Diyanet İşleri
Sonra onların (Nuh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.
Mü'minûn suresi · 31–44. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Mü'minûn suresi, 31. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ
Sonra onların (Nuh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.
Sonra onların ardından bir başka nesil dipnot 1 meydana getirmiştik.
Daha sonra bunların peşinden, başka bir nesli (tarih sahnesine) çıkardık.
Bu (ilk toplumlar)ın ardından yeni nesiller dünyaya getirdik;
Sonra, onların ardından başka bir nesil inşa ettik.
Sonra onların ardından bir başka insan nesli yaratıp inşa ettik.
Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik.
Sonra, onların ardından başka kuşaklar yarattık.
Sonra bunların ardından başka bir nesil meydana getirdik.
Sonra, onların ardından, başka bir soy yetiştirdik.
Sonra, onların ardından, başka bir soy yetiştirdik.
Sonra arkalarından başka bir nesil yarattık.
Sonra arkalarından başka bir karn inşa eyledik
Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.
Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.
Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.
Sonra onların ardından bir başka insan nesli yaratıp inşa ettik.
Sonra onların ardından diğer bir nesil yaratdık.
Bunların ardından başka bir nesil yarattık.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Sonra onların ardından bir başka nesil meydana getirdik.
Sonra onların ardından başka bir nesil yetiştirdik.
Sonra onların arkasından başka bir nesil oluşturup geliştirdik.
Sonra onların arkasından başka nesiller oluşturduk.
Bunların ardından başka bir nesil meydana getirdik.
Bunların ardından başka bir nesil meydana getirdik.
Sonra onların ardından başka bir nesil oluşturduk.
Mü'minûn suresi, 32. ayet. فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hala O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.
Onlardan kendilerine "Allah'a kulluk edin! Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. (Hâlâ) takvâlı (duyarlı) davranmayacak mısınız?" (diye mesajı ulaştıran) bir Elçi (Hud'u) göndermiştik.
Ve onların içinden de, kendilerine "Yalnız Allah'a kulluk edin! Sizin O'ndan başka bir ilahınız bulunmamaktadır: hala sorumluluk bilinciyle hareket etmeyecek misiniz?" diyen bir elçi gönderdik.
Onlara kendi içlerinden elçi gönderdik; (bu elçi de onlara aynı şeyi söyledi:) "(yalnızca) Allah'a kulluk edin; çünkü sizin O'ndan başka tanrınız yok. Buna rağmen, yine de O'na karşı sorumluluk duymayacak mısınız?"
İçlerinde: "Allah'a kulluk edin. . . O'nun gayrından bir tanrınız yoktur. . . Hala (yaptıklarınızın sonuçlarını yaşamaktan) korkup korunmuyor musunuz?" (diyen) kendilerinden bir Rasul irsal ettik.
Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a ibadet edin. O'nun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.
Onlara da kendi içlerinden "Sizin için kendisinden başka ilah olmayan Allah'a ibadet edin. Hiç sakınmaz mısınız?" diyen bir peygamber gönderdik.
Onlara, kendi aralarından bir elçi gönderdik: "Allah'a hizmet edin. Sizin için, O'ndan başka Tanrı yoktur. Yine de sorumluluk bilincine erişmeyecek misiniz?"
Onlara içlerinden, "Allah'a kulluk ediniz, sizin O'ndan başka hiçbir tanrınız yoktur, saygı duymuyor musunuz?" diyen bir peygamber gönderdik.
Onlara, aralarından bir elçi gönderdik: "ALLAH'a hizmet ediniz, sizin ondan başka bir tanrınız yoktur. Saygı gösterip erdemli davranmayacak mısınız?"
Onlara, aralarından bir elçi gönderdik: 'ALLAH'a kulluk ediniz, sizin ondan başka bir tanrınız yoktur. Saygı gösterip erdemli davranmıyacak mısınız?'
Onların içinden de kendilerine: "Allah'a kulluk edin, O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Artık Allah'tan kokmayacak mısınız?" diyen bir peygamber gönderdik.
Onların içinde de kendilerinden bir Resul gönderdik şöyle ki: Allaha ıbadet edin ondan başka bir tanrınız yok, artık korunmaz mısınız?
Onlara, kendi içlerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur, hala takva sahibi olmayacak mısınız?" diyen bir Resul gönderdik.
Onlara, kendi içlerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur, hala takva sahibi olmayacak mısınız?" diyen bir Resul gönderdik.
Onlara, kendi içlerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur, hala takva sahibi olmayacak mısınız?" diyen bir rasul gönderdik.
Onlara da kendi içlerinden: "Tanrı'ya ibadet edin. O'nun dışında sizin başka tanrınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?" (desin) diye içlerinden bir elçi gönderdik.
Onlara da aralarında kendilerinden bir peygamber gönderdik. "Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiçbir Tanrınız yokdur. (Haala azab-ı ilahiden) sakınmayacak mısınız?" (dedi).
Onlara da kendilerinden: Allah'a ibadet edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Hala sakınmayacak mısınız? diyen bir peygamber gönderdik.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Onlara kendilerinden; “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilahınız yoktur. Hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.
Onlara da kendi içlerinden: "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka Tanrınız yoktur, (Allah'ın azabından) korunmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik.
Onlara da "Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur; yanlışlardan sakınmayacak mısınız dipnot 1 ?" desin diye kendi içlerinden bir elçi gönderdik.
İçlerinden bir de elçi gönderdik. (onlara) "Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka tanrınız yoktur; kendinize çeki düzen vermeyecek misiniz?" (dedi.)
İçlerinden onlara: Allah’a ibadet edin, sizin ondan başka bir ilahınız yoktur, sakınmaz mısınız? diyen bir rasûl gönderdik. O halde sakınmaz mısınız?
İçlerinden onlara: -Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka bir ilahınız yoktur, sakınmaz mısınız? diyen bir peygamber gönderdik.
Onlara da içlerinden şu yolda tebliğde bulunan bir resul gönderdik: Allah'a kulluk/ibadet edin. O'ndan başka tanrınız yok sizin. Hala ürpermiyor musunuz?
Mü'minûn suresi, 33. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."
Onun halkından, kâfir olan, ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz yöneticiler "Bu ancak sizin gibi bir insandır. dipnot 1 Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor!" demişlerdi. dipnot 2
Bunun üzerine, kavminin seçkinlerinden inkarda ısrar eden ve ahiret gerçeğiyle yüzleşeceğini yalanlayan kimseler -ki bunları Biz dünya hayatında refaha kavuşturmuştuk- şöyle demişlerdi: "Bu da sizin gibi ölümlü birinden başkası değil; sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor.
Ve (yine) toplumun -(sırf) kendilerine dünya hayatında bolluk ve genişlik bahşettik diye, bununla kurumlanıp hakkı kabule yanaşmayan, ahiret gerçeğini yalanlayan seçkinler çevresi (her defasında): "Bu (adam) yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen, sizin gibi bir ölümlüden başka bir şey değil" dediler,
Onun kavminden hakikat bilgisini inkar edenler, sonsuz geleceklerini yaşamayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refaha - imkanlara kavuşturduğumuz o gelenekçi ileri gelenler dedi ki: "Bu sizin gibi bir beşerden başka değil. . . Sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor. "
Kendi kavminden, inkar edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir."
Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler: «Bu, dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer.»
Toplumu arasında, dünya yaşamında ellerine güç verdiğimiz ve sonsuz yaşam buluşmasını yalanlayan nankörlerin ileri gelenleri, şöyle dediler: "Yediklerinizden yiyen ve içtiklerinizden içen, sizin gibi bir insanoğlundan başkası değil bu!"
İnkar eden ve ahiret buluşmasını yalanlayan kavminin ileri gelenleri ve kendilerine dünya hayatında nimet verdiklerimiz, şöyle dediler: "Bu da sizin gibi, insandan başka bir şey değildir. Yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."
Dünya hayatında kendilerine alabildiğine nimetler bağışlamamıza rağmen, ahiret karşılaşmasını yalanlayıp inkar eden, halkının ileri gelenleri şöyle dediler: "Bu, yalnızca sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor."
Dünya hayatında kendilerine alabildiğine nimetler bağışlamamıza rağmen, ahiret karşılaşmasını yalanlayıp inkar eden, halkının ileri gelenleri şöyle dediler: 'Bu, yalnızca sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor.'
Dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz halde küfredip ahirete ulaşmayı yalanlayan kavminden o kodaman güruh ise şöyle dedi: "Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil; yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.
Dünya hayatta kendilerine refah verdiğimiz halde küfredip Ahıret likasını tekzib eyliyen kavminden o (mele') kodaman güruh ise şöyle dedi: "bu başka değil, ancak sizin gibi bir beşer, yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor
Dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz, Kafirlik eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kavminin meleleri: "Bu da sizin gibi bir beşerdir. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor." dediler.
Dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz, Kafirlik dipnot 1 eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kavminin meleleri dipnot 1 : "Bu da sizin gibi bir beşerdir dipnot 2 . Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor." dediler.
Dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz, gerçeği yalanlayarak nankörlük eden ve ahirete kavuşmayı yalanlayan meleleri dipnot 1 : "Bu da sizin gibi bir insandır. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor." dediler.
Kendi kavminden, küfredip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir."
Onun kavminden — kendilerine dünya hayatında refah verdiğimiz halde küfr (-ü inkar) eden, ahirete kavuşmayı yalan sayan — bir gurüh dedi ki: "Bu, sizin gibi bir beşerden başkası değildir. Sizin yediklerinizden yiyor, içdiklerinizden içiyor".
Onun kavminden; kendilerine dünya hayatında rızık verdiğimiz halde küfr ederek ahirete kavuşmayı yalanlayan ileri gelenler dediler ki: Bu, sizin gibi bir beşerden başka bir şey değildir. Sizin yediklerinizden yiyor, içtiklerinizden içiyor.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
O peygamberin kavminden, Allah’a kâfir olan, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenleri şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.”
Kavminden, kendilerine dünya hayatında bol ni'met verdiğimiz o inkar eden ve ahiret buluşmasını (hesap ve cezasını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."
Halkının içinden kafirlik eden, Ahirete varmayı yalan sayan, üstelik kendilerine dünya hayatında refah da verdiğimiz önde gelenler şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen, sizin gibi bir beşerden başka nedir ki!
Halkı içinden (yapılan uyarıları) görmezlik eden, dünya hayatında kendilerine geniş imkanlar verdiğimiz halde Ahiret buluşmasını yalan sayan önderler şöyle dediler: Bu adam sizin gibi bir insandan başka ne ki? O da sizin yediğinizden yiyor; içtiğinizden içiyor."
Dünya hayatında kendilerine nimetler verdiğimiz, ahirete kavuşmayı yalanlayanlardan ve kâfirlerden olan kavminin ileri gelenleri şöyle dediler: Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.
Dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan kavminin ileri gelenleri şöyle dediler: -Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.
Toplumunun, dünya hayatında servet ve refaha ulaştırdığımız halde inkara sapıp ahiretteki buluşmayı yalanlayan kodaman takımı şöyle dedi: "Bu adam, sadece sizin gibi bir insan; yemekte olduğunuzdan yiyor, içmekte olduğunuzdan içiyor."
Mü'minûn suresi, 34. ayet. وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ
"Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız."
(Şöyle demişlerdi): "Doğrusu, sizin gibi bir insana itaat ederseniz şüphesiz ki kaybedersiniz!
Hal böyleyken kalkar da sizin gibi ölümlü birine tabi olursanız, o takdirde kaybeden mutlaka siz olursunuz.
"ve tıpkı sizin (şimdi yaptığınız) gibi bir ölümlüye itibar edecek olursanız, bilin ki, sonunda kaybeden mutlaka siz olacaksınız!
"Andolsun ki, eğer sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, muhakkak ki siz hüsrana uğrayanlar olursunuz. "
"Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz."
«Gerçekten, sizin gibi bir beşere itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz.»
"Kendiniz gibi bir insanoğlunu izlerseniz, o zaman, gerçekten yitime uğrarsınız!"
Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz, o zaman siz kaybedersiniz.
"Sizin gibi bir insana uyarsanız, siz o zaman gerçekten kaybedersiniz."
'Sizin gibi bir insana uyarsanız, siz o zaman gerçekten kaybedersiniz.'
Şayet sizin gibi bir insana itaat ederseniz, muhakkak ki, siz o takdirde kesinlikle hüsrandasınızdır.
ve şayet sizin gibi bir beşere itaat ederseniz muhakkak ki siz o halde kat'ıyyen husrandasınızdır.
"Eğer siz, sizden hiçbir farkı olmayan böyle bir beşere uyacak olursanız, kesinlikle hüsrana uğrarsınız.
"Eğer siz, sizden hiçbir farkı olmayan böyle bir beşere uyacak olursanız, kesinlikle hüsrana uğrarsınız.
"Eğer siz, sizden hiçbir farkı olmayan böyle bir beşere uyacak olursanız, kesinlikle hüsrana uğrarsınız.
"Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz."
"Eğer kendiniz gibi bir insana boyun eğerseniz, andolsun ki, bu takdirde siz mutlakaa hüsraana düşenlersinizdir".
Eğer kendiniz gibi bir insana boyun eğecek olursanız; hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Eğer, sizin gibi bir insana itaat ederseniz; işte o zaman hüsrana uğrarsınız.
"Eğer sizin gibi bir insana ita'at ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlarsınız demektir."
Sizin gibi bir beşere boyun eğecek olursanız, işte o zaman kesinlikle kaybedersiniz.
Eğer sizin gibi bir insana boyun eğecek olursanız siz gerçekten kaybedersiniz.
Eğer, sizin gibi bir insana itaat ederseniz, işte o zaman hüsrana uğrarsınız.
Eğer, sizin gibi bir insana itaat ederseniz, işte o zaman hüsrana uğrarsınız.
"Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, o takdirde mutlaka hüsrana uğrayanlar olursunuz."
Mü'minûn suresi, 35. ayet. أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ
"O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"
Size, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğinizde, (mezardan) çıkartılacağınızı mı vadediyor? dipnot 1
Bu kişi siz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra, sizin (Allah'ın huzuruna) çıkartılacağınızı mı iddia ediyor?
Bu (adam) size ölüp de toza toprağa ve kemiğe dönüştükten sonra (yeni bir hayata) kavuşturulacağınızı mı vaad ediyor?
"(O Rasul) size, öldüğünüz, toprak ve kemikler olduğunuzda, kesinlikle (yeni bir boyuta) çıkarılacağınızı mı vadediyor?"
"O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"
«Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (kabirden) çıkarılacağınızı mı vâdediyor?»
"Öldüğünüz ve toprak ve kemik yığını olduğunuzda, kesinlikle çıkarılacağınız sözünü mü veriyor?"
O size, ölüp de toprak ve kemik yığını haline gelmişken tekrar dirileceğinizi mi söylüyor?
"Siz öldükten, toprak ve kemik haline dönüştükten sonra, sizin geri çıkacağınızı mı söz veriyor?"
'Siz öldükten, toprak ve kemik haline dönüştükten sonra, sizin geri çıkacağınızı mı söz veriyor?'
Size, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldiğiniz zaman muhakkak çıkarılacağınızı mı va'dediyor?
Siz öldüğünüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğunuz vakıt muhakkak çıkarılacaksınız diye mi va'dediyor?
"Sizi; ölüp, toprak ve kemik haline geldikten sonra, yeniden diriltileceğinizle mi uyarıyor?"
"Sizi; ölüp, toprak ve kemik haline geldikten sonra, yeniden diriltileceğinizle mi uyarıyor?"
Sizi; ölüp, toprak ve kemik haline geldikten sonra, yeniden diriltileceğinizle mi uyarıyor?
"O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaadediyor?"
"Öldüğünüz ve bir toprak, bir kemik olduğunuz vakit sizin her halde (diri olarak kabirlerinizden) çıkarılmış olacağınızı mı va'd (ve tehdid) ediyor o"?
Öldüğünüz ve bir toprak, bir kemik olduğunuz zaman tekrar dirilmenizi mi vaad ediyor?
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Siz ölüp, toprak ve kemik olduğunuz zaman tekrar (kabirlerinizden) çıkarılacağınızı mı vadediyor?
"O size, siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman yeniden hayata çıkarılacağınızı mı va'dediyor?"
Ölüp de toprağa ve kemiklere dönüşmüşken sizin gerçekten diriltilip çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?
Size ne vaad ediyor? Ölüp de toprak ve kemik parçaları haline geldikten sonra topraktan yeniden çıkarılacaksınız öyle mi?
Size, ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra yeniden dirileceğinizi mi vadediyor?
Size, ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra yeniden dirileceğinizi mi vaat ediyor?
"Size, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra tekrar meydana çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?"
Mü'minûn suresi, 36. ayet. هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
"Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!"
Size vadedilen çok uzaktır, çok uzak!
Uzak, hem de çok uzak size iddia edilen bu şey!
Çok uzak, gerçekten çok uzak bu vaad edildiğiniz şey!
"Heyhat, heyhat böyle bir şeyin oluşması çok uzak!"
"Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat..."
«Bu size vâdedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!»
"Size sözü verilene; yazık ki, ne yazık!"
Oysa bu size söylenenler, gerçek olmaktan ne kadar uzak!
"Size söz verilen bu şey imkansızdır, imkansız!"
'Size söz verilen bu şey imkansızdır, imkansız!'
Heyhat, o vadolunduğunuz şey ne kadar uzak!
Heyhat o va'dolunduğunuz şey ne kadar uzak
"Yazık, yazık! Uyarıldığınız şey, hiç olacak şey mi?"
"Yazık, yazık! Uyarıldığınız şey, hiç olacak şey mi?"
Yazık, yazık! Uyarıldığınız şey, hiç olacak şey mi?
"Heyhat, size vaadedilen şeye heyhat..."
"Tehdid olunageldiğiniz o şey ne kadar uzak, ne kadar uzak"!.
Vaad edildiğiniz şey ne kadar uzak, hem de ne kadar uzak.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
“Hâlbuki bu size vaadolunan (öldükten sonra tekrar dirilme olayı gerçek olmaktan) ne kadar da uzak!”
"Heyhat, o size va'dedilen şey ne kadar uzak!"
Olmayacak şeyler vaat ediliyor size; hem de hiç olmayacak şeyler!
Olmayacak şeyler vaad ediliyor size; hiç olmayacak şeyler!
Size vadedilen uzak, hem de çok uzak.
Size vaat edilen uzak, hem de çok uzak.
"Heyhat! Size vaat edilen o şey ne kadar uzak!"
Mü'minûn suresi, 37. ayet. إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."
O (hayat), sadece şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; dipnot 1 bir daha asla diriltilecek de değiliz.
Hayat, bu dünyada yaşadığımızdan ibarettir: ölürüz ve (bir kez) yaşamış oluruz ve bir daha da diriltilmeyiz!
Bu dünyada yaşadığınız hayattan başka hayat yok; ölürüz ve (ancak bir kere) yaşarız; ve bir daha asla diriltilmeyiz!
"O (yaşam) sadece dünya hayatından ibarettir! Ölümümüz de yaşamımız da buradadır! Bizim ölüm sonrasında, yeni bir şekilde yaşamamız söz konusu olamaz!"
"O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."
«Hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir, (kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz.»
"Dünyadaki yaşamımızdan başkası yoktur. Ölürüz ve yaşarız; yeniden yaratılacak da değiliz!"
"Bizim dünya hayatından başka hayatımız yoktur. Burada ölür ve burada yaşarız. Biz, asla tekrar diriltilmeyeceğiz."
"Yaşantımız sadece bu dünyadadır. Yaşarız, ölürüz. Asla dirilecek değiliz."
'Yaşantımız sadece bu dünyadadır. Yaşarız, ölürüz. Asla dirilecek değiliz.'
O, dünyadaki hayatımızdan başka birşey değildir, ölürüz ve yaşarız; fakat tekrar diriltilecek değiliz.
O, bizim Dünya hayatımızdan başka bir şey değildir, ölürüz ve yaşarız, fakat biz ba's olunmayız
"Hayat, yalnızca bu dünyadan ibarettir. Yaşarız ve ölürüz. Yeniden diriltilecek değiliz."
"Hayat, yalnızca bu dünyadan ibarettir. Yaşarız ve ölürüz. Yeniden diriltilecek değiliz."
Hayat, yalnızca bu dünyadan ibarettir. Yaşarız ve ölürüz. Yeniden diriltilecek değiliz.
"O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz."
"O (ya'ni hayaat) bizim (şu) dünya hayaatımızdan başkası değildir. Ölürüz yaşarız. (Fakat) biz (tekrar) diriltilecekler değiliz".
Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz, yaşarız. Ama tekrar diriltilecek değiliz.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Onlar; "Hayatımız, ancak dünya hayatıdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizler tekrar diriltilecek değiliz." dediler.
"Ne ise hep bu dünya hayatımızdır; ölürüz ve yaşarız, biz öldükten sonra diriltilecek değiliz."
Hayat sadece dünyadaki hayatımızdır. Burada ölürüz, yeniden hayat buluruz dipnot 1 . Yoksa biz (topraktan) tekrar diriltilecek değiliz dipnot 2 .
Dünyadaki hayatımızdan başka hayat yoktur. Ölürüz, yeniden hayat buluruz dipnot 1 . Ama topraktan kalkacak değiliz.
Hayat, ancak dünya hayatıdır. Ölürüz ve yaşarız. Ama tekrar diriltilecek değiliz.
Hayat, ancak dünya hayatıdır. Ölürüz ve yaşarız. Ama tekrar diriltilecek değiliz.
"Hayat, şu dünya hayatımızdan başkası değildir. Ölürüz, yaşarız ama biz tekrar diriltilecek değiliz."
Mü'minûn suresi, 38. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ
"Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."
O (Hud), Allah hakkında sadece yalan uyduran bir adamdır; biz ona asla inananlar değiliz."
Bu adam, sadece uydurduğu yalanı Allah'a isnat eden biri; bizim ona inanmamız ihtimal dışıdır!"
Bu adam kendi uydurduğu yalanları Allah'a yakıştıran bir yalancıdan başka biri değil; ve dolayısıyla, biz asla o'na inanacak değiliz!"
"O (Rasul), Allah'a iftira eden yalancıdır o! Biz Ona inanmayız!"
"O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz."
«Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz.»
"Allah hakkında yalanlar söyleyerek iftira eden bir adamdan başkası değil bu. Zaten Ona inanacak değiliz!"
"O, Allah hakkında yalan uyduran bir kişiden başka biri değildir. Biz, ona asla inanmıyoruz."
"O, ALLAH'a yalan yakıştıran bir adamdan başkası değildir. Biz onu onaylayacak değiliz."
'O, ALLAH'a yalan yakıştıran bir adamdan başkası değildir. Biz ona inanacak değiliz.'
O, sadece Allah hakkında bir yalanı uyduran bir adamdır; biz ona inanacak değiliz."
O ancak öyle bir adam ki bir yalanı Allaha iftira etti, biz ona inanacak değiliz
"O, uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran dipnot 1 bir kimsedir. Ona inanacak değiliz."
O, uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran bir kimsedir. Ona inanacak değiliz."
O, uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran bir kimsedir. Ona inanacak değiliz."
"O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Tanrı'ya karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inançlı (olacak) değiliz."
"O, Allaha karşı yalan düzen bir adamdan başkası değildir. Biz onu tasdıyk ediciler değiliz".
O, sadece Allah'a karşı yalan uyduran biridir. Biz ona inanacak değiliz.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Bu adam, sadece Allah hakkında yalan uyduran bir kimsedir; biz ona iman etmiyoruz.
"O, Allah'a yalan uydurandan başka bir adam değildir. Biz ona inanıcı(insan)lar değiliz."
O, uydurduğu yalanı Allah'a mal eden adamın tekidir. Biz ona inanacak değiliz."
Bu adamın yaptığı sadece Allah'a iftira etmektir. Biz ona inanacak değiliz."
O, Allah’a karşı ancak yalan uyduran bir adamdır. Biz, ona iman edecek değiliz.
O, Allah'a karşı ancak yalan uyduran bir adamdır. Biz, ona inanacak değiliz.
"O, yalan düzüp Allah'a iftira eden bir adamdan başkası değil. Biz ona inanmıyoruz."
Mü'minûn suresi, 39. ayet. قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ
O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.
(Hud) "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" demişti. dipnot 1
(Elçi) dedi ki: "Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!"
(Bunun üzerine peygamber:) "Ey Rabbim!" der, "Bunların (bu) yalanlamalarına karşı bana destek ol!"
(Rasul) dedi ki: "Rabbim! Yardım et, beni yalanlamalarına karşın bana!"
(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."
O peygamber: Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!
"Efendim!" dedi; "Beni yalanlamaları karşısında bana yardım et!"
O peygamber, "Rabbim!Beni yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!" dedi.
Dedi ki, "Efendim, yalanlamalarına karşılık bana yardım et."
Dedi ki, 'Rabbim, yalanlamalarına karşılık bana yardım et.'
O peygamber: "Ey Rabbim, bana yalan söylüyorsun demelerinin öcünü al!" dedi.
Ya rab! dedi: beni tekzib ettikleri cihetle öcümü al
"Rabbim! Yalanlamaları nedeniyle bana yardım et." dedi.
"Rabbim! Yalanlamaları nedeniyle bana yardım et." dedi.
"Rabbim! Yalanlamaları nedeniyle bana yardım et." dedi.
(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."
(O peygamber): "Rabbim, dedi, beni tekzib etmelerine mukaabil Sen bana yardım et".
O peygamber: Rabbım, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et, dedi.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
O peygamber: "Rabbim, beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et!" dedi.
(O peygamber): "Rabbim, dedi, beni yalanlamaları karşısında bana yardım et."
Elçi dedi ki: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et."
Elçi dedi ki, "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşı bana yardım et."
Rabbim, dedi. Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et!
-Rabbim, dedi. Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et!
O peygamber şöyle yakardı: "Rabbim, beni yalanlamaları karşısında yardım et bana!"
Mü'minûn suresi, 40. ayet. قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَٰدِمِينَ
Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi.
(Allah da) şöyle buyurmuştu: "Pek yakında dipnot 1 onlar mutlaka pişman olacaklar!"
(Allah) buyurdu ki: "Az kaldı, yakında bin pişman olacaklar!"
(Allah da o'na:) "Çok geçmeden, çarpılmışcasına pişman oluverecekler!" diye karşılık verir.
"Kısa bir süre sonra pişman olacaklardır" cevabını aldı.
(Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar."
Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!
Dedi ki: "Biraz sonra kesinlikle pişman olacaklar!"
Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!"
Dedi ki, "Az sonra onlar pişman olacaklardır."
Dedi ki, 'Az sonra onlar pişman olacaklardır.'
Allah buyurdu ki: "Pek yakında pişman olacaklar."
Buyurdu ki: az bir zamanda nadim olacaklar
Allah: "Pek yakında kesinlikle pişman olacaklar." dedi.
Allah: "Pek yakında kesinlikle pişman olacaklar." dedi.
Allah: "Pek yakında kesinlikle pişman olacaklar." dedi.
(Tanrı) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar gerçeklen pişman olacaklar."
Buyurdu: "Az bir (zamanda) her halde peşiman olacaklar onlar".
Allah da buyurdu ki: Az sonra pişman olacaklar.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Allah şöyle buyurdu: "Pek yakında onlar mutlaka pişman olacaklar!"
(Allah): "Az sonra onlar pişman olacaklar!" dedi.
Allah dedi ki: "Çok geçmeden kesinlikle pişman olacaklar."
Allah; "çok geçmeden pişman olacaklardır" dedi.
Allah: “Az sonra pişman olacaklardır” dedi.
Allah: "Az sonra pişman olacaklardır" dedi.
Allah buyurdu: "Biraz sonra kesinlikle pişman olacaklar."
Mü'minûn suresi, 41. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَٰهُمْ غُثَآءً فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ
Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
(Nitekim) onları bir amaç için korkunç bir ses yakalamış ve kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirmiştik. dipnot 1 O zalimler topluluğuna "Uzak olun (defolun)!" (denmişti).
Derken mutlak hakikatin üstün gücü, onları sarsıcı bir bela çığlığı halinde kuşattı. Sonuçta onları selin sürüklediği çer çöpe çevirdik: evet, uzak olsun bu zalimler güruhu!
Ve ani bir darbe şeklinde gelen (cezamız) tam yerinde ve kaçınılmaz olarak onları kıskıvrak yakalayıverir; ve böylece onları sel önünde sürüklenen çerçöp ve köpüğe çeviririz: uzak olsun, böyle bir zalimler toplumu!
Korkunç ses dalgası onları Hak olarak yakaladı da, onları süprüntüye çevirdik! Zulmedenler kalabalığına, uzaklığın sonuçları yaşatılır!
Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun.
Nitekim, vuku kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
Ardından, hak ettikleri bir gürleme onları yakaladı. Sonunda, onları süprüntü durumuna getirdik. "Artık, uzak olsun; haksızlık yapanlar toplumu!"
Nitekim, gerçekleşmesi kaçınılmaz olan korkunç bir ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun canı cehenneme!
Korkunç felaket onları hak ettikleri şekilde yakaladı ve böylece onları süprüntü yığınına çevirdik. O zalim halk yok olmayı haketmişti.
Korkunç felaket onları eşitçe yakaladı ve böylece onları süprüntü yığınına çevirdik. O zalim halk yok olmayı hakketmişti.
Derken, onları gerçekten korkunç bir ses alıverdi de kendilerini bir sel süpürüntüsü yapıverdik. Artık öyle bir defolmuş oldu ki o topluluk, o zalimler!
Derken onları sayha, bihakkın alıverdi de kendilerini bir seyl süpürüntüsü yapıverdik, artık öyle bir defolmuş oldu ki o kavm, o zalimler!
Derken, kaçınılmaz bir gerçek olarak sayha dipnot 1 onları yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yaptık. Zalim halk yok oldu.
Derken, kaçınılmaz bir gerçek olarak sayha dipnot 1 onları yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yaptık. Zalim halk yok oldu.
Derken, kaçınılmaz bir gerçek olarak sayha dipnot 1 onları yakalayıverdi. Böylece onları çerçöp yaptık. Zalim halk yok oldu.
Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun.
İşte onları o müdhiş (azab) sayha (sı), (Allahın bir) adalet (i) olmak üzere, hemen yakalayıverdi de bir çörçöp haaline getirdik onları. Artık uzak olsun zaalimler güruhu!
Gerçekten onları müthiş bir çığlık yakaladı. Ve onları bir süprüntü yığını haline getirdik. Zulmeden kavim uzak olsun.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Derken onları, gerçekleşmesi hak/kaçınılmaz olan bir çığlık yakaladı ve onları bir (sel) süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun öyle zâlim bir kavim!
Derken o korkunç ses, onları gerçekten yakaladı da onları sel süprüntüsü haline getirdik. Uzak olsun o zalim kavim!.
Bunun üzerine hak ettikleri o yüksek ses onları yakaladı ve hepsini çer çöpe çevirdik. Yok olsun yanlışlar içindeki toplumlar!
Bunun üzerine onları gerçek anlamda yüksek bir ses yakaladı, hepsini çere çöpe çevirdik. Zalimler dipnot 1 topluluğu uzak olsunlar
Derken onları hak (olan) bir çığlık yakaladı. Onları bir (sel) süprüntüsü haline getirdik. Helak olup gitti zalim kavim!
Derken onları müthiş bir çığlık yakaladı. Onları bir süprüntü haline getirdik. Helak olup gitti zalim kavim!
Nihayet, o korkunç titreşimli ses onları tam bir biçimde yakaladı da hepsini sel süprüntüsü haline getirdik. Dönmeze gitsin o zalimler topluluğu!
Mü'minûn suresi, 42. ayet. ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ
Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.
Sonra onların ardından başka nesiller meydana getirmiştik.
Daha sonra, bunların peşinden de başka birtakım uygarlıkları (tarih sahnesine) çıkardık;
Ve onların ardından da yine yeni nesiller ortaya çıkardık:
Sonra, onların ardından başka nesiller inşa ettik.
Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp inşa ettik.
Sonra onların ardından başka nesiller getirdik.
Sonra, onların ardından başka kuşaklar yarattık.
Sonra onların ardından başka nesiller getirdik.
Sonra, onların da ardından başka soylar yetiştirdik.
Sonra, onların da ardından başka soylar yetiştirdik.
Sonra arkalarından başka nesiller yarattık.
Sonra arkalarından başka karnlar inşa ettik
Sonra, onların ardından başka nesiller getirdik.
Sonra, onların ardından başka nesiller getirdik.
Sonra, onların ardından başka nesiller getirdik.
Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp inşa ettik.
Sonra onların ardından da başka başka nesiller yaratdık.
Sonra bunların ardından başka bir nesil yarattık.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Sonra onların ardından başka nesiller meydana getirdik.
Sonra onların ardından başka nesiller yetiştirdik.
Sonra onların ardından başka nesiller oluşturup geliştirdik.
Sonra onların ardından başka nesiller ortaya çıkardık.
Sonra onların ardından başka nesiller yarattık.
Sonra onların ardından başka nesiller yarattık.
Sonra onların arkasından başka nesiller oluşturduk.
Mü'minûn suresi, 43. ayet. مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
Hiçbir ümmet, kendi ecelinin önüne geçemez, onu geciktiremez de.
Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez. dipnot 1
herhangi bir toplum sonu yasayla belirlenmiş süresini ne savuşturabilir, ne de erteleyebilir.
çünkü hiçbir ümmet kendi süresini ne öne alabilir; ve ne de geciktirebilir.
Hiçbir topluluk ne ömrünü aşabilir, ne de erken gidebilir!
Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tesbit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.
Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Hiçbir topluluk, belirlenmiş süresini öne alamaz ve erteleyemez.
Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Hiçbir toplum kendisi için belirlenmiş süreyi çabuklaştıramaz, geciktiremez.
Hiç bir toplum kendisi için belirlenmiş süreyi çabuklaştıramaz, geciktiremez.
Hiç bir ümmet ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Hiç bir ümmet, ecelini sebkedemez ve geriletemezler
Hiçbir ümmet dipnot 1 ecelini dipnot 2 öne alamaz ve erteleyemez.
Hiçbir ümmet dipnot 1 ecelini dipnot 2 öne alamaz ve erteleyemez.
Hiçbir ümmet dipnot 1 ecelini dipnot 2 öne alamaz ve erteleyemez.
Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tesbit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.
Hiçbir ümmet (helakleri için mukadder) vaktini beriye getiremeyeceği gibi (bundan) geri de kalamazlar.
Hiç bir ümmet, kendi süresini öne de alamaz, geriye de bırakamaz.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Hiçbir ümmet, ecelinin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
Hiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir.
Hiçbir toplum, ecelinin ilerisine geçemez, gerisinde de kalamaz dipnot 1 .
Bir toplum dipnot 1 ecelini ne öne alabilir, ne de geciktirebilir.
Hiç bir toplum ecelini ne öne alabilir ne de geri alabilir.
Hiç bir toplum süresini ne öne alabilir ne de geri bırakabilir.
Hiçbir ümmet ne süresinden ileri geçebilir ne de geri kalır.
Mü'minûn suresi, 44. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَٰهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ
Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete kendi peygamberi geldikçe, onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından helak ettik ve onları birer ibretli hikaye yaptık. Artık inanmayan bir kavim, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!
Sonra elçilerimizi peyderpey göndermiştik. Her toplum, kendilerine gelen elçiyi yalanlamıştı. Biz de onları (helak ederek) birbiri ardına takmış ve onları sözlere (ibretlik anılara) dönüştürmüştük. İman etmeyen kavim (merhametten) uzak olsun!
Daha sonra, birbiri ardınca elçilerimizi gönderdik: her bir topluma kendi elçisi geldi, (ama) onu yalanladılar; bu yüzden biz de onların (akıbetini) birbirine benzettik; ve hepsini efsaneye çevirdik: artık, uzak olsun imansızlar güruhu!
Ve sonra birbiri ardından elçilerimizi gönderdik; (öyle ki,) bir ümmete kendi peygamberi gelmeye görsün, o'nu hemen yalanladılar; ve bu yüzden Biz de onları birbiri peşinden yok edip hepsini efsaneye çevirdik. Uzak olsun, inanmayanlar toplumu!
Sonra Rasullerimizi birbiri ardınca irsal ettik. . . Her bir topluluğa kendi Rasulü geldikçe, Onu yalanladılar. . . Biz de onları art arda helak ettik (yaptıklarının sonucunu yaşattık); onları ibretlik hikayeler kıldık. . . Uzak olmanın sonuçlarını yaşasınlar, iman etmeyen kalabalıklar!
Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde, onu yalanladılar. Böylece biz de onları (yıkıma uğratıp yok etmede) kimini kiminin izinde yürüttük ve onları (tarihin anlatıp aktardığı) bir olay kıldık. İman etmeyen kavim için yıkım olsun.
Sonra birbiri arkasına peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi gelince, onu yine yalanladılar. Biz de onları birbiri ardından yok ettik ve onları ibret hikâyelerine dönüştürdük. İman etmeyen böyle kavimler yok olsun.
Sonra, birbiri ardınca elçilerimizi gönderdik. O'nun elçisi geldiği zaman, her topluluk, Onu yalanladı. Biz de birbiri ardınca onları devirdik ve birer söylence yaptık. "Artık, uzak olsun; inanmayanlar toplumu!"
Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu hep yalanladılar. Onları birbiri peşinden yok edip, hepsini birer efsaneye çevirdik. İnanmayan millete lanet olsun!
Sonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Her ne zaman bir elçi toplumuna gittiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbiri peşinden sürüp tarihe gömdük. Gerçeği onaylamayan bir topluluk yok olmayı haketmiştir.
Sonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Her ne zaman bir elçi toplumuna gittiyse onu yalanladılar. Biz de onları bir biri peşinden sürüp tarihe gömdük. İnanmayan bir topluluk yok olmayı hakketmiştir.
Sonra Biz, ardarda peygamberlerimizi gönderdik. Ne zaman bir ümmete peygamberi geldiyse, ona yalan söylüyorsun, dediler. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve onları birer efsane yaptık. Artık imana gelmez topluluk defolsun!
Sonra ardı ardına Resullerimizi gönderdik, her ümmete Resulü geldikçe onu tekzib ettiler, biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık, artık defolsun öyle bir kavim ki iymana gelmezler
Sonra ardı ardına elçilerimizi gönderdik. Her ümmet, kendilerine gelen Resulleri yalanladı. Biz de onları ardı sıra devirdik. Ve onları halkın dilinde hadis dipnot 1 konusu yaptık. İman etmeyen halk uzak olsun.
Sonra ardı ardına elçilerimizi gönderdik. Her ümmet, kendilerine gelen resulleri yalanladı. Biz de onları ardı sıra devirdik. Ve onları halkın dilinde hadis dipnot 1 konusu yaptık. İnanmayan halk uzak olsun.
Sonra ardı ardına elçilerimizi gönderdik. Her ümmet, kendilerine gelen rasulleri yalanladı. Biz de onları ardı sıra devirdik. Ve onları halkın dilinde öykü konusu yaptık. İnanmayanlar yok olsun.
Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik; her ümmete kendi elçisi geldiğinde onu yalanladılar. Böylece biz de onları [yıkıma uğratıp yok etmede] kimini kiminin izinde yürüttük ve onları [tarihin anlatıp aktardığı] bir olay kıldık. İnanmayan kavim için yıkım olsun.
Sonra peyderpey (diğer) peygamberlerimizi gönderdik. Bir ümmete peygamberi geldikçe onu tekzib etdiler. Biz de onlardan kimini kiminin arkasına katdık (helak etdik) ve onları hikayeler yapdık. Artık uzak olsun imana gelmeyecek bir kavm!
Sonra birbiri ardı sıra peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamber geldikçe onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardı sıra yok edip hepsini birer söylenti yaptık. İnanmayan bir kavim uzak olsun.
(2, 23, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44) Kesin olan şu ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve kavmine dedi ki Ey kavmim, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok. Sakınmıyor musunuz? Kavminin ileri gelen kafirleri dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer , sizin üzerinizde bir üstün olma / fazilet arayışı var , Allah isteseydi melek indirirdi , biz evvelki babalarımızdan böyle bir şey işitmedik. O sadece cinlenmiş bir adam belli bir süre onu gözleyin. Nuh dedi ki Rabbim yalanlamalarına dair bana yardım et, biz de O’na gözümüz önünde ve vahiylerimizle bir gemi yap diye vahyettik, emrimiz geldiğinde ve tandır kaynayıp taşınca da her bir türden birer çift alarak ona yükle ve sözümüzden / azaptan etkilenecek olanlar hariç yakın çevreni de yükle, zalimlerle de asla muhatap olma, ki onlar boğularak ölecekler diye vahyet tik, sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğiniz de / istiva ettiğinizde deyin ki “Bizi zalim kavimden kurtaran Allah’a hamdolsun” ve deki “Rabbim bereketli / mübarek bir iniş yerine indir , sen en hayırlı indiricisin” İşte bunda ayetler vardır , biz, imtihan edendik. Sonra onların ardından başka nesiller inşa ettik, onlara kendilerinden olan Resuller gönderdik, Allah’a ibadet edin, O’ndan başka size ilah yok , sakınmıyor musunuz? (Resullerin ortak söylemi) Kavmin ileri gelen kafirleri ve ahiret ile buluşmayı yalanlayanlar ve dünya hayatında refah içinde ettiklerimiz (ahiret inanıp ta ahiret varmış gibi davranmamak onu yalanlamaktır) dediler ki; Ne ki bu? Sizin gibi bir beşer (aynı Nuh AS kavmi gibi dediler) O da sizin yediklerinizden yiyor sizin içtiklerinizden içiyor, sizin gibi bir beşere mi tabi oluyorsunuz? İşte o zaman tam olarak hasara uğramış olursunuz, öldüğünüzde toprak ve kemik olduğunuzda siz çıkarılacaksınız diye mi vaat ediyor? Ne kadar uzak / heyhat ki heyhat size vaat edilen (çok uzak bir ihtima l) Sadece dünya hayatımız vardır ölür ve yaşarız tekrar diriliş bize yoktur , O da Allah’a yalanı iftira eden bir adamdır , Ona iman edecek değiliz dediler. Resul dedi ki Rabbim bana, onların yalanlamalarına dair yardım et , Allah dedi ki Az kaldı pişman olanlar / nedamet getirenler olacaklar , gerçek bir ses onları yakaladı aldı , onlar çer çöp yaptık , zalim kavim uzak olsun! Sonra onların ardından başkaca nesiller inşa ettik. Hiçbir topluluk süresini geçemez yahut erteleteme , s onra ard arda elçiler göndeririz , her bir topluluğa elçilerimiz geldiğinde onu yalanladılar, onlardan bazıları bazılarına uydurduk / tabi ettirdik onlara hadiseler haline getirdik , iman etmeyen kavim uzak olsun!
Sonra birbiri ardınca peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalanladılar. (Biz de) onları birbiri ardından helâk edip, (ibretlik) konuşulan (olaylar) haline getirdik. Yok olsun iman etmeyen böyle bir toplum!
Sonra biz, elçilerimizi ardı ardına gönderdik. Hangi ümmete elçisi geldiyse onlar onu yalanladılar, biz de onları birbiri ardınca devirdik ve hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan toplum uzak olsun.
Sonra elçilerimizi art arda gönderdik. Bir topluma ne zaman bir elçi geldiyse onu yalanladılar. Biz de her birini diğerinin ardından helak ettik ve birer hikayeye dönüştürdük dipnot 1 . Yok olsun inanmayan toplum!
Sonra elçilerimizi artarda gönderdik. Her toplum kendine gelen elçiyi yalancı saydı. Biz de o toplumlardan birini diğerinin arkasına kattık ve her birini birer hikayeye dönüştürdük. İnanmayanlar topluluğu uzak olsunlar.
Daha sonra da birbiri arkasına elçiler gönderdik. Her ümmete rasülü geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden helak edip, (ibretlik) konuşulan (olaylar) haline getirdik. Yok olsun iman etmeyen toplum!
Daha sonra da birbiri arkasına elçiler gönderdik. Elçileri yalanladılar da biz de onları birbirine tabi kılarak yok edip, efsane haline getirdik. Yok olsun inanmayan toplum!
Sonra, resullerimizi art arda gönderdik. Hangi ümmete resulü geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık. Dönmeze gitsin iman etmeyen bir topluluk!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.