Zâriyât suresi · 38–46. ayetler

Mûsâ, Âd, Semûd ve Nûh kavimleri

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Zâriyât suresi, 38. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 38. ayet. وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    Musa kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

    Mehmet Okuyan

    Musa'da da (dersler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    Aynı (mesaj) Musa kıssasında da var: Hani Biz onu açık ara muktedir kılan bir güçle Firavun'a göndermiştik.

    Muhammed Esed

    Musa (ile Firavun kıssasın)da da (aynı mesajı verdik; çünkü) Biz o'nu Firavun'a açık bir otorite ile göndermiştik,

    Ahmed Hulusi

    Musa'da da. . . Hani Onu Firavun'a apaçık bir delil olarak irsal etmiştik.

    Ali Bulaç

    Musa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani Biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik;

    Ali Özek ve heyeti

    Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

    Ali Rıza Safa

    Ya Musa? Onu, apaçık bir kanıtla Firavun'a gönderdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Musa'nın başından geçen olaylarda da dersler vardır. Onu apaçık bir delil ile Firavun'a gönderdik.

    Edip Yüksel

    Musa'da da (bir ders vardır). Onu Firavuna apaçık bir delil ile göndermiştik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Musa'da da (bir ders vardır). Onu Firavun'a apaçık bir delil ile göndermiştik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de Musa'da (ibret verici deliller vardır) ki, onu açık bir delille Firavun'a gönderdik de,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de Musa da: ki onu bir sultan-ı mübin ile Fir'avne gönderdik de

    Gültekin Onan

    Musa (olayın)da da (düşündürücü ayetler vardır). Hani biz onu açık bir delille Firavun'a göndermiştik;

    Hasan Basri Çantay

    Musa (nin kıssasın) da da (ibret vardır). Hani onu apaçık bir hüccetle Fir'avne göndermişdik de,

    İbni Kesir

    Musa'da da. Hani onu, apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Mûsâ (kıssasında da ibret vardır). Hani biz, onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.

    Süleyman Ateş

    Musa'da da (ibret alınacak şeyler vardır). Onu açık bir delil ile Fir'avn'e göndermiştik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir de Musa var. Onu açık bir delil (mucize) ile Firavun'a elçi gönderdik.

    Şaban Britch

    Apaçık bir delil ile Firavun’a gönderdiğimiz Musa'nın (kıssasında ibretler) vardır.

    Şaban Piriş

    Apaçık bir belge ile Firavun'a gönderdiğimiz Musa'da da vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Musa'da da. Biz onu açık bir kanıtla Firavun'a gönderdik.

  2. Zâriyât suresi, 39. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 39. ayet. فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

    Diyanet İşleri

    O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi.

    Mehmet Okuyan

    (Firavun), ordusuyla birlikte yüz çevirmiş, "O bir büyücüdür veya bir cinlenmiştir!" demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat o iktidarına güvenerek (Musa'ya) karşı çıkmış, üstelik "O, ya bir büyücü ya da bir delidir" demişti.

    Muhammed Esed

    o zaman (Firavun) kudretinden (dolayı böbürlenerek) karşı koymuştu ve "(Bu Musa) bir büyücü veya bir delidir!" demişti;

    Ahmed Hulusi

    Erkanı ile birlikte yüz çevirdi ve dedi ki: "Bir büyücü yahut mecnun!"

    Ali Bulaç

    Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.

    Ali Özek ve heyeti

    Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: «O, bir büyücüdür veya bir delidir» demişti.

    Ali Rıza Safa

    Yine de gücüne güvenerek yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ya büyücü ya da deli!"

    Bayraktar Bayraklı

    Firavun ve yandaşları yüz çevirdi. Firavun, "Bu, bir büyücüdür veya delidir" dedi.

    Edip Yüksel

    Erkanıyla birlikte yüz çevirdi ve "Ya bir büyücüdür, ya da bir deli" dedi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Erkanıyla birlikte yüz çevirdi ve 'Ya bir büyücüdür, ya da bir deli,' dedi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    o bütün kuvvetiyle tersine gitti: "Bu bir sihirbaz veya delidir!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O bütün kuvvetiyle tersine gitti: sahir veya mecnun, dedi

    Erhan Aktaş

    Ancak Firavun yüz çevirdi. "O bir sihirbaz veya delidir." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ancak Firavun yüz çevirdi. "O bir sihirbaz veya delidir." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ancak Firavun taraftarlarıyla birlikte yüz çevirdi. "O bir sihirbaz veya delidir." dedi.

    Gültekin Onan

    Fakat o, 'Bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi.

    Hasan Basri Çantay

    O, ordusiyle birlikde (imandan) yüz çevimiş, (onun hakkında) "Ya bir sihirbazdır, yahud bir mecnundur" demişdi.

    İbni Kesir

    O, erkanı ile birlikte yüz çevirmiş; ya bir büyücü, ya da bir delidir, demişti.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Firavun, bütün (kişisel ve askeri) gücüyle yüz çevirmiş ve: "Bu, ya bir büyücü veya bir delidir." demişti.

    Süleyman Ateş

    (Fir'avn ona) Yanını çevirdi ve: "Bu, ya büyücü veya cinlidir" dedi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Firavun ve çevresi ona yakınlık göstermedi: "Ya büyücü, ya da cinlerin etkisine girmiş biri" dediler.

    Şaban Britch

    Firavun, askerleriyle birlikte yüz çevirmiş ve: "Bu, ya bir sihirbaz veya bir delidir" demişti.

    Şaban Piriş

    Firavun, askerlerine güvenerek yüz çevirmiş ve: -Bu ya bir sihirbaz veya bir delidir, demişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O tüm gücüyle/tüm seçkin adamlarıyla birlikte yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Bir büyücü yahut mecnun."

  3. Zâriyât suresi, 40. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 40. ayet. فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

    Mehmet Okuyan

    Onu da ordularını da yakalayıp denizde boğmuştuk; bu sırada kendini kınayıp duruyordu. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Yûnus 10:90-91. ayetlerle okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, Biz de onu ve ordusunu enseledik, hepsini denize döktük: o hala kendi kendisini kınayadursun.

    Muhammed Esed

    ve Biz onu ve adamlarını yakalayıp hepsini denize atmıştık, (bütün bu olup bitenler için) suçlanması gereken, (Firavun'dan başkası değildi,) yalnız o idi (tek suçlu).

    Ahmed Hulusi

    Bunun üzerine onu ve ordusunu yakaladık da onları denize attık. . . O pişmanlıkla kendi kendini yeriyordu!

    Ali Bulaç

    Bunun üzerine, Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak işler yapıyordu.'

    Ali Özek ve heyeti

    Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, onu ve ordularını yakalayıp denize attık. Zaten kendi kendisini suçluyordu. dipnot 451

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 451
      "Kendi kendisini suçluyordu." söylemi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Tek suçlu oydu." veya "Kınanmayı hak etmişti." veya "Kınanacak işler yapmıştı." biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonunda onu ve askerlerini denize attık. O, kendini kınayıp duruyordu.

    Edip Yüksel

    Onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bu sonucu haketmişti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Bu sonucu haketmişti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bunun üzerine Biz de tuttuk kendisini ve ordularını denize fırlatıverdik o alçak namertlik ederken.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onun üzerine biz de tuttuk kendisini ve ordularını deryaya fırlatıverdik, namerdlik ederken o leim.

    Erhan Aktaş

    Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra onu ve ordularını yakaladık ve denize attık. Kendi kendini kınıyordu.

    Gültekin Onan

    Bunun üzerine, biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,), 'kınanacak işler yapıyordu'.

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi.

    İbni Kesir

    Sonunda onu da, ordularını da yakalayıp denize attık. O, kınanacak işler yapıp durmaktaydı.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık. O (küfründen dolayı) kınanmış bir kimseydi.

    Süleyman Ateş

    Biz de onu ve askerlerini yakaladık, onları denize attık. (O boğulurken pişmanlıkla) Kendi kendini kınıyordu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Nihayet Firavunu tuttuk, ordusuyla birlikte denizin içinde darmadağınık ettik. O sırada o, kendini kınıyordu.

    Şaban Britch

    Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O kınanacak işler yapıp durmaktaydı.

    Şaban Piriş

    Biz de onu ve askerlerini yakalamış ve denize atmıştık. O pişman olmuştu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bunun üzerine, onu da ordusunu da yakalayıp suyun ortasına fırlattık. Kendi kendini kınayıp duruyordu.

  4. Zâriyât suresi, 41. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 41. ayet. وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

    Diyanet İşleri

    Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.

    Mehmet Okuyan

    Âd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen [er-rîha'l-‘akîme] tamlaması "kısır bırakan rüzgar" anlamında kasırganın şiddetini göstermektedir. Kur'an'da 19 kez geçen [er-rîh] kelimeleri genellikle olumsuz anlamda "felaket", bilinen manada "rüzgâr", "koku" ve "güç" anlamlarında kullanılmaktayken, Kur'an'da 10 kez geçen [er-riyâh] kelimeleri ise genel olarak "nimet, huzur" içerikli "rüzgarlar" anlamında kullanılmaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    Aynı (mesaj) Ad kıssasında da var: Hani onlara da köklerini kurutan bir fırtına göndermiştik.

    Muhammed Esed

    Ve; canlıları yok eden kasırgayı üzerlerine saldığımız 'Ad (kavminin başına gelenlerde) de (aynı mesajı bulursunuz),

    Ahmed Hulusi

    Ad'da da. . . Hani onların üzerine o hayır ve bereketi olmayan rüzgarı (hortum) irsal etmiştik. . .

    Ali Bulaç

    Ad (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onların üzerine köklerini kesen (akim) bir rüzgar gönderdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Âd kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

    Ali Rıza Safa

    Ve Âd? Köklerini yok eden bir kasırgayı, onların üzerine gönderdik.

    Bayraktar Bayraklı

    'Ad kavminde de dersler vardır. Onlara kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.

    Edip Yüksel

    Ad halkında da (bir ders vardır). Üzerlerine korkunç bir rüzgar gönderdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ad halkında da (bir ders vardır). Üzerlerine korkunç bir rüzgar gönderdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de Ad'da (ibret verici deliller vardır) ki, üzerlerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de Ad de, ki üzerlerine o köklerini kesen rüzgarı salıvermiştik.

    Erhan Aktaş

    Ad'da da vardır. Onların üzerine kasıp kavuran rüzgar göndermiştik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Âd'da da vardır. dipnot 1 Onların üzerine kasıp kavuran rüzgar göndermiştik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ad'ın kıssasında da alınacak dersler vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ad'da da vardır. dipnot 1 Onların üzerine kasıp kavuran rüzgar göndermiştik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ad'ın kıssasında da alınacak dersler vardır.

    Gültekin Onan

    Hani onların üzerine kökleri kesen (akim) bir rüzgar gönderdik.

    Hasan Basri Çantay

    Aad (kavminin helak edilmesin) de de (ibret vardır). Hani onların üzerine o kısır rüzgarı göndermişdik.

    İbni Kesir

    Ad'da da. Hani onların üzerine kasıp kavuran rüzgarı göndermiştik.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Âd kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.

    Süleyman Ateş

    'Ad (kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara, köklerini kesen bir rüzgar gönderdik.

    Süleymaniye Vakfı

    Ad kavminde de (ayet vardır). Bir gün üzerlerine o kısır rüzgarı dipnot 1 göndermiştik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rüzgarların normalde aşılama ve yağmur bulutlarını taşıma görevleri vardır (A'raf 7/57, Hicr 15/22, Furkan 25/48-49, Rum 30/48, Fatır 35/9). Ancak bu rüzgar, içinde herhangi bir fayda barındırmamaktadır, Bu nedenle kısır olarak vasıflandırılmıştır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ad Kavmi hakkında da bilgin var. Hani üzerlerine köklerini kurutan bir rüzgar göndermiştik.

    Şaban Britch

    Âd’da da (ibretler) vardır. Onların üzerine (kasıp, kavuran helak edici) kısır rüzgarı göndermiştik.

    Şaban Piriş

    Ad'da da vardır. Onların üzerine ölüm rüzgarı göndermiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ad kavminde de bir ibret var. Onlar üzerine, her şeyi yerinden söken rüzgarı göndermiştik.

  5. Zâriyât suresi, 42. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 42. ayet. مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

    Diyanet İşleri

    Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

    Mehmet Okuyan

    (O kasırga) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmamış, her şeyi kül edip savurmuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    (Bu fırtına) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmadı, hepsini kül edip göğe savurdu.

    Muhammed Esed

    (bu kasırga) geçtiği yerde hiçbir şey bırakmadı ve (her şeyi) çürümüş kemiklere benzetti.

    Ahmed Hulusi

    Üzerine geldiği hiçbir şeyi ayakta bırakmıyor, onu un ufak kılıyordu!

    Ali Bulaç

    Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp kül gibi dağıtıyordu.

    Ali Özek ve heyeti

    Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.

    Ali Rıza Safa

    Üzerinden geçtiği her şeyi kül durumuna getirmeden bırakmıyordu.

    Bayraktar Bayraklı

    Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.

    Edip Yüksel

    Rastgeldiği her şeyi toz toprağa çeviriyordu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Rastgeldiği her şeyi toz toprağa çeviriyordu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (O rüzgar) uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu çürütüp kül gibi ediyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Uğradığı bir şey'i bırakmıyor, mutlak onu çürütüp kül gibi ediyordu

    Erhan Aktaş

    Nereye uğradıysa orayı çürümüş çer çöpe çevirmişti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nereye uğradıysa orayı çürümüş çer çöpe çevirmişti.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nereye uğradıysa orayı çürümüş çer çöpe çevirmişti.

    Gültekin Onan

    Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp kül gibi dağıtıyordu.

    Hasan Basri Çantay

    (Öyle bir rüzgar ki) her uğradığı şey'i (yerinde) bırakmıyor, mutlakaa onu kül gibi savuruyordu.

    İbni Kesir

    İsabet ettiği şeyi bırakmayıp toza çeviriyordu.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

    Süleyman Ateş

    Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ediyordu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Üstünden geçtiği hiç bir şeyi bırakmıyor, kül gibi savuruyordu.

    Şaban Britch

    Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu çürümüş bir hale getiriyordu.

    Şaban Piriş

    Dokunduğu her şeyi çürük kemik gibi yapmıştı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Üzerinden geçtiği her şeyi kül haline getirmeden bırakmıyordu.

  6. Zâriyât suresi, 43. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 43. ayet. وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ

    Diyanet İşleri

    Semud kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti.

    Mehmet Okuyan

    Semûd (kavmin)de de (dersler vardır). Hani onlara "Bir süreye kadar yararlanın (yaşayın)!" denmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Aynı (mesaj) Semud kıssasında da var: Hani onlara da "Bir süreliğine siz de safa sürün bakalım!" denilmişti.

    Muhammed Esed

    Semud (kavminin kıssasın)da da (aynı mesaj vardır), ki Biz onlara: "Kısa bir süre sefanızı sürün bakalım!" demiştik,

    Ahmed Hulusi

    Semud'da da. . . Hani onlara: "Bir süreye kadar yararlanın" denilmişti.

    Ali Bulaç

    Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti.

    Ali Özek ve heyeti

    Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.

    Ali Rıza Safa

    Ve Semud? "Belirli bir süreye dek, yararlanın bakalım!" dedik.

    Bayraktar Bayraklı

    Semud olgusunda da dersler vardır. Çünkü onlara, "Belli süreye kadar nimetlerden faydalanınız" denilmişti.

    Edip Yüksel

    Semud'da da (bir ders vardır). Onlara, "Belli bir süreye kadar keyfinize bakın" denmişti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Semud'da da (bir ders vardır). Onlara, 'Belli bir süreye kadar keyfinize bakın' denmişti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de Semud'da (ibret verici deliller vardır) ki, onlara: "Bir süreye kadar istifade edin." denilmişti de,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de Semud'da, ki onlara bir zamana kadar istifade edin denilmişti de

    Erhan Aktaş

    Semud'da da vardır. Onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın." denmişti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Semud'da da vardır. dipnot 1 Onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın." denmişti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Semud'un kıssasında da alınacak dersler vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Semud'da da vardır. dipnot 1 Onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın." denmişti.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Semud'un kıssasında da alınacak dersler vardır.

    Gültekin Onan

    Semud (kavmin)de de (ayetler vardır). Hani onlara: "Belli bir süreye kadar yararlanın" denmişti.

    Hasan Basri Çantay

    Semud (kavminin ilhakin) de de (bir ibret vardır). Hani onlara "Bir zamana kadar faidelene durun" denilmişdi de,

    İbni Kesir

    Semud'da da. Hani onlara: Bir süreye kadar yararlanın, demişti.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Semûd'da da (ibretler) vardır. Onlara: "Bir süreye kadar faydalanın." denmişti.

    Süleyman Ateş

    Semud (kavmin)de de (ibret alınacak şeyler vardır). Onlara: "Bir süreye kadar sefa sürün" denmişti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Semud topluluğu da öyle. Onlara: "Bir süre oyalanın" denmişti.

    Şaban Britch

    Semud'da da (ibretler) vardır. Onlara: "Bir süreye kadar faydalanın" denmişti.

    Şaban Piriş

    Semud da öyle... onlara: -Vakit gelene kadar yaşayın denilmişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Semud'da da bir ibret var. Onlara şöyle denmişti: "Bir vakte kadar yiyip içip eğlenin."

  7. Zâriyât suresi, 44. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 44. ayet. فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

    Diyanet İşleri

    Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.

    Mehmet Okuyan

    Rablerinin emrine karşı gelmişlerdi. Bu yüzden, bakarlarken onları yıldırım çarpmıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    Nitekim onlar Rablerinin emrine karşı gelmişlerdi: Ve onlar bön bön bakarken, bir (bela) yıldırımı kendilerini enseleyiverdi;

    Muhammed Esed

    (çünkü) Rablerinin buyruğuna baş kaldırmışlardı; bunun üzerine, (ümitsizce) bakınıp dururlarken bir ceza şimşeği onları yakalamıştı,

    Ahmed Hulusi

    Rablerinin emrine itaattan çıktılar! Bunun üzerine onlar bakıp dururlarken kendilerini yıldırım yakalayıverdi.

    Ali Bulaç

    Ancak Rablerinin emrine baş kaldırdılar; böylece bakıp dururlarken, onları yıldırım çarpıp yakaladı.

    Ali Özek ve heyeti

    Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.

    Ali Rıza Safa

    Yine de Efendilerinin buyruğuna karşı geldiler. Sonunda, onlar bakınırken ceza yıldırımı yakaladı.

    Bayraktar Bayraklı

    Buna rağmen Rablerinin emirlerine karşı geldiler de bakıp dururlarken onları yıldırım çarptı.

    Edip Yüksel

    Rab'lerinin emrine karşı geldiler. Bunun üzerine bakınırlarken onları bir yıldırım çarptı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Rab'lerinin emrine karşı geldiler. Bunun üzerine bakınırlarken onları bir yıldırım çarptı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Rablerinin emrinden azgınlık ettiler (dışarı çıktılar), bu yüzden bakınıp dururlarken yıldırım kendilerini yakalayıverdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Rablarının emrinden azgınlık ettiler, bu yüzden o saika kendilerini yakalayıverdi, bakınıp duruyorlardı

    Erhan Aktaş

    Fakat Rabb'lerinin emrinden çıktılar. Bunun üzerine bakıp dururlarken yıldırım onları yakalayıverdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat Rabb'lerinin emrinden çıktılar. Bunun üzerine bakıp dururlarken yıldırım onları yakalayıverdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Fakat Rabb'lerinin emrinden çıktılar. Bunun üzerine bakıp dururlarken yıldırım onları yakalayıverdi.

    Gültekin Onan

    Ancak rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar; böylece bakıp dururlarken, onları yıldırım çarpıp yakaladı.

    Hasan Basri Çantay

    Rablerinin emrinden uzaklaşıb azmışlardı. (Bu yüzden) kendilerine de göre göre, onları yıldırım tutuvermişdi.

    İbni Kesir

    Onlar ise Rabblarının emrine başkaldırmışlardı, buyruğundan çıkmışlardı. Bunun üzerine kendilerini göz göre göre yıldırım çarpmıştı.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Rablerinin emrine kibirlenip isyan ettiler. Bu yüzden bakıp dururken onları yıldırım çarpmıştı.

    Süleyman Ateş

    Rablerinin buyruğuna başkaldırdılar, bu yüzden onlar bakıp dururlarken, onları yıldırım yakaladı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rablerinin (Sahiplerinin) emrinden uzaklaşıp büyüklenmişlerdi. Sonra göz göre göre onları yıldırımlar çarpmıştı.

    Şaban Britch

    Rablerinin emrine isyan etmişler ve bakıp dururlarken onları yıldırım çarpmıştı.

    Şaban Piriş

    Rab'lerinin emrinden çıkmışlar, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpmıştı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Daha sonra onlar, Rablerinin emrine kafa tuttular da gözleri baka baka yıldırım kendilerini yakaladı.

  8. Zâriyât suresi, 45. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 45. ayet. فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

    Diyanet İşleri

    Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.

    Mehmet Okuyan

    Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    ne yerlerinden doğrulmaya, ne de kendilerini savunmaya mecal bulabildiler.

    Muhammed Esed

    çünkü yerlerinden kalkacak durumda bile değillerdi ve kendilerini savunamazlardı.

    Ahmed Hulusi

    Ne ayakta kalmaya güçleri yetti ve ne de yardım gördüler!

    Ali Bulaç

    Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.

    Ali Özek ve heyeti

    Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

    Ali Rıza Safa

    Ne ayağa kalkmaya güçleri yetti ne de yardım eden oldu.

    Bayraktar Bayraklı

    Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

    Edip Yüksel

    Ne kalkabildiler, ne de yardım görebildiler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ne kalkabildiler, ne de yardım görebildiler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O vakit bir kalkınmaya da güç yetiremediler bir yardım da görmediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O vaktı bir kalkınmaya da güç yetiremediler, bir yardım da görmediler

    Erhan Aktaş

    Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi. Yardım görenler de olmadılar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi. Yardım görenler de olmadılar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ayağa kalkmaya güçleri yetmedi. Yardım görenler de olmadılar.

    Gültekin Onan

    Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler, ne yardım bulabildiler.

    Hasan Basri Çantay

    İşte (bu sebeble) ayakda durmıya güç yetiremediler, yardım edenleri de olmadı.

    İbni Kesir

    Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım da görmemişlerdi.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.

    Süleyman Ateş

    (Yurtlarında çöküverdiler) Ne kalkabildiler, ne de (bu duruma) engel olabildiler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yerlerinden kalkamadılar, kimseden de yardım görmediler.

    Şaban Britch

    Ne ayakta durmaya güçleri yetmiş, ne de yardım edilenler olmuşlardı.

    Şaban Piriş

    Ne ayakta durmaya güçleri yetmiş, ne de yardım edilenler olmuşlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ne kalkıp kaçabildiler ne de kendilerine yardım eden oldu.

  9. Zâriyât suresi, 46. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zâriyât suresi, 46. ayet. وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ

    Diyanet İşleri

    Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.

    Mehmet Okuyan

    Daha önce de Nuh kavmini (helak etmiştik). Şüphesiz ki onlar, yoldan çıkmış bir toplumdular.

    Mustafa İslamoğlu

    Daha önce de Nuh kavmi (helak olmuştu): Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir kavimdiler.

    Muhammed Esed

    Daha önce Nuh kavmini (de böylece yok etmiştik). Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idi.

    Ahmed Hulusi

    Daha önce de Nuh kavmi. . . Muhakkak ki onlar inancı bozuk bir toplumdu!

    Ali Bulaç

    Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasık bir kavim idi.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.

    Ali Rıza Safa

    Daha önce de Nuh toplumu. Aslında, onlar, yoldan çıkmış bir toplumdu.

    Bayraktar Bayraklı

    Bunlardan önce de, Nuh toplumunu helak etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.

    Edip Yüksel

    Daha önce de Nuh halkını... Onlar yoldan çıkmış bir topluluktu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Daha önce de Nuh halkını... Onlar yoldan çıkmış bir topluluktu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Daha önce de Nuh kavmini (helak ettik). Çünkü onlar hep yoldan çıkmış birer topluluk idiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Daha evvel de Nuh kavmini, çünkü hep onlar yoldan çıkmış fasık birer kavm idiler

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Daha önce Nuh kavmini de helak etmiştik. Ki onlar fasık dipnot 1 bir kavimdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzak kalan.

    Gültekin Onan

    Bundan önce Nuh kavmini de (yıkıma uğrattık). Çünkü onlar da fasıklar kavmiydi.

    Hasan Basri Çantay

    Daha evvel de Nuuh kavmini (helak etdik). Çünkü onlar (küfr-ü ısyanlarıyle doğrulukdan) çıkmış fasık kavmdi.

    İbni Kesir

    Daha önce de Nuh kavmini. Zira onlar gerçekten fasıklar güruhu idiler.

    Mehmet Alagaş

    (24-46) (İBRAHİM RESULULLAHIN MİSAFİRLERİ İLE YAŞADIKLARI, MUSANIN SAV. FİRAVUNLA YAŞADIKLARI AD’IN SEMUDUN VE YOLDAN ÇIKMIŞ NUH KAVMİNİN BAŞLARINA GELENLER) İbrahim'in ikram gören misafiri hadisesi sana kadar ulaştı mı? Girdi klerinde, selam dediler, O da belirsiz / tanınmayan o kavime selam dedi , gizlice yakın çevresine gitti ve semiz bir buzağı getirdi , onlara ikram etti , dedi yemez misiniz? (Yemediklerini görünce) Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti , dediler ki korkma, bilge bir oğulla / alim bir oğulla onu müjdelediler, karısı çığlık atarak, ellerini de yüzüne vurarak yaklaştı, kısır ve aciz bir kocakarıyım dedi, Rabbin bu şekilde dedi, dediler, Muhakkak ki O (Allah) hakimdir, bilgedir. O halde önemli işiniz / hatbınız nedir ey elçiler dedi. Biz suçlu bir kavme gönderildik, üzerlerine topraktan taşlar atacağız , savurganlar / müsrifler için Rabbinin katında tanımlı / adrese teslim taşlar , netice de mümin olarak kim var ise oradan çıkardık, orada bir ev dışında Müslüman da bulamadık, onları acıtıcı azaptan korkanlar için bir gösterge / bir ayet olarak orada bıraktık. Musa’yı, o’nu da firavuna Apaçık delillerle gönderdiğimizde, destekçileri ile / yandaşları ile yüz çevirdi ve bu bir sihirbaz yahut divanedir / cinlidir / mecnundur dedi, Onu ve ordusunu aldık ve kınan an biri olarak denize attık. Ad ‘da kurutucu rüzgâr gönderdiğimiz zaman ki o rüzgâr, uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyordu/ es geçmiyordu onları kül yapıyordu. Semud ‘a onlara belirli zamana kadar faydalanın denildiğinde Rabbinin emrine karşı taşkınlık ettiler, bakıp dururlarken onları bir yıldırım çarptı, ayağa kalkmaya dahi güçleri yetmedi, yardım da göremediler. Önce ki Nuh kavmi de onlar da yoldan çıkan bir kavimdiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bunlardan önce de Nûh kavmini (helâk etmiştik). Çünkü onlar, fasık/yoldan çıkmış bir toplum idiler.

    Süleyman Ateş

    Daha önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir toplum idiler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Daha önce Nuh'un toplumuna da (yardım edilmedi). Onlar da yoldan çıkmış bir topluma dönüşmüşlerdi.

    Şaban Britch

    Daha da önce Nuh’un kavmi... Onlar da yoldan çıkmış bir toplum idi.

    Şaban Piriş

    Daha da önce Nuh'un kavmi... Onlarda yoldan çıkmış bir toplum idi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Daha önce de Nuh kavmini batırmıştık. Çünkü onlar da doğruluktan ayrılmış bir topluluktu.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.