Diyanet İşleri
Biz öncekileri helak etmedik mi?
Mürselât suresi · 16–28. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Mürselât suresi, 16. ayet. أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
Biz öncekileri helak etmedik mi?
Biz (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri de helak etmedik mi?
Ne yani, Biz (o yalanlayanların) öncülerini helak etmedik mi?
Biz, geçmişin o (günahkar)larını yok etmedik mi?
Evvelkileri helak etmedik mi?
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Biz, (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri helâk etmedik mi?
Öncekileri yıkıma uğratmadık mı?
- Biz, öncekileri helak etmedik mi? Sonra da, peşlerinden gelenleri onların ardına takacağız.
Öncekileri helak etmedik mi?
Öncekileri helak etmedik mi?
Önceki toplulukları helak etmedik mi?
Helak etmedik mi evvelkileri?
Öncekileri yok etmedik mi?
Öncekileri yok etmedik mi?
Öncekileri yok etmedik mi?
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Biz öncekileri (bu tekziblerinden dolayı) helak etmedik mi?
Öncekileri Biz helak etmedik mi?
(1-19) Birbiri ardınca/ üst üste gönderilenlere ve estikçe esenlere (rüzgarlar), y ayıldıkça yayılanlara (bulutlar) ayırdıkça ayıranlara, u yarı ya da özür amaçlı zikri bırakılanlara / ilga edilenlere , s ize söz verilen / vaad edilen, kesinlikle gerçekleşecektir / vuku bulacaktır. Yıldızlar söndüğü / silindiği vakit , g ök/sema yarıldığı/açıldığı/ ferç olduğu vakit , Dağlar savrulduğu vakit, Elçiler / Resuller toplandığı vakit, hangi güne kadar süre almışlardı / ertelenmişlerdi? Ayrışım gününe kadar (ertelenmişlerdi) Ayrışım günü nedir? Sana ne idrak ettirdi? O gün, yalanlayanların vay haline! Evvelkileri helak etmedik mi? Sonra onları, diğer arkadan gelenler i onların peşlerine taktırırız. Suçlulara / mücrimlere böyle yaparız. O gün yalanlayanların vay haline!
Biz, öncekileri helak etmedik mi?
Öncekileri helak etmedik mi?
Öncekileri /daha önce yalan söyleyip duranları helak etmedik mi? dipnot 1
Sizden öncekileri etkisizleştirmedik mi?
Evvelkileri helak etmedik mi?
Evvelkileri yıkıma uğratmadık mı?
Öncekileri helak etmedik mi?
Mürselât suresi, 17. ayet. ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ
Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
Sonra gelenleri de onların peşine takacağız.
Sonrakileri de onların peşine diziveririz:
İşte sonrakileri de onlarla aynı yola sokacağız:
Sonra, ardı sıra gelenleri de onlara tabi ederiz (onlar da helak olurlar).
Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
Sonra, onların peşine diğerlerini takacağız.
- Biz, öncekileri helak etmedik mi? Sonra da, peşlerinden gelenleri onların ardına takacağız.
Sonra, diğerlerini de onlara katmadık mı?
Sonra, diğerlerini de onlara katmadık mı?
Sonra arkalarına takacağız geridekileri!
Sonra arkalarına takacağız geridekileri
Sonra arkadan gelenleri de onlara katarız.
Sonra arkadan gelenleri de onlara katarız.
Sonra arkadan gelenleri de onlara katarız.
Sonra, arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.
Sonra geridekileri de onların arkasına takacağız.
Ardından sonrakileri de onların arkasına takacağız.
(1-19) Birbiri ardınca/ üst üste gönderilenlere ve estikçe esenlere (rüzgarlar), y ayıldıkça yayılanlara (bulutlar) ayırdıkça ayıranlara, u yarı ya da özür amaçlı zikri bırakılanlara / ilga edilenlere , s ize söz verilen / vaad edilen, kesinlikle gerçekleşecektir / vuku bulacaktır. Yıldızlar söndüğü / silindiği vakit , g ök/sema yarıldığı/açıldığı/ ferç olduğu vakit , Dağlar savrulduğu vakit, Elçiler / Resuller toplandığı vakit, hangi güne kadar süre almışlardı / ertelenmişlerdi? Ayrışım gününe kadar (ertelenmişlerdi) Ayrışım günü nedir? Sana ne idrak ettirdi? O gün, yalanlayanların vay haline! Evvelkileri helak etmedik mi? Sonra onları, diğer arkadan gelenler i onların peşlerine taktırırız. Suçlulara / mücrimlere böyle yaparız. O gün yalanlayanların vay haline!
Sonra arkadan gelenleri de onların arkasına takacağız.
Sonra geridekileri de onların ardına takarız.
Sonra arkadan gelenleri de öncekiler gibi helak edeceğiz dipnot 1 .
Sonrakileri de onlara katacağız.
Sonra arkadakileri de onların ardına takacağız.
Daha sonra da geridekileri onlara tabi kılarız.
Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız.
Mürselât suresi, 18. ayet. كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
Biz suçlulara işte böyle yaparız.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız!
İşte günahı hayat tarzı haline getirenlere böyle davranırız.
(çünkü) Biz, günaha batmış olanlarla böyle uğraşırız.
İşte suçluları böyle yaparız!
İşte biz, suçlu günahkarlara böyle yapıyoruz.
İşte biz suçlulara böyle yaparız!
Suçlulara, işte böyle yaparız.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Suçlulara işte böyle davranırız.
Suçlulara işte böyle davranırız.
Biz suçluları öyle yaparız!
Biz öyle yaparız mücrimleri
İşte suçlulara böyle yaparız.
İşte suçlulara böyle yaparız.
İşte suçlulara böyle yaparız.
İşte biz, suçlu günahkarlara böyle yapıyoruz.
Biz günahkarlara böyle yaparız.
İşte Biz; böylr yaparız suçluları.
(1-19) Birbiri ardınca/ üst üste gönderilenlere ve estikçe esenlere (rüzgarlar), y ayıldıkça yayılanlara (bulutlar) ayırdıkça ayıranlara, u yarı ya da özür amaçlı zikri bırakılanlara / ilga edilenlere , s ize söz verilen / vaad edilen, kesinlikle gerçekleşecektir / vuku bulacaktır. Yıldızlar söndüğü / silindiği vakit , g ök/sema yarıldığı/açıldığı/ ferç olduğu vakit , Dağlar savrulduğu vakit, Elçiler / Resuller toplandığı vakit, hangi güne kadar süre almışlardı / ertelenmişlerdi? Ayrışım gününe kadar (ertelenmişlerdi) Ayrışım günü nedir? Sana ne idrak ettirdi? O gün, yalanlayanların vay haline! Evvelkileri helak etmedik mi? Sonra onları, diğer arkadan gelenler i onların peşlerine taktırırız. Suçlulara / mücrimlere böyle yaparız. O gün yalanlayanların vay haline!
Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.
Suçlulara böyle yaparız.
İşte bütün suçlulara böyle yapacağız dipnot 1 .
Bunu, bütün suçlulara yapacağız.
İşte suçlulara böyle yaparız!
İşte suçlulara böyle yaparız!
Biz, suçlulara işte böyle yaparız.
Mürselât suresi, 19. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların!
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, geçmişten ders almayan yalancıların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Allahın ayetlerini ve peygamberlerini) yalan sayanların o gün vay haaline!
O gün; yalanlayanların vay haline.
(1-19) Birbiri ardınca/ üst üste gönderilenlere ve estikçe esenlere (rüzgarlar), y ayıldıkça yayılanlara (bulutlar) ayırdıkça ayıranlara, u yarı ya da özür amaçlı zikri bırakılanlara / ilga edilenlere , s ize söz verilen / vaad edilen, kesinlikle gerçekleşecektir / vuku bulacaktır. Yıldızlar söndüğü / silindiği vakit , g ök/sema yarıldığı/açıldığı/ ferç olduğu vakit , Dağlar savrulduğu vakit, Elçiler / Resuller toplandığı vakit, hangi güne kadar süre almışlardı / ertelenmişlerdi? Ayrışım gününe kadar (ertelenmişlerdi) Ayrışım günü nedir? Sana ne idrak ettirdi? O gün, yalanlayanların vay haline! Evvelkileri helak etmedik mi? Sonra onları, diğer arkadan gelenler i onların peşlerine taktırırız. Suçlulara / mücrimlere böyle yaparız. O gün yalanlayanların vay haline!
O gün vay yalanlayanların haline!
(Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Yalanlayanların o gün vay haline!
Mürselât suresi, 20. ayet. أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ
Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
Sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Sizin yaratılış sürecinizi basit ve zayıf bir sıvıdan başlatmadık mı?
Sizi basit bir sıvıdan yaratmadık mı,
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
(Ey insanlar!) Biz sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Sizi, özelliği olmayan bir sudan yaratmadık mı?
Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?
Sizi değersiz bir sudan/sıvıdan yaratmadık mı? dipnot 1
Sizi değersiz bir sudan yaratmadık mı?
Yaratmadık mı sizi hor bir sudan?
Yaratmadık mı sizi bir hakir sudan?
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?
Biz, sizi hakıyr bir sudan yaratmadık mı?
Sizi bayağı bir sudan, Biz yaratmadık mı?
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sizi adi bir sudan yaratmadık mı?
Sizi dayanıksız bir sudan/sıvıdan yaratmadık mı? dipnot 1
Sizi dayanıksız bir sudan yarattık dipnot 1 , değil mi?
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Mürselât suresi, 21. ayet. فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
(21, 22) Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
Ki Biz o sıvıyı (rahim gibi) sağlam bir karar mahallinde korumaya aldık;
(rahmin içinde) sağlam bir şekilde muhafaza ettiğimiz (bir sıvıdan),
Onu güvenli bir mekanda (rahimde) oluşturduk;
Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
İşte o suyu, sağlam bir yere yerleştirdik.
Sonra, onu, dayanıklı bir yere yerleştirdik.
- Sonra belli bir süreye kadar onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Ve sonra onu iyi korunan bir yere yerleştirmedik mi?
Ve sonra onu iyi korunan bir yere yerleştirmedik mi?
Onu güvenli bir yere (rahme) koyduk.
Kılıp da onu bir makarda temkin
Sonra onu korunaklı bir yere yerleştirdik.
Sonra onu korunaklı bir yere yerleştirdik.
Sonra onu korunaklı bir yere yerleştirdik.
Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Onu sağlam bir yerde tutub da,
Onu sağlam bir yere yerleştirdik.
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
Ve onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Onu sağlam bir karar yerine koyduk.
Sonra onu karar-ı mekin'de /yumurtaya ulaşmasına imkan veren yerde tuttuk dipnot 1 .
Sonra onu sağlam bir yere (ana rahmine) dipnot 1 yerleştirdik.
Ve suyu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Ve suyu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Onu dayanıklı karargahta tuttuk.
Mürselât suresi, 22. ayet. إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
(21, 22) Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
tabi ki önceden belirlenmiş bir süreye kadar...
önceden belirlenmiş bir süreyle?
Malum bir kadere kadar!
Belli bir süreye kadar;
Belli bir süreye kadar…
Bilinen bir süreye dek.
- Sonra belli bir süreye kadar onu sağlam bir yere yerleştirmedik mi?
Bilinen bir süreye kadar.
Bilinen bir süreye kadar.
Belirli bir vakte değin!
Ma'lum bir kadere değin
Belirlenen bir kadere dipnot 1 kadar.
Belirlenen bir süreye kadar.
Belirlenen bir süreye kadar.
Belli bir süreye kadar;
ma'lum bir vakta kadar.
Belli bir süreye kadar.
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
Belli bir süreye kadar.
Belli bir süreye kadar.
Belli bir ölçüye ulaşıncaya kadar dipnot 1 (orada tuttuk).
Belli bir süreye kadar orada kaldı.
Belli bir süreye kadar
Belli bir süreye kadar..
Bilinen bir ölçüye/süreye kadar.
Mürselât suresi, 23. ayet. فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ
Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!
(İşte bunları) bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Bütün bunları Biz takdir ettik; ve ne muhteşemdir Bizim takdirimiz!
Biz, (insanın yaratılışını) işte böyle gerçekleştirdik. Ne mükemmeldir Bizim (bir şeyi) gerçekleştirme kudretimiz!
Böylece biz takdir ettik! Ne güzel takdir edenleriz!
İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, biz ne güzel güç yetirenleriz.
Biz buna güç yetirmişizdir. Ve bizim gücümüz ne büyüktür!
Sonunda, ona, ölçülü bir biçim verdik. Biz, ne güzel biçim veririz.
Buna gücümüz yeter. Güç yetiren ne güzeldir!
Biz ölçtük, biçtik. Biz en iyi biçim verenleriz.
Biz ölçtük, biçtik. Biz en iyi biçim verenleriz.
Demek ki ölçmüşüz, demek ki Biz ne güzel güçlüleriz.
Demek ki ölçmüşüz, demek ki biz ne güzel kadiriz
Sonra takdir ettik, dipnot 1 ne güzel takdir edenleriz.
Sonra takdir ettik dipnot 1 , ne güzel takdir edenleriz.
Sonra biçim verdik, ne güzel biçim verenleriz.
İşte (buna) güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetirenleriz.
İşte biz (bunu) kudretimizle yapdık. Demek (biz) ne güzel kaadirler (iz)!
Bunu Biz takdir ettik, ne güzel takdir edenleriz Biz.
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
Buna gücümüz yeter. Ne güzel güç yetirenleriz.
Biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz.
Ölçüleri biz belirledik. Biz, ne güzel ölçülendireniz! dipnot 1
Ölçülerinizi orada belirledik dipnot 1 . Güzel ölçüler koyan biziz!
Buna gücümüz yetti. Ne güzel güç yetirenleriz
Buna gücümüz yetti. Ne güzel güç yetirenleriz.
Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Mürselât suresi, 24. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline (bu) hakikatı yalanlayanların!
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, yaratanını inkar edenlerin vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Kudretimizi) yalan sayanların vay o gün haaline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
O gün yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay başına o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 25. ayet. أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
(25, 26) Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
Değil mi ki yeryüzünü bir arada yaşama alanı yaptık;
Biz toprağı toplanma yeri yapmadık mı
Arzı bir toplanma yeri kılmadık mı?
Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Biz, yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?
- Biz yeryüzünü dirilerle ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü bir toplanma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Ve kılmadık mı Arzı bir tokat
Yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı?
Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Biz, yeri bir toplantı yeri yapmadık mı?
Biz; yeryüzünü toplantı mahalli kılmadık mı?
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?
Arz'ı toplanma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü bir arada olma yeri yapmadık mı? dipnot 1
Yeryüzünü toplanma ve kalma yeri yapmadık mı?
Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?
Yeryüzünü toplanma yeri kılmadık mı?
Yeri, bir toplanma zemini yapmadık mı?
Mürselât suresi, 26. ayet. أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا
(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
(25, 26) Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
(manen) diri (mü'min)ler ve ölü (kafir)ler için.
diriler ve ölüler için?
Diriler ve ölüler için!
Dirilere ve ölülere.
Dirilere ve ölülere.
Dirilere ve ölülere.
- Biz yeryüzünü dirilerle ölülere toplanma yeri yapmadık mı?
Yaşayanlar için, ölüler için...
Yaşayanlar için, ölüler için...
Gerek diriler gerekse ölüler için.
Gerekse diriler için gerekse emvat
Diriler ve ölüler için.
Diriler ve ölüler için.
Diriler ve ölüler için.
Dirilere ve ölülere.
Dirilere de, ölülere de.
Ölülere de, dirilere de.
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
Diri olanları da, ölü olanları da.
Diriler ve ölüler için.
Hem diriler hem de ölüler için... dipnot 1
Diriler ve ölüler için...
Dirilere ve ölülere.
Dirilere ve ölülere..
Diriler bakımından da ölüler bakımından da.
Mürselât suresi, 27. ayet. وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا
Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
Oraya sabit ağırlıklar koyduk dipnot 1 ve size tatlı sular içirdik.
Ve başı yüce heybetli dağlar var ettik; ve size billur gibi suları sebil ettik.
Onun üzerinde haşmetli, sarsılmaz dağlar meydana getirmedik mi ve size içmeniz için tatlı sular vermedik mi?
Orada yüksek (haşmetli, azametli) sabit dağlar oluşturduk ve size tatlı bir su içirdik.
Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Yeryüzünde haşmetli dağlar yarattık, sizlere tatlı sular içirdik.
Orada sarsılmaz yüksek dağlar yaptık ve size tatlı bir su içirdik.
Oraya sabit ve yüksek dağlar yerleştirmedik mi? Size tatlı sular içirmedik mi?
Üzerine yüksek dağlar yerleştirip size tatlı su içirmedik mi?
Üzerine yüksek dağlar yerleştirip size tatlı su içirmedik mi?
Ve orada, oturaklı yumru yumru dağlar oturtup size tatlı su sunmadık mı?
Ve oturdup da onda yumru yumru oturaklı dağlar, sunmadık mı size bir su (tatlı) bir furat
Orada oturaklı ağır baskılar yaptık. Size tatlı su içirdik.
Orada oturaklı ağır baskılar yaptık. Size tatlı su içirdik.
Orada yüksek sabit dağlar yaptık. Size tatlı su içirdik.
Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?
Orada sabit sabit, yüce yüce (dağlar) vücude getirmedik mi? Size tatlı bir su da içirmedik mi?
Orada yüksek ve sabit dağlar var edip tatlı sular içirmedik mi size?
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?
Orada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi?
Orada sabit ve yüce dağlar oluşturduk dipnot 1 . Size tatlı bir su verdik dipnot 2 .
Orada yüksek dağlar oluşturduk. Size tatlı sular içirdik, değil mi?
Orada yüksek dağlar yaratıp size tatlı su içirmedik mi?
Orada yüksek dağlar yaratıp, size tatlı su içirmedik mi?
Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış dağlar oluşturduk. Ve size tatlı bir su içirdik.
Mürselât suresi, 28. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline hakikati yalanlayanların!
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, Allah'ın nimetlerini yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Bu gibi ni'metleri) yalan sayanlarını o gün vay haaline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(20-28) Biz sizi basit / hakir bir sudan yaratmadık mı? Onu da (o suyu da) Belli bir kader / takdir, sınırlı süre boyunca sağlam bir yerde tutmadık mı? Evet biz takdir ettik. Ne güzel bir takdir ediciyiz. O gün yalanlayanların vay haline! Yeri / Arzı dirilere ve de ölülere bir arada kalma alanı yapmadık mı? Onda (arzda) sabit eler, yükseltiler yapmadık mı? Berrak içilebilir sudan size pay vermedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
O gün yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.