Diyanet İşleri
Hani Kur'an'ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, "Susun!" dediler. Kur'an'ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
Ahkâf suresi · 29–35. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Ahkâf suresi, 29. ayet. وَإِذْ صَرَفْنَآ إِلَيْكَ نَفَرًا مِّنَ ٱلْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ ٱلْقُرْءَانَ فَلَمَّا حَضَرُوهُ قَالُوٓا۟ أَنصِتُوا۟ فَلَمَّا قُضِىَ وَلَّوْا۟ إِلَىٰ قَوْمِهِم مُّنذِرِينَ
Hani Kur'an'ı dinlemek üzere cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar, onun huzuruna gelince birbirlerine, "Susun!" dediler. Kur'an'ın okunması bitince de uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.
Hani cinlerden bir grubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yönlendirmiştik. dipnot 1 (Kur'an'ı dinlemeye) hazır olduklarında (birbirlerine) "Susun!" demişler, dipnot 2 (dinlemeleri) bitince uyarıcılar olarak toplumlarına dönmüşlerdi. dipnot 3
Bir zamanlar, cinlerden bir gurubu Kur'an'ı dinlesinler diye sana yönlendirmiştik. Nihayet o (vahye) kavuşur kavuşmaz "Sükunetle dinleyin!" demişler, (okuma) biter bitmez de kendi toplumlarının yanına uyarıcılar olarak dönmüşlerdi.
Hani (ey Muhammed!) Biz bir grup tanınmayan/bilinmeyen varlığı, Kuran'ı dinleyebilsinler diye sana doğru yöneltmiştik ve o(nun mesajları)nı fark eder etmez de (birbirlerine) "Sessizce dinleyin!" demişler ve (okuma) bittiğinde kendi toplumlarına uyarıcı olarak dönmüşlerdi.
Hani cinden (insan gözünün görme alanı dışında kalan bir türden) bir grubu, Kuran'ı işitip dinlesinler diye sana yöneltmiştik. . . Ona hazır olduklarında dediler ki: "Susun!". . . Hüküm yerine gelince de uyarıcılar olarak toplumlarına döndüler!
Hani cinlerden birkaçını, Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
Hani cinlerden bir grubu, Kur’an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) «Susun» demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
Kur'an'ı dinlemeleri için, cinlerden bir kümeyi sana yönlendirmiştik. Ona hazır olduklarında, şöyle dediler: "Sessizce dinleyin!" Sonra bitirildiğinde, kendi toplumlarına uyarıcılar olarak döndüler.
Hani, cinlerden Kur'an'ı dinlemek isteyen bir grubu sana yöneltmiştik. Onlar Kur'an'ı dinlemeye geldiklerinde, "Susup dinleyin!" dediler. Kur'an'ın okunması tamamlanınca, uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler.
Cinlerden bir grubu, Kuran'ı dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde, "Susun" dediler. (Okuma) bitirilince topluluklarına birer uyarıcı olarak döndüler.
Cinlerden bir grubu, Kuran'ı dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde, 'Susun' dediler. (Okuma) bitirilince topluluklarına birer uyarıcı olarak döndüler.
Bir de şu vakti anlat, hani cinlerden bir takımını Kur'an dinlemek üzere sana göndermiştik. Onu dinlemeye geldiklerinde: "Susun, dinleyin!" dediler. (Dinleme) bitirilince de dönüp uyarmak üzere kavimlerine gittiler.
Bir de şu vaktı anlat ki: Cinlerden bir takımını Kur'an dinlemek üzere sana sevketmiştik, bu suretle vakta ki ona hazır oldular, susun dinleyin dediler, sonra bitirildiği vakıt da döndüler, inzar etmek üzere kavımlarına gittiler
Bir grup cinni dipnot 1 Kur'an'ı dinlemeleri için sana yönlendirmiştik. Onlar, gelip Kur'an'ı dinlemeye başladıklarında birbirlerine, "sessiz olun, dinleyin." dediler. Sonra da dinlemeleri bitince kendi halklarını uyarmak için geri döndüler.
Bir grup cinni dipnot 1 Kur'an'ı dinlemeleri için sana yönlendirmiştik. Onlar, gelip Kur'an'ı dinlemeye başladıklarında birbirlerine, "sessiz olun, dinleyin." dediler. Sonra da dinlemeleri bitince kendi halklarını uyarmak için geri döndüler.
Bir grup cinni dipnot 1 Kur'an'ı dinlemeleri için sana yönlendirmiştik. Onlar, gelip Kur'an'ı dinlemeye başladıklarında birbirlerine, "Sesiz olun, dinleyin." dediler. Sonra da dinlemeleri bitince kendi toplumlarını uyarmak için geri döndüler.
Hani cinlerden birkaçını, Kuran dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Böylece onun huzuruna geldikleri zaman, dediler ki: "Kulak verin;" sonra bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler.
Yadet o zamanı ki cinlerden bir taaifeyi Kur'an dinlemeleri için sana (doğru) çevirmişdik. İşte bunlar onun huzuuruna gelince (birbirine) "Susun (dinleyin)" demişler, (okunması) bitirilince de (kendilerini azab ile) korkutmıya me'mur olarak kavmlerine dönmüşlerdi.
Hani Kur'an dinlesinler diye sana cinlerden bir taife yöneltmiştik. Hazır olunca demişlerdi ki: Susun. Kur'an tamam olunca da her biri birer uyarıcı olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
(29-35) Kuranı işiten cinlerden bir ekibi / neferi sana iletmiştik, Onun huzuruna vardıklarında susun dediler , dinleme gerçekleşince de uyarmak amacıyla kavimlerine geri döndüler , dediler ki ey kavmimiz biz Musa’dan sonra indirilmiş daha önceki kitapları da tastik eden bir kitap işittik , hakikate yönlendiriyor doğru istikametli yola yönlendiriyor. Ey kavmimiz Allah’a çağırana cevap veriniz / icabet ediniz ona iman ediniz, sizi günahlarınızdan bağışlasın, sizi acıtıcı azap tan korusun / caar etsin, Kim Allah’ın dave tine uymazsa bizi arzda aciz bırakacak değildir, O’ ndan başka dostları da yoktur, işte onlar apaçık bir sapma içindedirler , Görmedin mi muhakkak ki Allah semaları ve arzı yarattı ve onları yaratmaktan da yorulmadı, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, evet kesinlikle O, her şeye muktedirdir. Kafirler ateşe arz edildiklerinde bu hak değil miymiş denilir? Derler ki evet, Rabbimiz de hakmış, göz ardı ettiğiniz / yok saydığınız azabı tadın denir. Sabret, Resullerimizden azmin / kararlılığın uluları gibi sabret, onlar hakkında acele etme. Vaad edildikleri şeyi gördükleri günde, onlar sanki gündüzün bir saati gibi durmamış kadar olacaklar, bu bir bilgilendirmedir / tebliğdir, Yoldan çıkmış kavimden başkası helak edilir mi ki?
Hani cinlerden bir grubu, Kur’an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine); "Susup, dinleyin!" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
Bir zaman, cinlerden bir topluluğu Kur'an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde (birbirlerine): "Susun, (dinleyin)" dediler. (Okuma) Bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler:
Bir gün, Kur'an'ı dinlemeye hazır bir grup cini sana yönlendirmiştik dipnot 1 . Yanına vardıklarında birbirlerine "Susun!" dediler. Dinlemeleri tamamlanınca birer uyarıcı olarak toplumlarına döndüler.
Bir gün, cinlerden bir kaçını Kur'an'ı dinlesinler diye sana yönlendirmiştik. Onu dinlerken birbirlerine: "Susun" dediler. Okuma bitince uyarmak için topluluklarına geri döndüler.
Hani, cinlerden bir grubu Kur’an’ı dinlesinler diye sana yöneltmiştik. Onun yanına gelince “Susun!” demişler, (Okuma) tamamlanınca kavimlerine uyarıcı olarak dönmüşlerdi.
Hani, cinlerden bir grubu Kur'an'ı dinlesinler diye sana yöneltmiştik. Onun yanına gelince "susun!" demişler. (Okuma) tamamlanınca kavimlerine uyarıcı olarak dönmüşler.
Bir zaman, cinlerden bir topluluğu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Onu dinlemeye hazır hale geldiklerinde: "Susup dinleyin!" dediler. Dinleme bitirilince de uyarıcılar olarak kendi toplumlarına döndüler.
Ahkâf suresi, 30. ayet. قَالُوا۟ يَٰقَوْمَنَآ إِنَّا سَمِعْنَا كِتَٰبًا أُنزِلَ مِنۢ بَعْدِ مُوسَىٰ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْدِىٓ إِلَى ٱلْحَقِّ وَإِلَىٰ طَرِيقٍ مُّسْتَقِيمٍ
Dediler ki: "Ey kavmimiz! Şüphesiz biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden önceki kitapları doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ileten bir kitap dinledik."
(O cinler) şöyle demişlerdi: "Ey kavmimiz! Şüphesiz ki biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini(n aslını) doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola ulaştıran bir kitap dinledik.
Onlar "Ey kavmimiz!" dediler, "Biz Musa'dan sonra indirilen ve kendisinden önceki vahyi tasdik eden bir ilahi mesaj dinledik: o vahiy (kendisine uyanı) hakikate ve dosdoğru bir yola yöneltiyor.
Onlar, "Ey halkımız!" diye seslendiler, "(Tevrat'tan) geriye hakikat adına ne kalmışsa hepsini teyid (ve tasdik) eden, Musa(nınkin)den sonra indirilmiş olan bir vahyi dinleyip geldik. (Ve anladık ki) bu (vahiy) hakikate ve dosdoğru yola götürmektedir".
Dediler ki: "Ey halkımız. . . Biz, Musa'dan sonra inzal edilmiş, öncekileri tasdikleyen, Hakk'a ve sırat-ı müstakime yönlendiren bir Bilgi işitip dinledik. "
Dediler ki: "Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola yöneltip iletmektedir."
Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik.
Dediler ki: "Ey toplumumuz! Aslında, Musa'dan sonra indirilen, hem ellerinde bulunanı doğrulayan hem de gerçeğe ve dosdoğru yola eriştiren bir Kitap dinledik!"
Onlara şöyle dediler: "Ey kavmimiz! Şüphesiz biz Musa'dan sonra indirilen ve kendilerinden öncekileri doğrulayan bir kitap dinledik. O, hakikate ve doğru yola götürmektedir."
"Ey halkımız" dediler, "Biz, Musa'dan sonra, kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirilen bir kitabı dinledik. O gerçeğe ve dosdoğru yola iletmektedir."
'Ey halkımız,' dediler, 'Biz, Musa'dan sonra, kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirilen bir kitabı dinledik. O gerçeğe ve dosdoğru yola iletmektedir.'
Ve dediler ki: "Ey kavmimiz, haberiniz olsun ki, biz Musa'dan sonra indirilmiş önündeki kitapları doğrulayıp gerçeği ve doğru yolu gösteren bir kitap dinledik.
Ey kavmımız! dediler: haberiniz olsun, bizler bir kitab dinledik, Musadan sonra indirilmiş önündekini tasdık ediyor, hakka ve bir doğru yola hidayet eyliyor
"Ey halkımız! Kuşkusuz biz, Musa'dan sonra indirilen ve kendinden öncekilerini onaylayan; gerçeği ve dosdoğru yolu gösteren bir Kitap dinledik." dediler.
"Ey halkımız! Kuşkusuz biz, Musa'dan sonra indirilen ve kendinden öncekilerini onaylayan; gerçeği ve dosdoğru yolu gösteren bir kitap dinledik." dediler.
"Ey halkımız! Kuşkusuz biz, Musa'dan sonra indirilen ve kendinden öncekilerini onaylayan; gerçeği ve dosdoğru yolu gösteren bir kitap dinledik." dediler.
Dediler ki: "Ey kavmimiz, gerçekten biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan bir kitap dinledik; hakka ve doğru olan yola yöneltip iletmektedir."
"Ey kavmimiz, dediler, hakıykat biz Musadan sonra indirilmiş olan, kendinden öncekileri tasdıyk eden, hakka ve doğru yola ileten bir kitab dinledik".
Ve demişlerdi ki: Ey kavmimiz, doğrusu biz Musa'dan sonra indirilmiş olan ve kendinden öncekileri doğrulayan, hakka ve doğru yola hidayet eden bir kitab dinledik.
(29-35) Kuranı işiten cinlerden bir ekibi / neferi sana iletmiştik, Onun huzuruna vardıklarında susun dediler , dinleme gerçekleşince de uyarmak amacıyla kavimlerine geri döndüler , dediler ki ey kavmimiz biz Musa’dan sonra indirilmiş daha önceki kitapları da tastik eden bir kitap işittik , hakikate yönlendiriyor doğru istikametli yola yönlendiriyor. Ey kavmimiz Allah’a çağırana cevap veriniz / icabet ediniz ona iman ediniz, sizi günahlarınızdan bağışlasın, sizi acıtıcı azap tan korusun / caar etsin, Kim Allah’ın dave tine uymazsa bizi arzda aciz bırakacak değildir, O’ ndan başka dostları da yoktur, işte onlar apaçık bir sapma içindedirler , Görmedin mi muhakkak ki Allah semaları ve arzı yarattı ve onları yaratmaktan da yorulmadı, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, evet kesinlikle O, her şeye muktedirdir. Kafirler ateşe arz edildiklerinde bu hak değil miymiş denilir? Derler ki evet, Rabbimiz de hakmış, göz ardı ettiğiniz / yok saydığınız azabı tadın denir. Sabret, Resullerimizden azmin / kararlılığın uluları gibi sabret, onlar hakkında acele etme. Vaad edildikleri şeyi gördükleri günde, onlar sanki gündüzün bir saati gibi durmamış kadar olacaklar, bu bir bilgilendirmedir / tebliğdir, Yoldan çıkmış kavimden başkası helak edilir mi ki?
Onlara şöyle demişlerdi: "Ey kavmimiz! Biz; Mûsâ’dan sonra indirilen, kendisinden öncekini tasdik eden, hakka ve dosdoğru yola hidayet eden bir kitap dinledik."
"Ey kavmimiz, dediler, biz Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, gerçeğe ve doğru yola götüren bir Kitap dinledik."
Onlara dediler ki: "Ey halkımız! Musa'dan sonra indirilmiş dipnot 1 , kendinden önceki kitapları tasdik eden, gerçeğe ve dosdoğru yola yönelten bir kitap dinledik.
Yeni Ahit · Matta 5:17
“Kutsal Yasayı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
"Ey Halkımız! Musa'dan sonra indirilmiş bir kitap dinledik. Kendinden önceki kitapları da tasdik ediyor. Gerçekleri ve doğru yolu gösteriyor."
Onlara şöyle demişlerdi: Ey kavmimiz! Biz, Musa’dan sonra indirilen, kendisinden öncekini tasdik eden, hakka ve dosdoğru yola hidayet eden bir kitap dinledik.
Onlara şöyle demişlerdi: -Ey kavmimiz, biz, Musa'dan sonra indirilen, kendisinden öncekini tasdik eden, hakka yönelten ve dosdoğru yolu gösteren bir kitap dinledik.
Dediler ki: "Ey toplumumuz! Biz; Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve dosdoğru yola ileten bir Kitap dinledik."
Ahkâf suresi, 31. ayet. يَٰقَوْمَنَآ أَجِيبُوا۟ دَاعِىَ ٱللَّهِ وَءَامِنُوا۟ بِهِۦ يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
"Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın."
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine (çağrısına) cevap verin ve O'na iman edin ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem verici bir azaptan korusun.
Ey kavmimiz! Allah'ın davetine icabet edin ve O'na iman edin (ki), günahlarınızın üzerini çizip sizi bağışlasın ve sizi elim bir azaptan korusun!
"Ey halkımız! Allah'ın çağrısına uyun ve O'na iman edin: O, (geçmişte işlediğiniz bütün) günahlarınızı affedecek ve (öteki dünyada) sizi acıklı azaptan koruyacaktır.
"Ey kavmimiz. . . DAİALLAH (Allah davetçisine) (DAİALLAH; cinler O'nu DAİALLAH olarak görüp değerlendirmiştir, Rasulullah olarak değil. Postacı - elçi türü yaklaşımların temeli de bu kelimenin anlamına dayanır) icabet edin ve O'na iman edin ki, bazı günahlarınızı bağışlasın; sizi feci bir azaptan korusun. "
"Ey kavmimiz, Allah'a davet edene icabet edin ve O'na iman edin; günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azabtan korusun."
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.
"Ey toplumumuz! Allah'a çağıranı izleyin ve Ona inanın ki, suçlarınızı bağışlasın ve acı bir cezadan sizi korusun!"
"Ey kavmimiz! Allah'ın çağrısına uyunuz ve O'na iman ediniz. O, günahlarınızı affedecek ve ahirette acıklı azaptan koruyacaktır."
"Ey halkımız, ALLAH'a çağıranı yanıtlayın. O'nu onaylayın ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı azaptan korusun."
'Ey halkımız, ALLAH'a çağıranı yanıtlayın. O'na inanın ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı azaptan korusun.'
Ey kavmimiz, Allah' ın davetçisine uyun ve O'na iman edin ki, bazı günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun!"
Ey kavmımız! Allahın da'vetcisine icabet edin ve ona iyman getirin ki ba'zı günahlarınıza mağfiret buyursun ve sizi elim bir azabdan korusun
"Ey halkımız! Allah'ın davetçisine uyun ve Allah'a iman edin ki suçlarınızı bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun."
"Ey halkımız! Allah'ın davetçisine uyun ve Allah'a iman edin ki suçlarınızı bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun."
Ey halkımız! Allah'ın davetçisine uyun ve Allah'a iman edin ki kötülüklerinizi bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun.
"Ey kavmimiz, Tanrı'ya davet edene icabet edin ve O'na inanın; günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acı bir azabtan korusun."
"Ey kavmimiz, Allahın da'vetcisine icabet edin. Ona iman edin ki (Allah) sizin günahlarınızdan bir kısmını yarlığasın ve sizi çok elem verici bir azabdan kurtarsın.
Ey kavmimiz: Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi elim bir azabdan kurtarsın.
(29-35) Kuranı işiten cinlerden bir ekibi / neferi sana iletmiştik, Onun huzuruna vardıklarında susun dediler , dinleme gerçekleşince de uyarmak amacıyla kavimlerine geri döndüler , dediler ki ey kavmimiz biz Musa’dan sonra indirilmiş daha önceki kitapları da tastik eden bir kitap işittik , hakikate yönlendiriyor doğru istikametli yola yönlendiriyor. Ey kavmimiz Allah’a çağırana cevap veriniz / icabet ediniz ona iman ediniz, sizi günahlarınızdan bağışlasın, sizi acıtıcı azap tan korusun / caar etsin, Kim Allah’ın dave tine uymazsa bizi arzda aciz bırakacak değildir, O’ ndan başka dostları da yoktur, işte onlar apaçık bir sapma içindedirler , Görmedin mi muhakkak ki Allah semaları ve arzı yarattı ve onları yaratmaktan da yorulmadı, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, evet kesinlikle O, her şeye muktedirdir. Kafirler ateşe arz edildiklerinde bu hak değil miymiş denilir? Derler ki evet, Rabbimiz de hakmış, göz ardı ettiğiniz / yok saydığınız azabı tadın denir. Sabret, Resullerimizden azmin / kararlılığın uluları gibi sabret, onlar hakkında acele etme. Vaad edildikleri şeyi gördükleri günde, onlar sanki gündüzün bir saati gibi durmamış kadar olacaklar, bu bir bilgilendirmedir / tebliğdir, Yoldan çıkmış kavimden başkası helak edilir mi ki?
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki, Allah da sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.
"Ey kavmimiz, Allah'ın da'vetçisine uyun ve O'na inanın ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi, acı azabdan korusun."
Ey halkımız! Allah'a çağırana olumlu cevap verin ve ona inanıp güvenin ki (Allah) hem günahlarınızı bağışlasın hem de sizi acıklı bir azaptan korusun dipnot 1 .
"Ey halkımız! Allah'a çağıran kişiye olumlu cevap verin ve ona inanıp güvenin ki Allah, günahlarınızı bağışlasın; sizi acıklı bir azaptan korusun."
Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.
-Ey kavmimiz, Allah'ın davetçisine uyun, ona iman edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.
"Ey toplumumuz! Allah'ın davetçisine uyun, ona iman edin ki Allah, günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun!"
Ahkâf suresi, 32. ayet. وَمَن لَّا يُجِبْ دَاعِىَ ٱللَّهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَيْسَ لَهُۥ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءُ أُو۟لَٰٓئِكَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
Kim Allah'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
(Ancak) kim Allah'ın davetçisine (çağrısına) cevap vermezse, bilsin ki kimse O'nu yeryüzünde elbette aciz bırakamaz dipnot 1 ve böylesi kişilerin O'nun peşi sıra dostları da olamaz. İşte onlar apaçık bir sapkınlığın içindedir."
Ama kim Allah'ın davetine icabet etmezse, asla O'nu yeryüzünde atlatmış olmaz; ve ona (Allah)tan başka hiçbir dostun yararı dokunmaz: böyleleri fark edilir bir sapıklığın göbeğine düşerler.
Ama Allah'ın çağrısına uymayan, (O'ndan) yeryüzünde asla kurtulamaz ve (öteki dünyada) O'na karşı hiçbir koruyucu bulamaz. Böyleleri, sapıklık içinde kaybolup gitmişlerdir."
Kim Allah davetçisine (DAİALLAH) icabet etmezse, (Allah'ı) arzda aciz bırakamaz! O'nun dununda onun dostları da olmaz. . . İşte onlar apaçık bir sapma içindedirler.
"Kim Allah'a davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Allah'ı aciz bırakacak değildir ve onun O'ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler."
Allah'ın dâvetçisine uymayan kimse yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacak değildir. Kendisi için Allah'tan başka dostlar da bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
Allah'a çağırana kim uymazsa, zaten yeryüzünde güçsüz bırakamazlar. Çünkü O'na karşı dostları yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapkınlık içindedirler.
Kim Allah'ın çağrısına uymazsa, bilsin ki yeryüzünde Allah'a karşı koyamaz, onun O'ndan başka dostları da olmaz. Böyleleri apaçık bir sapıklık içindedirler.
ALLAH'a çağıranı yanıtlamayanlar yeryüzünde kaçamaz. Onların O'na karşı dostları da olmaz. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
ALLAH'a çağıranı yanıtlamıyanlar yeryüzünde kaçamaz. Onların O'na karşı dostları da olmaz. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
Her kim Allah'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir ve O'ndan başka kendisine sahip olacak kayırıcıları da yoktur. Öyleleri açık bir sapıklık içindedirler.
Ve her kim Allahın da'vetcisine icabet eylemezse Arzda aciz bırakacak değildir ve ona onun berisinden sahib olacak veliyler de yoktur, öyleler açık bir dalal içindedirler
Her kim, Allah'a çağıran kimsenin çağrısına uymazsa, bilsin ki Allah'ı yeryüzünde aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka velileri de yoktur. İşte onlar apaçık bir sapkınlık içindedirler.
Her kim, Allah'a çağıran kimsenin çağrısına uymazsa, bilsin ki Allah'ı yeryüzünde aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka velileri de yoktur. İşte onlar apaçık bir sapkınlık içindedirler.
Her kim, Allah'a çağıran kimsenin çağrısına uymazsa, bilsin ki Allah'ı yeryüzünde aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah'tan başka velileri dipnot 1 de yoktur. İşte onlar apaçık bir sapkınlık içindedirler.
"Kim Tanrı'ya davet edene icabet etmezse, artık o, yeryüzünde (Tanrı'yı aciz bırakacak değildir ve onun O'ndan başka) velileri yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler."
Kim Allahın da'vetcisine icabet etmezse o, yer (yüzün) de (Allahı) aciz bırakacak değildir. Onun Allahdan başka yardımcıları da yokdur. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
Allah'ın davetçisine uymayan kimse bilsin ki; yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamaz. Ve onun için Allah'tan başka veliler de bulunmaz. İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.
(29-35) Kuranı işiten cinlerden bir ekibi / neferi sana iletmiştik, Onun huzuruna vardıklarında susun dediler , dinleme gerçekleşince de uyarmak amacıyla kavimlerine geri döndüler , dediler ki ey kavmimiz biz Musa’dan sonra indirilmiş daha önceki kitapları da tastik eden bir kitap işittik , hakikate yönlendiriyor doğru istikametli yola yönlendiriyor. Ey kavmimiz Allah’a çağırana cevap veriniz / icabet ediniz ona iman ediniz, sizi günahlarınızdan bağışlasın, sizi acıtıcı azap tan korusun / caar etsin, Kim Allah’ın dave tine uymazsa bizi arzda aciz bırakacak değildir, O’ ndan başka dostları da yoktur, işte onlar apaçık bir sapma içindedirler , Görmedin mi muhakkak ki Allah semaları ve arzı yarattı ve onları yaratmaktan da yorulmadı, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, evet kesinlikle O, her şeye muktedirdir. Kafirler ateşe arz edildiklerinde bu hak değil miymiş denilir? Derler ki evet, Rabbimiz de hakmış, göz ardı ettiğiniz / yok saydığınız azabı tadın denir. Sabret, Resullerimizden azmin / kararlılığın uluları gibi sabret, onlar hakkında acele etme. Vaad edildikleri şeyi gördükleri günde, onlar sanki gündüzün bir saati gibi durmamış kadar olacaklar, bu bir bilgilendirmedir / tebliğdir, Yoldan çıkmış kavimden başkası helak edilir mi ki?
"Kim Allah'a davet edene icabet etmezse artık o, yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakıcı değildir ve onun O'ndan başka velileri de yoktur. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler."
Kim Allah'ın da'vetçisine uymazsa, yeryüzünde (başına inecek belaya) engel olamaz. Kendisinin O'ndan başka velileri de olmaz. Onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.
Kim Allah'a çağırana olumlu cevap vermezse (bilsin ki) yeryüzünde Allah'ı aciz bırakacak değildir. Onun, Allah ile arasına girecek yakınları da olmayacaktır dipnot 1 . Böyleleri açık bir sapkınlık içindedirler."
"Ama kim, Allah'a çağıran kişiye olumlu cevap vermezse bu topraklarda onun elinden kurtulamaz. Allah ile arasına girecek dostları da olmaz. Böyleleri açık bir sapıklık içindedirler."
Kim Allah’ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde (Allah'ı kendisine azap etmesinden) aciz bırakacak değildir. Onun Allah’tan başka bir velisi de yoktur. İşte böyleleri apaçık bir sapıklık içindedir.
Kim Allah'ın davetçisine uymazsa, yeryüzünde kaçıp sığınacağı bir yer yoktur. Onun Allah'tan başka bir velisi de yoktur. İşte böyleler apaçık bir sapıklık içindedir.
Allah'ın davetçisine uymayan, yeryüzünde hiç kimseyle yarışamaz/hiç kimseyi aciz bırakamaz. Böylesinin, Allah dışında/Allah'ın davetçisi dışında evliyası da olmaz. Böyleleri apaçık bir sapıklık içindedir.
Ahkâf suresi, 33. ayet. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَمْ يَعْىَ بِخَلْقِهِنَّ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يُحْـِۧىَ ٱلْمَوْتَىٰ بَلَىٰٓ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye gücünün yeteceğini görmediler mi? Evet şüphesiz O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan dipnot 1 Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini hiç mi düşünmediler? dipnot 2 Evet; şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendir. dipnot 3
Görmezler mi ki gökleri ve yeri yaratmış ve bunları yaratmakla yorulup bitkin düşmemiş olan Allah, ölülere hayat vermeye elbette güç yetirendir? Yoo! Elbet O her şeye güç yetirendir.
Öyleyse onlar, (öteki dünyayı inkar edenler,) gökleri ve yeri yaratmış olan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın (aynı zamanda) ölüye yeniden hayat verme gücüne sahip olduğunu da anlamazlar mı? Evet O, kesinlikle dilediği her şeyi yapma gücüne sahip'tir!
Görmediler mi ki, semaları ve arzı yaratmış ve onların yaratılışında zaafa düşmemiş olan Allah, ölüleri diriltmeye de Kaadir'dir. . . Evet! Muhakkak ki O, her şeye Kaadir'dir.
Onlar görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Allah), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır; gerçekten O, her şeye güç yetirendir.
Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mı? Evet O, her şeye kadirdir.
Gökleri ve yeryüzünü yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölülere yeniden yaşam verme gücü de olduğunu düşünmüyorlar mı? Evet, öyle! Kuşkusuz, O, her şeye Gücü Yetendir.
Gökleri, yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet, Allah'ın her şeye gücü yeter.
Gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan ALLAH'ın ölüleri diriltebileceğini düşünmezler mi? Evet, O her şeye gücü yetendir.
Gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan ALLAH'ın ölüleri diriltebileceğini düşünmezler mi? Evet, O her şeye gücü yetendir.
Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmakla yorulmamış olan Allah'ın ölüleri diriltme gücüne de sahip olduğunu görmediler mi? Evet, hiç şüphe yok ki, O, herşeye gücü yetendir!
Ya görmediler de mi ki o Gökleri ve Yeri yaratmış ve onları yaratmakla yorulmamış olan Allah ölüleri diriltmeğe muhakkak kadirdir, evet, hiç şübhe yok ki o her şey'e kadirdir.
Onlar, gökleri ve yeri yaratan ve yaratmaktan yorulmamış olan Allah'ın, ölüleri de diriltebileceği gerçeğini anlamıyorlar mı? Evet! Kuşkusuz O, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Onlar, gökleri ve yeri yaratan ve yaratmaktan yorulmamış olan Allah'ın, ölüleri de diriltebileceği gerçeğini anlamıyorlar mı? Evet! Kuşkusuz O, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Onlar, gökleri ve yeri yaratan ve yaratmaktan yorulmamış olan Allah'ın, ölüleri de diriltebileceği gerçeğini anlamıyorlar mı? Evet! Kuşkusuz O, Her Şeye Güç Yetiren'dir.
Onlar görmüyorlar mı ki, gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan (Tanrı), ölüleri de diriltmeye güç yetirir. Hayır, gerçekten O, her şeye güç yetirendir.
Haala şu hakıykatı bilmediler mi ki gökleri, yeri yaratmış, onları yaratmakdan yorulmamış olan Allah, ölüleri de diriltmiye kaadirdir. Evet, O, her şey'e elbette kaadirdir.
Görmezler mi ki; gökleri ve yeri yaratn ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah, ölüleri de diriltmeye kadirdir. Evet O, muhakkak her şeye kadirdir.
(29-35) Kuranı işiten cinlerden bir ekibi / neferi sana iletmiştik, Onun huzuruna vardıklarında susun dediler , dinleme gerçekleşince de uyarmak amacıyla kavimlerine geri döndüler , dediler ki ey kavmimiz biz Musa’dan sonra indirilmiş daha önceki kitapları da tastik eden bir kitap işittik , hakikate yönlendiriyor doğru istikametli yola yönlendiriyor. Ey kavmimiz Allah’a çağırana cevap veriniz / icabet ediniz ona iman ediniz, sizi günahlarınızdan bağışlasın, sizi acıtıcı azap tan korusun / caar etsin, Kim Allah’ın dave tine uymazsa bizi arzda aciz bırakacak değildir, O’ ndan başka dostları da yoktur, işte onlar apaçık bir sapma içindedirler , Görmedin mi muhakkak ki Allah semaları ve arzı yarattı ve onları yaratmaktan da yorulmadı, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, evet kesinlikle O, her şeye muktedirdir. Kafirler ateşe arz edildiklerinde bu hak değil miymiş denilir? Derler ki evet, Rabbimiz de hakmış, göz ardı ettiğiniz / yok saydığınız azabı tadın denir. Sabret, Resullerimizden azmin / kararlılığın uluları gibi sabret, onlar hakkında acele etme. Vaad edildikleri şeyi gördükleri günde, onlar sanki gündüzün bir saati gibi durmamış kadar olacaklar, bu bir bilgilendirmedir / tebliğdir, Yoldan çıkmış kavimden başkası helak edilir mi ki?
Görmediler mi ki gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de güç yetirir? Evet, şüphesiz O her şeye güç yetirendir.
Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeğe de kadir olduğunu görmediler mi? Evet O, her şeye kadirdir.
Gökleri ve yeri yaratan, onları yaratırken acizlik göstermeyen Allah'ın, ölülere yeniden hayat vermenin ölçüsünü de koyduğunu görmediler mi dipnot 1 ? Evet o, her şeye bir ölçü koyandır.
Gökleri ve yeri yaratan, yaratırken de yorgunluk duymamış olan Allah'ın, ölüleri diriltmenin ölçüsünü koyabileceğini göremediler mi? Evet o, her şeye bir ölçü koymuştur.
Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah’ın ölüleri de diriltmeye gücünün yeteceğini görmüyorlar mı? Elbette onun her şeye gücü yeter.
Gökleri ve yeri yaratan ve onları yaratmaktan yorulmayan Allah'ın ölüleri de diriltmeye gücünün yeteceğini görmüyorlar mı? Elbette onun her şeye gücü yeter.
Görmediler mi ki; gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorgunluğa düşmeyen Allah, ölüleri diriltmeye de kadirdir. Evet, O her şeye kadirdir.
Ahkâf suresi, 34. ayet. وَيَوْمَ يُعْرَضُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ أَلَيْسَ هَٰذَا بِٱلْحَقِّ قَالُوا۟ بَلَىٰ وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
İnkar edenlere ateşe sunuldukları gün, "Bu gerçek değil miymiş?" denir. Onlar, "Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş" derler. Allah, "Öyle ise inkar etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!" der.
Ateşe sunulacakları gün, kâfir olanlara "Bu (diriltilme) gerçek değil miymiş!" (diyecek), onlar da "Rabbimize yemin olsun: Evet (gerçekmiş)!" diyeceklerdir. (Allah:) "İnkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın!" diyecektir.
Ve hakikati inkar eden kimselere ateşe takdim olunurken, "Ne yani, bu da mı gerçek değil?" (denileceği) gün, onlar şöyle cevap verecekler: "Rabbimize andolsun ki (bu hakikatin ta kendisidir)!" (Allah) buyuracak: "Haydi, hakikati inkarınıza karşılık tadın malum azabı!"
Böylece, hakikati inkara şartlanmış olanlar, ateşin karşısına getirilecekleri ve "Bu, gerçek değil mi?" diye sorulacağı Gün "Rabbimize andolsun ki öyle!" diye cevaplayacaklar. (Bunun üzerine) Allah, "Öyleyse, hakikati inkar etmenizin karşılığı olan bu azabı tadın!" diyecektir.
Hakikat bilgisini inkar edenlerin Nar'a arz olunacakları süreçte: "Bu Hak değil miymiş?" denir. Dediler ki: "Rabbimize yemin olsun ki evet!". . . "O halde hakikat bilgisini inkar etmeniz yüzünden (hadi) tadın azabı!" dedi.
İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Bu gerçek değil miymiş?" Onlar: "Rabbimize andolsun, evet (öyledir)" derler. (Allah da:) "Öyleyse inkar ettiklerinizden dolayı azabı tadın" dedi.
İnkâr edenlere, ateşe sunulacakları gün: Nasıl, bu gerçek değil miymiş? denildiğinde: Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş, derler. Allah: Öyleyse inkâr etmenizden dolayı azabı tadın! der.
Ve ateşe sunulacakları gün, nankörlük edenlere: "Gerçek değil miymiş bu?" Şöyle diyecekler: "Efendimize yemin ederiz ki, evet, öyle!" Der ki: "Nankörlük etmenize karşılık, artık tadın cezayı!"
Kafirler ateşle yüz yüze getirildikleri gün, kendilerine, "Bu gerçek değil miymiş?" denilecek. Onlar, "Evet, Rabbimize andolsun doğruymuş" diyecekler. Allah, "Öyleyse, inkar etmenizden dolayı tadın bu azabı" diyecektir.
İnkarcılar ateşe sunuldukları gün: "Bu gerçek değil mi?" Derler ki "Evet, Efendimize ant olsun." O da, "İnkar etmiş olduğunuz için azabı tadın" der.
İnkarcılar ateşe sunuldukları gün: 'Bu gerçek değil mi?' Derler ki, 'Evet, Rabbimize andolsun.' O da, 'İnkar etmiş olduğunuz için azabı tadın,' der.
Ve O küfredenler ateşe sunulacakları gün onlara: "Nasıl bu gerçek değil miymiş?" denilir. Onlar: "Evet, Rabbimiz hakkı için!" diyecekler. Allah ise: "Öyleyse küfredegeldiğiniz için haydi tadın azabı!" buyuracaktır.
Ve o küfredenler ateşe arzolunacağı gün: nasıl bu hak değil mi imiş! diye, evet, rabbımız hakkı için diyecekler, buyuracak: "öyle ise haydin tadın azabı, küfrede geldiğiniz için."
Kafirler, ateşle karşı karşıya kaldıkları gün, "Bu, gerçek değil miymiş?" dedi. Onlar: "Rabb'imize ant olsun ki gerçekmiş." dediler. "O halde kafirliğinizden dolayı azabı tadın." dedi.
Kafirler dipnot 1 , ateşle karşı karşıya kaldıkları gün, Allah onlara: "Bu, gerçek değil miymiş?" dedi. Onlar: "Rabbimize ant olsun ki gerçekmiş." dediler. " O halde kafirliğinizden dolayı azabı tadın." dedi.
Gerçeği yalanlayan nankörler, ateşle karşı karşıya kaldıkları gün, onlara: "Nasıl, bugün gerçekmiş değil mi?" dendiğinde, onlar, "Rabb'imize ant olsun ki gerçekmiş." diyecekler. "Gerçeği yalanlayarak nankörlük ettiğinizden dolayı azabı tadın." denecek.
Küfredenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denir:) "Bu gerçek değil miymiş?" Onlar: "Rabbimize andolsun, evet (öyledir)" derler. (Tanrı da:) "Öyleyse küfrettiklerinizden dolayı / küfrettiğiniz için (tekfürun) azabı tadın" dedi.
O kafirler ateşin karşısına (getirilerek) gösterileceği gün (kendilerine denilecek ki:) "Bu (azab) gerçek değil mi imiş"? Onlar "Evet, Rabbimize yemin ederiz (ki gerçekdir)" dediler (diyecekler). (Allah da) "Küfredegeldiğinize mukaabil tadın azabı" dedi (diyecek).
O küfredenler ateşe sunuldukları gün. Nasıl, bu gerçek değil miymiş? denildiğinde: Rabbımıza andolsunki, evet gerçekmiş, derler. O da: Şu halde küfrettiğinizden dolayı tadın azabı, der.
(29-35) Kuranı işiten cinlerden bir ekibi / neferi sana iletmiştik, Onun huzuruna vardıklarında susun dediler , dinleme gerçekleşince de uyarmak amacıyla kavimlerine geri döndüler , dediler ki ey kavmimiz biz Musa’dan sonra indirilmiş daha önceki kitapları da tastik eden bir kitap işittik , hakikate yönlendiriyor doğru istikametli yola yönlendiriyor. Ey kavmimiz Allah’a çağırana cevap veriniz / icabet ediniz ona iman ediniz, sizi günahlarınızdan bağışlasın, sizi acıtıcı azap tan korusun / caar etsin, Kim Allah’ın dave tine uymazsa bizi arzda aciz bırakacak değildir, O’ ndan başka dostları da yoktur, işte onlar apaçık bir sapma içindedirler , Görmedin mi muhakkak ki Allah semaları ve arzı yarattı ve onları yaratmaktan da yorulmadı, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, evet kesinlikle O, her şeye muktedirdir. Kafirler ateşe arz edildiklerinde bu hak değil miymiş denilir? Derler ki evet, Rabbimiz de hakmış, göz ardı ettiğiniz / yok saydığınız azabı tadın denir. Sabret, Resullerimizden azmin / kararlılığın uluları gibi sabret, onlar hakkında acele etme. Vaad edildikleri şeyi gördükleri günde, onlar sanki gündüzün bir saati gibi durmamış kadar olacaklar, bu bir bilgilendirmedir / tebliğdir, Yoldan çıkmış kavimden başkası helak edilir mi ki?
Küfre sapanlar ateşe sunuldukları gün; “Bu gerçek değil miymiş?” denir. Onlar; “Evet! Rabbimize andolsun ki gerçekmiş.” derler. Allah; “Öyle ise küfretmekte olduklarınızdan dolayı azabı tadın!” der.
İnkar edenler ateşe sunulacakları gün (Allah onlara): "(Nasıl), Bu gerçek değil miymiş?" (der); "Evet Rabbimiz hakkı için (gerçekmiş)" derler. "Öyleyse inkar etmenizden dolayı azabı tadın" der.
Kafirlik edenler ateşin karşısına getirildikleri gün dipnot 1 , onlara "Bu gerçekmiş, değil mi?" denir. Onlar "Evet, Rabbimize yemin olsun ki gerçekmiş." derler. Rableri de onlara "Öyleyse kafirlik etmenize karşılık tadın bu azabı!" der dipnot 2 .
Ateşle yüzleştirildikleri gün, ayetleri görmezlikten gelenlere şöyle denecek: "Cehennem gerçekmiş değil mi?" (Onlar:) "Evet, Rabbimize yemin olsun ki gerçekmiş" diye cevap verecekler. Allah da "Ayetleri görmezlikten gelmenize karşılık tadın şu azabı" diye karşılık verecek.
Kâfirler, ateşe sunuldukları gün: (Onlara) Bu, gerçek değil mi? (denir) Rabbimize andolsun ki evet (gerçektir), derler. Kâfirliğinizden dolayı tadın azabı! der.
Bunu inkar edenler, ateşe sunuldukları gün: -Bu, gerçek değil mi? -Rabbi'mize andolsun ki evet (gerçektir), dediler. -Nankörlük ettiğiniz için azabı tadın! der.
Gün gelir, o inkar edenler, ateşe arz edilir. "Bu gerçek değil miymiş?" diye sorulur. "Elbette! Rabbimize yemin ederiz, gerçekmiş!" derler. Allah buyurur: "O halde, inkar ettiğinizden ötürü tadın azabı!"
Ahkâf suresi, 35. ayet. فَٱصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْعَزْمِ مِنَ ٱلرُّسُلِ وَلَا تَسْتَعْجِل لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَ مَا يُوعَدُونَ لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةً مِّن نَّهَارٍۭ بَلَٰغٌ فَهَلْ يُهْلَكُ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْفَٰسِقُونَ
(Ey Muhammed!) O halde, yüksek azim sahibi peygamberlerin sabretmesi gibi sabret. Onlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir duyurudur. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helak edilir.
Elçilerden kararlılık sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret! Onlar (inkârcılar) hakkında acele etme! Vadedildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanacaklar. dipnot 1 (Bu), bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluktan başkası helak edilir mi hiç!
Bundan böyle (ey muhatap), elçilerden kararlılık ve direnç sahibi olanların yaptığı gibi sen de dirençle göğüs ger! Acele ile onların işinin bitirilmesini isteme! (Nasıl olsa) onlar vaad edilen o günü görünce, kendilerini gündüzün tek bir saati dışında sanki dünyada hiç yaşamamış (sayacaklar). Duyurumuz işte budur: Şu halde, hiç sorumsuzca davranan bir toplumdan başkası helak edilir mi?
Öyleyse (ey inananlar!) Kalpleri azim ve kararlılıkla doldurulmuş olan bütün Peygamberler gibi sıkıntılara karşı sabırlı olun ve onlara sabırla katlanın. Ve (hakikati inkar edip duran) bu kişilerin hemen azaba çarptırılmalarını istemeyin, kendilerine vaad edilen şeyin (gerçekleştiğini) gördükleri o gün, (yeryüzünde) kaldıkları süre, onlara (dünyevi ölçülerle) ancak bir günün bir saati kadar (kısa görünecek.) Mesaj(ımız işte budur.) Öyleyse hiç sapkın bir halktan başkası yok edilir mi?
Rasullerden Ulül Azm'ın sabrettiği gibi (sen de) sabret; onlar için acele etme! Tehdit edildikleri şeyi gördükleri (ölümü tattıkları) süreçte, sanki gündüzden bir saatten fazla (Dünya'da) kalmamış gibi olurlar! Belağ (bu yeterli bir tebliğdir)! İnancı bozuklar toplumundan başkası mı helak edilecek!
Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, Onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı?
O halde (Rasûlüm), peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret. Onlar hakkında acele etme, onlar vâdedildikleri azabı gördükleri gün sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu, bir tebliğdir. Yoldan çıkmış topluluklardan başkası helâk edilir mi hiç!
Kararlı ve dirençli elçilerin dirençli oldukları gibi, artık dirençli ol ve onlar için acele etme. Aslında, sözü verileni gördükleri gün, günün bir saatinden çok yaşamamış gibi olacaklardır. Bir duyurudur; öyle ya, yoldan çıkmış bir toplumdan başkası yıkıma uğratılır mı?
Artık güç ve kuvvet sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sen de sabret! Onlara azabın çabuk gelmesini isteme. Onlar uyarıldıkları azabı gördükleri zaman, sanki günün bir saati kadar beklemiş gibi olacaklardır. Bu bir tebliğdir. Yoldan çıkan topluluklardan başkası helak olmayacaktır.
Karar ve azim sahibi elçiler nasıl sabrettiyse sen de sabret ve onlar için acele etme. Onlar, kendilerine söz verileni gördüklerinde, (sanki dünyada) gündüzün bir anı kadar kalmışlardır. Bu bir bildiridir: Yoldan çıkmış topluluklardan başkası mı yok edilir?
Karar ve azim sahibi elçiler nasıl sabrettiyse sen de sabret ve onlar için acele etme. Onlar, kendilerine söz verileni gördüklerinde, (sanki dünyada) gündüzün bir saati kadar kalmışlardır. Bu bir bildiridir: Yoldan çıkmış topluluklardan başkası mı yok edilir?
O halde üstün irade sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret ve onlar hakkında ivedilik etme! Onlar, kendilerine va'dedilen acıyı görecekleri gün, gündüzün bir saatinden başka durmamışa döneceklerdir. Bu yeterli bir tebliğdir. Demek ki, helak edilecekler, başkası değil, ancak itaattan çıkmış fasıklar topluluğudur!
Binaenaleyh ülül'azim Peygamberlerin sabrettiği gibi sabret ve onlar hakkında ivedi etme, sanki onlar o va'dolundukları acıyı görecekleri gün gündüzün bir saatinden başka durmamışa döneceklerdir; kafi bir tebliğ, demek ki ihlak edilecek başka değil, ancak taatten çıkmış fasıklar güruhudur
O halde Resullerden kararlılık sahibi olanların sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için aceleci olma. Onlar, kendilerine uyarısı yapılan şeyi gördükleri zaman, dünyada sanki gündüzün bir saati kadar kalmış gibi olurlar. dipnot 1 Bu, bir bildirimdir. Artık doğru yoldan sapmış halktan başkası yok edilmez.
O halde resullerden kararlılık sahibi olanların sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için aceleci olma. Onlar, kendilerine uyarısı yapılan şeyi gördükleri zaman, dünyada sanki gündüzün bir saati kadar kalmış gibi olurlar. dipnot 1 Bu, bir bildirimdir. Artık doğru yoldan sapmış halktan başkası yok edilmez.
O halde rasullerden kararlılık sahibi olanların sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için aceleci olma. Onlar, kendilerine uyarısı yapılan şeyi gördükleri zaman, dünyada sanki gündüzün bir saati kadar kalmış gibi olurlar. dipnot 1 Bu, bir bildirimdir. Artık doğru yoldan sapmış halktan başkası yok edilmez.
Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi, onlar için de acele etme. Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır. (Bu,) Bir tebliğdir. Artık fasıklar kavminden başkası yıkıma uğratılır mı?
O halde (Habibim) peygamberlerden azim saahiblerinin sabretdikleri gibi sen de sabret. Onlar (ın azabı) için acele etme. Onlar tehdid edilmekde oldukları (azabı) görecekleri gün sanki kendileri (dünyada) gündüzün bir saatinden başka durmamış gibi (olacaklardır). (Bu, yeter) bir tebliğdir. Öyle ya, faasıklar güruhundan başkası helak edilir mi? (Asla).
Peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret. Onlar için acele etme. Onlar vaad olunduklarını gördükleri gün; sanki dünyada sadece gündüzün bir saatı kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Fasıklar güruhundan başkası helak edilir mi hiç?
(29-35) Kuranı işiten cinlerden bir ekibi / neferi sana iletmiştik, Onun huzuruna vardıklarında susun dediler , dinleme gerçekleşince de uyarmak amacıyla kavimlerine geri döndüler , dediler ki ey kavmimiz biz Musa’dan sonra indirilmiş daha önceki kitapları da tastik eden bir kitap işittik , hakikate yönlendiriyor doğru istikametli yola yönlendiriyor. Ey kavmimiz Allah’a çağırana cevap veriniz / icabet ediniz ona iman ediniz, sizi günahlarınızdan bağışlasın, sizi acıtıcı azap tan korusun / caar etsin, Kim Allah’ın dave tine uymazsa bizi arzda aciz bırakacak değildir, O’ ndan başka dostları da yoktur, işte onlar apaçık bir sapma içindedirler , Görmedin mi muhakkak ki Allah semaları ve arzı yarattı ve onları yaratmaktan da yorulmadı, ölüleri diriltmeye de muktedirdir, evet kesinlikle O, her şeye muktedirdir. Kafirler ateşe arz edildiklerinde bu hak değil miymiş denilir? Derler ki evet, Rabbimiz de hakmış, göz ardı ettiğiniz / yok saydığınız azabı tadın denir. Sabret, Resullerimizden azmin / kararlılığın uluları gibi sabret, onlar hakkında acele etme. Vaad edildikleri şeyi gördükleri günde, onlar sanki gündüzün bir saati gibi durmamış kadar olacaklar, bu bir bilgilendirmedir / tebliğdir, Yoldan çıkmış kavimden başkası helak edilir mi ki?
(Ey Muhammed!) Rasullerden büyük azim sahiplerinin sabrettiği gibi sen de sabret ve hunlar için acele etme. Onlar tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, sanki dünyada gündüzün bir anından başka kalmadıklarını sanırlar. Bu bir bildiridir. Ancak yoldan çıkmış olan topluluk helâk edilir.
O halde sen de, azim (ve irade) sahibi elçilerin sabrettikleri gibi sabret. O (nankör)ler için acele etme. Onlar, tehdidedildikleri azabı gördükleri gün, sanki gündüzün sadece bir sa'ati kadar yaşamış gibi olurlar. (Bu) Bir duyurudur. Yoldan çıkmış topluluktan başkası mı helak edilecektir?
Elçilerden kararlılık sahibi olanlar dipnot 1 nasıl sabrettilerse /duruşlarını bozmadılarsa sen de onlar gibi sabret! Kafirler için aceleci olma dipnot 2 ! Onlar; tehdit edildikleri azabı görecekleri gün, dünyada gündüzün kısa bir süresi kadar kalmış gibi olacaklar dipnot 3 . Bu, bir bildiridir. Hiç, yoldan çıkmış bir topluluktan başkası helak edilir mi dipnot 4 ?
Kararlı davranan elçiler nasıl sabrettiyse sen de öyle sabret. Onlar için aceleci olma. Tehdit edildikleri azabı görecekleri gün, sanki dünyada gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanacaklar. Bu bir bildiridir. Yoldan çıkan(fasık) topluluktan başka kim, bütün beklentilerinden yoksun bırakılır?
O halde, sen de azim sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret! Onlar için acele etme! Onlar kendilerine vaat edileni gördükleri gün gündüzün bir saatinden fazla yaşamamış gibidirler. Bu bir tebliğdir. Fasık toplumdan başkası helak edilir mi?
O halde, sen de azim sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sabret! Onlar için acele etme! Onlar kendilerine vaat edileni gördükleri gün gündüzün bir saatinden fazla yaşamamış gibidirler. Bu bir tebliğdir. Fasık toplumdan başkası helak edilir mi?
Artık, resullerin azim sahibi olanlarının sabrettiği gibi sabret! O inkarcılar için acele etme! Tehdit edildikleri azabı gördükleri gün, gündüzün sadece bir saati kadar yaşamış gibi olurlar. Bir duyurudur bu. Sapmışlar topluluğundan başka kim helak edilir!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.