Diyanet İşleri
Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah'ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.
Bakara suresi · 75–82. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Bakara suresi, 75. ayet. أَفَتَطْمَعُونَ أَن يُؤْمِنُوا۟ لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُۥ مِنۢ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah'ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.
Onların (kitap ehlinin) size inanacaklarını mı umuyorsunuz! Oysa onlardan bir grup, Allah'ın kelamını duyarlar da iyice anladıktan sonra bilerek onu tahrif ederler(di). dipnot 1
Bütün bu olanlardan sonra siz, onların size inanmalarını mı bekliyorsunuz? Oysa onlardan bir çoğu Allah'ın kelamını işitip ne demek istediğini kavradıkları halde, bile bile tahrif ediyorlar.
Şimdi, onların tebliğ ettiğimiz şeye inanacaklarını bekliyor musunuz? Aksine, bir çoğu Allah'ın kelamını dinler ama onu anladıktan sonra bile bile çarpıtırlar.
Şimdi siz ey iman edenler, (genetik geçmişi bu olan Yahudilerin) size inanmalarını mı ümit ediyorsunuz? Oysa onların bir kısmı vardı ki, kelamullahı (Musa'yı) dinler, dediklerini anlar, sonra da bile bile tahrif ederlerdi (değiştirirler başka anlamlara çevirirlerdi).
Siz (müslümanlar,) onların size inanacaklarını umuyor musunuz? Oysa onlardan bir bölümü, Allah'ın sözünü işitiyor, (iyice algılayıp) akıl erdirdikten sonra, bile bile değiştiriyorlardı.
Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa ki, onlardan bir grup, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.
Onların, size inanacaklarını mı umut ediyorsunuz? Üstelik onların arasından bir küme, Allah'ın Sözünü duyduktan sonra, Onu anlamalarına karşın, bilerek değiştirirler.
Artık onların, size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir zümre vardı ki, Allah'ın kelamını dinlerler ve kavrayıp anladıktan sonra, bile bile onda değişiklik yaparlardı.
Onların sizi onaylayacaklarını mı umuyorsunuz? Halbuki onların bir kısmı, ALLAH'ın sözünü işitip kavradıktan sonra, bile bile çarpıtıp tahrif ederlerdi.
Onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Halbuki onların bir kısmı, ALLAH'ın sözünü işitip kavradıktan sonra, bile bile onu değiştirirlerdi.
Şimdi bunların size iman edeceklerini ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir zümre vardır ki, Allah'ın kelamını dinlerlerdi de akılları aldıktan sonra onu bile bile tahrif ederlerdi.
Şimdi bunların size iman edivereceklerini ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir fırka vardı ki Allahın kelamını işitirlerdi de akılları aldıktan sonra onu bile bile tahrif ederlerdi
Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir grup, Allah'ın kelamını dinleyip iyice anladıktan sonra, onu, bile bile çarpıtırlar.
Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir grup, Allah'ın kelamını dinleyip iyice anladıktan sonra, onu bile bile çarpıtırlar.
Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir grup, Allah'ın kelamını dinleyip iyice anladıktan sonra, onu bile bile çarpıtırlar.
Onların size inanacaklarını (güveneceklerini) umuyor musunuz? Oysa onların bir bölümü / zümresi (feriykun) Tanrı'nın sözünü (kelam) işitip (yesmeune) aklettikten sonra, bile bile / bilerek (yalemun) onu değiştirirlerdi (yuharrifunehu).
Artık (ey mü'minler) onların (Yahudilerin) size inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan (hahamlık eden) bir zümre vardır ki Allanın kelamını (Tevratı) dinlerlerdi de akılları aldıkdan sonra onlar bunu bile bile tahrif (ve tağyir) ederlerdi.
Onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan öyle bir zümre vardı ki, Allah'ın kelamını dinlerlerdi de akılları yattıktan sonra, bile bile bunu değiştirirlerdi.
(75-79) Onların size iman edeceklerine dair bir beklentiniz mi var? Onlardan bir bölük / bir fırka, Allah’ın konuşmasını / kelamını işitirler, sonra onu akıllarına yatmasına rağmen bildikleri halde bozarlar / tahrif ederler. İman edenlerle buluştuklarında iman ettik derler , kendilerinden birileri ile buluştuklarında ise Rabbinizin size açtığını , size karşı kesin delil olarak , Rabbinizin yanında kullansınlar diye mi onlarla paylaşıyorsunuz , akletmiyormusunuz? Derler. (Gün gelip te kendi aleyhinize kullanılabilecek bilgileri niye açık ediyorsunuz) Peki onlar, Allah’ın neyi gizleseler ve neyi de alenileştirseler bildiğini bilmiyorlar mı? Onların bazıları kita p bilmeyen ümmilerdir , onlar sadece kuruntuları bilirler ve ancak zannederler. Yazıklar olsun kitabı elleri ile yazdıktan sonra (Yahudi ve Hristiyan kitap yazıcıları) az bir paha karşılığı / maddi menfaat temini için “işte bu da Allah’ın yanındandır” diyenlere , onlara yazıklar olsun elleriyle yazmalarından ötürü, onlara yazıklar olsun kazandıklarından ötürü.
Şimdi (ey Müminler) size iman edeceklerini mi umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki, Allah’ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.
Şimdi (ey mü'minler) siz, bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Oysa bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu değiştirirlerdi.
Şimdi bunların (bu Yahudilerin) size inanıp güvenmelerini mi bekliyorsunuz? Onların bir takımı Allah'ın sözünü /Kur'an'ı dinler,(Tevrat ile) bağlantısını kurduktan dipnot 1 sonra onu tahrif ederler /anlamını kaydırırlar. dipnot 2 Bunu bile bile yaparlar.
Şimdi bunların size inanıp güvenmelerini mi bekliyorsunuz? İçlerinden birtakımı, Allah'ın sözünü dinler, akıllarına da yatar, sonra onu başka tarafa çekerler. Bunu, bile bile yaparlar.
Size onların iman edeceklerini mi umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki Allah’ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.
Size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa onlardan bir grup vardı ki Allah'ın sözünü işitirlerdi de düşünüp akıl erdirdikten sonra, bile bile onu bozarlardı.
Şimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Bunların içlerinden bir fırka vardı ki, Allah'ın kelamını dinliyorlar, sonra onu, kavramalarının ardından, bilip durdukları halde tahrif ediyorlardı.
Bakara suresi, 76. ayet. وَإِذَا لَقُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ قَالُوٓا۟ أَتُحَدِّثُونَهُم بِمَا فَتَحَ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَآجُّوكُم بِهِۦ عِندَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Onlar iman edenlerle karşılaşınca, "İman ettik" derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: "Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah'ın (Tevrat'ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?"
(Bunlar) müminlerle karşılaştıkları zaman "(Biz de) iman ettik." derler. dipnot 1 Birbirleriyle baş başa kaldıklarında "Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında aleyhinize delil getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz? (Bunları) akıl etmiyor musunuz?" derler.
Onlar, iman edenlerle buluştuklarında "iman ettik" derler, birbirleriyle baş başa kaldıklarındaysa (akıl hocaları, "iman ettik" diyenlere) "Rabbinizin katında size karşı bir koz olarak kullansınlar diye mi Allah'ın size açtığı şeyi onlara haber veriyorsunuz? Bu kadarını düşünemiyor musunuz?" derler.
Nitekim, imana ermiş olanlarla buluştuklarında, "(Sizin inandığınız gibi) inanıyoruz!" derler; ama birbirleriyle baş başa kaldıklarında, "Rabbinizin kelamını size karşı koz olarak kullansınlar diye mi Allah'ın size açıkladığı şeyleri onlara haber veriyorsunuz? Aklınızı başınıza toplamayacak mısınız? derler.
Bunlar iman edenlerle karşılaştıklarında "iman ettik" derler; sonra da birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, "Allah'ın size açtığı hakikati, aleyhinizde delil olarak kullanmaları için mi bunlara anlatıyorsunuz, bunu düşünemiyor musunuz?" derler.
İman edenlerle karşılaştıklarında "İman ettik" derler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise, derler ki: "Allah'ın size açtık (açıkladık)larını, Rabbiniz katında size karşı bir belge olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz? Hala akıllanmayacak mısınız?"
(Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında «İman ettik» derler. Birbirleriyle baş başa kaldıkları vakit ise: «Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz?» derler.
İnanca çağırılanlarla karşılaştıklarında, "İnandık!" derler. Oysa kendi başlarına kaldıklarında, şöyle derler: "Allah'ın size açtığını, Efendinizin katında size karşı kanıt olması için mi onlara anlatıyorsunuz?" Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Münafıklar, müminlerle karşılaştıklarında, "İman ettik" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıklarında ise, "Allah'ın size açtıklarını, Rabbiniz katında sizin aleyhinize delil getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz?" derler.
Gerçeği onaylayanlarla karşılaşınca, "Gerçeği onayladık" derler; baş başa kaldıklarında ise "Efendiniz katında size karşı delil olarak kullanmaları için, ALLAH'ın size açıkladığını mı onlara anlatıyorsunuz, akletmez misiniz" derler.
İnananlarla karşılaşınca, 'İnandık,' derler; başbaşa kaldıklarında ise 'Rabbiniz katında size karşı delil olarak kullanmaları için, ALLAH'ın size açıkladığını mı onlara anlatıyorsunuz, akletmez misiniz,' derler.
İman edenlere rasladıklarında: "İnandık" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıklarında da: "Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah'ın size açıkladığı hakikatı onlara söylüyorsunuz? Aklınız yok mu be!" derler.
Hem iman edenlere rast geldiklerinde "amenna" derler. Birbirleriyle halvet yaptıklarında da "rabbinizin huzurunda aleyhinize huccet edinsinler diye mi tutup Allahın size açtığı hakikati onlara söylüyorsunuz? aklınız yok mu be?" dediler
Onlar, İman Edenlerle karşılaştıkları zaman, "Biz de iman ettik." derler. Baş başa kaldıklarında: "Rabb'inizin size açıkladığını, dipnot 1 size karşı delil olarak kullansınlar diye mi onlara söylüyorsunuz! Neden aklınızı kullanmıyorsunuz?" derler.
Onlar, iman edenlerle karşılaştıkları zaman, "Biz de iman ettik." derler. Baş başa kaldıklarında: "Rabb'inizin size açıkladığını dipnot 1 , size karşı delil olarak kullansınlar diye mi onlara söylüyorsunuz! Neden aklınızı kullanmıyorsunuz?" derler.
Onlar, iman edenlerle karşılaştıkları zaman, "Biz de iman ettik." derler. Baş başa kaldıklarında: "Rabb'inizin size açıkladığını dipnot 1 , size karşı delil olarak kullansınlar diye mi onlara söylüyorsunuz! Neden aklınızı kullanmıyorsunuz?" derler.
İnananlarla karşılaştıklarında "inandık" derler; başbaşa kaldıklarında ise "Tanrı'nın size açıkladığını / açtığını (fetehallahu) rabbiniz katında size (karşı) delil olarak kullanmaları / delil getirmeleri (liyuhacciküm) için mi onlara anlatıyorsunuz / söylüyorsunuz (etuhaddisunehüm)? Akletmez misiniz?" derler.
(Yahudi münafıklar) iman edenlere kavuşdukları zaman "İnandık" derler. Birbirine (dönüb) halvet oldukları vakit ise (aralarındaki ileri gelenler, münafıklık eden arkadaşlarına) "Allahın size açdığı şey'i (Resulüllahın sıfatlarına ve saireye dair Tevratda öğretdiklerini) mü'minler onunla Rabbiniz katında (aleyhinizde) kuvvetli delil getirsinler diye mi onlara söyleyib duruyorsunuz? Buna aklınız ermiyor mu?" derler.
Mü'minlerle karşılaştıkları zaman, inandık derlerdi, birbirleriyle baş başa kaldıklarında, Rabbınızın katında, aleyhinde delil göstersinler diye mi Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıyorsunuz, buna aklınız ermiyormu? diye birbirlerini uyarırlardı.
(75-79) Onların size iman edeceklerine dair bir beklentiniz mi var? Onlardan bir bölük / bir fırka, Allah’ın konuşmasını / kelamını işitirler, sonra onu akıllarına yatmasına rağmen bildikleri halde bozarlar / tahrif ederler. İman edenlerle buluştuklarında iman ettik derler , kendilerinden birileri ile buluştuklarında ise Rabbinizin size açtığını , size karşı kesin delil olarak , Rabbinizin yanında kullansınlar diye mi onlarla paylaşıyorsunuz , akletmiyormusunuz? Derler. (Gün gelip te kendi aleyhinize kullanılabilecek bilgileri niye açık ediyorsunuz) Peki onlar, Allah’ın neyi gizleseler ve neyi de alenileştirseler bildiğini bilmiyorlar mı? Onların bazıları kita p bilmeyen ümmilerdir , onlar sadece kuruntuları bilirler ve ancak zannederler. Yazıklar olsun kitabı elleri ile yazdıktan sonra (Yahudi ve Hristiyan kitap yazıcıları) az bir paha karşılığı / maddi menfaat temini için “işte bu da Allah’ın yanındandır” diyenlere , onlara yazıklar olsun elleriyle yazmalarından ötürü, onlara yazıklar olsun kazandıklarından ötürü.
(Münafıklar) iman edenlerle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler, birbirleriyle yalnız kaldıklarında; "Rabbinizin yanında size karşı delil getirsinler diye mi, Allah’ın size açıkladığını onlara anlatıp duruyorsunuz?" derlerdi. Bunu akıl etmiyor musunuz?
İnananlara rastladıkları zaman: "İnandık" derler; birbirleriyle yalnız kaldıkları zaman: "Allah'ın size açtığını onlara söylüyorsunuz ki, onu Rabbiniz katında sizin aleyhinizde delil olarak mı kullansınlar? Aklınızı kullanmıyor musunuz?" derler.
Allah'ın kitabına inanıp güvenenlerle karşılaşınca "Biz de ona inanıp güvendik!" der, dipnot 1 birbirleriyle baş başa kalınca da şöyle derler: "Allah'ın size gösterdiği şeyi (Kur'an'ın Tevrat'ı tasdik ettiği gerçeğini) dipnot 2 Rabbinizin katında size karşı delil olarak kullansınlar diye mi onlara söylüyorsunuz? Bu bağı kuramıyor musunuz?"
Allah'ın Kitabına inanıp güvenenlerle karşılaşınca "Biz ona güveniriz!" derler. Birbirleriyle baş başa kalınca da şöyle derler: "Allah'ın size gösterdiği şeyi (o Kitabın doğruluğunu) ne diye onlara söylüyorsunuz? Sahibinizin (Rabbinizin) katında size karşı delil getirsinler diye mi? Hiç aklınızı çalıştırmaz mısınız?" dipnot 1
İman edenlerle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler, birbirleriyle yalnız kaldıklarında; "Rabbinizin yanında size karşı delil getirsinler diye mi, Allah’ın size açıkladığını onlara anlatıp duruyorsunuz?" derlerdi. Bunu akıl etmiyor musunuz?
İnananlarla karşılaştıkları zaman "inandık" derler, birbirleriyle yalnız kaldıklarında: - Rabbiniz'in yanında size karşı delil getirsinler diye mi, Allah'ın size açıkladığını onlara anlatıp duruyorsunuz? Bunu akıl etmiyor musunuz? derlerdi.
İnanmış olanlarla karşılaştıklarında, "İnandık" derler. Baş başa kaldıklarında ise şöyle konuşurlar: "Allah'ın size açtığını, Rabb'iniz katında sizinle tartışmada kanıt yapsınlar diye onlara söylüyor musunuz? Aklınızı işletmeyecek misiniz?"
Bakara suresi, 77. ayet. أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da bilir, açığa vurduklarını da.
Bilmezler mi ki Allah şüphesiz ki onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilmektedir. dipnot 1
Asıl onlar düşünmez mi ki, Allah onların gizlediklerini de çok iyi biliyor, açıkladıklarını da?
Bilmezler mi ki Allah, açığa vurdukları şeylerden de gizlediklerinden de haberdardır?
Bilmiyorlar mı Allah'ın, gizlediklerini de açığa çıkardıklarını da bildiğini!
(Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?
Oysa onlar, gizlediklerini de açığa vurduklarını da Allah'ın bildiğini bilmezler mi?
Gizledikleri ve açıkladıkları her şeyi Allah'ın zaten bildiğini bilmiyorlar mı?
Allah'ın,onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bildiğini bilmiyorlar mı?
Bilmezler mi ki ALLAH gizledikleri ve açıkladıkları her şeyi biliyor?
Bilmezler mi ki ALLAH gizledikleri ve açıkladıkları herşeyi biliyor?
Peki bilmezler mi ki, onlar neyi sır olarak saklar ve neyi açıkça ilan ederlerse Allah hepsini bilir?
Ya bilmezler mi de? ki onlar ne sır tutarlar ve ne i'lan ederlerse Allah hepsini bilir
Allah'ın, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?
Allah'ın, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?
Allah'ın, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bildiğini bilmiyorlar mı?
Bilmezler mi ki Tanrı gizlediklerini de (yüsirrune), açıkladıklarını da (yulinun) biliyor?
Onlar bilmiyorlar mı ki Allah, ne gizlerlerse, ne açıklarlarsa (hepsini) bilir.
Bilmiyorlarmı ki; ne gizlerler, ne açıklarlarsa Allah hepsini bilir.
(75-79) Onların size iman edeceklerine dair bir beklentiniz mi var? Onlardan bir bölük / bir fırka, Allah’ın konuşmasını / kelamını işitirler, sonra onu akıllarına yatmasına rağmen bildikleri halde bozarlar / tahrif ederler. İman edenlerle buluştuklarında iman ettik derler , kendilerinden birileri ile buluştuklarında ise Rabbinizin size açtığını , size karşı kesin delil olarak , Rabbinizin yanında kullansınlar diye mi onlarla paylaşıyorsunuz , akletmiyormusunuz? Derler. (Gün gelip te kendi aleyhinize kullanılabilecek bilgileri niye açık ediyorsunuz) Peki onlar, Allah’ın neyi gizleseler ve neyi de alenileştirseler bildiğini bilmiyorlar mı? Onların bazıları kita p bilmeyen ümmilerdir , onlar sadece kuruntuları bilirler ve ancak zannederler. Yazıklar olsun kitabı elleri ile yazdıktan sonra (Yahudi ve Hristiyan kitap yazıcıları) az bir paha karşılığı / maddi menfaat temini için “işte bu da Allah’ın yanındandır” diyenlere , onlara yazıklar olsun elleriyle yazmalarından ötürü, onlara yazıklar olsun kazandıklarından ötürü.
Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bilir.
Bilmiyorlar mı ki, Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını biliyor?
Bunlar bilmezler mi ki Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. dipnot 1
Eski Ahit · Yeşaya 29:15
Tasarılarını RABden gizlemeye uğraşanların vay haline! 2 Karanlıkta iş gören bu adamlar, 2 “Bizi kim görecek, kim tanıyacak?” diye düşünürler. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Bilmezler mi? Allah onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da!
Onlar, gizlediklerini de açıkladıklarını da Allah’ın bildiğini bilmiyorlar mı?
Onlar, gizlediklerini de açıkladıklarını da Allah'ın bildiğini bilmiyorlar mı?
Bilmezler mi ki, Allah onların sakladıklarını da açıkladıklarını da çok iyi bilmektedir.
Bakara suresi, 78. ayet. وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّآ أَمَانِىَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
Bunların bir de ümmi takımı vardır; Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Onların bütün bildikleri bir sürü kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunurlar.
İçlerinde birtakım ümmiler dipnot 1 vardır ki kuruntular dışında Kitab'ı (Tevrat'ı) bilmezler. Onlar zandan başka bir şeyde bulunmuyorlar.
Onların içerisinde ümmiler de var. Onları kitabı bilmezler, sadece birtakım kuruntulara sahipler; ve onlar (gerçekleri bilmiyor) yalnızca zannediyorlar.
Onlar arasında ilahi kelamın gerçek bilgisine sahip olmayan, kitap ile ilgisiz insanlar var; (ki bunlar) sadece bir takım kuruntular(a tabi olurlar) ve zanna dayanırlar.
Onlardan ümmi olanlar vardır ki, vehmettikleri (kafalarında şartlanmalarına göre kurguladıkları) ötesinde Kitabı (hakikat bilgisini) bilmezler; (asılsız) zanlarıyla yaşarlar.
Onlardan bir kısmı ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler.
İçlerinde bir takım ümmîler vardır ki, Kitab’ı (Tevrât’ı) bilmezler. Bütün bildikleri bir takım kuruntu (ve yalan) lardır. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.
Üstelik onlardan bir bölümü, önceki kitaplardan bilgisi olmayanlardır. Kuruntu ve uydurmalar dışında, Kitap'ı bilmezler; yalnızca yakıştırıyorlar.
Onların arasında kitabı bilmeyen cahiller vardır. Bildikleri sadece kendilerine anlatılan asılsız kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.
Aralarında ümmiler var ki kuruntu ve söylentilerin dışında kitabı bilmezler; bildiklerini zannederler. dipnot 1
Aralarında ümmiler var ki kuruntu ve söylentilerin dışında kitabı bilmezler; bildiklerini zannederler.
Bunların bir de okuyup yazma bilmeyen kısmı vardır ki, kitabı, kitabeti bilmezler, ancak bir takım kuruntu yığını hayaller kurar ve sadece zan ardında dolaşırlar.
Bunların bir de ümmi kısmı vardır, kitabı, kitabeti bilmezler, ancak bir takım kuruntu yığını ümniyyeler kurar ve sırf zann ardında dolaşırlar
İçlerinde ummiler dipnot 1 vardır. Kitap'ı bilmezler. Kuruntularından dipnot 2 başka bir şey bilmezler. Ancak zanda bulunuyorlar.
İçlerinde ummiler vardır. dipnot 1 Kitabı bilmezler. Kuruntularından dipnot 2 başka bir şey bilmezler. Ancak zanda bulunuyorlar.
İçlerinde, Kitap'ı bilmeyip de ondan habersiz olanlar var. Bildikleri, yalnızca kuruntudan ibarettir. Ancak zanda bulunurlar.
Onlardan (bir bölümü) ümmidir / (İçlerinde / aralarında) ümmiler vardır, kuruntu ve söylentilerin / asılsız şeylerin (emaniyye) dışında kitabı bilmezler; yalnızca zannederler.
Onların içinde ümmi ler de var ki Kitabı (Tevratı) bilmezler. (Bütün bildikleri yalınız reislerinin telkin etdikleri) bir sürü kuruntu ve yalandan başkası değil. Onlar başka değil, yalınız zanda (ve cehaletde) kalmış bulunuyorlar.
Onlardan bir kısmı ümmidirler, kitabı anlamazlar. Bir takım batıl şeyleri onlar sadece zanneder dururlar.
(75-79) Onların size iman edeceklerine dair bir beklentiniz mi var? Onlardan bir bölük / bir fırka, Allah’ın konuşmasını / kelamını işitirler, sonra onu akıllarına yatmasına rağmen bildikleri halde bozarlar / tahrif ederler. İman edenlerle buluştuklarında iman ettik derler , kendilerinden birileri ile buluştuklarında ise Rabbinizin size açtığını , size karşı kesin delil olarak , Rabbinizin yanında kullansınlar diye mi onlarla paylaşıyorsunuz , akletmiyormusunuz? Derler. (Gün gelip te kendi aleyhinize kullanılabilecek bilgileri niye açık ediyorsunuz) Peki onlar, Allah’ın neyi gizleseler ve neyi de alenileştirseler bildiğini bilmiyorlar mı? Onların bazıları kita p bilmeyen ümmilerdir , onlar sadece kuruntuları bilirler ve ancak zannederler. Yazıklar olsun kitabı elleri ile yazdıktan sonra (Yahudi ve Hristiyan kitap yazıcıları) az bir paha karşılığı / maddi menfaat temini için “işte bu da Allah’ın yanındandır” diyenlere , onlara yazıklar olsun elleriyle yazmalarından ötürü, onlara yazıklar olsun kazandıklarından ötürü.
Onların bir kısmının okuyup yazması yoktur. Kitabı (Tevrat'ı) bilmezler, bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardır. Onlar yalnızca zanneder dururlar.
Onların içinde bir de ümmiler var ki, Kitabı bilmezler, bütün bildikleri birtakım kuruntular(yahut kulaktan dolma şeyler)dir; onlar sadece zannediyorlar.
Onların bir kısmı ümmidir; dipnot 1 kitabı bilmez, kendilerini beklentilere sokan kurguları bilirler. dipnot 2 Onlar sadece zanna dayanırlar.
Onların bir kısmı ümmidir; dipnot 1 o kitabı değil, onunla ilgili kurguları dipnot 2 bilir ve sadece tahmin yürütürler.
Onların bir kısmının okuyup yazması yoktur. Kitabı bilmezler, bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardır. Onlar yalnızca zanneder dururlar.
Onların bir kısmının okuyup yazması yoktur. Kitabı bilmezler, bildikleri sadece bir takım yalan ve kuruntulardır. Onlar yalnızca zanneder dururlar.
İçlerinde ümmi olanlar da vardır ki Kitap'ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Onlar yalnız sanıya saplanırlar.
Bakara suresi, 79. ayet. فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ يَكْتُبُونَ ٱلْكِتَٰبَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَٰذَا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ لِيَشْتَرُوا۟ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَّهُم مِّمَّا يَكْسِبُونَ
Vay o kimselere ki, elleriyle Kitab'ı yazarlar, sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, "Bu, Allah'ın katındandır" derler. Vay ellerinin yazdıklarından ötürü onların haline! Vay kazandıklarından dolayı onların haline!
Kitab'ı (Tevrat'ı) kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için "Bu, Allah katındandır." diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıkları nedeniyle onların vay hâllerine! Kazandıkları nedeniyle onların vay hâllerine!
Yazıklar olsun onlara ki, kitabı kendi elleriyle yazıp da az bir getiri sağlamak için "Bu Allah katındandır" derler. Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı da yazıklar olsun!
O halde, yazıklar olsun onlara ki, kendi elleriyle, ilahi kelam(dan olduğunu iddia ettikleri hususlar)ı kaydettikten sonra, az bir kazanç elde etmek için, "Bu Allah'tandır!" derler. (Böyle diyerek) kendi elleriyle kaydettiklerinden ötürü yazıklar olsun onlara! Ve yine bütün o kazandıklarından ötürü yazıklar olsun böylelerine!
Yazıklar olsun kendi elleriyle (nefsani doğrultuda) bir takım bilgileri yazıp, sonra da az bir paha karşılığı için "Bu Allah indindendir" diyenlere!. . Yazıklar olsun elleriyle yazıya döktükleri bilgilere! Yazıklar olsun bu yolla elde ettikleri kazanca!
Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına.
Kitabı elleriyle yazıp da sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için «Bu Allah katındandır» diyenlere yazıklar olsun! Yazıklar olsun elleriyle yazdıklarından ötürü onlara ve yazıklar olsun kazandıklarından ötürü onlara!
Kendi elleriyle kitabı yazdıktan sonra, az bir getiri elde etmek için, "İşte bu, Allah'ın katındandır!" diyenlerin; artık, vay başlarına gelene! Kendi elleriyle yazdıklarından dolayı; artık, vay başlarına gelene! Ve kazandıklarından dolayı; vay başlarına gelene! dipnot 24
Elleriyle kitabı yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için, "Bu, Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!
Kitab'ı elleriyle yazdıktan sonra onu ucuz bir fiyata satmak için onun ALLAH'tan olduğunu söyleyenlerin vay haline. Ellerinin yazdığından dolayı vay haline onların. Kazandıklarından dolayı vay haline onların!
Kitab'ı elleriyle yazdıktan sonra onu ucuz bir fiyata satmak için onun ALLAH'tan olduğunu söyleyenlerin vay haline. Ellerinin yazdığından dolayı vay haline onların. Kazandıklarından dolayı vay haline onların!
Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için: "Bu Allah tarafındandır." derler. Artık vay o ellerinin yazdıkları yüzünden onlara! Vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara!
Artık vay o kimselere ki kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için "bu, Allah tarafındandır" derler, artık vay o ellerinin yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara
Yazıklar olsun o kimselere ki: Kitabı elleriyle yazıyorlar, sonra da az bir kazanç elde etmek için "Bu Allah'ın katındandır." diyorlar. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı!
Yazıklar olsun o kimselere ki: Kitabı elleriyle yazıyorlar, sonra da az bir kazanç elde etmek için "Bu Allah'ın katındandır." diyorlar. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı.
Yazıklar olsun o kimselere ki: az bir kazanç elde etmek için elleriyle yazdıklarına, "Bu Allah'ın katındandır." derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıklarından dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı.
Kitabı elleriyle yazdıktan sonra onu az bir değer karşılığında satmak için "bu Tanrı katındandır" diyenlerin vay haline. Ellerinin yazdığından dolayı vay haline onların. Kazandıklarından / kazanmakta olduklarından dolayı vay haline onların!
Artık, elleriyle Kitabı (Tevratı yalan yanlış) yazıb da sonra onu az bir baha ile satabilmek için "Bu, Allah karındadır" diyegelenlerin vay haaline!.. Vay ellerinin yazdıklarından başlarına geleceklere! Vay şu kazanmakda oldukları (rişvet, günah) yüzünden onlara!.
Vay, kitabı elleriyle yazıp da sonra az bir paha ile satabilmek için; bu, Allah katındandır, diyenlerin, ellerinin yazdıklarından dolayı vay onlara! Vay onlara. O kazanmış oldukları yüzünden.
(75-79) Onların size iman edeceklerine dair bir beklentiniz mi var? Onlardan bir bölük / bir fırka, Allah’ın konuşmasını / kelamını işitirler, sonra onu akıllarına yatmasına rağmen bildikleri halde bozarlar / tahrif ederler. İman edenlerle buluştuklarında iman ettik derler , kendilerinden birileri ile buluştuklarında ise Rabbinizin size açtığını , size karşı kesin delil olarak , Rabbinizin yanında kullansınlar diye mi onlarla paylaşıyorsunuz , akletmiyormusunuz? Derler. (Gün gelip te kendi aleyhinize kullanılabilecek bilgileri niye açık ediyorsunuz) Peki onlar, Allah’ın neyi gizleseler ve neyi de alenileştirseler bildiğini bilmiyorlar mı? Onların bazıları kita p bilmeyen ümmilerdir , onlar sadece kuruntuları bilirler ve ancak zannederler. Yazıklar olsun kitabı elleri ile yazdıktan sonra (Yahudi ve Hristiyan kitap yazıcıları) az bir paha karşılığı / maddi menfaat temini için “işte bu da Allah’ın yanındandır” diyenlere , onlara yazıklar olsun elleriyle yazmalarından ötürü, onlara yazıklar olsun kazandıklarından ötürü.
Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satabilmek için: «Bu, Allah katındandır» diyenlerin vay haline! Vay ellerinin yazmış olduğundan dolayı başlarına geleceklere! Kazandıklarından dolayı vay onların haline!
Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, "Bu Allah katındandır," derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!
Fakat elleriyle kitap yazan, sonra onunla geçici dipnot 1 bir çıkar sağlamak için "Bu Allah katındandır!" diyenlerin çekeceği var. Hem yazdıklarından dolayı çekecekleri var hem de kazandıklarından dolayı çekecekleri var! dipnot 2
Fakat elleriyle kitap yazan, sonra geçici dipnot 1 bir çıkar için "Bu Allah katındandır!" diyenlerin çekeceği var. Hem yazdıklarından dolayı çekecekleri var hem de kazandıklarından dolayı çekecekleri var dipnot 2 !
Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satabilmek için: Bu, Allah katındandır, diyenlerin vay haline! Vay ellerinin yazmış olduğundan dolayı başlarına geleceklere! Kazandıklarından dolayı vay onların haline!
Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir paraya satabilmek için: -Bu, Allah katındandır, diyenlerin vay haline! Vay ellerinin yazmış olduğundan dolayı başlarına geleceklere! Kazandıklarından dolayı vay onların haline!
Yazıklar olsun o kişilere ki, Kitap'ı kendi elleriyle yazarlar da sonra onunla basit bir karşılık satın alsınlar diye, "İşte bu, Allah katındandır!" derler. Vay haline onların, ellerinin yazdıkları yüzünden! Vay haline onların, kazanıp durdukları yüzünden!
Bakara suresi, 80. ayet. وَقَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمْ عِندَ ٱللَّهِ عَهْدًا فَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ عَهْدَهُۥٓ أَمْ تَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Bir de dediler ki: "Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır." Sen onlara de ki: "Siz bunun için Allah'tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
(Kitap ehlinden bazıları) "Sayılı birkaç gün hariç, bize ateş dokunmayacaktır." demişlerdi. dipnot 1 (Onlara) de ki: "Siz Allah katından bir söz mü aldınız -ki Allah asla sözünden caymaz- dipnot 2 yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Onlar, "Sayılı bir kaç gün dışında kesinlikle bizi ateş yakmayacak" derler. Sor onlara: "Allah'tan kesin bir söz mü aldınız -ki eğer öyleyse, Allah sözünden kesinlikle caymaz-; yoksa bilmediğiniz bir konuda Allah'a iftira mı atıyorsunuz?"
Ve onlar: "Ateş bize birkaç günden fazla dokunmaz" derler. De ki (onlara): "Allah'tan bir söz mü aldınız -çünkü Allah hiçbir zaman sözünden caymaz- yoksa asla bilemeyeceğiniz bir şeyi mi Allah'a isnat ediyorsunuz?"
Ve dahi onlar dedi ki: "Sayılı günler ötesinde ateş bizi yakmayacak!" De ki onlara: "İndAllah'tan (hakikatinizden gelen bir) söz mü aldınız? Allah asla sözünden dönmez! Oysa siz Allah hakkında uydurma şeyler konuşuyorsunuz!"
Dediler ki: "Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir." De ki: "Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"
( İsrâiloğulları: )Sayılı birkaç gün dışında, bize asla ateş dokunmayacaktır, dediler. (Onlara) De ki : Siz Allah katından bir söz mü aldınız, zira Allah sözünden caymaz, yoksa Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
Dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında, ateş bize asla dokunmaz!" De ki: "Allah'ın katından bir güvence mi aldınız? Allah, verdiği güvenceden asla dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
İsrailoğulları, "Ateş bize birkaç günden fazla dokunmaz" derler. Onlara de ki: "Allah'tan bir söz mü aldınız; çünkü Allah asla sözünden caymaz;yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"
"Sayılı bir kaç gün dışında ateş bize değmeyecek" dediler. De ki: "ALLAH'tan böyle bir söz mü aldınız -ki ALLAH verdiği sözden dönmez- yoksa ALLAH adına bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"
'Sayılı birkaç gün dışında ateş bize değmeyecek,' dediler. De ki: 'ALLAH'tan böyle bir söz mü aldınız -ki ALLAH verdiği sözden dönmez- yoksa ALLAH adına bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?'
Bir de dediler ki: "Bize sayılı bir kaç günden başka asla ateş dokunmaz." Siz de: "Allah'tan bir teminat mı aldınız? Böyle ise Allah kesinlikle sözünden caymaz, yoksa Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Bir de dediler: Bize sayılı bir kaç günden maada asla ateş dokunmaz. Siz de Allahtan bir ahit aldınız mı? Böyle ise Allah asla ahdinde hulfetmez, yoksa Allaha karşı bilemiyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
Sayılı günlerin dışında ateş bize dokunmaz." dediler. De ki: "Allah'tan buna dair bir söz mü aldınız? Eğer böyle ise Allah, kesinlikle verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz?"
"Sayılı günlerin dışında ateş bize dokunmaz." dediler. De ki: "Allah'tan buna dair bir söz mü aldınız? Eğer böyle ise Allah, kesinlikle verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz şey mi söylüyorsunuz?".
"Sayılı günlerin dışında, ateş bizi yakmaz." dediler. De ki: "Allah'tan buna dair bir söz mü aldınız? Eğer böyle ise Allah, verdiği sözden dönmez. Yoksa, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?".
"Sayılı birkaç gün dışında ateş bize değmeyecek" dediler. De ki: "Tanrı'dan böyle bir söz mü (ahid) aldınız -ki Tanrı sözünden (ahid) dönmez- yoksa Tanrı'ya karşı bilmediğiniz bir şeyi mi / bilmediğinizi mi söylüyorsunuz?"
(Peygamber onları Cehennemle korkutduğu zaman da "Atalarımızın buzağıye tapdıkları) sayılı (ve mahdud) günlerden (kırk günden) başka (fazla) bize kat'iyyen Cehennem (azabı) dokunmayacak" dediler. Söyle (Habibim) ki: "Allah katından (bu hususda) bir ahdi mi elde etdiniz? (Ondan böyle bir sözü mü aldınız?) ki Allah ahdinden asla caymaz yoksa Allaha karşı bilmeyeceğiniz bir şey'i mi söylüyorsunuz?".
Sayılı günlerden başka asla bize ateş dokunmayacaktır dediler. Deki: Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Öyleyse Allah asla sözünden caymaz. Yoksa Allah'a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz.
(80-82) Dediler ki Ateş bize sayılı gün dokunacak (her gün her gün ateş yok) Deki Allah’tan bir söz mü aldınız / size söz mü verdi. (Varsa size bir sözü biz de bilelim) Allah ta asla sözünden vazgeçmez , yoksa siz Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? Bilakis kim kötülük kazanırsa yanlışları onu çepeçevre kuşatır , işte onlar ateş halkıdır , orada onlar kalıcıdırlar. (Sayılı gün kalmazlar) İman edenler ve Islah edici faaliyetler yapanlar ise işte onlar cennet halkıdırlar onlar da orada kalıcıdırlar. (Sayılı gün kalmazlar)
İsrailoğulları "Ateş bize sayılı bir kaç günden başka dokunmayacaktır" derler. Onlara: "Allah katından bir söz mü aldınız? Eğer, öyle ise Allah sözünden dönmez; yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?" de.
Bir de dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında bize ateş dokunmayacaktır." De ki: "Allah'tan (bu hususta) bir söz mü aldınız. şayet öyle ise Allah verdiği sözden dönmez-yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz?
Onlar: "O ateş bize, sayılı birkaç günden fazla dokunmaz!" derler. De ki: "Allah katından söz mü aldınız? Eğer öyleyse Allah sözünden dönmez. Yoksa (O'na ait olduğunu) bilmediğiniz şeyleri Allah'a mı mal ediyorsunuz?" dipnot 1
"Ateş bize, sayılı birkaç gün dışında dokunmaz!" derler. De ki "Allah katından söz mü aldınız? Eğer öyleyse Allah sözünden dönmez. Yoksa Allah'ın adını kullanarak bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"
Ateş bize sayılı bir kaç günden başka dokunmayacaktır, derler. Onlara: Allah katından bir söz mü aldınız? Eğer, öyle ise Allah sözünden dönmez; yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? de.
-Ateş bize sayılı bir kaç günden başka dokunmayacaktır, derler. Onlara: -Allah katından bir söz mü aldınız? Eğer, öyle ise Allah sözünden dönmez; yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? de.
Dediler ki: "Sayılı birkaç gün dışında ateş bize asla dokunmayacaktır." De ki: "Allah'tan bir ahit mi aldınız! Allah, ahdine asla ters düşmez. Yoksa siz Allah'a isnat ederek, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Bakara suresi, 81. ayet. بَلَىٰ مَن كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَٰطَتْ بِهِۦ خَطِيٓـَٔتُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
Evet, kötülük işleyip suçu benliğini kaplamış (ve böylece şirke düşmüş) olan kimseler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Hayır! Kim bir kötülük işler de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte o kişiler ateş halkıdır. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
Aksine, kim kötülük yapar ve suçu onu vebaliyle çepeçevre kuşatırsa, işte onlar ateş halkıdır ve orada kalıcıdırlar.
Evet! İşte (böylesine) büyük bir kötülük işleyen ve (bunun) günahıyla çepeçevre kuşatılan kimseler var ya, işte böyleleridir içinde kalmak üzere ateşe mahkum olanlar!
Hayır! Gerçek onların sandığı gibi değil! Kim bir kötülük kazanırsa (düşündükleri veya elleriyle yaptıklarından dolayı) ve de o hatası kendisini (düşünce sistemini) kuşatırsa (hakikatı göremez hale gelirse), işte onlar ateş (yanma) ehlidir sonsuza dek!
Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
Hayır! Kim bir kötülük eder de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte o kimseler Cehennem ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.
Evet, öyle! Kim bir kötülük yapar ve suçu kendisini kuşatırsa, ateşin yoldaşları, işte onlardır. Sürekli orada kalacaklardır.
Hayır! Kim bir kötülük eder de, kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte o kimseler cehennemliklerdir. Onlar orada uzun süreli kalırlar.
Evet, günah işleyip suçu kendisini kuşatan kimseler ateş halkıdır; orada sürekli kalırlar.
Günah işleyip suçu kendisini kuşatan kimseler ateş halkıdır; orada sürekli kalırlar.
Evet kim bir kötülük yapmış da günahı kendisini her taraftan kuşatmış ise, işte öyleleri ateş ehli ve orada süresiz kalacaklardır.
Evet kim bir seyyie kesbetmiş de hatiesi kendini her taraftan kuşatmış ise işte öyleler, ateş ehli, hep onda muhalleddirler
Hayır! Kim bir kötülük yapar da yanlışları kendisini kuşatırsa, onlar Cehennem ehlidir ve onlar, orada kalıcıdırlar.
Hayır! Kim bir kötülük kazanır da yanlışları kendisini kuşatırsa, onlar Cehennem ehlidir ve onlar, orada kalıcıdırlar.
Hayır! Kim kötülük yapar da kötülük kendisini kuşatırsa, onlar Cehennem ehlidir ve onlar, orada kalıcıdırlar.
Kim kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, artık onlar ateşin halkıdırlar, orada sürekli kalırlar.
Hayır (iş öyle değil). Kim bir kötülük (günah) kazanır da suçu kendisini çepçevre kuşatırsa onlar cehennemin saahibleridirler. Onlar orada, bir daha çıkmamak üzere, kalıcıdırlar.
Hayır, kötülük yapıp da günahı kendisini kuşatan kimseler, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada temelli kalıcıdırlar.
(80-82) Dediler ki Ateş bize sayılı gün dokunacak (her gün her gün ateş yok) Deki Allah’tan bir söz mü aldınız / size söz mü verdi. (Varsa size bir sözü biz de bilelim) Allah ta asla sözünden vazgeçmez , yoksa siz Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? Bilakis kim kötülük kazanırsa yanlışları onu çepeçevre kuşatır , işte onlar ateş halkıdır , orada onlar kalıcıdırlar. (Sayılı gün kalmazlar) İman edenler ve Islah edici faaliyetler yapanlar ise işte onlar cennet halkıdırlar onlar da orada kalıcıdırlar. (Sayılı gün kalmazlar)
Hayır! günah işleyip günahı kendisini kuşatmış olan kimseler, cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Evet kim bir günah kazanır da suçu kendisini kuşatmış olursa işte onlar, ateş halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.
Hayır! Kötülük yapan ve günaha iyice batanlar dipnot 1 o ateşin ahalisidir. Onlar orada ölümsüz olarak kalırlar.[2]
Hayır! Kötülük yapan ve kötülüğe iyice batanlar Cehennem ahalisidirler, dipnot 1 orada ölümsüz olarak kalırlar.
Gerçek şu ki, günah işleyip günahı kendisini kuşatmış olan kimseler, cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
Gerçek şu ki, günah işleyip günahı kendisini kuşatmış olan kimseler, cehennemlikler işte onlardır. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
İş onların sandığı gibi değil. Kötülük ve çirkinlik kazanan, suçu kendisini kuşatmış olan kişiler, ateşin dostudurlar. Sürekli kalacaklardır orada.
Bakara suresi, 82. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
İman edip iyi işler yapanlara gelince onlar cennet halkıdır. Onlar da orada ebedî kalacaklardır.
İman eden ve ıslah edici iyilikler işleyen kimseler: İşte onlar cennet halkıdır ve onlar da orada kalıcıdırlar.
İmana ermiş olup doğru ve yararlı işler yapanlara gelince, sürekli içinde kalmak üzere cenneti hak edenler de işte bunlardır.
Onlar ki iman ederler ve salaha erdirici fiiller ortaya koyarlar, işte onlar cennet ehlidir ve sonsuza dek orada kalırlar.
İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
İman edip salih amel işleyenler ise onlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.
İnanmış olarak erdemli edimler yapanlar ise cennetin yoldaşlarıdır. Sürekli orada kalacaklardır.
İman edip yararlı iş yapanlara gelince, onlar da cennetliklerdir. Onlar orada süreli kalırlar.
Gerçeği onaylayıp erdemli bir hayat sürenler ise bahçe halkıdır; onlar da orada sürekli kalırlar.
İnanıp erdemli bir hayat sürenler ise cennet halkıdır; onlar da orada sürekli kalırlar.
İman edip iyi ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehli ve orada süresiz kalacaklardır.
iman edip salih salih ameller işleyenler, öyleler de işte cennet ehli hep onda muhalledler
İman edip, salihatı yapanlar dipnot 1 Cennet ehlidirler. Ve onlar orada kalıcıdırlar.
İman edip, salihatı yapanlar dipnot 1 Cennet ehlidirler. Ve onlar orada kalıcıdırlar.
İman edip, salihatı yapanlar dipnot 1 Cennet ehlidirler. Ve onlar orada kalıcıdırlar.
İnanıp salih amel işleyenler ise cennet halkıdır (ashabülcennet); onlar da orada sürekli kalırlar.
İman edib güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince) onlar da cennetin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada muhalleddirler (ebedi kalacaklardır).
İman edip, salih ameller işleyenler; işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada temelli kalıcıdırlar.
(80-82) Dediler ki Ateş bize sayılı gün dokunacak (her gün her gün ateş yok) Deki Allah’tan bir söz mü aldınız / size söz mü verdi. (Varsa size bir sözü biz de bilelim) Allah ta asla sözünden vazgeçmez , yoksa siz Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz? Bilakis kim kötülük kazanırsa yanlışları onu çepeçevre kuşatır , işte onlar ateş halkıdır , orada onlar kalıcıdırlar. (Sayılı gün kalmazlar) İman edenler ve Islah edici faaliyetler yapanlar ise işte onlar cennet halkıdırlar onlar da orada kalıcıdırlar. (Sayılı gün kalmazlar)
İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
İnanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar da cennet halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar ise cennet ahalisidir. Onlar da orada ölümsüz olarak kalırlar. dipnot 1
Allah'a inanıp güvenen ve iyi işler yapanlar da Cennet ahalisidir. Onlar da orada ölümsüz olarak kalırlar.
İman edip doğruları yapanlara gelince işte onlar cennetliklerdir. Onlar da orada ebedidirler.
İman edip doğruları yapanlara gelince işte onlar cennetliklerdir. Onlar da orada ebedidirler.
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar ise cennetin dostudurlar. Onlar da orada sürekli kalacaklardır.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.