Diyanet İşleri
(O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.
Yûnus suresi · 54–60. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Yûnus suresi, 54. ayet. وَلَوْ أَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِى ٱلْأَرْضِ لَٱفْتَدَتْ بِهِۦ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
(O gün) zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir.
Haksızlık eden kişi yeryüzündeki (her şeye) sahip olsaydı (azaptan kurtulmak için) elbette onu fidye olarak verirdi. dipnot 1 Azabı gördüklerinde, pişmanlık gizlemiş (veya pişmanlıklarını açıklamış) dipnot 2 olacaklardır. Aralarında adaletle hükmedilecektir ve kendilerine haksızlık edilmeyecektir.
Bilinci ters dönmüş her birey, eğer yeryüzündeki her şey kendisinin olsa onu (Hesap Günü) kurtuluş akçesi olarak vermek isterdi. Onlar asıl pişmanlığı, kendilerini bekleyen azabı görünce yüreklerinin en derinlerinde yaşayacaklar. Ne ki onların aralarında herkese layık ilahi bir hakkaniyetle hükmolunacak; ve onlara hiç haksızlık yapılmayacak.
Haksızlık yapan herkes, dünyadaki her şey onun olsa, (o Gün) onu kurtulmak için fidye olarak verirdi. Ve (o zalimler kendilerini bekleyen) azabı görünce pişmanlıklarını gösterecek gücü (bile) kendilerinde bulamayacaklar. Yine de onlar hakkında adaletle yargıda bulunulacak; kendilerine zulmedilmeyecektir.
(Kendine) zulmetmiş her nefs (bilinç), eğer yeryüzünde bulunan her şeye sahip olsaydı, elbette onu fidye olarak vermek isterdi! Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını göstermeye halleri kalmaz! Aralarında hak ettikleriyle hükmolunmuştur. . . Hak ettiklerinin dışında bir şey yaşamazlar!
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
(O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder. Ve azabı gördükleri zaman için için yanarlar. Aralarında adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez.
Haksızlık yapan her benlik, yeryüzündeki şeylerin tümü kendisinin olsa, kurtulmalık olarak kesinlikle verirdi. Cezayı görünce de pişmanlığı içlerinde duyacaklardır. Ve aralarında adaletle yargı verilir; onlara haksızlık yapılmaz.
Zulmeden herkes, yeryüzündeki bütün servete sahip olsa azaptan kurtulmak için elbette onu feda eder ve azabı gördükleri zaman, için için yanarlar. Aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.
Zulmetmiş bir can yeryüzündeki her şeye sahip olsa, onu fidye olarak vermek isteyecektir. Azabı gördüklerinde derin pişmanlık duyacaklar. Adaletle yargılanacaklar ve onlara zulmedilmeyecektir.
Zulmetmiş bir can yeryüzündeki her şeye sahip olsa, onu fidye olarak vermek isteyecektir. Azabı gördüklerinde derin pişmanlık duyacaklar. Adaletle yargılanacaklar ve onlara zulmedilmeyecektir.
Zulmetmiş olan herkes bütün yeryüzüne malik olsaydı, azabı gördükleri zaman hepsi içten içe pişmanlık duyarak kendisini kurtarmak için onu feda ederdi; fakat aralarında hüküm adalet ile imza edilmiştir, hiçbirine zulmedilmez!
Zulmetmiş olan her nefis bütün Arzdakine malik olsa idi, azabı gördükleri vakıt hepsi içten içe nedamet ederek kendini kurtarmak için onu feda ederdi, fakat beynlerinde kaza, adalet ile imza edilmiştir, hiç birine zulmedilmez
Zulmedenler, yeryüzündekilerin tamamı kendilerinin olsaydı, kurtulmak için onları fidye olarak verirlerdi. Azabı gördükleri zaman içten bir pişmanlık duyarlar. Ancak aralarında hakkaniyetle dipnot 1 hüküm verilir ve haksızlığa uğratılmazlar.
Zulmedenler, yeryüzündekilerin tamamı kendilerinin olsaydı, kurtulmak için onları fidye olarak verirlerdi. Azabı gördükleri zaman içten bir pişmanlık duyarlar. Ancak aralarında hakkaniyetle dipnot 1 hüküm verilir ve haksızlığa uğratılmazlar.
Zulmedenler, yeryüzündekilerin tamamı kendilerinin olsaydı, kurtulmak için onları fidye olarak verirlerdi. Azabı gördükleri zaman içten bir pişmanlık duyarlar. Ancak aralarında hakkaniyetle dipnot 1 hüküm verilir ve haksızlığa uğratılmazlar.
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmedilmiştir.
Zulmeden herkes, eğer yerde bulunan (bütün) eşyaye malik olsaydı, (azabdan kurtulmak için) onu behemehal feda ederdi. Onlar azabı görünce peşimanlıklarını açıklarlar. (Ne çare ki) aralarında, kendilerine haksızlık yapılmaksızın, adaletle hüküm olunmuşdur.
Yeryüzünde bulunan her şey, nefsine zulmeden kimsenin olsaydı, onu fidye verirdi. Azabı gördükleri zaman içlerinde pişmanlık duyarlar. Halbuki onlar haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hükmolunmuştur.
(45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.
(O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder. Ve azabı gördükleri zaman için için yanarlar. Aralarında adaletle hükmolunur ve onlara zulmedilmez.
(O zaman), kendisine zulmeden her kişi, yeryüzünde ne varsa hepsi kendisinin olsaydı (azabdan kurtulmak için) onu fidye verirdi. Azabı gördükleri zaman, içlerinde pişmanlık duyarlar, aralarında adaletle hükmedilir, asla haksızlığa uğratılmazlar.
Yanlışa dalan herkes, azabı görüp içten içe pişman olunca yeryüzünün bütün mallarına sahip olsa kendini kurtarmak için onu tereddüt etmeden verir dipnot 1 . Aralarında hakka uygun hüküm verilir ve kimseye haksızlık edilmez dipnot 2 .
Yanlışlara dalmış her bir kişinin elinde yeryüzünün bütün malları olsa, o gün tereddüt etmeden fidye olarak verirler. Azabı görünce için için pişmanlık duyacaklardır. Aralarındaki yargılama hakka uygun şekilde yapılmış ve haksızlığa uğratılmamışlardır.
Zulmeden her nefis yeryüzündeki her şeyi fidye olarak vermek ister. Azabı gördüklerinde içten içe pişmanlık duyarlar. Oysa onlara zulmedilmeden aralarında adaletle hükmedilmiştir.
Zulmetmiş herkes yeryüzündeki her şeyi fidye olarak vermek ister.. Azabı gördüklerinde pişmanlık duyarlar. Oysa onlara zulmedilmeden aralarında adaletle hükmedilmiştir.
Zulmetmiş her benlik, yeryüzündekiler kendinin olsa, kurtulmak için tümünü fidye verecektir. Azabı gördüklerinde pişmanlığı ta içlerinde duyarlar. Aralarında adaletle hükmedilmiştir. Asla zulme uğratılmazlar!
Yûnus suresi, 55. ayet. أَلَآ إِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ أَلَآ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın va'di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.
Dikkat edin! Göklerde ve yerde olan her şey yalnızca Allah'a aittir. Dikkat edin! Allah'ın vaadi gerçektir fakat onların çoğu bilmez.
Unutmayın ki, göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'a aittir! Unutmayın ki, Allah'ın vaadi kesinlikle gerçekleşecek olan bir hakikattir: velakin onların çoğu bunun bilincinde değildir.
Dikkat edin! Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır! Dikkat edin! Allah'ın vaadi, başa gelmesinden şüphe edilmeyecek bir gerçektir; ne var ki, onların çoğu bunu bilmez!
Kesinlikle bilin ki, semalar ve arzda ne varsa, muhakkak ki Allah içindir (O'nun Esma'sının işaret ettiği manaların açığa çıkışıdır). Kesinlikle bilin ki Allah'ın bildirimi Hak'tır. . . Fakat onların çoğunluğu bilmezler.
Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Allah'ındır. Haberin olsun; şüphesiz Allah'ın va'di haktır; ancak onların çoğu bilmezler.
Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın vaadi haktır, fakat onların çoğu bilmez.
İyi bilin ki, göklerde ve yeryüzünde olan her şey, Allah'ın malıdır. İyi bilin ki, Allah'ın sözünü verdiği kesinlikle gerçektir. Fakat onların çoğu bilmez.
Bilesiniz ki, göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın vaadi haktır, fakat onların çoğu bilmez.
Göklerde ve yerde olanlar elbette ALLAH'ındır. ALLAH'ın sözü tamamıyla gerçektir; fakat onların çoğu bilmez.
Göklerde ve yerde olanlar elbette ALLAH'ındır. ALLAH'ın sözü tamamıyla gerçektir; fakat onların çoğu bilmez.
Uyan! Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Uyan! Allah'ın va'di muhakkak gerçektir; ne var ki çoğu bilmezler.
Uyan Göklerde ve Yerde ne varsa Allahındır, uyan Allahın va'di muhakkak haktır ve lakin ekserisi bilmezler
İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Yine iyi bilin ki, Allah'ın uyarısı gerçektir. Fakat onların çoğu bu gerçeği anlamıyor.
İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Yine iyi bilin ki, Allah'ın uyarısı gerçektir. Fakat onların çoğu bu gerçeği anlamıyor.
İyi bilin ki, gökte ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Yine iyi bilin ki, Allah'ın uyarısı gerçektir. Fakat onların çoğu bu gerçeği anlamamaktadırlar.
Haberin olsun, göktekilerin ve yerdekilerin tümü gerçekten Tanrı'nındır. Haberin olsun; şüphesiz Tanrı'nın va'di haktır ancak onların çoğu bilmezler.
Haberiniz olsun ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi şüphesiz Allahındır. Haberiniz olsun ki Allahın va'di şeksiz bir hakdır. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
Dikkat edin, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Dikkat edin, Allah'ın vaadi şüphesiz bir gerçektir. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.
(45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.
Bilesiniz ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Yine bilesiniz ki, Allah’ın vaadi haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez.
İyi bil ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. İyi bil ki Allah'ın va'di gerçektir, fakat çokları bilmiyorlar.
İyi bilin ki, göklerde ve yerde olan her şey Allah'ındır dipnot 1 . Şunu da bilin ki Allah'ın vaadi gerçektir. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmiyor dipnot 2 .
Bilin ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Yine bilin ki Allah'ın tehdidi gerçekleşecektir ama onların çoğu bunu bilmezler.
İyi bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. İyi bilin ki, Allah’ın vaadi haktır. Fakat onların çoğu bilmez.
-İyi bilin ki, göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İyi bilin ki, Allah'ın vaadi haktır. Fakat onların çoğu bilmez.
Gözünüzü açın, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır! Gözünüzü açın, Allah'ın vaadi haktır! Ama onların çokları bilmiyorlar.
Yûnus suresi, 56. ayet. هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
O, diriltir ve öldürür; ancak O'na döndürüleceksiniz.
O, diriltir, öldürür; yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
O'dur hayatı ve ölümü yaratan; nihayet sonunda dönüp dolaşıp varacağınız yer O'nun huzurudur.
Hayatı bahşeden ve ölümü takdir eden O'dur; ve sonunda hepiniz O'na dönmek zorundasınız.
"HU"! Diriltir ve öldürür! O'na rücu edeceksiniz (Hakikatinizin, Esma'sıyla yaratılmış olduğunu Hakk-el yakin yaşayacaksınız)!
O, diriltir ve öldürür. Ve O'na döndürüleceksiniz.
O hem diriltir hem de öldürür ve yalnız O’na döndürüleceksiniz.
O, yaşam verir ve öldürür. Zaten O'na döndürüleceksiniz.
O, hem diriltir, hem de öldürür ve yalnız O'na döndürüleceksiniz.
O diriltir ve öldürür. O'na döndürüleceksiniz.
O diriltir ve öldürür. O'na döndürüleceksiniz.
O hem diriltir, hem de öldürür ve hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz!
O hem diriltir hem öldürür ve hep döndürülüb ona götürüleceksiniz
Dirilten de öldüren de O'dur. Ve O'na döndürüleceksiniz.
Dirilten de öldüren de O'dur. Ve O'na döndürüleceksiniz.
Dirilten de öldüren de O'dur. Ve O'na döndürüleceksiniz.
O, diriltir ve öldürür. Ve O'na döndürüleceksiniz.
O, hem diriltir, hem öldürür. (Hepiniz) ancak Ona döndürüleceksiniz.
Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döneceksiniz.
(45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.
Dirilten ve öldüren O’dur. O’na döndürüleceksiniz!
O, yaşatır, öldürür ve siz O'na döndürülüp götürüleceksiniz.
O, hem hayat verir hem de öldürür dipnot 1 . Onun huzuruna çıkarılacaksınız dipnot 2 .
Hayat veren de O'dur; alan da O. Hepiniz O'na döndürüleceksiniz.
Dirilten ve öldüren O’dur. O’na döndürüleceksiniz!
Dirilten ve öldüren O'dur. O'na döndürüleceksiniz!
O, hayat verir, O öldürür. O'na döndürüleceksiniz.!
Yûnus suresi, 57. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَآءٌ لِّمَا فِى ٱلصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifa ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet (olan Kur'an) geldi.
Ey insanlar! Elbette size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerdeki (kalplerdeki inançsızlığa) bir şifa, dipnot 1 müminler için bir rehber ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlık! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde oluşabilecek her tür (manevi hastalık) için bir şifa; inananlar için de bir yol haritası ve bir rahmet gelmiştir.
Ey insanlar! İşte Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olabilecek her türlü (darlık ve hastalık) için bir şifa ve (O'na) inanan herkes için hidayet ve rahmet gelmiş bulunuyor.
Ey insanlar! Size, Rabbinizden bir öğüt, içinizde olan (şuur) için bir şifa (sağlıklı düşünme ilacı), iman edenler için bir hüda (hakikatlerine erdirici rehber) ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi.
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerdeki (dert ve sıkıntılar) için bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmişir.
Ey insanlar! Efendinizden, size bir öğüt, gönüllere onma, inananlara da yol gösteren ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, sinelerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
Ey halk, Efendinizden size bir öğüt, gönülleri sıkan her şeye karşı bir şifa, iman edenlere bir yol gösterici ve bir rahmet gelmiş bulunuyor. dipnot 1
Ey halk, Rabbinizden size bir öğüt, gönülleri sıkan her şeye karşı bir şifa, inananlara bir yol gösterici ve bir rahmet gelmiş bulunuyor.
Ey insanlar, işte size Rabbinzden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi.
Ey insanlar işte size rabbınızdan bir mev'ıza ve gönüller derdine bir şifa, ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi
Ey insanlar! Rabb'inizden size bir öğüt; göğüslerde olana bir şifa, Mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlar! Rabb'inizden size bir öğüt; göğüslerde olana bir şifa, Müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlar! Rabb'inizden size bir öğüt; göğüslerde olana bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlar, rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve inançlılar için bir hidayet ve rahmet geldi.
Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüd, gönüllerde olan (derd) lere bir şifa, mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmişdir.
Ey insanlar; size Rabbınızdan bir öğüt, gçğüslerde olana bir şifa, mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
(45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerdeki (şüphe ve sıkıntılar) için bir şifa ve Müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüt, göğüslerde olan(sıkıntılar)a şifa ve inananlara bir yol gösterici ve rahmet gelmiştir.
Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt dipnot 1 , göğüslerinizde olana şifa dipnot 2 , inanıp güvenenler için bir rehber ve ikram dipnot 3 (olan kitap) gelmiştir.
Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerde olana şifa dipnot 1 , inanıp güvenenler için bir rehber ve ikram (olan Kitap) gelmiştir.
Ey İnsanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olana bir şifa, hidayet ve müminler için bir rahmet gelmiştir.
-Ey İnsanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olana bir şifa, kılavuz ve müminler için bir rahmet gelmiştir.
Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet geldi.
Yûnus suresi, 58. ayet. قُلْ بِفَضْلِ ٱللَّهِ وَبِرَحْمَتِهِۦ فَبِذَٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا۟ هُوَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
De ki: "Ancak Allah'ın lütuf ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır."
De ki: "Ancak Allah'ın lütfu ve merhametiyle, işte bunlarla sevinsinler! Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır."
Söyle (onlara): Allah'ın ihsanı ve rahmetiyle, evet işte bunlarla sevinsinler artık; (ki) bu onların tüm birikimlerinden daha hayırlıdır.
Söyle (onlara), Allah'ın bu cömertliği ve rahmetiyle işte böylece sevinsinler: (sevinsinler ki,) bu onların toplayıp biriktirdiği her şeyden daha üstün, daha iyidir!
De ki: "Allah fazlı olarak ve O'nun rahmetiyle, işte onunla (yukarıda sayılanlarla) sevinip ferahlasınlar (boş ve geçici zevklerle değil)!. . O (rahmet ile yaşanası şeyler), onların topladıklarından (dünyalıklardan) daha hayırlıdır. "
De ki: "Allah'ın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır."
De ki: Ancak Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.
De ki: "Allah'ın lütfu ve O'nun rahmetiyle, işte artık sevinsinler!" Bu, onların toplayıp biriktirdiklerinden daha iyidir.
Söyle onlara, Allah'ın bu lütfu ve rahmetiyle sevinsinler. Bu, onların toplayıp biriktirdiği her şeyden daha üstündür.
De ki: "Sadece, ALLAH'ın lütfu ve rahmetiyle sevinsinler. Bu, topladıkları her şeyden daha hayırlıdır."
De ki, 'Sadece, ALLAH'ın lütfu ve rahmetiyle sevinsinler. Bu, topladıkları herşeyden daha hayırlıdr.'
De ki: "Allah'ın lütfuyla, rahmetiyle; yalnızca O'nunla sevinç duyun! O, onların toplayıp durduklarından hayırlıdır!"
De ki: Allahın fadlile, rahmetile, ancak onunla artık ferahlanın, o onların toplayıb durduklarından hayırlıdır
De ki: "Allah'ın fazlı dipnot 1 ve rahmetiyle gönül huzuruna kavuşsunlar. Bu onların toplayıp biriktirdiklerinden daha hayırlıdır."
De ki: "Allah'ın fazlı dipnot 1 ve rahmetiyle gönül huzuruna kavuşsunlar. Bu onların toplayıp biriktirdiklerinden daha hayırlıdır."
De ki: "Allah'ın fazlı dipnot 1 ve rahmetiyle rahata ersinler. Bu onların toplayıp biriktirdiklerinden daha hayırlıdır."
De ki: "Tanrı'nın bol ihsanıyla (fazlıyla) ve rahmetiyle, yalnız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıp yığmakta olduklarından hayırlıdır."
De ki: "Ancak Allahın fazl (-u keremi) ile, rahmetiyle, işte yalınız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıb durdukları (bütün dünyalıklar) ından hayırlıdır".
De ki: Bunlar Allah'ın lütfu ve rahmeti iledir. Sadece bunlarla sevinsinler. O, bütün toplayıp yığdıklarından daha hayırlıdır.
(57-70) Ey insanlar sizlere muhakkak ki bir öğüt / bir vaaz, göğüslerde olana / kalplere bir şifa geldi, O, iman edenlere bir yol göstericidir ve esirgemedir / rahmettir. De ki Allah ’ın zenginliğinden / fazlından ve onun rahmetinden dolayı işte bu nedenle artık rahatlayın / ferahlayın, O, Allah’ın fazlı, tüm topladıkları / biraraya getirdikleri şeylerden hayırlıdır. De ki Allah’ın size rızık olarak indirdiklerin i gördünüz de mi onlardan helal ve haram yap tınız, de ki Allah, size izin mi verdi yahut O’na iftira mı e diyorsunuz? Allaha yalan yere iftira atanlar kalkış gününü / kıyamet gününü ne sanıyorlar? Kesinlikle Allah , İnsanlar üzerinde maddi ve manevi zenginliği / fazlı vardır ve lakin onların çoğunluğu teşekkür etmiyorlar. Her ne ile meşgul olsan, Kurandan her ne yi sözlü olarak okursan / tilavet edersen, bizim izin verdiğimiz ve sizin yapmaya odaklandığınız her ne varsa, biz sizlere şahit oluruz, zerre miktar da olsa yahut ondan daha küçük veya ondan daha büyük, yeryüzünde ve de semada her ne varsa Rabbin den kaçamaz, ayrıca apaçık bir kitaptadır. Dikkat edin! Allah’ın dostlarına korku da hüzün de yoktur, ki onlar iman ettiler ve sakınan oldular, onlara dünyada da ahirette de müjde vardır , Allah'ın kelimesinin yerine bir başka kelime koyamazsınız işte bu büyük başarı dır. Onların sözlerine hüzünlenme, şanın / şöhretin / izzetin hepsi Allah ’ındır O, işitendir ve bilendir. Dikkat edin! semalarda ve arzda kim varsa hepsi Allah’ındır. (Semalarda başka birileri de mi var?) Allah’tan başka ortak olarak dua edilenlere uyanlar / tabi olanlar ancak sandıkları şeylere uyuyorlar / zanna uyarlar, onlar sadece saçmalıyorlar. O ki size, içinde sakinlemeniz için geceyi ve görmek için gündüzü yapandır , işiten bir kavim için elbet bunda ayetler vardır. Dediler ki Allah evlat edindi, O üstündür, O zengindir , semalarda ve arzda ne varsa (tüm evlatlar dahil) O’nundur, s izin yanınızda bunu ispatlayıcı bir delil dayanağı / bir sultan var mı ki Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylüyorsunuz? De ki yalanı Allaha iftira edenler kurtuluşa eremezler. Dünyada geçim / tüketim var, sonra gerisin geri dönüşleri bizedir, sonra da etkili / şiddetli bir işkenceyi / azabı onlara, inkâr etmelerinden dolayı tattırırız.
De ki: Ancak Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır.
De ki: "Allah'ın lutfiyle, rahmetiyle (evet) ancak onunla ferahlansınlar. O onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."
De ki: (Kur'an'ın gelişi) Allah'ın lütfu, iyilik ve ikramıyladır. Bununla sevinsinler. Bu, onların biriktirebileceği her şeyden daha hayırlıdır.
"Onlara, Allah'ın lütfunu ve ikramını anlat; içleri onunla rahatlasın. Bu, onların biriktirdiği her şeyden değerlidir."
De ki: Bunlar, Allah’ın fazlı ve O’nun rahmetiyledir. İşte buna sevinsinler. Bu onların biriktirdiklerinden hayırlıdır.
De ki: -Bunlar, Allah'ın fazlı ve O'nun rahmetiyledir. İşte buna sevinsinler. Bu onların biriktirdiklerinden hayırlıdır.
De ki: "Allah'ın lütfuyla, O'nun rahmetiyle, sadece onunla sevinip ferahlasınlar! O, onların toplayıp yığdıklarından hayırlıdır."
Yûnus suresi, 59. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ لَكُم مِّن رِّزْقٍ فَجَعَلْتُم مِّنْهُ حَرَامًا وَحَلَٰلًا قُلْ ءَآللَّهُ أَذِنَ لَكُمْ أَمْ عَلَى ٱللَّهِ تَفْتَرُونَ
De ki: "Allah'ın size indirdiği; sizin de, bir kısmını helal, bir kısmını haram kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?" De ki: "Bunun için Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Allah'ın size indirdiği rızıktan (bir kısmını) helâl, (bir kısmını da) haram kıldığınızı gördünüz mü?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" dipnot 1
Sor (onlara): "Ya Allah'ın sizin yararlanmanız için ikram ettiği, sizin de (keyfi olarak) bir kısmını haram bir kısmını helal saydığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?" De ki: "Size Allah mı izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Hiç Allah'ın sizin için rızık olarak indirdiği şeyler üzerinde düşündünüz mü? O rızıklar ki, bir kısmını yasaklıyor, bir kısmını da meşru görüyorsunuz". De ki: "(Böyle yapmanız konusunda) size Allah mı izin verdi; yoksa (düpedüz) kendi tahminlerinizi mi Allah'a yakıştırıyorsunuz?"
De ki: "Düşündünüz mü, Allah'ın sizin için rızıktan inzal ettiğini ki ondan bir kısmını haram, bir kısmını da helal kıldınız". . . De ki: "Allah size izin mi verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Allah'ın sizin için indirdiği sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan, haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah hakkında yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?"
(Ey Muhammed!) De ki: Biliyor musunuz, Allah'ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helâl, bir kısmını da haram kıldınız?De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?
De ki: "Allah'ın size yiyecek olarak indirdiklerinin bir bölümünü yasakladığınızın, bir bölümünü de helal yaptığınızın ayırdında mısınız?" De ki: "Allah, size izin mi verdi; yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Ne oldu size de, Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram bir de helal yaptınız?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "ALLAH'ın size indirdiği rızıkların bir kısmını helal, bir kısmını da haram ettiğinizi görmez misiniz?" De ki: "ALLAH mı size izin verdi, yoksa ALLAH'a iftira mı ediyorsunuz?" dipnot 1
De ki, 'ALLAH'ın size indirdiği rızıkların bir kısmını helal, bir kısmını da haram ettiğinizi görmez misiniz?' De ki, 'ALLAH mı size izin verdi, yoksa ALLAH'a iftira mı ediyorsunuz?'
De ki: "Baksanıza Allah sizin için rızık olarak neler indirdi de siz ondan bir kısmını haram, bir kısmını da helal yaptınız!" De ki: "Size Allah mı izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki baksanıza! Allah sizin için rızk olarak neler indirdi de siz ondan bir haram, bir halal yaptınız, size, de: Allah mı izin verdi? Yoksa Allaha iftira mı ediyorsunuz?
De ki: "Allah'ın size rızık olarak indirdiklerinin bir kısmını helal, bir kısmını haram yaptığınızı dipnot 1 görmüyor musunuz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Allah'ın size rızık olarak indirdiklerinin bir kısmını helal, bir kısmını haram yaptığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" dipnot 1
De ki: "Allah'ın size rızık olarak indirdiklerinin bir kısmını helal, bir kısmını haram yaptığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" dipnot 1
De ki: "Tanrı'nın sizin için indirdiği, sizin bir kısmını haram ve helal kıldığınız rızıktan haber var mı? Söyler misiniz?" De ki: "Tanrı mı size izin verdi, yoksa Tanrı hakkında yalan uydurup ittira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Allahın size indirib de (kendi kendinize) ondan (kimini) haram, (kimini) halal yapdığınız rızıkdan ne haber? Söyleyin bana?" De ki: "Allah mı size izin verdi de (öyle yapdınız), yoksa Allaha iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: Allah'ın size gönderdiği, sizin de bazılarını haram, bazılarını da helal kıldığınız rızıklar hakkında ne dersiniz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?
(57-70) Ey insanlar sizlere muhakkak ki bir öğüt / bir vaaz, göğüslerde olana / kalplere bir şifa geldi, O, iman edenlere bir yol göstericidir ve esirgemedir / rahmettir. De ki Allah ’ın zenginliğinden / fazlından ve onun rahmetinden dolayı işte bu nedenle artık rahatlayın / ferahlayın, O, Allah’ın fazlı, tüm topladıkları / biraraya getirdikleri şeylerden hayırlıdır. De ki Allah’ın size rızık olarak indirdiklerin i gördünüz de mi onlardan helal ve haram yap tınız, de ki Allah, size izin mi verdi yahut O’na iftira mı e diyorsunuz? Allaha yalan yere iftira atanlar kalkış gününü / kıyamet gününü ne sanıyorlar? Kesinlikle Allah , İnsanlar üzerinde maddi ve manevi zenginliği / fazlı vardır ve lakin onların çoğunluğu teşekkür etmiyorlar. Her ne ile meşgul olsan, Kurandan her ne yi sözlü olarak okursan / tilavet edersen, bizim izin verdiğimiz ve sizin yapmaya odaklandığınız her ne varsa, biz sizlere şahit oluruz, zerre miktar da olsa yahut ondan daha küçük veya ondan daha büyük, yeryüzünde ve de semada her ne varsa Rabbin den kaçamaz, ayrıca apaçık bir kitaptadır. Dikkat edin! Allah’ın dostlarına korku da hüzün de yoktur, ki onlar iman ettiler ve sakınan oldular, onlara dünyada da ahirette de müjde vardır , Allah'ın kelimesinin yerine bir başka kelime koyamazsınız işte bu büyük başarı dır. Onların sözlerine hüzünlenme, şanın / şöhretin / izzetin hepsi Allah ’ındır O, işitendir ve bilendir. Dikkat edin! semalarda ve arzda kim varsa hepsi Allah’ındır. (Semalarda başka birileri de mi var?) Allah’tan başka ortak olarak dua edilenlere uyanlar / tabi olanlar ancak sandıkları şeylere uyuyorlar / zanna uyarlar, onlar sadece saçmalıyorlar. O ki size, içinde sakinlemeniz için geceyi ve görmek için gündüzü yapandır , işiten bir kavim için elbet bunda ayetler vardır. Dediler ki Allah evlat edindi, O üstündür, O zengindir , semalarda ve arzda ne varsa (tüm evlatlar dahil) O’nundur, s izin yanınızda bunu ispatlayıcı bir delil dayanağı / bir sultan var mı ki Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylüyorsunuz? De ki yalanı Allaha iftira edenler kurtuluşa eremezler. Dünyada geçim / tüketim var, sonra gerisin geri dönüşleri bizedir, sonra da etkili / şiddetli bir işkenceyi / azabı onlara, inkâr etmelerinden dolayı tattırırız.
(Ey Muhammed!) De ki: "Biliyor musunuz, Allah'ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helâl, bir kısmını da haram kıldınız?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Gördünüz mü, Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerin bir kısmını haram ve bir kısmını helal yaptınız." De ki: "Allah mı size böyle izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: "Allah'ın size rızık olarak neler indirdiğini hiç düşündünüz mü? Tutup onlardan bir kısmını haram, bir kısmını helal saydınız." De ki: "Size bu izni Allah mı verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz dipnot 1 ?"
De ki "Allah'ın size indirdiği her bir rızkı düşündünüz mü? Siz onu helal, haram diye sınıflandırıyorsunuz." De ki "Bunu size Allah mı bildirdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
De ki: Allah’ın size indirdiği rızıkların bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görüyor musunuz? De ki: Size Allah mı izin verdi? Yoksa Allah hakkında yalan mı uyduruyorsunuz?
De ki: -Allah'ın size indirdiğinin bir kısmını haram, bir kısmını helal kıldığınızı görüyor musunuz? De ki: -Size Allah mı izin verdi; yoksa Allah hakkında yalan mı uyduruyorsunuz?
De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
Yûnus suresi, 60. ayet. وَمَا ظَنُّ ٱلَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّ ٱللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلنَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ
Allah'a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkardır, fakat onların çoğu (O'nun nimetlerine) şükretmezler.
Allah'a yalan uyduranların kıyamet günü hakkındaki kanaati nedir? Şüphesiz ki Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
İmdi, uydurdukları bu yalanı Allah'a isnat edenler, acaba Kıyamet Günü ne (cevap vereceklerini) düşünüyorlar? Şu kesin ki Allah insanları sınırsız lutfuna muhatap kılmıştır; ve fakat onların çoğu şükretmezler.
Peki, bu kendi yalanlarını Allah'a yakıştıranlar, Kıyamet Günü (başlarına gelecek olan) hakkında acaba ne düşünüyorlar? Gerçek şu ki, Allah insanlara karşı sınırsız cömertlik göstermektedir; ama (ne yazık ki) onların çoğu şükrünü bilmez.
Allah hakkında yalan söyleyerek iftira edenler, kıyamet sürecini ne sanıyorlar? Muhakkak ki Allah insanlara lütuf sahibidir. . . Fakat onların çoğunluğu şükretmezler (bunu Allah nimetine layık şekilde değerlendirmezler).
Allah hakkında yalan uydurup iftira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.
Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü (âkıbetleri) hakkındaki kanaatleri nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
Allah hakkında yalanlar söyleyerek iftira edenler, Yeniden Yaratılış Günü hakkında ne düşünüyorlar? Kuşkusuz, Allah, doğal olarak, İnsanlara Karşı Lütuf Sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmez.
Yalanı Allah'a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar? Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çoğu şükretmiyor.
ALLAH adına yalan uyduranlar diriliş gününü düşünmezler mi? ALLAH insanlara karşı bol lütuf sahibidir; ancak onların çoğu şükretmez.
ALLAH adına yalan uyduranlar diriliş gününü düşünmezler mi? ALLAH insanlara karşı bol lütuf sahibidir; ancak onların çoğu şükretmez.
Yalanı Allah'a iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar? Muhakkak Allah insanlara karşı lütuf sahibidir, ancak çoğu bunu bilmezler.
Yalanı Allaha iftira edenler kıyamet gününü ne zannediyorlar? Her halde Allah insanlara karşı bir lutuf sahibidir, lakin ekserisi bilmezler
Allah'a karşı yalan uyduranlar, kıyamet gününü ne sanıyorlar? Doğrusu Allah, insanlara karşı bol bağış sahibidir. Ancak onların çoğu yine de şükretmezler.
Allah'a karşı yalan uyduranlar, kıyamet gününü ne sanıyorlar? Doğrusu Allah, insanlara karşı bol bağış sahibidir. Ancak onların çoğu yine de şükretmezler.
Allah'a karşı yalan uyduranlar, kıyamet gününü ne sanıyorlar? Doğrusu Allah, insanlara karşı bol bağış sahibidir. Ancak onların çoğu yine de şükretmezler.
Tanrı hakkında yalan uydurup ittira edenlerin kıyamet günü zanları nedir? Şüphesiz Tanrı, insanlara karşı büyük ihsan (fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler.
Allaha karşı yalan Uydurmakda devam edenlerin kıyamet günü (hakkındaki) zanları nedir? Şübhesiz ki Allah insanlara fazl (-u kerem) saahibidir. Fakat onların çoğu (bu nimete) şükretmezler.
Allah'a karşı yalan uyduranlar, kıyamet gününü ne sanıyorlar? Doğrusu Allah, insanlar hakkında lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
(57-70) Ey insanlar sizlere muhakkak ki bir öğüt / bir vaaz, göğüslerde olana / kalplere bir şifa geldi, O, iman edenlere bir yol göstericidir ve esirgemedir / rahmettir. De ki Allah ’ın zenginliğinden / fazlından ve onun rahmetinden dolayı işte bu nedenle artık rahatlayın / ferahlayın, O, Allah’ın fazlı, tüm topladıkları / biraraya getirdikleri şeylerden hayırlıdır. De ki Allah’ın size rızık olarak indirdiklerin i gördünüz de mi onlardan helal ve haram yap tınız, de ki Allah, size izin mi verdi yahut O’na iftira mı e diyorsunuz? Allaha yalan yere iftira atanlar kalkış gününü / kıyamet gününü ne sanıyorlar? Kesinlikle Allah , İnsanlar üzerinde maddi ve manevi zenginliği / fazlı vardır ve lakin onların çoğunluğu teşekkür etmiyorlar. Her ne ile meşgul olsan, Kurandan her ne yi sözlü olarak okursan / tilavet edersen, bizim izin verdiğimiz ve sizin yapmaya odaklandığınız her ne varsa, biz sizlere şahit oluruz, zerre miktar da olsa yahut ondan daha küçük veya ondan daha büyük, yeryüzünde ve de semada her ne varsa Rabbin den kaçamaz, ayrıca apaçık bir kitaptadır. Dikkat edin! Allah’ın dostlarına korku da hüzün de yoktur, ki onlar iman ettiler ve sakınan oldular, onlara dünyada da ahirette de müjde vardır , Allah'ın kelimesinin yerine bir başka kelime koyamazsınız işte bu büyük başarı dır. Onların sözlerine hüzünlenme, şanın / şöhretin / izzetin hepsi Allah ’ındır O, işitendir ve bilendir. Dikkat edin! semalarda ve arzda kim varsa hepsi Allah’ındır. (Semalarda başka birileri de mi var?) Allah’tan başka ortak olarak dua edilenlere uyanlar / tabi olanlar ancak sandıkları şeylere uyuyorlar / zanna uyarlar, onlar sadece saçmalıyorlar. O ki size, içinde sakinlemeniz için geceyi ve görmek için gündüzü yapandır , işiten bir kavim için elbet bunda ayetler vardır. Dediler ki Allah evlat edindi, O üstündür, O zengindir , semalarda ve arzda ne varsa (tüm evlatlar dahil) O’nundur, s izin yanınızda bunu ispatlayıcı bir delil dayanağı / bir sultan var mı ki Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylüyorsunuz? De ki yalanı Allaha iftira edenler kurtuluşa eremezler. Dünyada geçim / tüketim var, sonra gerisin geri dönüşleri bizedir, sonra da etkili / şiddetli bir işkenceyi / azabı onlara, inkâr etmelerinden dolayı tattırırız.
Allah’a karşı yalan uyduranların, kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, fakat onların çoğu (O’nun nimetlerine) şükretmezler.
Allah'a yalan uyduranların kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Muhakkak ki Allah, insanlara karşı lutuf sahibidir, ama çokları şükretmiyorlar.
Kendi yalanlarını Allah'a mal edenler, kıyamet /mezardan kalkış dipnot 1 gününü ne sanıyorlar dipnot 2 ? Allah kesinlikle insanlara karşı lütuf sahibidir; ama onların çoğu şükretmez /görevlerini yerine getirmez dipnot 3 .
Bir yalanı Allah'a atfedenler, (mezardan) kalkış gününü ne sanıyorlar? Şurası bir gerçek ki Allah'ın insanlara ikramı çoktur ama onların çoğu görevlerini yerine getirmezler
Allah hakkında yalan uyduranların kıyamet gününü hakkında ki zanları nasıldır? Şüphesiz Allah insanlara karşı bol ihsan sahibidir fakat, insanların çoğu şükretmezler.
Allah hakkında yalan uyduranlar kıyamet gününü ne zannettiler? Şüphesiz Allah insanlara karşı bol ihsan sahibidir fakat, insanların çoğu şükretmezler.
Yalanı Allah'a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar? Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları şükretmiyorlar.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.