Diyanet İşleri
De ki: "Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Sebe' suresi · 39–45. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Sebe' suresi, 39. ayet. قُلْ إِنَّ رَبِّى يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَيَقْدِرُ لَهُۥ وَمَآ أَنفَقْتُم مِّن شَىْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُۥ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
De ki: "Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: "Rabbim rızkı kullarından dilediğine (layık olana) açarak (bol) da verir, ona kısarak (dar) da verir. dipnot 1 Siz iyiliğe ne infak ederseniz (verirseniz), O yerine (yenisini) hemen verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
Tekrar et: "Şüphe yok ki, isteyen kullarına rızkı açmayı da, onun lehine sınırlandırmayı da dileyen benim Rabbimdir; ama siz her ne infak ederseniz O onun yerini hemen doldurur; zira O rızık verenlerin en hayırlısıdır.
De ki: "Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir, dilediğine az ve başkaları için ne harcarsanız yerini (daima) doldurur: çünkü O, rızık verenlerin en hayırlısıdır".
De ki: "Muhakkak ki Rabbim yaşam gıdasını (maddi - manevi rızkı), kullarından dilediğine genişletir ve (dilediğine de) daraltır! Bir şey infak ederseniz (Allah için karşılıksız bağışlarsanız), O, onun yerine başkasını verir. . . "HU", yaşam gıdasıyla besleyen mükemmel Rezzak'tır. "
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından rızkı dilediğine genişletip yayar ve ona kısar da. Her neyi infak ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
De ki: "Aslında, benim Efendim, dilediği kulunun geçimini hem genişletir hem de daraltır. O, yardımlaşmak amacıyla ne paylaşırsanız, onun yerine başkasını verir. Çünkü O, geçimlik verenlerin en iyisidir!"
De ki: "Şüphesiz ki Rabbim, kullarından dilediğine rızkı bolca da verir, kısar da. Siz hayır için ne harcarsanız, Allah onun yerini doldurur. O, rızk verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: "Efendim, kullarından dilediğine nimeti bol verir ve onu kısar. Neyi verirseniz, onu size ödeyecektir. O, rızık verenlerin en iyisidir."
De ki, 'Rabbim, kullarından dilediğine nimeti bol verir ve onu kısar. Neyi verirseniz, onu size ödeyecektir. O, rızık verenlerin en iyisidir.'
De ki: "Gerçekten Rabbim, rızkı kullarından dilediği kimseye hem bol verir, hem kısar. Hayır için her neyi harcarsanız, O, onun yerini doldurur. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki hakıkaten rabbım kullarından dilediği kimseye rızkı hem döşer hem sıkar ve her neyi hayra sarfederseniz o ona halef de verir, hem o, rızık verenlerin en hayırlısıdır
De ki: "Benim Rabb'im, kullarından dilediği kimse için rızkı genişletir ve takdir eder. Bir şey infak dipnot 1 ettiğiniz zaman; O, onun karşılığını verir. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
De ki: "Benim Rabb'im, kullarından dilediği kimse için rızkı genişletir ve takdir eder. Bir şey infak dipnot 1 ettiğiniz zaman; O, onun karşılığını verir. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
De ki: "Benim Rabb'im, kullarından dilediği kimse için rızkı genişletir ve takdir eder. Bir şey infak dipnot 1 ettiğiniz zaman; O, onun karşılığını verir. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
De ki: "Şüphesiz benim rabbim, rızkı kullarından dilediğine genişletip / yayar veya kısar / daraltır / kısıtlar. Her neyi infak ederseniz, O (Tanrı), yerine bir başkasını verir O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: "Hakıykaten Rabbim, kullarından kimi dilerse onun rızkını genişletir, (kimi de dilerse) onunkini kısar. (Hayır için) ne harcarsanız O, bunun ardından (daha iyisini) lütfeder. O, rızıklandıranların hayırlısıdır.
De ki: Rabbım, rızkı kullarından dilediğine genişletir ve kısar. Hangi şeyden de infak ederseniz; O, yerine koyar. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
De ki: "Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: "Rabbim kullarından dilediğine rızkı yayar ve ona (tekrar rızkı) kısar. Siz Allah için ne verseniz, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: "Rabbim, kullarından tercih ettiği kişi için rızkı genişletir de daraltır da dipnot 1 . Allah, hayra yaptığınız her harcamanın yerini doldurur dipnot 2 . O, rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: "Sahibim rızkı, çalışan ve yeterli donanıma sahip olan kulları için yayar. Allah, hayra yaptığınız her harcamanın yerini doldurur. O rızık verenlerin en hayırlısıdır."
De ki: Şüphesiz Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını genişletir, dilediğini de daraltır. İnfak edip, harcadığınız şeyin yerine başkasını verir. Rızık verenlerin en hayırlısı O’ dur.
De ki: -Şüphesiz Rabb'im, kullarından dilediğinin rızkını genişletir dilediğinin de daraltır. Harcadığınız şeyin yerine yenisini koyar. Rızık verenlerin en hayırlısı O' dur.
De ki: "Rabbim, kullarından dilediğine rızkı bolca, genişçe verir, dilediğine de kısarak verir. Bir şey infak ederseniz O, onun yerine başka bir şey lutfeder. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O."
Sebe' suresi, 40. ayet. وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ أَهَٰٓؤُلَآءِ إِيَّاكُمْ كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, "Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?" diyeceği günü bir hatırla!
O gün (Allah) onların hepsini toplayacak; sonra meleklere "Size tapanlar bunlar mıydı?" diye (sora)caktır.
Ama (o haddini bilmezlere gelince); bir gün onların tümünü bir araya getirecek ve ardından meleklere soracağız: "Bunların tapındıkları siz miydiniz?"
(Hakikati inkara şartlanmış olanlara gelince,) Allah bir gün onların hepsini toplayacak ve meleklere soracaktır: "Bunların ibadet ettikleri siz miydiniz?"
O süreç ki, hepsini toplar, sonra meleklere: "Bunlar mı yalnızca size kulluk edenler idi?" der.
O gün, onların hepsini bir arada toplayacak (haşredecek), sonra meleklere diyecek ki: "Size tapanlar bunlar mıydı?"
O gün Allah, onların hepsini toplayacak; sonra meleklere: Size tapanlar bunlar mıydı? diyecek.
O gün, onların tümünü bir araya toplayacaktır. Sonra, meleklere, şöyle diyecek: "Bunlar, size hizmet ediyorlardı; öyle mi?"
Onların hepsini toplayacağı gün, Allah meleklere, "Bunlar mı size tapıyorlardı?" diye sorar.
Hepsini topladığı gün meleklere, "Şunlar mı size hizmet ediyordu?" der.
Hepsini topladığı gün meleklere, 'Şunlar mı size tapıyordu?' der.
O gün ki, onları hep birlikte mahşere toplayacak, sonra meleklere: "Şunlar size mi tapıyorlardı?" diyecek.
O gün ki hep onları birlikte mahşere toplıyacağız, sonra Melaikeye diyeceğiz: şunlar size mi tapıyorlardı?
Ve O Gün O, onların hepsini bir araya toplayacak. Sonra meleklere: "Şunlar, size mi kulluk ediyorlardı?" diye soracak.
Ve o gün O, onların hepsini bir araya toplayacak. Sonra meleklere: "Şunlar, size mi kulluk ediyorlardı?" diye soracak.
Ve o gün O, onların hepsini bir araya toplayacak. Sonra meleklere dipnot 1 : "Şunlar, size mi kulluk ediyorlardı?" diye soracak.
O gün, onların hepsini bir arada toplayacak (haşredecek), sonra meleklere diyecek ki: "Size tapanlar bunlar mıydı?"
Hatırla o günü ki (Allah) onların hepsini mahşerde toplayacak, sonra meleklere: "Bunlar mı size tapıyorlardı"? diyecek.
O gün; onların hepsini topladıktan sonra meleklere: Bunlar mıydı, size tapmakta olanlar? der.
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
O gün onların hepsini biraraya toplar sonra meleklere: "Bunlar size mi tapıyorlardı?" der.
O gün, onların hepsini bir araya toplar, sonra meleklere: "Bunlar size mi tapıyorlardı?" der.
Allah bir gün onların hepsini toplayacak, sonra meleklere şöyle diyecektir: "Bunlar size mi kulluk ediyorlardı dipnot 1 ?"
Onların hepsini bir araya getirdiği gün Allah, meleklere diyecek ki: "Bunlar size mi kulluk ediyorlardı?"
O gün, Allah onların hepsini bir araya toplar. Sonra meleklere der ki: Bunlar size mi ibadet ediyorlardı?
O gün, Allah onların hepsini bir araya toplar. Sonra meleklere der ki: -Bunlar size mi kulluk ediyorlardı?
Gün olur, onların hepsini bir yere toplar, sonra meleklere sorar: "Şunlar, sadece size mi kulluk/ibadet ediyorlardı?"
Sebe' suresi, 41. ayet. قَالُوا۟ سُبْحَٰنَكَ أَنتَ وَلِيُّنَا مِن دُونِهِم بَلْ كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ ٱلْجِنَّ أَكْثَرُهُم بِهِم مُّؤْمِنُونَ
(Melekler) derler ki: "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu."
(Melekler dipnot 1 de) "Sen yücesin; bizim dostumuz onlar değil, sensin. Aslında onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı." diyeceklerdir. dipnot 2
(Melekler) "Aşkın olan zatını tenzih ederiz ki onlar değil, Sensin bizim velimiz! Hayır, onlar öteden beri cinlere tapıyorlardı; bunların çoğu onlara iman etmişti!" diyecekler.
Melekler: "Sen, kudret ve egemenliğinde eksiksiz ve kusursuzsun!" derler, "Bize yakın olan (yalnız) Sensin, onlar değil! Hayır, onlar (bize ibadet ettiklerini zannettikleri zaman, aslında) duyuları ile kavrayamadıkları güçlere (körcesine) tapıyorlardı; çoğu onlara inanmıştı".
(Melekler) dedi ki: "Subhansın sen. Sensin Veliyy'miz, onlar değil. . . Bilakis onlar cinne tapıyorlardı; çoğunluğu onlara iman etmişti (tanrı olarak). "
(Melekler) Derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz sensin, onlar değil. Hayır, onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara iman etmişlerdi."
(Melekler de:) Sen yücesin, bizim dostumuz onlar değil, sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı; diyecekler.
Derler ki: "Sen, tüm yakıştırmalardan ayrıksın. Bizim dostumuz onlar değil; Sensin!" "Hayır! Onlar, cinlere hizmet ediyorlardı; çoğu onlara inanmıştı!"
Melekler, "Haşa! Seni tenzih ederiz. Sen bizim velimizsin, onlar değil. Tam aksine, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu onlara inanıyorlardı" diyecekler.
Dediler ki, "Sen yücesin, velimiz (dostumuz) onlar değil, Sensin. Hayır, onlar cinlere hizmet ediyorlardı. Çokları onları onaylıyordu." dipnot 1
Dediler ki, 'Sen yücesin, velimiz (dostumuz) onlar değil, Sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyordu.'
"Seni tenzih ederiz. Sensin onlara karşı bizim sahibimiz! Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanmıştı!" diyeceklerdir.
Demişlerdir: Zati sübhanına arzı tenzih ederiz, sensin onlara karşı bizim sığınacak veliymiz, hayır onlar cinlere tapıyorlardı, ekserisi onlara inanmışlardı.
Onlar: "Seni tenzih dipnot 1 ederiz. Bizim velimiz dipnot 2 onlar değil, Sen'sin. Bilakis, onlar, cinnlere dipnot 3 kulluk ediyorlardı. Çoğu onlara inanıyorlardı." derler.
Onlar: "Seni tenzih dipnot 1 ederiz. Bizim velimiz dipnot 2 onlar değil, Sen'sin. Bilakis, onlar, cinlere kulluk ediyorlardı. Çoğu onlara inanıyorlardı." derler.
Onlar: "Seni tenzih dipnot 1 ederiz. Bizim velimiz dipnot 2 onlar değil, Sen'sin. Bilakis, onlar, cinlere dipnot 3 kulluk ediyorlardı. Çoğu onlara inanıyorlardı." dediler.
(Melekler) Derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz sensin, onlar değil. Hayır onlar cinlere tapıyordu ve çoğu onlara inançlılardı."
(Melekler de): "Seni (ortakdan) tenzih ederiz. Bizim yarimiz onlar değil, Sensin. Belki onlar cinlere tapıyorlardı ve çoğu onlara iman edicilerdi" diyecekler.
Melekler: Tenzih ederiz Seni, bizim dostumuz onlar değil Sensin. Hayır, onlar cinnlere tapıyorlardı ve çoğu da onlara iman etmişlerdi, derler.
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
Melekler diyecekler ki: “Tenzih ederiz seni! Bizim velimiz onlar değil, sensin. Aksine onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Bunların çoğu onlara iman ediyorlardı.
(Melekler) derler ki: "Sen yücesin, bizim velimiz (koruyucumuz) onlar değil, sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara inanıyorlardı."
Melekler şöyle diyecekler: "Haşa! Biz sana içten boyun eğeriz. Bizim velimiz /en yakınımız onlar değil, sensin. Onlar bize değil, görmedikleri varlıklara kulluk ediyor, çoğu onlara inanıyordu dipnot 1 ."
Melekler: "Biz sana içten boyun eğeriz, bize en yakınımız (velimiz) onlar değil, sensin. Aslında onlar, görmedikleri varlıklara dipnot 1 kulluk ediyor, çoğu onlara inanıyordu" diyeceklerdir.
Seni tenzih ederiz, bizim velimiz sensin. Onlar değil. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Çoğu onlara iman eden kimselerdi, derler.
-Seni tenzih ederiz, Bizim velimiz sensin. Onlar değil. Hayır, onlar cinlere kulluk ediyorlardı. Çoğu onlara inanıyordu, derler.
Melekler derler ki: "Tespih ederiz seni! Bizim Veli'miz sendin, onlar değil. Doğrusu şu ki, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu cinlere iman etmekteydi."
Sebe' suresi, 42. ayet. فَٱلْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَّفْعًا وَلَا ضَرًّا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, "Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabını tadın" deriz.
Bugün birbirinize yarar da zarar da vermeye gücünüz yetmez. Haksızlık edenlere "(Dünyada) yalanlamış olduğunuz ateş azabını tadın!" diyeceğiz. dipnot 1
Derken (Allah şöyle buyuracaktır): "Sizin hiçbiriniz bir diğerine bugün ne yarar, ne de zarar verecek güce asla sahip değilsiniz!" Ve o gün haddini bilmezlere şöyle sesleniriz: "Kendisini yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadın bakayım!"
Ve (o Gün Allah şöyle seslenecektir): "Siz (yaratılmışlar)dan hiç biri bugün bir başkasına fayda veya zarar verecek güce sahip değildir!" Ve (o Gün) haksızlık yapanlara: "Yalanladığınız ateşin azabını (şimdi) tadın bakalım!" diyeceğiz.
İşte o süreçte, kimse kimseye ne bir fayda ve ne de bir zarar verebilir. . . (Nefsine) zulmedenlere: "Kendisini yalanladığınız o yanışın azabını tadın!" deriz.
Artık bugün, bir kısmınızın bir kısmınıza yarar ve zarar sağlamaya gücü yetmez. Biz de o zulmedenlere deriz ki: "Yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın."
Bugün birbirinize ne fayda, ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Biz zalim olanlara, yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın! diyeceğiz.
Artık, o gün, birinizin diğerine, ne bir yarar ne de bir yitim vermeye gücü yetmez. Haksızlık yapanlara, şöyle denilir: "Tadın, yalanladığınız ateşin cezasını!"
O gün, bir kısmınız bir kısmınıza ne bir fayda sağlar ne de zarar verebilir. Biz, zalimlere, "Tadın yalanlamakta olduğunuz azabı!" deriz.
O gün birbirinize yarar ve zarar veremezsiniz. Zalimlere, "Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın" deriz.
O gün biribirinize yarar ve zarar veremezsiniz. Zalimlere, 'Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın,' deriz.
İşte o gün kiminiz kiminize ne bir yarar, ne de bir zarar verme gücüne sahip olamaz ve o zulmedenlere: "Tadın bakalım, o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını!" deriz.
İşte o gün ba'zınız ba'zınıza ne bir menfeate, ne de bir zarara malik olamaz ve o zulmedenlere deriz: tadın bakalım o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını
Artık bugün birbirinize ne yarar ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Zulmedenlere: "Yalanlamış olduğunuz ateşin azabını tadın." diyeceğiz.
Artık bugün birbirinize ne yarar ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Zulmedenlere: "Yalanlamış olduğunuz ateşin azabını tadın." diyeceğiz.
Artık bugün birbirinize ne yarar ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Zulmedenlere dipnot 1 : "Yalanlamış olduğunuz ateşin azabını tadın." diyeceğiz.
Artık bugün bir kısmınızın bir kısmınıza yarar ve zarar sağlamaya gücü yetmez. Biz de o zulmedenlere deriz ki: "Yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın."
İşte bu gün birbirinize ne bir faide, ne de bir zarar yapmıya gücünüz yetmez. O zaalimlere biz: "Tekzib edegeldiğiniz ateşin azabını tadın" diyeceğiz.
İşte bugün; bir kısmınız, bir kısmınız için ne bir fayda, ne de bir zarar verebilir. Zulmetmiş olanlara da deriz ki: Yalanladığınız ateşin azabını tadın.
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
Bugün birbirinize ne fayda, ne de zarar vermeye gücünüz yeter. Biz zalim olanlara; "Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın!" deriz.
O gün birinizin, diğerine ne bir fayda, ne de zarar vermeğe gücü yeter. Biz zulmedenlere: "Yalanlamakta olduğunuz ateş azabını tadın!" deriz.
Bugün birbirinize fayda sağlamaya da zarar vermeye de gücünüz yetmez dipnot 1 . Yanlışa dalanlara şöyle diyeceğiz: "Hakkında yalan söyleyip durduğunuz bu ateşin azabını tadın dipnot 2 !"
Allah diyecek ki, "bugün birinizin diğerine ne fayda sağlamaya, ne de zarar vermeye gücü yeter." Yanlış yapanlara deriz ki; "Yalan saydığınız bu ateşin azabını tadın, bakalım."
O gün, birbirinize fayda da zarar da vermeye malik değilsiniz. Zalimlere şöyle deriz: Yalanlamış olduğunuz ateş azabını tadın!
O gün, birbirinize fayda da zarar da veremezsiniz. Zalimlere şöyle deriz: -Yalanlamış olduğunuz ateş azabını tadın!
Artık o gün, birinizin diğerine yarar sağlamaya da zarar vermeye de gücü yetmez. Zulme sapanlara şöyle deriz: "O kendisini yalanlayıp durduğunuz ateş azabını tadın!"
Sebe' suresi, 43. ayet. وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍ قَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ أَن يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُكُمْ وَقَالُوا۟ مَا هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌ مُّفْتَرًى وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Ayetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, "Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır" dediler. Bir de, "Bu (Kur'an), uydurulmuş bir yalandır" dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkar edenler, "Bu, ancak apaçık bir büyüdür" dediler.
Onlara apaçık ayetlerimiz tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman şöyle demişlerdi: "Bu, sizi babalarınızın taptığı (ilahlardan) dipnot 1 çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Bu (Kur'an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir!" demişlerdi. Gerçek kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler "Bu (Kur'an) apaçık bir büyüden başka bir şey değildir!" demişlerdi.
Ve ayetlerimiz onlara açık ve seçik olarak aktarıldığında dediler ki: "Bu sizi öteden beri atalarınızın taptıklarından uzaklaştırmaya çalışan birinden başkası değil." Bir de şunu eklediler: "Bu (Kur'an) uydurulmuş düzme koşma bir (mesajdan) ibarettir." Nihayet inkarda direnenler ayaklarına kadar gelen hakikat için, "bu açıkça büyüleyici bir sözden başka bir şey değil" dediler.
Mesajlarımız onlara bütün açıklığıyla aktarıldığında, (hakikati inkara şartlanmış olanlar birbirlerine,) "Bu (Muhammed) sizi atalarınızın taptıklarından vazgeçirmeye çalışan biridir sadece!" derler. Ve "Bu (Kuran, insan tarafından) uydurulmuş bir safsatadan başka bir şey değildir!" d(iye ekl)erler. Ve (son olarak,) hakikati inkara kalkışanlar, hakikat kendilerine ulaştığında, onun için, "Bu, büyüleyici güzel bir sözden başka bir şey değil!" derler.
Ayetlerimiz onlara apaçık olarak okunup bildirildiğinde (zalimler) dediler ki: "Bu, atalarınızın tapınageldiği şeyden sizi çevirmeyi amaçlamış bir adamdır". . . Yine dediler ki: "Bunlar, uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değil". . . Hakikat bilgisini inkar edenler, Hak kendilerine geldiğinde: "Bu, ancak apaçık bir sihirdir" dediler.
Onlara, apaçık olan ayetlerimiz okunduğunda: "Bu, sizi babalarınızın taptıkların(ilahlar)dan alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir" dediler. Ve dediler ki: "Bu, düzülüp uydurulmuş bir yalan (iftira)dan başka bir şey de değildir." İnkar edenler de, kendilerine geldiği zaman hak için: "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir" dediler.
Onlara apaçık âyetlerimiz okunduğu zaman demişlerdi ki: Bu, sizi babalarınızın taptığı (putlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Ve yine bu (Kur'an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir, dediler. Hak kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler de: Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir, dediler.
Oysa ayetlerimiz onlara açık kanıtlarla okunduğunda, şöyle demişlerdi: "Atalarınızın hizmet ettiklerinden sizi engellemek isteyen bir adamdan başkası değil bu!" Bir de şöyle demişlerdi: "Uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değil bu!" Nankörlük edenler, gerçek kendilerine geldiği zaman da şöyle demişlerdi: "Aslında, apaçık bir büyüden başka bir şey değil bu!"
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, "Bu, sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir" dediler. "Bu, sırf uydurulmuş bir yalandır" dediler. İnkar edenler, kendilerine gerçek geldiğinde, "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir" dediler."
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğunda, "Bu, kesinlikle, sizi atalarınızın hizmet etme yolundan saptırmak isteyen bir adamdır." Dahası, "Bu uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir" dediler. İnkarcılar, kendilerine gelen gerçek için, "Besbelli, bu bir büyüdür" dediler.
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğunda, 'Bu, kesinlikle, sizi atalarınızın tapınma yolundan saptırmak isteyen bir adamdır.' Dahası, 'Bu uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir,' dediler. İnkarcılar, kendilerine gelen gerçek için, 'Besbelli, bu bir büyüdür,' dediler.
Karşılarında açık deliller halinde ayetlerimiz okunduğu zaman o zalimler: "Bu, yalnızca sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adamdır!" dediler ve: "Bu (Kur'an), uydurulmuş bir iftiradan başka birşey değil!" dediler. Ve o küfredenler gerçek kendilerine geldiği vakit: "Bu apaçık bir büyüden başka birşey değildir!" dediler.
Karşılarında açık beyyineler halinde ayetlerimiz tilavet olunduğu zaman o zalimler: "bu başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı ma'budlardan men'etmek isteyen bir adam" dediler ve "bu (Kur'an) başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira" dediler ve o küfredenler hak kendilerine geldiği vakıt bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil, dediler
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman: "Bu, ancak, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi vazgeçirmek isteyen bir adamdan başkası değildir." dediler. Ve dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir." Kafirler, kendilerine gerçek gelince: "Bu, ancak apaçık bir büyüdür." dediler.
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman: "Bu, ancak, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi vazgeçirmek isteyen bir adamdan başkası değildir." dediler. Ve dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir." Kafirler, kendilerine gerçek gelince: "Bu, ancak apaçık bir büyüdür." dediler.
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman: "Bu, ancak, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi vazgeçirmek isteyen bir adamdan başkası değildir." dediler. Ve dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir." Gerçeği yalanlayan nankörler, kendilerine gerçek gelince: "Bu, ancak apaçık bir büyüdür." dediler.
Onlara, apaçık olan ayetlerimiz okunduğunda: "Bu, sizi babalarınızın taptıklarından alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir" dediler. Ve dediler ki: "Bu düzülüp uydurulmuş bir yalan (iftira)dan başka bir şey de değildir." Küfredenler de, kendilerine geldiği zaman hak için: "Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir" dediler.
Onlara karşı açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "Bu, atalarınızın tapmakda devam etdikleri (putlardan) sizi mütemadiyen vaz geçirmek isteyen bir adamdan başkası değildir" ve dediler: "Bu (Kur'an) düzülüb uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir". Hakka küfreden onlar, (bu hak) kendilerine gelince de (şunu) söylediler): "Bu, apaşikar büyüden başka bir şey değildir".
Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: Bu, ancak sizi atalarınızın ibadet etmekte olduğundan alıkoymak isteyen bir adamdır. Ve dediler ki: Bu da düpedüz bir uydurmadan başka bir şey değildir. Hak kendilerine geldiğinde hakkı inkar etmiş olanlar dediler ki: Bu, sadece apaçık bir büyüdür.
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
Ayetlerimiz açık açık onlara okunduğunda dediler ki: “Bu ancak atalarınızın ibadet ede geldiği şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır.” Yine dediler ki: “Bu uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir.” Kâfir olanlar hakka kendilerine geldiğinde: “Bu ancak apaçık bir büyüdür” dediler.
Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "Bu, sadece sizi babalarınızın taptığı(tanrılar)dan çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir." Ve o nankörler dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir." Ve kendilerine gelen hakkı inkar edenler: "Bu, apaçak bir büyüdür, başka bir şey değildir" dediler.
Onlara ayetlerimiz, birbirini açıklayacak şekilde bağlantılarıyla birlikte okunduğunda "Bu sadece, atalarınızın kulluk ettiklerinden sizi uzaklaştırmak isteyen bir adamdır" derler ve şunu eklerler: "Bu (okuduğu) sadece düzmecedir, uydurulmuştur!" Kafirlik edenler, kendilerine bu gerçek geldiğinde şunu da derler: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir dipnot 1 !"
Onlara açık ayetlerimiz okunduğunda "Bu adam sizi, babalarınızın kulluk ettiği şeyden uzaklaştırmak istiyor" derler ve şunu eklerlerdi: "Bu Kitap, uydurulmuş bir saçmalıktan başkası değildir." Onlara gelen gerçekleri kendini kapatanlar da şöyle derlerdi: "Bu, açık bir sihirden başka bir şey değil."
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman: Bu, sadece bizi atalarımızın ibadet ettiklerinden alıkoymak isteyen bir adam, dediler. Bu Kur’an, düpedüz bir uydurmadan başka nedir? dediler. Kâfirler, hak kendilerine geldiği zaman: Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil, dediler.
Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman: -Bu, sadece bizi atalarımızın kulluk ettiklerinden vazgeçirmek isteyen bir adam, dediler. Bu Kur'an, düpedüz bir uydurmadan başka nedir?! dediler. Kafirler, hak kendilerine geldiği zaman: -Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değil, dediler.
Ayetlerimiz açık seçik kanıtlar halinde karşılarında okununca şöyle derler: "Bu adam, atalarınızın kulluk/ibadet etmekte olduklarından sizi vazgeçirmek isteyen birinden başkası değil." Şunu da söylerler: "Bu, düzenlenmş bir yalandan/iftiradan başka şey değildir." Hakkı inkar edenler, o kendilerine geldiğinde şöyle demişlerdir: "Açık bir büyüden başka şey değil bu!"
Sebe' suresi, 44. ayet. وَمَآ ءَاتَيْنَٰهُم مِّن كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَآ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِن نَّذِيرٍ
Oysa biz onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. Onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.
Biz onlara okuyacakları kitaplar vermemiştik. Senden önce onlara herhangi bir uyarıcı da göndermemiştik. dipnot 1
Halbuki Biz onlara ne okuyup öğrenecekleri vahiyler, ne de senden önce bir uyarıcı göndermiş değildik.
Oysa (ey Muhammed,) Biz onlara ne başvuracakları vahiyler göndermişizdir, ne de senden önce bir uyarıcı.
Oysa onlara ders almalarını (sana itiraza kaynak) sağlayacak bilgileri vermemiştik. Senden önce onlara uyarıcı da irsal etmemiştik.
Oysa biz onlara ders alacakları kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermemiştik.
Halbuki biz onlara okuyacakları kitaplar vermediğimiz gibi senden önce onlara bir uyarıcı (peygamber) de göndermemiştik.
Oysa onlara, okuyacakları kitaplar vermemiştik. Senden önce bir uyarıcı da göndermemiştik.
Oysa biz, onlara okuyacakları kitaplar vermemiştik. Senden önce de onlara herhangi bir uyarıcı göndermemiştik.
Onlara, inceleyecekleri bir Kitap vermemiş ve senden önce onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
Onlara, inceleyecekleri bir Kitap vermemiş ve senden önce onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
Halbuki Biz onlara öyle ders alacakları kitaplar vermedik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermedik.
Halbuki biz onlara öyle ders alacakları kitablar vermedik ve kendilerine senden evvel bir nezir de göndermedik
Biz, onlara bilgilenecekleri kitaplardan dipnot 1 vermedik. Ve senden önce onlara bir uyarıcı da göndermedik.
Biz, onlara bilgilenecekleri kitaplardan dipnot 1 vermedik. Ve senden önce onlara bir uyarıcı da göndermedik.
Biz, onlara bilgilenecekleri kitaplardan dipnot 1 vermedik. Ve senden önce onlara bir uyarıcı da göndermedik.
Oysa biz onlara ders alacakları kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı da göndermemiştik.
Halbuki biz onlara öyle ders alacakları kitablar vermediğimiz gibi onlara senden evvel azab ile korkutucu bir (peygamber) de göndermedik.
Halbuki biz, onlara okuyacakları bir kitab vermemiş ve senden önce onlara bir uyarıcı da göndermemiştik.
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
Hâlbuki biz onlara okuyacakları kitaplar göndermemiştik. Senden önce onlara bir uyarıcı da göndermemiştik.
Halbuki biz onlara okuyacakları bir Kitap vermemiştik ve senden önce onlara bir uyarıcı göndermemiştik.
Oysa onlara okuyup (bir şeyler) öğrenecekleri hiçbir kitap vermemiştik dipnot 1 . Onlara senden önce herhangi bir uyarıcı da göndermemiştik dipnot 2 .
Oysa senden önce onlara, ne ders alacakları kitaplar vermiş, ne de uyarıcı bir elçi göndermiştik.
Oysa biz onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. Onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.
Halbuki biz onlara, senden önce ders alacakları, bir kitap vermemiş ve bir uyarıcı da göndermemiştik.
Oysaki biz onlara, araştırıp ders alacakları kitaplar vermemiştik; daha önce kendilerine bir uyarıcı da göndermemiştik.
Sebe' suresi, 45. ayet. وَكَذَّبَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا۟ مِعْشَارَ مَآ ءَاتَيْنَٰهُمْ فَكَذَّبُوا۟ رُسُلِى فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Halbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!
Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Bunlar, öncekilere verdiklerimizin (gücün) onda birine bile ulaşamamışlardı. (Önceki toplumlar da) elçilerimi yalanlamışlardı. Cezalandırmam (bak) nasıl olmuştu!
Dahası onlardan öncekiler de yalanlamışlardı; ama onlara verilen (manevi nimetler, bu ümmete) verilenin onda birine bile ulaşmamıştı; buna rağmen elçilerimi yalanladılar ve sonuçta inkar nasıl olurmuş gördüler.
Onlardan önce yaşamış olanlar(ın çoğu) da, böylece hakikati yalanlamışlardı; bu (eski toplumlar), (kendilerinden sonraki kuşaklara) tevdi ettiğimiz (hakikatin kanıtlarının) onda birine bile sahip olmadıkları halde yine de elçilerimizi yalanladıklarında, Benim onları yok saymam ne korkunç oldu!
Onlardan öncekiler de yalanlamıştı (genetik özellik)! (Oysa bunlar) onlara verdiğimizin onda birine bile ulaşmamışlardır. . . (Buna rağmen) Rasullerimi yalanladılar. . . İşte bak, benim de onları inkarımın sonucu nasıl oldu!
Kendilerinden öncekiler de yalanladı. Oysa bunlar, öbürlerine verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardı. Buna rağmen (şımararak) elçilerimi yalanladılar; ancak benim de (onları) inkarım (yıkıma uğratmam) nasıl oldu?
Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) inkâr etmişlerdi. Bunlar, öncekilere verdiklerimizin onda birine erişmemişlerdi. (Böyle iken), peygamberimi yalanladılar; ama benim karşılık olarak verdiğim nasıl olmuştu!
Bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Üstelik bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar. Yine de elçilerimi yalanlamışlardı. Bana nankörlük etmenin sonu nasıl oldu?
Onlardan öncekiler de yalanladılar. Oysa bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardır. Onlar da peygamberlerimizi yalanlamışlardı. Bak, beni inkarın sonu nasıl oldu?
Onlardan öncekiler yalanladılar. Halbuki onlara verilenlerin onda birine ulaşmamışlardı. Elçilerimi yalanladılar. Beni tanımamak da nasılmış?
Onlardan öncekiler yalanladılar. Halbuki onlara verilenlerin onda birine ulaşmamışlardı. Elçilerimi yalanladılar. Beni tanımamak da nasılmış?
Onlardan öncekiler de yalan demişlerdi. Hem de bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine ermediler. Peygamberlerini yalanladılar da nasıl oldu inkarım?
Onlardan evvelkiler de tekzib etmişlerdi, hem bunlar onlara verdiklerimizin onda birine ermediler, Resullerimizi tekzib ettiler de nasıl oldu inkarım?
Kendilerinden öncekiler de yalanlamışlardı. Ve onlara verdiğimiz nimetlerin onda birine bile sahip değillerdi. Buna rağmen Resul'lerimizi yalanladılar. Fakat Beni yok sayma neymiş gördüler!
Kendilerinden öncekiler de yalanlamışlardı. Ve onlara verdiğimiz nimetlerin onda birine bile sahip değillerdi. Buna rağmen resullerimizi yalanladılar. Fakat Beni yok sayma neymiş gördüler!
Kendilerinden öncekiler de yalanlamışlardı. Ve onlara verdiğimiz nimetlerin onda birine bile sahip değillerdi. Buna rağmen rasullerimizi yalanladılar. Fakat Beni yok sayma neymiş gördüler!
Kendilerinden öncekiler de yalanladı. Oysa bunlar, öbürlerine verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardı. Buna rağmen (şımararak) elçilerimi yalanladılar; ancak benim de (onları) inkarım nasıl oldu?
Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) tekzib etdi (ler) Halbuki bunlar öbürlerine verdiklerimizin onda birine ermemişlerdir. (Böyle iken) öbürleri peygamberlerimizi tekzib etmişlerdi. (Bak) beni inkar (edişin akıbeti) nice oldu!
Kendilerinden öncekiler de yalanlamışlardı. Halbuki bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile ulaşamamışlardı. Peygamberlerimi yalanladılar. Beni inkar nasıl olurmuş?
(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.
Onlardan öncekiler de (ilâhî bildirimleri) yalan saymışlardı. Bunlar (şimdikiler) onlara verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar. Buna rağmen onlar peygamberlerimi yalancılıkla itham etmişlerdi. Ben de bilseniz onları nasıl cezalandırdım!
Bunlardan önceki (millet)ler de yalanlanmışlardı. Bunlar, onlara verdiklerimizin onda birine bile erişmemişlerdir. (Onlara o kadar ni'met verdiğim halde yine) elçilerimi yalanladılar. Ama benim de (onları) inkarım nasıl oldu, (onları nasıl mahvettim)!?
Kendilerinden öncekiler de yalana sarıldılar. Üstelik bunlar, öncekilere verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar dipnot 1 . Öncekiler elçilerimi yalanladılar da benim onları tanımamam neymiş (gördüler) dipnot 2 !
Bunlardan öncekiler de yalana sarılmışlardı. Üstelik bunlar, öncekilere verdiklerimizin onda birini bile ulaşamadılar. Buna rağmen onlar da elçilerimi yalanlamışlar (kitaplarımı tanımamışlar)dı. Onları nasıl da tanınmaz hale getirdim.
Onlardan öncekiler de (peygamberleri) yalanlamıştı. Onlara verdiğimiz (güç kuvvetin) onda birine bile ulaşamadılar. Buna rağmen rasullerimi yalanladılar. Buna karşı benim inkarım/cezam nasıldı?
Onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Onlara verdiğimizin onda birine bile ulaşamadılar. Buna rağmen peygamberlerimi yalanladılar. Buna karşı benim cezam nasıldı?
Onlardan öncekiler de yalanladılar. Üstelik bunlar, ötekilerine verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar. Resullerimi yalanladılar. Peki, benim azabım nasıl oldu!?
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.