Mü'minûn suresi · 45–56. ayetler

Mûsâ, Hârûn ve Îsâ; tek din

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Mü'minûn suresi, 45. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 45. ayet. ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَٰرُونَ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    (45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

    Mehmet Okuyan

    (45, 46) Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Daha sonra, Musa ve kardeşi Harun'u mesajlarımızla ve kendilerini açık ara önde kılan bir güçle,

    Muhammed Esed

    Ve sonra, Musa ve kardeşi Harun'u, mesajlarımızla ve apaçık bir yetkiyle

    Ahmed Hulusi

    Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u, delillerimiz ve karşı konulamaz potansiyel olarak, karşılarına çıkardık.

    Ali Bulaç

    Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u âyetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, Musa ve kardeşi Harun'u, ayetlerimizle ve apaçık bir kanıtla gönderdik.

    Bayraktar Bayraklı

    - Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve ileri gelenlerine ayetlerimizle ve kesin delillerimizle gönderdik. Kibirlendiler ve zaten büyüklük taslayan bir topluluktular.

    Edip Yüksel

    Sonra biz, Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra biz, Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra bir takım ayetlerimiz ve açık bir ferman ile Musa'yı ve kardeşi Harun'u gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra bir takım ayetlerimiz ve açık bir ferman ile Musayı ve kardeşi Harunu gönderdik

    Erhan Aktaş

    Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra da Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir görevle gönderdik;

    Gültekin Onan

    Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

    Hasan Basri Çantay

    (45-46) Daha sonra Musayi ve biraderi Harunu bunca mucizelerimizle ve apaçık hüccetimizle Fir'avne ve onun ileri gelenlerine gönderdik de (iman etmeyi bir türlü) kibirlerine yediremediler. Onlar mütekebbir ve müstebid adamlardı.

    İbni Kesir

    Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra Mûsâ'yı ve kardeşi Hârûn'u ayetlerimizle ve apaçık delillerle gönderdik.

    Süleyman Ateş

    Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik;

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle /mucizelerimizle, apaçık ve güçlü bir delil ile elçi olarak gönderdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve açık bir kanıtla elçi gönderdik,

    Şaban Britch

    Sonra, Musa ve kardeşi Harun’u ayetlerimiz ve apaçık bir delil ile göndermiştik.

    Şaban Piriş

    Sonra, Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimiz ve apaçık belge ile göndermiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra, Musa ile kardeşi Harun'u mucizelerimizle, açık bir kanıtla gönderdik;

  2. Mü'minûn suresi, 46. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 46. ayet. إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ

    Diyanet İşleri

    (45-46) Sonra Musa ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelenlerine peygamber olarak gönderdik de (onlar) büyüklük tasladılar ve kendilerini büyük görüp böbürlenen bir topluluk oldular.

    Mehmet Okuyan

    (45, 46) Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve yöneticilerine göndermiştik. Fakat onlar, kibirlenmiş ve yücelik taslayan bir toplum olmuşlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Firavun ve onun önde gelen çevresine gönderdik; çünkü onlar büyüklük taslamıştılar; zaten öteden beri hep tepeden bakan bir güruhtular.

    Muhammed Esed

    Firavun ve onun seçkinler çevresine gönderdik; fakat bunlar büyüklük tasladılar; zaten (oldum olası) kendilerini büyük gören bir toplumdu bunlar.

    Ahmed Hulusi

    Firavun'a ve onun ileri gelenlerine. . . Sadece kibirlilik tasladılar ve baş eğmeyen bir topluluk oldular.

    Ali Bulaç

    Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen, zorba' bir topluluktu.

    Ali Özek ve heyeti

    Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. Onlar ise kibire kapıldılar ve ululuk taslayan bir kavim oldular.

    Ali Rıza Safa

    Firavun ve ileri gelenlerine. Fakat büyüklük tasladılar. Çünkü onlar, kendilerini büyük gören bir toplumdu.

    Bayraktar Bayraklı

    - Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve ileri gelenlerine ayetlerimizle ve kesin delillerimizle gönderdik. Kibirlendiler ve zaten büyüklük taslayan bir topluluktular.

    Edip Yüksel

    Firavun ve ileri gelen takımına... Ancak onlar büyüklendiler. Onlar küstah bir topluluk olmuştu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Firavun ve ileri gelen takımına... Ancak onlar büyüklendiler. Onlar küstah bir topluluk olmuştu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Firavun'a ve ileri gelenlerine. Fakat bunlar, kibirlerine yediremediler ve zaten dik başlı bir topluluk idiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Fir'avna ve cem'ıyyetine de bunlar kibirlerine yediremediler ve dik başlı bir kavm idiler

    Erhan Aktaş

    Firavun ve melelerine. Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Firavun ve melelerine dipnot 1 . Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir halk oldular.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Halkın ileri gelenleri, imtiyaz sahibi seçkinleri. Din adamları/ruhban sınıfı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Firavun ve melelerine dipnot 1 . Ancak onlar kibirlendiler. Büyüklük taslayan bir toplum oldular.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Toplumun ileri gelenleri. Güç ve imtiyaz sahibi seçkinleri.

    Gültekin Onan

    Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen, zorba' bir topluluktu.

    Hasan Basri Çantay

    (45-46) Daha sonra Musayi ve biraderi Harunu bunca mucizelerimizle ve apaçık hüccetimizle Fir'avne ve onun ileri gelenlerine gönderdik de (iman etmeyi bir türlü) kibirlerine yediremediler. Onlar mütekebbir ve müstebid adamlardı.

    İbni Kesir

    Firavun'a ve erkanına. Bunun üzerine büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Firavun’a ve ileri gelenlerine. Ama onlar büyüklük tasladılar. Zaten onlar kendilerini üstün sayan bir topluluktu.

    Süleyman Ateş

    Fir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.

    Süleymaniye Vakfı

    Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik; fakat onlar kibirlendiler. Çünkü onlar kendilerini üstün gören bir topluluktu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Hemen kendilerini büyük göstermeye çalıştılar. Onlar kibirli bir topluluktu.

    Şaban Britch

    Firavun’a ve çevresine. Ama onlar, büyüklendiler. Zaten (insanlara) üstünlük taslayan bir kavim idiler.

    Şaban Piriş

    Firavun'a ve çevresine. Ama onlar, büyüklendiler, zaten mağrur bir kavim idiler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Firavun'a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar.

  3. Mü'minûn suresi, 47. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 47. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَٰبِدُونَ

    Diyanet İşleri

    Bu yüzden, "Kavimleri bize kul köle iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Onlar şöyle demişlerdi: "Toplumları bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki insana inanır mıyız hiç!" dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İnkârcıların bir insan olan peygamberle alay edişleriyle ilgili bkz. Mü'minûn 23:24, dipnot 4.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte onlar dediler ki; "Ne yani, o ikisinin kavmi bizim kölelerimiz olduğu halde, biz bizim gibi iki ölümlü insana mı inanalım?"

    Muhammed Esed

    Nitekim şöyle dediler: "Soydaşları bizim kölelerimiz olduğu halde, bizim gibi ölümlü olan bu iki insana mı inanacağız yani?"

    Ahmed Hulusi

    Hatta şöyle dediler: "Onların halkı bize kulluk ederken, bizim benzerimiz olan iki beşere mi iman edeceğiz?"

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar."

    Ali Özek ve heyeti

    Bu yüzden: "Kavimleri bize kölelik edip dururken, bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz?" demişlerdi.

    Ali Rıza Safa

    Şöyle dediler: "Onların toplumu bize hizmet ederken, bizler gibi iki insanoğluna mı inanacağız?"

    Bayraktar Bayraklı

    Bu yüzden dediler ki: "Kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi olan bu iki adama inanır mıyız?"

    Edip Yüksel

    "O ikisinin halkı bize kölelik ederken şimdi biz tutup bizim gibi iki insanı mı onaylayalım" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'O ikisinin halkı bize kölelik ederken şimdi biz tutup bizim gibi iki insana mı inanalım,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onun için: "Biz kavimleri bize kölelik ederken, bizim gibi bu iki insana inanır mıyız?" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onun için biz, dediler, bizim gibi iki beşere iyman mı ederiz? Halbuki onların kavmi bize kulluk ediyor

    Erhan Aktaş

    Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki beşere mi inanacağız?" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki beşere mi inanacağız?" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra da: "Bizden farkı olmayan, üstelik halkı da bize kulluk eden bu iki insana mı inanacağız?" dediler.

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacakmışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar."

    Hasan Basri Çantay

    Onun için dediler ki: "Kavmleri bize kulluk edib dururlarken bizim gibi iki beşere iman mı edecek misiz"?

    İbni Kesir

    Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kulluk edip dururken, bizim gibi şu iki insana mı inanacağız?

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bu yüzden: "Kavimleri bize kölelik edip dururken, bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz?" demişlerdi.

    Süleyman Ateş

    "Şu iki adamın kavmi bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız?" dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Şöyle dediler: "Tıpkı bizim gibi beşer olan şu iki kişiye mi inanacağız! Üstelik bunların kavmi bize kölelik ediyor."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dediler ki; "Hem bizim gibi birer insan hem de toplumları kölelerimiz olan şu iki kişiye mi inanacağız?"

    Şaban Britch

    Dediler ki: Bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz, üstelik onların kavmi de bize ibadet ederken?

    Şaban Piriş

    -Biz dediler; bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz, üstelik onların kavmi de bize kulluk ederken?!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle dediler: "Kendilerine bağlı toplum bize kulluk, kölelik ederken, biz kalkıp bizim gibi iki insan olan şu adamlara mı inanacağız?"

  4. Mü'minûn suresi, 48. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 48. ayet. فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ

    Diyanet İşleri

    Böylece ikisini de yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular.

    Mehmet Okuyan

    Böylece o ikisini yalanlamış ve helak edilenlerden olmuşlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Böylece onları yalanladılar; bu yüzden de helake uğrayanlardan oldular.

    Muhammed Esed

    İşte böyle (diyerek) bu iki (elçiyi) yalanladılar ve böylece helak edilenlerin arasındaki yerlerini aldılar:

    Ahmed Hulusi

    O ikisini yalanladılar; bu yüzden de yok edilenlerden oldular.

    Ali Bulaç

    Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

    Ali Özek ve heyeti

    Böylece o iki peygamberi yalanlamışlar ve helak edilenlerden olmuşlardı.

    Ali Rıza Safa

    Böylece, ikisini de yalanladılar. Sonunda, yıkıma uğratılanlar arasında oldular.

    Bayraktar Bayraklı

    Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple helak edilenlerden oldular.

    Edip Yüksel

    İkisini yalanladılar ve sonuç olarak yok edilenlerden oldular.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İkisini yalanladılar ve sonuç olarak yok edilenlerden oldular.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Böylece onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bu suretle onları tekzib ettiler de helak edilenlerden oldular

    Erhan Aktaş

    Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onları yalanladılar. Ve helak edilenlerden oldular.

    Gültekin Onan

    Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

    Hasan Basri Çantay

    İşte onları tekzib etdiler ve helak edilenlerden oldular.

    İbni Kesir

    Onları yalanladılar ve bu yüzden helake uğratılanlardan oldular.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Böylece o ikisini yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular.

    Süleyman Ateş

    Onları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Böylece ikisini de yalancı saydılar ve ortadan kaldırılanlardan oldular.

    Şaban Britch

    Bu sebeple onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.

    Şaban Piriş

    Bu sebeple onları yalanladılar da helak edilenlerden oldular.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İkisini de yalanladılar, böylece helak edilenler arasına katıldılar.

  5. Mü'minûn suresi, 49. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 49. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, hidayete ersinler diye Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki biz Musa'ya, doğru yola ulaşsınlar diye Kitabı vermiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama doğrusu Biz Musa'ya ilahi mesajı, belki onlar doğru yolu bulurlar diye vermiştik.

    Muhammed Esed

    Oysa, belki doğru yolu tutarlar diye Musa'ya kitap vermiştik.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki, (İsrailoğulları) hakikate ersinler diye Musa'ya hakikat BİLGİsini verdik.

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola gelirler diye, Kitab'ı verdik.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, Musa'ya, Kitap da vermiştik; böylece, belki doğru yola erişirler diye.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola gelirler diyekitabı verdik.

    Edip Yüksel

    Doğruyu bulurlar diye Musa'ya Kitabı vermiştik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Doğruyu bulurlar diye Musa'ya Kitabı vermiştik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, berikiler doğru tutabilsinler diye Musa'ya o kitabı da verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şanım hakkı için berikiler doğru yolu tutabilsinler diye Musaya o kitabı da verdik

    Erhan Aktaş

    Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya Kitap'ı verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve ant olsun, onlar doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya Kitap'ı dipnot 1 verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tevrat'ı.

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz Musaya, (kavmi) belki hidayete kavuşurlar diye, o kitabı (Tevratı) verdik.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; doğru yola gelsinler diye Musa'ya Kitab'ı verdik.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun biz Mûsâ'ya, belki onlar hidayeti bulurlar diye kitabı verdik.

    Süleyman Ateş

    (Sonra Musa, İsrail oğullarını Mısır'dan çıkardı. İsrail oğulları) Doğru yolu bulsunlar diye biz, Musa'ya Kitabı (Tevrat'ı) verdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Halbuki yola gelsinler diye Musa'ya Kitap da vermiştik.

    Şaban Britch

    Doğru yolu görsünler diye Musa’ya da kitabı vermiştik.

    Şaban Piriş

    Doğru yolu görsünler diye Musa'ya da kitabı vermiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, Musa'ya o Kitap'ı vermiştik ki, hidayete erebilsinler.

  6. Mü'minûn suresi, 50. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 50. ayet. وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ

    Diyanet İşleri

    Meryem oğlu İsa'yı ve annesini büyük bir mucize kıldık ve her ikisini de oturmaya elverişli, akarsulu yüksek bir yere yerleştirdik.

    Mehmet Okuyan

    Meryem oğlunu ve (onun) annesini dipnot 1 de bir ayet (mucize) kılmıştık. dipnot 2 Onları yerleşime elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirmiştik. dipnot 3

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki oğul Hz. İsa, anne ise Hz. Meryem'dir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Hz. Meryem'in ve Hz. İsa'nın "âyet" yani birer mucize oluşları hakkında Meryem 19:16-25 ve Enbiyâ 21:91'de bilgiler verilmektedir. Hz. Meryem vücut yapısıyla, Hz. İsa da babasız doğumu ve sonrası hayatıyla sıra dışı bir özellik sahibi olarak yaratılmışlardır. Bu nedenle, Yüce Allah onlara ayrıcalıklı bir yer ve önem atfederek vahyinde kendilerine oldukça geniş yer vermiştir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Buradaki kelimelerin verdiği anlamlara bakıldığında kastedilen dünyada yani Filistin yöresinde Kudüs civarında veya Şam'da ya da Mısır'da bir yer olabileceği gibi, mahşerde yükseklerde yaratılacak olan bir cennet de olabilir.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine (aynı amaçla) Meryem oğlunu ve annesini de birer simge kıldık; ve o ikisini kalıcı bir güzelliğin görkemli makamına ve esenliğin bereketli kaynağına yerleştirdik.

    Muhammed Esed

    Ve (Musa'yı nasıl onurlandırdıysak) Meryem oğlunu ve anasını da (rahmetimiz için) bir sembol kıldık: Ve o'nların her ikisini de ebedi esenliğin, berrak çeşmelerin bulunduğu yüce bir makama eriştirdik.

    Ahmed Hulusi

    Meryemoğlu'nu ve anasını bir mucize kıldık. . . Ve o ikisini akarsuyu olan yüksek bir yere yerleştirdik.

    Ali Bulaç

    Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize) bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.

    Ali Rıza Safa

    Meryem Oğlu ve annesini de bir mucize yaptık. İkisini de oturmaya elverişli ve akarsuyu olan yüksek bir tepeye yerleştirdik. dipnot 279

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 279
      Ayette bildirilen tanımlara uygun olan bir yerleşke, İzmir'in Selçuk ilçesindeki Bülbül Dağı'nda, Hıristiyan din adamları tarafında.[1881] yılında ortaya çıkarılmıştır. Hıristiyanlar tarafından hac yeri olarak kabul edildiği için, Kuşadası limanına gemilerle her yıl yüz binlerce Hıristiyan gelmesine neden olan bu yerleşkede küçük bir kilise de yer almaktadır.

    Bayraktar Bayraklı

    Meryemoğlunu ve annesini de bir ders kıldık; onları yerleşmeye elverişli, suyu bulunan bir tepeye yerleştirdik.

    Edip Yüksel

    Meryem oğlunu ve annesini bir işaret kıldık ve onları yerleşmeye elverişli ve pınarı olan bir tepede barındırdık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Meryem oğlunu ve annesini bir işaret kıldık, ve onları yerleşmeye elverişli ve pınarı olan bir tepede barındırdık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Meryem oğlunu ve annesini bir mucize kıldık ve ikisini oturaklı ve temiz sulu bir tepede barındırdık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İbni Meryemi de anasiyle bir ayet kıldık ve ikisini bir oturaklı ve temiz sulu bir tepeye barındırdık

    Erhan Aktaş

    Meryem Oğlu'nu ve annesini bir ayet dipnot 1 kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt, mucize.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Meryem oğlunu ve annesini bir ayet dipnot 1 kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt, mucize.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet dipnot 1 kıldık. Ve ikisini, suyu olan yerleşime uygun bir tepeye yerleştirdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıt, mucize.

    Gültekin Onan

    Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.

    Hasan Basri Çantay

    Meryemin oğlunu da, anasını da (kudretimize) bir ayet (ibret) kıldık. Onları düz (ya'ni oturmıya yarar) ve akar suya malik bir tepede barındırdık.

    İbni Kesir

    Biz; Meryem'in oğlunu da, annesini de bir ayet kıldık. Her ikisini de sulak, oturmaya elverişli yüksek bir yere yerleştirdik.

    Mehmet Alagaş

    (45-50) Sonra Musa’yı ve kardeşi Harun’u ayetlerle ve apaçık delillerle Firavun ve ileri gelenlerine gönderdik , büyüklendiler / kibirlendiler kendini yüce gören bir kavim oldular , (Teklif edilmiş olması onları kibirlendirdi) dediler ki “Bizim gibi iki beşere mi iman edeceğiz? Üstelik ikisinin de kavmi bize kulluk ediyor / ibadet ediyor” her ikisini de yalanladılar ve helak edilenlerden oldular. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik böylelikle belki yola girerler / hidayete ererler. Meryem oğlunu ve annesini ayet yaptık, Her ikisini de gözesi ve durma / oturma imkânı olan bir tepede barındırdık.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki biz Meryem oğlunu da, anasını da birer ayet kıldık ve onları yüksek ve akarsuyu olan rahat bir yerde barındırdık.

    Süleyman Ateş

    Meryem oğlunu ve annesini bir mu'cize kıldık ve onları oturmaya uygun, çeşmeli bir tepeye yerleştirdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Meryemoğlu'nu ve annesini birer belge yaptık. Oturmaya elverişli olan ve gözesi bulunan bir tümseğe yerleştirdik.

    Şaban Britch

    Meryem’in oğlunu da, annesini de bir ayet kıldık. O; ikisini akar sulu, yüksek ve meskun bir yere yerleştirdik.

    Şaban Piriş

    Meryem'in oğlunu da, annesini de bir belge kıldık. O; İkisini akar sulu, yüksek ve meskun bir yere yerleştirdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Meryem'in oğluyla annesini birer ayet kıldık ve onları oturmaya uygun pınarlı bir tepeye yerleştirdik.

  7. Mü'minûn suresi, 51. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 51. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَٰلِحًا إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz ve iyi ameller işleyiniz. Doğrusu ben, sizin yaptığınız şeyleri tamamen bilirim.

    Mustafa İslamoğlu

    (Onları izleyenlere dedik ki): "Siz ey elçiler(in tabileri)! (Dünya nimetlerinin) temiz ve helal olanlarından yiyin, doğru ve yararlı şeyler yapın! Çünkü Ben, yaptığınız her şeyin bilgisine detaylarına vakıfım.

    Muhammed Esed

    Siz ey elçiler! Dünya hayatının temiz ve meşru nimetlerinden payınızı alın; ve dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyun; ve bilin ki, yaptığınız her şeyi eksiksiz biliyorum.

    Ahmed Hulusi

    Ey Rasuller. . . Temiz gıdalardan yeyin ve yararlı fiiller yapın. . . Muhakkak ki Ben, amellerinizi Aliym'im (amellerinizin karşılığı var).

    Ali Bulaç

    Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.

    Ali Özek ve heyeti

    «Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yiyin; güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı hakkıyla bilmekteyim.»

    Ali Rıza Safa

    "Ey elçiler! Güzel ve temiz şeylerden yiyin; erdemli edimler yapın. Kuşkusuz, Ben, yaptığınız her şeyi Bilenim!"

    Bayraktar Bayraklı

    Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyiniz, iyi işler yapınız; doğrusu ben yaptıklarınızı bilirim.

    Edip Yüksel

    Elçiler, iyi nimetlerden yiyiniz ve erdemli işler yapınız. Ben sizin yaptıklarınızı çok iyi bilirim.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Elçiler, iyi nimetlerden yiyiniz ve erdemli işler yapınız. Ben sizin yaptıklarınızı çok iyi bilirim.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ey peygamberler, helal ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın; çünkü Ben, bütün yaptıklarınızı bilirim.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ey Resuller! Halal ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın, çünkü ben ne yaparsınız tamamen bilirim

    Erhan Aktaş

    Ey Resuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın. Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ey resuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın. Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ey rasuller! Helal ve temiz şeylerden yiyin. Ve salihatı yapın dipnot 1 . Kuşkusuz yaptığınız şeyleri bilirim.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.

    Gültekin Onan

    Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun, çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.

    Hasan Basri Çantay

    Ey Resuller, temiz ve halal olan şeylerden yeyin. Güzel amel (ve hareket) lerde bulunun. Çünkü ben ne yaparsanız hakkıyle bilenim.

    İbni Kesir

    Ey peygamberler; temiz şeylerden yeyin ve salih amel işleyin. Doğrusu Ben; yaptığınızı bilirim.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ey rasûller! Temiz şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin. Çünkü ben yaptığınız bütün amelleri çok iyi bilirim.

    Süleyman Ateş

    "Ey elçiler, güzel şeylerden yeyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben yaptıklarınızı bilmekteyim."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Ey elçiler! Temiz şeylerden yiyin ve iyi iş yapın. Ben ne yaptığınızı bilirim.

    Şaban Britch

    Ey rasûller! temiz şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin. Çünkü ben yaptığınız bütün amelleri çok iyi bilirim.

    Şaban Piriş

    -Ey peygamberler, temiz şeylerden yiyin ve doğruları yapın. Çünkü ben ne yaptığınızı bilirim.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ey resuller! Güzel ve temiz şeylerden yiyin ve barışa, hayra yönelik iş yapın! Çünkü ben, yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmekteyim.

  8. Mü'minûn suresi, 52. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 52. ayet. وَإِنَّ هَٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz bu (İslam), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki bu (peygamberler ve müminler), tek bir ümmet olarak sizin ümmetinizdir. dipnot 1 Ben sizin Rabbinizim. Öyle ise bana karşı takvâlı (duyarlı) olun!

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Bakara 2:213; Yûnus 10:19; Enbiyâ 21:92.

    Mustafa İslamoğlu

    Kesinlikle bu (elçilerin takipçilerinden oluşan) ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin (bir tek) Rabbinizim: şu halde Bana karşı sorumluluğunuzu yerine getirin!"

    Muhammed Esed

    Muhakkak ki, bu sizin ümmetiniz bir tek ümmettir; çünkü hepinizin Rabbi Benim; öyleyse Bana karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun!

    Ahmed Hulusi

    İşte şu tek bir ümmet olarak, sizin toplumunuzdur. . . Ben de sizin Rabbinizim, o halde (yaşatabileceklerimden) korunun!

    Ali Bulaç

    İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve Ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden korkup sakının.

    Ali Özek ve heyeti

    Gerçek şu ki, sizin dininiz tek bir dindir; ben de sizin Rabbinizim; bu itibarla benden sakının.

    Ali Rıza Safa

    "Zaten aslında, sizin topluluğunuz bir tek topluluktur. Ve Efendiniz Benim. Artık, Bana karşı sorumluluk bilinci taşıyın!"

    Bayraktar Bayraklı

    Şüphesiz bu insanlar bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim. Öyle ise bana itaat ediniz.

    Edip Yüksel

    Sizin bu toplumunuz bir tek toplumdur. Ben sizin Efendinizim; beni sayın.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sizin bu toplumunuz bir tek toplumdur. Ben sizin Rabbinizim beni sayın.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve Rabbiniz de Benim; artık hep Benden korkun!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve rabbınız da ben, artık hep bana korunun

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu sizin ümmetiniz dipnot 1 , tek bir ümmettir dipnot 2 . Ben de sizin Rabb'inizim. O halde bana karşı takva sahibi olun.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Topluluğunuz, toplumunuz.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gideceğiniz ana yolunuz, yönünüz ve amacınız aynıdır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Vahiy ile kötülükten korunmak. Takva, korunmak, önlemek, saklamak. Kişinin vahye içtenlikle uyarak kendisini kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı koruması ve güvene almasıdır. Takva, sözcük olarak zarar verecek şey ile korunacak şey arasına konan engel demektir.

    Gültekin Onan

    İşte sizin ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin rabbinizim; öyleyse benden korkup sakının.

    Hasan Basri Çantay

    Şu (insanlar) birtek ümmet haalinde sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. Benden korkun.

    İbni Kesir

    Şüphesiz bu; bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabb' ınızım. Ben'den korkun.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve gerçekten sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde yalnız benden korkun.

    Süleyman Ateş

    "Ve işte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun." (dedik).

    Süleymaniye Vakfı

    İşte bu (bağlı olduğunuz) ümmetinizdir; tek bir ümmet. Ben de sizin Rabbinizim /Sahibinizim, öyleyse bana yanlış yapmaktan sakının dipnot 1 !

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte bu, sizin katılacağınız toplumdur dipnot 1 ; tek bir toplum. Ben de Sahibinizim; benden çekinin."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ümmet, din anlamına da gelir(Müfredat). Bakınız Enbiya 21/92. Ümmet ile kavim kelimeleri arasındaki anlam farklılığını anlayabilmek için her iki kelimeninde aynı cümlede kullanıldığı Araf 7/159 ayetine bakınız.

    Şaban Britch

    İşte, sizin dininiz tek bir dindir ve ben de sizin Rabbinizim. O halde benden sakının.

    Şaban Piriş

    İşte bu, önderliğiniz, tek bir önderliktir ve ben de sizin Rabbinizim, o halde benden korkun.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ve ben de sizin Rabbinizim; o halde benden sakının!

  9. Mü'minûn suresi, 53. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 53. ayet. فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ

    Diyanet İşleri

    (İnsanlar ise, din) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.

    Mehmet Okuyan

    (Ne var ki) insanlar, kendi aralarında işlerini parça parça edip kitaplara ayrıldılar. Her grup kendi yanında bulunanla sevinmektedir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Enbiyâ 21:93; Rûm 30:32.

    Mustafa İslamoğlu

    Bu (emre) karşın, onlar aralarındaki birliği darmadağın edip (hakikati) parçaladılar: her hizip başladı elindeki (parçayla) övünmeye.

    Muhammed Esed

    Ama (sizi izlediklerini söyleyen toplumlar) aralarındaki bu birliği bozup parça parça oldular; her hizip (ancak) kendi benimsediği (öğretinin dar ve katı kalıpları) içinde rahat soluk alır oldu.

    Ahmed Hulusi

    (Din - sistem tek iken) onlar muhtelif yorumlar halinde aralarında işlerini parçaladılar. . . Her grup kendi kabul ettikleriyle hoşnuttur.

    Ali Bulaç

    Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.

    Ali Özek ve heyeti

    Ne var ki peygamberlerin tabileri, dinlerini aralarında bölük pörçük etmişlerdir. Bu sebeple her grup kendi yanındakiyle sevinip böbürlenmektedir.

    Ali Rıza Safa

    Ardından, işlerini aralarında parçalayıp kitaplara ayırdılar. Her mezhep, kendisinde olanlarla seviniyor.

    Bayraktar Bayraklı

    Ama insanlar,aralarındaki inanç bağını keserek kendi aralarında parça parça oldular. Her grup kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedirler.

    Edip Yüksel

    Fakat, onlar işlerini çeşitli kitaplara ayırdılar. Her grup kendi yanında bulunandan hoşnut...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Fakat, onlar işlerini çeşitli kitaplara ayırdılar. Her grup kendi yanında bulunandan hoşnut...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken kumandalarını aralarında kitap kitap parçalaştılar, her grup kendilerininkine güveniyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken kumandalarını aralarında kitab kitab parçalaştılar, her hızib kendilerininkine güveniyor

    Erhan Aktaş

    Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra işlerini aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra emirlerini dipnot 1 aralarında parça parça ettiler. Her bir grup kendine olanla yetinmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu sözcük, işlerinde ve konumlarında Kur'an'a bağlı kalmayıp, ayrılığa düşmeyi ifade etmektedir.

    Gültekin Onan

    Ancak onlar, buyruklarını kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.

    Hasan Basri Çantay

    Fakat (o kavmler) dinlerde (muhtelif) fırkalara ayrılmak, her fırka kendi ellerindeki (nezdlerindeki din) ile böbürlenmek suretiyle parça parça oldular.

    İbni Kesir

    Ama onlar işlerini kendi aralarında bölük bölük ayırdılar. Her bölük kendi tuttuğu yoldan memnundur.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ne var ki (insanlar) işlerini (dinlerini) aralarında bölük pörçük etmişlerdir. Bu sebeple her grup kendi yanındakiyle sevinip böbürlenmektedir.

    Süleyman Ateş

    Fakat işlerini aralarında parçalayıp, çeşitli kitaplara ayırdılar. Her parti, kendi yanında bulunanla sevinmektedir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra kitaplar yazarak din işlerini aralarında parçaladılar. Her bir cemaatin taraftarı kendinde olanla övünmektedir.

    Şaban Britch

    İşlerini aralarında bölük bölük/grup grup ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla sevinip, ferahlıyor.

    Şaban Piriş

    İşlerini aralarında bölük bölük ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla ferahlıyor.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli zübürlere/kutsallaştırmış hizip kitaplarına ayırdılar. Her hizip, yalnız kendi yanındakiyle sevinip övünmektedir.

  10. Mü'minûn suresi, 54. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 54. ayet. فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ

    Diyanet İşleri

    Ey Muhammed! Sen onları bir zamana kadar, gaflet ve şaşkınlıklarıyla baş başa bırak!

    Mehmet Okuyan

    Şimdi sen onları bir zamana kadar şaşkınlıkları içinde bırak!

    Mustafa İslamoğlu

    Artık onları bir vakte kadar, gömüldükleri gafletleriyle baş başa bırak da işine bak;

    Muhammed Esed

    Fakat onları bir vakte kadar, kendi cehaletlerine gömülmüş olarak, kendi hallerine bırak.

    Ahmed Hulusi

    Bir süre onları kozaları içinde bırak!

    Ali Bulaç

    Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.

    Ali Özek ve heyeti

    Şimdi sen ölüm gelinceye kadar onları gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!

    Ali Rıza Safa

    Artık, kendi aymazlıkları içinde onları bırak; belirlenmiş bir süreye dek.

    Bayraktar Bayraklı

    Onları bir süreye kadar, gaflet ve sapıklıkları ile baş başa bırak!

    Edip Yüksel

    Belli bir süreye kadar onları şaşkınlıkları içinde bırak.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Belli bir süreye kadar onları şaşkınlıkları içinde bırak.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!

    Erhan Aktaş

    Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Artık onları belli bir süreye kadar aymazlıkları ile baş başa bırak!

    Gültekin Onan

    Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.

    Hasan Basri Çantay

    Şimdi sen onları bir vakta kadar sapıklıkları içinde bırak.

    İbni Kesir

    Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.

    Süleyman Ateş

    Bir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Artık onları bir süreye kadar kendi cemaatleri ile baş başa bırak.

    Şaban Britch

    Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla başbaşa bırak.

    Şaban Piriş

    Bir süreye kadar onları kendi sapıklıklarıyla baş başa bırak.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.

  11. Mü'minûn suresi, 55. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 55. ayet. أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ

    Diyanet İşleri

    (55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!

    Mehmet Okuyan

    (55, 56) Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.

    Mustafa İslamoğlu

    şimdi onlar, bol bol servet ve evlat verdik diye

    Muhammed Esed

    Kendilerine mal mülk ve çocuklar vermekle, sanıyorlar mı ki,

    Ahmed Hulusi

    Sanıyorlar mı ki, zenginlik ve oğulları (dünya hayatının süslerini) kendilerine vermekle;

    Ali Bulaç

    Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla

    Ali Özek ve heyeti

    Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile

    Ali Rıza Safa

    Ne sanıyorlar; kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla?

    Bayraktar Bayraklı

    - Kendilerine mal ve çocuklar vererek, onlara iyiliklerde bulunmaya acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, farkında değiller.

    Edip Yüksel

    Sanıyorlar mı ki, kendilerine bağışladığımız paralar ve çocuklar ile,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sanıyorlar mı ki, kendilerine bağışladığımız paralar ve çocuklar ile,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet ve oğullar ile,

    Erhan Aktaş

    Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Mal ve oğullarla onlara iyilik yaptığımızı mı sanıyorlar?

    Gültekin Onan

    Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla,

    Hasan Basri Çantay

    (55-56) Onlar kendilerine imdad etdiğimiz (verdiğimiz) mal ve evlad ile bizim hayırlarına acele etdiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (işin) farkına varmıyorlar.

    İbni Kesir

    Zannederler mi ki; kendilerine mal ve oğullar vermekle,

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Zannediyorlar mı ki kendilerine mal ve oğullar sunduk diye?

    Süleyman Ateş

    Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullar ile,

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar ne sanıyorlar: Kendilerine mal ve evlat vermekle,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onları mal ve oğullarla desteklemiş olmamızı nasıl değerlendiriyorlar?

    Şaban Britch

    Zannediyorlar mı ki kendilerine mal ve oğullar sunduk diye.

    Şaban Piriş

    Zannediyorlar mı ki kendilerine mal ve oğullar sunduk diye.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla güçlendiriyoruz onları,

  12. Mü'minûn suresi, 56. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 56. ayet. نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ بَل لَّا يَشْعُرُونَ

    Diyanet İşleri

    (55-56) Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar!

    Mehmet Okuyan

    (55, 56) Onlara verdiğimiz servet ve çocuklar ile kendilerine iyilik noktasında yardım ettiğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Onlar (işin) farkına varamıyorlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Bizim kendilerinin (mevcut hallerini) onayladığımızı sanıyorlar, öyle mi? Asla! Fakat onlar (bunun bile) farkında değiller.

    Muhammed Esed

    onları (kendi anlayışlarına göre) iyi ve yararlı (bildikleri) şeylerde yarıştırmak (istiyoruz)? Hayır, onlar (yanıldıklarının) farkında değiller!

    Ahmed Hulusi

    Onlar için hayırlar (olsun diye) koşuşturuyoruz! Hayır, onlar farkında değiller!

    Ali Bulaç

    Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.

    Ali Özek ve heyeti

    kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.

    Ali Rıza Safa

    Onların iyiliklerine mi koşuyoruz? Hayır! Ayırdında değiller.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kendilerine mal ve çocuklar vererek, onlara iyiliklerde bulunmaya acele ettiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, farkında değiller.

    Edip Yüksel

    Onların iyiliğine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onların iyiliğine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kendilerine faydalar sağlamak için can atıyoruz. Hayır, onlar işin farkına varamıyorlar.

    Erhan Aktaş

    Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar? Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hayırlarını çabuklaştırdığımızı mı sanıyorlar. Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hayır, gerçeği kavrayacak bilinçte değiller.

    Gültekin Onan

    Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller.

    Hasan Basri Çantay

    (55-56) Onlar kendilerine imdad etdiğimiz (verdiğimiz) mal ve evlad ile bizim hayırlarına acele etdiğimizi mi sanıyorlar? Hayır, onlar (işin) farkına varmıyorlar.

    İbni Kesir

    İyiliklerde onlar için acele davranmaktayız. Hayır farkında değiller.

    Mehmet Alagaş

    (51-56) Ey Resuller! Hoş şeylerden yiyin ıslah edici amel işleyin, muhakkak ki ben yaptıklarınızı bilirim. İşte bu tek olan toplum, sizin toplumunuzdur, ben de Rabbinizim, benden sakının. Emirleri aralarında hiziplere parçalayarak kitaplara ayırdılar, her bir hizip elindeki ile sevindi şımardı , onları belirli bir süreliğine derin gafletleri içinde / şaşmış halde bırak. (Gamr/Ğumur Zâriyât 11 de de bu anlamdadır) Mal ve oğullar ile onları desteklemiş olmamızı ne hesap ediyorlar ? Onların hayırlarına koşuşturduğumuzu mu hesap ediyorlar? Onlar bilincinde değiller / şuurunda değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İyiliklerinde acele ediyoruz. Asla! Fakat onlar anlamıyorlar.

    Süleyman Ateş

    Onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, (bu verdiğimiz dünya ni'metleri, onlar için bir imtihandır, fakat onlar) farkında değiller.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu iyilikleri yalnız onlar için mi yapıyoruz? Hayır, kavrayamıyorlar.

    Şaban Britch

    İyiliklerde onlara acele davranıyoruz. Hayır, onlar, (bunu) farkına varmıyorlar.

    Şaban Piriş

    İyiliklerde onlara acele davranıyoruz. Hayır, onlar, ne yaptıklarının farkında değiller.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve iyiliklerine koşuyoruz. Hayır, farkında olmuyorlar.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.