Ali Rıza Safa
Ne yücedir ki, Yönetim, O'na özgüdür. Çünkü O, her şeye Gücü Yetendir.
67. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Mülk suresi, 1. ayet. تَبَٰرَكَ ٱلَّذِى بِيَدِهِ ٱلْمُلْكُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
tebârake-lleẕî biyedihi-lmülk. vehüve `alâ külli şey'in ḳadîr.
Ne yücedir ki, Yönetim, O'na özgüdür. Çünkü O, her şeye Gücü Yetendir.
Mülk suresi, 2. ayet. ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْمَوْتَ وَٱلْحَيَوٰةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفُورُ
elleẕî ḫaleḳa-lmevte velḥayâte liyeblüveküm eyyüküm aḥsenü `amelâ. vehüve-l`azîzü-lgafûr.
O, hanginizin daha güzel edimler yapacağını sınamak için, ölümü ve yaşamı yaratmıştır. Çünkü O, Üstündür; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Mülk suresi, 3. ayet. ٱلَّذِى خَلَقَ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَىٰ فِى خَلْقِ ٱلرَّحْمَٰنِ مِن تَفَٰوُتٍ فَٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ هَلْ تَرَىٰ مِن فُطُورٍ
elleẕî ḫaleḳa seb`a semâvâtin ṭibâḳâ. mâ terâ fî ḫalḳi-rraḥmâni min tefâvüt. ferci`i-lbeṣara hel terâ min füṭûr.
O, yedi gök katını tam bir uyum içinde yaratmıştır. Bağışlayanın yaratışında bir aksaklık göremezsin. Haydi, bakışlarını çevir; bir çarpıklık görüyor musun? dipnot 524
Mülk suresi, 4. ayet. ثُمَّ ٱرْجِعِ ٱلْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ ٱلْبَصَرُ خَاسِئًا وَهُوَ حَسِيرٌ
ŝümme-rci`i-lbeṣara kerrateyni yenḳalib ileyke-lbeṣaru ḫâsiev vehüve ḥasîr.
Sonra, bakışlarını birçok kez çevir; umarsız ve tükenmiş bir biçimde bakışların sana dönecektir.
Mülk suresi, 5. ayet. وَلَقَدْ زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَجَعَلْنَٰهَا رُجُومًا لِّلشَّيَٰطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ ٱلسَّعِيرِ
veleḳad zeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥa vece`alnâhâ rucûmel lişşeyâṭîni vea`tednâ lehüm `aẕâbe-sse`îr.
Ve gerçek şu ki, dünyaya yakın gök katını ışık kaynaklarıyla süsledik. Bunları, şeytanlar için taşlar yaptık. Ve onlar için, çılgın ateşin cezasını hazırladık. dipnot 525
Mülk suresi, 6. ayet. وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
velilleẕîne keferû birabbihim `aẕâbü cehennem. vebi'se-lmeṣîr.
Zaten Efendilerine nankörlük edenler için, cehennem cezası vardır; ne kötü bir varış yeridir.
Mülk suresi, 7. ayet. إِذَآ أُلْقُوا۟ فِيهَا سَمِعُوا۟ لَهَا شَهِيقًا وَهِىَ تَفُورُ
iẕâ ülḳû fîhâ semi`û lehâ şehîḳav vehiye tefûr.
İçine atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu duyacaklardır.
Mülk suresi, 8. ayet. تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ ٱلْغَيْظِ كُلَّمَآ أُلْقِىَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
tekâdü temeyyezü mine-lgayż. küllemâ ülḳiye fîhâ fevcün seelehüm ḫazenetühâ elem ye'tiküm neẕîr.
Öfkesinden neredeyse çatlayacak gibidir. Her küme oraya atıldığında, onun bekçileri soracaklar: "Size uyarıcı gelmedi mi?"
Mülk suresi, 9. ayet. قَالُوا۟ بَلَىٰ قَدْ جَآءَنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ كَبِيرٍ
ḳâlû belâ ḳad câenâ neẕîrun fekeẕẕebnâ veḳulnâ mâ nezzele-llâhü min şey'. in entüm illâ fî ḍalâlin kebîr.
Şöyle diyecekler: "Evet, öyle! Bize uyarıcı gelmişti; yine de biz yalanladık. Üstelik şunu söyledik: ‘Allah, hiçbir şey indirmemiştir. Siz, yalnızca büyük bir sapkınlık içindesiniz!' "
Mülk suresi, 10. ayet. وَقَالُوا۟ لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِىٓ أَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
veḳâlû lev künnâ nesme`u ev na`ḳilü mâ künnâ fî aṣḥâbi-sse`îr.
Ve şöyle diyecekler: "Eğer dinleseydik veya aklımızı kullansaydık, alevli ateşin yoldaşları arasında olmazdık!"
Mülk suresi, 11. ayet. فَٱعْتَرَفُوا۟ بِذَنۢبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَٰبِ ٱلسَّعِيرِ
fa`terafû biẕembihim. fesuḥḳal liaṣḥâbi-sse`îr.
Böylece, suçlarını kabul edecekler. "Artık, yok olsun; alevli ateşin yoldaşları!"
Mülk suresi, 12. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
inne-lleẕîne yaḫşevne rabbehüm bilgaybi lehüm magfiratüv veecrun kebîr.
Kuşkusuz, görmemelerine karşın, Efendilerine derin saygı duyanlar için, bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
Mülk suresi, 13. ayet. وَأَسِرُّوا۟ قَوْلَكُمْ أَوِ ٱجْهَرُوا۟ بِهِۦٓ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
veesirrû ḳavleküm evi-cherû bih. innehû `alîmüm biẕâti-ṣṣudûr.
Sözünüzü gizleseniz de açığa vursanız da kuşkusuz, O, içlerinden geçenleri Bilendir.
Mülk suresi, 14. ayet. أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ ٱللَّطِيفُ ٱلْخَبِيرُ
elâ ya`lemü men ḫaleḳ. vehüve-lleṭîfü-lḫabîr.
Yaratan bilmez mi? Çünkü O, En İnce Ayrıntılarla Gerçekleştirendir; Haberlidir.
Mülk suresi, 15. ayet. هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ ذَلُولًا فَٱمْشُوا۟ فِى مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا۟ مِن رِّزْقِهِۦ وَإِلَيْهِ ٱلنُّشُورُ
hüve-lleẕî ce`ale lekümü-l'arḍa ẕelûlen femşû fî menâkibihâ vekülû mir rizḳih. veileyhi-nnüşûr.
O, yeryüzünü size boyun eğdirmiştir. Onun üzerinde dolaşın ve O'nun geçimliklerinden yiyin. Çünkü gidiş, O'na olacaktır.
Mülk suresi, 16. ayet. ءَأَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يَخْسِفَ بِكُمُ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا هِىَ تَمُورُ
eemintüm men fi-ssemâi ey yaḫsife bikümü-l'arḍa feiẕâ hiye temûr.
"O sarsılmaya başladığında, Gökselin, sizi yere geçirmeyeceğine ilişkin güvenceniz mi var?" dipnot 526
Mülk suresi, 17. ayet. أَمْ أَمِنتُم مَّن فِى ٱلسَّمَآءِ أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ
em emintüm men fi-ssemâi ey yürsile `aleyküm ḥâṣibâ. feseta`lemûne keyfe neẕîr.
"Veya Gökselin, taş savuran bir kasırgayı üzerinize göndermeyeceğine ilişkin güvenceniz mi var?" Madem öyle, yakında öğreneceksiniz; Benim uyarım nasılmış?
Mülk suresi, 18. ayet. وَلَقَدْ كَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
veleḳad keẕẕebe-lleẕîne min ḳablihim fekeyfe kâne nekîr.
Zaten gerçek şu ki, onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Bana nankörlük etmenin sonu nasıl oldu?
Mülk suresi, 19. ayet. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَٰٓفَّٰتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا ٱلرَّحْمَٰنُ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍۭ بَصِيرٌ
evelem yerav ile-ṭṭayri fevḳahüm ṣâffâtiv veyaḳbiḍn. mâ yümsikühünne ille-rraḥmân. innehû bikülli şey'im beṣîr.
Sıralanarak üstlerinde kanat çırpan kuşları zaten görmüyorlar mı? Onları, Bağışlayandan başkası tutmuyor. Kuşkusuz, O, her şeyi Görendir.
Mülk suresi, 20. ayet. أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ إِنِ ٱلْكَٰفِرُونَ إِلَّا فِى غُرُورٍ
emmen hâẕe-lleẕî hüve cündül leküm yenṣuruküm min dûni-rraḥmân. ini-lkâfirûne illâ fî gurûr.
Yoksa Bağışlayandan başka bir de ayrıca, size yardım edecek ordunuz mu var? Nankörlük edenler, büyük bir aldanış içindeler.
Mülk suresi, 21. ayet. أَمَّنْ هَٰذَا ٱلَّذِى يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُۥ بَل لَّجُّوا۟ فِى عُتُوٍّ وَنُفُورٍ
emmen hâẕe-lleẕî yerzüḳuküm in emseke rizḳah. bel leccû fî `utüvviv venüfûr.
Veya O, geçimliğinizi keserse, size geçimlik verecek olan mı var? Hayır! Taşkınlık ve nefretle direniyorlar.
Mülk suresi, 22. ayet. أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
efemey yemşî mükibben `alâ vechihî ehdâ emmey yemşî seviyyen `alâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Öyleyse yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider; dosdoğru yol üzerinde yürüyen mi?
Mülk suresi, 23. ayet. قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
ḳul hüve-lleẕî enşeeküm vece`ale lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.
De ki: "O, sizi yaratmış; duyma yetisi, gözler ve duygular vermiştir. Ne denli az şükrediyorsunuz?"
Mülk suresi, 24. ayet. قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
ḳul hüve-lleẕî ẕera'eküm fi-l'arḍi veileyhi tuḥşerûn.
De ki: "O, sizi çoğaltarak yeryüzünde yaymıştır. Ve O'nun karşısında toplanacaksınız!"
Mülk suresi, 25. ayet. وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.
Üstelik diyorlar ki: "Bu sözü verilen, ne zaman; eğer doğruyu söylüyorsanız?" dipnot 527
Mülk suresi, 26. ayet. قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
ḳul inneme-l`ilmü `inde-llâh. veinnemâ ene neẕîrum mübîn.
De ki: "Bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Aslında, ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım!"
Mülk suresi, 27. ayet. فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ
felemmâ raevhü zülfeten sîet vucûhü-lleẕîne keferû veḳîle hâẕe-lleẕî küntüm bihî tedde`ûn.
Fakat onu yaklaşırken gördükleri zaman, nankörlük edenlerin yüzleri asılacaktır. Ve şöyle denilecektir: "İsteyip durduğunuz şey, işte budur!"
Mülk suresi, 28. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
ḳul era'eytüm in ehlekeniye-llâhü vemem me`iye ev raḥimenâ femey yücîru-lkâfirîne min `aẕâbin elîm.
De ki: "Ne sanıyorsunuz? Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratsa veya bize merhamet etse; nankörlük edenleri acı bir cezadan, artık kim kurtarabilir?"
Mülk suresi, 29. ayet. قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
ḳul hüve-rraḥmânü âmennâ bihî ve`aleyhi tevekkelnâ. feseta`lemûne men hüve fî ḍalâlim mübîn.
De ki: "O, Bağışlayandır. O'na inandık ve O'na güvendik. Kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu, artık yakında öğreneceksiniz!"
Mülk suresi, 30. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍ مَّعِينٍۭ
ḳul era'eytüm in aṣbeḥa mâüküm gavran femey ye'tîküm bimâim me`în.
De ki: "Ne sanıyorsunuz? Suyunuz çekilse, artık tertemiz kaynaklardan, size kim su getirebilir?"