A'râf suresi · 172–181. ayetler

Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. A'râf suresi, 172. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 172. ayet. وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنۢ بَنِىٓ ءَادَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا۟ بَلَىٰ شَهِدْنَآ أَن تَقُولُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَٰفِلِينَ

    Diyanet İşleri

    Hani Rabbin (ezelde) Ademoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

    Mehmet Okuyan

    Hani Rabbin âdemoğullarından, onların sırtlarından nesillerini çıkarıp (yaratıp) dipnot 1 onları kendilerine şahit tutmuş ve "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dipnot 2 (demiş), onlar da "Evet, buna şâhidiz" dipnot 3 demişlerdi. Kıyamet gününde "Biz bundan habersizdik." dersiniz diye,

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle Târık 86:6-7. ayetlerle okunmalıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      [Elest bezmi], bedenin yaratılmasından sonra ruha yerleştirilmiş fıtratın konuşturulması olabilir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bu cümle Rûm 30:30, Hucurât 49:7 ve Şems 91:8. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve Rabbin, Ademoğlunun sulbünden onların nesillerini çıkardığı her zaman, onları kendileri hakkında tanık kıldı: "Ben değil miyim sizin Rabbiniz?" Onlar da "Kesinlikle" dediler, "buna biz şahidiz!" (Bunu hatırlattık) ki, Kıyamet Günü bizim bu gerçekten haberimiz yoktu demeyesiniz,

    Muhammed Esed

    Ve senin rabbin, her ne zaman Ademoğullarının sulblerinden onların soylarını çıkaracak olsa, onları kendileri hakkında tanıklık etmeye çağırır: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Onlar, cevaben: "Elbette!" derler, "Buna tanıklık ederiz!" (Bunu, böylece hatırlatıyoruz ki) Kıyamet Gününde, "Doğrusu, bizim bundan haberimiz yoktu" demeyesiniz,

    Ahmed Hulusi

    Hani Rabbin Ademoğullarından, onların bellerinden (menilerinden, genlerinden) kendi zürriyetlerini alıp; onları kendi nefslerine şahitlendirerek sordu: "Elestu BiRabbiküm = Rabbiniz değil miyim?", (onlar da) "KALU = dediler, BELA = evet, Şehidna = bilfiil şahidiz". . . Kıyamet sürecinde, "Biz bundan kozalıydık (gafildik)" demeyesiniz! (İslam fıtratı üzerine yaratılır tüm insanlar konusunu anlatmakta. . . A. H. )

    Ali Bulaç

    Hani Rabbin, Adem oğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

    Ali Özek ve heyeti

    Rabbın, Adem oğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid tutarak "Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti). Onlar da: "Evet; buna şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyâmet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu", dememeniz içindi.

    Ali Rıza Safa

    Efendin, Âdemoğullarının sırtından soylarını çıkardığında, kendi benliklerine onları tanık yapmıştı: "Ben, Efendiniz değil miyim?" "Evet, tanık olduk!" dediler. Yeniden Yaratılış Günü'nde, "Bundan habersizdik!" diyemezsiniz.

    Bayraktar Bayraklı

    Hani kıyamet gününde, "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye, Rabbin, Ademoğulları'ndan, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Onlar da, "Evet, buna şahit olduk" dediler.

    Edip Yüksel

    Efendin, Ademoğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: "Ben, Efendiniz değil miyim?" "Evet, tanıklık ediyoruz" derler. Böylece diriliş günü, "Biz bundan habersizdik" diyemezsiniz. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Dili geçmiş zaman kipi Arapçada çeşitli amaçlarla kullanılır. Biz, anlamı dikkate alarak ayeti çevirdik. Buradaki diyalog "lisan-i hal" iledir. 41:11 ayetiyle karşılaştırınız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Rabbin, Adem oğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: 'Ben, Rabbiniz değil miyim?' 'Evet, tanıklık ediyoruz,' derler. Böylece diriliş günü, 'Biz bundan habersizdik,' diyemezsiniz

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hem Rabbin Ademoğullarının bellerinden zürriyetlerini alıp onları nefislerine karşı şahit tutarak: "Rabbiniz değil miyim?" diye şahit gösterdiği zaman "Evet Rabbimizsin, şahidiz !" dediler. Kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yoktu!" demeyesiniz,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem rabbın: Beni Ademden, bellerinden zürriyyetlerini alıb da onları nefislerine karşı şahid tutarak "rabbınız değilmiyim" diye işhad ettiği vakıt, "evet" dediler: "şahidiz", Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz

    Erhan Aktaş

    Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik." demeyesiniz diye. Rabb'in, ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı. Ve onları kendilerine tanık yaptı. "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?" dedi. "Evet, Rabb'imizsin, Tanıklık ediyoruz. dipnot 1 " dediler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu tanıklık ve ahitleşme, ruhlar aleminde değil, insanlık tarihinin çeşitli evrelerinde resuller aracılığı ile gönderilen kitaplar üzerinden yapılan tanıklıktır. Vahiy ile insanoğlu yaratıcısının varlığından ve O'nun gösterdiği yoldan haberdar edilmiştir. Ayet, insanlığın yaratılış anından günümüze değin ademoğullarının ve onların soylarının vahiy ile uyarıldığından, haberdar edildiğinden söz etmektedir. Bu ayet, bir sonraki ayet ile birlikte değerlendirildiğinde bu sözleşmenin gönderilen her Resul'le birlikte tekrarlandığı açıkça anlaşılmaktadır. Sırtlarından soylarının çıkarılması çok yalın bir ifade ile insanın "üreme aracılığı ile" çoğalmasını ifade etmektedir. İnsanoğlunun zürriyetlerini/nesillerini oluşturacak olan erkek er bezlerinin (testislerin) ve kadın yumurtalıklarının insanın anne karnındaki yaratılış evresi olan ceninin sırt bölgesinde konumlandığını embriyoloji bilimi bize göstermiştir. Bu bölge omurga kemiğinin sırt kısmının hemen önündedir. İnsanın cenin halindeki yaratılması evresinde Yüce Allah bu organları buradan alır (
    2. metne dön, dipnot 8
      15 haftalıkken), aşağıya ve öne doğru kasıklara doğru indirir. Kadınlarda indirme işlemi kasıklarda son bulur. Erkeklerde ise er bezleri, er bezleri torbalarına ininceye kadar devam eder (
    3. metne dön, dipnot 25
      35 haftalıkken). Bu ayet 86:7. ayet ile birlikte okunmalıdır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik." demeyesiniz diye. Rabb'in, ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı. Ve onları kendilerine tanık yaptı. "Ben sizin Rabb'iniz değil miyim?" dedi. "Evet, Rabb'imizsin, Tanıklık ediyoruz. dipnot 1 " dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu tanıklık ve ahitleşme, ruhlar aleminde değil, insanlık tarihinin çeşitli evrelerinde resuller aracılığı ile gönderilen kitaplar üzerinden yapılan tanıklıktır. Vahiy ile insanoğlu yaratıcısının varlığından ve O'nun gösterdiği yoldan haberdar edilmiştir. Ayet, insanlığın yaratılış anından günümüze değin ademoğullarının ve onların soylarının vahiy ile uyarıldığından, haberdar edildiğinden söz etmektedir. Bu ayet, bir sonraki ayet ile birlikte değerlendirildiğinde bu sözleşmenin gönderilen her resulle birlikte tekrarlandığı açıkça anlaşılmaktadır. Sırtlarından soylarının çıkarılması çok basit bir ifade ile insanın "üreme aracılığı ile" çoğalmasını ifade etmektedir. İnsanoğlunun zürriyetlerini/nesillerini oluşturacak olan erkek er bezlerinin (testislerin) ve kadın yumurtalıklarının insanın anne karnındaki yaratılış evresi olan ceninin sırt bölgesinde konumlandığını embriyoloji bilimi bize göstermiştir. Bu bölge omurga kemiğinin sırt kısmının hemen önündedir. İnsanın cenin halindeki yaratılması evresinde Yüce Allah bu organları buradan alır (8:15 haftalıkken), aşağıya ve öne doğru kasıklara doğru indirir. Kadınlarda indirme işlemi kasıklarda son bulur. Erkeklerde ise er bezleri er bezleri torbalarına ininceye kadar devam eder (25:35 haftalıkken). Bu ayet 86:7 ayeti ile birlikte okunmalıdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik." demeyesiniz diye Rabb'in, ademoğullarının bellerinden soylarını çıkardı ve onları kendilerine tanık yaptı. Ben sizin Rabb'iniz değil miyim? dedi. "Evet, Rabb'imizsin, tanıklık ediyoruz." dipnot 1 dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet, temsili bir anlatımla; Allah'ın, insanı yaratırken onun benliğine, yaratıcıyı idrak etme güdüsünün yerleştirildiğini; insanın yaradılış özünde Allah'ı tanıma ve idrak etme yeteneğinin kodlanmış olduğunu ifade etmektedir.

    Gültekin Onan

    Hani rabbin Adem ouğlarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefslerine karşı tanıklar kılmıştı / tanıklık ettirmişti: "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" (demişti de) onlar: "Evet (rabbimizsin), tanıklık ettik" demişlerdi. (Bu) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

    Hasan Basri Çantay

    Hani Rabbin Adem oğullarından, onların sırtlarından zürriyyetlerini çıkarıb kendilerini nefslerine şahid tutmuş, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişdi). Onlar da: "Evet, (Rabbimizsin), şahid olduk" demişlerdi. (İşte bu şahidlendirme) kıyamet günü "Bizim bundan haberimiz yokdu" dememeniz içindi.

    İbni Kesir

    Hani Rabbın; ademoğullarının sülbünden soyunu çıkarmış ve kendilerini nefislerine şahid tutmuş. Ben, sizin Rabbınız değil miyim? demişti. Onlar da demişlerdiki: Evet, biz buna şahidiz. Kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz.

    Mehmet Alagaş

    (172-174) Bir vakit Kıyamet günü bu olaydan k esinlikle bihaberdik / gafildik demeyesiniz veya evvelden babalarımız ortak koşmuşlar biz de onlardan sonraki soylarıyız, boş iş yapanların yaptıkları şeylerle bizi mi helak edeceksin? demeyesiniz diye Rabbin, Âdem oğullarının arkalarından gelen soylarından da / zürriyetlerinden de alarak, onları kendilerine de şahit tutarak, Rabbiniz değil miyim dedi, dediler ki evet bizler şahit olduk. (Ruhlar alemimde ve sonraki nesillerden) İşte böyle ayetleri ayrıntılı / detaylı açıklıyoruz ki böylelikle belki geri dönerler / rücu ederler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da: “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü: “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.

    Süleyman Ateş

    Rabbin, Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye onları kendilerine şahid tutmuştu. "Evet, (buna) şahidiz!" dediler. kıyamet günü "Biz bundan habersizdik!" demeyesiniz.

    Süleymaniye Vakfı

    Rabbin Ademoğullarından, onların arka taraflarından nesillerini alıp, onları kendilerini bağlayacak şekilde "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye şahit tuttuğunda, onlar "Elbette Rabbimizsin! Biz buna şahit olduk!" derler dipnot 1 . Yoksa kıyamet /mezardan kalkış günü, "Biz bunun farkında değildik." derdiniz.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki "Ademoğulları" kelimesi, hem kadını hem de erkeği ifade eder. Çocuğu kadın doğurur ama o, arka tarafından değil rahminden çıkarak dünyaya gelir. İnsan neslinin devamı ile ilgili olarak Ademoğullarının arka tarafından çıkan tek şey, bel kemiği ile leğen kemikleri arasından çıkan yumurta ve spermdir (Tarık 86/7). İnsan, bu iki maddenin, rahim girişinde birleşip yumurtanın oluşumu ve kendine has özelliklerin belirlenmesi ile birlikte oluşmaya başlar (Al-i İmran 3/6, Mürselat 77/20-23). Bu sebeple ayetteki, Ademoğullarının nesillerinin arka taraflarından ilk alınma anı, doğum anını değil, kadının ve erkeğin büluğa erdikleri ilk anı ifade eden mecaz kullanımdır. Bu andan itibaren sorumluluklar başlar. Zaten yeni doğan çocukta bir bilgi olmaz (Nahl 16/78). Ama o, doğumdan itibaren kendini ve çevresini izlemeye ve belli bir aşamaya gelince sorular sormaya başlar. Çünkü ana rahminde vücut yapısının tamamlanmasından sonra üflenen ruh sayesinde insan, bilgi öğrenme ve öğrendiği bilgiyi değerlendirerek yeni bilgilere ulaşma kabiliyetine kavuşur (Müminun 23/14, Secde 32/7-9). Sonunda Allah'ın tek Rab yani kendinin ve tüm varlıkların sahibi ve yöneticisi olduğunu kesin olarak anlar. Allah, içsel olarak onlara: 'elestu bi Rabbikum = ben sizin Rabbiniz /sahibiniz değil miyim' diye sorar, onlar da içten tam bir kararlılıkla "bela = elbette Rabbimizsin!" der. Kur'an'da her şeyin örneği vardır (İsra 17/89, Kehf 18/54, Rum 30/58, Zümer 39/27). Bunun örneği de İbrahim aleyhisselamdır. Onun ailesi ve toplumu ile yaptığı mücadele, gözlemlerini tamamlayıp kesin kanaate varmasından sonra, delikanlılığının ilk günlerinde, henüz nebi olmamışken başladı (En'am 6/ 74-81, Enbiya 21/51-70). Onunla bu konuda tartışan halkına: "Benimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz?" demesi, bu bilgiye onların da ulaşmış olduğunu gösterir (En'am 6/80). Yoksa onlar, "Allah da kim?" diye sorarlardı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rabbin, Ademoğullarının bellerinden nesillerini aldığında dipnot 1 onları kendilerine karşı şöyle şahit tuttu: "Ben sizin Rabbiniz (Sahibiniz) değil miyim?" Onlar da "Evet! Sahibimizsin. Biz buna şahidiz." dediler. Artık kıyamet günü, "Biz bunun farkında değildik" diyemezsiniz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Bellerinden nesillerini almak" demek ‘nesile neden olan tohumu almak' demektir. Bu, kadınlarda ilk yumurta hücresinin rahme düşmesinde (ilk adetin öncesinde), erkeklerde ilk sperm üretimi gerçekleştiğinde olur. Diğer bir ifadeyle kadın ve erkeklerin ergen olmaları (bulu çağı) itibariyle Allah onları kendine şahit tutmuş ve dini sorumluluklarını başlatmış olmaktadır.

    Şaban Britch

    Rabbi, Ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu. Ben, sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. "Evet şahidiz" demişlerdi. Böylece kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu demeyesiniz.

    Şaban Piriş

    Rabbi, Ademoğullarının sırtlarından soylarını çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu. -Ben, sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar: -Şüphesiz sen bizim Rabbimizsin, biz de şahidiz, dediler. Kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz diye...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz.

  2. A'râf suresi, 173. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 173. ayet. أَوْ تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أَشْرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِّنۢ بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلْمُبْطِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Yahut, "Bizden önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helak mı edeceksin?" dememeniz içindir.

    Mehmet Okuyan

    Veya "Daha önce atalarımız Allah'a ortak koşmuştu; biz de onlardan sonra gelen nesiller olduğumuz için; dipnot 1 (yani) yanlış yapanlar nedeniyle bizi de mi helak edeceksin?" dersiniz diye (işte böyle yapmıştık). dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu iki ayet En‘âm 6:156-157 ve Zümer 39:56-58. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayetler yani A‘râf 7:172-173. ayetler En‘âm 6:156-157 ve Zümer 39:56-58. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    ya da "Doğrusu bizden önce babalarımız şirk koşmuştu, bizse sadece onların peşinden giden bir kuşağız; dolayısıyla, batılı icat edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi helak edeceksin?" gerekçesine sığınmayasınız.

    Muhammed Esed

    yahut: "Aslında, önce (biz değil,) atalarımızdı Allahtan başkasına tanrısal nitelikler yakıştıranlar; biz sadece onların izinden yürüyen bir kuşağız; öyleyse, batılı ihdas edenlerin işlediklerinden dolayı bizi mi helak edeceksin?" demeyesiniz.

    Ahmed Hulusi

    Bir de "Daha önce atalarımız yalnızca müşrik olarak yaşarlardı; biz de onların devamı bir zürriyetiz (onların genetik özelliklerinin devamıyız); Hakk'ı inkar eden atalarımız yüzünden bizi helak mı edeceksin?" demeyesiniz (için yukarıdaki olayı açıkladık. Zira her insan İslam fıtratı {programı} üzere yaratılır. Din anlayışı çevresinin şartlandırmasıyla başlar).

    Ali Bulaç

    Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için.

    Ali Özek ve heyeti

    Yahut «Daha önce babalarımız Allah'a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onların izinden gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?» dememeniz için (böyle yaptık).

    Ali Rıza Safa

    Veya "Aslında, bizden önce atalarımız ortaklar koşmuşlardı. Biz, onlardan sonra gelen bir kuşağız. Gerçeğe aykırı yolu izleyenlerin yaptıkları yüzünden, bizi mi yıkıma uğratacaksın?" diyemezsiniz.

    Bayraktar Bayraklı

    Ya da "Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mi edeceksin?" demeyesiniz.

    Edip Yüksel

    Yahut, "Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin" diyemezsiniz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yahut, 'Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin,' diyemezsiniz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yahut, "Ancak, atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik; şimdi o batılı tesis edenlerin yaptıklarıyla bizi helak mı edeceksiniz?" demeyesiniz diye.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yahud, ancak önceden atalarımız şirk koştular, biz ise onlardan sonra bir zürriyyet idik, şimdi o batılı te'sis edenlerin yaptıklarıyle bizi helak mi edeceksin? demeyesiniz.

    Erhan Aktaş

    Veya "Biz, bizden önce şirk koşan atalarımızın ardından gelen bir nesiliz, batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi yok edeceksin?" demeyesiniz diye.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Veya "Biz, bizden önce şirk koşan atalarımızın ardından gelen bir nesiliz, batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi yok edeceksin?" demeyesiniz diye.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Veya "Biz, bizden önce şirk koşan atalarımızın ardından gelen bir nesiliz, batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi mi yok edeceksin?" demeyesiniz diye.

    Gültekin Onan

    Ya da: "Bizden önce ancak atalarımız ortak koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?" dememeniz için.

    Hasan Basri Çantay

    Yahud "Daha evvel ancak atalarımız (Allaha) şirk koşmuşdu. Biz de onların ardından (gelen) bir nesliz Şimdi o baatılı kuranların işlediği (günahlar) yüzünden bizi helak mı edeceksin?" dememeniz içindi.

    İbni Kesir

    Veya daha önce sadece atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onların ardından gelen bir nesiliz, bizi batıl işleyenlerin yaptıkları yüzünden helak eder misin? demeyesiniz.

    Mehmet Alagaş

    (172-174) Bir vakit Kıyamet günü bu olaydan k esinlikle bihaberdik / gafildik demeyesiniz veya evvelden babalarımız ortak koşmuşlar biz de onlardan sonraki soylarıyız, boş iş yapanların yaptıkları şeylerle bizi mi helak edeceksin? demeyesiniz diye Rabbin, Âdem oğullarının arkalarından gelen soylarından da / zürriyetlerinden de alarak, onları kendilerine de şahit tutarak, Rabbiniz değil miyim dedi, dediler ki evet bizler şahit olduk. (Ruhlar alemimde ve sonraki nesillerden) İşte böyle ayetleri ayrıntılı / detaylı açıklıyoruz ki böylelikle belki geri dönerler / rücu ederler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ya da bizim atalarımız önceden şirk koşmuşlar. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Batıla düşenlerin yaptıklarından dolayı bizi helâk mi edeceksin? demeyesiniz.

    Süleyman Ateş

    Yahut: "(Ne yapalım) daha önce babalarımız (Allah'a) ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesil old(uğumuz için öyle yapt)ık. (Gerçekleri) iptal edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı ediyorsun?" demeyesiniz diye (sizin Rabbiniz olduğum hakkında sizleri şahid tutmuştuk).

    Süleymaniye Vakfı

    Ya da şöyle derdiniz: "Sana bizden önce, atalarımız ortak koştu. Biz, onlardan sonra gelen bir nesildik (onlara uyduk). Batıla dalan o kimselerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin dipnot 1 ?"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendilerine elçi gelmeyen toplumlar, sadece şirkten ve evrensel doğrulardan sorumlu olurlar. Çünkü Allah'ın bir ortağının olamayacağını ve evrensel doğruları kendi gözlemleriyle öğrenmiş olurlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Şunu da diyemezsiniz: "Önceden ortaklar uyduran atalarımızdı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik. O boş işlere dalanların yaptıklarından ötürü bizi yok mu edeceksin?"

    Şaban Britch

    Ya da bizim atalarımız önceden şirk koşmuşlar. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Batıla düşenlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin? demeyesiniz.

    Şaban Piriş

    -Bizim atalarımız önceden şirk koşmuşlar. Biz de onlardan sonra gelen bir nesiliz. Batıla düşenlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin? dersiniz diye..

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle de demeyesiniz: "Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mı edeceksin?"

  3. A'râf suresi, 174. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 174. ayet. وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    Diyanet İşleri

    Hakka dönsünler diye işte ayetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte Biz, ayetlerimizi bu şekilde çok boyutlu olarak açıklıyoruz ki, belki tekrar gerçeğe dönerler.

    Muhammed Esed

    İşte Biz de bu ayetleri böyle açık açık dile getiriyoruz ki (günah işlemiş olanlar) belki (Bizden yana) dönerler.

    Ahmed Hulusi

    Belki (hakikate) rücu ederler diye işte böylece delilleri - işaretleri tafsilatlandırıyoruz.

    Ali Bulaç

    İşte biz ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki dönerler.

    Ali Özek ve heyeti

    Belki (inkârdan vazgeçip doğru yola) dönerler diye âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.

    Ali Rıza Safa

    Ayetleri, işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz; belki dönerler diye.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte, biz de ayetleri böyle açık açık dile getiriyoruz ki, günah işlemiş olanlar belki bizden yana dönerler.

    Edip Yüksel

    Ayetleri böyle açıklıyoruz ki (bize) dönebilsinler. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu hayat, Tanrı'nın ülkesine dönmemiz için son şansımızdır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ayetleri böyle açıklıyoruz ki (bize) dönebilsinler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte ayetleri böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz, olur ki dönerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve işte biz ayetleri böyle tafsıl ediyoruz ve gerektir ki rücu' etsinler

    Erhan Aktaş

    İşte, doğruyu bulsunlar diye ayetlerimizi böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İşte, doğruyu bulsunlar diye ayetlerimizi böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İşte, doğruyu bulsunlar dipnot 1 diye ayetlerimizi böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaradılış özlerine dönsünler.

    Gültekin Onan

    İşte biz ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki dönerler.

    Hasan Basri Çantay

    İşte biz ayetleri böyle açıklarız. Olur ki (küfürlerinden) dönerler.

    İbni Kesir

    İşte Biz ayetleri böyle uzun uzadıya açıklarız. Belki dönerler diye.

    Mehmet Alagaş

    (172-174) Bir vakit Kıyamet günü bu olaydan k esinlikle bihaberdik / gafildik demeyesiniz veya evvelden babalarımız ortak koşmuşlar biz de onlardan sonraki soylarıyız, boş iş yapanların yaptıkları şeylerle bizi mi helak edeceksin? demeyesiniz diye Rabbin, Âdem oğullarının arkalarından gelen soylarından da / zürriyetlerinden de alarak, onları kendilerine de şahit tutarak, Rabbiniz değil miyim dedi, dediler ki evet bizler şahit olduk. (Ruhlar alemimde ve sonraki nesillerden) İşte böyle ayetleri ayrıntılı / detaylı açıklıyoruz ki böylelikle belki geri dönerler / rücu ederler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte biz ayetleri böyle açıklarız. Belki (tevhide) dönerler.

    Süleyman Ateş

    İşte biz, ayetleri böyle açıklıyoruz, artık herhalde döner(yola gelir)ler.

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetleri işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Belki dönerler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte o belgeleri böyle açık açık anlatırız. Belki dönerler.

    Şaban Britch

    Belki dönerler diye ayetleri işte böyle açıklıyoruz.

    Şaban Piriş

    Belki dönerler diye ayetleri işte böyle açıklıyoruz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz, ayetleri işte bu şekilde ayrıntılı kılıyoruz ki, hakka dönebilsinler.

  4. A'râf suresi, 175. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 175. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱلَّذِىٓ ءَاتَيْنَٰهُ ءَايَٰتِنَا فَٱنسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَكَانَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

    Diyanet İşleri

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.

    Mehmet Okuyan

    Onlara, kendisine delillerimizi verdiğimiz fakat onlardan sıyrılıp ayrılan, o yüzden şeytanın takip ettiği ve sonunda azgınlardan olan şu kimsenin haberini tilavet et (okuyup aktar)!

    Mustafa İslamoğlu

    Bir de onlara, mesajlarımızı ulaştırdığımız halde, onları elinin tersiyle itip şeytana uyan ve sonunda sapık olup çıkan kimsenin durumunu haber ver.

    Muhammed Esed

    Ve kendisine mesajlarımızı lütfettiğimiz halde onları bir kenara atan kimsenin başına gelecek olanı anlat onlara: Şeytan yetişip yakalar onu ve o da, başka niceleri gibi, vahim bir sapışla sapıp gider.

    Ahmed Hulusi

    Onlara şu şahsın haberini bildir: Biz ona işaretlerimizi verdiğimiz halde o ilimden sıyrılıp çıktı (hakikati unutup nefsaniyetiyle yaşamaya başladı). . . (Derken) şeytan (kendini beden kabulü) onu (kendine) tabi kıldı ve (nihayet o) azgınlardan oldu.

    Ali Bulaç

    Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku.

    Ali Rıza Safa

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini de onlara anlat: O, bundan uzaklaştı. Şeytan, onu peşine taktı; azgınlardan oldu.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara şu adamın haberini oku! Kendisine ayetlerimizi vermiştik; fakat onlardan sıyrılıp çıktı. Ondan dolayı şeytan kendisini takip etti ve sonunda azgınlardan oldu.

    Edip Yüksel

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, ancak onlardan sıyrılmış-geçmiş kimsenin ne duruma düştüğünü anlat onlara. Sapkın onu saptırıncaya kadar izlemişti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, ancak onlardan sıyrılmış-geçmiş kimsenin ne duruma düştüğünü anlat onlara. Şeytan onu saptırıncaya kadar izlemişti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlara o herifin kıssasını da anlat ki, ona ayetlerimizi vermiştik, ama o, onlardan sıyrılıp çıktı, derken onu, şeytan arkasına taktı da yolunu şaşırmışlardan oldu.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlara o herifin kıssasını da oku: ki ona ayetlerimizi sormuştuk da o, onlardan sıyrıldı çıktı, derken onu Şeytan arkasına taktı da sapkınlardan oldu

    Erhan Aktaş

    Onlara, o kimsenin dipnot 1 haberini de oku, ki ona ayetlerimizi vermiştik de onlardan sıyrılıp ayrıldı. Şeytan da onu kendine tabi kıldı. Böylece azgınlardan oldu.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Söz konusu edilen "kimse," bilinen bir kimse/şahıs değil, belli bir kişilik/karakterdir. Kişinin kim olduğunun önemi yok, önemli olan sahip olduğu kişiliktir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara, o kimsenin dipnot 1 haberini de oku, ki ona ayetlerimizi vermiştik de onlardan sıyrılıp ayrıldı. Şeytan da onu kendine tabi kıldı. Böylece azgınlardan oldu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Söz konusu edilen "kimse, " bilinen bir kimse/şahıs değil, belli bir kişilik/karakterdir. Kişinin kim olduğunun önemi yok, önemli olan sahip olduğu kişiliktir. (İsrailiyat'a göre bu kişi Bel‘am b. Baura'dır.)

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara, o kimsenin dipnot 1 haberini de oku, ki ona ayetlerimizi vermiştik de onlardan sıyrılıp ayrıldı. Şeytan da onu kendine tabi kıldı. Böylece azgınlardan oldu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Söz konusu edilen "kimse," bilinen bir kimse/şahıs değil, belli bir kişilik/karakterdir. Kişinin kim olduğunun önemi yok, önemli olan sahip olduğu kişiliktir.

    Gültekin Onan

    Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat / aktar. O, bundan sıyrılıp uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu.

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) onlara o kimsenin haberini de oku ki biz kendisine ayetlerimizi vermişdik de, o bunlardan sıyrılıb çıkmış, derken şeytan onu arkasına takmış, nihayet azgınlardan olmuşdu.

    İbni Kesir

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde, onlardan sıyrılan ve şeytanın arkasına taktığı sonunda da azgınlardan olan o kimsenin haberini anlat.

    Mehmet Alagaş

    (175-178) Sen, ayet verdiğimiz o kimsenin haberini seslendir / dillendir. Onlardan / ayetlerden sıyrıldı (yılanın dersinden ayrılması) Şeytan’a uydu ve azgınlardan oldu. Eğer biz dileseydik onlarla / ayetlerle onu yükseltirdik ve lakin o arza saplanıp kaldı, Keyfi şeylerin / havai şeylerin ardından gitti / tâbi oldu, Onun misali tıpkı köpek gibidir, Üzerine gitsen dili dışarda solur, terk etsen yine dili dışarda solur , işte bu ayetlerimizi yalanlayanların örneğidir , bu anlatıyı anlat ki böylelikle belki düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali ne kötü dür, onlar kendilerine / nefislerine zulmediyorlar. Allah’ın kimi yönlendirmişse / kime rehberlik etmişse işte o kişi yola girmiştir, kimi de saptırıyorsa, işte onlar hasara uğrayanlardır / hüsrana uğrayanlardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sen onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp çıkmış, derken Şeytan'ın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olmuş kimsenin haberini oku!

    Süleyman Ateş

    Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı, şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini onlara anlat: O kişi, ayetlerimizden sıyrılıp uzaklaşınca şeytan onu peşine taktı dipnot 1 , böylece boş hayale kapılıp yoldan çıkanlardan oldu.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini onlara oku; ayetlerden sıyrılıp uzaklaştı da şeytan onu peşine taktı. Sonunda azgınlardan olup çıkıverdi.

    Şaban Britch

    Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, fakat onlardan sıyrılıp uzaklaşan, şeytanın kendisine uydurduğu yolunu kaybetmiş azgınlardan olan kimsenin haberini oku!

    Şaban Piriş

    Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, fakat onlardan sıyrılıp çıkan, şeytanın kendisine uydurduğu sapık azgınlardan olan kimsenin haberini oku!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlara, şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi vermiştik; onlardan sıyrılıp çıktı, şeytan da onu peşine taktı; nihayet o, azgınlardan oluverdi.

  5. A'râf suresi, 176. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 176. ayet. وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَٰهُ بِهَا وَلَٰكِنَّهُۥٓ أَخْلَدَ إِلَى ٱلْأَرْضِ وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ ٱلْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ذَّٰلِكَ مَثَلُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱقْصُصِ ٱلْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

    Diyanet İşleri

    Dileseydik o ayetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.

    Mehmet Okuyan

    Dileseydik elbette onu bu deliller sayesinde yükseltirdik. Fakat o, arzusuna mahkûm olup dünyaya saplandı. Böylesi bir kişinin durumu, kovsan da kendi hâline bıraksan da dilini çıkartıp soluyan köpeğin durumuna benzer. dipnot 1 İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin örneği de böyledir. Bu kıssayı anlat; umulur ki düşünürler. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada amaçlanan, ilahî iradenin bu şekilde yarattığı köpekleri kötülemek veya aşağılamak değil, yaratılış amacına uygun davranmayanların uyarılara itibar etmeme durumlarını eleştirmektir. A‘râf 7:179 ve Furkân 25:44'te de durum aynıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kıssaların anlatılma gerekçeleriyle ilgili bilgi için bkz. Hûd 11:120; Yûsuf 12:111; Tâhâ 20:99; Kâf 50:37; Hâkka 69:12; Nâzi‘ât 79:26.

    Mustafa İslamoğlu

    Ki, eğer Biz isteseydik onu mesajlarımızla yüceltirdik, ne ki o dünyaya sarıldı ve ihtirasının peşine düştü. İşte bu yüzden böyle birinin durumu, üstüne varsan da kendi haline bıraksan da hırlayıp duran köpeğe benzer. Mesajlarımızı yalanlamaya kalkanların durumu işte böyledir. Şu halde bu kıssaları aktar, belki üzerinde düşünürler.

    Muhammed Esed

    İmdi, Biz eğer dileseydik, onu ayetlerimizle yüceltir, üstün kılardık: fakat o hep dünyaya sarıldı ve yalnızca kendi arzu ve heveslerinin peşinden gitti. Bu bakımdan, böyle birinin durumu (kışkırtılan) bir köpeğin durumu gibidir: öyle ki, onun üzerine korkutarak varsan da dilini sarkıtıp hırlar, kendi haline bıraksan da. Bizim ayetlerimizi yalanmaya kalkan kimselerin hali işte böyledir. Öyleyse, bu kıssayı anlat, ki belki derin derin düşünürler.

    Ahmed Hulusi

    Eğer dileseydik, onu bu işaretlerle yükseltirdik. . . Fakat o arza (bedenselliğe) yerleşti ve boş asılsız dürtülerine tabi oldu! Artık onun meseli şu köpeğin meseli gibidir: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, terketsen de dilini sarkıtıp solur. . . İşte işaretlerimizi yalanlayan topluluk, buna benzer! (Sen bu) kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.

    Ali Bulaç

    Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.

    Ali Özek ve heyeti

    Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.

    Ali Rıza Safa

    Eğer dileseydik, kesinlikle onu yüceltirdik. Fakat o, yeryüzüne sarıldı ve kendi tutkularına kapıldı. İşte, onun durumu, üstüne varsan da dili dışarıda havlayan, kendi durumuna bıraksan da dili dışarıda havlayan köpeğin durumunun tıpkısıdır. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumu, işte böyledir. Bu öyküyü anlat; böylece, belki düşünürler. dipnot 132

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 132
      "Dili dışarıda havlayan" olarak yazdığımız "Yelhes" sözcüğü, kimi Kur'an çevirilerinde, "Dilini sarkıtıp hırlayan" veya "Havlayarak saldıran" veya "Dilini sarkıtarak soluyan" biçiminde çevrilmiştir. Bu ayetin benzeri, Tevrat,
      Yeşaya 56:10 — Eski Ahit, Yeşaya; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Yeşaya 56:10

      İsrailin bekçileri kördür, hepsi bilgisizdir. 2 Havlayamayan dilsiz köpekler gibidirler. 2 Uzanıp düş görürler, 2 Uykuyu pek severler!

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ,11 ayetlerinde, şöyle yazılıdır: "İsrail'in bekçileri kördür; hepsi bilgisizdir. Havlayamayan dilsiz köpekler gibilerdir. Uzanıp düş görürler; uykuyu pek severler. Doymak bilmeyen azgın köpeklere benzerler. Aklı kıt çobanlar bunlar; kendi yollarına döndüler. Her biri, yalnızca kendi çıkarını düşünüyor."

    Bayraktar Bayraklı

    İnsanı ayetlerimizle yüceltmeyi diledik. Ama o yere çakılı kaldı, arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan da... Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikayeyi anlat ki, düşünsünler.

    Edip Yüksel

    Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin ardına takıldı. Onun durumu, üstüne varsan da bıraksan da dili dışarıda soluyan huysuz bir köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimizi yalanlayan toplulukların durumu işte böyledir. Bu olayı aktar, olur ki düşünürler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o, toprağa yapışmakta direndi ve hevesinin ardına takıldı. Onun durumu, üstüne varsan da bıraksan da dili dışarda soluyan huysuz bir köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimizi yalanlayan toplulukların durumu işte böyledir. Bu olayı aktar, olur ki düşünürler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer dileseydik Biz onu ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere alçaklığa saplandı ve hevasının ardına düştü. Artık onun hali, o köpeğin haline benzer ki, üzerine varsan dilini sarkıtıp solur, bıraksan yine dilini sarkıtıp solur. İşte böyledir ayetlerimizi inkar eden o kimselerin durumu; kıssayı kendilerine bir naklet, belki biraz düşünürler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer dilese idik biz, onu o ayetlerle yükseltirdik ve lakin o, yere (alçaklığa) saplandı ve hevasının ardına düştü, artık onun meseli o köpeğin meseline benzer: üzerine varsan dilini salar solur, bıraksan yine dilini salar solur; bu işte ayetlerimizi tekzib eden o kavmin meseli, kıssayı kendilerine bir nakl eyle, gerektir ki bir düşünürler

    Erhan Aktaş

    Dileseydik dipnot 1 onu bununla dipnot 2 yükseltirdik. Fakat o yere saplandı, hevasına dipnot 3 uydu. Onun durumu, üzerine varsan da dilini sarkıtıp soluyan, varmasan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan halkın durumu böyledir. Sen bu kıssayı anlat, belki öğüt alırlar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uygun görseydik. Ona karar verme hakkı tanımayarak, onu özgür irade sahibi yapmazdık.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayetlerimizle.
    3. metne dön, dipnot 3
      Tutku ve kuruntusuna.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Dileseydik dipnot 1 onu bununla dipnot 2 yükseltirdik. Fakat o yere saplandı, hevasına dipnot 3 uydu. Onun durumu, üzerine varsan da dilini sarkıtıp soluyan, varmasan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan halkın durumu böyledir. Sen bu kıssayı anlat, belki öğüt alırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uygun görseydik. Ona karar verme hakkı tanımayarak.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayetlerimizle.
    3. metne dön, dipnot 3
      Tutku ve kuruntusuna.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Dileseydik dipnot 1 onu bununla dipnot 2 yükseltirdik. Fakat o yere saplandı, tutku ve kuruntusuna uydu. Onun durumu, üzerine varsan da dilini sarkıtıp soluyan, varmasan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan toplumun durumu böyledir. Sen bu kıssayı anlat, belki düşünürler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uygun görseydik. Karar vermeyi ona tanımasaydık.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayetlerimizle.

    Gültekin Onan

    Eğer biz dileseydik, onu bununla (ayetlerimizle) yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar ki düşünsünler (yetefekkerun).

    Hasan Basri Çantay

    Eğer dileseydik onu bu (ayetler) le yükseltirdik. Fakat o, yere saplandı, hevasına uydu. Artık onun sıfatı o köpeğin haali gibidir ki üstüne varsan dilini sarkıtıb solur, yahud kendi haaline bıraksan yine dilini uzatıb solur. İşte ayetlerimizi yalan sayanlar güruhunun sıfatı budur. Artık sen (Habibim) kıssayı (onlara) anlat. Belki iyice düşünürler.

    İbni Kesir

    Dileseydik onu, bununla yükseltirdik. Fakat o; yere saplandı ve hevesine uydu. Artık onun hali; o köpeğin hali gibidir ki, üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin hali böyledir. Sen, kıssayı anlat. Belki düşünürler.

    Mehmet Alagaş

    (175-178) Sen, ayet verdiğimiz o kimsenin haberini seslendir / dillendir. Onlardan / ayetlerden sıyrıldı (yılanın dersinden ayrılması) Şeytan’a uydu ve azgınlardan oldu. Eğer biz dileseydik onlarla / ayetlerle onu yükseltirdik ve lakin o arza saplanıp kaldı, Keyfi şeylerin / havai şeylerin ardından gitti / tâbi oldu, Onun misali tıpkı köpek gibidir, Üzerine gitsen dili dışarda solur, terk etsen yine dili dışarda solur , işte bu ayetlerimizi yalanlayanların örneğidir , bu anlatıyı anlat ki böylelikle belki düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali ne kötü dür, onlar kendilerine / nefislerine zulmediyorlar. Allah’ın kimi yönlendirmişse / kime rehberlik etmişse işte o kişi yola girmiştir, kimi de saptırıyorsa, işte onlar hasara uğrayanlardır / hüsrana uğrayanlardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp, kaldı, hevesine uydu. Onun misali, üzerine yürüsen de kendi haline bıraksan da dilini çıkartıp soluyan köpeğe benzer. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali budur. Kıssayı anlat, belki düşünürler.

    Süleyman Ateş

    Dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik, fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünür(öğüt alır)lar.

    Süleymaniye Vakfı

    Tercihi biz yapsaydık onu ayetlerimizle yüceltirdik. Ama o, arzularına uyarak dünyalığa dipnot 1 kapılıp kaldı dipnot 2 . Onun durumu köpeğin durumu gibidir. Üzerine gitsen de dilini çıkarıp solur, kendi haline bıraksan da dilini çıkarıp solur dipnot 3 . İşte ayetlerimiz karşısında yalana sarılan toplulukların örneği budur. Bu kıssayı tam olarak anlat, belki düşünürler.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
      Köpekte ter bezi yoktur, dolayısıyla sıcak havalarda vücut ısısını dengelemek için dilini çıkarıp solur. Bu şekilde fazla ısıyı dışarı verir. Dinden dönenin durumu da köpek gibidir. Nasıl ki köpek, üzerine varsan da kendi haline bıraksan da sürekli dilini çıkarır, durumunu değiştirmezse, dinden dönen kişi de kendi haline bıraksan da, üzerine gitsen de durumunu değiştirmez. Vicdanının verdiği huzursuzluktan kurtulmak için ayetler hakkında yalan söylemeden duramaz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Eğer zorlasaydık dipnot 1 , o ayetlerle onu yüceltirdik. Ama o, yere çakılıp kaldı ve arzularına uydu. O, susuz kalmış köpek gibidir; üzerine varsan dilini çıkarıp solur, bırakıp gitsen yine dilini çıkarıp solur. İşte ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılan o toplulukların örneği budur. Bu olayı anlat, belki düşünürler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zorlayıcı düzen kursaydık

    Şaban Britch

    Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp, kaldı, hevesine uydu. Onun misali, üzerine yürüsen de kendi haline bıraksan da dilini çıkartıp soluyan köpeğe benzer. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali budur. Kıssayı anlat; belki düşünürler.

    Şaban Piriş

    Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o yeryüzünü ebedi zannetti, heveslerine tabi oldu. Onun misali, üzerine yürüsen de kendi haline bıraksan da dilini çıkartıp soluyan köpeğe benzer. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali budur. Hikayeyi onlara anlat umulur ki düşünürler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dileseydik onu, o ayetlerle yüceltirdik. Ama o, yere saplandı, iğreti arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan dilini sarkıtarak solur. Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikayeyi anlat ki düşünüp taşınabilsinler.

  6. A'râf suresi, 177. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 177. ayet. سَآءَ مَثَلًا ٱلْقَوْمُ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَأَنفُسَهُمْ كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Ayetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür!

    Mehmet Okuyan

    Ayetlerimizi yalanlayan ve böylece kendilerine haksızlık etmiş olanların hâli ne kadar da kötüdür!

    Mustafa İslamoğlu

    Ne berbattır ayetlerimizi yalanlayan bir toplumun hali; üstelik onlar (böyle yapmakla) kendilerine zulmetmiş oluyorlar.

    Muhammed Esed

    Ayetlerimizi yalanlamaya kalkan toplumun hali ne kötüdür: çünkü işledikleri haksızlıklar (sadece) kendilerini yıkıma götürür.

    Ahmed Hulusi

    (Esma'nın çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayan ve (böylece) nefslerine zulmetmiş olan topluluğun durumu ne kötüdür!

    Ali Bulaç

    Ayetlerimizi yalanlayanlar ve yalnızca kendi nefislerine zulmedenlerin örneği ne kötüdür.

    Ali Özek ve heyeti

    Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!

    Ali Rıza Safa

    Ayetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendilerine yazık eden, ne kötü bir toplum örneği.

    Bayraktar Bayraklı

    Ayetlerimizi yalanlayan ve kendine zulmedegelen güruhun durumu ne kötü misaldir!

    Edip Yüksel

    Ayetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendi kendilerine haksızlık eden topluluğun örnekliği ne kötüdür!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ayetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendi kendilerine haksızlık eden topluluğun örnekliği ne kötüdür!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ne kötü misaldir ayetlerimizi yalanlayan ve sırf kendilerine zulmeden o kavmin durumu!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ne çirkin meseli var ayetlerimizi tekzib eden o kavmin ki sırf kendilerine zulm ediyorlardı

    Erhan Aktaş

    Ayetlerimizi yalanlayan ve böylece kendilerine zulmeden halkın durumu ne kötüdür.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Âyetlerimizi yalanlayan ve böylece kendilerine haksızlık eden halkın durumu ne kötüdür.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Âyetlerimizi yalanlayan ve böylece kendilerine haksızlık eden halkın durumu ne kötüdür.

    Gültekin Onan

    Ayetlerimizi yalanlayanlar ve yalnızca kendi nefslerine zulmedenlerin örneği / örnekliği ne kötüdür.

    Hasan Basri Çantay

    Ayetlerimizi yalanlayarak sırf kendilerine zulm etmekde olanlar güruhunun haali ne kötüdür!

    İbni Kesir

    Ayetlerimizi yalanlayarak kendilerine zulmeden kavmin misali ne kötüdür.

    Mehmet Alagaş

    (175-178) Sen, ayet verdiğimiz o kimsenin haberini seslendir / dillendir. Onlardan / ayetlerden sıyrıldı (yılanın dersinden ayrılması) Şeytan’a uydu ve azgınlardan oldu. Eğer biz dileseydik onlarla / ayetlerle onu yükseltirdik ve lakin o arza saplanıp kaldı, Keyfi şeylerin / havai şeylerin ardından gitti / tâbi oldu, Onun misali tıpkı köpek gibidir, Üzerine gitsen dili dışarda solur, terk etsen yine dili dışarda solur , işte bu ayetlerimizi yalanlayanların örneğidir , bu anlatıyı anlat ki böylelikle belki düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali ne kötü dür, onlar kendilerine / nefislerine zulmediyorlar. Allah’ın kimi yönlendirmişse / kime rehberlik etmişse işte o kişi yola girmiştir, kimi de saptırıyorsa, işte onlar hasara uğrayanlardır / hüsrana uğrayanlardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ayetlerimizi yalanlayan ve kendi nefislerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!

    Süleyman Ateş

    Ayetlerimizi yalanlayan ve kendilerine de zulmeden topluluğun durumu ne kötüdür!

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetlerimiz karşısında yalana sarılan topluluk ne kötü bir örnektir! Onlar yanlışı kendilerine yapıyorlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılan ve yanlışı kendilerine yapıp duran toplulukların hali ne kötüdür!

    Şaban Britch

    Ayetlerimizi yalanlayan ve kendi nefislerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!

    Şaban Piriş

    Ayetlerimizi yalanlayan ve böylece kendine zulmeden kavmin örneği ne kötü!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ayetlerimizi yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Onlar öz benliklerine zulmediyorlardı.

  7. A'râf suresi, 178. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 178. ayet. مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِى وَمَن يُضْلِلْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan

    Allah'ın hidayet ettiği kişi doğru yola ulaş(tırıl)mıştır. Kimi saptırırsa dipnot 1 işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle "Kimin sapkınlığını onaylarsa" yani "kimin sapmasına fırsat verirse", "kimin sapma kararını onaylarsa" şeklinde anlaşılmalıdır. Konuyla ilgili bütün kullanımlar bu şekilde yorumlanmalıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayet İsrâ 17:15, 97 ve Kehf 18:17. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Kimin rehberi Allah olursa, doğru yola ulaşan o olur; O kimi de sapıklığa terk ederse, işte gerçekten kaybeden de onlar olurlar.

    Muhammed Esed

    Allah kime yol gösterirse, gerçekten doğru yola erişen işte odur: Onun sapıklık içinde bıraktığı kimselere gelince, büyük kayıp içinde olanlar da işte böyleleridir!

    Ahmed Hulusi

    Allah kime hidayet eder ise, odur hakikate eren! Kimi de saptırır ise, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

    Ali Bulaç

    Allah kime hidayet verirse o artık hidayeti bulmuştur; kimi şaşırtıp saptırırsa artık onlar da hüsrana uğrayanlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.

    Ali Rıza Safa

    Allah, kime doğru yolu gösterirse, artık, o, doğru yolu bulmuştur. Ve kimi saptırırsa, yitime uğrayanlar, işte onlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah'ın doğru yola yönelttiği kişi, hidayettedir. O'nun sapıklık içinde bıraktığı kimselere gelince, onlar kaybedenlerin ta kendileridir.

    Edip Yüksel

    ALLAH kimi doğruya iletirse, doğruyu bulan odur. Kimi de saptırırsa, kaybedenler de onlardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH kimi doğruya iletirse, doğruyu bulan odur. Kimi de saptırırsa, kaybedenler de onlardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah kime hidayet ederse, o doğru yolu bulur; kimi de saptırırsa, hüsrana düşenler de işte onlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allah kime hidayet ederse hidayet bulan o, kimi de dalalete bırakırsa husrane düşenler de işte onlar

    Erhan Aktaş

    Allah, kime yol gösterirse dipnot 1 , odur yolu bulan. Kimi de saptırırsa1, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 7:155. ayetin 2. dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, kime yol gösterirse dipnot 1 , odur yolu bulan. Kimi de saptırırsa dipnot 1 , işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kim yol gösterilmeyi hak ettiyse Allah ona yol gösterir, Kim de sapkınlığı hak ettiyse Allah onu saptırır. Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Kimin neyi hak ettiğine kararı Allah verir. (Bkz. 76:3 Kuşkusuz, ona doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden biri olur.)

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, kime yol gösterirse, odur yolu bulan. Kimi de saptırırsa, işte onlar hüsrana uğrayanlardır. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah, doğru yola iletilmeyi isteyeni doğru yola iletir; sapkınlıkta kalmak isteyeni de sapkınlıkta bırakır. Sapkınlığı gerektiren şeyler yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Hidayet ve dalalet konusu insanın dilemesiyle ilişkilidir. Allah, hiç kimseyi ne zorla hidayete erdirir ne de dalalete düşürür. İman ve inkar konusunda sorumluluk bütünüyle insana aittir.

    Gültekin Onan

    Tanrı kime hidayet verirse o artık hidayeti bulmuştur; kimi şaşırtıp saptırırsa artık onlar da hüsrana uğrayanlardır.

    Hasan Basri Çantay

    Allah kime hidayet ederse o doğru yolu bulmuşdur. Kimi de sapdırırsa onlar en büyük zarara uğrayanların ta kendileridir.

    İbni Kesir

    Allah; kimi hidayete erdirirse; odur hidayete eren. Kimi de saptırırsa; işte onlardır hüsrana uğrayanların kendileri.

    Mehmet Alagaş

    (175-178) Sen, ayet verdiğimiz o kimsenin haberini seslendir / dillendir. Onlardan / ayetlerden sıyrıldı (yılanın dersinden ayrılması) Şeytan’a uydu ve azgınlardan oldu. Eğer biz dileseydik onlarla / ayetlerle onu yükseltirdik ve lakin o arza saplanıp kaldı, Keyfi şeylerin / havai şeylerin ardından gitti / tâbi oldu, Onun misali tıpkı köpek gibidir, Üzerine gitsen dili dışarda solur, terk etsen yine dili dışarda solur , işte bu ayetlerimizi yalanlayanların örneğidir , bu anlatıyı anlat ki böylelikle belki düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayan kavmin misali ne kötü dür, onlar kendilerine / nefislerine zulmediyorlar. Allah’ın kimi yönlendirmişse / kime rehberlik etmişse işte o kişi yola girmiştir, kimi de saptırıyorsa, işte onlar hasara uğrayanlardır / hüsrana uğrayanlardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah kime hidayet verirse o doğru yolu bulmuş olur. Kimi de saptırırsa onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridirler.

    Süleyman Ateş

    Allah kime yol gösterirse, işte yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa, işte ziyana uğrayanlar onlardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah'ın, doğru yolda olduğunu onayladığı kişi hidayete ermiş olur. Doğru yoldan saptığını onayladığı kişiler ise kaybedenlerdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah kimi yola gelmiş sayarsa yola gelen odur; kimi de sapık sayarsa, umduğunu bulamayacaklar/zarar edenler, işte onlardır. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kuralı Allah koyar, başkalarının kuralı geçerli değildir. Başkalarının kuralına uyarak kazanç elde edeceğini umanlar, beklentileri gerçekleşemeyeceğinden hüsrana uğrarlar.

    Şaban Britch

    Allah kimi doğru yola yöneltmişse/hidayet etmişse, o hidayet bulmuştur. Kimi de saptırmışsa, onlar hüsrana uğrayanların ta kendisidir.

    Şaban Piriş

    Allah kimi doğru yola yöneltmişse / hidayet etmişse o hidayet bulmuştur. Kimi de sapıklıkta bırakmışsa, onlar mahvolanların ta kendisidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah'ın yol gösterdiği, gerçeğe varmıştır; saptırdıkları ise hüsrana batıp kalmıştır.

  8. A'râf suresi, 179. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 179. ayet. وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَّا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَّا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ ءَاذَانٌ لَّا يَسْمَعُونَ بِهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki (akıl eden) kalpleri olmasına rağmen anlamayan, gözleri olmasına rağmen görmeyen, kulakları olmasına rağmen duymayan, sadece hayvanlar gibi, hatta daha da şaşkın bir hâlde bulunan dipnot 1 ve sonunda habersizmiş gibi davranan pek çok cin ve insanı cehennem için hazırlamışızdır. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Furkân 25:44. ayetle birlikte okunmalıdır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayette gerçeğe itibar etmemek, hakikati görüp dinlememek "sebep", cehenneme gidiyor olmak ise "sonuç"tur.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz, görünen görünmeyen iradeli varlıklar içinden akleden kalpleri olup da kavramayan, gözleri olup da görmeyen, kulakları olup da işitmeyen birçoklarını cehennemlik yapmışızdır. Hayvan gibidir onlar, belki daha da aşağı! Onlar gaflete gömülmüş olan zavallılardır.

    Muhammed Esed

    Gerçek şu ki, Biz, cehennem için, kalpleri olup da gerçeği kavrayamayan, gözleri olup da göremeyen, kulakları olup da işitmeyen görünmez varlıklardan ve insanlardan çok canlar ayırmışızdır. Hayvan sürüsü gibidir bunlar; hayır hayır, doğru yolu kavramakta onlardan da aşağı: Körcesine dalıp gitmiş olanlar işte böyleleridir.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki cinn ve insten çoğunu cehennem yaşamı için yaratıp, çoğalttık! Ki onların kalpleri (şuurları) var, (hakikati) kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar!. . İşte bunlar en'am (evcil hayvanlar) gibidirler; belki daha da şaşkın! Onlar gafillerin (gılaf içinde - kozalarında yaşayanların) ta kendileridir!

    Ali Bulaç

    Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu Cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapıktırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

    Ali Rıza Safa

    Ve gerçek şu ki, insanlardan ve cinlerden çoğunu cehennem için yarattık. Onların yürekleri vardır; onunla anlamazlar. Ve onların gözleri vardır; onunla görmezler. Onların kulakları da vardır; onunla duymazlar. İşte onlar, hayvanlar gibidir, üstelik daha da şaşkındır. Aymazlık içinde olanlar, işte onlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki, kalpleri olup düşünmeyen, gözleri olup görmeyen, kulakları olup dinlemeyen cinleri ve insanları cehennem için yarattık. Bunlar hayvan gibidirler; hatta daha da aşağıdırlar. İşte gafil olanlar böyleleridir.

    Edip Yüksel

    İnsanlardan ve cinlerden çok sayıda kişiyi cehenneme mahkûm ettik. Kalpleri var, fakat kavrayamazlar; gözleri var, fakat görmezler; kulakları var, fakat işitmezler. Onlar, çiftlik hayvanları gibidir, hatta daha da kötü... Ve onlar, olup bitenden habersizdirler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnsanlardan ve cinlerden çok sayıda kişiyi cehenneme mahkûm ettik. Kalpleri var, fakat kavrayamazlar; gözleri var, fakat görmezler; kulakları var, fakat işitmezler. Onlar, çiftlik hayvanları gibidir, hatta daha da kötü... Ve onlar, olup bitenden habersizdirler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, cin ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır, onunla gerçeği anlamazlar, gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır ama onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvan gibidirler, hatta daha şaşkındırlar. İşte o gafiller ancak bunlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Celalim hakkı için Cinn-ü İnsten bir çoğunu Cehennem için yarattık, onların öyle kalbleri vardır ki onlarla doymazlar, ve öyle gözleri vardır ki onlarla görmezler ve öyle kulakları vardır ki onlarla işitmezler, işte bunlar behaim gibi, hatta daha şaşkındırlar, işte bunlar hep o gafiller

    Erhan Aktaş

    Gerçek şu ki, cinnden dipnot 1 ve insten dipnot 1 çoğalttıklarımızın dipnot 2 çoğu Cehennem'liktir. dipnot 3 Ki onların kalpleri dipnot 4 vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz.7:38. ayetin dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Çevirilerde çoğaltama yerine "yaratma" olarak anlam verilen "zera'na" kelimesinin anlamı, "yaratma" değil, "çoğaltmadır". Zera'na yaratılmış olan bir şeyin, üreyerek çoğalması demektir. "Zirat," yani ekin ekme kelimesi de buradan türemiştir. Ayette yaratmadan değil, "çoğalmadan" söz edilmektedir. Şayet "yaratmak" kast edilseydi, "haleka" kelimesi kullanılmış olunurdu.
    3. metne dön, dipnot 3
      Çevirilerde, çoğunlukla bu ayete: "Ben insanların ve cinnlerin çoğunu cehennem için yarattım." şeklinde yanlış anlam verilmektedir. Yaratılmış olanların birçoğunun Cehennem'lik olacağının bilgisinin verilmesi ile yaratılmış olanların çoğunun Cehennem için yaratıldığını söylemek aynı şey değildir. (Bkz. 23:79 sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.)
    4. metne dön, dipnot 4
      İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda kalp ile beyin arasındaki iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda kalbin beyin fonksiyonlarını etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir. Tıpkı göz, kulak vs. ile beyin arasındaki iletişim gibi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gerçek şu ki, cinnden dipnot 1 ve insten dipnot 1 çoğalttıklarımızın dipnot 2 çoğu Cehennemliktir. dipnot 3 Ki onların kalpleri dipnot 4 vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da bilinçsizdirler. İşte gafil olanlar bunlardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gördüğümüz- görmediğimiz, bilinen-bilinmeyen, tanınan-tanınmayan ve yerli-yabancı, kim varsa. Kur'an cinn kavramını "ontolojik varlık olan cinn'in" yanı sıra bilinmeyen, tanınmayan yani yabancı olan, yabancı yerleşim yerlerinde olan insanlar ve halklar için de kullanmaktadır. (46:29)
    2. metne dön, dipnot 2
      Çevirilerde "yaratılmış" olarak anlam verilen "zera'na" sözcüğünün anlamı, "yaratma" değil, "çoğaltmadır". Yaratılmış olan bir şeyin, üreyerek çoğalması demektir. "Ziraat, " yani ekin ekme sözcüğü de buradan türemiştir. Ayette yaratmadan değil, "çoğalmadan" söz edilmektedir. Şayet "yaratmak" kast edilseydi, "haleka" sözcüğü kullanılması gerekirdi.
    3. metne dön, dipnot 3
      Çevirilerde, çoğunlukla bu ayete: "Ben insanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattım." şeklinde yanlış anlam verilmektedir. Yaratılmış olanların birçoğunun Cehennemlik olacağının bilgisinin verilmesi ile yaratılmış olanların çoğunun Cehennem için yaratıldığını söylemek aynı şey değildir. (Bkz. 23:79.Sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.)
    4. metne dön, dipnot 4
      İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar; kalbin beyinle çok geniş bir iletişim sistemine sahip olduğunu ve düşünceleri, duyguları ve aklı düzenleyen ve tüm beyin fonksiyonlarını etkileme gücüne sahip bir organ olduğunu göstermektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçek şu ki, cinnden dipnot 1 ve insten dipnot 1 yaratılmış dipnot 2 olanların birçoğu Cehennem'liktir. Ki onların kalpleri vardır onunla kavramazlar, gözleri vardır onunla görmezler, kulakları vardır onunla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da basittiler. İşte gafil olanlar bunlardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tanıdık-tanımadık, bildik-bilmedik, yerli-yabancı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette, "zera'na" sözcüğü geçmektedir. Bu sözcüğün anlamı, "yaratma" değil, "çoğaltmadır". Yaratılmış olan bir şeyin, üreyerek çoğalması demektir. ‘Ziraat,' yani ekin ekme sözcüğü de buradan türemiştir. Ayette yaratmadan değil, "çoğalmadan" söz edilmektedir. Şayet "yoktan var etme" kast edilseydi, "haleka" sözcüğü kullanılması gerekirdi. Çevirilerde, çoğunlukla bu ayete: "Ben insanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattım." şeklinde yanlış anlam verilmektedir. Yaratılmış olanların bir çoğunun Cehennemlik olacağının bilgisinin verilmesi ile yaratılmış olanların çoğunun Cehennem için yaratıldığını söylemek aynı şey değildir.

    Gültekin Onan

    Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır fakat bununla kavramazlar; gözleri vardır fakat bununla görmezler; kulakları vardır fakat bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz cin ve insden bir çoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalbleri vardır, bunlarla idrak etmezler; gözleri vardır, bunlarla görmezler; kulakları vardır, bunlarla işitmezler. Onlar dört ayaklı hayvanlar gibidir. Hatta daha sapıkdırlar. Onlar gaflete düşenlerin ta kendileridir.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Biz cinn ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır; anlamazlar, gözleri vardır; görmezler, kulakları vardır; duymazlar. Onlar; hayvanlar gibidirler, hatta daha da sapıktırlar. İşte onlar; gafillerin kendilerdir.

    Mehmet Alagaş

    (179) Gerçekten biz ins cinlerin çoğun dan / ekserisinden cehennem için pay ayırdık , kalpleri var, onunla anlamıyorlar / kavramıyorlar, gözleri var, onunla görmüyorlar , kulakları var, onunla işitmiyorlar , onlar tıpkı hayvan gibiler, doğrusu onlar daha sapmış olanlardır, işte onlar bihaber olanlardır / gafil olanlardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu Cehennem için yaratmışızdır. Çünkü onların kalpleri vardır ama kavrayıp anlamazlar. Gözleri vardır, onunla görmezler; kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar.

    Süleyman Ateş

    Andolsun, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık ki kalbleri var, fakat onlarla anlamazlar; gözleri var, fakat onlarla görmezler; kulakları var, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapık... Ve işte gafiller onlardır!

    Süleymaniye Vakfı

    Cinlerin ve insanların çoğunu sanki dipnot 1 cehennemlik olsunlar diye yetiştirdik dipnot 2 . Onların kalpleri vardır ama onunla (gerçeği) kavramazlar; gözleri vardır ama ilerisini görmezler dipnot 3 ; kulakları vardır ama söz dinlemezler dipnot 4 . Onlar en'am (koyun, keçi, sığır ve deve dipnot 5 ) gibidirler. Hatta daha aşağı seviyededirler dipnot 6 . Gerçeklere ilgisiz kalanlar işte onlardır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah, insanları ve cinleri kendisine kulluk etsinler diye yarattığı halde (Zariyat 51/56) onların çoğu kendi iradeleri ile isyan etmiş ve bu hale düşmüşlerdir. Bu durumda hakiki anlamı vermek mümkün olmayacağı için meale "sanki" ifadesi konmuştur.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah Zariyat Suresinde:"Cinleri ve insanları, kulluğu sadece bana yapsınlar diye yarattım." (Zariyat 51/56) dediği halde gelenekte bu ayete, "İnsanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattık" şeklinde anlam verilir. Zariyat 56'da (haleka) خلق fiili kullanıldığı halde bu ayette zerae (ذرأ) fiili kullanılmıştır. Zerae, yetiştirme anlamındadır (En'am 6/136, Nuh 71/17, Müminun 23/79).
    3. metne dön, dipnot 3
      "İlerisini görmek" diye tercüme ettiğimiz kelime "basiret"tir. Küçük ve büyük baş hayvanların da gözleri vardır ama basiretleri yoktur.
    4. metne dön, dipnot 4
      Sem' /dinleme, basar /basiret ve kalp /gönül kabiliyetleri, insana ruhun üflenmesiyle birlikte oluşan üç kabiliyettir (Secde 32/9). Ayette bu kabiliyetlerin cinlerde de olduğunun bildirilmesi onlara da ruh üflendiğinin delilidir. Ruh, bilgisayarın işletim sistemine benzer. O sistem bilgisayara, yapımı tamamlandıktan sonra yüklenir. Ruh da vücuda, yapısının tamamlanmasından sonra yüklenir ve kişinin ikinci vücudu olur. Kişi, o andan itibaren diğer canlılardan farklı hale gelir (Müminun 23/12-14). Kalp, kişinin gönlü, ana kumanda merkezidir. Vücut, doğru bilgilere uyulmasını ister. Gönül ise menfaatleriyle doğrular arasında git-geller yaşar. Kararını menfaatlerine göre verirse kendini bazı doğrulara kapatır ve onları yok sayar. Bu da kişiyi, nankör ve kafir yapar. Kafir, Allah'ın ayetlerini görür, doğru olduklarına inanır ama menfaatlerine ters düştüğü için görmezden gelir. Bu sebeple kafirlik, bilinçli bir eylemdir (Al-i İmran 3/106, Tevbe 9/66, Nahl 16/106, Neml 27/14, Ankebut 29/47, Lokman 31/32). Bu eylemi yapanlar, Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lanetini hak ederler. Tevbe etmezlerse dünyalarını da ahiretlerini de kaybederler (Al-i İmran 3/89-91). Bazıları da ikili oynar. Kötü bir görünüm vermemek için, doğruları kabul ettiğini söyler. Menfaatlerine ters düşen ayetlerin anlamlarıyla oynayarak kafirlerden de kötü duruma düşer. Bunlar, insanlara karşı ikiyüzlülük, Allah'a karşı münafıklık edenlerdir. (Bakara 2/8-16, 75-79) Bütün bu bilgiler ışığında insan ve cin: "Duyu organlarıyla elde ettiği bilgileri gönlüne göre değerlendirip davranışlarını değiştirebilen canlı" şeklinde tarif edilebilir. Bu özellikler onları, Allah'a karşı sorumlu hale getirmiştir (En'am 6/128-132, Zümer 39/42, Ahkaf 46/18-19, 29-32, Cin 72/14-15).
    5. metne dön, dipnot 5
    6. metne dön, dipnot 6

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Cinlerin ve insanların çoğunu sanki Cehennem odunu olsunlar diye yetiştirdik dipnot 1 . Onların da kalpleri vardır ama (gerçeği) kavramazlar, gözleri de vardır ama ilerisini görmezler dipnot 2 , kulakları da vardır ama (söz) dinlemezler dipnot 3 . Onlar en'am (koyun, keçi, sığır ve deve) gibidirler dipnot 4 . Aslında daha düşük seviyededirler. Onlar tam bir gaflet içindedirler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayete, "İnsanların ve cinlerin çoğunu cehennem için yarattık" şeklinde yanlış anlam verilir. İlgili ayetler şöyledir; "Allah: "Cinleri ve insanları, kulluğu sadece bana yapsınlar diye yarattım." (Zariyat 51/56) dediğine göre o anlam kabul edilemez. Yaratma anlamı verdikleri zeree = (ذرأ) kelimesi şu ayette, hayvan ve bitki yetiştirme anlamındadır: "Allah'ın yetiştirdiği ekinden ve en'amdan (koyun, keçi, sığır ve deveden) ona pay ayırır ve kendilerince "Bu Allah'ın, bu da ona ortak saydıklarımızındır» derlerdi. (En'am 6/136) Şu ayete göre Allah Teala insanı da bir bitki gibi yetiştirmiştir. Allah sizi topraktan bir bitki gibi bitirmiştir. (Nuh 71/17) Şu ayetler, Ahiretteki dirilişin de aynı şekilde olacağını bildirir: "Sizi toprağa tohum gibi eken O'dur. Hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız." (Müminun 23/79) "Gökten bir ölçüye göre su indiren (Allah'tır). Onunla ölü bir bölgeyi canlandırır. Kabirlerinizden de bu şekilde çıkarılacaksınız." (Zuhruf 43/11) Görüldüğü gibi zeree = (ذرأ), insanı, bitkiyi ve hayvanı yetiştirme anlamına da gelir. İnsanı diğerlerinden ayıran şey, ruhun üflenmesiyle birlikte kazandığı dinleme, ilerisini görebilme (basiret) ve gönül sahibi olma özelliğidir. (Secde 32/9) Bu özellikleri kullanmayanlar, hayvan gibi hatta daha aşağı seviyede yani bitki gibi olurlar. Cehennemle birlikte zikredilen bitki odundur. İlgili ayet şöyledir: "Yanlış yapanlar ise Cehenneme odun olurlar." (Cin 72/15) Ayete yukarıdaki mealin verilmesinin sebebi budur.
    2. metne dön, dipnot 2
      İlerisini görme, basiret sahibi olmaktır. Küçük ve büyük baş hayvanların da gözü vardır ama basiretleri yoktur.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bu özellikler (sağduğu, basiret ve dinleme) ruh'un, cinlere ve insanlara kazandırdığı özelliklerdir. Bkz.(Secde 32/9)
    4. metne dön, dipnot 4
      Bkz. (En'am 6/143-144)

    Şaban Britch

    Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Çünkü onların kalpleri vardır ama kavrayıp, anlamazlar. Gözleri vardır, onunla görmezler, kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar.

    Şaban Piriş

    Cinlerden ve insanlardan çoğunu cehennemlik kıldık. Çünkü onların kalpleri vardır. Onunla anlayış göstermezler. Gözleri vardır, onunla görmezler, kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan da aşağıdırlar. İşte onlar gafillerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki biz, insanlardan ve cinlerden birçoğunu cehennem için yarattık. Kalpleri var bunların, onlarla anlamazlar; gözleri var bunların, onlarla görmezler; kulakları var bunların, onlarla işitmezler. Davarlar gibidir bunlar. Belki daha da şaşkın. Gafillerin ta kendileridir bunlar.

  9. A'râf suresi, 180. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 180. ayet. وَلِلَّهِ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ فَٱدْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا۟ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ أَسْمَٰٓئِهِۦ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Diyanet İşleri

    En güzel isimler Allah'ındır. O'na o güzel isimleriyle dua edin ve O'nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.

    Mehmet Okuyan

    En güzel isimler yalnızca Allah'a aittir. dipnot 1 O'na o (isim)lerle dua edin! O'nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın! Yaptıklarının karşılığı ileride kendilerine verilecektir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Esmâ-i Husnâ] "en güzel isimler"le ilgili benzer mesajlar: İsrâ 17:110; Tâhâ 20:8; Haşr 59:24.

    Mustafa İslamoğlu

    En güzel nitelikler ve tüm mükemmelikler Allah'a mahsustur. Artık O'na yalvarıp yakarın ve O'nun yüceltilmesinde haktan sapan kimselerden uzak durun! Onlar, zamanı gelince yaptıklarından dolayı cezalandırılacaktır.

    Muhammed Esed

    Yetkinlik ve kusursuzluğa dair nitelikler (yalnızca) Allaha aittir. Öyleyse, bu niteliklerle artık yalnız Allahı çağırın. Ve Onun niteliklerinin anlamını eğip büken kimselerden uzak durun: Böyleleri yapıp ettiklerinden ötürü er geç cezalandırılacaklardır!

    Ahmed Hulusi

    Esma ül Hüsna Allah'ındır (o isimlerin işaret ettiği özellikler, TEK, SAMED Allah'a işaret eder. . . Dolayısıyla bu isimler ve bu isimlerin işaret ettiği anlamlar sadece O'nundur; beşer anlayışıyla kayıt altına girmez. Nitekim Mu'minun: 91'de: SubhanAllahi amma yasıfun = onların vasıflamalarından Allah münezzehtir, buyurulur)! O'na isimlerin manalarıyla yönelin. . . O'nun Esma'sında ilhada sapanları (şirke düşenleri) terk edin! Yapmakta olduklarının karşılığını göreceklerdir.

    Ali Bulaç

    İsimlerin en güzeli Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde 'aykırılığa (ve inkara) sapanları' bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır.

    Ali Özek ve heyeti

    En güzel isimler (el-Esmâü'l Hüsnâ) Allah’ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.

    Ali Rıza Safa

    En güzel isimler, Allah'a özgüdür. Artık, O'na, onlarla yakarışlarda bulunun. O'nun İsimlerini saptıranları bırakın. Yaptıklarının cezasını yakında çekeceklerdir.

    Bayraktar Bayraklı

    En güzel isimler Allah'ındır. Bu güzel isimlerle O'na dua ediniz! Uygun olmayan isimlerle O'nu isimlendirenleri terkediniz! Onlar yapmakta olduklarının cezasını yakında çekeceklerdir.

    Edip Yüksel

    En güzel isimler ALLAH'ındır; öyleyse O'nu onlarla çağırın. O'nun isimlerini tahrif edenleri bırakın; yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'da Tanrı için, yüzün üzerinde değişik sıfat-isim kullanılır. Bunlar süreklilik bildiren tanımlamalardır; Nitekim her yazı yazan insana "yazar" denmez. Tanrı'nın isim ve sıfatlarının Arapça olması gerekmez. * Nitekim Birçok topluluğa konuştukları dilde kitaplar gönderen Tanrı, kendisini tanıtırken onların anlayabileceği dili kullanıyordu. * Bu yüzden Kuran, güzel niteliklerin Allah'a ait olduğunu bildirir. Maalesef, uydurma Hadis kitaplarında sunulan 99 isimli liste Tanrı'ya yakışmayacak bir kaç nitelik içerir. * Örneğin, dindar Müslümanlarca ezberlenip dua maksadıyla okunan 99 isimden birisi olan "ed-Darr" "zarar veren" anlamına gelir. Halbuki Kuran tersini söyler (42:30).

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    En güzel isimler ALLAH'ındır; öyleyse O'nu onlarla çağırın. O'nun isimlerini tahrif edenleri bırakın; yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Onun için siz O'nu onlarla çağırın ve O'nun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın. Yarın onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Halbuki Allahındır en güzel isimler (esmai husna) onun için siz ona onlarla çağırın ve onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri bırakın, yarın onlar yaptıklarının cezasını çekecekler

    Erhan Aktaş

    En iyi isimler dipnot 1 Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      En güzel isimler şeklinde yapılan çeviriler doğru değildir. Zira ayette " husna/iyi" kelimesi geçiyor. Buna "cemil/güzel" diye anlam verilerek yanlış yapılıyor. "İyi" kelimesi niteliği, kaliteyi, üstünlüğü yani nitelik ifade ederken, güzel kelimesi görüntüyü, dış görünüşü ifade etmektedir. Söz konusu "iyi isimler" terkibi Allah'ın sahip olduğu nitelikleri ifade etmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    En iyi isimler dipnot 1 Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İyi ile güzel aynı şey değildir. En güzel isimler şeklinde yapılan çeviriler doğru değildir. "İyi" sözcüğü, niteliği, kaliteyi, üstünlüğü yani özellik ifade ederken, güzel sözcüğü görüntüyü, dış görünüşü ifade etmektedir. Söz konusu "iyi isimler", Allah'ın sahip olduğu nitelikleri ifade etmektedir. Ayette geçen "husna" iyi demektir. Arapça'da güzel, "cemil" demektir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    En iyi isimler dipnot 1 Allah'ındır. Öyleyse O'nu, onlarla çağırın. Ona yakışmayan isimlerle çağıran kimseleri bırakın. Onlar, yaptıklarının cezasını görecekler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İyi ile güzel aynı şey değildir. En güzel isimler şeklinde yapılan çeviriler yanlıştır. "İyi" sözcüğü, niteliği, kaliteyi, üstünlüğü yani özellik ifade ederken, güzel sözcüğü görüntüyü, dış görünüşü ifade etmektedir. Söz konusu "iyi isimler", Allah'ın sahip olduğu nitelikleri ifade etmektedir. Ayette geçen "husna" iyi demektir. Arapçada güzel, "cemil" demektir.

    Gültekin Onan

    İsimlerin en güzeli Tanrı'nındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimlerinde 'aykırılığı (ve inkara) sapanları' bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır.

    Hasan Basri Çantay

    En güzel isimler Allahındır. O halde Ona bunlarla düa edin. Onun isimlerinden eğri (ve aykırı) yola gidenleri bırakın. Onlar, yapmakda olduklarının cezasına uğratılacaklardır.

    İbni Kesir

    En güzel isimler Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar, yaptıklarının cezalarını göreceklerdir.

    Mehmet Alagaş

    (180) Güzel isimler Allah ’ındır, onlarla çağrıda bulun / dua et , O’nun isimlerini gerçek anlamından uzaklaştıranları terket, yaptıklarından dolayı ilerde cezalandıracağız.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

    Süleyman Ateş

    En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o (güzel isim)lerle du'a edin ve O'nun isimleri hakkında eğriliğe sapanları bırakın; onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.

    Süleymaniye Vakfı

    En güzel isimler dipnot 1 /özellikler Allah'a aittir. Ona, onlarla dua edin. Allah'ın özellikleri hakkında saptırma yapanları bırakın dipnot 2 . Onlara yaptıklarının cezası verilecektir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arapçada isim, bir şeyi tanımlayan, neye yaradığını gösteren ve akılda tutmaya yarayan sözdür (Müfredat). En güzel isimlerin Allah'a ait olması onun en güzel özelliklere sahip olduğunu ifade eder.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    En güzel isimler (özellikler) Allah'ın isimleridir. O'na, onlarla yalvarın. Allah'ın isimleri konusunda sınırları aşanları dipnot 1 bırakın. Onlar, ettiklerinin cezasını bulacaklardır."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın kızı dedikleri Lat, Menat ve Uzza isimlerini, Allah'ın isimlerini yamultarak uydurmuşlardır. Ellah isminden Ellat, El-Aziz isminden el-Uzza ve Allah'ın el-Mennan isminden de Menat'ı türetmişlerdir (Celaluddin es-Suyuti, Tefsir'ul-Celaleyn). İnsanlarda bu tür türetmeler olur. Mesela Cemil'in kızı, Cemile, Kamil'in kızı Kamile, Halid'in kızı Halide olabilir ama Allah, hiçbir açıdan insana benzetilemeyeceği için O'nun isimleri ile ilgili böyle şeyler yapılamaz.

    Şaban Britch

    İşte onlar gafillerdir. En güzel isimler Allah’ındır. O’na o isimleri ile dua edin. O’nun isimleri konusunda sapanları terk edin. Onlar yaptıklarının karşılığını göreceklerdir.

    Şaban Piriş

    En güzel isimler Allah'ındır. O'na o isimleri ile dua edin. O'nun isimleri konusunda sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    En güzel isimler Allah'ındır; O'na onlarla dua edin. O'nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.

  10. A'râf suresi, 181. ayet — bütün mealleriyle aç

    A'râf suresi, 181. ayet. وَمِمَّنْ خَلَقْنَآ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.

    Mehmet Okuyan

    Yarattıklarımızdan gerçeğe rehberlik eden ve onunla adil davranan bir topluluk vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Yarattıklarımız içersinde hakikate giden yolu gösteren ve onun sayesinde adaletle davranan kimseler de vardır.

    Muhammed Esed

    Yarattıklarımız arasında (başkalarına) doğru yolu gösteren ve onun ışığında adaletle davranan insanlar da vardır.

    Ahmed Hulusi

    Yarattıklarımızdan (öyle) bir topluluk var ki, Hak olarak hakikate erdirirler ve O'nun ile her şeyin hakkını verirler!

    Ali Bulaç

    Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur.

    Ali Rıza Safa

    Yarattıklarımız arasında, doğru yola gerçekle eriştiren ve Onunla adaletli olan bir topluluk da vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Yarattıklarımızdan öyle bir millet var ki, daima hakka iletir ve adaleti hak ile yerine getirir.

    Edip Yüksel

    Yarattıklarımızın arasında bir topluluk var ki gerçek ile yol gösterirler ve yine onunla hakkı gözetirler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yarattıklarımızın arasında bir topluluk var ki gerçek ile yol gösterirler ve yine onunla hakkı gözetirler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yine bizim yarattıklarımızdan öyle bir topluluk vardır ki, hakka rehberlik ederler ve onunla adaleti yerine getirirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yine bizim halk ettiklerimizden bir ümmet de var ki hakka rehberlik ederler, ve onunla icrayı adalet eylerler

    Erhan Aktaş

    Yarattıklarımız arasında öyle bir topluluk da var ki, hakka iletirler ve onunla adil olurlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yarattıklarımız arasında öyle bir topluluk da var ki, hakka iletirler ve onunla adil olurlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yarattıklarımız arasında öyle bir topluluk da var ki, hakka iletirler ve onunla adil olurlar.

    Gültekin Onan

    Yarattıklarımızdan hakka yöneltip ileten ve onunla adaleti (uygulayan) bir ümmet vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Yaratdıklarımızdan öyle bir ümmet de vardır ki onlar hakka rehberlik ederler, adaleti de onunla (o dairede) tatbıyk ederler.

    İbni Kesir

    Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet vardır ki; onlar hakkı gösterirler ve onunla adaleti uygularlar.

    Mehmet Alagaş

    (181-183) Sizden bir topluluk yarattık, hakikat ile yön lendiriyorlar ve onunla / gerçekle denkleştiriyorlar / adaleti sağlıyorlar. (Adalet, gerçeğe muhtaçtır). Ayetlerimizi yalanlayanları bilmedikleri taraftan onları derece derece / tedrici olarak azaba / helâke ilerleteceğiz / yaklaştıracağız, onlara ilave süre / mühlet veririm, benim kurduğum tuzak planım çetindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet vardır ki, hakla yol gösterirler ve onunla adaletle hükmederler.

    Süleyman Ateş

    Yarattıklarımız içinde, doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir ümmet de vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Yarattıklarımız içinde, gerçek olanla doğruyu gösteren ve onunla adaleti sağlayan bir toplum daima vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yarattıklarımız içinde öyle bir toplum(ümmet) vardır ki hem o doğruyu dipnot 1 gösterir hem de onun ışığında adaletli davranırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın kitabını ve ondan çıkarılmış doğru hükümleri(hikmet)

    Şaban Britch

    Yarattıklarımızdan hakka yönelen ve yönelten, onunla adaleti sağlayan bir toplum vardır.

    Şaban Piriş

    Yarattıklarımızdan hakka yönelten ve onunla adaleti sağlayan bir toplum vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bizim yarattıklarımızdan bir ümmet var ki, hakka rehberlik eder ve onunla adalet sunarlar.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.