm suresi, 50. ayet. سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانٍ وَتَغْشَىٰ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ
Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.
Onların gömlekleri katrandandır; yüzlerini de ateş kaplayacaktır. dipnot 1
Onların giysileri katrandandır; suratlarını ise ateş yalazı bürüyecektir.
giysileri katrandan olacak ve yüzlerini ateş bürüyecek.
Gömlekleri katrandandır (benliklerinin katran karası, dışlarına vurmuştur); vechlerini de Nar (perdelilik ateşi) bürür.
Giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir.
Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş bürümektedir.
Giysileri katrandır ve yüzlerini ateş bürümüştür.
Onların gömlekleri katrandandır; yüzlerini de ateş bürümektedir.
Giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar.
Giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş kaplar.
Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplar;
Gömlekleri katrandan ve yüzlerini ateş kaplıyor,
Onların giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş sarmıştır.
Onların giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş sarmıştır.
Onların giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş sarmıştır.
Giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş bürümektedir.
Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecekdir.
Gömlekleri katrandandır, yüzlerini ateş bürüyecektir.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.
Gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplamaktadır.
Elbiseleri katrandan olacak, yüzlerini de o ateş bürüyecektir dipnot 1 .
Gömlekleri katrandan olur, yüzlerini de cehennem ateşi kaplayacaktır.
Gömlekleri katrandandır, yüzlerini ise ateş bürümüştür.
Gömlekleri katrandandır, yüzlerini ise ateş bürümüştür.
Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini ateş bürümüştür.
İbrâhîm suresi, 51. ayet. لِيَجْزِىَ ٱللَّهُ كُلَّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ
Allah, herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları diriltecektir). dipnot 1 Şüphesiz ki Allah hesabı hızlı olandır.
(İşte bu), Allah'ın her bir cana kendi kazandığının karşılığını verdiği içindir; elbette hesabı (böylesine) seri gören sadece Allah'tır.
(Bütün bunlar,) Allah herkese (hayatta) elde ettiği şeyle karşılık vereceği için (böyle)dir. Gerçekten de, hesapta çabuk olan Allah'tır!
Allah, her benliğin edindiğinin sonuçlarını yaşamasını murat etmiştir! Muhakkak ki Allah Seriy'ul Hisab'dır (yapılanın sonucunu anında oluşturan)!
(Bu azab,) Allah'ın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. Şüphesiz Allah, hesabı pek çabuk görendir.
Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları diriltecektir.) Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk görendir.
Allah, her benliğe kazandığının karşılığını verir. Kuşkusuz, Allah, hesabı çok hızlı görür.
Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için onları diriltecektir. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Böylece ALLAH herkese yaptığının karşılığını verir. ALLAH hızlı hesap görendir.
Böylece ALLAH herkese yaptığının karşılığını verir. ALLAH hızlı hesap görendir.
Çünkü Allah herkesi kazandığı ile cezalandıracak! Bilin ki, Allah'ın hesabı çok çabuktur.
Çünkü Allah her nefsi kazandığıle cezalandıracak, haberiniz olsun ki Allahın hisabı seri'dir
Allah, herkese kazandığına göre karşılık verecektir. Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk görendir.
Allah, herkese kazandığına göre karşılık verecektir. Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk görendir.
Allah, herkesin kazandığının karşılığını verecektir. Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk görendir.
(Bu azab,) Tanrı'nın her nefsi kendi kazandığıyla cezalandırması içindir. Şüphesiz Tanrı, hesabı pek çabuk görendir.
(Onlar kabirlerinden şundan dolayı kalkacaklardır ki:) Allah herkese kazandığının cezasını versin. Şübhesiz ki Allah, hesabı çabuk görendir.
Bu; Allah'ın herkese yaptığının karşılığını vermesi içindir. Muhakkak ki Allah; hesabı çabuk görendir.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Allah, herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Allah, her canı kazandığiyle cezalandırmak için (böyle yapar). Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
Bu, Allah'ın, herkese kazandığının karşılığını vermesi içindir dipnot 1 . Allah hesabı çabuk görür.
Allah bunu, herkese kazancının karşılığını vermek için yapacaktır. Allah hesabı çabuk görür.
Allah, herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Allah, hızlı hesap görendir.
Bu, Allah herkese yaptığının karşılığını vereceği için böyledir. Allah, hesabı çabuk görür.
Çünkü Allah, her benliği kendi kazandığıyla karşı karşıya getirecektir. Allah, hesabı çok çabuk görür.
İbrâhîm suresi, 52. ayet. هَٰذَا بَلَٰغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُوا۟ بِهِۦ وَلِيَعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
Bu Kur'an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
İşte bu (Kur'an) kendisiyle uyarılsınlar, dipnot 1 (Allah'ın) ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler ve öz akıl sahipleri de gerçeği hatırlasınlar diye insanlara (gönderilmiş) bir bildiridir.
Bu, insanlık için bir mesajdır: Artık onunla uyarılsınlar ve bilsinler ki biricik ilah O'dur: nihayet derin kavrayış sahibi olanlar, bunu hatırdan hiç çıkarmasınlar!
Bütün insanlığa bir mesajdır bu. Öyleyse artık onunla uyarı bulsunlar; ve bilsinler ki, Tek İlah O'dur; ve sağduyu sahipleri de bunu akıllarında tutsunlar!
İşte bu insanlara bildirimdir; onunla uyarılsınlar ve bilsinler ki "HU", Uluhiyet sahibi BİR'dir! Derin düşünebilen akıl sahipleri de (bu hakikati) hatırlayıp değerlendirsinler!
İşte bu (Kur'an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip duyurma (bir belağ)dır.
Bu Kur'ân, (Allah'tan) insanlara uyarılmaları için, O'nun tek bir ilâh olduğunu bilmeleri için ve akıl sahiplerinin ibret almaları için bir teblîğ (bir bildiri) dir.
İşte bu, insanlara bir duyurudur. Onunla uyarılsınlar, O'nun, Tek ve Eşsiz Tanrı olduğunu bilsinler; sağduyulu olanlar da düşünsünler.
İşte bu, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp öğüt alsınlar diye, insanlara bir bildiridir.
Bu, insanlara bir bildiridir. Bu uyarıyı dinlesinler, O'nun yalnız tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.
Bu, insanlara bir bildiridir. Bu uyarıyı dinlesinler, O'nun yalnız tek Tanrı olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.
İşte bu, insanlara açık bir tebliğdir; hem bununla uyarılsınlar hem O'nun ancak bir tek ilah olduğunu bilsinler hem de akıl ve vicdanı temiz olanlar öğüt alsınlar!
Bu işte insanlara beliğ bir tebliğdir, hem bununla inzar edilsinler, hem onun ancak bir tek İlah olduğunu bilsinler hem de öğüd alsın akl-ü vicdanı temiz olanlar
Bu Kur'an, kendisiyle uyarılmaları, Allah'ın bir tek ilah olduğunun bilinmesi ve sağlıklı düşünen akıl sahiplerinin öğüt almaları için insanlara bir mesajdır.
Bu Kur'an, kendisiyle uyarılmaları, Allah'ın bir tek ilah olduğunun bilinmesi ve sağlıklı düşünen akıl sahiplerinin öğüt almaları için insanlara bir mesajdır.
Bu Kur'an, kendisiyle uyarılmaları, Allah'ın bir tek ilah olduğunun bilinmesi ve sağlıklı düşünen akıl sahiplerinin öğüt almaları için insanlara bir mesajdır.
İşte bu (Kuran) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O'nun yalnızca bir tek tanrı olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip duyurma (bir belağ)dır.
İşte bu (Kur'an) — onunla tehlikelerden haberdar edilsinler, Onun (Allahın) ancak bir tek Tanrı olduğunu bilsinler, akl-ı selim saahibleri iyice düşünüb öğüd alsınlar diye — (bütün) insanlara bir tebliğdir.
Bu; uyarılsınlar ve yalnızca bir tek ilah bulunduğunu bilsinler, akıl sahipleri de öğüt alsınlar diye insanlara bir tebliğdir.
(42-52) Allah’ın dikkatinden zalimlerin faaliyetleri kaçar / gaflete düşer diye hesap etme, Muhakkak ki onları bakışların dehşetle bakakalacağı güne öteliyor / tehir ediyor , kafaları kalkık koşarlar, gö z uçlarıyla dahi kendilerine bakamazlar, gönülleri ise boşluktur / havadır. Onlara verilecek azap gününe karşı , insanları uyar, zalimler diyorlar ki Rabbimiz bizi yakın bir zaman kadar ötelesen / tehir etsen de davetine icabet etsek, Resulüne uysak, önceden siz, size bir ölüm olmayacağına dair yemin etmemiş miydiniz? Meskenlerinize, yani kendilerine zulüm edenlerin meskenine yerleştiniz , onlara nasıl davrandığımız size de ayan beyan oldu , size bunun misallerini de / örneklerini de verdik , onlar tuzaklarını kurdular / planladılar velev ki onların tuzakları dağlar kadar dahi olsa Allah’ın da onlara planladığı bir tuzağı var. Allah’ı Resullerine verdiği sözün karşıtı olur / muhalifi olur diye hesap etme / öyle değerlendirme, Muhakkak ki Allah saygıdeğerdir, intikam alma gibi bir özelliği vardır. Arzı, bir başka arzla değiştirdiğimiz ve gökleri, başka göklerle değiştirdiğimiz günde Allah’ın tek ve ezici olanın / kahhar olanın huzuruna çıkacaklar , suçluları o gün zincirli kelepçelerle / prangalarla birbirlerine bağlanmış halde görürsün , elbiseleri katrandandır. / ziftle kaplı elbiseleri vardır , yüzlerini de ateş kapla r, bu, Allah’ın her nefsi / her kişiyi kazandığı ile cezalandır ması içindir, Allah çok çabuk / çok seri / çok hızlı hesap görür , işte bu, insanlar için bir bilgilendirmedir / tebliğdir, onunla / kıyamet günüyle uyarılmaları , Allah’ın tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl ulularının hatırlayıp anmaları için bir bilgilendirmedir / bir tebliğdir.
Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
Bu (Kur'an), insanlara bir tebliğdir. (İnsanlar), bununla uyarılsınlar; O'nun yalnız Tek tanrı olduğunu bilsinler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar diye (gönderilmiştir).
Bu (Kur'an), insanlar için bir tebliğ /bildiridir. Onunla uyarılsınlar, Allah'ın tek bir ilah olduğunu bilsinler ve aklıselim sahibi olanlar doğru bilgilerini kullansınlar (diye indirilmiştir) dipnot 1 .
Bu, insanlara bir tebliğdir. Bu tebliğ, uyarılmış olsunlar, Allah'ın tek ilah olduğunu bilsinler ve sağlam duruşlu olanlar bilgi edinsinler diye yapılmıştır.
Bu (Kur'an), insanlara bir tebliğdir. Onunla uyarılsınlar ve ancak onun tek (hak) ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye...
İşte bu, insanlara bir tebliğdir. Onunla uyarılsınlar ve ancak onun tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye...
İşte bu, onunla uyarılsınlar, Allah'tan başka ilah olmadığını bilsinler, aklı ve gönlü işleyenler de ibret alsınlar diye, insanlara yöneltilmiş bir tebliğdir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.