Diyanet İşleri
(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
Sâffât suresi · 22–39. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Sâffât suresi, 22. ayet. ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
(22, 23) (Allah meleklere şöyle diyecek:) "Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah'ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Toplayın bütün o zalimleri, onların türdeşlerini ve kulluk ettikleri her şeyi!
(Ve Allah şöyle buyuracaktır:) "Toplayın bütün o zalimleri, kendileri gibi olanlarla ve bütün o Allah'tan başka taptıkları (ile) birlikte;
"Toplayın o zulmedenleri (bilinçleri), onların eşlerini (bedenlerini) ve tapınıp kulluk yaptıkları şeyleri. "
"Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın."
(Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını toplayın.
"Toplayın o haksızlık yapanları; yandaşlarını ve hizmet ettiklerini!"
- Allah, meleklerine şöyle emreder: "Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını, Allah'tan başka taptıkları tanrılarını toplayınız. Onlara cehennemin yolunu gösteriniz. Onları tutuklayınız, çünkü onlar sorguya çekilecekler."
Zalimleri toplayın. Eşlerini ve,
Zalimleri toplayın. Eşlerini ve,
(22-24) O zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplayın mahşere, toplayın da götürün onları Sırat'a, cehennem köprüsüne doğru ve tutuklayın onları çünkü sorguya çekilecekler.
Toplayın mahşere o zulmedenleri ve eşlerini ve Allahdan başka taptıkları şeyleri
Toplayın o zulmedenleri, eşlerini dipnot 1 ve onların kulluk ettikleri şeyleri;
Toplayın o zulmedenleri, eşlerini dipnot 1 ve onların kulluk ettikleri şeyleri;
Toplayın o zulmedenleri, eşlerini dipnot 1 ve onların kulluk ettikleri şeyleri;
"Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın."
(22-23) (Meleklere:) "O zulmedenleri, onlara eş olanları, Allahı bırakıb tapmakda ısraar etdikleri şeyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna götürün" (dediler).
Zulmetmiş olanları ve onların eşlerini toplayın. Onların taptıklarını da;
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Zalimleri, onların eşlerini ve tapmakta olduklarını toplayın.
(Yüce Allah meleklerine emreder): "Toplayın o zalimleri, onların eşlerini ve taptıklarını."
Bu yanlışı yapanları, onlara eşlik edenleri dipnot 1 ve kulluk ettiklerini bir araya toplayın!
"O zalimleri, kendilerine eşlik edenlerle dipnot 1 ve kulluk ettikleri kimselerle bir araya getirin.
Zalimleri, onlara eşlik edenleri ve Allah'tan başka ibadet etmiş olduklarını toplayın.
-Toplayın, zalimlik edenleri, eşlerini ve kulluk ettiklerini...
Toplayın o zulmedenleri; eşlerini de. O tapınıp durmuş olduklarını da toplayın!
Sâffât suresi, 23. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
(22, 23) (Allah meleklere şöyle diyecek:) "Zalimleri, eşlerini (onlar gibi olanları) ve Allah'ın peşi sıra tapmış olduklarını toplayın! Onları cehennemin yoluna iletin!
Allah'tan başka her şeyi... Ve hepsini gözleri fal taşı gibi açacak bir ateşe yönlendirin;
ve hepsini yakıcı ateşin yoluna sürün,
"Allah dunundakileri! Onları cehennem yoluna yollandırın!"
" Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
Ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını onlara cehennemin yolunu gösterin.
"Allah'tan başka bir de ayrıca!" "Artık, onlara, cehennemin yolunu gösterin!"
- Allah, meleklerine şöyle emreder: "Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını, Allah'tan başka taptıkları tanrılarını toplayınız. Onlara cehennemin yolunu gösteriniz. Onları tutuklayınız, çünkü onlar sorguya çekilecekler."
ALLAH'tan başka hizmet ettiklerini... Onlara cehennemin yolunu gösterin.
ALLAH'tan başka taptıklarını... Onlara cehennemin yolunu gösterin.
(22-24) O zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplayın mahşere, toplayın da götürün onları Sırat'a, cehennem köprüsüne doğru ve tutuklayın onları çünkü sorguya çekilecekler.
Toplayın da götürün onları sırata; Cehennem köprüsüne doğru
Allah'ın yanı sıra. Artık onlara Cehennem yolunu gösterin.
Allah'ın yanı sıra. Artık onlara Cehennem yolunu gösterin.
Allah'ın yanı sıra kulluk ettikleri. Artık onlara Cehennem yolunu gösterin.
Tanrı'dan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün."
(22-23) (Meleklere:) "O zulmedenleri, onlara eş olanları, Allahı bırakıb tapmakda ısraar etdikleri şeyleri bir araya toplayın da cehennem yoluna götürün" (dediler).
Allah'tan başka. Ve onları cehennem yoluna götürün.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Allah'tan başka (ibadet etmiş olduklarını) Cehennem yoluna iletin!
"Allah'tan başka. Onları cehennemin yoluna götürün!"
Allah ile aralarına koyarak kulluk ettiklerini… dipnot 1 Onları yakıcı ateşin (cehennemin) yoluna yönlendirin!
Allah ile aralarına koyduklarıyla beraber onları, Cehennem'in yoluna çevirin.
Allah'tan başka (ibadet etmiş oldukları) onları Cehennem yoluna iletin!
Allah'tan başkalarına... Onları cehennem yoluna iletin!
Allah'tan başka tapınmış olduklarını. Sürün onları cehennemin yoluna.
Sâffât suresi, 24. ayet. وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
(22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
Onları tutuklayın; şüphesiz ki onlar sorguya çekilecekler!"
ve onları orada alıkoyun: çünkü onlar sorgulanacaklar!
ve onları (orada) tutun!" (O zaman) böylelerine sorulacak:
"Durdurun onları! Muhakkak ki onlar sorumludurlar!"
"Ve onları durdurup tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
"Ve onları tutun; kesinlikle sorgulanacaklardır!"
- Allah, meleklerine şöyle emreder: "Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını, Allah'tan başka taptıkları tanrılarını toplayınız. Onlara cehennemin yolunu gösteriniz. Onları tutuklayınız, çünkü onlar sorguya çekilecekler."
Ve durdurun onları; sorguya çekileceklerdir.
Ve durdurun onları; sorguya çekileceklerdir.
(22-24) O zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplayın mahşere, toplayın da götürün onları Sırat'a, cehennem köprüsüne doğru ve tutuklayın onları çünkü sorguya çekilecekler.
Ve tevkıyf edin onları, çünkü sorguya çekilecekler.
Onları durdurun! Kuşkusuz onlar sorumludurlar.
Onları durdurun! Kuşkusuz onlar sorumludurlar.
Onları durdurun! Kuşkusuz onlar sorguya çekilecekler.
"Ve onları durdurup tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir."
"Onları habsedin. Çünkü onlar mes'uldürler".
Durdurun onları. Çünkü onlar sorumludurlar.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.
"Durdurun onları, çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
Onları (cehennemin yolunda) durdurun! Çünkü onlara şu sorulacak:
Orada durdurun. Onlara soru sorulacak:
Durdurun onları! Çünkü hesaba çekilecekler.
Durdurun onları, çünkü hesaba çekilecekler...
Durdurun onları, çünkü hepsi sorguya çekilecekler.
Sâffât suresi, 25. ayet. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
Onlara, "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?" denir.
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
(Denilecek ki): "Ne oldu, neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
"Size ne oldu ki (şimdi) birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
"Ne oldu size ki (bugün) birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?"
(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
"Size ne oldu da yardımlaşmıyorsunuz?"
Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz?
"Neden birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
'Neden bir birinize yardım etmiyorsunuz?'
Ne oldu sizlere yardımlaşmıyorsunuz?
Ne oldu sizlere yardımlaşmıyorsunuz?
Size ne oldu da dünyadaki gibi yardımlaşmıyorsunuz?
Size ne oldu da dünyadaki gibi yardımlaşmıyorsunuz?
Size ne oldu da dünyadaki gibi yardımlaşmıyorsunuz?
(Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?"
"Size ne oldu? Birbirinize yardım etmiyorsunuz ya"!
Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?
"Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?"
"Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz? dipnot 1 "
"Size ne oldu ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz?" (denecek.)
Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?
-Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Neniz var da birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Sâffât suresi, 26. ayet. بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
Hayır! Onlar o gün boyun eğmiş olacaklardır. dipnot 1
Ama hayır, onlar o gün Allah'a ister istemez teslim olacaklar.
Hayır, onlar o Gün isteyerek (Allah'a) teslim olacaklar;
Aksine onlar bugün boyun eğip teslim olmuşlardır!
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
Hayır! Bugün, onlar teslim olmuşlardır.
Hayır! Onlar o gün teslim olmuşlardır.
Hayır, o gün tümüyle teslim olmuşlardır.
Hayır, o gün tümüyle teslim olmuşlardır.
Hayır bugün onlar teslim olmuşlardır.
Hayır bu gün onlar teslim olmuşlardır
Hayır! Onlar O Gün teslim olmuşlardır. dipnot 1
Hayır! Onlar o gün teslim olmuşlardır. dipnot 1
Hayır! Onlar o gün teslim olmuşlardır. dipnot 1
Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
Hayır, bugün onlar (zilletle) boyun eğmişlerdir.
Hayır; onlar bugün, teslim olmuşlardır.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Hayır! Onlar, bugün tamamen teslim olmuşlardır.
(Başları öne eğik, utançtan yüzleri kızarmış. Cevap verecek durumda değillerdir). Hayır, onlar o gün teslim olmuşlardır.
Aslında o gün onlar teslim olmuş durumdadırlar dipnot 1 .
Aslında o gün onlar tam bir teslimiyet gösterirler.
Hayır! Onlar, bugün artık teslim olmuşlardır.
Hayır, onlar, bugün artık teslim olmuşlardır.
Edemezler! Bugün hepsi teslim bayrağını çekmiş durumdadır.
Sâffât suresi, 27. ayet. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).
Onların bir kısmı bir kısmına dönüp (hesap) soracaklar.
Ve birbirlerine yönelerek başlayacaklar hesap sormaya...
fakat (çok geç kaldıklarından) birbirlerine dönüp bakacaklar ve birbirlerinden (geçmiş günahlarının yükünü hafifletmelerini) isteyecekler.
Birbirlerini sorgulayıp suçlarlar!
Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Birbirlerine dönerek, soracaklar.
Dönüp birbirlerine soracaklar.
Dönüp birbirlerini sorgularlar.
Dönüp birbirlerini sorgularlar.
Birbirlerine dönmüş soruşuyorlar:
Ve ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
Karşılıklı olarak birbirlerini suçluyorlar.
Karşılıklı olarak birbirlerini suçluyorlar.
Karşılıklı olarak birbirlerini suçluyorlar.
Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:
Onlardan kimi kimine yönelib birbirini mes'ul tutmıya kalkışırlar.
Bir kısmı bir kısmına dönerek soruştururlar.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
(İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
Birbirlerine döndüler, soruyorlar.
Birbirlerine dönüp sorarlar:
Kimisi kimisine dönüp birbirlerini sorguya çekerler.
Birbirlerine dönüp, sorarlar.
Birbirlerine dönüp sitem ederler, sorarlar.
Birbirlerine dönerek birşeyler sorup duruyorlar.
Sâffât suresi, 28. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
Şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz."
(Uyanlar, uyduklarına) "Şüphesiz ki siz bize (hep) sağdan gelirdiniz!" dipnot 1 diyeceklerdir.
(Bir kısmı) şöyle diyecek: "Siz bize hep suret-i haktan görünerek yanaşırdınız."
(Onların) bir kısmı: "Bakın" diyecek, "Siz bize (ayartma niyetiyle) sağdan yaklaşırdınız!"
"Muhakkak ki siz bize sağdan (sanki hakikati bildirirmiş gibi) gelirdiniz?"
"Gerçekten sizler bize sağdan (sağduyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz." derler.
(Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan (hayır yönünden) gelirdiniz (de bizi ondan alıkordunuz.)
Şöyle derler: "Bize sağdan yaklaşırdınız!"
Uyanlar, uyduklarına: "Siz, bize sağdan geliyordunuz" diyecekler.
"Siz bize sağ yanımızdan yaklaşıyordunuz" derler.*
'Siz bize sağ yanımızdan yaklaşıyordunuz,' derler.
Siz bize sağdan gelir alaka gösterip dururdunuz (aldatırdınız,) derler.
Siz diyorlardır: bize sağdan gelir dururdunuz
"Gerçek şu ki siz bize, hep sağ taraftan dipnot 1 geliyordunuz." derler.
"Gerçek şu ki siz bize, hep sağ taraftan dipnot 1 geliyordunuz." derler.
"Gerçek şu ki siz bize, hep sağ taraftan dipnot 1 geliyordunuz." derler.
"Gerçekten sizler bize sağdan (sağduyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz" derler.
"Hakıykat siz, derler, biz sağdan (suret-i hakdan) gelirdiniz".
Ve derler ki: Doğrusu siz, bize sağdan gelirdiniz.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
"Siz, bize sağdan geliyordunuz." derler.
(Uyanlar, uydukları adamlara) Dediler ki: "Siz bize sağdan gelir (güvendiğimiz yandan bize sokulup vesvese verir)diniz."
"Siz bize hep sağdan yaklaşırdınız dipnot 1 (değil mi?)" derler.
"Sizler bize güç gösterisiyle gelirdiniz" derler.
Siz bize sağdan geliyordunuz, derler.
- Siz bize sağdan geliyordununuz, derler.
Dediler: "Siz bize sağ taraftan geliyordunuz."
Sâffât suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
Diğerleri de onlara şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."
(Uyulanlar ise) şöyle diyecekler: "Aksine siz inananlar değildiniz.
(Diğerleri) "Asla" diyecekler, "Siz zaten hiç inanmamıştınız!
Ötekiler, "Hayır" diyecekler, "aslında siz kendiniz imandan zerre kadar nasip almamıştınız!
(Onlar da) dediler ki: "Hayır, siz iman etmediniz (bildirilenlere)!"
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler mü'min kimseler değildiniz."
(Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz.
"Hayır!" diyecekler; "Aslında, inanmıyordunuz!"
Uyulanlar da şöyle diyecekler: "Siz zaten inanmıyordunuz."
Derler ki, "Aslında siz onaylamış kimseler değildiniz."
Derler ki, 'Aslında siz inanmış kimseler değildiniz.'
(Bunlar da): "Hayır, siz inanmamıştınız,
Yok, diyorlardır: siz inanmamıştınız
"Hayır, siz zaten iman eden kimseler değildiniz." derler.
"Hayır, siz zaten inanan kimseler değildiniz." derler.
"Hayır, siz zaten inanan kimseler değildiniz." derler.
(Diğerleri de:) "Hayır" derler. "Zaten sizler inançlılar / inançlı olmuşlar değildiniz."
(Metbu'ları da:) "Hayır, siz (esasen) iman ediciler değildiniz", derler,
Onlar da derler ki: Hayır, siz zaten iman edenler olmamıştınız.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Diğerleri de derler ki: "Hayır! Siz iman eden kimseler değildiniz."
(Ötekiler de): "Hayır, dediler, zaten siz kendiniz inanan insanlar değildiniz."
Diğerleri şöyle cevap verir: "Siz zaten inanıp güvenen kimseler değildiniz ki! dipnot 1
Onlar da şöyle cevap verirler: "Hayır, siz inanan kimseler değildiniz.
Diğerleri de derler ki: Hayır! Siz iman eden kimseler değildiniz.
Diğerleri de derler ki; -Hayır, siz inanan kimseler değildiniz.
Ötekiler dediler: "Hayır, siz zaten inanmıyordunuz?"
Sâffât suresi, 30. ayet. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ
"Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hakimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."
Bizim sizi zorlayacak hiçbir gücümüz yoktu. Aslında siz azgın bir toplumdunuz!
Hem bizim sizi zorlayacak bir gücümüz de yoktur: bilakis siz küstah ve azgın bir topluluktunuz!
Üstelik sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu, bilakis, siz küstahça bir kibire kapılmıştınız!
"Bizim, üzerinizde bir hakimiyetimiz yoktu. . . Aksine siz azgın bir topluluk idiniz. "
"Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»
"Üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu!" "Hayır! Siz, azıtmış bir toplumdunuz!"
"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz, azgın bir toplum olmuştunuz."
"Bizim sizin üzerinizde herhangi bir gücümüz yoktu. Aksine siz azmış bir topluluktunuz."
'Bizim sizin üzerinizde her hangi bir gücümüz yoktu. Aksine siz azmış bir topluluktunuz.'
bizim size karşı zorlayacak bir gücümüz de yoktu; fakat siz azmış bir kavimdiniz;
Ve bizim size karşı cebredebilecek bir saltanatımız yoktu, fakat siz azmış bir kavm idiniz
"Bizim sizin üzerinizde yetkimiz yoktu. Bilakis, siz azmış bir halktınız."
"Bizim sizin üzerinizde yetkimiz yoktu. Bilakis, siz azmış bir halktınız."
Bizim sizin üzerinizde yetkimiz yoktu. Bilakis, siz azmış bir toplumdunuz.
"Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz."
"Ve bizim size karşı bir haakimiyyetimiz de yokdu. Bil'akis siz (de bizim gibi) azgınlar güruhu idiniz".
Bizim, sizin üstünüzde bir hakimiyetimiz de yoktu. Aksine siz, azgınlar topluluğu oldunuz.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.
"Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Siz kendiniz azgın bir toplum idiniz."
Bizim size boyun eğdirecek bir gücümüz de yoktu. Siz zaten taşkınlık eden bir topluluktunuz dipnot 1 .
Bizim sizin üzerinizde bir üstünlüğümüz(sulta) olamazdı. Aslında sizler taşkınlık eden kimselerdiniz.
Bizim sizin üzerinizde zorlayıcı bir gücümüz de yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.
-Bizim size karşı bir yaptırım gücümüz de yoktu. Fakat siz, zaten azgın bir toplum idiniz.
"Bizim size karşı bir sultamız yoktu. İşin esası şu ki siz azmış bir topluluktunuz."
Sâffât suresi, 31. ayet. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
"Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."
Rabbimizin (azap) sözü bizim aleyhimize gerçekleşti. Biz (azabı) mutlaka tadacağız.
Fakat şimdi Rabbimizin sözü hepimizin aleyhine gerçekleşti: hepimiz (yaptıklarımızın) acısını elbette tadacağız.
Fakat şimdi Rabbimizin sözü bizim (de) aleyhimize çıktı, biz (günahlarımızın acı meyvesini) mutlaka tadacağız.
"İşte sonunda Rabbimizin bildirisi gerçekleşti! Doğrusu (şimdi) biz (azabı) tadıcılarız. "
"Böylece Rabbimizin sözü (yıkım ve azab va'di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
«Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.»
"Efendimizin, üzerimizdeki sözü gerçekleşti; kesinlikle tadacağız!"
"Şimdi bize Rabbimizin azap sözü kesinleşti. Artık birlikte tadacağız."
"Efendimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti, artık tadacağız."
'Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti, artık tadacağız.'
onun için üzerimize Rabbimizin sözü hak oldu. Muhakkak hepimiz tadacağız;
Onun için üzerimize rabbımızın kavli hakk oldu, her halde hepimiz tadacağız
"Artık Rabb'imizin Söz'ü dipnot 1 üzerimize hak oldu. Kuşkusuz biz, azabı tadacak olanlarız."
"Artık Rabb'imizin Söz'ü dipnot 1 üzerimize hak oldu. Kuşkusuz biz, azabı tadacak olanlarız."
Artık Rabb'imizin Söz'ü dipnot 1 üzerimize hak oldu. Kuşkusuz biz, azabı tadacak olanlarız.
"Böylece rabbimizin sözü (yıkım ve azab vaadi) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız."
"Onun için Rabbimizin sözü (azabı) üstümüze hak olmuşdur. Şübhesiz (azabımızı) tadıcılarız (tadacağız).
Bunu için Rabbımızın sözü, üzerimize hak oldu. Doğrusu biz, tadacak olanlarız.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Artık Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu (azabı) tadacağız.
"Artık Rabbimizin sözü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı mutlaka) tadacağız!"
Artık Rabbimizin hakkımızdaki azap sözü kesinleşti dipnot 1 . O azabı mutlaka tadacağız.
Rabbimizin bizim aleyhimizdeki sözü kesinleşti; çaresi yok, biz o azabı çekeceğiz.
Artık Rabbimizin hakkımızdaki sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu/azabı tadacağız.
Artık Rabbimizin hakkımızdaki o sözü gerçekleşti. Kesinlikle biz onu tadacağız.
"Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Tadacağımızı elbette tadacağız."
Sâffât suresi, 32. ayet. فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
"Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik."
Biz sizi saptırdık. Çünkü kendimiz de sapmıştık."
Fakat biz sizi (aldatmadık), açıkca saptırdık; çünkü biz zaten sapıtmış kimselerdik.
O halde, sizi derin bir sapıklığa ittiğ(imiz eğer doğruysa), o zaman biz de vahim bir sapıklığa düşmüşüzdür!"
"Bundan ötürü sizi saptırıp azdırdık. . . İşin gerçeği biz azmıştık!"
"Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
«Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.»
"Sizi azdırdık. Çünkü biz de azıtmıştık!"
"Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık."
"Biz azmıştık. Sizi de azdırdık."
'Biz azmıştık. Sizi de azdırdık.'
evet biz sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık!"
Evet biz sizi kışkırttık, çünkü biz azgındık
"Biz, sizi azdırdık, çünkü biz azgındık."
"Biz, sizi azdırdık, çünkü biz azgındık."
"Biz, sizi azdırdık, çünkü biz azgındık."
"Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik."
"Çünkü biz de sizi (büsbütün) başdan çıkardık. Zira biz de azgın kimselerdik".
Sizi azdırdık; çünkü biz de azgınlardan olmuştuk.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Evet! Sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimseler idik.
"Sizi azdırdık, çünkü biz kendimiz azmıştık (siz de bize uyunca azmış oldunuz)."
Sizi boş hayallere daldırıp yoldan çıkardık; çünkü biz de o hayallere dalıp yoldan çıkmıştık dipnot 1 ."
Sizi hayallere daldırdık ama o hayallere biz de dalmıştık."
Evet sizi saptırdık, çünkü biz de sapkın kimseler idik.
Evet sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimseler idik.
"Sizi saptırıp azdırmıştık. Çünkü biz de sapıp azmış kişilerdik."
Sâffât suresi, 33. ayet. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
Şüphesiz ki o gün onlar azapta ortaktırlar. dipnot 1
Şu halde onlar o gün azapta da ortak olacaklar;
O Gün onların hepsi ortak azaplarını paylaşacaklar.
Muhakkak ki onlar, o süreçte azapta ortak olanlardır.
Artık o gün onlar azabda ortaktırlar.
Şüphesiz o gün onlar, azapta ortaktırlar.
Artık, o gün, cezalarını paylaşacaklar.
O gün onlar azap çekmede ortaktırlar.
Böylece, o gün onlar azapta ortaktırlar.
Böylece, o gün onlar azabta ortaktırlar.
O halde hepsi o gün azapta ortaktırlar.
O halde hepsi o gün azabda müşterektirler
Onlar, O gün dipnot 1 azapta ortaktırlar.
Onlar, izin günü dipnot 1 azapta ortaktırlar.
Onlar, izin günü azapta ortaktırlar.
Artık o gün onlar azabda ortaktırlar.
Artık şübhe yok ki bunlar o gün azabda ortakdırlar.
Artık o gün onlar, muhakkak ki azabda ortaktırlar.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Hiç şüphe yok ki, o gün onlar azapta ortaktırlar.
O gün onlar azab (çekme)de ortaktırlar.
O gün o azapta müşterektirler dipnot 1 .
Onlar o gün o azabı birlikte çekerler.
Doğrusu onlar, o gün azapta müşterektirler.
Doğrusu onlar, o gün, azapta müşterektirler.
Onlar o gün azap içinde ortaklık kurmuşlardır.
Sâffât suresi, 34. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
İşte biz suçlulara böyle yaparız.
İşte biz, suçlulara böyle yapacağız.
çünkü Biz suçu tabiat haline getirenlere işte böyle davranacağız.
Günaha batmış olanlara işte böyle davranacağız:
Kesinlikle biz, şirk suçunu açığa çıkaranlara işte bunu uygularız!
Doğrusu biz, suçlu, günahkarlara böyle yaparız.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Aslında, suçlulara, işte böyle yaparız.
İşte biz suçlulara böyle yaparız.
Biz suçlulara böyle yaparız.
Biz suçlulara böyle yaparız.
İşte Biz suçlulara böyle yaparız.
İşte biz mücrimlere böyle yaparız
Mücrimleri dipnot 1 böyle cezalandırırız.
Mücrimleri dipnot 1 böyle cezalandırırız.
Suçluları böyle cezalandırırız.
Doğrusu biz, suçlu, günahkarlara böyle yaparız.
Biz (diğer) günahkarlara (da) muhakkak böyle yapacağız.
Biz, suçlulara muhakkak böyle yaparız.
(11-34) Şimdi onlara şu konuda kanaatlerini iste / fetva sor, kim yaratmaca şiddetli, onlar mı veya bizim yarattığımız kimseler mi? Gerçekten onları biz, yapışkan bir çamurdan yarattık, Bilakis sen bunu acayip buldun onlar dalga geçiyorlar, onlara hatırlatıldığında bile hatırlamazlar, bir ayet gördüklerinde onu alaya alırlar , derler ki bu sadece bir büyüdür / sihirdir , bizler ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı tekrar diriltileceğiz? Hatta evvel ki babalarımız da mı? de ki evet ve de hor ve hakir bir halde sizler de. O tek bir komuttur / çığlıktır, o vakit onlar bakar halde dururlar , derler ki vay bizim halimize işte bu, din günüymüş / hesaplaşma günüymüş, (Duyunu umumiye) işte bu yalanlayıp durduğununuz ayrışma günüymüş, bir araya gelin / Toparlanın ey zalimler ve türdeşleri / eş ve benzerleri ve de Allah’ın yerine ibadet ettikleri toparlanın, onlara cehenneme doğru yol gösterin / hidayet edin , alıkoyun tutuklayın onları , kesinlikle onlar sorguya çekilecekler. Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz? Bilakis onlar bugün teslim alınıyorlar. (Önceki günler maalesef teslim olmadılar) ve de bazıları bazılarına yanaşarak derler ki sizler de bize sağımızdan geldiniz (sureti haktan gözüktünüz) Onlarda derler ki sizler de iman eden olma dınız, sizin üzerinizde bir delile dayalı bir otorite / sultanlığımız da yoktu (serbest vaziyette idiniz) Bilakis sizler taşkınlık içinde /tuğyan içinde bir kavimdiniz ve de Rabbimizin üzerimizdeki sözü gerçekleşti, şimdi de tadacağız , s izleri azdırdık , bizler de zaten azgındık , onlar o gün azapta ortaktırlar / azapta müşterektirler, biz suçlulara / cürüm işleyenlere böyle yaparız.
Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
Biz suçlulara işte böyle davranırız dipnot 1 .
Biz suçlulara, işte böyle davranırız.
Biz, günahkârlara işte böyle yaparız.
Biz, günahkarlara işte böyle yaparız.
İşte böyle yaparız biz suçlulara/günahkarlara.
Sâffât suresi, 35. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
Çünkü onlar, kendilerine, "Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur" denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
Şüphesiz ki onlara "Allah'tan başka ilah yoktur." dendiği zaman kibir gösterirlerdi.
Şu bir gerçek ki, ne zaman kendilerine "Allah'tan başka ilah yoktur" denilmişse, mutlaka küstahça kibirlenmişler
çünkü bakın, ne zaman onlara "Allah'tan başka ilah yoktur!" denilse küstahça böbürlenirlerdi
Onlara "la ilahe İllallah" gerçeğini kabullenin denildiğinde, muhakkak ki onlar benliklerini öne çıkarmışlardı!
Çünkü onlara: "Allah'tan başka ilah yoktur" denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.
Çünkü onlara: Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık bir ilah yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
Aslında, onlara, "Allah'tan başka Tanrı yoktur!" denildiğinde büyüklük taslıyorlardı.
Çünkü onlara, "Allah'tan başka tanrı yoktur" denildiğinde büyüklük taslarlardı.
Kendilerine "La ilahe illa ALLAH" denildiğinde büyükleniyorlardı.
Kendilerine 'La ilahe illa ALLAH' denildiğinde büyükleniyorlardı.
Çünkü onlar kendilerine: "Allah'tan başka ilah yoktur." denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
Çünkü onlar "la ilahe illallah" denildiği zaman kafa tutuyorlardı
Onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilah yoktur." denildiği zaman büyüklük taslayanlardı.
Onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilah yoktur." denildiği zaman büyüklük taslayanlardı.
Onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilah yoktur." denildiği zaman büyüklük taslayanlardı.
Çünkü onlara: "Tanrı'dan başka tanrı yoktur" denildiği zaman büyüklük taslarlardı.
Çünkü onlar "Allahdan başka hiçbir Tanrı yok" denildiği vakit büyüklük taslarlardı,
Çünkü onlara; Allah'tan başka ilah yoktur, denildiğinde, büyüklük taslarlardı.
(2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)
Çünkü onlar, kendilerine; "Allah’tan başka (hak) ilah yoktur." denildiği zaman büyüklenirlerdi.
Çünkü onlara: "Allah'tan başka tanrı yoktur!" dendiği zaman büyüklük taslarlardı.
Onlara: "Allah'tan başka ilah yoktur." denilince büyüklenirlerdi dipnot 1 .
Onlara: "Allah'tan başka ilah yoktur" denilince büyüklenirlerdi;
Çünkü onlar, kendilerine: Allah’tan başka (hak) ilah yoktur, denildiği zaman büyüklenirlerdi.
Çünkü onlar, kendilerine: -Allah'tan başka ilah yoktur, denildiği zaman büyüklenirlerdi.
Onlar, kendilerine, "Allah'tan başka ilah yoktur" dendiğinde, kibirleniyorlardı.
Sâffât suresi, 36. ayet. وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
"Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.
"Cinlenmiş dipnot 1 bir şair dipnot 2 için mi ilahlarımızı terk edeceğiz!" derlerdi.
ve "Ne yani, şimdi kalkıp da mecnun bir şairin sözüne uyup ilahlarımızı mı terk edelim?" demişlerdir.
ve "Mecnun bir şairin sözüyle biz ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" derlerdi.
"Tanrılarımızı, cinlenmiş bir şair için terk mi edeceğiz?" derlerdi.
Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?"
«Mecnun bir şair için biz ilahlarımızı bırakacak mıyız?» derlerdi.
Aslında, "Gerçekten, delirmiş bir ozan için mi tanrılarımızı terk edeceğiz?" diyorlardı.
Şöyle diyorlardı: "Ne yani, cin çarpmış bir şair için tanrılarımızı terk mi edelim?"
"Tanrılarımızı deli bir şair için mi terkedeceğiz?" diyorlardı.
'Tanrılarımızı deli bir şair için mi terkedeceğiz?' diyorlardı.
Ve "Biz hiç deli bir şair için ilahlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
Ve "hiç biz mecnun şaır için ilahlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı
"Mecnun dipnot 1 bir şair için ilahlarımızı terk edenler mi olacağız?" derlerdi.
"Mecnun dipnot 1 bir şair için ilahlarımızı terk edenler mi olacağız?" derlerdi.
"Mecnun dipnot 1 bir şair için ilahlarımızı terk edenler mi olacağız?" derlerdi.
Ve derlerdi ki: "Biz, ünlenmiş bir şair için tanrılarımızı terk mi edeceğiz?"
"Biz mecnun bir şair için ma'budlarımızdan vaz mı geçecekmişiz?" derler (di).
Ve derlerdi ki: Deli bir şair için mi ilahlarımızı terkedeceğiz?
(2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)
"Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" derlerdi.
"Cinlenmiş bir şair için biz tanrılarımızı mı terk edeceğiz?" derlerdi.
Şöyle derlerdi: "Biz, cinlerin etkisindeki bir şair için ilahlarımızı bırakır mıyız? dipnot 1 ".
"Biz, cinlerin etkisine girmiş bir şair için ilahlarımızı bırakır mıyız?" derlerdi.
Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz? derlerdi.
-Bir mecnun şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz? derlerdi.
Ve şöyle diyorlardı: "Mecnun bir şair yüzünden ilahlarımızı mı terk edeceğiz?"
Sâffât suresi, 37. ayet. بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.
Aksine o (elçi), gerçeği getirmiş ve (önceki) elçileri de doğrulamıştı.
Hayır! Bilakis o, hakikati getirmiş ve (önceki) elçileri tasdik etmiştir.
Hayır, asla! (Sizin deli şair dediğiniz) o kişi hakikati getirmiştir; ve o, (Allah'ın önceki) elçilerinin (bildirdikleri) hakikati tasdik etmektedir.
Hayır, O, Hak olarak gelmiştir ve Rasulleri de tasdik etmiştir.
Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Hayır! Gerçeği getirdi ve gönderilenleri doğruladı.
Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
Doğrusu, o, gerçeği getirmiş ve elçileri doğrulamıştır.
Doğrusu, o, gerçeği getirmiş ve elçileri doğrulamıştır. Yine O diriltecektir. O her türlü yaratmayı bilendir.
Hayır, o hak ile geldi ve bütün peygamberleri doğruladı.
Hayır o hakk ile geldi ve bütün Peygamberleri tasdik eyledi
Bilakis, o, Hakkı getirdi ve gönderilmiş Resulleri doğruladı.
Bilakis, o, Hakkı getirdi ve gönderilmiş resulleri doğruladı.
Bilakis, o, Hakkı getirdi ve gönderilmiş rasulleri doğruladı.
Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.
Hayır, o, hak (ve hakıykat) ı getirmiş, bütün peygamberleri de tasdıyk etmişdir.
Hayır, O; hakkı getirmiş ve peygamberleri tasdik etmişti.
(2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)
Hayır! O, hakkı getirdi ve peygamberleri doğruladı.
"Hayır, o (ne şairdi, ne mecnun. O) gerçeği getirmiş ve elçileri de doğrulamıştı."
Aslında o, gerçeği getirmiş dipnot 1 ve bütün elçileri tasdik etmişti dipnot 2 .
Aslında o, gerçeği getirmiş; üstelik önceki elçileri de tasdik etmişti.
Hayır! O, hakkı getirdi ve peygamberleri doğruladı.
Hayır, O, gerçeği getirdi ve peygamberleri doğruladı.
Hayır, öyle değil! O, hakkı getirmişti. Diğer peygamberleri de tasdik etmişti.
Sâffât suresi, 38. ayet. إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
Şüphesiz ki siz elem verici azabı tadacaksınız.
Şu kesin ki siz, acıklı bir azabı hak ettiniz;
Bakın siz, (öteki dünyada) acıklı azabı tadacaksınız,
Muhakkak ki siz o feci azabı tadıcılarsınız!
Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız."
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
Kuşkusuz, acı bir cezayı kesinlikle tadacaksınız.
Şüphesiz siz acı azabı tadacaksınız.
Siz elbette acı azabı tadacaksınız.
Siz elbette acı azabı tadacaksınız.
Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
Elbette siz o elim azabı tadacaksınız
Siz, kesinlikle elim azabı tadacak olanlarsınız.
Siz, kesinlikle elim azabı tadacak olanlarsınız.
Siz, kesinlikle elim azabı tadacak olanlarsınız.
Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız.
Elbette siz o acıklı azabı tadıcısınız.
Elbette siz, elim azabı tadacaksınız.
(2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)
Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
"Siz acı azabı tadacaksınız!"
Siz, o acı veren azabı elbette tadacaksınız.
Siz, o acıklı azabı elbette tadacaksınız.
Siz ise, o acı veren azabı tadacaksınız.
Siz ise, o acı veren azabı tadacaksınız.
Yemin olsun, siz o acıklı azabı mutlaka tadacaksınız!
Sâffât suresi, 39. ayet. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
Size yaptıklarınızdan başka karşılık verilmeyecektir.
ve yaptıklarınızın dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.
ama yapmış olduğunuzdan başka bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.
Yaptıklarınızın sonucundan başka bir şey yaşamazsınız!
Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
Ve yaptıklarınızdan başka bir şeyle cezalandırılmayacaksınız.
Size, sadece yaptıklarınızın karşılığı verilecektir.
Sadece yapmış olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.
Sadece yapmış olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.
Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
Maamafih başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalanacaksınız
Sadece yapmış olduğunuz şeyin karşılığını alacaksınız.
Sadece yapmış olduğunuz şeyin karşılığını alacaksınız.
Yapmış olduğunuz şeyden başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
Yapmakda idiğiniz şeylerden başkasiyle de cezalandırılmayacaksınız.
Ve yapmış olduğunuzdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.
(2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)
Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
"Sadece yaptığınız (işler)le cezalanıyorsunuz!"
Size sadece yaptıklarınızın karşılığı verilecektir dipnot 1 .
Ettiğinizden başkasını mı bulacaksınız?
Ancak yaptıklarınızın cezasını göreceksiniz.
Ancak yaptıklarınızın cezasını göreceksiniz.
Ve yalnız, yapıp ettiklerinizin karşılığıyla cezalandırılacaksınız.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.