Mülk suresi · 22–30. ayetler

De ki: sorular ve son uyarı

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Mülk suresi, 22. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 22. ayet. أَفَمَن يَمْشِى مُكِبًّا عَلَىٰ وَجْهِهِۦٓ أَهْدَىٰٓ أَمَّن يَمْشِى سَوِيًّا عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Diyanet İşleri

    Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?

    Mehmet Okuyan

    Yüzüstü sürünen mi daha doğru gidebilir yoksa doğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi?

    Mustafa İslamoğlu

    Ne yani, şimdi yüzüstü kapaklanmış kimse, hedefe dosdoğru yolda düzgün yürüyen kimseden daha iyi mi ulaşır?

    Muhammed Esed

    Peki öyleyse, gözünü yere dikerek giden, hedefe, doğru yolda dümdüz yürüyenden daha iyi mi ulaşır?

    Ahmed Hulusi

    Peki, ama olarak yüzüstü sürünen mi doğru yolda gider yoksa sırat-ı müstakim üzerinde dimdik önünü görerek yürüyen mi?

    Ali Bulaç

    Şu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı?

    Ali Özek ve heyeti

    Şimdi (düşünün bakalım), yüz üstü kapanarak yürüyen mi (varılacak) yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?

    Ali Rıza Safa

    Öyleyse yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider; dosdoğru yol üzerinde yürüyen mi?

    Bayraktar Bayraklı

    Yüzüstü kapanarak sürünen mi daha doğru gidebilir, yoksa dosdoğru yolda düzgün bir şekilde yürüyen mi?

    Edip Yüksel

    Yüzüstü sürünen mi, yoksa dosdoğru yol üzerinde düzgün bir biçimde yürüyen mi daha doğru yoldadır?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yüzüstü sürünen mi, yoksa dosdoğru yol üzerinde düzgün bir biçimde yürüyen mi daha doğru yoldadır?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şimdi yüz üstü kapanarak giden mi daha doğru, yoksa dosdoğru bir cadde üzerinde dümdüz giden mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İmdi yüzüstü kapanarak giden mi daha doğru? Yoksa dosdoğru bir cadde üzerinde düpedüz giden mi? Düşünmeli bir.

    Erhan Aktaş

    O halde, yüzüstü sürünerek giden mi, yoksa dosdoğru yolda düzgün yürüyen mi hedefine varır?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O halde, yüzüstü sürünerek giden mi, yoksa dosdoğru yolda düzgün yürüyen mi hedefine varır?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O halde, yüzüstü sürünerek giden mi, yoksa dosdoğru yolda düzgün yürüyen mi hedefine varır?

    Gültekin Onan

    Şu halde yüzükoyun sürünerek yürüyen mi daha çok hidayete erer, yoksa dosdoğru yol üzerinde dümdüz yürümekte olan mı?

    Hasan Basri Çantay

    Şimdi yüz üstü, düşe kalka yürümekde olan kimse mi daha çok hidayete erendir, yoksa doğru bir yol üzerinde düpedüz, (dimdik) yürüyen mi? (Düşünün).

    İbni Kesir

    Yüzükoyun sürünen mi daha çok hidayettedir, yoksa doğru yolda düpedüz yürüyen mi?

    Mehmet Alagaş

    (19-24) Onlar üzerlerinde saf saf kanat çırparak uçan kuşları görmediler mi? Onları Rahman havada tutuyor , muhakkak ki O her şeyi görendir. Rahman dışında kim size ordu olacak ta yardım edecek? Kafirler aldanış içindeler. O rızkı kısar ise size kim rızık verebilir? Muhakkak ki onlar azgınlık ve nefret içinde direnişteler. Şimdi yüz üstü sürünen mi daha doğrudur? Ya da düzgün şekilde doğru yolda yürüyen mi? Deki sizi inşa eden O’dur? Kulaklar, gözler ve gönüller yapan O’dur? Az teşekkür ediyorsunuz. De ki sizi arzda üreten O’dur ve O’nda toplanacaksınız.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O halde, yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha çok hidâyete erendir, yoksa dosdoğru bir yol üzerinde dimdik yürüyen kimse mi?

    Süleyman Ateş

    Şimdi, yüzüstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa yolda düzgün yürüyen mi?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kafasını iyice önüne eğip yürüyen mi yoksa doğru yolda dimdik yürüyen mi hedefi daha iyi bulur?

    Şaban Britch

    O halde, yüz üstü kapanarak yürüyen mi daha çok hidâyete erendir, yoksa dosdoğru bir yol üzerinde dimdik yürüyen kimse mi?

    Şaban Piriş

    O halde, yüzüstü sürünen mi daha doğru yoldadır; yoksa, dosdoğru yolda dümdüz yürüyen mi?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Peki, yüzüstü kapanarak yürüyen mi daha düzgün gider yoksa dosdoğru yol üzerinde dik ve düzgün yürüyen mi?

  2. Mülk suresi, 23. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 23. ayet. قُلْ هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Sizi yaratan, sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler var eden O'dur." Ne kadar da azınız şükrediyor!

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "O sizi inşa edendir; size işitme duyusu, gözler ve (akleden) kalpler bahşedendir: Ne kadar da azınız şükrediyor!"

    Muhammed Esed

    De ki: "O, sizi hayata getiren, size kulaklar, gözler ve kalpler bağışlayandır; (yine de) ne kadar az şükrediyorsunuz!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Sizi inşa eden ve sizin için algılama kuvvesi, idrak kuvvesi (basiret) ve FUADLAR (Esma mana özelliklerini beyine yansıtıcı kalp nöronları) oluşturan "HU"dur! Ne kadar az şükrediyorsunuz (değerlendiriyorsunuz)!"

    Ali Bulaç

    De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?"

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) de ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz!

    Ali Rıza Safa

    De ki: "O, sizi yaratmış; duyma yetisi, gözler ve duygular vermiştir. Ne denli az şükrediyorsunuz?"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren Allah'tır. Ne az şükrediyorsunuz!"

    Edip Yüksel

    De ki: "Sizi yaratan, size duyma, görme duyuları ve beyinler veren O'dur. Ne kadar seyrek şükredersiniz!"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Sizi yaratan, size duyma, görme duyuları ve beyinler veren O'dur. Ne kadar seyrek şükredersiniz!'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "O'dur ancak sizi yaratan, size dinleyecek kulak, görecek gözler, duyacak gönüller veren! Fakat sizler pek az şükrediyorsunuz!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki, odur ancak sizi inşa eyleyen ve size dinleyecek kulak, görecek gözler, duyacak gönüller veren, fakat sizler pek az şükr ediyorsunuz

    Erhan Aktaş

    De ki: "Sizi biçimlendiren; size işitme, görme ve idrak etme gücü veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Sizi biçimlendiren; size işitme, görme ve idrak etme gücü veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz? dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını ne kadar az veriyorsunuz! Şükür, karşılık vermek demektir. Allah'a şükretmek demek; Allah'ın verdiği nimetlerin karşılığını vermektir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Sizi biçimlendiren; size işitme, görme ve idrak etme gücü veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz? dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını ne kadar az veriyorsunuz! Şükür, karşılık vermek demektir. Allah'a şükretmek demek; Allah'ın verdiği nimetlerin karşılığını vermek demektir.

    Gültekin Onan

    De ki: "Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve yürekler (efideh) veren O'dur. Ne az şükrediyorsunuz?"

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) de ki: "O, sizi yaratan, size kulak (lar), gözler gönüller verendir. Siz ne az şükredersiniz".

    İbni Kesir

    De ki: Sizi yaratan ve sizler için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz.

    Mehmet Alagaş

    (19-24) Onlar üzerlerinde saf saf kanat çırparak uçan kuşları görmediler mi? Onları Rahman havada tutuyor , muhakkak ki O her şeyi görendir. Rahman dışında kim size ordu olacak ta yardım edecek? Kafirler aldanış içindeler. O rızkı kısar ise size kim rızık verebilir? Muhakkak ki onlar azgınlık ve nefret içinde direnişteler. Şimdi yüz üstü sürünen mi daha doğrudur? Ya da düzgün şekilde doğru yolda yürüyen mi? Deki sizi inşa eden O’dur? Kulaklar, gözler ve gönüller yapan O’dur? Az teşekkür ediyorsunuz. De ki sizi arzda üreten O’dur ve O’nda toplanacaksınız.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Deki: "Sizi yaratan size işitme (için kulaklar), gözler ve kalpler veren odur. Ne kadar az şükredersiniz."

    Süleyman Ateş

    De ki: "Sizi yaratan, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Sizi var eden; size dinleme, ileri görüşlü olma (basiret) özelliği veren ve gönüllerinizi dipnot 1 oluşturan O'dur. Görevlerinizi ne kadar az yapıyorsunuz!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Günümüz ilminde İnsan, düşünen veya konuşan canlı diye tarif edilir. Halbuki Kur'an'da kuşların ve karıncaların konuşmalarına ve akıllarını kullanarak yaptıkları işlere yer verilir. Bu ve benzeri ayetlere göre insanın temel farkı, kulaklarında, gözlerinde ve gönlünde olandır. Gönül, kalp diye de adlandırılır. Gözler ve kulaklar kalbin danışmanıdır. Göz doğruları görür, kulak doğruları dinler. Akıl ise ayrı bir organ değil, yanlışları ayıklama işlemidir. Kalp, menfaatlerin, beklentilerin veya özentilerin etkisiyle, akıl süzgecinden geçen bilgileri ya kabul veya reddeder. İnsanı diğer varlıklardan farklı yapan şey ruhudur. Ruhun insana kazandırdıkları ile ilgili olarak Bkz. Secde 32/9 ve dipnotu. İnsanın kişiliğini belirleyen bu ruhtur. İmanın, kalp ile tasdik şartına bağlanması da bundandır. Yoksa peygamberlerin söylediklerinin doğru olduğunu herkes bilir. Ama kendini bir düşünce ve anlayışa esir edenler, o doğruları görmek veya duymak istemezler. Asıl körlük ve sağırlık budur. Kafir, örten demektir. Bunlar gerçekleri sürekli örtmeye çalışan kimselerdir. Örtecek bir şey yoksa örtme yani kafirlik de olmaz.

    Şaban Britch

    De ki: Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

    Şaban Piriş

    De ki: -Sizi yaratan, size kulaklar, gözler ve kalpler veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Sizi oluşturan O'dur. O size, işitme gücü, gözler ve gönüller verdi. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"

  3. Mülk suresi, 24. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 24. ayet. قُلْ هُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak O'nun huzurunda toplanacaksınız."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; (mahşerde) yalnızca O'nun huzurunda toplanacaksınız." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Mü'minûn 23:79.

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "O sizi yeryüzünde yayıp çoğaltandır: en sonunda O'na döndürüleceksiniz."

    Muhammed Esed

    De ki: "Sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltan O'dur; ve (yeniden dirildiğinizde) O'nun huzurunda toplanacaksınız".

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Sizi, arzda yaratıp yayan "HU"dur! O'na haşr olunacaksınız!"

    Ali Bulaç

    De ki: "Sizi yeryüzünde üretip türeten O'dur. Siz O'na toplanıp götürüleceksiniz."

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O’dur; ancak O’nun huzuruna gelip toplanacaksınız.

    Ali Rıza Safa

    De ki: "O, sizi çoğaltarak yeryüzünde yaymıştır. Ve O'nun karşısında toplanacaksınız!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur, ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız."

    Edip Yüksel

    De ki: "Sizi yeryüzünde üreten O'dur ve siz O'nun huzurunda toplanacaksınız."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Sizi yeryüzünde üreten O'dur ve siz O'nun huzurunda toplanacaksınız.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "O'dur sizi yeryüzünde zürriyet halinde yaratıp yayan! Nihayet hep toplanıp O'nun huzuruna getirileceksiniz!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki, odur sizi Arzda zürriyyet halinde yaratıp yayan, nihayet de hep toplanıp ona haşrolunacaksınız.

    Erhan Aktaş

    De ki: "Sizi, yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur. Ve O'na toplanıp götürüleceksiniz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Sizi, yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur. Ve O'na toplanıp götürüleceksiniz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Sizi, yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur. Ve O'na toplanıp götürüleceksiniz."

    Gültekin Onan

    De ki: "Sizi yeryüzünde üretip türeten O'dur. Siz O'na toplanıp götürüleceksiniz."

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "O, sizi yer (yüzün) de zürriyet haalinde yaratıb yayandır ve nihayet (hepiniz) ancak Ona toplanıb götürüleceksiniz".

    İbni Kesir

    De ki: Sizi yeryüzünde yaratıp yayan O'dur. Ve O'na toplanıp götürüleceksiniz.

    Mehmet Alagaş

    (19-24) Onlar üzerlerinde saf saf kanat çırparak uçan kuşları görmediler mi? Onları Rahman havada tutuyor , muhakkak ki O her şeyi görendir. Rahman dışında kim size ordu olacak ta yardım edecek? Kafirler aldanış içindeler. O rızkı kısar ise size kim rızık verebilir? Muhakkak ki onlar azgınlık ve nefret içinde direnişteler. Şimdi yüz üstü sürünen mi daha doğrudur? Ya da düzgün şekilde doğru yolda yürüyen mi? Deki sizi inşa eden O’dur? Kulaklar, gözler ve gönüller yapan O’dur? Az teşekkür ediyorsunuz. De ki sizi arzda üreten O’dur ve O’nda toplanacaksınız.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Deki: "O sizi yeryüzüne dağıtıp, yayandır. Yalnız onun huzuruna toplanıp götürüleceksiniz."

    Süleyman Ateş

    De ki: "Sizi yerde üreten O'dur ve toplanıp O'na götürüleceksiniz."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Toprağa sizi tohum gibi eken dipnot 1 O'dur. O'nun huzurunda toplanacaksınız."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      (ذرأ)'nin iki anlamı vardır; biri beyaza çalan renk, diğeri tohum atmaktır. Mekayis, ذرأ md.

    Şaban Britch

    De ki: Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; ancak O'nun huzuruna gelip toplanacaksınız.

    Şaban Piriş

    De ki: -Sizi yeryüzünde türeten O'dur. O'nun huzurunda toplanacaksınız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Sizi, yeryüzünde yaratıp yayan O'dur. O'nun huzurunda haşredileceksiniz."

  4. Mülk suresi, 25. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 25. ayet. وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Diyanet İşleri

    "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Mehmet Okuyan

    (İnkârcılar) "Doğruysanız bu vaat (Son Saat) ne zamanmış!" derler.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama onlar: "Bu vaad ne zaman gerçekleşecek, eğer sözünüze sadıksanız (haber verin de görelim)!" diye meydan okuyorlar.

    Muhammed Esed

    Ama onlar (yalnızca şunu) soruyorlar: "Bu vaad ne zaman gerçekleşecek? (Buna cevap verin, ey inananlar,) eğer doğru sözlü insanlar iseniz!"

    Ahmed Hulusi

    Derler ki: "Eğer sözünüzde sadıksanız, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşecek)?"

    Ali Bulaç

    Derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, şu tehdit (ettiğiniz azab) ne zamanmış?"

    Ali Özek ve heyeti

    «Doğru sözlü iseniz (söyleyin), bu tehdit hani ne zaman (gerçekleşecek)?» derler.

    Bayraktar Bayraklı

    "Eğer doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Edip Yüksel

    "Doğru iseniz, bu söz ne zaman gerçekleşecek?" derler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Doğru iseniz, bu söz ne zaman gerçekleşecek?' derler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Böyle iken diyorlar ki: "Ne zaman (gerçekleşecek) bu tehdit? Eğer doğru söyleyenlerseniz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Böyle iken diyorlar ki: Ne zaman bu va'd? Eğer sadıksanız?

    Erhan Aktaş

    "Eğer doğru söylüyorsanız, yaptığınız bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Eğer doğru söylüyorsanız, yaptığınız bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Eğer doğru söylüyorsanız, yaptığınız bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Gültekin Onan

    Derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız, şu tehdit (ettiğiniz azab) ne zamanmış?"

    Hasan Basri Çantay

    (Kafirler, mü'minlere istihza ile) "Eğer siz doğru söyleyenlerseniz şu va'din (tehdidin tehakkuku) ne zaman?" derler.

    İbni Kesir

    Derler ki: Doğru sözlüler iseniz, bildirin ne zamandır bu vaad?

    Mehmet Alagaş

    (25-30) Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen iz vaadiniz ne zaman? De ki onun bilgisi Allah’ın yanındadır , kesinlikle ben apaçık bir uyarıcıyım. Onun / vaadin yaklaştığını gördüklerinde kafirlerin yüzünün kötüleştiğini görürsün işte davet edildiğiniz şey budur denilir. De ki ben ve beraberimdekileri Allah helak ederse yahut da merhamet ederse, kim kafirleri acıtıcı azaptan kurtarır, gösterebilir misiniz? (Ben ve beraber olduklarım olmasak dahi siz yine Rahmana muhtaçsınız) De ki O acıyandır / rahmandır, O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik , yakında kimin apaçık bir sapıklıkta olacağını bileceksiniz. De ki suyunuz saçılıp derinlere gittiğinde kim size akan bir su getirebilir ki gösterebilir misiniz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.

    Süleyman Ateş

    "Doğru (söylüyor) iseniz bu tehdid (ettiğiniz azab) ne zaman gelecek?" diyorlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Dediğiniz doğruysa onun ne zaman olacağını da söyleyin." derler.

    Şaban Britch

    "Bu vaat ne zaman gerçekleşecek, eğer doğru söylüyorsanız?" derler.

    Şaban Piriş

    - Bu vaat ne zaman gerçekleşecek, eğer doğru söylüyorsanız? derler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Derler ki: "Eğer doğru sözlülerseniz, bu vaat de zaman?"

  5. Mülk suresi, 26. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 26. ayet. قُلْ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَإِنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    Diyanet İşleri

    De ki: "O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır! Ben ise, yalnızca onu olduğu gibi ileten bir uyarıcıyım."

    Muhammed Esed

    Onlara de ki (ey Peygamber): "Onun bilgisi yalnız Allah katındadır; ben ise sadece bir uyarıcıyım".

    Ahmed Hulusi

    De ki: "O'nun bilgisi Allah indindedir! Şüphesiz ki ben apaçık uyarıcıyım!"

    Ali Bulaç

    De ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: O bilgi, ancak Allah’a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım .

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Aslında, ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "O bilgiyalnızca Allah'a mahsustur. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."

    Edip Yüksel

    De ki: "Bu bilgi ALLAH'ın katındadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Bu bilgi ALLAH'ın katındadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "(Ona ait) o bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben, yalnızca açıkça anlatan bir uyarıcıyım (peygamberim)."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki, o ılim ancak Allahın ındindedir, ben sade açık anlatan bir nezir (kocundurucu bir Peygamber)im.

    Erhan Aktaş

    De ki: "Bunu yalnızca Allah bilmektedir. Ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Bunu yalnızca Allah bilmektedir. Ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Bunu yalnızca Allah bilmektedir. Ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım."

    Gültekin Onan

    De ki: "(Bununla ilgili) Bilgi ancak Tanrı'nın katındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

    Hasan Basri Çantay

    De ki: O (nun vaktına aid) bilgi ancak Allahın nezdindedir. Ben sadece Allahın azabını apaçık haber veren (bir peygamber) im".

    İbni Kesir

    De ki: Bilgi; ancak Allah katındadır. Ve ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.

    Mehmet Alagaş

    (25-30) Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen iz vaadiniz ne zaman? De ki onun bilgisi Allah’ın yanındadır , kesinlikle ben apaçık bir uyarıcıyım. Onun / vaadin yaklaştığını gördüklerinde kafirlerin yüzünün kötüleştiğini görürsün işte davet edildiğiniz şey budur denilir. De ki ben ve beraberimdekileri Allah helak ederse yahut da merhamet ederse, kim kafirleri acıtıcı azaptan kurtarır, gösterebilir misiniz? (Ben ve beraber olduklarım olmasak dahi siz yine Rahmana muhtaçsınız) De ki O acıyandır / rahmandır, O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik , yakında kimin apaçık bir sapıklıkta olacağını bileceksiniz. De ki suyunuz saçılıp derinlere gittiğinde kim size akan bir su getirebilir ki gösterebilir misiniz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “Bunun bilgisi yalnız Allah’ın katındadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.''

    Süleyman Ateş

    De ki: (Ona ait) Bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "O bilgi, Allah katındadır. Ben, sadece doğruları açıklayan bir uyarıcıyım."

    Şaban Britch

    De ki: Bunun bilgisi yalnız Allah’tadır. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.

    Şaban Piriş

    De ki: - Bunun bilgisi yalnız Allah'tadır. Ben sadece bir uyarıcıyım.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Bilgi Allah'ın katındadır. Bana gelince, ben ancak açıkça uyaran biriyim."

  6. Mülk suresi, 27. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 27. ayet. فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيٓـَٔتْ وُجُوهُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقِيلَ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَدَّعُونَ

    Diyanet İşleri

    Onu (azabı) yakından gördükleri zaman inkar edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, "İşte bu, (alaylı bir biçimde) isteyip durduğunuz şeydir" denir.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat onun çok yakın olduğunu gördükleri zaman, inkara şartlanmış olanların suratları asılacak; dahası kendilerine denilecek ki: "İşte (gelmeyeceğini) iddia edip durduğunuz (gün) budur!"

    Muhammed Esed

    Ama sonunda, bu (gerçekleşme)nin yakın olduğunu gördükleri zaman, hakikati inkar edenlerin yüzleri acı ile buruşacak ve onlara: "İşte (o kadar küçümseyerek) çağırıp durduğunuz şey budur!" denilecek.

    Ahmed Hulusi

    Onu (ölümü) yaklaşmış gördüklerinde, o hakikat bilgisini inkar edenlerin yüzleri kötü oldu (karardı)! "İşte bu, kendisini bir an önce yaşamayı temenni ettiğinizdir!" denildi.

    Ali Bulaç

    Nihayet onu pek yakında gördüklerinde, o inkar edenlerin yüzleri kötüleşip karardı. Ve: "İşte bu, sizin (gerçekleşmeyecek diye) öne sürüp durduğunuz şeydir" denildi.

    Ali Özek ve heyeti

    Ama onu (azabı) yakından gördükleri zaman, inkâr edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine): İşte sizin isteyip durduğunuz budur! denecektir.

    Ali Rıza Safa

    Fakat onu yaklaşırken gördükleri zaman, nankörlük edenlerin yüzleri asılacaktır. Ve şöyle denilecektir: "İsteyip durduğunuz şey, işte budur!"

    Bayraktar Bayraklı

    Onu yakından gördüklerinde, inkar edenlerin suratları asılır ve kendilerine, "İşte durmadan istediğiniz azap budur!" denilir.

    Edip Yüksel

    Onu yaklaşırken gördükleri zaman inkarcıların suratı asılır ve onlara "İşte isteyip durduğunuz şey budur" denir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu yaklaşırken gördükleri zaman inkarcıların suratı asılır, ve onlara 'İşte isteyip durduğunuz şey budur,' denir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken vakti gelip de onu yakından gördüklerinde o inkar edenlerin yüzleri kötüleşti ve: "İşte o sizin kendinize davet edip durduğunuz budur!" denildi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken vaktı gelip de onu yakından gördüklerinde o küfredenlerin yüzleri kötüleşiverdi. Ve denildi ki işte, o sizin kendilerine da'vet edip durduğunuz budur

    Erhan Aktaş

    Onu yakından gördükleri zaman, Kafirlerin yüzleri kötüleşti. Onlara: "İşte bu, sizin isteyip durduğunuz şey! dipnot 1 " denildi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Ne zaman olacakmış, gelsin de görelim." diye alaya aldığınız gün.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onu yakından gördükleri zaman, gerçeği yalanlayan nankörlerin yüzleri kötüleşti. Onlara: "İşte bu, sizin isteyip durduğunuz şey!" dipnot 1 denildi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Ne zaman olacakmış, gelsin de görelim." diye alaya aldığınız gün.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onu yakından gördükleri zaman, gerçeği yalanlayan nankörlerin yüzleri kötüleşti. Onlara: "İşte bu, sizin isteyip durduğunuz şey!" dipnot 1 denildi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Ne zaman olacakmış, gelsin de görelim." diye alaya aldığınız gün.

    Gültekin Onan

    Nihayet onu pek yakında gördüklerinde, o küfredenlerin yüzleri kötüleşip karardı. Ve: "İşte bu, sizin (gerçekleşmeyecek diye) öne sürüp durduğunuz şeydir" denildi.

    Hasan Basri Çantay

    Artık onu yakında gördükleri zaman o küfredenlerin yüzleri kötü bir haale getirilmiş ve (onlara) "İşte bu, sizin (çarçabuk istediğiniz ve aksini) iddia etdiğiniz şeydir" denilmişdir (denilecek).

    İbni Kesir

    Onu yaklaşırken gördükleri vakit, küfredenlerin yüzleri buruştu. Ve: Sizin isteyip durduğunuz işte budur, denildi.

    Mehmet Alagaş

    (25-30) Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen iz vaadiniz ne zaman? De ki onun bilgisi Allah’ın yanındadır , kesinlikle ben apaçık bir uyarıcıyım. Onun / vaadin yaklaştığını gördüklerinde kafirlerin yüzünün kötüleştiğini görürsün işte davet edildiğiniz şey budur denilir. De ki ben ve beraberimdekileri Allah helak ederse yahut da merhamet ederse, kim kafirleri acıtıcı azaptan kurtarır, gösterebilir misiniz? (Ben ve beraber olduklarım olmasak dahi siz yine Rahmana muhtaçsınız) De ki O acıyandır / rahmandır, O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik , yakında kimin apaçık bir sapıklıkta olacağını bileceksiniz. De ki suyunuz saçılıp derinlere gittiğinde kim size akan bir su getirebilir ki gösterebilir misiniz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onun yaklaştığını gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir ve onlara; “İşte, isteyip durduğunuz şey budur!” denir.

    Süleyman Ateş

    Onu yakın görünce inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O tehdidi yakından görünce ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) yüzleri fenalaşır ve onlara "Öğrenmek istediğiniz şey budur" denir.

    Şaban Britch

    O’nu yakından gördükleri zaman, kâfirlerin yüzleri kötüleşir. Onlara denir ki: İşte! İsteyip durduğunuz şey!

    Şaban Piriş

    O'nu yakından gördükleri zaman, inkarcıların yüzleri simsiyah kesilir. Onlara denir ki: -İşte, isteyip durduğunuz şey!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onu yakından gördüklerinde, inkar edenlerin yüzleri kötüleşti. Şöyle denildi: "O habire çağırıp durduğunuz şey budur."

  7. Mülk suresi, 28. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 28. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِىَ ٱللَّهُ وَمَن مَّعِىَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ ٱلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Söyleyin bakalım: Diyelim ki Allah beni ve beraberimdekileri helak etti, yahut bize acıdı. Peki, ya inkarcıları elem dolu bir azaptan kim koruyacak?"

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Hiç düşündünüz mü? Allah beni ve beraberimdekileri öldürse veya bize merhamet etse, kâfirleri elem verici azaptan kim kurtarabilir!" dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Enbiyâ 21:42; Ahzâb 33:17; Fâtır 35:2; Zümer 39:38; Mülk 67:20-21.

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Hiç düşündünüz mü? Allah beni ve benimle beraber olanların ölümünü takdir etse, ya da bize rahmet edip (yaşatsa: ikisi de hayırdır). Fakat (söyler misiniz), inkar edenleri acıklı bir azabın pençesinden kim kurtaracak?

    Muhammed Esed

    De ki (ey Peygamber!): "Ne sanıyorsunuz? Allah isterse beni ve bana tabi olanları yok eder, isterse bize şefkatiyle rahmet eder. Peki, (siz) hakikat inkarcılarını (öteki dünyada) şiddetli azaptan koruyabilecek kimse var mı?"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Bir düşünün! Allah beni ve benimle beraber olanları helak etse ya da bize rahmet etse; hakikat bilgisini inkar edenleri feci bir azaptan kim kurtarır?"

    Ali Bulaç

    De ki: "Haber verir misiniz; eğer Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir azabtan kurtaracak olan kimdir?"

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Allah beni ve beraberindekileri (sizin istediğiniz üzere) yok etse veya (öyle olmayıp da) bizi esirgese, (söyleyin bakalım) inkârcıları yakıcı azaptan kurtaracak kimdir?

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Ne sanıyorsunuz? Allah, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratsa veya bize merhamet etse; nankörlük edenleri acı bir cezadan, artık kim kurtarabilir?"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Hiç düşündünüz mü; Allah, beni ve benimle beraber olanları helak ederse ya da bize merhamet ederse, inkar edenleri acıklı bir azaptan kim kurtarabilir?"

    Edip Yüksel

    De ki: "Baksanıza, ALLAH yanımdakilerle birlikte beni helak etse de, yahut bize acısa da, inkarcıları acı azaptan kim kurtarabilir?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Baksanıza, ALLAH yanımdakilerle birlikte beni helak etse de, yahut bize acısa da, inkarcıları acı azaptan kim kurtarabilir?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Gördünüz mü, Allah beni ve beraberimdekileri yok etse ya da bize merhamet buyursa, iki takdirde de kafirleri elem verici azaptan kurtaracak kimdir?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: Gördünüz mü? Allah beni ve beraberimdekileri helak etse yahud bize merhamet buyursa iki takdirde de kafirleri elim bir azabdan kurtaracak kimdir?

    Erhan Aktaş

    De ki: "Bakın, Allah beni ve benimle birlikte olanları ister yok eder ister merhamet eder; peki, Kafirleri acıklı azaptan kim koruyacak?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Bakın, Allah beni ve benimle birlikte olanları ister yok eder ister merhamet eder; peki, Kafirleri dipnot 1 acıklı azaptan kim koruyacak?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kafir, örten demektir. Gerçeğin üzerini örten, nankörlük eden, vahye inanmayan, güvenmeyen ve kabul etmeyen; Allah'ı ve vahyi reddeden kimse. Küfr, İman'ın, emin olmanın, güvenmenin, onaylamanın karşıtıdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Bakın, Allah beni ve benimle birlikte olanları ister yok eder, ister merhamet eder; peki, gerçeği yalanlayan nankörleri acıklı azaptan kim koruyacak?"

    Gültekin Onan

    De ki: "Haber verir misiniz; eğer Tanrı, beni ve benimle birlikte olanları yıkıma uğratır ya da bizi esirgerse, (peki) bu durumda kafirleri acı bir azabtan kurtaracak olan kimdir?"

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Eğer Allah beni ve benimle beraber olan (mü'min) leri (arzunuz vech ile) helak eder, yahud (bizi) esirgerse ya kafirleri acıklı azabdan kurtaracak kimdir?"

    İbni Kesir

    De ki: Beni ve benimle beraber bulunanları, Allah helak eder veya esirgerse; kafirleri, elim bir azabdan kurtaracak olan kimdir?

    Mehmet Alagaş

    (25-30) Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen iz vaadiniz ne zaman? De ki onun bilgisi Allah’ın yanındadır , kesinlikle ben apaçık bir uyarıcıyım. Onun / vaadin yaklaştığını gördüklerinde kafirlerin yüzünün kötüleştiğini görürsün işte davet edildiğiniz şey budur denilir. De ki ben ve beraberimdekileri Allah helak ederse yahut da merhamet ederse, kim kafirleri acıtıcı azaptan kurtarır, gösterebilir misiniz? (Ben ve beraber olduklarım olmasak dahi siz yine Rahmana muhtaçsınız) De ki O acıyandır / rahmandır, O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik , yakında kimin apaçık bir sapıklıkta olacağını bileceksiniz. De ki suyunuz saçılıp derinlere gittiğinde kim size akan bir su getirebilir ki gösterebilir misiniz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “Söyleyin bakalım: "Eğer Allah beni ve beraberimdekileri helâk etse yahut bize merhamet ederse kâfirleri acıklı bir azaptan kim kurtarabilir?"

    Süleyman Ateş

    De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse de yahut bize acısa da (fark etmez,) kafirleri acı azabdan kim kurtarabilir?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Düşünsenize, Allah beni ve benimle birlikte olanları yok etse veya iyilikte bulunsa, her iki durumda da siz kafirleri acıklı azaptan kim kurtarabilir?"

    Şaban Britch

    De ki: Eğer Allah, beni ve benimle beraber olanları helak etse ya da bize merhamet etse ne dersiniz? Kâfirleri acı bir azaptan kim kurtarabilir?

    Şaban Piriş

    De ki: -Eğer Allah, beni ve benimle beraber olanları helak etse ya da bize merhamet etse ne dersiniz? Kafirleri acı bir azaptan kim kurtarabilir?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Söyle onlara: "Diyelim ki, Allah beni ve beraberindekileri öldürdü, yahut bize acıdı. Peki, kafirleri korkunç bir azaptan kim kurtaracak?"

  8. Mülk suresi, 29. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 29. ayet. قُلْ هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ءَامَنَّا بِهِۦ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    De ki: "O, Rahman'dır. O'na iman ettik, yalnızca O'na tevekkül ettik. Siz, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!"

    Mehmet Okuyan

    De ki: "O, Rahmân'dır. O'na inandık ve yalnızca O'na güvendik. Kimin apaçık bir şaşkınlık içinde olduğunu ileride bileceksiniz."

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "(İşte kurtaracak olan) O Rahman'dır! Biz O'na iman ettik ve O'na güvendik. (Size gelince): kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu günü gelince öğreneceksiniz.

    Muhammed Esed

    De ki: "O, Rahman'dır; biz O'na iman ettik ve O'na güvendik; kimin açık bir sapıklıkta olduğunu zamanı geldiğinde anlayacaksınız."

    Ahmed Hulusi

    De ki: "O, Rahman'dır; O'na hakikatimiz olarak iman ettik ve O'na tevekkül ettik! Kimin apaçık yanlış düşünce içinde olduğunu yakında bileceksiniz!"

    Ali Bulaç

    De ki: "O (Allah) Rahman olan (esirgeyen koruyan)dır; biz O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Artık siz kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz."

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: (Sizi imana davet ettiğimiz) O (Allah) çok esirgeyicidir; biz O'na iman etmiş ve sırf O'na güvenip dayanmışızdır. Siz kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!

    Ali Rıza Safa

    De ki: "O, Bağışlayandır. O'na inandık ve O'na güvendik. Kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu, artık yakında öğreneceksiniz!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Bizim Rabbimiz Rahman'dır. O'na inandık ve yalnız O'na güvendik. Yakında, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."

    Edip Yüksel

    De ki: "O Rahman'dır; biz O'nu onayladık ve O'na güvendik. Kimin gerçekten tam bir sapıklık içinde olduğunu ileride öğreneceksiniz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'O Rahman'dır; biz O'na inandık ve O'na güvendik. Kimin gerçekten tam bir sapıklık içinde olduğunu ileride öğreneceksiniz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "O, öyle Rahman'dır, işte biz O'na iman ettik ve O'na dayanmaktayız. İleride sizler de kimin açık bir sapıklık içinde bulunduğunu bileceksiniz!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: O öyle Rahman, işte biz ona iyman ettik ve ona dayanmaktayız, ileride sizler de bileceksiniz ki o açık bir dalal içinde bulunan kim?

    Erhan Aktaş

    De ki: "O, Rahmeti Kesintisiz Olan'dır. O'na iman dipnot 1 ettik ve O'na tevekkül dipnot 2 ettik. Artık kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu yakında bileceksiniz."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İman; güvenli olmak, emin olmak, onaylamak, gönülden benimsemek, korku ve endişeden emin kılmak, güven vermek demektir. İman, bilginin, bilimin konusu değildir, aklın ve kalbin konusudur. İman dogma değildir, akletmeden, sorgulamadan, emin olunmadan, kanıt aramaksızın, inanmaya iman denemez. İman etmek; emin olmayı, emin olmak bilmeyi, bilmek aklı gerektirir. Kendi aklı ile iman etmeyenin, kendi aklı ile inkar edenden farkı yoktur. İman eden kimseye Mü'min denir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah'a güvenmek, O'na dayanmak; her türlü hazırlığı yapıp, yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakmak.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "O, rahmeti kesintisiz olandır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül dipnot 1 ettik. Artık kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu yakında bileceksiniz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "O, rahmeti kesintisiz olandır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül dipnot 1 ettik. Artık kimin apaçık bir sapkınlık içinde olduğunu yakında bileceksiniz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.

    Gültekin Onan

    De ki: "O (Tanrı) Rahman olandır; biz O'na inandık ve O'na tevekkül ettik. Artık siz kimin açık bir sapmışlık içinde olduğunu pek yakında bileceksiniz."

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "(Sizi kendisine davet etdiğimiz) O (Zat-i ecelle ve a'la), rahmeti bütün yaratdıklarına şamil olan (Allah) dır ki biz Ona iman etdik ve ancak Ona güvenib dayandık. Artık apaçık bir sapıklık içinde bulunan kimmiş? İleride siz de bileceksiniz".

    İbni Kesir

    De ki: O, Rahman'dır. Biz, O'na inandık ve O'na tevekkül ettik. Kimin apaçık bir sapıklıkta olduğunu yakında bileceksiniz.

    Mehmet Alagaş

    (25-30) Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen iz vaadiniz ne zaman? De ki onun bilgisi Allah’ın yanındadır , kesinlikle ben apaçık bir uyarıcıyım. Onun / vaadin yaklaştığını gördüklerinde kafirlerin yüzünün kötüleştiğini görürsün işte davet edildiğiniz şey budur denilir. De ki ben ve beraberimdekileri Allah helak ederse yahut da merhamet ederse, kim kafirleri acıtıcı azaptan kurtarır, gösterebilir misiniz? (Ben ve beraber olduklarım olmasak dahi siz yine Rahmana muhtaçsınız) De ki O acıyandır / rahmandır, O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik , yakında kimin apaçık bir sapıklıkta olacağını bileceksiniz. De ki suyunuz saçılıp derinlere gittiğinde kim size akan bir su getirebilir ki gösterebilir misiniz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “O, Rahman’dır. O'na iman ettik ve O'na tevekkül ettik. Kimin apaçık bir dalalette olduğunu yakında öğreneceksiniz.''

    Süleyman Ateş

    De ki: "O, çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "İyiliği sonsuz olan O'dur; biz O'na inanıp güvendik ve O'nu kendimize vekil ettik. Açık bir sapıklık içinde olanın kim olduğunu yakında öğrenirsiniz."

    Şaban Britch

    De ki: O, Rahman’dır. O’na iman ettik, yalnızca O’na tevekkül ettik. Kimin açık bir dalalette olduğunu yakında öğreneceksiniz.

    Şaban Piriş

    De ki: -Bizim kendisine iman ettiğimiz ve güvenip dayandığımız Rahman'dır. Kimin açık bir dalalette olduğunu yakında öğreneceksiniz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Rahman'dır O, O'na inandık biz ve yalnız O'na güvendik. Yakında bileceksiniz kimmiş apaçık sapıklığın içinde."

  9. Mülk suresi, 30. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mülk suresi, 30. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَآؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَآءٍ مَّعِينٍۭ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?"

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Hiç düşündünüz mü? Suyunuz çekilse kim size bir su kaynağı getirebilir ki!

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Hiç düşündünüz mü? Eğer suyunuz (yeryüzünden) tamamen çekiliverse, size tertemiz kaynak sularını kim getirecek?"

    Muhammed Esed

    (Hakikati inkar edenlere) de ki: "Ne sanıyorsunuz? Aniden bütün suyunuz toprağın altında yok olup gitseydi (Allah'tan başka) kim size temiz kaynaklardan (yeni) su verebilirdi?"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Bir düşünün! Eğer suyunuz çekilse, sizde kim kaynak açıp su (ilim) oluşturur?

    Ali Bulaç

    De ki: "Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir?"

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Suyunuz çekiliverse, söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir ?

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Ne sanıyorsunuz? Suyunuz çekilse, artık tertemiz kaynaklardan, size kim su getirebilir?"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Suyunuz çekilirse, söyleyin bakalım! Size kim bir akarsu getirebilir?"

    Edip Yüksel

    De ki: "Hiç düşündünüz mü ki: suyunuz çekilse, size kim temiz bir su getirebilir?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Hiç düşündünüz mü ki: suyunuz çekilse, size kim temiz bir su getirebilir?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Gördünüz mü, eğer sabaha kadar suyunuz batakalırsa (çekilecek olsa), size kim bir akarsu getirebilir?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: Gördünüz mü? Sabaha kadar suyunuz bata kalırsa size bir ab-i revan getirecek kim?

    Erhan Aktaş

    De ki: "Düşünsenize, şayet suyunuz yeraltına çekilse, size akarsuyu kim getirebilir?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Düşünsenize, şayet suyunuz yeraltına çekilse, size akarsuyu kim getirebilir?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Düşünzenize, şayet suyunuz yeraltına çekilse, size akarsuyu kim getirebilir?"

    Gültekin Onan

    De ki: "Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir?"

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Eğer suyunuz yerin dibine savulub giderse kim akar bir su getirir, (bana) söyleyin".

    İbni Kesir

    De ki: Eğer suyunuz yerin dibine batarsa, söyleyin; size kim temiz bir su kaynağı getirebilir?

    Mehmet Alagaş

    (25-30) Diyorlar ki eğer doğru sözlü isen iz vaadiniz ne zaman? De ki onun bilgisi Allah’ın yanındadır , kesinlikle ben apaçık bir uyarıcıyım. Onun / vaadin yaklaştığını gördüklerinde kafirlerin yüzünün kötüleştiğini görürsün işte davet edildiğiniz şey budur denilir. De ki ben ve beraberimdekileri Allah helak ederse yahut da merhamet ederse, kim kafirleri acıtıcı azaptan kurtarır, gösterebilir misiniz? (Ben ve beraber olduklarım olmasak dahi siz yine Rahmana muhtaçsınız) De ki O acıyandır / rahmandır, O’na iman ettik ve O’na tevekkül ettik , yakında kimin apaçık bir sapıklıkta olacağını bileceksiniz. De ki suyunuz saçılıp derinlere gittiğinde kim size akan bir su getirebilir ki gösterebilir misiniz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?”

    Süleyman Ateş

    De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akar su getirebilir?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Düşünsenize, bir sabah sularınız yerin dibine batsa, kim size bir akarsu getirebilir?"

    Şaban Britch

    De ki: Eğer suyunuz yerin dibine çekilse, söyleyin bakalım, size akar bir su kim getirebilir?

    Şaban Piriş

    De ki: -Eğer suyunuz yerin dibine çekilse, söyleyin bakalım, size akar bir su kim getirebilir?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şunu da söyle: "Bir sabah suyunuz çekiliverse, kim getirecek fışkırıp akan bir su size?"

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.