Ahmed Hulusi
Dehr'de insanın anılmadığı bir süreç yok muydu?
76. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
İnsân suresi, 1. ayet. هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا
hel etâ `ale-l'insâni ḥînüm mine-ddehri lem yekün şey'em meẕkûrâ.
Dehr'de insanın anılmadığı bir süreç yok muydu?
İnsân suresi, 2. ayet. إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
innâ ḫalaḳne-l'insâne min nuṭfetin emşâc. nebtelîhi fece`alnâhü semî`am beṣîrâ.
Muhakkak ki biz insanı, bir takım katkılarla (genetik kalıtımla) karışık bir spermden yarattık da; onu algılayan ve değerlendiren olarak meydana getirdik.
İnsân suresi, 3. ayet. إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
innâ hedeynâhü-ssebîle immâ şâkirav veimmâ kefûrâ.
Muhakkak ki biz ona o yolu (aklını kullanarak iman etme yolunu) gösterdik. Ya şükredici olur (Rabbini değerlendirir), ya küfür (gerçeği ret) edici!
İnsân suresi, 4. ayet. إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًا وَسَعِيرًا
innâ a`tednâ lilkâfirîne selâsile veaglâlev vese`îrâ.
Muhakkak ki biz hakikat bilgisini inkar edenler için silsileler (zincirler - toplumsal şartlanmalar ve değer yargıları), ağlal (boyun bağları - bedenselliğin bağları) ve sair (alevli ateş - yanış) hazırladık.
İnsân suresi, 5. ayet. إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا
inne-l'ebrâra yeşrabûne min ke'sin kâne mizâcühâ kâfûrâ.
Muhakkak ki Ebrar (iyiler), mizacı (özelliği) kafur (kalbe kuvvet veren bir içecek) olan bir kaseden içerler.
İnsân suresi, 6. ayet. عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا
`ayney yeşrabü bihâ `ibâdü-llâhi yüfeccirûnehâ tefcîrâ.
(O kafur), Allah kullarının (kendi özlerinden) fışkırtıp akıtarak içtiği tükenmez bir kaynaktır.
İnsân suresi, 7. ayet. يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا
yûfûne binneẕri veyeḫâfûne yevmen kâne şerruhû müsteṭîrâ.
(O Ebrar) ahdlerini tam yerine getirirler ve şerri yayılıp giden bir günden korkarlar!
İnsân suresi, 8. ayet. وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا
veyuṭ`imûne-ṭṭa`âme `alâ ḥubbihî miskînev veyetîmev veesîrâ.
O'nun sevgisi ile yoksulu, yetimi ve ellerine mahkum olanları doyururlar.
İnsân suresi, 9. ayet. إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا
innemâ nuṭ`imüküm livechi-llâhi lâ nürîdü minküm cezâev velâ şükûrâ.
"Yalnızca Vechullah adına sizi yediriyoruz. . . Sizden ne bir karşılık ve ne de bir teşekkür istemiyoruz. "
İnsân suresi, 10. ayet. إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا
innâ neḫâfü mir rabbinâ yevmen `abûsen ḳamṭarîrâ.
"Muhakkak ki biz Rabbimizden, gazaplı ve çok çetin bir süreçten korkarız" (derler).
İnsân suresi, 11. ayet. فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا
feveḳâhümü-llâhü şerra ẕâlike-lyevmi veleḳḳâhüm naḍratev vesürûrâ.
Bundan dolayı Allah, işte o sürecin şerrinden onları korudu ve onlara bir parlaklık ve sürur verdi.
İnsân suresi, 12. ayet. وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا
vecezâhüm bimâ ṣaberû cennetev veḥarîrâ.
Onlara sabırlarını cennet ve ipek ile cezalandırdı!
İnsân suresi, 13. ayet. مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا
müttekiîne fîhâ `ale-l'erâik. lâ yeravne fîhâ şemsev velâ zemherîrâ.
Onda koltuklar üzerine yaslanırlar. . . Orada ne güneş (sıcağı) görürler ve ne de zemherir (dondurucu soğuğu). (Bedensel duyular yoktur o yaşam boyutunda anlamına. A. H. )
İnsân suresi, 14. ayet. وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا
vedâniyeten `aleyhim żilâlühâ veẕüllilet ḳuṭûfühâ teẕlîlâ.
Onun gölgeleri üzerlerine yakın, onun devşirilenleri (marifetleri) ise boyun eğdirilmiş haldedir.
İnsân suresi, 15. ayet. وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠
veyüṭâfü `aleyhim biâniyetim min fiḍḍativ veekvâbin kânet ḳavârîrâ.
Gümüşten kaplar ve billur testiler dolaştırılır çevrelerinde.
İnsân suresi, 16. ayet. قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا
ḳavârîrae min fiḍḍatin ḳadderûhâ taḳdîrâ.
Miktarlarını kendilerinin takdir ettiği gümüşten billur kadehlerdir!
İnsân suresi, 17. ayet. وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا
veyüsḳavne fîhâ ke'sen kâne mizâcühâ zencebîlâ.
Onda özelliği zencefil olan bir kase içirilirler.
İnsân suresi, 18. ayet. عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا
`aynen fîhâ tüsemmâ selsebîlâ.
Onda "Selsebil" denen bir kaynaktır.
İnsân suresi, 19. ayet. وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا
veyeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn. iẕâ raeytehüm ḥasibtehüm lü'lüem menŝûrâ.
Çevrelerinde ölümsüz genç hizmetliler dolaşır. . . Onları gördüğünde, saçılmış inci sanırsın!
İnsân suresi, 20. ayet. وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا
veiẕâ raeyte ŝemme raeyte ne`îmev vemülken kebîrâ.
Nereye baksan (sırf) nimet ve büyük bir mülk olarak görürsün.
İnsân suresi, 21. ayet. عَٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا
`âliyehüm ŝiyâbü sündüsin ḫuḍruv veistebraḳ. veḥullû esâvira min fiḍḍah. veseḳâhüm rabbühüm şerâben ṭahûrâ.
Üzerlerinde ince - latif ipekten ve kalın ipekten elbiseler vardır. . . Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. . . Rableri onlara şarab'en tahura (temiz şarap) içirmiştir. (Tüm bu cennet tanımlamaları, Ra'd: 35 ve Muhammed: 15'teki açıklamalarla vurgulandığı üzere; "meselül cennetilletiy" yani cennetin temsil - benzetme yollu misali anlatımıdır. Bu gerçeklik unutulmaya. A. H. )
İnsân suresi, 22. ayet. إِنَّ هَٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا
inne hâẕâ kâne leküm cezâev vekâne sa`yüküm meşkûrâ.
Muhakkak ki bu sizin için cezadır (karşılık, yapılmış olanların getirisi)! İmanlı çalışmalarınız tam hakkıyla değerlendi!
İnsân suresi, 23. ayet. إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا
innâ naḥnü nezzelnâ `aleyke-lḳur'âne tenzîlâ.
Muhakkak ki biz, evet biz Kuran'ı, sana tenzil ettik (bölüm bölüm açığa çıkardık sende)!
İnsân suresi, 24. ayet. فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا
faṣbir liḥukmi rabbike velâ tüṭi` minhüm âŝimen ev kefûrâ.
O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir isyankara yahut inatla inkar edip gerçeği örtene uyma!
İnsân suresi, 25. ayet. وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
veẕküri-sme rabbike bükratev veeṣîlâ.
Sabah - akşam Rabbinin ismini zikret (hatırla)!
İnsân suresi, 26. ayet. وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا
vemine-lleyli fescüd lehû vesebbiḥhü leylen ṭavîlâ.
Gecenin bir kısmında O'na secde et; O'nu tespih et gece içinde uzun şekilde.
İnsân suresi, 27. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا
inne hâülâi yüḥibbûne-l`âcilete veyeẕerûne verâehüm yevmen ŝeḳîlâ.
Muhakkak ki bunlar, önlerindeki dünyayı seviyorlar ve arkasından gelecek çok zorlu bir süreci hesap etmiyorlar!
İnsân suresi, 28. ayet. نَّحْنُ خَلَقْنَٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَٰلَهُمْ تَبْدِيلًا
naḥnü ḫalaḳnâhüm veşedednâ esrahüm. veiẕâ şi'nâ beddelnâ emŝâlehüm tebdîlâ.
Onları biz yarattık ve onların bağlarını güçlü kıldık… Dilediğimiz vakit de onların benzerleri ile değiştiririz.
İnsân suresi, 29. ayet. إِنَّ هَٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا
inne hâẕihî teẕkirah. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî sebîlâ.
Muhakkak ki bu bir tezkiredir (hakikati hatırlatmadır)! Dileyen Rabbine (erdiren) bir yol edinir!
İnsân suresi, 30. ayet. وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا
vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâh. inne-llâhe kâne `alîmen ḥakîmâ.
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz! Muhakkak ki Allah 'Aliym Hakiym'dir.
İnsân suresi, 31. ayet. يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ وَٱلظَّٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا
yüdḫilü mey yeşâü fî raḥmetih. veżżâlimîne e`adde lehüm `aẕâben elîmâ.
Dilediğini Rahmetine dahil eder! Zalimlere gelince, onlara feci bir azap hazırlamıştır!