Diyanet İşleri
Hayır, sen (onların haline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.
Sâffât suresi · 12–21. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Sâffât suresi, 12. ayet. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
Hayır, sen (onların haline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.
Elbette sen şaşırıyorsun. (Oysa) onlar alay ediyorlar.
Ama hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken, onlar işin şakasındalar;
Hayır, sen hayranlık ve şaşkınlık duyarken onlar (yalnızca) alay ederler;
Hayır, onların alaylı hallerine şaşıp kaldın.
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
Hayır! Sen, hayran kaldın; oysa onlar küçümsüyorlar.
Sen hayran kaldın; onlarsa alay ediyorlar.
Sen hayranlık duyarken onlar alay ediyorlar.
Sen hayranlık duyarken onlar alay ediyorlar.
Fakat sen hayrettesin, onlar ise alay ediyorlar.
Fakat sen taaccüb ettin onlar eğleniyorlar
Evet, sen hayran kaldın, onlar ise alay ediyorlar.
Evet, sen hayran kaldın, onlar ise alay ediyorlar.
Evet, sen hayran kaldın, onlar ise alay ediyorlar.
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Belki sen (Habibim) teaccüb etdin. Onlar da (bu teaccübünden dolayı) eğlenirler,
Hayır, sen; şaşırıp kaldın, onlarsa alay edip duruyorlar.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Hayır, sen şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Hayır sen (bu muhteşem kudrete) hayran kaldın; onlarsa (seninle) alay ediyorlar.
Sen bu soruya hayret ettin; ama onlar alay ediyorlar.
Sen bu soruya şaşırdın, ama onlar hafife alıyorlar.
Belki sen buna hayret ediyorsun, onlar da alay ediyorlar.
Belki sen buna hayret ediyorsun, onlar da alay ediyorlar.
Ama sen şaşırdın, onlarsa alay ediyorlar.
Sâffât suresi, 13. ayet. وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
Kendilerine (gerçekler) hatırlatıldığı zaman (gerçeği) hatırlamazlar.
hatırlatıldığı zaman da öğüt almazlar;
ve (hakikat) kendilerine hatırlatıldığında onu kavramaya yanaşmazlar;
Onlar hatırlatıldıklarında da hatırlayıp düşünmezler!
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
Üstelik öğreti verildiğinde öğüt almıyorlar.
Kendilerine öğüt verilse, öğüt almıyorlar.
Kendilerine hatırlatıldığında öğüt almıyorlar.
Kendilerine hatırlatıldığında öğüt almıyorlar.
Uyarıldıklarında da düşünmüyorlar.
İhtar edildiklerinde de düşünmüyorlar
Kendilerine öğüt verildiği zaman, öğüdü dikkate almıyorlar.
Kendilerine öğüt verildiği zaman, öğüdü dikkate almıyorlar.
Kendilerine öğüt verildiği zaman, öğüdü dikkate almıyorlar.
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Kendilerine (Kur'an ile) va'z edilince düşünüb de öğüt kabul etmezler,
Kendilerine öğüt verildiğinde ise öğüt dinlemezler.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar.
Kendilerine öğüt verilse öğüt almıyorlar.
Kendilerine doğru bilgi verildiğinde de o bilgiyi kabul etmiyorlar dipnot 1 .
Doğru bilgiye vurgu yapıldığında o bilgiyle ilgilenmiyorlar.
Onlara öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
Onlara öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
Düşünüp taşınmaya çağrıldıklarında düşünmüyorlar.
Sâffât suresi, 14. ayet. وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
Bir ayet gördüklerinde alay ederler.
ve bir ayet gördüklerinde küçümsemeye kalkarlar;
ve bir (ilahi) mesajla muhatab olduklarında onu küçümserler
Bir işaret gördüklerinde, alaya alırlar.
Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
Bir mucize görseler alay ederler.
Bir gösterge gördüklerinde de alay ediyorlar.
Bir ayet görseler, alay ediyorlar.
Bir delil gördüklerinde onu aşağılıyorlar.
Bir delil gördüklerinde onu alaya alıyorlar.
Bir mucize gördükleri zaman da alaya alıyorlar.
Bir mu'cize gördükleri vakıt da eğlence yerine tutuyorlar
Ve bir ayet dipnot 1 gördükleri zaman eğlenceye alıyorlar.
Ve bir ayet dipnot 1 gördükleri zaman eğlenceye alıyorlar.
Ve bir ayet dipnot 1 gördükleri zaman eğlenceye alıyorlar.
Bir ayet gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
Bir mu'cize gördükleri vakit (onu) eğlenceye tutarlar.
Bir ayet gördüklerinde, onu eğlenceye alırlar.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar.
Bir mu'cize görseler, alay ediyorlar.
Bir ayet gördüklerinde onunla alay etmeye kalkıyorlar dipnot 1 .
Bir ayet gördüklerinde hafife almaya çalışıyorlar.
Bir ayet gördükleri zaman onunla alay ediyorlar.
Bir ayet gördükleri zaman onunla alay ediyorlar.
Bir ayetle yüzyüze geldiklerinde, dudak büküp eğleniyorlar.
Sâffât suresi, 15. ayet. وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
(Dediler ki:) "Bu bir büyüden başka bir şey değildir."
Şöyle derler: "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.
ve derler ki: "Açıkca bu, büyü(leyici söz)den başka bir şey değil:
ve "Bu, bir (beşerin) büyülü sözlerinden başka bir şey değildir!" derler,
"Bu apaçık bir büyüleyici etkidir" dediler.
"Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir" dediler.
Bu ancak açık bir büyüdür, derler.
"Aslında, apaçık bir büyüden başka bir şey değil bu!" diyorlar.
Onlar şöyle derler: "Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir."
Derler, "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir."
Derler, 'Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.'
Ve diyorlar ki: "Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.
Ve, bu, diyorlar başka bir şey değil, apaçık bir sihir
"Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." diyorlar.
"Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." diyorlar.
"Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." diyorlar.
"Bu, açıkca bir büyüden başkası değildir" dediler.
(Nitekim) "Bu, dediler, apaçık bir sihirden başkası değildir".
Ve derler ki: Bu, ancak apaçık bir büyüdür.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
"Bu, ancak apaçık bir büyüdür." derler.
"Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." diyorlar.
Şöyle diyorlar: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir dipnot 1 .
Şöyle diyorlar: "Bu, açıkça bir kandırmacadan başka bir şey değildir.
Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil! diyorlar.
-Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil! diyorlar.
Şöyle dediler: "Bu, apaçık bir büyüden başka şey değildir."
Sâffât suresi, 16. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
"Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"
Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi, biz mi diriltileceğiz?
ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
"Ne? Ölüp toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra sahiden yeniden dirilecek miyiz?
"Öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda, gerçekten biz ba's olunacak mıyız?"
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı , diriltileceğiz ?
"Öldüğümüz ve toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı? Gerçekten, bize yeniden yaşam mı verilecek?"
"Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı diriltileceğiz?"
"Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi diriltilecekmişiz?"
'Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi diriltilecekmişiz?'
Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecek mişiz?
Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt mı? Biz mi ba'solunacakmışız?
"Öldüğümüz; toprak ve kemik olduğumuz zaman, yeniden diriltileceğiz öyle mi?"
"Öldüğümüz; toprak ve kemik olduğumuz zaman, yeniden diriltileceğiz öyle mi?"
"Öldüğümüz; toprak ve kemik olduğumuz zaman, yeniden diriltileceğiz öyle mi?"
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
"Biz olub de bir toprak ve bir yığın kemik olduğumuz vakit mı, saahiden biz mi mutlakaa diriltilmiş olacağız"?.
Öldüğümüzde, toprak ve kemik olduğumuzda mı, biz mi, diriltileceğiz?
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz?
"Yani biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?"
Ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra, gerçekten tekrar diriltilecek miyiz?
Yani ölüp de toprak ve kemikler haline geldikten sonra, gerçekten tekrar kalkacak mıyız?
Ölüp, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz yeniden diriltileceğiz?
Ölüp, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz yeniden diriltileceğiz?!
"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı? Biz gerçekten diriltilecek miyiz?"
Sâffât suresi, 17. ayet. أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
"Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?"
Önceki atalarımız da mı?"
Yani, önden giden atalarımız da mı?"
Yani eski atalarımız da mı?"
"Evvelki atalarımız da mı?"
"Veya önceki atalarımız da mı?"
«İlk atalarımız da mı (diriltilecek)?»
"Ve önceki atalarımız da mı?"
"Önceki atalarımız da mı?"
"Hatta bizden önceki atalarımız da mı?"
'Hatta bizden önceki atalarımız da mı?'
Önceki atalarımız da mı?"
Evvelki atalarımız da mı?
"Yok olup gitmiş atalarımız da mı?"
"Yok olup gitmiş atalarımız da mı?"
"Yok olup gitmiş atalarımız da mı?"
"Veya önceki atalarımız da mı?"
"Evvelki atalarımız da mı?"
Veya önceki babalarımız mı?
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
“Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”
"Evvelki atalarımız da mı?"
Geçmiş atalarımız da mı? dipnot 1 "
Geçmiş büyüklerimiz de mi kalkacak?"
Veya önceki atalarımız mı?
Veya önceki atalarımız mı?!
"Önceki atalarımız da mı?"
Sâffât suresi, 18. ayet. قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
De ki: "Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
De ki: "Evet hem de hor ve değersiz olarak (diriltileceksiniz)."
"Evet" de, "Hem de rezil rüsva bir halde!"
De ki: "Elbette, hem de en perişan ve zavallı şekilde!"
De ki: "Evet! Siz de boyun bükmüş zavallılar olarak (ba's olunacaksınız). "
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
De ki: "Evet! Üstelik aşağılanmış olarak!"
De ki: "Evet, siz hem de aşağılanarak diriltileceksiniz."
De ki: "Evet, hem de horlanarak."
De ki, 'Evet, hem de horlanarak.'
Deki: "Evet! Hem de çok aşağılanmış olarak!"
De ki: evet, hem siz çok hor, hakir olarak
De ki: "Evet, aşağılanmış olarak."
De ki: "Evet, aşağılanmış olarak."
De ki: "Evet, aşağılanmış olarak."
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)."
Sen de ki: "Evet (diriltileceksiniz). Hem siz (hepiniz) hor ve hakıyr olarak".
De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
De ki: “Evet! Hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
De ki: "Evet siz aşağılanarak (diriltileceksiniz)!"
De ki: "Evet! Hem de boyun bükmüş olarak dipnot 1 "
De ki: "Evet! Hem de siz alçaltılmış bir halde olacaksınız.
De ki: Evet! Hem de hor ve hakir olarak!
De ki: -Evet, hem de hor ve hakir olarak!
De ki: "Evet! Ve, siz de! Aşağılanmış, ezilmiş olarak."
Sâffât suresi, 19. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak; bir de bakarsın ki onlar etrafa bakacaklar.
Nitekim o (gün) bir tek sarsıcı komut yankılanır: ve işte o an onlar bön bön bakakalır;
Çünkü o (alay ettikleri yeniden dirilme,) bir itham çığlığı şeklinde (aniden onların tepesinde patlayacak.) İşte o zaman (hakikati) anlamaya başlayacaklar,
O ancak bir tek çığlık; birden onlar bakınırlar!
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.
İşte, yalnızca bir komut sesidir; o zaman anlayacaklar.
O iş, sadece korkunç bir sesten ibarettir. Hemen onlar, diriltilmiş olarak bakıyorlardır.
O, bir tek dokunmadır. O zaman (kalkıp) bakınırlar.
O, bir tek dokunmadır. O zaman (kalkıp) bakınırlar.
Çünkü o zorlu bir kumandadan ibarettir ki, hemen gözleri açılıverir.
Çünkü o bir zorlu kumandadan ıbarettir derhal gözleri açılıverir
Artık o tek bir haykırıştır dipnot 1 . O zaman neyin ne olduğunu görecekler.
Artık o tek bir haykırıştır. dipnot 1 O zaman neyin ne olduğunu görecekler.
Artık o tek bir haykırıştır. dipnot 1 O zaman neyin ne olduğunu görecekler.
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
İşte o, ancak birtek sayhadan ibaretdir ki onların birden bire gözleri açılıverecekdir.
O, sadece bir tek çığlıktır ki onların birden bire gözleri açılıverecektir.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman etrafa bakıp dururlar.
O (iş) sadece korkunç bir sesten ibarettir. Hemen onlar (diriltilmiş olarak) bakıyorlardır.
Halbuki diriltme işi, tek bir komuta bakar. Onlar hemen etraflarına bakınırlar dipnot 1 .
Tekrar kalkma işi bir komuta bakar; o zaman anlarlar dipnot 1 .
Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman derhal bakıp, dururlar.
Çünkü o, korkunç bir sesten ibarettir. O zaman derhal gözleri açılacaktır.
Müthiş bir komut sesidir O. Onlar öylece bakakalacaklar.
Sâffât suresi, 20. ayet. وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür."
(Kâfirler:) "Ah, eyvah bize! Bu hesap günüymüş!" demiş (olacak)lardır.
ve "Eyvah! Bu, işte o Hesap Günü budur!" derler.
ve "Eyvah!" diyecekler, "İşte Hesap Günü bugündür!"
"Vay bize! Bu, Din Günü'dür!" dediler.
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
(Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
"Vay başımıza gelene!" derler; "İşte bu, Yargı Günü'dür!"
"Vah bize! Bu ceza günüdür" diyecekler.
"Vay halimize!" derler, "Bu Yargı Günüdür."
'Vay halimize!' derler, 'Bu Yargı Günüdür.'
"Eyvah bizlere! Bu o ceza günüdür." derler.
Eyvah bizlere derler bu o din günü
"Eyvah bizlere! İşte bu Din Günü'dür dipnot 1 " derler.
"Eyvah bizlere! İşte bu Din Günü'dür" dipnot 1 derler.
"Eyvah bizlere! İşte bu Din Günü'dür" dipnot 1 derler.
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
"Eyvah bize, derler, bu, ceza ve hesab günüdür".
Ve dediler ki: Vay bize, bu; din günüdür.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
"Eyvah bize! İşte bu, hesap günüdür." derler.
"Vah bize, bu ceza günüdür!" dediler.
"Vay halimize! Bu, yapılan her şeyin karşılığını bulacağı gündür dipnot 1 ." derler.
"Vay başımıza gelenler; bu, hesap günü yahu!" derler.
Eyvah bize, işte hesap günü!
-Eyvah bize, işte hesap günü!
Şöyle derler: "Vay başımıza! Din günüdür bu!"
Sâffât suresi, 21. ayet. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.
İşte bu, yalanlamış olduğunuz ayrılma günüdür. dipnot 1
İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (iyi ile kötünün) arasını ayırma günüdür:
(Ve onlara şöyle denilecek:) "Bu, yalanlamış olduğunuz (gündür, şaşmaz hakikat ile sahte ve yalan arasında) ayrım günüdür!"
"Bu, kendisini yalanladığınız ayırt etme sürecidir!"
"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
"İşte bu, yalanladığınız Ayrım Günü'dür!"
"Bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür."
Bu, sizin yalanlamış olduğunuz karar günüdür.
Bu, sizin yalanlamış olduğunuz karar günüdür.
İşte bu, o sizin yalan dediğiniz ayırt etme günüdür.
Bu işte o sizin yalan dediğiniz fasıl günü
Bu, yalanladığınız Fasıl Günü'dür dipnot 1 .
Bu, yalanladığınız Fasıl Günü'dür. dipnot 1
"Bu, yalanladığınız Fasıl Günü'dür. dipnot 1
"Bu, sizin yalanladığınız (mümini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür."
(Evet), bu, sizin tekzib eder olduğunuz ayırdetme günüdür.
Bu, ayırdetme günüdür ki siz, onu yalanlamıştınız.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
“İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür.” denilir.
"Bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm günüdür!"
İşte bu, hakkında yalan söylediğiniz, iyiyi kötüden ayırma günüdür dipnot 1 .
"İşte bu, sizin yalan saydığınız yargı günüdür" denir.
İşte sizin yalanladığınız hüküm günü!
İşte sizin yalanladığınız ayırt etme günü!
O yalanlayıp durduğunuz ayrım günüdür bu.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.