Diyanet İşleri
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Câsiye suresi · 27–37. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Câsiye suresi, 27. ayet. وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ ٱلْمُبْطِلُونَ
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün batıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca Allah'a aittir. O (Son) Saat'in gerçekleşeceği gün var ya, batıla sapanlar işte o gün kaybedeceklerdir.
Ama göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. Ve kıyamet gerçekleştiği gün, işte o gün, varlığı anlam ve amacından soyutlayanlar kaybedecekler.
Çünkü, göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'ındır ve Son Saat'in gelip çattığı gün o Gün, (hayatlarında anlayamadıkları her şeyi) geçersiz kılmaya çalışanlar ziyana uğrayacaklardır.
Semaların ve arzın mülkü (Esma ile işaret edilen özellikleri açığa çıkarmak için, onları belli bir işlevle yoktan vareden) Allah içindir! O Saatin geldiği süreçte, (işte) o zaman hakikati geçersiz kılmaya uğraşanlar hüsrandadırlar!
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Göklerin ve yeryüzünün yönetimi, Allah'a özgüdür. Ve evrenlerin sonu gelip çattığı gün; o gün, gerçeğe aykırı olanı izleyenler yitime uğrayacaklardır.
Göklerin ve yerin egemenliği yalnız Allah'a aittir. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, yanlış yola sapanlar kaybedeceklerdir.
Göklerin ve yerin yönetimi ALLAH'a aittir. O an gerçekleştiği gün, işte o gün batılı savunanlar hüsrana uğrayacaktır.
Göklerin ve yerin yönetimi ALLAH'a aittir. Saat (dünyanın sonu) gerçekleştiği gün, işte o gün batılı savunanlar hüsrana uğrayacaktır.
Göklerin ve yerin mülkü sadece Allah'ındır; kıyametin kopuş saati geleceği gün; o gün batıla sapanlar hep hüsrana düşeceklerdir.
Ve Allahındır bütün Göklerin ve Yerin mülkü ve o gün ki saat gelecek o gün o mubtıller hep husrana düşeceklerdir
Göklerin ve yeryüzünün mülkü Allah'a aittir. Sa'at'ın dipnot 1 kopacağı O Gün, dipnot 2 sapkın yolda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Göklerin ve yeryüzünün mülkü Allah'a aittir. Sa'at'ın dipnot 1 kopacağı o gün, İzin Günü dipnot 2 , sapkın yolda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Göklerin ve yeryüzünün mülkü Allah'a aittir. Sa'at'ın dipnot 1 kopacağı İzin Günü dipnot 2 , sapkın yolda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Göklerin ve yerin mülkü Tanrı'nındır. Kıyamet saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Göklerin ve yerin mülk (-ü tasarruf) u Allahındır. Baatıla sapanlar kıyametin kopacağı gün, (işte) o gün hüsrana düşecekdir.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyametin kopacağı gün; işte o gün, batıla saplananlar hüsranda kalırlar.
(23-29) Gördünüz mü? her kim havai keyfine yönelip onu ilah edinmişse, Allah onu bir bilgiye dayalı olarak saptırmışsa, kalbini ve işitmesini mühürlemişse, gözlerine de bir perde çekmiş ise ona Allah dışında kim hidayet verebilir ki? Hiç hatırınıza gelmiyor mu? Dediler ki dünya hayatı yaşayacağımız yerdir ölürüz ve yaşarız bizi ancak zamanın geçmesi / dehr helak eder, onların bu konuda bir bilgileri yoktur, onlar sadece sanıyorlar / zannediyorlar, onlara açıkça ayetlerimiz okunduğu zaman onların istedikleri delil , sözünüze bağlı iseniz / sadıksanız “babalarımızı getirin” demeleri olmuştur, de ki Allah sizi dirilt iyor sonra öldürüyor sonra da sizi kıyamet günü için bir araya toparlayacak bunda bir şüphe yok , velakin insanların çoğu bilmiyor , semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti (elinin altında olanlara istediğini yapabilme özgürlüğü) Allah'ındır, saatin kopacağı o gün , geçersiz olanlar / iptal olanlar / batıllar hasara uğrayacaklardır, bütün ümmetleri diz çökük göreceksin , her toplum / her ümmet kitabına çağrılacak , O gün yaptıklarınızdan dolayı cezalandırılacaksınız. Bu kitap gerçekten / hakikatten konuşuyor / nutuk ediyor, y apıyor olduklarınızı nüsha nüsha yazıyorduk.
Göklerle yerin mülkü Allah’ındır. Kıyametin kopacağı günde, işte o günde batıl peşinde gidenler zarara uğrayacaklardır.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O sa'at başladığı gün, işte o gün (Allah'ın ayetlerini etkisiz bırakmağa çalışan) iptalciler hüsrana uğrayacaktır.
Göklerde ve yerde tüm yetkiler Allah'ındır dipnot 1 . O saat /Mezardan kalkış saati geldiği gün, işte o gün, batıla dalanlar kaybedeceklerdir dipnot 2 .
Göklerde, yerde ve kıyamet saatinin geldiği o günde, bütün yetkiler Allah'ın elindedir. Boş işlere dalanlar o gün kaybedeceklerdir.
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Kıyamet koptuğu gün, işte o gün batılcılar hüsrana uğrar.
Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'ındır. Kıyamet koptuğu gün, işte o gün batılcılar hüsrana uğrar.
Göklerin ve yerin mülkü/saltanatı Allah'ındır. Kıyamet kopunca, işte o gün, gerçekleri hükümsüz kılanlar hüsrana uğrayacaklardır.
Câsiye suresi, 28. ayet. وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَىٰٓ إِلَىٰ كِتَٰبِهَا ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) "Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir."
O gün her ümmeti, diz çökmüş olarak görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılacaktır. (Onlara şöyle denecektir:) "Bugün size (dünyada) yaptıklarınızın karşılığı verilmektedir!
Ve o gün her toplumu zillet içinde diz çökmüş bir halde göreceksin; her toplum kendi hesabını (görmeye) çağrılacak: "Bugün yapa geldiğiniz her şeyin karşılığını bulacaksınız.
Ve (o Gün) bütün insanları (zillet içinde) diz çökmüş görürsün; herkes kendi sicili ile (yüzleşmeye) çağrılır: "Bugün, yaptığınız her şeyin karşılığını göreceksiniz!
Her inanç toplumunu diz üstü çökmüş görürsün! Her inanç toplumu, kendi bilgisine göre çağrılır. "Bu süreç, yaptıklarınızın karşılığını yaşama sürecidir!" (denilir).
O gün sen, her ümmeti diz üstü çökmüş (veya toplanmış) olarak görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır. "Bugün yaptıklarınızla karşılık göreceksiniz."
O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır, (onlara şöyle denilir:) «Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!»
Ve tüm toplumları, Diz Çökmüş olarak göreceksin. Her toplum, kendi kitabına çağırılır. "Bugün, yaptıklarınızın karşılığı verilecektir!"
O gün bütün insanları diz çökmüş görürsün. Herkes kendi kitabına çağrılır. Onlara şöyle denir: "Bugün yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz."
Her toplumu diz çökmüş halde görürsün. Her toplum kendi kitabına çağrılır: "Bugün size, yaptıklarınızın karşılığı ödenecektir."
Her toplumu diz çökmüş halde görürsün. Her toplum kendi kitabına çağrılır: 'Bugün size, yaptıklarınızın karşılığı ödenecektir.'
Her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağırılır: "Bugün o yaptığınız amellerin cezası verilecektir.
Ve her ümmeti görürsün ki diz çökmüştür, her ümmet kitabına da'vet olunuyordur, bu gün o yaptığınız amellerin cezası verilecek
Her ümmeti dipnot 1 toplanmış görürsün. Her ümmet, amel defteriyle yüzleşmeye çağrılır: "Bugün, yaptıklarınızın karşılığı size verilecektir."
Her ümmeti toplanmış görürsün. Her ümmet, amel defteriyle yüzleşmeye çağrılır: "Bugün, yaptıklarınızın karşılığı size verilecektir."
Her ümmeti toplanmış görürsün. Her ümmet, amel defteriyle yüzleşmeye çağrılır: "Bugün, yaptıklarınızın karşılığı size verilecektir."
O gün sen her ümmeti diz üstü çökmüş (veya toplanmış) olarak görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. "Bugün yaptıklarınızla karşılık göreceksiniz."
Ve sen (Habibim) her ümmeti diz çökmüş bir halde göreceksin. Her ümmet kitabı (nın başı) na çağırılacak (ve onlara şöyle denilecekdir:) "Bu gün (dünyada) yapmış olduklarınızın karşılığı verilecek".
Her ümmeti dizüstü çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. Bugün, size yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.
(23-29) Gördünüz mü? her kim havai keyfine yönelip onu ilah edinmişse, Allah onu bir bilgiye dayalı olarak saptırmışsa, kalbini ve işitmesini mühürlemişse, gözlerine de bir perde çekmiş ise ona Allah dışında kim hidayet verebilir ki? Hiç hatırınıza gelmiyor mu? Dediler ki dünya hayatı yaşayacağımız yerdir ölürüz ve yaşarız bizi ancak zamanın geçmesi / dehr helak eder, onların bu konuda bir bilgileri yoktur, onlar sadece sanıyorlar / zannediyorlar, onlara açıkça ayetlerimiz okunduğu zaman onların istedikleri delil , sözünüze bağlı iseniz / sadıksanız “babalarımızı getirin” demeleri olmuştur, de ki Allah sizi dirilt iyor sonra öldürüyor sonra da sizi kıyamet günü için bir araya toparlayacak bunda bir şüphe yok , velakin insanların çoğu bilmiyor , semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti (elinin altında olanlara istediğini yapabilme özgürlüğü) Allah'ındır, saatin kopacağı o gün , geçersiz olanlar / iptal olanlar / batıllar hasara uğrayacaklardır, bütün ümmetleri diz çökük göreceksin , her toplum / her ümmet kitabına çağrılacak , O gün yaptıklarınızdan dolayı cezalandırılacaksınız. Bu kitap gerçekten / hakikatten konuşuyor / nutuk ediyor, y apıyor olduklarınızı nüsha nüsha yazıyorduk.
O gün, her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır: "Bugün, yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz!" denir.
(O gün) Her ümmeti (Allah'ın huzurunda) toplanmış görürsün. Her ümmet, kendi Kitabına (yaptığı işlerin tutanağı olan amel defterine) çağırılır: "Bugün yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!"
Her ümmeti diz çökmüş olarak göreceksin. Her ümmet kendi Kitabına (göre yargılanmaya) çağrılacak; o gün size yaptıklarınızın karşılığı verilecektir dipnot 1 .
Dini toplumların(ümmetlerin) her birini diz çökmüş olarak göreceksin. Her toplum (ümmet) kendi kitabına çağrılacak; o gün hepiniz yaptığınızın karşılığını bulacaksınız.
O gün, her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır: "Bugün, yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz!" denir.
O gün, her ümmeti diz üstü çökmüş görürsün. Her ümmet, kendi kitabına çağrılır: -Bugün, yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz! denir.
O gün tüm ümmetleri, toplanıp diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına davet edilir. Bugün, yapıp-ettiklerinizin karşılığıyla yüzyüze getireleceksiniz.
Câsiye suresi, 29. ayet. هَٰذَا كِتَٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِٱلْحَقِّ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.
Bu, size gerçeği söyleyen kitabımızdır." dipnot 1 Şüphesiz ki biz yaptıklarınızı kaydediyorduk.
İşte bunlar Bizdeki kayıtlar; aleyhinize (de) olsa tüm gerçeği size o anlatır: çünkü Biz, yaptığınız her şeyi vaktiyle kayda geçirmiştik."
Bu bizim kayıtlarımız, sizinle ilgili her şeyi bütün gerçekliğiyle anlatır çünkü yaptığınız her şeyi kayda geçirtmiştik!"
İşte bilgimiz! Size Hak olarak dilleniyor. . . Biz yaptıklarınızı kaydediyorduk! (Hafızalıyorduk - varlıktaki evrensel hafıza - memory. )
"Bu bizim kitabımızdır; sizin aleyhinizde hak ile konuşuyor. Gerçekten biz, sizin yaptıklarınızı yazıyorduk."
«Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk.»
"İşte, bu Kitabımız, karşınızda gerçeği söylüyor; kuşkusuz, yaptıklarınızı kaydettik!"
İşte, kitabımız size gerçeği söylüyor. Şüphesiz biz sizin yaptıklarınızı yazdırmıştık.
"Bu kitabımız size karşı gerçeği konuşmaktadır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk."
'Bu kitabımız size karşı gerçeği konuşmaktadır. Çünkü biz, yaptıklarınızı kaydediyorduk.'
İşte kitabımız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü Biz sizin yaptıklarınızı hep istinsah (kayd) ediyorduk." denir.
İşte kitabımız, yüzünüze karşı hakkı söylüyor, çünkü biz sizin yaptıklarınızı hep istinsah ediyorduk
"İşte bu, yüzünüze karşı gerçekleri ortaya koyan amel defterinizdir. Kuşkusuz Biz, bütün yaptıklarınızı yazdırdık."
"İşte bu, yüzünüze karşı gerçekleri ortaya koyan amel defterinizdir. Kuşkusuz Biz, bütün yaptıklarınızı yazdırdık."
"İşte bu, yüzünüze karşı gerçekleri ortaya koyan amel defterinizdir." Kuşkusuz Biz, bütün yaptıklarınızı yazdırdık.
"Bu bizim kitabımızdır, sizin aleyhinizde hak ile konuşuyor. Gerçekten biz, sizin yaptıklarınızı yazıyorduk."
"Karşınızda hakkı söyleyib duran bu (kitab), bizim kitabımızdır. Şübhe yok ki neler yapıyor idiyseniz biz (hepsini meleklere) yazdırıyorduk".
Bu kitablarımız sizin aleyhinize hak ile konuşuyor. Şüphesiz Biz, yaptıklarınızı bir bir kaydediyorduk.
(23-29) Gördünüz mü? her kim havai keyfine yönelip onu ilah edinmişse, Allah onu bir bilgiye dayalı olarak saptırmışsa, kalbini ve işitmesini mühürlemişse, gözlerine de bir perde çekmiş ise ona Allah dışında kim hidayet verebilir ki? Hiç hatırınıza gelmiyor mu? Dediler ki dünya hayatı yaşayacağımız yerdir ölürüz ve yaşarız bizi ancak zamanın geçmesi / dehr helak eder, onların bu konuda bir bilgileri yoktur, onlar sadece sanıyorlar / zannediyorlar, onlara açıkça ayetlerimiz okunduğu zaman onların istedikleri delil , sözünüze bağlı iseniz / sadıksanız “babalarımızı getirin” demeleri olmuştur, de ki Allah sizi dirilt iyor sonra öldürüyor sonra da sizi kıyamet günü için bir araya toparlayacak bunda bir şüphe yok , velakin insanların çoğu bilmiyor , semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti (elinin altında olanlara istediğini yapabilme özgürlüğü) Allah'ındır, saatin kopacağı o gün , geçersiz olanlar / iptal olanlar / batıllar hasara uğrayacaklardır, bütün ümmetleri diz çökük göreceksin , her toplum / her ümmet kitabına çağrılacak , O gün yaptıklarınızdan dolayı cezalandırılacaksınız. Bu kitap gerçekten / hakikatten konuşuyor / nutuk ediyor, y apıyor olduklarınızı nüsha nüsha yazıyorduk.
"İşte bu, size karşı hakkı söyleyen kitabımızdır. Esasen biz sizin işlediklerinizi yazdırıyorduk"(denilecek).
"İşte Kitabımız, aleyhinize gerçeği söylüyor. Çünkü biz, yaptıklarınızı yazıyorduk."
Bu da hakkınızdaki gerçekleri söyleyen (amellerinizin yazıldığı) kitabımızdır. Çünkü biz, sizin yaptıklarınızı kayda geçiriyorduk dipnot 1 .
Bu, size bütünüyle gerçekleri söyleyen Kitabımızdır. Yapıp ettiğiniz her şeyi kayda geçirmekteyiz.
Bu bizim kitabımızdır; sizin aleyhinizde hak ile konuşuyor. Biz, yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk.
Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinizde konuşuyor. Biz, yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk.
Bu bizim kitabımız, karşınızda gerçeği söylüyor. Çünkü biz, yapıp ettiklerinizin kopyasını çıkarıyorduk / yaptıklarınızı kaydediyorduk.
Câsiye suresi, 30. ayet. فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِى رَحْمَتِهِۦ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ
İnanıp salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte bu apaçık başarıdır.
İnanıp iyi işler yapanlara gelince, Rableri onları merhametine koyacaktır. Asıl apaçık kurtuluş işte budur.
Öte yandan, iman eden ve erdemli davrananlara gelince: Rableri onları Rahmetine nail edecektir: Bu, işte budur göz kamaştırıcı zafer!
İman edip doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, Rableri onları rahmetine kabul edecektir; işte bu (onların) bariz üstünlükleri olacaktır!
İman edip imanın gereğini uygulayanlara gelince, Rableri onları Rahmetine dahil eder! İşte bu apaçık başarıdır!
Artık iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; Rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
İman edip sâlih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine kabul eder. İşte apaçık kurtuluş budur.
İnanmış olarak erdemli edimler yapanları, Efendileri, rahmetine kabul edecektir. Apaçık başarı, işte budur.
İnanıp yararlı işler yapanlara gelince; Rabbleri onları rahmetinin içine alacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur.
Gerçeği onaylayan ve erdemli davrananlara gelince, Efendi'leri onları rahmetine sokacaktır. Apaçık zafer işte budur.
İnanan ve erdemli davrananlara gelince, Rab'leri onları rahmetine sokacaktır. Apaçık zafer işte budur.
İşte iman edip de yaraşıklı işler yapmış olan kimselere gelince. Rableri onları rahmeti içine koyacaktır. işte apaçık kurtuluş odur.
İşte o iyman edip de yaraşıklı işler yapmış olan kimseler o vakıt onları rabları rahmeti içine koyacak, işte o fevzi mübin o
İman eden ve salihatı dipnot 1 yapan kimseleri Rabb'leri rahmeti ile kuşatacaktır. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.
İman eden ve salihatı dipnot 1 yapan kimseleri Rabbleri rahmeti ile kuşatacaktır. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.
İman eden ve salihatı dipnot 1 yapan kimseleri Rabb'leri rahmeti ile kuşatacaktır. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.
Artık inanıp salih amellerde bulunanlara gelince; rableri onları kendi rahmetine sokar. İşte apaçık olan 'büyük mutluluk ve kurtuluş' budur.
Artık iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) edenleri Rableri rahmetine sokacakdır. İşte bu, apaçık mürada erişenin ta kendisidir.
İman edip salih amel işlemiş olanlara gelince; Rabbları onları rahmetine girdirir. Apaçık kurtuluş işte budur.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
İman edip, salih amelleri işleyenlere gelince; Rableri onları rahmetine/Cennet'ine sokacaktır. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
İnanıp iyi işler yapanlar; Rableri onları rahmetine sokar. İşte apaçık başarı budur.
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanları, Rableri rahmeti içine alır dipnot 1 . İşte bu, apaçık bir başarıdır.
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanları, Rableri (Sahipleri) ikramı ile kuşatacaktır. Açık başarı işte budur.
İnanıp, salih amelleri yapanlara gelince; Rableri onları rahmetine/Cennet'ine sokacaktır. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
İnanıp, doğruları yapanlara gelince; Rab'leri onları rahmetiyle bürüyecektir. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanların durumu şu: Rableri onları rahmetine sokacaktır. İşte açık zafer budur.
Câsiye suresi, 31. ayet. وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَفَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ
İnkar edenlere gelince, onlara şöyle denir: "Ayetlerim size okunmuştu da sizler büyüklük taslamış ve günahkar bir kavim olmuş değil miydiniz?"
Kâfir olanlara gelince, onlara "Ayetlerim size tilavet edilmemiş (okunup aktarılmamış) mıydı? Siz de kibirlenip suçlu bir toplum olmuştunuz (değil mi?)" denecektir.
İnkarda direnenler var ya! (Onlara şöyle denilecek): "Mesajlarım size tebliğ edilmemişmiydi? Aksine (edilmişti), ama siz küstahça böbürlenmiş ve günahkar bir toplum olmayı yeğlemiştiniz.
Hakikati inkar edenlere ise (şöyle denecek:) "Mesajlarımız size iletilmedi mi? Aslında (iletildi, ama) siz küstahça büyüklük tasladınız ve böylece günaha saplanmış bir toplum oldunuz"
Hakikat bilgisini inkar edenlere gelince, "İşaretlerim size bildirilmedi mi? (Ama siz) benliklerinizi yücelttiniz ve suçlular (şirk koşanlar) toplumu oldunuz!" (denilir).
İnkar edenlere gelince; "Size karşı ayetlerim okunduğunda büyüklük taslayan (müstekbir olan)lar ve suçlu günahkar bir kavim olanlar sizler değil miydiniz?"
Ama inkâr edenlere gelince onlara: Âyetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz, değil mi? denilir.
Ve nankörlük edenlere gelince; "Ayetlerim size okunmuştu. Fakat büyüklük tasladınız ve suçlu bir toplum oldunuz!"
İnkar edenlere şöyle denilecektir: "Ayetlerim size okunmuyor muydu? Neden büyüklenip, suçlu bir toplum oldunuz?"
İnkar edenlere gelince: "Ayetlerimiz size okunmuş ve siz de büyüklenip suçlu bir topluluk olmamış mıydınız?"
İnkar edenlere gelince: 'Ayetlerimiz size okunmuş ve siz de büyüklenip suçlu bir topluluk olmamış mıydınız?'
İnkar edenlere gelince: "Değil mi Benim ayetlerim karşınızda okunurdu da kibirlenmek isterdinizdi ve suçlu bir toplum idiniz?"
Küfredenlere gelince: değil mi karşınızda benim ayetlerim okunurdu da siz kibirlenmek istedinizdi ve mücrim bir kavm idiniz?
Kafirlere denir ki: "Ayetlerim size okunduğu zaman, büyüklük taslayarak suç işleyen bir halk olmuştunuz değil mi?"
Fakat gerçeği yalanlayan nankörlere denir ki: "Ayetlerim size okunduğu zaman, büyüklük taslayarak suç işleyen bir halk olmuştunuz değil mi?"
Fakat gerçeği yalanlayan nankörlere denir ki: "Ayetlerim size okunduğu zaman, büyüklük taslayarak suç işleyen bir toplum olmuştunuz değil mi?"
Küfredenlere gelince; "Size karşı ayetlerim okunduğunda büyüklük taslayanlar ve suçlu günahkar bir kavim olanlar sizler değil miydiniz?"
Küfredenlere gelince: (Onlara da şöyle denilecek:) "Karşınızda ayetlerim okunurken büyüklük taslayanlar, günahkarlar güruhu olanlar sizler değil miydiniz"?
Küfredenlere gelince; ayetlerimiz size okunmuş, siz de büyüklük taslayıp mücrim bir kavim olmuştunuz, değil mi?
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
Kâfir olanlara gelince: “Ayetlerim sizlere okunmadı mı? Siz de büyüklük taslayıp, günahkâr kimseler olmadınız mı?”
Ama inkar edenlere gelince (onlara da şöyle denir): "Ayetlerim size okunurdu, fakat siz büyüklük tasladınız ve suçlu bir toplum oldunuz değil mi?"
Kafirlik edenlere de şöyle denir: "Ayetlerim size bağlantılarıyla birlikte okunmamış mıydı? Ama kendinizi büyük görüp suçlu bir topluluğa dönüşmüştünüz dipnot 1 ."
Ayetleri görmezlikten gelenlere (kafirlere) şöyle denilecektir: "Ayetlerimiz size okunmamış mıydı? Ama kendinizi büyük görüp suçlu bir topluluğa dönüşmüştünüz."
Ama, kâfirlere denir ki: Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz değil mi?
Ama, inkar eden kimselere denir ki: -Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir toplum olmuştunuz değil mi?
İnkar ve nankörlüğe sapmış olanlara gelince, onlara şöyle denecek: "Ayetlerimiz karşınızda okunurdu ama siz büyüklük taslardınız, suç işleyen bir toplum oldunuz, öyle değil mi?"
Câsiye suresi, 32. ayet. وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِى مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
"Şüphesiz, Allah'ın va'di gerçektir, kıyamet hakkında hiçbir şüphe yoktur" dendiği zaman ise; "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, sadece zannediyoruz. Biz bu konuda kesin kanaat sahibi değiliz" demiştiniz.
(Onlara) "Allah'ın vaadi gerçektir; o (Son) Saat'te de hiçbir şüphe yoktur." dendiği zaman, "O (Son) Saat'in ne olduğunu bilmiyoruz; (o konuda) sadece zanda bulunuyoruz; dipnot 1 asla ikna edilmiş değiliz!" demiştiniz. dipnot 2
Size ne zaman, "Bakın, Allah'ın vaadi gerçekleşecektir ve Son Saat asla kuşku kaldırmaz!" denilmişse, siz şu cevabı vermiştiniz: "Bilmiyoruz, 'Son Saat' nedir? Ne ki biz onun bir zandan ibaret olduğunu sanıyoruz ve biz (bu konuda) ikna olmuş değiliz."
Çünkü "Bakın, Allah'ın vaadi her zaman gerçekleşir ve Son Saat(in gelişi) hakkında hiçbir şüphe olamaz" denildiğinde siz şu cevabı verirdiniz: "Son Saat'in ne olduğunu bilmiyoruz, onun boş bir zandan başka bir şey olmadığını düşünüyoruz ve (sonuçta) ona kani olmuş değiliz!"
"Allah vaadi haktır ve O Saat (hakikatin ortaya çıkacağı süreç) ki, onda şüphe yoktur" denildiğinde: "O Saat nedir, bilmiyoruz. . . Sadece bir zan olduğunu düşünüyoruz ve buna yakinimiz yok!" demiştiniz.
"Gerçekten Allah'ın va'di haktır, kıyamet saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)de bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.
«Allah'ın vaadi gerçektir, kıyamet gününde şüphe yoktur» dendiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, onun bir tahminden ibaret olduğunu sanıyoruz; (onun hakkında) kesin bir bilgi elde etmiş değiliz, demiştiniz.
"Allah'ın sözünü verdiği kesinlikle gerçektir. Evrenlerin sonu hakkında da kuşku yoktur!" denildiğinde, şunu söylediniz: "Evrenlerin sonunun ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnızca bir sanı olduğunu düşünüyoruz; kesin bir bilgimiz de yok!"
"Allah'ın vaadi gerçektir, kıyametin kopacağından hiç şüphe yoktur" dendiğinde, şöyle derdiniz: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece öyle bir şey sanıyoruz, ama biz onun gerçekleşeceğine de inanmıyoruz."
Kendilerine ALLAH'ın sözünün bir gerçek ve o anın kesinleşmesi kaçınılmaz bir olay olduğu söylendiğinde siz, "O anın ne olduğunu bilmeyiz! Biz sadece çeşitli sanılara sahibiz ve bu konuda kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.
Kendilerine ALLAH'ın sözünün bir gerçek ve Saat'in kesinleşmesi kaçınılmaz bir olay olduğu söylendiğinde siz, 'Saat'in ne olduğunu bilmeyiz! Biz sadece çeşitli sanılara sahibiz ve bu konuda kesin bir bilgi elde etmiş değiliz,' derdiniz.
Hem "Allah'ın va'di gerçektir ve o kıyametin geleceğinden şüphe yoktur." denildiğinde, demiştiniz ki: "Kıyamet nedir, bilmiyoruz. Yalnız bir zandan ibaret sanıyoruz, fakat biz bu hususta kesin bir bilgi edinmiş değiliz!"
Hem Allahın va'dı haktır ve o saatın geleceğinde şübhe yoktur denildiğinde demiştiniz ki: bilmiyoruz saat nedir? Yalnız bir zandır zannediyoruz fakat biz yakin edinmiş değiliz
"Allah'ın verdiği söz gerçektir ve Sa'at dipnot 1 mutlaka gelecektir." dendiği zaman, siz: "Biz, o Sa'at nedir bilmeyiz? Yalnızca bir varsayım olduğunu sanıyoruz, kesin bilgi sahibi değiliz." dediniz.
"Allah'ın verdiği söz gerçektir ve Sa'at dipnot 1 mutlaka gelecektir." dendiği zaman, siz: "Biz, o Sa'at nedir bilmeyiz? Yalnızca bir varsayım olduğunu sanıyoruz, kesin bilgi sahibi değiliz." dediniz.
"Allah'ın verdiği söz gerçektir ve Sa'at'in dipnot 1 geleceğinden kuşku yoktur." dendiği zaman, siz: "Biz, o Sa'at nedir bilmeyiz? Yalnızca bir varsayım olduğunu sanıyoruz, kesin bilgi sahibi değiliz." dediniz.
"Gerçekten Tanrı'nın vaadi haktır, kıyamet saatinde hiçbir kuşku yoktur" denildiği zaman, siz: "Kıyamet saati de neymiş, biz bilmiyoruz; biz yalnızca bir zan (ve tahmin)de bulunup zannediyoruz; biz, kesin bir bilgiyle inanmakta olanlar değiliz" demiştiniz.
(Ey kafirler, size:) "Şübhesiz Allahın va'di hakdır. O saattin geleceğin) de asla şübhe yokdur" denildiği zaman siz "O saat de neymiş, bilmiyoruz. Tereddüdden başka bir zamanda bulunmuyoruz. Biz (onun muhakkak geleceğine) kat'i inan ve bilgi besleyenler değiliz" dediniz.
Allah'ın vaadi haktır ve kıyamet günü hakkında hiç şüphe yoktur, denildiği zaman; siz demiştiniz ki: Kıyamet nedir? bilmiyoruz, ancak bir takım tahminlerde bulunuyoruz. Onun hakkında kesin bir bilgi elde etmiş değiliz.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
"Allah’ın verdiği söz haktır ve kıyametin kopacağında şüphe yoktur." denildiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnız onun hakkında (gerçekten olacağını) sadece zannediyoruz. Bu konuda kesin bir bilgi sahibi değiliz" derdiniz.
"Allah'ın va'di gerçektir, (Duruşma) sa'at(inin geleceğin)de şüphe yoktur" dendiği zaman: "Sa'at nedir, bilmiyoruz, (onu) sadece (bir kuruntu) sanıyoruz biz ona inanmıyoruz" demiştiniz ha?!"
"Allah'ın vaadi gerçektir; o saatin /mezardan kalkış saatinin geleceğinde şüphe yoktur!" denilince şöyle demiştiniz: "O saatin ne olduğunu bilmiyoruz. Biz bunu sadece bir olasılık olarak görüyoruz. Kesin bir kanaate varmış değiliz."
"Allah'ın verdiği söz doğrudur; kıyamet saatinden şüphe duyulamaz." denilince şöyle demiştiniz: "Kıyamet saati de ne oluyor? Biz bunu sadece bir olasılık olarak görüyoruz. Kesin bir kanaate varmış değiliz."
Allah’ın verdiği söz haktır ve kıyametin kopacağında şüphe yoktur, denildiği zaman: Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnız onun hakkında (gerçekten olacağını) sadece zannediyoruz. Bu konuda kesin bir bilgi sahibi değiliz.
Allah'ın verdiği söz haktır ve kıyametin kopacağında şüphe yoktur, denildiği zaman: -Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz. Yalnız olmadığını sanıyoruz. Bu konuda kesin bir bilgi sahibi değiliz.
Hani, size, "Hiç kuşkusuz, Allah'ın vaadi haktır, kıyamet saatinde de şüphe yoktur" dendiğinde, siz şöyle demiştiniz: "Saat nedir, bilmiyoruz. Sadece birşeyler var sanıyoruz; kesin bir bilgimiz olmadığı için inanmıyoruz."
Câsiye suresi, 33. ayet. وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.
Onların yaptığı kötülükler (o gün) açığa çıkmış, alay etmiş oldukları şey kendilerini kuşatmış (olacak)tır. dipnot 1
Onların yaptığı kötülükler (o gün gelince) ayan açık ortaya serilecek ve alay edip durdukları gerçek kendilerini perişan edecektir.
(O Gün) yaptıkları kötülükler onlara apaçık görünecek ve alay edip durdukları şey onları alt edecektir.
Yaptıkları şeylerin kötülükleri onlarda açığa çıktı ve alay ettikler şey kendilerini kapsadı!
Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp kuşattı.
Yaptıklarının kötülükleri onlara görünmüş, alay edip durdukları şey onları kuşatmıştır.
Bu yüzden, yaptıkları kötülükler karşılarına çıkarıldı. Alay ettikleri şey de onları kuşattı.
Yaptıklarının kötülükleri onlara gözükecek ve alaya aldıkları gerçek kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.
Yaptıkları kötülükler kendilerine görünecek ve alay etmekte oldukları şey onları kuşatıp avlayacaktır.
Yaptıkları kötülükler kendilerine görünecek ve alay etmekte oldukları şey onları kuşatıp avlayacaktır.
Derken yaptıkları işlerin kötülükleri onlara yüz göstermiş (gözlerinin önüne serilmiş) ve o alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıvermiştir.
Derken onlara yaptıkları amellerin kötülüklerini yüz göstermiş ve o istihza edip durdukları şey kendilerini kuşatıvermiştir
Yaptıklarının kötülükleri apaçık ortaya kondu ve alay ettikleri şeyler, onları kuşattı.
Yaptıklarının kötülükleri apaçık ortaya kondu ve alay ettikleri şeyler, onları kuşattı.
Yaptıklarının kötülükleri apaçık ortaya kondu ve alay ettikleri şeyler, onları kuşattı.
Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp kuşattı.
Onların yapdıkları amel (ve hareket) lerin kötülükleri, kendilerine (aid olmak üzere), açığa çıkmış, istihza edib durdukları şey (azab) onları çepçevre kuşatmışdır.
Onlara, yaptıkları işlerin kötülükleri belli oldu ve alaya aldıkları şeyler kendilerini kuşattı.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
Yaptıklarının kötülükleri onlara görünmüş, alay edip durdukları şey onları kuşatmıştır.
Yaptıklarının kötülükleri onlara göründü ve alay edip durdukları şey onları kuşattı.
Yaptıkları kötülükler karşılarına çıkacak, hafife aldıkları şey onları kuşatacaktır dipnot 1 .
Yaptıklarının kötü olanları ortaya çıkacak, hafife aldıkları (hesap verme ve ceza) başlarına gelecektir.
Yaptıklarının günahları onlara görünmüş ve alay ettikleri şey onları kuşatıvermişti.
Yaptıklarının günahları onlara belli olmuş ve alay ettikleri şey onları kuşatıvermişti.
Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş, alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıvermiştir.
Câsiye suresi, 34. ayet. وَقِيلَ ٱلْيَوْمَ نَنسَىٰكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ
Onlara şöyle denir: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur."
(Onlara) şöyle denecektir: "Siz bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unutuyoruz. dipnot 1 Barınağınız ateştir; sizin için asla yardımcılar da yoktur!"
Ve onlara denilecek ki: "Siz yüzleşeceğiniz bu günü (dünyada) nasıl unuttunuzsa, biz sizi (ahirette) öyle unutulmaya terk edeceğiz: nihayet varış yeriniz ateştir, size yardım eden hiç kimse de olmayacaktır.
Ve onlara "Siz," denilecek, "bu (hesap) gününün geleceğine aldırmadığınız gibi Biz de bu gün size aldırmayacağız; sonuçta varacağınız yer ateştir ve size yardım edecek bir kimse de bulamayacaksınız;
Denilmiştir onlara: "Bu sürece kavuşmayı unuttuğunuz gibi; biz de bu süreçte sizi unuturuz! Barınağınız ateştir ve size yardım edecek de yoktur!"
Denildi ki: "Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur."
Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur!
Ve şöyle denildi: "Bu gününüzü unuttuğunuz gibi, işte bugün, Biz de sizi unutuyoruz. Çünkü kalacağınız yer ateştir ve yardımcınız yoktur!"
Onlara şöyle denilecek: "Siz, bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi,biz de sizi unuttuk. Sizin yeriniz cehennemdir. Sizin için hiçbir yardımcı da yoktur."
Ve onlara şöyle denir: "Bugünkü karşılaşmanızı unuttuğunuz için biz de bugün sizi unutuyoruz. Yeriniz ateştir ve sizin bir yardımcınız da olmayacaktır."
Ve onlara şöyle denir: 'Bugünkü karşılaşmanızı unuttuğunuz için biz de bugün sizi unutuyoruz. Yeriniz ateştir ve sizin bir yardımcınız da olmayacaktır.'
ve denilmiştir ki: "Sizin, bu gününüzün geleceğini unuttuğunuz gibi, Biz de bugun sizi unutacağız. Yatağınız ateştir ve sizin için yardımcılardan bir eser de yoktur."
Ve denilmiştir ki bu gün biz sizi sizin bu gününüzün geleceğini unuttuğunuz gibi unutacağız, yatağınız ateştir ve sizin için yardımcılardan bir eser de yoktur
"Bugüne kavuşmayı nasıl umursamadıysanız, Biz de bugün sizi umursamıyoruz. Kalacağınız yer ateştir. Ve sizin için bir yardımcı da yoktur." denir.
"Bugüne kavuşmayı nasıl umursamadıysanız, Biz de bugün sizi umursamıyoruz. Kalacağınız yer ateştir. Ve sizin için bir yardımcı da yoktur." denir.
"Bugüne kavuşmayı nasıl umursamadıysanız, Biz de bugün sizi umursamıyoruz. Kalacağınız yer ateştir. Ve sizin için bir yardımcı da yoktur." denir.
Denildi ki: "Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur."
(Şöyle) denilmişdir: "Siz bu gününüze kavuşmayı nasıl unutmuş idiyseniz bu gün biz de sizi öylece (azabda) bırakacağız. Yeriniz ateşdir. (Dünyadaki) yardımcılar (ınız) dan (bugün) sizi (kurtaracak) hiçbir (şey ve kimse de) yokdur".
Denilir ki: Siz, nasıl bugüne kavuşacağınızı unuttuysanız, Biz de sizi unuttuk. Barınağınız ateştir, yardımcılarınız da yoktur.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
(Kendilerine) şöyle denir: "Siz bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Barınağınız ateştir ve sizin için yardımcılar da yoktur."
Ve (kendilerine şöyle) denildi: "Siz, bu gününüzle karşılaşmayı nasıl unuttunuzsa biz de bugün sizi unuttuk. Yeriniz ateştir. Hiçbir yardımcınız da yoktur!"
Onlara şöyle denilecek: Siz bu gününüzle /bugün olacaklarla yüzleşmeyi unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unutacağız dipnot 1 . Varıp kalacağınız yer ateştir. Size yardım eden de olmayacaktır.
Bugün size ilgi göstermeyeceğiz, zaten siz de bugünkü yüzleşmeye ilgi göstermiyordunuz. Varacağınız yer ateştir. Size yardım edecek birileri de olmayacaktır.
(Onlara) Bu güne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz.Sığınağınız ateştir. Sizin hiçbir yardımcınız da yoktur, denir.
-Bugün, sizin bu gününüzü unuttuğunuz gibi biz de sizi unuturuz. Sığınağınız ateştir. Sizin hiçbir yardımcınız da yoktur, denilmiştir.
Şöyle denilir: "Unutuyoruz sizi bugün! Tıpkı sizin, bugününüze kavuşmayı unuttuğunuz gibi. İşte böyle! Sığınağınız ateştir; hiçbir yardımcınız da olmayacaktır."
Câsiye suresi, 35. ayet. ذَٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذْتُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا فَٱلْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
"Bunun sebebi, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır." Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.
Bunun sebebi şudur: "Siz Allah'ın ayetleriyle alay ettiniz; dünya hayatı sizi aldattı." dipnot 1 Bugün ondan (ateşten) çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir. dipnot 2
Durum işte böyle vahimdir; çünkü siz Allah'ın mesajlarını alay konusu ettiniz, zira dünya hayatı sizi fena halde aldatmıştı." İşte bu yüzden o gün ne oradan çıkarılacaklar ve ne de bir şey istemeye izin verilecek.
böyle olacaktır, çünkü siz Allah'ın mesajlarını küçümseyip alaya aldınız ve bu dünya hayatının sizi ayartmasına izin verdiniz!" Bundan dolayı o gün, onlar ne ateşten çıkarılacaklar, ne de bir değişiklik yapmalarına izin verilecek.
"Bunun böyle oluşunun sebebi şudur: Allah işaretlerini ciddiye almadınız ve dünya zevkleri sizi aldattı!". . . Bugün ondan (ateşten) çıkarılmazlar ve onlardan özür de kabul edilmez!
"Bunun nedeni şudur: Çünkü siz Allah'ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı da sizi aldattı." Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar, ne (Allah'tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir.
Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz Allah’ın âyetlerini alaya aldınız, dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı) hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.
"Böyle olacaktır. Çünkü Allah'ın ayetlerini alay konusu yaptınız ve dünya yaşamı sizi aldattı!" Madem öyle, bugün oradan çıkarılmayacaklardır. Özür dilemeleri de kabul edilmeyecektir.
"Bunun sebebi, sizin, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmasıdır." Artık o gün, ne ateşten çıkarılacaklar, ne de Allah'ı hoşnut etmeleri istenecektir.
"Çünkü siz ALLAH'ın ayetlerini alaya aldınız ve dünya hayatı sizi kandırdı." Sonuç olarak, onlar o gün oradan çıkamazlar ve özürleri de dinlenmez.
'Çünkü siz ALLAH'ın ayetlerini alaya aldınız ve dünya hayatı sizi kandırdı.' Sonuç olarak, onlar oradan çıkamazlar ve özürleri de dinlenmez.
Bunun sebebi, çünkü siz, Allah'ın ayetlerini eğlence yerine tuttunuz ve dünya hayatı sizi aldattı. Onun için bugün ateşten çıkarılmazlar ve af dilemeleri de kabul edilmez.
Bunun sebebi, çünkü siz Allahın ayetlerini eğlence yerine tuttunuz ve Dünya hayat sizi mağrur etti, onun için bugün ateşten çıkarılmazlar ve kendilerinden tarzıye de kabul edilmez
İşte bu, Allah'ın ayetlerini alay konusu etmeniz nedeniyledir. Sizi, dünya hayatı aldattı. Artık bugün onlar, Cehennem'den çıkarılmazlar. Ve onlardan özür de kabul edilmez.
İşte bu, Allah'ın ayetlerini alay konusu etmeniz nedeniyledir. Sizi, dünya hayatı aldattı. Artık bugün onlar, Cehennem'den çıkarılmazlar. Ve onlardan özür de kabul edilmez.
İşte bu, Allah'ın ayetlerini alay konusu etmeniz nedeniyledir. Sizi, dünya hayatı aldattı. Artık bugün onlar, Cehennem'den çıkarılmazlar. Ve onlardan özür dilemeleri de istenmez.
"Bunun nedeni şudur: Çünkü siz Tanrı'nın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı da sizi aldattı." Böylece ne oradan (ateşten) çıkarılırlar ne (Tanrı'dan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir.
"Bunun sebebi şudur: Çünkü siz Allahın ayetlerini bir eğlence edindiniz. Sizi dünya hayatı aldatdı". İşte bugün onlar buradan çıkarılmayacaklar, onların tarziyeleri de kabul edilmeyecekdir.
Bunun böyle olmasının sebebi; Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasıdır. İşte o gün; oradan çıkarılmayacaklar ve özürleri de dinlenmeyecektir.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
Bu, Allah'ın ayetlerini alaya aldığınız ve dünya hayatı sizi aldattığı içindir. Artık bugün ateşten çıkarılmazlar ve Allah’ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilmez.
Böyledir, çünkü siz Allah'ın ayetlerini eğlence yaptınız; dünya hayatı sizi aldattı. Artık bugün onlar ne ateşten çıkarılırlar ve ne de kendilerinden Allah'ı memnun etmeğe çalışmaları istenir.
Bunun sebebi, Allah'ın ayetlerini hafife almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasıdır. Artık bugün dipnot 1 onlar oradan çıkarılmayacak, özür dilemeleri de istenmeyecektir dipnot 2 .
Bu kararın sebebi şudur: Allah'ın ayetlerini hafife almıştınız. Yaşadığınız hayat sizi aldatmıştı. Bunlar oradan çıkarılmayacaklar ve özür dilemeleri istenmeyecektir.
Bu azap, Allah’ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olması sebebiyledir. İşte bugün, onlar, oradan çıkarılmayacak ve onlardan (Allah'ı râzı edecek şeyleri yapmaları) istenmeyecek.
Bu azap, Allah'ın ayetlerini alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatmış olması sebebiyledir. İşte bugün, onlar, oradan çıkarılmayacak ve özürleri de dinlenmeyecektir.
Bunun sebebi şudur: "Siz, Allah'ın ayetlerini eğlence aracı yaptınız, dünya hayatı sizi aldattı/gurura itti. Bugün ateşten çıkarılmayacaklar, özür dilemeleri de kabul edilmeyecek."
Câsiye suresi, 36. ayet. فَلِلَّهِ ٱلْحَمْدُ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَرَبِّ ٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Hamd, göklerin Rabbi ve yerin Rabbi, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Hamd (övgü), yalnızca göklerin Rabbi, yerin Rabbi yani bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.
Hamd göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'a mahsustur; alemlerin Rabbine…
Hamd, göklerin Rabbi ve yerin Rabbine mahsustur, bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a!
Hamd; semaların Rabbi, arzın Rabbi, Rabb-ül alemin olan Allah'a aittir (Hamd eden O'dur)!
Şu halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah'ındır.
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Sonunda, Göklerin Efendisi, Yeryüzünün Efendisi ve Evrenlerin Efendisi Allah'a övgüler olsun! dipnot 429
Bütün övgüler, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, bütün insanların Rabbi olan Allah'a aittir.
Göklerin Efendisi, yerin Efendisi ve evrenlerin Efendisi olan ALLAH'a övgüler olsun.
Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve evrenlerin Rabbi olan ALLAH'a övgüler olsun.
o halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve bütün alemlerin Rabbi olan Allah'adır.
Binaenaleyh hamd, Allahın, o Göklerin rabbı, Yerin de rabbı rabbil'aleminin
Öyleyse övgünün tamamı, göklerin ve yerin Rabb'i ve alemlerin Rabb'i Allah'a mahsustur.
Öyleyse övgünün tamamı, göklerin ve yerin Rabb'i ve alemlerin Rabb'i Allah'a mahsustur.
Öyleyse övgünün tamamı, göklerin ve yerin Rabb'i ve alemlerin Rabb'i Allah'a mahsustur.
Şu halde hamd, göklerin rabbi, yerin rabbi ve alemlerin rabbi Tanrı'nındır.
Demek, (bütün) hamd, hem göklerin Rabbi, hem yerin Rabbi, hem alemlerin Rabbi Allahındır.
Hamd; göklerin Rabbı, yerin Rabbı ve alemlerin Rabbı olan Allah'a mahsustur.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
Hamt, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
Yaptığı her şeyi mükemmel yapmak dipnot 1 göklerin sahibi ve yerin sahibi, bütün varlıkların sahibi olan Allah'a özgüdür.
Yaptığı her şeyi güzel yapmak Allah'a mahsustur. O, göklerin Sahibidir, yerin Sahibidir ve tüm varlıkların Sahibidir.
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve tüm evrenin Rabbi Allah'a mahsustur.
Hamd; göklerin Rabbi, yerin Rabbi, alemlerin Rabbi olan Allah'adır!
Câsiye suresi, 37. ayet. وَلَهُ ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Göklerde ve yerde ululuk O'na aittir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göklerde ve yerde büyüklük yalnızca O'na aittir. O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Göklerde ve yerde erişilmez büyüklük O'na mahsustur: zira O'dur mutlak üstün ve yüce olan, her hükmünde tam isabet kaydeden sadece O'dur.
Göklerde ve yerde bütün azamet yalnız O'nundur; ve yalnız O, kudret ve hikmet sahibidir!
Kibriya (benlik); semalarda ve arzda O'na aittir! O, Aziyz'dir, Hakiym'dir.
Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göklerde ve yerde azamet yalnız O'nundur. O, azîzdir, hakîmdir.
Göklerde ve yeryüzünde tüm büyüklükler, O'na özgüdür. Çünkü O, Üstündür; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Göklerde ve yerde bütün ululuk O'nundur. Yalnız O, kudretlidir; hikmet sahibidir.
Göklerde ve yerde tüm büyüklükler O'na aittir. O Üstündür, Bilgedir.
Göklerde ve yerde tüm büyüklükler O'na aittir. O Üstündür, Bilgedir.
Göklerde ve yerde büyüklük O'na aittir. O, öyle güçlüdür. Öyle hikmet sahibidir.
Ve Göklerde, Yerde büyüklük onun, o öyle aziz, öyle hakim
Göklerde ve yerde erişilmez büyüklük ve egemenlik yalnızca O'nundur. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Göklerde ve yerde erişilmez büyüklük ve egemenlik yalnızca O'nundur. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Göklerde ve yerde erişilmez büyüklük ve egemenlik yalnızca O'nundur. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göklerde de, yerde de büyüklük ancak Ona mahsusdur. O, mutlak kaadirdir, yegane hukum ve hikmet saahibidir.
Göklerde de, yerde de büyüklük O'nundur. O'dur Aziz, Hakim.
(30-37) Iman edenler ve salih amel işleyenler onları Rableri rahmetine dahil edecektir işte bu apaçık bir zaferdir, küfredenlere gelince, benim ayetlerim size sözlü okunuyordu siz de kibirleniyordunuz, siz suçlu bir kavimdiniz, Allah’ın vaadi ve saat haktır ve onda şüphe yoktur denildiğinde dediniz ki saat nedir bilmiyoruz, bu zandan başka bir şey olmadığını sanıyoruz, biz kesin olarak kanaat getiremedik / inanamadık, y aptıkları amellerin kötülükleri ortaya çıktı , alay edip durdukları şeyler gerçek oldu ve denildi ki bugün sizi unutacağız, tıpkı bugünle kavuşmayı unuttuğunuz gibi, varacağınız yer ateştir, sizin için bir yardımcı da yoktur , işte bu sizin, Allah’ın ayetlerini alaya almanızdan dolayıdır , dünya hayatı sizi aldattı , artık bugün , ateşten çıkarılmayacaklar , onlardan özür de kabul edilmeyecektir. Hamd semaların ve arzın Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir, semalarda ve arzda büyüklük onundur. O, saygıdeğerdir, hakimdir.
Büyüklük ve azamet göklerde ve yerde yalnız Onundur. O, Azîzdir, Hakîmdir.
Göklerde ve yerde ululuk, yalnız O'na aittir. O, azizdir, hakimdir.
Göklerde ve yerde büyüklük de ona özgüdür. O daima üstün ve bütün kararları doğru olandır dipnot 1 .
Göklerde de yerde de büyüklenme hakkı sadece O'ndadır. Üstün olan ve doğru kararlar veren O'dur.
Göklerde ve yerde büyüklük O’nundur. Aziz ve Hakim O’dur.
Göklerde ve yerde büyüklük O'nundur. Aziz ve hakim O'dur.
Göklerde ve yerde ululuk/büyüklük O'nundur! Aziz'dir O, Hakim'dir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.