Diyanet İşleri
Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Ad kavminin kardeşini (Hud'u) hatırla. Hani Ahkaf'taki kavmini, "Ancak Allah'a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" diye uyarmıştı.
Ahkâf suresi · 21–28. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Ahkâf suresi, 21. ayet. وَٱذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنذَرَ قَوْمَهُۥ بِٱلْأَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ ٱلنُّذُرُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦٓ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Ad kavminin kardeşini (Hud'u) hatırla. Hani Ahkaf'taki kavmini, "Ancak Allah'a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" diye uyarmıştı.
Âd (kavmin)in kardeşini (Hud'u) an! dipnot 1 Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların geçtiği Ahkaf dipnot 2 bölgesindeki kavmini "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum!" diye uyarmıştı.
Ve Ad kavminin soydaşı (Hud'u) hatırla! Hani o, şu kum tepeleri arasında yaşamış olan kavmi -ki ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçmişti- şöyle uyarmıştı: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Aksi halde ben dehşet verici bir günün azabına uğramanızdan korkarım!"
Ve Ad'ın kardeşini hatırlayın; hani o, gerek kendi bilgisi içinde gerekse bilgisi dışındaki zamanlarda gerçekleşmiş olan (öteki) uyarıları(n izlerini) görerek şu kum tepeleri arasında (yaşamış olan) halkını uyardı: "Yalnızca Allah'a kulluk edin! Yoksa ben, sizin dehşet verici bir günde azaba uğramanızdan korkarım!"
Ad'ın kardeşini de (Hud'u) an. . . Hani (Hud) -ki, Onun önünden ve arkasından nice uyarıcılar gelip geçti- toplumunu: "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. . . Size gelecek aziym bir sürecin azabından korkarım" diyerek kum tepeleri arasında yaşayanları uyardı.
Ad'ın kardeşini hatırla; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki kavmini: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.
Âd kavminin kardeşini (Hûd'u) an. Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmine: Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum, demişti.
Âd'ın kardeşini de hatırla; önünden ve arkasından, birçok uyarıcının gelip geçtiği Kum Tepelerindeki toplumuna, şöyle dedi: "Allah'tan başkasına hizmet etmeyin. Aslında, sizin için, Büyük Gün'ün cezasından korkarım!"
'Ad'ın kardeşi olan Hud'u hatırla! Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmine, "Allah'tan başkasına kulluk etmeyiniz, ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum" demişti.
Ad'ın kardeşinin kum tepeciklerindeki halkını uyarmış olduğunu hatırla. Ondan önce ve sonra "ALLAH'tan başkasına hizmet etmeyin. Sizin için büyük bir günün azabından korkarım" diyen nice uyarıcılar geçmişti.
Ad'ın kardeşinin kum tepeciklerindeki halkını uyarmış olduğunu hatırla. Ondan önce ve sonra 'ALLAH'tan başkasına kulluk etmeyin. Sizin için büyük bir günün azabından korkarım,' diyen nice uyarıcılar geçmişti.
Bir de Ad'ın kardeşini (Hud'u) an! Ahkaf'da kavmini uyardığı vakit -ki önünden ve ardından (ondan önce de sonra da) nice uyarıcılar gelip geçmiştir- demişti ki: "Allah'tan başka mabud tanımayın, çünkü ben, size büyük bir günün azabın(ın gelmesinden) korkuyorum!"
Bir de Ad'ın kardeşini an, Ahkaf'ta kavmını inzar ettiği vaktı ki önünden ve ardından nice nezirler de geçmiştir, Allahdan başka ma'bud tanımayın diye, çünkü ben size büyük bir günün azabından korkuyorum.
Ad'ın kardeşini dipnot 1 an! Hani Ahkaf'taki halkını uyarmıştı. Ondan önce de ve sonra da "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." diye uyaran nice uyarıcılar gelip geçmişti.
Âd'ın kardeşini dipnot 1 an! Hani Ahkaf'taki halkını uyarmıştı. Ondan önce de ve sonra da "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." diye uyaran nice uyarıcılar gelip geçmişti.
Ad'ın kardeşini an! Hani Ahkaf'taki halkını uyarmıştı. Ondan önce de ve sonra da "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum." diye uyaran nice uyarıcılar gelip geçmişti.
Ad'ın kardeşini hatırla; onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmişti; hani o, Ahkaf'taki kavmini: "Tanrı'dan başkasına kulluk etmeyin, gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım" diye uyarmıştı.
Aad'in biraderini —ki ondan evvel de, ondan sonra da inzar edici peygamberler gelib geçmişdi — hatırla. Hani o, Ahkaaf daki kavmini "Allahdan başkasına kulluk etmeyin. Hakıykat ben üzerinize (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum" diye tehdid etmişdi.
Ad'ın kardeşini de hatırla. Hani kavmini; Allah'tan başkasına ibadet etmeyin, diyen nice uyarıcılar gelip geçmişken Ahkaf ile uyarıp; doğrusu ben, sizin için büyük günün azabından korkarım, diye korkutmuştu.
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
Âd kavminin kardeşini (Hûd'u) an! Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği Ahkâf bölgesindeki kavmine: "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum." demişti.
Ad'ın kardeşini (Hud'u) an: Ahkaf'taki kavmini uyarmıştı. Onun önünden ve ardından nice uyarıcılar da gelip geçti (demişti ki): "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin; ben sizin, büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum."
Ad halkının kardeşlerini /Hud'u anlat dipnot 1 ; Ahkaf'ta dipnot 2 kavmini uyardı. Ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçti. (Hud) şöyle dedi: "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size, azametli bir günün azabının gelmesinden korkuyorum."
Ad halkından olan Hud'u da anlat; Ahkaf'ta halkını uyarmıştı. Aslında ondan önce de sonra da nice uyarıcılar gelip geçti. Hud şöyle demişti: "Allah'tan başkasına kul olmayın. Bir gün büyük bir azabın altında kalmanızdan korkuyorum."
Ad kavminin kardeşini (Hud'u) an. Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmine: Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum, demişti.
Hatırlat, Ad'ın kardeşini... Hani O, Ahkaf'taki kavmini uyarmıştı. Ondan önce de sonra da "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin." diye uyarıcılar gelip geçmişti: -Ben büyük bir günün azabının üzerinize gelmesinden korkuyorum!
Ad kavminin kardeşini de an! O, kendinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçtiği Ahkaf'ta, toplumunu şöyle uyarmıştı: "Allah'tan başkasına kulluk/ibadet etmeyin! Gerçek şu ki, ben sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkuyorum."
Ahkâf suresi, 22. ayet. قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ ءَالِهَتِنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Onlar ise, "Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.
(Kavmi) "Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? dipnot 1 Doğru söyleyenlerdensen bize vadettiğini bize (başımıza) getir!" dipnot 2 demişti.
Onlar da: "Sen bizi ilahlarımızdan soğutmak için mi geldin? Eğer sözüne sadıksan, haydi tehdit ettiğin şeyi getir!" dediler.
Onlar, "Sen," dediler, "Bizi tanrılarımızdan soğutup vazgeçirmek için mi geldin? Öyleyse, eğer hakikat erbabı isen, bizi tehdit edip durduğun şu (akibeti) gerçekleştir bakalım!"
Dediler ki: "Tanrılarımızdan döndürmek için mi bize geldin? Eğer sadıklardansan, kendisiyle tehdit ettiğini bize getir!"
Dediler ki: "Sen, bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Şu halde eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi, bize getir."
«Sen bizi ilahlarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Hadi, doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir.» dediler.
Dediler ki: "Bizi, tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin? Bize gözdağı verdiğin şeyi artık getir; eğer doğruyu söylüyorsan?"
Onlar, "Sen bizi tanrılarımızdan vazgeçirmeye mi geldin? Eğer doğru söylüyorsan haydi, uyardığın azabı getir!" dediler.
"Bizi tanrılarımızdan saptırmak için mi bize geldin? Doğru sözlü isen bize söz verdiğini getir bakalım" dediler.
'Bizi tanrılarımızdan saptırmak için mi bize geldin? Doğru sözlü isen bize söz verdiğini getir bakalım,' dediler.
Onlar: "Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin bize? Haydi getir bize, o tehdit edip durduğun o azabı; eğer doğru söyleyenlerden isen!" dediler.
Sen, dediler: bizi ma'budlarımızdan çevirmek için mi geldin bize? Haydi getir! O bize va'd edib durduğun azabı sadıklardan isen.
"Sen bizi ilahlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin şeyi hemen getir." dediler.
"Sen bizi ilahlarımızdan dipnot 1 vazgeçirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin şeyi hemen getir." dediler.
"Sen bizi ilahlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin şeyi dipnot 1 hemen getir." dediler.
Dediler ki: "Sen, bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi bize geldin? Şu halde eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin şeyi, bize getir."
Dediler ki: "Sen bize, bizi Tanrılarımız (a tapmak) dan döndürmen için mi geldin? öyleyse bizi tehdid etmekde olduğun şey'i, eğer (iddianda) doğru söyleyenlerdensen, getir bize".
Onlar da: Sen, bizi tanrılarımızdan döndürmek için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen; haydi taehdit ettiğin şeyi başımıza getir, demişlerdi.
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
Onlar da: "Bizi, ilahlarımızdan döndürmek için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi haydi bize getir." demişlerdi.
Dediler: "Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi geldin? Doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin şeyi bize getir."
Onlar şöyle dediler: "Sen bizi ilahlarımızdan vazgeçirmek için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen haydi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir dipnot 1 !"
"Sen bizi ilahlarımızdan çevirmeye mi geldin? Söylediğin doğruysa tehdidini hemen yerine getir!" dediler.
Onlar da: Bizi ilahlarımızdan ayırmak için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen haydi bize getir, bizi tehdit ettiğin şeyi, demişlerdi.
Onlar da: -Bizi ilahlarımızdan ayırmak için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen haydi bize getir, bizi tehdit ettiğin şeyi! demişlerdi.
Dediler: "Sen bizi, tanrılarımızdan yüz geri etmek için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi ortaya getir."
Ahkâf suresi, 23. ayet. قَالَ إِنَّمَا ٱلْعِلْمُ عِندَ ٱللَّهِ وَأُبَلِّغُكُم مَّآ أُرْسِلْتُ بِهِۦ وَلَٰكِنِّىٓ أَرَىٰكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
Hud, "(Bu konudaki) bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum" dedi.
(Hud ise) "O bilgi yalnızca Allah'ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi ulaştırıyorum. Fakat sizin cahil bir topluluk olduğunuzu görüyorum!" demişti.
O, "Kesin bilgi Allah katındadır; ve ben sadece bana verilen mesajı size iletiyorum; şu da var ki ben, sizi kendini bilmez bir topluk olarak görüyorum" dedi.
O, "(Bu akibetin ne zaman gerçekleşeceği) bilgisi Allah katındadır." dedi, "Ben, sadece bana emanet edilen mesajı size iletiyorum; ama görüyorum ki siz (doğrudan ve eğriden) habersiz bir kavimsiniz!"
(Hud) dedi ki: "İlmi Allah indindedir! Kendisiyle irsal olunduğumu size tebliğ ediyorum (ben sadece). . . Ne var ki sizi cahil bir topluluk olarak görüyorum!"
Dedi ki: "İlim ancak Allah katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum."
Hûd da! Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum. Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum, dedi.
Dedi ki: "Bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Benimle gönderileni size duyuruyorum. Fakat bilisiz bir toplum olduğunuzu görüyorum!"
Hud şöyle dedi: "Bilgi, ancak Allah katındadır. Ben size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum. Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu görüyorum."
"Onun bilgisi sadece ALLAH'ın yanındadır. Ben benimle gönderilen şeyi size duyuruyorum fakat sizin cahil bir toplum olduğunuzu görüyorum."
'Onun bilgisi sadece ALLAH'ın yanındadır. Ben benimle gönderilen şeyi size duyuruyorum; fakat sizin cahil bir toplum olduğunuzu görüyorum.'
Dedi ki: "O'na (ait) bilgi yalnızca Allah katında. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum; fakat sizi, cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum."
Dedi: o ılim ancak Allah yanında, ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum ve lakin sizi öyle bir kavım görüyorum ki cahillik ediyorsunuz
"O bilgi, yalnızca Allah'ın yanındadır. Ben, size, benimle gönderileni bildiriyorum. Ne var ki sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
"O bilgi, yalnızca Allah'ın yanındadır. Ben, size, benimle gönderileni bildiriyorum. Ne var ki sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
"O bilgi dipnot 1 , yalnızca Allah'ın yanındadır. Ben, size, benimle gönderileni bildiriyorum. Ne var ki sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
Dedi ki: "İlim ancak Tanrı katındadır. Ben size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum; ancak sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum."
(Hud) dedi: "(Bunun) ilm (i) ancak Allah nezdindendir. Ben size gönderildiğim şey'i tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi bilmezler güruhu olarak görmekdeyim".
O da: İlim, ancak Allah katındadır. Ben, size gönderildiğim şeyi tebliğ ediyorum. Ama bakıyorum ki siz, cahil bir kavimsiniz, demişti
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
O da: "İlim ancak Allah’ın yanındadır. Ben size benimle gönderilenleri tebliğ ediyorum, fakat ben sizin cahillik eden bir topluluk olduğunuzu görüyorum." dedi.
Dedi: "(Azabın ne zaman geleceğine dair) Bilgi, ancak Allah katındadır. Ben, (tebliğ) görevlendirildiğim mesajı size duyuruyorum; fakat sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
O da şöyle dedi: "Onun bilgisi yalnız Allah'ın katındadır. Ben size, benimle gönderilen mesajı tebliğ ediyorum dipnot 1 . Ama ben sizi, cahilce davranan bir halk olarak görüyorum."
"Onun vaktini sadece Allah'ın kendisi bilir. Ben elçilik görevimi yerine getiriyorum. Ama görüyorum ki siz, size verilen değeri bilmeyen bir topluluksunuz" dedi.
O da: Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben, kendisiyle gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum. Ama ben, sizin cahillik eden bir toplum olduğunuzu görüyorum, dedi.
O da: -Bu konudaki bilgi sadece Allah katındadır. Ben, kendisiyle gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum. Ama ben, sizin cahillik eden bir toplum olduğunuzu görüyorum, dedi.
Dedi: "İlim, ancak Allah katındadır. Ben size, bana vahyedileni tebliğ ediyorum. Fakat sizin, cahillik edip duran bir toplum olduğunuzu görüyorum."
Ahkâf suresi, 24. ayet. فَلَمَّا رَأَوْهُ عَارِضًا مُّسْتَقْبِلَ أَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا۟ هَٰذَا عَارِضٌ مُّمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا ٱسْتَعْجَلْتُم بِهِۦ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Hud, "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır" dedi.
Sonunda onu (kasırgayı), vadilerine doğru yayılan bir bulut dipnot 1 şeklinde görünce (sevinçle) "Bu, bize yağmur yağdıracak yayılan bir buluttur!" demişlerdi. (Hud ise) "Hayır! O, sizin acele istediğiniz şeydir (azaptır). İçinde elem verici azap bulunan bir rüzgârdır!" (demişti).
Derken, yüklü bir bulutun vadilerine doğru yaklaştığını gördüler ve "Bu bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Aksine o gelmesini acele istediğiniz şeydir: içinde acıklı bir azabı barındıran bir bela kasırgası...
Sonuçta yoğun bir bulutun vadilerine doğru yaklaştığını fark ettiklerinde, "Bu, bize (bereketli) bir yağmur getirecek olan buluttur!" diye haykırdılar. (Ama Hud,) "Hayır," dedi, "o, sizin (bu kadar müstehzi şekilde) çabuklaşmasını istediğiniz acıklı azabı haber veren bir rüzgardır.
Ne vakit onu (tehdit olundukları azabı) vadilerine yönelmiş geniş bir bulut olarak gördüler, dediler ki: "Bu bize yağmur indirecek bir buluttur. " Hayır, o kendisini acele istediğinizdir! (O) içinde feci bir azap olan rüzgardır.
Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azab vardır.
Nihayet onu, vâdilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce: Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur, dediler. Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgârdır!
Sonunda, yoğun bir bulutun vadilerine doğru geldiğini gördüklerinde, şöyle dediler: "İşte, bize yağmur getiren bir bulut!" "Hayır! Sizin, ivedi olarak gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı bir ceza olan rüzgardır!"
Nihayet onu, vadilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce, "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur" dediler. "Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgardır."
Nihayet onun yayılarak vadilerine yönelmiş olduğunu gördüklerinde, "Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır! bu sizin gelmesi için meydan okuduğunuz acı bir azaba sahip bir fırtınadır.
Nihayet onun yayılarak vadilerine yönelmiş olduğunu gördüklerinde, 'Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur,' dediler. Hayır, bu sizin gelmesi için meydan okuduğunuz acı bir azaba sahip bir fırtınadır.
Derken onu vadilerine doğru gelen bir bulut halinde gördüklerinde: "Bu, bize yağmur yağdıracak ufukta beliren bir buluttur." dediler. O ise: "Hayır, o, sizin çabuk gelmesini istediğiniz şeydir; içinde acıklı bir azap bulunan bir rüzgardır.
Derken vakta ki onu vadilerine karşı gelen bir bulut halinde gördüler, bu, dediler: bir arız (ufukta beliren bir bulut) bize yağmur yağdıracak, hayır, o sizin acele istediğiniz şey: bir rüzgar ki onda çok acıklı bir azab var
Onu, vadilerine doğru gelen yoğun bir bulut halinde gördüklerinde: "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur." dediler. "Hayır! O, sizin hemen gelmesini istediğiniz şeydir; acıklı azabı getiren rüzgardır."
Onu, vadilerine doğru gelen yoğun bir bulut halinde gördüklerinde: "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur." dediler. "Hayır! O, sizin hemen gelmesini istediğiniz şeydir; acıklı azabı getiren rüzgardır."
Onu, vadilerine doğru gelen yoğun bir bulut halinde gördüklerinde: "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur." dediler. Hayır! O, sizin hemen gelmesini istediğiniz şeydir; acıklı azabı getiren rüzgardır."
Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azab vardır.
Artık vaktaki onu, vadilerine yönelerek gelen bir bulut haalinde, görmüşlerdi. Dediler ki: "Bu, bize yağmur verici bir bulutdur". (Hud) "Hayır, (dedi), bu, çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir, rüzgardır ki onda elem verici bir azab vardır".
Onu, vadilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce dediler ki: Bu; bize yağmur getirecek büyük bir buluttur. Hayır o, acelece beklediğiniz şey, bir rüzgardır ki içinde elem verici azab vardır.
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
Nihayet onu, vadilerine doğru yayılan bir bulut şeklinde görünce: "Bu bize yağmur yağdıracak yaygın bir buluttur." dediler. Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı azap bulunan bir rüzgârdır!
Nihayet azabın (ufukta) geniş bir bulut halinde vadilerine doğru geldiğini görünce: "Bu, bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şey, içinde acı azab bulunan bir rüzgardır.
O azabı, vadilerine doğru yönelmiş bulut kütlesi halinde görünce şöyle dediler: "Bu, bize yağmur yağdıracak bir bulut kütlesi!" (Hud dedi ki:) "Hayır! O, hemen gelmesini istediğiniz şey, içinde acıklı bir azap olan rüzgardır.
Bütün ufku saran afetin vadilerine yöneldiğini görünce, "Bu bize yağmur getiren bulut kütlesi" dediler. Hayır! O, hemen gelmesini istediğiniz afettir. İçinde acıklı bir azabı barındıran rüzgardır.
Azabın, bir bulut halinde vadilerine doğru gelişini gördükleri zaman: Bu, bize yağmur getirecek bir bulut, demişlerdi. Hayır! O, acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı bir azap olan rüzgardır!
Azabın, bir bulut halinde vadilerine doğru gelişini gördükleri zaman: -Bu, bize yağmur getirecek bir bulut! demişlerdi. -Hayır. O, acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acı bir azap olan rüzgardır!
Nihayet onu, vadilerine doğru gelen geniş bir bulut halinde görünce: "Ha, dediler, bu bize yağmur getirecek bir bulut!" Hayır, o, aceleden istediğiniz şeyin ta kendisi. Bir rüzgar ki, içinde acıklı bir azap var.
Ahkâf suresi, 25. ayet. تُدَمِّرُ كُلَّ شَىْءٍۭ بِأَمْرِ رَبِّهَا فَأَصْبَحُوا۟ لَا يُرَىٰٓ إِلَّا مَسَٰكِنُهُمْ كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْقَوْمَ ٱلْمُجْرِمِينَ
"O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder." Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hale geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (kasırga gelince) evlerinden başka bir şey görülemez olmuştu. İşte biz, suçlu toplumu böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir etti: nihayet, (harap olmuş) haneleri dışında gözle görülen hiçbir şey kalmadı. Biz, günaha gömülen bir toplumu işte böyle cezalandırırız.
Her şeyi Rabbi'nin emriyle yakıp yıkacak (bir rüzgar)!" Onlar öylesine çarçabuk silinip gittiler ki geride (bomboş) evlerinden başka bir şey kalmaz oldu. Biz günaha saplanmış bir topluluğu işte böyle cezalandırırız.
(O rüzgar) Rabbinin emriyle her şeyi helak edip dumura uğratır! Nitekim öyle oldular ki, geride onların meskenlerinden başka bir şey kalmamıştı! Suçlular toplumuna yaptıklarının sonucunu böyle yaşatırız!
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri) görünemez duruma düştüler. İşte biz, suçlu günahkar bir kavmi böyle cezalandırırız.
O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
"Efendinin buyruğuyla, her şeyi yerle bir eder!" Sonra, öyle oldular ki, evlerinden başka bir şey görünmez oldu. Suçlu toplumu, işte böyle cezalandırırız.
"O rüzgar, Rabbinin emri ile her şeyi yerle bir eder" derdemez, evlerinin kalıntılarından başka bir şey görünmez oldu. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
Efendinin emriyle her şeyi yerle bir eder. Sabahladıklarında, evlerinden başka her şey görülmez olmuştu. Suçlu topluluğu işte böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle herşeyi yerle bir eder. Sabahladıklarında, evlerinden başka herşey görülmez olmuştu. Suçlu topluluğu işte böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle herşeyi yerle bir eder." dedi. Derken öyle oluverdiler ki, evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte öyle suçlu bir topluluğa Biz böyle ceza veririz.
Rabbının emriyle her şey'i tedmir eder, derken öyle oluverdiler ki meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu, işte öyle mücrim bir kavme biz böyle ceza veririz
"Rabb'inin emri ile her şeyi yok edecek!" Böylece, meskenlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. Biz, suçlu halkı böyle cezalandırırız.
"Rabb'inin emri ile her şeyi yok edecek!" Böylece, meskenlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. Biz, suçlu halkı böyle cezalandırırız.
"Rabb'inin emri ile her şeyi yok edecek!" Böylece, meskenlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. Biz, suçlu kavmi böyle cezalandırırız.
Rabbinin buyruğuyla her şeyi yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri) görünemez duruma düştüler. İşte biz, suçlu günahkar bir kavmi böyle cezalandırırız.
"O, Rabbinin emriyle her şey'i helak edecekdir". İşte onlar o haale geldiler ki meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. İşte günahkarlar güruhunu biz böyle cezalandırırız.
Rabbının emri ile her şeyi yıkar. Bunun üzerine onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu. İşte biz, suçlular güruhunu böylece cezalandırırız.
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Derken onlar o hale geldiler ki konutlarından başka bir şey görülmez oldu. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
O rüzgar, Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir edecektir." Sonunda öyle bir hale geldiler ki evlerinden başka görülebilecek bir şey kalmadı. Biz suçlular topluluğunu işte böyle cezalandırırız dipnot 1 .
Rabbinin emriyle evlerin içine girecek, her şeyi kökünden sökecektir dipnot 1 . Sabaha erdiklerinde evlerinden başka görünen bir şey kalmamıştı. Biz suçlular topluluğunu böyle cezalandırırız.
O, Rabb’inin emriyle her şeyi yerle bir eder. Nitekim evlerinden başka bir şey görünmez oldu. Suçlu toplumu işte böyle cezalandırırız.
O, Rabb'inin emriyle her şeyi yerle bir eder. Nitekim evlerinden başka bir şey görünmez oldu. Suçlu toplumu işte böyle cezalandırırız.
Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir edecek. Sonunda o hale geldiler ki, konutlarından başka hiçbir şey görünmüyordu. Suçlular topluluğunu işte böyle cezalandırırız biz.
Ahkâf suresi, 26. ayet. وَلَقَدْ مَكَّنَّٰهُمْ فِيمَآ إِن مَّكَّنَّٰكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَأَبْصَٰرًا وَأَفْـِٔدَةً فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَآ أَبْصَٰرُهُمْ وَلَآ أَفْـِٔدَتُهُم مِّن شَىْءٍ إِذْ كَانُوا۟ يَجْحَدُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Yemin olsun ki onlara, size vermediğimiz güç ve servet vermiştik. Kendilerine işitme (duyusu), gözler ve kalpler vermiştik. Fakat işitme (duyusu), gözleri ve kalpleri kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştı. Çünkü Allah'ın ayetlerini (bilerek) inkâr ediyorlardı. Alay ettikleri şey, kendilerini kuşatmış (olacak)tır.
Doğrusu onlara orada, size burada vermediğimiz kadar güç ve kudret vermiştik. Onların da işitme, görme ve akletme yetileri başlarından belayı savmaya yetmedi; çünkü onlar Allah'ın mesajlarını bile bile inkar etmiştiler: nihayet alay ettikleri şey onları çepeçevre kuşatıp yok etti.
Ama (ey sonraki dönemin insanları;) Biz size sağlamadığımız bir emniyet içinde onları yerleştirmiş ve kendilerine kulaklar, gözler ve (kavrayan) kalpler bahşetmiştik; ama Allah'ın mesajlarını reddetmeye devam ettikleri için ne kulakları, ne gözleri ne de kalpleri onlara bir fayda sağlamadı; ve (sonunda) alay ettikleri şey tarafından kuşatılıp alt edildiler.
Andolsun ki, size vermediğimiz imkanları onlara verdik. . . Onlara kulaklar, gözler ve hakikati kavrayacak kalpler oluşturduk. . . Bile bile Allah'ın işaretlerini inkar etmeleri yüzünden; onların ne kulakları, ne gözleri ve ne de FUADLARı (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar - beyne kopyalanmış kalp nöronları) onlardan bir şey savmadı! Alay etmekte oldukları şey onları ihata etti!
Andolsun, biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşattı.
Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
Oysa gerçek şu ki, size vermediğimiz olanakları ve gücü onlara vermiştik. Onlara, kulaklar, gözler ve yürekler de vermiştik. Fakat Allah'ın ayetlerini inkar ettikleri için, ne kulakları ne gözleri ne de yürekleri onlara yarar sağlamadı. Ve alay ettikleri şey, onları kuşattı.
Andolsun ki, onlara, size vermediğimiz imkanları sağlamıştık. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.
Sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiştik onları. Onlara işitme ve görme duyuları ile beyinler vermiştik. ALLAH'ın ayet ve mucizelerini bile bile inkar ettikleri için ne işitme, ne görme duyuları ve ne de beyinleri onlara hiçbir yarar sağlamadı. Alaya aldıkları şeyler kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.
Sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiştik onları. Onlara işitme ve görme duyuları ile beyinler vermiştik. ALLAH'ın ayet ve mucizelerini bile bile inkar ettikleri için ne işitme, ne görme duyuları ve ne de beyinleri onlara hiç bir yarar sağlamadı. Alaya aldıkları şeyler kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.
Andolsun ki, Biz onlara, size vermediğimiz güç ve imkanları vermiştik. Onlar için kulaklar, gözler ve gönüller yapmıştık, ama ne kulakları, ne gözleri ve ne de gönülleri kendilerine bir fayda sağladı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. O alay ettikleri şey de kendilerini kuşatıverdi.
Yemin ile söylerim: doğrusu biz onlara öyle şeyler vermiş idik ki size o kuvvet ve mükneti vermemişizdir, hem kendileri için kulak ve gözler, gönüller yapmış idik ki ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri kendilerine bir faide vermedi, zira Allahın ayetlerini inkar ediyorlardı, o istihza ettikleri şey de kendilerini kuşatıverdi
Ant olsun ki Biz, onlara, size vermediğimiz nice imkanlar vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve kalpler verdik. Ne var ki işitme ve görmeleri onlara bir yarar sağlamadı. Kalpleri dipnot 1 de onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini bile bile reddediyorlardı. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Ant olsun ki Biz, onlara, size vermediğimiz nice imkanlar vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve kalpler dipnot 1 verdik. Ne var ki işitme ve görmeleri onlara bir yarar sağlamadı. Kalpleri de onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini bile bile reddediyorlardı. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Ant olsun ki Biz, onlara, size vermediğimiz nice imkanlar vermiştik. Onlara da kulaklar, gözler ve kalpler dipnot 1 verdik. Ne var ki işitme ve görmeleri onlara bir yarar sağlamadı. Kalpleri de onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini bile bile reddediyorlardı. Sonunda alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Andolsun, biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duyularını) ve yürekler (efideten) verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne yürekleri (efidetühüm) kendilerine herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Tanrı'nın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey onları sarıp kuşattı.
Andolsun ki size bile vermediğiniz imkanlardan (cihetlerden) biz onlara (nice) kudret vermişdik. Onlara kulak (lar), gözler, gönüller de vermişdik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne gönülleri onlara hiçbir şeyle faide vermedi. Çünkü onlar Allahın ayetlerini bilerek inkar ediyorlardı. (Nihayet) istihza edegeldikleri şey çepçevre kendilerini kuşatıverdi.
Andolsun ki; onları, sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiştik. Ve kendilerine kulaklar, gözler ve kalbler vermiştik. Ne var ki; kulakları, gözleri ve kalbleri onlara bir fayda sağlamadı. Çünkü onlar; Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı. Sonunda onları alay ettikleri şey kuşatıverdi.
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
Andolsun, size vermediğimiz imkânı/gücü onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın ayetlerini inatla inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Onlara size vermediğimiz servet ve kuvveti vermiştik, onlara kulaklar, gözler ve gönüller yaratmıştık. Fakat ne kulakları, ne gözleri ne de gönülleri kendilerine bir yarar sağladı. Zira (düşünüp ibret almıyorlar, tersine) bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
Onlara, size vermediğimiz imkanlar vermiştik dipnot 1 . Onlar için de dinleme yeteneği, basiret /ileri görüşlü olma özelliği ve gönüller oluşturmuştuk dipnot 2 ama ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri için dinleme yetenekleri, basiretleri ve gönülleri bir işe yaramadı. Hafife aldıkları şey /o azap onları kuşattı dipnot 3 .
Aslında onları, size vermediğimiz imkanlarla donatmıştık. Dinleyecek kulakları, basiretli gözleri ve karar verecek yürekleri dipnot 1 de vardı. Ayetlerimiz karşısında bile bile yalana sarıldıkları için ne kulakları, ne gözleri ne de yürekleri işe yaradı. Hafife aldıkları (o azap) başlarına geldi.
Andolsun, size vermediğimiz imkân/gücü onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah’ın âyetlerini inatla inkâr ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.
Onları, size vermediğimiz şeylerle güçlendirmiştik. Onlara, kulak, göz ve kalbler vermiştik. Fakat, kulakları, gözleri ve kalpleri onlara fayda vermedi. Zira Allah'ın ayetlerini bile bile inkar ediyorlardı ve kendisiyle alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.
Yemin olsun, onlara, size vermediğimiz imkan ve kudreti vermiştik. Onlar için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturmuştuk. Fakat, işitme güçleri de gözleri de gönülleri de kendilerine hiçbir yarar sağlamadı/kendilerinden hiçbir şeyi uzaklaştıramadı; çünkü ayetlerimize karşı direniyorlardı. Ve alaya aldıkları şey, onları kuşatıp sardı.
Ahkâf suresi, 27. ayet. وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُم مِّنَ ٱلْقُرَىٰ وَصَرَّفْنَا ٱلْـَٔايَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.
Yemin olsun ki biz çevrenizdeki şehirleri (halklarını) helak etmiştik. (Gerçeğe) dönerler diye ayetleri (onlara) tekrar tekrar açıklamıştık.
Doğrusu, çevrenizdeki ülkelerden bir çoğunu da (işte böyle) yok ettik; ama (ondan önce) belki vazgeçerler diye mesajlarımızı çok boyutlu olarak açıklamıştık.
Çevrenizde yaşayan birçok (günahkar) topluluğu bu şekilde yok ettik; ama (onları yok etmeden önce) belki (eğri yollarından) dönerler diye (uyarıcı) mesajlar(ımız)ı çok yönlü şekilde dile getirdik.
Andolsun ki şehirlerden etrafınızda olanları helak ettik. . . Belki rücu ederler diye işaretleri çeşitli anlatım yolları ile tekrar tekrar açıkladık!
Andolsun, biz çevrenizde bulunan şehirlerden (birçoğunu) yıkıma uğrattık ve belki dönerler diye ayetleri çeşitli şekillerde açıkladık.
Andolsun biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki doğru yola dönerler diye âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
Gerçek şu ki, çevrenizdeki yörelerden de yıkıma uğrattık. Üstelik ayetleri türlü biçimlerde açıklamıştık; belki dönerler diye.
Andolsun ki biz, sizin çevrenizde bulunan nice ülkeleri de yok ettik. Belki doğru yola dönerler diye, ayetleri tekrar tekrar açıkladık.
Çevrenizdeki nice kentleri de yok ettik. Dönerler diye onlara ayetleri açıklamıştık.
Çevrenizdeki nice kentleri de yok ettik. Dönerler diye onlara ayetleri açıklamıştık.
Andolsun ki Biz, çevrenizdeki memleketleri helak etmiştik ve belki dönerler diye, ayetleri çeşitli şekillerde açıklamıştık.
Celalım hakkı için hakikaten etrafınızdaki memleketleri helak etmişizdir, ayetleri tasrif de etmiştik, gerekti ki rücu' edeler
Ant olsun ki çevrenizdeki beldeleri yok ettik. Oysaki dönerler diye ayetlerimizi açıkça bildirmiştik.
Ant olsun ki çevrenizdeki beldeleri yok ettik. Oysaki dönerler diye ayetlerimizi açıkça bildirmiştik.
Ant olsun ki çevrenizdeki beldeleri yok ettik. Oysaki dönerler diye ayetlerimizi açıkça bildirmiştik.
Andolsun, biz çevrenizde bulunan şehirlerden (bir çoğunu) yıkıma uğrattık ve belki dönerler diye ayetleri çeşitli şekillerde açıkladık.
Andolsun ki, biz kendi çevrenizdeki memleketleri helak etdik. Ayetleri, belki onlar (küfürden imaana) dönerler diye, tekrar tekrar açıkladık.
Andolsun ki biz, çevrenizdeki kasabaları da yok ettik. Belki dönerler diye ayetleri takrar tekrar açıkladık.
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik ve onlara ayetleri tekrar tekrar açıkladık. Belki dönerler diye.
Andolsun, biz çevrenizdeki kentleri de yok ettik ve belki (küfürlerinden) dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.
Çevrenizdeki nice kentleri de helak ettik dipnot 1 . Belki yanlışlarından dönerler diye onlara da ayetlerimizi değişik biçimlerde anlatmıştık.
Çevrenizdeki nice kentleri de etkisizleştirmişizdir. Halbuki yanlışlarından dönsünler diye onlara ayetlerimizi değişik biçimlerde anlatmıştık.
Nitekim, çevrenizdeki şehirleri de helak etmiştik. Belki dönerler diye ayetleri tafsilli olarak açıklamıştık da...
Nitekim, çevrenizdeki şehirleri de helak etmiştik. Belki dönerler diye ayetleri detaylı olarak açıklamıştık da...
Yemin olsun, sizi çevreleyen kentleri/medeniyetleri de helak ettik. Belki dönerler diye ayetleri değişik biçimlerde sıralayıp durmuştuk.
Ahkâf suresi, 28. ayet. فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ قُرْبَانًا ءَالِهَةًۢ بَلْ ضَلُّوا۟ عَنْهُمْ وَذَٰلِكَ إِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ
Allah'ı bırakıp O'na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.
Kendilerine yakınlık sağlamak için Allah'ın peşi sıra ilah edindikleri şeyler, onlara yardım etselerdi ya! Hayır! (Tapındıkları şeyler) onlardan kaybolup (gitmiştir). İşte bu, onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
Bari kendilerini O'na yaklaştırsın diye Allah dışında ilahlık yakıştırdıkları, onlara yardım etselerdi ya! Ne gezer! Onları tanımadılar bile: Bu onların kendi uydurdukları şeylerle kendilerini kandırmalarının sonucuydu.
Peki, kendilerini (O'na) yaklaştırırlar ümidiyle tapınmak için Allah'tan başka ilah olarak seçtikleri bu (varlık)lar (sonunda) kendilerine yardım ettiler mi? Hayır, tersine onları yüzüstü bıraktılar: çünkü bu (sahte ilahlık) onların kendi kendilerini kandırmalarının ve düzmece hayallerinin ürününden başka bir şey değildi.
Allah dununda yaklaştırıcı olarak edindikleri tanrılar onlara yardım ettiler mi? Bilakis (edindikleri tanrılar) onlardan kaybolup gittiler! İşte bu (tanrı kabulleri) onların yalanı ve uydurageldikleri şeydir!
Bu durumda, Allah'ı bırakıp yakınlık (sağlamak) için edindikleri ilahlar, onlara yardım etselerdi ya. Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler. Bu (yalancı ilahlar ve onlara yükledikleri), onların yalanları ve uydurduklarıdır.
Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için ilah edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
Kendilerini yaklaştırmaları için, Allah'tan başka bir de ayrıca edindikleri tanrılar, onlara yardım etselerdi ya? Hayır, yüzüstü bıraktılar. Onların yalanları ve iftiraları, işte böyledir.
Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Ama öyle olmadı, onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı ve uydurup durdukları şeydir.
ALLAH'tan başka, O'na yakınlık sağlamak amacıyla edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Aksine, onları terkettiler. İşte onların yalanları ve uydurmaları böyledir.
ALLAH'tan başka, O'na yakınlık sağlamak amacıyla edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Aksine, onları terkettiler. İşte onların yalanları ve uydurmaları böyledir.
O zaman, Allah'tan başka, O'na yakınlık sağlamak için ilah edindikleri kimseler onları kurtarsalardı ya! Aksine onlardan savuşup yittiler (gittiler). İşte onların sapıtmalarının ve uydurup durdukları iftiraların özeti budur.
O vakıt Allahın masivasından yakınlık için ilah ittihaz eyledikleri kimseler onları kurtarsalardı ya! Bil'akis onlardan savuşub yittiler gittiler, ki işte onların sapıtmalarının ve uydurup durdukları iftiralarının hasılı budur
Allah'ın yanı sıra, kendilerini O'na yaklaştırsınlar diye edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Aksine onları yüzüstü bırakıp kayboldular. Bu; onların, uydurdukları yalandan ibaret bir şeydi.
Allah'ın yanı sıra, kendilerini O'na yaklaştırsınlar diye edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Aksine onları yüzüstü bırakıp kayboldular. Bu; onların, uydurdukları yalandan ibaret bir şeydi.
Allah'tan başka, kendilerini O'na yaklaştırsınlar diye edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Aksine onları yüzüstü bırakıp kayboldular. Bu; onların, uydurdukları yalandan ibaret bir şeydi.
Bu durumda, Tanrı'yı bırakıp yakınlık (sağlamak) için edindikleri tanrılar, onlara yardım etselerdi ya. Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler. Bu (yalancı tanrılar ve onlara yükledikleri), onların yalanları ve uydurduklarıdır.
O vakit Allahı bırakıb da (guya Ona) yakınlığa vesile edindikleri düzme Tanrılar onlar (ın azabını savmıy) a yardım etmeli değil miydi?! Bil'akis bunlar kendilerinden ayrılıb gaaib oldular. Bu, onların yalanlarıdır, Uydurmakda oldukları şeydir.
Allah'ı bırakarak O'na yakınlık peyda etmek için edindikleri tanrılar kendilerine yardım etmeli değil miydi? Hayır, onlar görünmez oldular. Bu; onların yalanları ve uydurup durdukları şeydir.
(21-28) Ad'ın kardeşini hatırla, bir vakit Ahkâf da ki (kumlu bölge) kavmini uyarmıştı, Ondan önce de sonra da uyarıcılar gelmiş geçmişti, sadece Allah'a ibadet edin , size çok büyük bir azap gününün gelmesinden korkuyorum demişti , onlarda dediler ki sen bizim ilahlarımıza kara çalmak / ifk için mi geldin? Eğer doğru sözlü isen / sözüne sadık isen vaadettiğin şeyi getir. Dedi ki Onun ilmi / bilgisi Allah yanındadır, ben gönderildiğim şeyle sizi bilgilendiriyorum / tebliğ ediyorum , lakin sizi cahil bir toplum olarak görüyorum. Vaktaki bir bulutu / ârizi vadilerinin üzerinden kendilerine doğru geldiğini görünce, dediler ki bu bize yağmur yağdıracak bulut , bilakis o, kendisini acele istediğiniz şeydir , içinde rüzgâr vardır içinde acıtıcı bir azap vardır , Rabbinin emri ile her şeyi tarumar eder / dumura uğratır. Meskenleri hariç, hiçbir şey görünür halde değildi , bu şekilde sabahladılar, suçlu kavmi işte böyle cezalandırırız. Kesin olan şu ki, biz onlara öyle imkanlar vermiştik ki size o imkanları vermedik , onlara işitme, görme ve kalpler verdik , işitmeleri, görmeleri ve de kalpleri onlara hiçbir fayda vermedi, Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorlardı / mücahede ediyorlardı, alay ettikleri onları sarıp sarmaladı / haaqa etti. Kesin olan şu ki e trafınızda ki memleketlerden nicelerini helak et tik, ayetleri elimizden çıkardık / sarf ettik, böylelikle belki geri dönerler. Allahtan başka edindikleri, kendilerine yakın gördükleri ilahları, onları kurtarsaydı ya, fakat onlardan saptılar, işte bu, onların iftira edip durdukları kara çalmalarıdır / ifkleridir.
Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için ilah edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Aksine onlardan uzaklaştılar. Çünkü o, onların uydurduğu kendi yalanlarıdır.
Allah'tan başka, kendilerine (Allah yanında) yakınlık sağlamak için tanrı edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır, (tanrıları), onlardan kaybolup gittiler. İşte onların yalanları ve uydurmaları budur.
Allah'a yaklaşmak için dipnot 1 Allah ile kendi aralarına koydukları ilahlar onlara yardım etseydi ya dipnot 2 ! Aksine o ilahlar, yanlarından /zihinlerinden kaybolup gittiler dipnot 3 . Zaten bu iş, kendi düzmeceleri ve uydurup durdukları şeydi dipnot 4 .
Kendilerine daha yakın görerek, Allah ile aralarına koydukları ilahları (tanrıları) onlara yardım etseydi ya! Ama hiçbiri ortaya çıkmadı. Başlarına gelen, yanlış yollarının ve yaptıkları iftiranın sonucudur.
Allah'tan başka kendilerine yakınlık sağlamak için ilah edindikleri şeyler, kendilerine yardım etselerdi ya! Aksine onlardan uzaklaştılar. Çünkü O, onların uydurduğu kendi yalanlarıdır.
Yaklaşsınlar diye Allah'tan başka edindikleri ilahlar onlara yardım etmeli değil miydi?! Aksine onlardan uzaklaştılar. Çünkü O, onların uydurduğu kendi yalanlarıdır.
Allah'ın yanında yakınlık sağlamak için edindikleri ilahlar, onlara yardım etseydi ya! Tam aksine, onlardan uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanları, uydurup durduklarıydı.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.