Diyanet İşleri
Ta-Sin-Mim.
Kasas suresi · 1–13. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kasas suresi, 1. ayet. طسٓمٓ
Ta-Sin-Mim.
Tâ. Sîn. Mîm. dipnot 1
Ta-Sin-Mim!
Ta-Sin-Mim.
Ta, Siin, Miiim.
Ta, Sin, Mim.
Tâ. Sîn. Mîm.
T. S. M.
Ta, sin, mim.
T9 S60 M40. dipnot 1
TT. S. M.
Ta, Sin, Mim.
Ta, Sin, Mim.
Ta. Sin. Mim.
Ta. Sin. Mim.
Ta. Sin. Mim.
Ta, Sin, Mim.
Taa, sin, mim.
Ta, Sin, Mim.
(1-6) Tâ, Sîn, Mîm, Bunlar apaçık kitabın göstergeleridir / ayetleridir. Sana Musa'nın ve firavunun haberlerini hakikat olarak inanan bir boy için / bir kavim için okuyoruz. Muhakkak ki firavun yeryüzünde / arzda kendini yüce gördü / yücelendi , yakın çevresini taraftarlara / hiziplere ayırmıştı, onlardan bir parça, belli bir grubu zayıf hale / düşkün hale getiriyordu, oğullarını sıkıp boğuyordu, kadınlarını ise yaşatıyordu , kesinlikle o / firavun bozgunculardandı / fesatçılardandı. Bizler de yeryüzünde o zayıf bırakılanlara / düşkün hale getirilenlere destek olalım, onları öncüler / İmamlar yapalım, onları mirasçılar / varisler yapalım , onlara yeryüzünde imkanlar verelim, firavuna hamana ve bu ikisinin orduların a daha henüz hazır olmadıkları şeyi gösterelim istiyorduk.
Tâ, Sîn, Mîm. dipnot 1
Ta sin mim.
Ta-Sin-Mim dipnot 1 !
TÂ! SÎN! MÎM!
Ta Sin Mim.
Ta Sin Mim.
Ta, Sin, Mim.
Kasas suresi, 2. ayet. تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir.
İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.
Bunlar kitabın açık ve açıklayıcı olan ayetleridir.
Bunlar, özünde açık olan ve gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyan ilahi kitabın mesajlarıdır.
İşte bunlar O Kitab-ı Mubiyn'in (apaçık ortada olan Evrenin {KİTAP} sistem ve düzeninin) işaretleridir.
Bunlar, apaçık Kitabın ayetleridir.
Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir.
İşte bunlar, Apaçık Kitap'ın ayetleridir.
Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir.
Bu (harf)ler bu apaçık Kitabın mucizeleridir.
Bu (harf) ler bu apaçık Kitabın mucizeleridir.
Bunlar, sana o apaçık kitabın ayetleridir!
Bunlar sana ayetleri o mübin kitabın
İşte bunlar gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir.
İşte bunlar dipnot 1 gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir. dipnot 1
İşte bunlar dipnot 1 gerçeği apaçık ortaya koyan Kitap'ın ayetleridir. dipnot 2
Bunlar, apaçık Kitabın ayetleridir.
Bunlar (hakıykatları) apaçık bildiren kitabın ayetleridir.
Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
(1-6) Tâ, Sîn, Mîm, Bunlar apaçık kitabın göstergeleridir / ayetleridir. Sana Musa'nın ve firavunun haberlerini hakikat olarak inanan bir boy için / bir kavim için okuyoruz. Muhakkak ki firavun yeryüzünde / arzda kendini yüce gördü / yücelendi , yakın çevresini taraftarlara / hiziplere ayırmıştı, onlardan bir parça, belli bir grubu zayıf hale / düşkün hale getiriyordu, oğullarını sıkıp boğuyordu, kadınlarını ise yaşatıyordu , kesinlikle o / firavun bozgunculardandı / fesatçılardandı. Bizler de yeryüzünde o zayıf bırakılanlara / düşkün hale getirilenlere destek olalım, onları öncüler / İmamlar yapalım, onları mirasçılar / varisler yapalım , onlara yeryüzünde imkanlar verelim, firavuna hamana ve bu ikisinin orduların a daha henüz hazır olmadıkları şeyi gösterelim istiyorduk.
Bunlar apaçık kitabın ayetleridir.
Şunlar, o apaçık Kitabın ayetleridir.
Bunlar, apaçık olan dipnot 1 Kitab'ın ayetleridir dipnot 2 .
Bunlar, gizlisi saklısı olmayan (ve her şeyi açıklayan) dipnot 1 Kitap'ın ayetleridir.
Bunlar, apaçık kitabın ayetleridir
Bunlar, apaçık kitabın ayetleri.
İşte sana, açık seçik beyanda bulunan Kitap'ın ayetleri.
Kasas suresi, 3. ayet. نَتْلُوا۟ عَلَيْكَ مِن نَّبَإِ مُوسَىٰ وَفِرْعَوْنَ بِٱلْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
İman eden bir kavm için Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana gerçek olarak anlatacağız.
İman edecek bir toplum için Musa ile Firavun'un haberinden bir kısmını dipnot 1 sana bir amaç ile tilavet etmekteyiz (okuyup aktarmaktayız).
İmanlı bir toplum (oluşturmak) için, sana Musa ve Firavun arasında geçen olaylardan bir kısmını sahih bir amaca uygun olarak aktaracağız.
Sana Firavun'la Musa arasında geçen olayların bir bölümünü inanmaya eğilimli insanlar için bütün gerçeğiyle anlatacağız.
İman eden bir kavim için, Musa ve Firavun'un haberinden bir kısmını sana Hak olarak tilavet edeceğiz.
Mü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız.
İman eden bir kavim için (faydalı olmak üzere) Musa ile Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana gerçek şekliyle nakledeceğiz.
Musa ile Firavun'un haberlerinden bir bölümünü, inanan bir toplum için, sana gerçek olarak okuyacağız.
Sana, Firavun ile Musa arasında geçen olayların bir bölümünü, inanacak olanlar için bütün gerçeği ile anlatacağız.
Gerçeği onaylayan bir toplum için, Musa ile Firavunun bir kısım haberini sana doğru olarak anlatmaktayız.
İnanan bir toplum için, Musa ile Firavun'un bir kısım haberini sana doğru olarak anlatmaktayız.
Sana Musa ile Firavun kıssasından bir kısmını iman edecek bir topluluğa ibret olsun diye, bütün gerçeği ile okuyacağız.
Sana Musa ve Fir'avn kıssasından hakkıyle biraz okuyacağız iyman edecek kavm için
Biz, sana iman eden bir halk için ders alsınlar diye Musa ve Firavun'un haberinden bir kısım gerçeği anlatacağız.
Biz, sana inanan bir halk için ders alsınlar diye Musa ve Firavun'un haberinden bir kısım gerçeği anlatacağız.
Biz, sana inanan bir toplum için ders alsınlar diye Musa ve Firavun'un haberinden bir kısım gerçeği açıklayacağız.
İnanmış bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavunun haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız.
Muusa ile Fir'avn haberinden bir kısmını, iman edecek bir zümre (nin faidelenmesi) için, hak olarak sana okuyacağız.
Sana, Musa ile Firavun'un haberinden inanacak bir kavim için doğru olarak anlatacağız.
(1-6) Tâ, Sîn, Mîm, Bunlar apaçık kitabın göstergeleridir / ayetleridir. Sana Musa'nın ve firavunun haberlerini hakikat olarak inanan bir boy için / bir kavim için okuyoruz. Muhakkak ki firavun yeryüzünde / arzda kendini yüce gördü / yücelendi , yakın çevresini taraftarlara / hiziplere ayırmıştı, onlardan bir parça, belli bir grubu zayıf hale / düşkün hale getiriyordu, oğullarını sıkıp boğuyordu, kadınlarını ise yaşatıyordu , kesinlikle o / firavun bozgunculardandı / fesatçılardandı. Bizler de yeryüzünde o zayıf bırakılanlara / düşkün hale getirilenlere destek olalım, onları öncüler / İmamlar yapalım, onları mirasçılar / varisler yapalım , onlara yeryüzünde imkanlar verelim, firavuna hamana ve bu ikisinin orduların a daha henüz hazır olmadıkları şeyi gösterelim istiyorduk.
İman eden bir toplum için, Mûsâ ve Firavun'un haberlerinden bir kısmını sana hak olarak okuyacağız.
İnanan bir toplum için Musa ile Fir'avn'ın haberinden bir parçayı, gerçek olarak sana okuyacağız:
İnanan bir topluluk için, Musa ve Firavun ile ilgili haberlerden bir kısmını sana bütün gerçekliği ile sıralayacağız:
Sana Musa ile Firavun'un olaylarını, gerçeğine uygun olarak arka arkaya anlatacağız ki, inanan bir topluluk dipnot 1 için faydalı olsun.
İman eden bir toplum için Musa ve Firavun’un haberlerinden bir kısmını sana hak olarak okuyacağız.
Sana, Musa ve Firavun'un haberlerinden, inanan bir toplum için hakkıyla okuyacağız.
İman edecek bir toplum için, Musa ve Firavun'un haberinden bir kısmını sana hak olarak okuyacağız.
Kasas suresi, 4. ayet. إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَآئِفَةً مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَآءَهُمْ وَيَسْتَحْىِۦ نِسَآءَهُمْ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُفْسِدِينَ
Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.
Şüphesiz ki Firavun, o yerde (Mısır'da) zorbalaşmış, erkek çocuklarını kestirip kadınlarını sağ bırakarak (ve) her birini (her grubu) zayıf düşürerek halkını çeşitli gruplara ayırmıştı. dipnot 1 Şüphesiz ki o (Firavun) bozgunculardandı.
Şu bir gerçek ki, Firavun malum ülkede zorbaca baskı kurmuş ve ülke halkını kastlara ayırmıştı. Onlardan bir sınıfı zayıf ve güçsüz düşürmek istiyor, (bu yüzden) çocuklarını öldürtüp kadınlarını sağ bırakıyordu; çünkü o, gerçekten de bozguncunun tekiydi.
O ülkede Firavun kendini büyüklük duygusuna kaptırmış ve ülke halkını kastlara, sınıflara ayırmıştı. (Öyle ki,) onlardan bir kısmını iyice hor ve güçsüz görmek istiyor (ve bunun için de) erkek çocuklarını öldürüyor, (yalnız) kadınlarını sağ bırakıyordu: çünkü o, gerçekten de, (yeryüzünde) bozgunculuk çıkarmak isteyen kimselerdendi.
Muhakkak ki Firavun o bölgede üstünlük kurmuş ve oranın halkını çeşitli sınıflara bölmüştü. Onlardan bir sınıfı aciz bırakıp aşağılamak için, onların oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını diri bırakıyordu. . . Muhakkak ki o, bozgunculardandı.
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.
Aslında, Firavun, yeryüzünde büyüklük taslamış ve halkını ayrıştırmıştı. Onların arasından bir kümeyi güçsüz düşürüyor; oğullarını öldürüp, kadınlarını da sağ bırakıyordu. O, kesinlikle bozgunculuk yapanlar arasındaydı.
Firavun, orada zorbalığa kalktı, halkını çeşitli gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu zayıflatıyor, oğullarını kestiriyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
Firavun yeryüzünde despotça davrandı. Halkını sınıflara ayırıp onlardan bir grubu ezip sömürüyor, kızlarını utandırıp oğullarını kesiyordu. O, bir bozguncu idi. dipnot 1
Firavun yeryüzünde despotça davrandı. Halkını sınıflara ayırıp onlardan bir grubu ezip sömürüyor, kızlarını yaşatıp oğullarını kesiyordu. O, bir bozguncu idi.
Çünkü Firavun, o yerde baş kaldırmış ve halkını fırka fırka edip arkasına takmıştı; onlardan bir grubu ezmek istiyor; oğullarını boğazlatıyor, kadınlarını hayata atıyordu. O kesinlikle bozgunculardandı.
Çünkü Fir'avn o yerde baş kaldırmış ve ahalisini fırka fırka edip arkasına takmıştı, onlardan bir taifeyi ezmek istiyor, oğullarını boğazlatıyor ve kadınlarını hayata atıyordu, o cidden müfsidlerden idi
Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkını sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.
Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkını sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.
Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkı sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.
Gerçek şu ki Firavun yeryüzünde büyüklenmiş ve oranın ehlini (halkını) birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu; çünkü o, bozgunculardandı.
Hakıykat, Fir'avn o yerde teğalübe kalkdı, ora ehalisini fırkalar haaline getirdi. Onlardan bir zümreyi za'fa uğratıyor, bunların oğullarını boğazlıyor, (yalınız) kızlarını diri bırakıyordu. Çünkü o fesadcılardandı.
Gerçekten, Firavun, yeryüzünde zorbalığa yöneldi ve halkını sınıflara ayırdı. İçlerinden bir zümreyi güçsüz bularak oğullarını boğazlıyor, kızlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.
(1-6) Tâ, Sîn, Mîm, Bunlar apaçık kitabın göstergeleridir / ayetleridir. Sana Musa'nın ve firavunun haberlerini hakikat olarak inanan bir boy için / bir kavim için okuyoruz. Muhakkak ki firavun yeryüzünde / arzda kendini yüce gördü / yücelendi , yakın çevresini taraftarlara / hiziplere ayırmıştı, onlardan bir parça, belli bir grubu zayıf hale / düşkün hale getiriyordu, oğullarını sıkıp boğuyordu, kadınlarını ise yaşatıyordu , kesinlikle o / firavun bozgunculardandı / fesatçılardandı. Bizler de yeryüzünde o zayıf bırakılanlara / düşkün hale getirilenlere destek olalım, onları öncüler / İmamlar yapalım, onları mirasçılar / varisler yapalım , onlara yeryüzünde imkanlar verelim, firavuna hamana ve bu ikisinin orduların a daha henüz hazır olmadıkları şeyi gösterelim istiyorduk.
Firavun, yeryüzünde üstünlük/büyüklük taslayıp, oranın halkını fırkalara/gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu zayıf ve güçsüz bırakıyor, erkek çocuklarını boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.
Fir'avn, orada ululandı (zorbalığa kalktı), halkını çeşitli gruplara böldü. Onlardan bir zümreyi (İsrail oğullarını) eziyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.
Firavun, ülkesinde zorbaca bir yönetim kurmuş dipnot 1 ve halkını farklı topluluklara ayırmıştı. Onlardan bir kesimini (İsrailoğullarını) zayıf düşürüyor; oğullarını boğazlıyor dipnot 2 , kadınlarını ise sağ bırakıyordu dipnot 3 . Çünkü o, bozgunculardandı.
Firavun o ülkede baskıcı bir yönetim kurmuş ve halkını farklı kişilerin taraftarları şeklinde bölmüştü. Onlardan bir bölüğünü güçsüzleştirmeye çalışıyor, oğullarını boğazlatıp kızlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozguncu bir kişilikti.
Firavun, yeryüzünde üstünlük/büyüklük taslayıp, oranın halkını fırkalara/gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu zayıf ve güçsüz bırakıyor, erkek çocuklarını, boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.
Firavun, ülkede hakimiyeti eline aldı ve halkı sınıflara ayırdı. Onlardan bir grubu zayıf ve güçsüz bırakıyor, erkek çocuklarını, boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.
Gerçek şu: Firavun o yerde egemenlik kurmuş ve ora halkını gruplara ayırmıştı. Onlardan bir topluluğu horlayıp eziyordu: Bu topluluğun erkek çocuklarını boğazlıyor, kadınlarına hayasızca davranıyor/kadınların rahimlerini yokluyor/kadınlarını hayata salıyordu. O gerçekten fesadı yayanlardandı.
Kasas suresi, 5. ayet. وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى ٱلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ ٱلْوَٰرِثِينَ
Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.
Biz ise o yerde, zayıf düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (o topraklara) mirasçı kılmak istiyorduk. dipnot 1
Ve Biz de istiyorduk ki, ülkede zayıf ve güçsüz bırakılanlara destek çıkalım ve onları öncüler yapalım; ve kendilerini (ülkeye) varis kılalım;
Fakat Biz istiyorduk ki, yeryüzünde hor ve güçsüz görülen kimselerden yana çıkalım, onların dinde öncüler olmasını sağlayalım, onları (Firavun'un şeref ve itibarına) varis kılalım
Biz de diledik ki, o bölgedeki aciz bırakılıp aşağılananlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve kendilerini varisler kılalım.
Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.
Biz ise, o yerde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes topraklara) vâris kılmak istiyorduk.
Oysa Biz, yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler ve kalıtçılar yapmak istiyorduk.
Biz de istiyorduk ki, o yerde ezilenlere lütfedelim, onları önderler yapalım ve onları ötekilerin mülküne mirasçı yapalım.
Yeryüzünde güçsüzleştirilip ezilenlere lütfederek diledik ki onları önderler ve varisler yapalım.
Yeryüzünde güçsüzleştirilip ezilenlere lütfederek diledik ki onları önderler ve varisler yapalım.
Biz de o yerde ezilmekte olanlara lütufta bulunmak, onları öncül rehberler yapmak ve onları varisler kılmak istiyorduk.
Biz de istiyorduk ki o yerde ezilmekte olanlara lutfedelim, onları öncül imamlar yapalım, hem onları varisler kılalım
Biz ise, yeryüzünde ezilenlere iyilik yapmak dipnot 1 ve onları önderler kılmak ve varisler dipnot 2 yapmak istiyoruz.
Biz ise, yeryüzünde ezilenlere iyilik yapmak dipnot 1 ve onları önderler kılmak ve varisler dipnot 2 yapmak istiyoruz.
Biz ise, yeryüzünde ezilenleri nimetlendirmek dipnot 1 ve onları önderler kılmak ve varisler dipnot 2 yapmak istiyoruz.
Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları imamlar yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.
Biz ise diliyoruz ki o yerde za'fa uğratılanlara lütfedelim, onları (hayırda) muktedabihler yapalım, onları (Fir'avn mülkünün) varisler (i) kılalım.
Biz ise istiyorduk ki; güçsüz sayılanlara iyilikte bulunalım, onları önderler kılalım ve onları varisler yapalım.
(1-6) Tâ, Sîn, Mîm, Bunlar apaçık kitabın göstergeleridir / ayetleridir. Sana Musa'nın ve firavunun haberlerini hakikat olarak inanan bir boy için / bir kavim için okuyoruz. Muhakkak ki firavun yeryüzünde / arzda kendini yüce gördü / yücelendi , yakın çevresini taraftarlara / hiziplere ayırmıştı, onlardan bir parça, belli bir grubu zayıf hale / düşkün hale getiriyordu, oğullarını sıkıp boğuyordu, kadınlarını ise yaşatıyordu , kesinlikle o / firavun bozgunculardandı / fesatçılardandı. Bizler de yeryüzünde o zayıf bırakılanlara / düşkün hale getirilenlere destek olalım, onları öncüler / İmamlar yapalım, onları mirasçılar / varisler yapalım , onlara yeryüzünde imkanlar verelim, firavuna hamana ve bu ikisinin orduların a daha henüz hazır olmadıkları şeyi gösterelim istiyorduk.
Biz ise, ülkede güçsüz bırakılanlara ihsanda bulunmak ve onları önderler yapmak ve onları (oraya) mirasçı kılmak istiyorduk.
Biz de istiyorduk ki o yerde ezilenlere lutfedelim, onları önderler yapalım, onları (ötekilerin mülküne) mirasçı kılalım.
Biz de o topraklarda zayıf düşürülenlere iyilikte bulunmak, onları önderler yapmak ve bunların yerine geçirmek istiyorduk.
Biz de o topraklarda güçsüzleştirilenlere iyilikte bulunmak, onları önderler yapmak ve bunların yerine geçirmek istiyorduk,
Biz ise, ülkede güçsüz bırakılanlara ihsanda bulunmak ve onları önderler yapmak ve onları (oraya) mirasçı kılmak istiyorduk.
Biz ise, ülkede güçsüz bırakılanlara iyilik etmek ve onları önderler yapmak ve onları oraya mirasçı kılmak istiyorduk.
Ve biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilip horlananlara bağışta bulunalım, onları önderler yapalım, onları mirasçılar haline getirelim.
Kasas suresi, 6. ayet. وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَنُرِىَ فِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَحْذَرُونَ
Yeryüzünde onları kudret sahibi kılalım ve onların eliyle Firavun'a, Haman'a ve ordularına, çekinegeldikleri şeyleri gösterelim.
Ayrıca onları o yerde hâkim kılmak; Firavun, Haman dipnot 1 ve ordularına korktukları şeyi göstermek de (istiyorduk).
dahası onları yeryüzünde güvenli biçimde yerleştirelim; Firavun'u, Haman'ı ve bunların ordusunu, berikilerin eliyle korktukları şeye uğratalım.
ve onları güvenlik içinde yeryüzünde yerleştirelim; Firavun'u, Haman'ı ve onların ordularını da onların (İsrailoğulları'nın) eliyle korktukları şeye uğratalım.
Onları o bölgede güvenli kılalım; Firavun'u, Haman'ı (başrahibi) ve o ikisinin ordularını korktuklarına uğratalım!
Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.
Ve o yerde onları hakim kılmak; Firavun ile Hâmân'a ve ordularına, onlardan (İsrailoğullarından gelecek diye) korktukları şeyi göstermek (istiyorduk).
Ve onları güçlendirerek yeryüzünde yerleştirelim; Firavun, Haman ve ordularına, korktukları şeyi gösterelim.
Onları o yerde iktidara getirelim de Firavun'a, Haman'a ve onların askerlerine, ezdikleri gruptan korktukları şeyi gösterelim.
Ve onları yeryüzüne yerleştirelim, Firavun, Haman ve ordularına, korktukları şeyi gösterelim.
Ve onları yeryüzüne yerleştirelim, Firavun, Haman ve ordularına, korktukları şeyi gösterelim.
Ve onlara arzda (yeryüzünde) hakimiyet verip Firavun, Haman ve ordularına korktukları şeyi, onların vasıtasıyla gösterelim.
Ve Arzda onlara kuvvet ve müknet verelim de Fir'avne, Haman'e ve ordularına onlardan kortukları şeyi gösterelim
Ve onları yeryüzünde iktidar yapalım, Firavun'a, Haman'a ve ikisinin ordusuna, onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.
Ve onları yeryüzünde iktidar yapalım, Firavun'a, Haman'a dipnot 1 ve ikisinin ordusuna, onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.
Ve onları yeryüzünde iktidar yapalım, Firavun'a, Haman'a ve ikisinin ordusuna, onlardan çekindikleri şeyleri gösterelim.
Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavuna, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.
Onlara o yerde kudret (ve haakimiyyet) verelim, Fir'avna, Hamane ve bunların ordularına da onlardan kocunmakda oldukları şey'i (başlarına getirib) gösterelim.
Ve onları memleketlerine yerleştirelim, Firavun' a Haman'a ve ikisinin askerlerine çekinmekte oldukları şeyleri gösterelim.
(1-6) Tâ, Sîn, Mîm, Bunlar apaçık kitabın göstergeleridir / ayetleridir. Sana Musa'nın ve firavunun haberlerini hakikat olarak inanan bir boy için / bir kavim için okuyoruz. Muhakkak ki firavun yeryüzünde / arzda kendini yüce gördü / yücelendi , yakın çevresini taraftarlara / hiziplere ayırmıştı, onlardan bir parça, belli bir grubu zayıf hale / düşkün hale getiriyordu, oğullarını sıkıp boğuyordu, kadınlarını ise yaşatıyordu , kesinlikle o / firavun bozgunculardandı / fesatçılardandı. Bizler de yeryüzünde o zayıf bırakılanlara / düşkün hale getirilenlere destek olalım, onları öncüler / İmamlar yapalım, onları mirasçılar / varisler yapalım , onlara yeryüzünde imkanlar verelim, firavuna hamana ve bu ikisinin orduların a daha henüz hazır olmadıkları şeyi gösterelim istiyorduk.
Onları ülkede güç sahibi kılmak, Firavun ile Hâmân'a ve ordularına, onlardan (İsrailoğulları'ndan gelecek diye) korktukları şeyi göstermek (istiyorduk).
Ve onları o yerde iktidara getirelim de Fir'avn'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan (ezdikleri zümreden) korktukları şeyi gösterelim.
Ayrıca onları o topraklara hakim kılmak; Firavun'un, Haman'ın ve o ikisinin emrinde olanların dipnot 1 korktuklarını başlarına getirmek istiyorduk dipnot 2 .
Onlar için o topraklarda bir vatan oluşturacak ve Firavun'un, Haman'ın ve bunların ordularının korktuklarını başlarına getirecektik.
Onları ülkede güç sahibi kılmak, Firavun ile Haman'a ve ordularına, onlardan (İsrailoğulları'ndan gelecek diye) korktukları şeyi göstermek (istiyorduk).
Onları ülkeye yerleştirip, Firavun, Haman ve ordularının korktuklarını onlara göstermek istiyorduk.
Ve yeryüzünde onlara imkan ve kudret verelim. Firavun'a, Haman'a ve onların ordularına da korkmakta oldukları şeyleri gösterelim.
Kasas suresi, 7. ayet. وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّ مُوسَىٰٓ أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِى ٱلْيَمِّ وَلَا تَخَافِى وَلَا تَحْزَنِىٓ إِنَّا رَآدُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Musa'nın annesine, "Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye ilham ettik.
Musa'nın annesine, dipnot 1 "Onu emzir; onun hakkında korktuğunda dipnot 2 onu denize (nehre) bırak; (başına bir şey gelmesinden) korkma ve hüzünlenme! Şüphesiz ki biz onu sana geri döndürecek ve kendisini elçilerden biri yapacağız!" diye vahyetmiştik dipnot 3 (bildirmiştik).
Eski Ahit · Çölde Sayım 26:59
Amramın karısı Mısırda doğan, Levi soyundan gelme Yokevetti. Amrama Harunu, Musayı ve kızkardeşleri Miryamı doğurdu. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
İşte (bunu gerçekleştirmek için) Musa'nın annesine şöyle vahyettik: "Onu (bir müddet) emzir! Fakat onun başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu suya bırak; sakın korkayım ve üzüleyim deme! Çünkü Biz kesinlikle onu sana geri döndüreceğiz ve onu elçilerden biri yapacağız!"
Ve bunun içindir ki, (Musa doğduğu zaman,) annesine: "Onu (bir süre) emzir" diye ilham ettik, "ama o'nun başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman o'nu nehrin sularına bırak; ve (o'nun için) korkma, üzülme; çünkü Biz o'nu sana geri getireceğiz ve kendisini elçilerimizden bir elçi yapacağız!"
Musa'nın anasına şöyle vahyettik: "Onu emzir. . . Onun hakkında korktuğunda da Onu nehre (Nil'e) bırak. . . Korkma, mahzun olma! Muhakkak ki biz Onu sana geri döndüreceğiz ve Onu Rasullerden kılacağız. "
Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).
Musa’nın anasına: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız, diye bildirdik.
Ve Musa'nın annesine, şöyle bildirdik: "Onu emzir; Onun için korktuğunda ırmağa bırak. Korkma ve üzülme; Onu, sana geri vereceğiz ve gönderilenlerden yapacağız!"
Musa'nın annesine, "Çocuğu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan, onu Nil nehrine bırakıver. Korkma, üzülme! Çünkü biz, onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye vahyettik.
Musa'nın annesine: "Onu emzir, ancak ne zaman onun can güvenliğinden endişelenirsen onu ırmağa at. Korkma, üzülme. Biz onu sana döndürecek ve onu elçilerden biri yapacağız" diye vahiy ettik.
Musa'nın annesine: 'Onu emzir, ancak ne zaman onun can güvenliğinden endişelenirsen onu ırmağa at. Korkma, üzülme. Biz onu sana döndürecek ve onu elçilerden biri yapacağız,' diye vahyettik.
O sırada Musa'nın annesine: "Onu emzir; ona zarar gelmesinden bir korku hissettiğinde, kendisini denize bırakıver ve artık korkup üzülme! Biz, muhakkak onu sana iade edeceğiz ve kendisini peygamberlerden biri yapacağız." diye vahyettik.
O esnada Musanın anasına şu vahyi verdik: onu emzir, derken aleyhinde bir korku hissettin mi o vakıt onu deryaya bırakıver, hem korkma ve mahzun olma, biz muhakkak onu sana iade edeceğiz ve kendisini mürselinden yapacağız
Musa'nın annesine vahyettik: "Onu emzir! Eğer onun için korkarsan, onu suya dipnot 1 bırak. Ve korkma, üzülme. Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu Resullerden yapacağız."
Musa'nın annesine vahyettik: "Onu emzir! Eğer onun için korkarsan, onu suya dipnot 1 bırak. Ve korkma, üzülme. Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu resullerden yapacağız."
Musa'nın annesine vahyettik: "Onu emzir! Eğer onun için korkarsan, onu nehre bırak. Ve korkma, üzülme. Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu rasul yapacağız."
Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan onu suya bırak, korkma ve üzülme, çünkü onu biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçi)lerden kılacağız diye vahyettik.
Musanın anasına: "Onu emzir, ona karşı sana bir tehlike gelirse kendisini denize bırak, (boğulacağından) korkma, (firakından) kederlenme. Çünkü biz onu yine sana geri döndüreceğiz. Hem onu peygamberlerden biri de yapacağız" diye vahyetdik.
Musa'nın annesine: Onu emzir. Başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu suya bırak. Korkma, üzülme, şüphesiz onu, Biz; sana döndürecek ve peygamber yapacağız, diye vahyettik.
(7-13) Musa'nın annesine onu emzir, ne zaman ki onlardan bir korku hissettin, onu Derya’ya bırak, korkma ve de üzülme, biz muhakkak onu sana geri döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden / Resullerden yapacağız diye vahyettik. Firavun'un ailesi ileride kendilerine bir düşman bir hüzün kaynağı olacak olan onu / Musa’yı, bulup aldılar. Firavun haman ve bu ikisinin orduları muhakkak ki yanlış yapıyorlardı. Firavun'un karısı; senin ve benim için bir göz aydınlığı / göz nuru olabilir öldürmeyin onu , belki bize bir faydası olur yahut onu evlat ediniriz dedi. Onlar bilincinde değildiler / şuurunda değillerdi. Musa'nın annesi gönlü / fuadı boşalmış sabahladı, onun iman edenlerden olması için kalbini zapturapt altına eğer almasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. O anne Musa'nın kız kardeşine demişti ki onun izini takip et, O da onlar farkına varmadıkları bir yerden onu görebildi. Bundan önce ona / Musa’ya süt anneliğini haram etmiştik (annesi dışında kimse onu emziremiyordu) Kız, size onun bakımını yapacak / ona kefil olacak ona nasihat edecek ev halkını göstereyim mi? dedi. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin ve de Allah'ın vaadi / verdiği sözü gerçektir, bilsin diye, onu annesine geri döndürdük. Velakin onların çoğu / ekserisi bilmiyorlar.
Mûsâ’nın anasına: ‘Onu emzir, onun adına bir tehlikeden korkarsan onu hemen denize bırak. Korkma ve üzülme. Şüphesiz biz onu sana döndürecek ve onu peygamberlerden kılacağız’ diye ilham ettik.
Musa'nın annesine, "O (çocuğu)nu emzir, başına bir şey gelmesinden korkuyorsan (bir sandık içinde) onu suya bırak, korkma, üzülme biz onu tekrar sana geri vereceğiz ve onu elçilerden yapacağız." diye vahyettik.
Musa'nın annesine şunu vahyettik dipnot 1 : "Onu emzir, ona bir şey olacağından korktuğun zaman da nehre bırak. Korkma ve üzülme; biz onu sana geri verecek ve elçilerimizden yapacağız."
(Önce) Musa'nın anasının gönlüne şunu ilham ettik(vahyettik dipnot 1 ): "Musa'yı emzir, ona karşı bir kötülük olacağından korkunca da nehre (Nil'e) bırak ama korkup üzülme; biz onu tekrar sana getireceğiz ve onu elçi yapacağız."
Musa’nın annesine: Onu emzir diye ilham ettik. Onun için endişelendiğin zaman onu nehre at. Korkma ve üzülme. Biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız.
Musa'nın annesine: -Onu emzir, onun için korktuğun zaman onu nehre at. Korkma ve üzülme. Biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız, diye vahyettik.
Musa'nın annesine şunu vahyettik: "Emzir onu! Onun aleyhinde bir korku hissedince de nehire bırakıver onu. Korkma, üzülme! Kuşkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu resullerden biri yapacağız."
Kasas suresi, 8. ayet. فَٱلْتَقَطَهُۥٓ ءَالُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا إِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَٰمَٰنَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا۟ خَٰطِـِٔينَ
Nihayet Firavun ailesi kendilerine düşman ve üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Haman ve onların askerleri hata yapıyorlardı.
Firavun ailesi (sonunda) kendilerine bir düşman ve bir üzüntü kaynağı (olacağını bilmeden) onu (Musa'yı) bulup almışlardı. dipnot 1 Şüphesiz ki Firavun, Haman ve askerleri suçlu insanlardı.
Derken, Firavun'un ailesi onu buldu; sonunda kendileri için bir düşman ve bir hüzün kaynağı olacak (bu bebeği) sahiplendiler. Belli ki Firavun, Haman ve onların askerleri yanılgı içindeydiler.
Ve (sonunda) Firavun ailesi(nden biri) o'nu buldu (ve kurtardı): çünkü (Biz) o'nun ileride, Firavun'un, Haman'ın ve onların maiyetindekilerin gerçekten yanlış yolda olduklarını görerek karşılarına bir düşman ve bir üzüntü (kaynağı) olarak çıkmasını (dilemiştik)!
Firavun'un ailesi Onu kaybolmuş çocuk olarak bulup aldı. Kendileri için düşman ve hüzün vesilesi olacağı için. . . Muhakkak ki Firavun, Haman ve o ikisinin orduları yanlış işler yapıyordu!
Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.
Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak (nehirden) aldı.O, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanlış yolda idiler.
Böylece, Firavun ailesi, kendilerine düşman ve başlarına sorun olarak, Onu bulup aldı. Aslında, Firavun, Haman ve orduları yanlış yoldaydı.
Nihayet Firavun ailesi onu yitik çocuk olarak nehirden aldı. Çocuk, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Çünkü Firavun, Haman ve askerleri yanılıyorlardı.
Nihayet Firavunun ailesi, kendileri için bir düşman ve üzüntü kaynağı olacak o bebeği aldı. Firavun, Haman ve orduları suçlular idiler.
Nihayet Firavun'un ailesi, kendileri için bir düşman ve üzüntü kaynağı olacak o bebeği aldı. Firavun, Haman ve orduları suçlular idiler.
Bunun üzerine Firavun hanedanı onu yitik olarak aldılar, çünkü o, ileride kendilerine bir düşman, bir tasa olacaktı. Doğrusu Firavun da Haman da askerleri de hep canilerdi.
Bunun üzerine ali Fir'avn onu lekıyt olarak aldı, çünkü ileride kendilerine bir düşman, bir gamm olacaktı. Doğrusu Fir'avn de Haman de, askerleri de hep canilerdiler
Derken Firavun ailesi, kendileri için bir düşman ve başlarına dert olacak olan onu, buluntu olarak aldı. Firavun, Haman ve askerleri yanlış yaptılar.
Derken Firavun ailesi, kendileri için bir düşman ve başlarına dert olacak olan onu, buluntu olarak aldı. Firavun, Haman ve askerleri yanlış yaptılar.
Derken Firavun ailesi, kendileri için bir düşman ve başlarına dert olacak olan onu, buluntu olarak aldı. Firavun, Haman ve askerleri yanılgıya düştüler.
Nihayet Firavunun ailesi, onu (ileride bilmeksizin) bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.
Bunun üzerine Fir'avnın adamları onu yetik olarak aldı (lar). Çünkü o, aakıbet kendileri için bir düşman ve bir tasa olacakdı. Çünkü Fir'avn da, Haman da, bunların orduları da suçlu (insan) lardı.
Firavun'un adamları bunun üzerine onu aldılar. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Zira Firavun, Haman ve askerleri gerçekten suçlu idiler.
(7-13) Musa'nın annesine onu emzir, ne zaman ki onlardan bir korku hissettin, onu Derya’ya bırak, korkma ve de üzülme, biz muhakkak onu sana geri döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden / Resullerden yapacağız diye vahyettik. Firavun'un ailesi ileride kendilerine bir düşman bir hüzün kaynağı olacak olan onu / Musa’yı, bulup aldılar. Firavun haman ve bu ikisinin orduları muhakkak ki yanlış yapıyorlardı. Firavun'un karısı; senin ve benim için bir göz aydınlığı / göz nuru olabilir öldürmeyin onu , belki bize bir faydası olur yahut onu evlat ediniriz dedi. Onlar bilincinde değildiler / şuurunda değillerdi. Musa'nın annesi gönlü / fuadı boşalmış sabahladı, onun iman edenlerden olması için kalbini zapturapt altına eğer almasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. O anne Musa'nın kız kardeşine demişti ki onun izini takip et, O da onlar farkına varmadıkları bir yerden onu görebildi. Bundan önce ona / Musa’ya süt anneliğini haram etmiştik (annesi dışında kimse onu emziremiyordu) Kız, size onun bakımını yapacak / ona kefil olacak ona nasihat edecek ev halkını göstereyim mi? dedi. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin ve de Allah'ın vaadi / verdiği sözü gerçektir, bilsin diye, onu annesine geri döndürdük. Velakin onların çoğu / ekserisi bilmiyorlar.
Firavun hanedanı onu bulup aldılar. Sonunda onlara düşman ve başlarına dert olacaktı. Çünkü Firavun, Hâmân ve orduları suçlu idiler.
Nihayet onu Fir'avn ailesi aldı ki, kendilerine bir düşman ve başlarına derd olsun. Gerçekten Fir'avn, Haman ve askerleri yanılıyorlardı.
Sonra Firavun ailesi, ileride kendilerine bir düşman ve bir üzüntü kaynağı olacak olan o çocuğu bulup aldı. Çünkü Firavun, Haman ve o ikisinin emrindekiler suçlu kimselerdi.
(Anası onu nehire bırakınca) Firavun'un ailesi bulup aldılar ki, kendileri için düşman ve üzüntü kaynağı olsun. Çünkü Firavun, Haman ve her ikisinin ordusu suçlu durumdaydılar.
Firavun ailesi onu bulup aldılar. Sonunda onlara düşman ve başlarına dert olacaktı. Çünkü Firavun, Haman ve orduları suçlu idiler.
Firavun ailesi onu bulup aldılar. Sonunda onlara düşman ve başlarına dert olacaktı. Çünkü Firavun, Haman ve orduları suçlu idiler.
Nihayet, Firavun ailesi onu kayıp bir şey olarak bulup aldı. O, kendileri için bir düşman ve tasa olacaktı. Gerçek olan şu ki Firavun, Haman ve bunların orduları yanlış yoldaydılar.
Kasas suresi, 9. ayet. وَقَالَتِ ٱمْرَأَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ لِّى وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسَىٰٓ أَن يَنفَعَنَآ أَوْ نَتَّخِذَهُۥ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Firavun'un karısı şöyle dedi: "Bana da, sana da göz aydınlığı (bir çocuk)! Sakın onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz." Oysaki onlar (olacak şeylerin) farkında değillerdi.
Firavun'un hanımı dipnot 1 (Asiye, Musa'yı görünce) "(Bu bebek) benim için de senin için de göz aydınlığı (olabilir); onu öldürmeyin! Belki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." demişti. dipnot 2 Oysa onlar (işin sonunun) farkına varmamışlar(dı).
Firavun'un karısı "İşte, benim için de senin için de bir göz aydınlığı!" dedi, "Onu öldürmeyin; bakarsın bize bir yararı dokunur ya da onu evlatlık edinebiliriz." Ama berikiler, (olacakların) asla farkında değildiler.
Ve Firavun'un karısı, (Firavun'a): "(Bu çocuk) hem benim hem de senin için neşe kaynağı (olabilir)!" dedi, "Onu öldürmeyin; belki bize faydası dokunur; yahut o'nu evlat edinebiliriz!" Ve (pek tabii, bunları konuşurken, olacak olanlardan) haberleri yoktu.
Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de senin için de göz aydınlığıdır (bu çocuk). Onu öldürmeyin! Umulur ki bize faydalı olur yahut Onu evlat ediniriz". . . Onlar (işin) farkında değillerdi.
Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.
Firavun'un karısı (sepetin içinden erkek çocuk çıkınca kocasına): Benim ve senin için göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlât ediniriz, dedi. Halbuki onlar (işin sonunu) sezemiyorlardı.
Karısı, Firavun'a, şöyle dedi: "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin; belki bize yararı dokunur veya Onu evlat ediniriz!" Oysa ayırdında değillerdi.
Firavun'un karısı çocuğu sandıktan çıkarınca, "Bana da, sana da göz bebeği olacak. Onu öldürmeyiniz; belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz" dedi. Halbuki onlar, işin sonunu sezemiyorlardı.
Firavunun karısı, "Gözümüz aydın olsun. Onu öldürme. Belki bize yararı dokunur, yahut onu evlat ediniriz." Hiçbir şeyden haberleri yoktu.
Firavun'un karısı, 'Gözümüz aydın olsun. Onu öldürme. Belki bize yararı dokunur, yahut onu evlat ediniriz.' Hiç bir şeyden haberleri yoktu.
Firavun'un karısı: "Bana da sana da bir göz bebeği, bunu öldürmeyin, belki bize yarar, ya da evlat ediniriz." dedi ve onlar farkında değillerdi.
Fir'avnin hatunu ise "bir göz bebeği: bana ve sana, bunu öldürmeyin, belki bize yarar, yahud evlad ediniriz" dedi ve onlar farkında değillerdi
Ve Firavun'un karısı: "Bana ve sana göz aydınlığı olsun. Onu öldürmeyin, belki bize yararı olur. Veya onu evlat ediniriz." dedi. Onlar, olacakların ayırdında değillerdi.
Ve Firavun'un karısı: "Bana ve sana göz aydınlığı olsun. Onu öldürmeyin, belki bize yararı olur. Veya onu evlat ediniriz." dedi. Onlar, olacakların ayırdında değillerdi.
Ve Firavun'un hanımı: "Bana ve sana göz aydınlığı olsun. Onu öldürmeyin, belki bize yararı olur. Veya onu evlat ediniriz." dedi. Onlar, olacakların ayırdında değillerdi.
Firavunun karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur ve onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.
Fir'avnın karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği! Onu öldürmeyin. Olur ki bize faidesi dokunur, yahud onu bir evlad ediniriz". Halbuki onlar (işin) farkında değillerdi!
Firavun'un karısı dedi ki: Benim de, senin de gözün aydın olsun. Onu öldürmeyin. Belki bize faydası dokunur veya onu oğul ediniriz. Ve onlar, farkında değillerdi.
(7-13) Musa'nın annesine onu emzir, ne zaman ki onlardan bir korku hissettin, onu Derya’ya bırak, korkma ve de üzülme, biz muhakkak onu sana geri döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden / Resullerden yapacağız diye vahyettik. Firavun'un ailesi ileride kendilerine bir düşman bir hüzün kaynağı olacak olan onu / Musa’yı, bulup aldılar. Firavun haman ve bu ikisinin orduları muhakkak ki yanlış yapıyorlardı. Firavun'un karısı; senin ve benim için bir göz aydınlığı / göz nuru olabilir öldürmeyin onu , belki bize bir faydası olur yahut onu evlat ediniriz dedi. Onlar bilincinde değildiler / şuurunda değillerdi. Musa'nın annesi gönlü / fuadı boşalmış sabahladı, onun iman edenlerden olması için kalbini zapturapt altına eğer almasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. O anne Musa'nın kız kardeşine demişti ki onun izini takip et, O da onlar farkına varmadıkları bir yerden onu görebildi. Bundan önce ona / Musa’ya süt anneliğini haram etmiştik (annesi dışında kimse onu emziremiyordu) Kız, size onun bakımını yapacak / ona kefil olacak ona nasihat edecek ev halkını göstereyim mi? dedi. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin ve de Allah'ın vaadi / verdiği sözü gerçektir, bilsin diye, onu annesine geri döndürdük. Velakin onların çoğu / ekserisi bilmiyorlar.
Firavun’un karısı: "Benim ve senin için göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz." dedi. Oysa onlar farkında değillerdi.
Fir'avn'ın karısı (çocuğu sandıktan çıkarınca): "Bana da, sana da göz bebeği (olacak, çok sevimli bir çocuk). Onu öldürmeyin, belki bize yararı dokunur, ya da onu evlad ediniriz." dedi. (Onu almakla hata ettiklerini) anlamıyorlardı.
Firavun'un eşi dedi ki: "Benim ve senin için bir gözbebeği dipnot 1 ! Bunu öldürmeyin belki bize bir fayda sağlar, belki de evlat ediniriz." Ama onlar işin farkında değillerdi dipnot 2 .
Firavun'un karısı dedi ki; "Bu benim için de senin için de bir göz bebeği olabilir. Onu öldürmeyin, belki işimize de yarar, belki de onu evlat ediniriz." Hiçbiri işin farkında değildi.
Firavun’un Karısı: Benim ve senin için göz aydınlığıdır! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz, dedi. Oysa onlar farkında değillerdi.
Firavun'un Karısı: -Benim de senin de gözün aydın olsun. Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlat ediniriz, dedi. Oysa onlar işin farkında değillerdi.
Firavun'un karısı şöyle dedi: "Benim için de senin için de bir göz aydınlığıdır bu. Öldürmeyin onu, bize yararı olabilir, yahut onu çocuk ediniriz." Onlar işin farkında olmuyorlardı.
Kasas suresi, 10. ayet. وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَىٰ فَٰرِغًا إِن كَادَتْ لَتُبْدِى بِهِۦ لَوْلَآ أَن رَّبَطْنَا عَلَىٰ قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Musa'nın anasının kalbi bomboş kaldı. Eğer biz (çocuğu ile ilgili sözümüze) inancını koruması için kalbine güç vermeseydik, neredeyse bunu açıklayacaktı.
Musa'nın annesinin kalbi korku dolmuştu. İnanıp güvenenlerden olması için kalbine dayanıklılık vermemiş olsaydık neredeyse işi açığa vuracaktı.
Bu arada Musa'nın annesi, gönlü onun acısıyla dolu olarak sabahı etti. Öyle ki (vaadimize) inanıp güvenenlerden biri olması için kalbini sımsıkı pekiştirmiş olmasaydık, az kalsın onun kimliğini açığa vuracaktı.
Bu arada, Musa'nın annesi yüreği acıyla dolup taşarak sabahı etti; öyle ki, eğer (sözümüze olan) inancını sonuna kadar canlı tutması için yüreğini iyice güçlendirmemiş olsaydık o'nun kim olduğunu az kalsın açığa vuracaktı.
Musa'nın anasının gönlü çocuğundan başka şey düşünmez oldu. . . İman edenlerden olması için eğer güven duygusu vermeseydik, az kalsın onu açıklayacaktı.
Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı.
Musa'nın anasının yüreğinde yalnızca çocuğunun tasası kaldı. Eğer biz, (vâdimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
Musa'nın annesi, yüreği acıyla dolup taşarak sabahladı. İnancını koruması için yüreğini güçlendirmeseydik, neredeyse açığa vuracaktı.
Musa'nın annesi, pek kaygılandı. Güvende olması için kalbini pekiştirmeseydik, neredeyse durumu açığa vuracaktı.
Musa'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı. Gerçeği onaylaması için gönlünü pekiştirmeseydik, neredeyse durumu açığa vuracaktı.
Musa'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı. İnanması için gönlünü pekiştirmeseydik, neredeyse durumu açığa vuracaktı
Musa'nın annesinin yüreği ise bomboş sabah etti. Şayet inananlardan olması için kalbine kuvvet vermeseydik, az daha onu açığa vuracaktı.
Musanın anasının gönlü ise bomboş sabahı etti, az daha onu açıverecekti: kalbine rabıta vermese idik eğer iymanlılardan olsun diye
Musa'nın annesi gönlü boş olarak sabahladı. Eğer Biz sözümüze güvenenlerden olması için gönlünü pekiştirmeseydik az kalsın durumu açığa vuracaktı.
Musa'nın annesi gönlü boş olarak sabahladı. Eğer Biz sözümüze güvenenlerden olması için gönlünü pekiştirmeseydik az kalsın durumu açığa vuracaktı.
Musa'nın annesi gönlü boş olarak sabahladı. Eğer Biz sözümüze güvenenlerden olması için gönlünü pekiştirmeseydik az kalsın durumu açığa vuracaktı.
Musa'nın annesi ise, yüreği (fuadü) boşluk içinde sabahladı. Eğer inançlılardan olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı.
Musanın anası — yüreği (evladından başka bir şeyden) bomboş olarak — sabahladı. Eğer (Allahın vadine) inananlardan olması için kalbine (sabr-ü sükun ile) rabıta vermeseydik az daha onu mutlak açığa vuracakdı.
Musa'nın annesi, yüreği bomboş sabah etti. Şayet inananlardan olması için kalbini pekiştirmemiş olsaydık; neredeyse onu açığa vuracaktı.
(7-13) Musa'nın annesine onu emzir, ne zaman ki onlardan bir korku hissettin, onu Derya’ya bırak, korkma ve de üzülme, biz muhakkak onu sana geri döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden / Resullerden yapacağız diye vahyettik. Firavun'un ailesi ileride kendilerine bir düşman bir hüzün kaynağı olacak olan onu / Musa’yı, bulup aldılar. Firavun haman ve bu ikisinin orduları muhakkak ki yanlış yapıyorlardı. Firavun'un karısı; senin ve benim için bir göz aydınlığı / göz nuru olabilir öldürmeyin onu , belki bize bir faydası olur yahut onu evlat ediniriz dedi. Onlar bilincinde değildiler / şuurunda değillerdi. Musa'nın annesi gönlü / fuadı boşalmış sabahladı, onun iman edenlerden olması için kalbini zapturapt altına eğer almasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. O anne Musa'nın kız kardeşine demişti ki onun izini takip et, O da onlar farkına varmadıkları bir yerden onu görebildi. Bundan önce ona / Musa’ya süt anneliğini haram etmiştik (annesi dışında kimse onu emziremiyordu) Kız, size onun bakımını yapacak / ona kefil olacak ona nasihat edecek ev halkını göstereyim mi? dedi. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin ve de Allah'ın vaadi / verdiği sözü gerçektir, bilsin diye, onu annesine geri döndürdük. Velakin onların çoğu / ekserisi bilmiyorlar.
Mûsâ’nın annesi kalbi bomboş olarak sabah etti. Eğer biz, (vaadimize) iman edenlerden olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı.
Musa'nın annesinin gönlü bomboş sabahladı (meraktan çıldıracak oldu). Eğer biz, (va'dimize) inananlardan olması için onun kalbini iyice pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı.
Musa'nın annesi (Musa'dan başka) bir şey düşünemez hale geldi. Bize inanıp güvenenlerden olsun diye kalbinizi metanetli kılmasaydık neredeyse işi açığa vuracaktı.
Musa'nın anası, içinde bir umudu kalmamış olarak sabaha çıktı. Güvenini yitirmesin diye kalbini tutmasaydık neredeyse her şeyi açığa vuracaktı.
Musa’nın annesi kalbi bomboş olarak sabah etti. Eğer biz, (vadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi açığa vuracaktı.
Musa'nın annesi kalbi bomboş olarak sabah etti. Müminlerden olması için kalbini pekiştirmemiş olsaydık neredeyse işi açığa vuracaktı.
Musa'nın annesinin kalbi ise bomboş bir halde sabahladı. Eğer inananlardan olması için kalbine bir bağ vermeseydik, onu açığa vuracak bir durumdaydı.
Kasas suresi, 11. ayet. وَقَالَتْ لِأُخْتِهِۦ قُصِّيهِ فَبَصُرَتْ بِهِۦ عَن جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Annesi, Musa'nın kız kardeşine, "Onu takip et" dedi. O da Musa'yı, onlar farkına varmadan uzaktan gözledi.
(Annesi, Musa'nın) ablasına "Onun izini takip et!" demişti. dipnot 1 O da (Firavun'un adamları) farkına varmadan uzaktan onu (Musa'yı) gözetlemişti.
İşte o anne bu haldeyken, Musa'nın ablasına "Onu izle!" dedi. Bunun üzerine kız onu uzaktan izlemeye koyuldu. Hala onlar hiçbir şeyin farkında değildiler.
İşte bu haldeyken (Musa'nın) kız kardeşine: "Onu izle!" dedi. Ve (kız da), (Firavun ailesinden) kimseye fark ettirmeden o'nu uzaktan gözetledi.
(Musa'nın anası, Musa'nın) kız kardeşine dedi ki: "Onu izle". . . (O da) onlar farkında olmaksızın, Onu uzaktan gözledi.
Ve onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi.
Annesi Musa'nın ablasına: Onun izini takip et, dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.
Ve Onun kız kardeşine; "Onu izle!" dedi. Böylece, onlara sezdirmeden, Onu uzaktan gözetledi.
Annesi, Musa'nın ablasına, "Onu izle!" dedi. O da, kimse farkına varmadan, Musa'yı uzaktan gözetledi.
Kızkardeşine, "Onu izle" dedi. O da kimseye görünmeden uzaktan izledi.
Kızkardeşine, 'Onu izle,' dedi. O da kimse farketmeden uzaktan izledi.
Musa'nın ablasına "Onun izini takip et." demişti annesi. O da onlar farkına varmadan uzaktan gözetledi.
Onun hemşiresine izini ta'kıyb et de demişti, o da uzaktan gözetti, onlar farkında değillerdi
Kız kardeşine: dipnot 1 "Onu izlemeye al." dedi. O da onlar farkında olmadan onu uzaktan izledi.
Kız kardeşine: dipnot 1 "Onu izlemeye al." dedi. O da onlar farkında olmadan onu uzaktan izledi.
Kız kardeşine: dipnot 1 "Onu izlemeye al." dedi. O da onlar farkında olmadan onu uzaktan izledi.
Ve onun kız kardeşine: "Onu izle" dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi.
(Musanın) kız kardeşine dedi ki: "Onun izini ta'kıyb et". O da, berikiler farkında olmayarak, onu uzakdan gözetledi.
Onun kızkardeşine dedi ki: Onu izle, o da kimse farkına varmadan onu uzaktan gözetledi.
(7-13) Musa'nın annesine onu emzir, ne zaman ki onlardan bir korku hissettin, onu Derya’ya bırak, korkma ve de üzülme, biz muhakkak onu sana geri döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden / Resullerden yapacağız diye vahyettik. Firavun'un ailesi ileride kendilerine bir düşman bir hüzün kaynağı olacak olan onu / Musa’yı, bulup aldılar. Firavun haman ve bu ikisinin orduları muhakkak ki yanlış yapıyorlardı. Firavun'un karısı; senin ve benim için bir göz aydınlığı / göz nuru olabilir öldürmeyin onu , belki bize bir faydası olur yahut onu evlat ediniriz dedi. Onlar bilincinde değildiler / şuurunda değillerdi. Musa'nın annesi gönlü / fuadı boşalmış sabahladı, onun iman edenlerden olması için kalbini zapturapt altına eğer almasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. O anne Musa'nın kız kardeşine demişti ki onun izini takip et, O da onlar farkına varmadıkları bir yerden onu görebildi. Bundan önce ona / Musa’ya süt anneliğini haram etmiştik (annesi dışında kimse onu emziremiyordu) Kız, size onun bakımını yapacak / ona kefil olacak ona nasihat edecek ev halkını göstereyim mi? dedi. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin ve de Allah'ın vaadi / verdiği sözü gerçektir, bilsin diye, onu annesine geri döndürdük. Velakin onların çoğu / ekserisi bilmiyorlar.
(Annesi) Mûsâ’nın kız kardeşine; “Onu takip et!” dedi. O da uzaktan gözetledi. Onlar ise farkında değillerdi.
(Musa'nın) kızkardeşine "Onun izini takip et," dedi. O da onlar farkına varmadan onu uzaktan gözetledi.
Ablasına: "Onu takip et" dedi. O da onlar fark etmeden onu bir kenardan gördü.
Anası, Musa'nın kız kardeşine "onu takip et" dedi. O da bir kenardan Musa'yı izledi ama onlar bunu da fark edemiyorlardı.
Musa’nın kız kardeşine “Onu takip et” dedi. O da uzaktan gözetledi. Onlar ise farkında değillerdi.
Musa'nın kız kardeşine "Onu takip et" dedi. O da kimse farkına varmadan onu uzaktan gözetledi.
Annesi, Musa'nın kızkardeşine, "onu izle" dedi. O da onu kenardan gözledi. Onlarsa işin farkında olmuyorlardı.
Kasas suresi, 12. ayet. وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ ٱلْمَرَاضِعَ مِن قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰٓ أَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُۥ لَكُمْ وَهُمْ لَهُۥ نَٰصِحُونَ
Biz, daha önce onun, süt analarının sütünü emmemesini sağladık. Kız kardeşi, "Size onun bakımını, sizin adınıza üstlenecek ve ona içtenlik ve şefkatle davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
Biz daha önce ona (Musa'ya) hiçbir kadının (sütannenin) sütünü emmesine izin vermemiştik (onları emmesini engellemiştik). dipnot 1 Bunun üzerine (ablası, Firavun ailesine) "Size, onun bakımını sizin adınıza üstlenecek ve kendisine samimi davranacak bir aile göstereyim mi?" demişti.
Ve Biz daha ilk günden onun (Mısırlı) süt anneleri (emmekten) geri durmasını sağladık. Bu durumu (öğrenen kız kardeşi) "Onun bakımını sizin adınıza üstlenecek bir aile göstermemi ister misiniz?" dedi (ve ekledi): "Hem, onlar onu iyi eğitirler."
Ve Biz daha ilk günden o'nun (Mısırlı) süt annelerin memesini yadırgamasını sağladık; ve (kız kardeşi bu durumu öğrenince, onlara:) "Size o'nun bakımını sizin adınıza üzerine alabilecek ve o'nu güzelce eğitip yetiştirecek bir aile göstereyim mi?" dedi.
Önce, Ona sütanneleri haram kıldık (Musa hiçbir kadından süt emmedi); (kız kardeşi) dedi ki: "Sizin namınıza Onun bakımını üstlenip yetiştirecek bir aile göstereyim mi?" diye akıl verdi.
Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.
Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) onun süt analarını kabulüne (emmesine) müsaade etmedik. Bunun üzerine ablası: Size, onun bakımını namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi? dedi.
Onun, daha ilk günden sütannelerini yadırgamasını sağladık. Dedi ki: "Onun bakımını üzerine alacak ve sizin için Onu güzelce yetiştirecek bir aileyi size bildireyim mi?"
Önceden, sütannelerinin memesini emmemesini sağladık. Musa'nın ablası, "Size, sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak bir aileyi tavsiye edeyim mi?" dedi.
Önceden, onun süt annelerini kabul etmemesini sağladık. Nihayet (kızkardeşi), "Sizin için onun bakımını üstlenecek ve ona iyi davranacak bir aileyi göstereyim mi?" dedi.
Önceden, onun süt annelerini kabul etmemesini sağladık. Nihayet (kızkardeşi), 'Sizin için onun bakımını üstlenecek ve ona iyi davranacak bir aileyi göstereyim mi?' dedi.
önceden ona emzikçileri (süt anneleri) yasaklamıştık. Ablası varıp: "Sizin hesabınıza bunun bakımını üstlenecek ve ona iyi davranacak bir aile buluvereyim mi?" dedi.
Önceden ona emzikcileri haram etmiştik bu vesile ile vardı da sizin hisabınıza bunun bakımını deruhde edecek hem ona hayırhahane bakacak bir ehli beyt buluvereyim mi size? dedi
Biz, onun, sütannelerinin sütünü emmemesini sağladık. Bunun üzerine: dipnot 1 "Size, onun bakımını üstlenecek ve onu iyi yetiştirecek bir aile göstereyim mi?" dedi.
Biz, onun, sütannelerinin sütünü emmemesini sağladık. Bunun üzerine: dipnot 1 "Size, onun bakımını üstlenecek ve onu iyi yetiştirecek bir aile göstereyim mi?" dedi.
Biz, onun, sütannelerinin sütünü emmemesini sağladık. Bunun üzerine: dipnot 1 "Size, onun bakımını üstlenecek ve onu iyi yetiştirecek bir aile göstereyim mi?" dedi.
Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir ehl-i beyti (aileyi) size bildireyim mi?" dedi.
Biz daha evvel ona süt analar (ın sütünü emmeyi) haram etmişdik. Bunun üzerine (hemşiresi onlara:) "Sizin için onun bakımını te'min edecek, kendileri buna hayırhah olacak bir aaile hakkında size delaletde bulunayım mı?" dedi.
Önceden Biz, onun süt annelerin memesini kabul etmemesini sağladık. Bunun üzerine hemşiresi: Size, sizin adınıza ona bakacak ve iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi? dedi.
(7-13) Musa'nın annesine onu emzir, ne zaman ki onlardan bir korku hissettin, onu Derya’ya bırak, korkma ve de üzülme, biz muhakkak onu sana geri döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden / Resullerden yapacağız diye vahyettik. Firavun'un ailesi ileride kendilerine bir düşman bir hüzün kaynağı olacak olan onu / Musa’yı, bulup aldılar. Firavun haman ve bu ikisinin orduları muhakkak ki yanlış yapıyorlardı. Firavun'un karısı; senin ve benim için bir göz aydınlığı / göz nuru olabilir öldürmeyin onu , belki bize bir faydası olur yahut onu evlat ediniriz dedi. Onlar bilincinde değildiler / şuurunda değillerdi. Musa'nın annesi gönlü / fuadı boşalmış sabahladı, onun iman edenlerden olması için kalbini zapturapt altına eğer almasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. O anne Musa'nın kız kardeşine demişti ki onun izini takip et, O da onlar farkına varmadıkları bir yerden onu görebildi. Bundan önce ona / Musa’ya süt anneliğini haram etmiştik (annesi dışında kimse onu emziremiyordu) Kız, size onun bakımını yapacak / ona kefil olacak ona nasihat edecek ev halkını göstereyim mi? dedi. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin ve de Allah'ın vaadi / verdiği sözü gerçektir, bilsin diye, onu annesine geri döndürdük. Velakin onların çoğu / ekserisi bilmiyorlar.
Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) ona sütanalarını haram etmiştik. Bunun üzerine (kız kardeşi) dedi ki: “Sizin için ona bakacak, hem de ona iyilikte bulunacak bir aile göstereyim mi?”
Biz daha önce ona, süt verenler(in sütünü emmey)i haram etmiştik. (Hiçbir kadının sütünü emmiyordu. Fir'avn ve ailesi, çocuğun emeceği bir dadı bulma telaşı içinde idiler. Kızkardeşi uzaktan durumu görünce sokuldu): "Sizin için onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt ver(ip onu güzelce eğit)ecek bir aileyi göstereyim mi?" dedi.
Önce çocuğa, süt anneleri kabul ettirmedik. Sonra ablası dedi ki: "Onun bakımını sizin için üstlenecek, ona iyi davranacak bir aileyi size göstereyim mi dipnot 1 ?"
Önceden onun, sütanalarını emmesini engellediğimizden kız kardeşi dedi ki: "O çocuğun bakımını üstlenecek bir aileyi size göstereyim mi; onlar ona iyi bakarlar"
Biz daha önceden (annesine geri verilinceye kadar) ona süt anneyi yasakladık. Kız kardeşi: Size, onun bakımını üstlenecek ve iyi davranacak bir aileyi göstereyim mi? dedi.
Daha önceden ona süt anneyi yasakladık. Kız kardeşi: -Size, ona bakacak ve onu iyi eğitecek bir aileyi göstereyim mi? dedi.
Biz daha önce ona, süt emziren kadınları haram kılmıştık. Bu sırada kızkardeşi dedi ki: "Onun bakımını sizin için üstlenecek, onu eğitip öğretmeyi yüklenecek bir ev halkını size tanıtayım mı?"
Kasas suresi, 13. ayet. فَرَدَدْنَٰهُ إِلَىٰٓ أُمِّهِۦ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ أَنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Böylece biz, anasının gözü aydın olsun ve üzülmesin, Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilsin diye onu anasına geri döndürdük. Fakat onların pek çoğu bunu bilmezler.
Böylelikle gözü aydın olsun, (daha fazla) üzülmesin ve insanların çoğu bilmeseler bile Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye biz onu annesine geri vermiştik.
Ve sonunda onu annesine döndürdük kü, gözü aydın olsun ve üzülmesin diye... Dahası insanların çoğu bunu bilmese de, kendisi Allah'ın vaadinin kesin bir gerçek olduğunu bilsin diye...
İşte böylece, o'nu annesine kavuşturduk ki gözü gönlü aydınlansın, artık üzülmesin ve onların çoğu bunu bilmeseler bile o, Allah'ın verdiği sözün mutlaka gerçekleşeceğini bilsin!
Nihayet Onu anasına geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, mahzun olmasın ve bilsin ki, Allah'ın vaadi Hak'tır. . . Fakat onların çoğu bilmezler.
Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.
Böylelikle biz onu, anasına, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vadinin gerçek olduğunu bilsin diye geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
Onu, annesine geri verdik. Gözü aydın olsun ve üzülmesin; Allah'ın verdiği sözün kesinlikle gerçek olduğunu da bilsin diye. Fakat onların çoğu bilmez.
Böylece biz onu, anasına "Gözü aydın olsun, gam çekmesin, Allah'ın verdiği sözün gerçek olduğunu bilsin" diye, geri verdik. Fakat onların çoğu bilmezler.
Böylece onu annesine döndürdük ki gözü aydınlansın, üzülmesin ve ALLAH'ın sözünün gerçek olduğunu bilsin. Ne var ki çokları bilmez.
Böylece onu annesine döndürdük ki gözü aydınlansın, üzülmesin ve ALLAH'ın sözünün gerçek olduğunu bilsin. Ne var ki çokları bilmez.
Böylece Biz, Musa'yı annesine geri verdik ki, annesinin gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin kesinlikle gerçek olduğunu bilsin diye; fakat çokları bilmezler.
Bu suretle onu anasına iade eyledik ki gözü aydın olsun da huzünlenmesin ve bilsin ki Allahın va'di muhakkak haktır ve lakin çokları bilmezler
Derken gözü aydın olsun, üzülmesin diye onu annesine kavuşturduk. Ve Allah'ın sözünün gerçek olduğunu fakat onların çoğunun bunu anlamadığını bilsin.
Derken gözü aydın olsun, üzülmesin diye onu annesine kavuşturduk. Ve Allah'ın sözünün gerçek olduğunu fakat onların çoğunun bunu anlamadığını bilsin.
Derken onu; gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın sözünün gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri verdik. Ne var ki onların çoğu bunu bilmezler.
Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Tanrı'nın vaadinin hak olduğunu bilmesi için onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.
İşte (böylece) onu anasına iaade etdik. Taki gözü aydın olsun, tasalanmasın, Allahın va'dinin şübhesiz bir hak olduğunu bilsin. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Böylece onun gözü aydın olsun, tasalanmasın ve Allah'ın vaadinin mutlak gerçek olduğunu bilsin diye, annesine geri verdik. Ama onların çoğu bilmezler.
(7-13) Musa'nın annesine onu emzir, ne zaman ki onlardan bir korku hissettin, onu Derya’ya bırak, korkma ve de üzülme, biz muhakkak onu sana geri döndüreceğiz ve onu gönderilenlerden / Resullerden yapacağız diye vahyettik. Firavun'un ailesi ileride kendilerine bir düşman bir hüzün kaynağı olacak olan onu / Musa’yı, bulup aldılar. Firavun haman ve bu ikisinin orduları muhakkak ki yanlış yapıyorlardı. Firavun'un karısı; senin ve benim için bir göz aydınlığı / göz nuru olabilir öldürmeyin onu , belki bize bir faydası olur yahut onu evlat ediniriz dedi. Onlar bilincinde değildiler / şuurunda değillerdi. Musa'nın annesi gönlü / fuadı boşalmış sabahladı, onun iman edenlerden olması için kalbini zapturapt altına eğer almasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. O anne Musa'nın kız kardeşine demişti ki onun izini takip et, O da onlar farkına varmadıkları bir yerden onu görebildi. Bundan önce ona / Musa’ya süt anneliğini haram etmiştik (annesi dışında kimse onu emziremiyordu) Kız, size onun bakımını yapacak / ona kefil olacak ona nasihat edecek ev halkını göstereyim mi? dedi. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin ve de Allah'ın vaadi / verdiği sözü gerçektir, bilsin diye, onu annesine geri döndürdük. Velakin onların çoğu / ekserisi bilmiyorlar.
Böylece onu; gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye annesine geri döndürdük. Fakat, onların çoğu bilmezler.
Böylece biz onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın va'dinin gerçek olduğunu bilsin. Fakat çokları bilmezler.
Böylece onu, annesine geri verdik ki gözü aydın olsun ve üzülmesin. Bir de bilsin ki Allah'ın vaadi yerine gelir. Ancak çoğu kimse bunu bilmez.
Böylece onu anasına geri getirdik ki, gözü aydın olsun ve üzülmesin . Bir de bilsin ki Allah'ın verdiği söz yerine getirilir. Ancak onların çoğu bunu bilmezler.
Böylece onu; gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye annesine geri getirdik. Fakat, onların çoğu bilmezler.
Böylece onu; gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri verdik. Fakat, onların çoğu bilmezler.
Nihayet Musa'yı öz anasına geri çevirdik ki, o ananın gözü aydın olsun, kederlenmesin ve Allah'ın vaadinin hak olduğunu bilsin. Fakat çokları bunu bilmezler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.