7. sure

A'râf Suresi الأعراف

Bu sureyi dinle — okunan kelime işaretlenir

Konu dizini 21 konu
  1. Kitaba uyun; helâk edilen memleketler ve amellerin tartılması 1–10 karşılaştır — Kitaba uyun; helâk edilen memleketler ve amellerin tartılması
  2. Âdem, İblîs ve cennetten iniş 11–25 karşılaştır — Âdem, İblîs ve cennetten iniş
  3. Ey Âdemoğulları: giysi, ziynet ve ölçü; her milletin eceli 26–36 karşılaştır — Ey Âdemoğulları: giysi, ziynet ve ölçü; her milletin eceli
  4. Cehennemlikler, cennetlikler ve A'râf ehli 37–53 karşılaştır — Cehennemlikler, cennetlikler ve A'râf ehli
  5. Altı günde yaratılış; rüzgârlar ve ölü toprak 54–58 karşılaştır — Altı günde yaratılış; rüzgârlar ve ölü toprak
  6. Nûh 59–64 karşılaştır — Nûh
  7. Hûd ve Âd kavmi 65–72 karşılaştır — Hûd ve Âd kavmi
  8. Sâlih ve Semûd kavmi 73–79 karşılaştır — Sâlih ve Semûd kavmi
  9. Lût 80–84 karşılaştır — Lût
  10. Şu'ayb ve Medyen halkı 85–93 karşılaştır — Şu'ayb ve Medyen halkı
  11. Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak 94–102 karşılaştır — Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak
  12. Mûsâ ve Firavun; sihirbazların iman edişi 103–126 karşılaştır — Mûsâ ve Firavun; sihirbazların iman edişi
  13. Firavun ailesine gelen musibetler ve kurtuluş 127–137 karşılaştır — Firavun ailesine gelen musibetler ve kurtuluş
  14. Denizden geçiş ve "bize de bir ilah yap" isteği 138–141 karşılaştır — Denizden geçiş ve "bize de bir ilah yap" isteği
  15. Mûsâ'nın Tûr'a gidişi ve "beni göremezsin" 142–147 karşılaştır — Mûsâ'nın Tûr'a gidişi ve "beni göremezsin"
  16. Buzağı, levhalar, yetmiş kişi ve ümmî peygamber 148–157 karşılaştır — Buzağı, levhalar, yetmiş kişi ve ümmî peygamber
  17. Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent 158–171 karşılaştır — Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent
  18. Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi 172–181 karşılaştır — Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi
  19. Verilen mühlet ve kıyametin vakti 182–188 karşılaştır — Verilen mühlet ve kıyametin vakti
  20. Tek nefisten yaratılış ve âciz ilahlar 189–198 karşılaştır — Tek nefisten yaratılış ve âciz ilahlar
  21. Affı tut; şeytanın kışkırtması; Kur'an dinlenirken susmak 199–206 karşılaştır — Affı tut; şeytanın kışkırtması; Kur'an dinlenirken susmak

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Kitaba uyun; helâk edilen memleketler ve amellerin tartılması 1–10

  1. A'râf suresi, 1. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 1. ayet. الٓمٓصٓ

    elif-lâm-mîm-ṣâd.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 1. ayet

  2. A'râf suresi, 2. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 2. ayet. كِتَٰبٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُن فِى صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِۦ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

    kitâbün ünzile ileyke felâ yekün fî ṣadrike ḥaracüm minhü litünẕira bihî veẕikrâ lilmü'minîn.

    Edip Yüksel

    Bu, sana indirilen bir kitaptır. Onunla uyarman ve iman edenlere öğüt vermen konusunda göğsünde bir kuşku ve sıkıntı olmasın.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 2. ayet

  3. A'râf suresi, 3. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 3. ayet. ٱتَّبِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ

    ittebi`û mâ ünzile ileyküm mir rabbiküm velâ tettebi`û min dûnihî evliyâ'. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.

    Edip Yüksel

    Efendinizden size indirileni izleyin, O'ndan başkalarını dost edinerek izlemeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 3. ayet

  4. A'râf suresi, 4. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 4. ayet. وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا فَجَآءَهَا بَأْسُنَا بَيَٰتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ

    vekem min ḳaryetin ehleknâhâ fecâehâ be'sünâ beyâten ev hüm ḳâilûn.

    Edip Yüksel

    Yok ettiğimiz nice topluluklar, uyurlarken yahut gündüzün işlerine dalmış haldeyken azabımız kendilerine ulaştı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 4. ayet

  5. A'râf suresi, 5. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 5. ayet. فَمَا كَانَ دَعْوَىٰهُمْ إِذْ جَآءَهُم بَأْسُنَآ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

    femâ kâne da`vâhüm iẕ câehüm be'sünâ illâ en ḳâlû innâ künnâ żâlimîn.

    Edip Yüksel

    Kendilerine azabımız geldiği vakit, "Gerçekten bizler zalimler imişiz" demekten başka sözleri olmadı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 5. ayet

  6. A'râf suresi, 6. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 6. ayet. فَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْـَٔلَنَّ ٱلْمُرْسَلِينَ

    felenes'elenne-lleẕîne ürsile ileyhim velenes'elenne-lmürselîn.

    Edip Yüksel

    Kendilerine mesaj gönderilenleri de sorguya çekeceğiz, elçileri de sorguya çekeceğiz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 6. ayet

  7. A'râf suresi, 7. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 7. ayet. فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ

    feleneḳuṣṣanne `aleyhim bi`ilmiv vemâ künnâ gâibîn.

    Edip Yüksel

    Onlara bir bilgiyle bildireceğiz; biz onlardan hiç uzak kalmadık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 7. ayet

  8. A'râf suresi, 8. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 8. ayet. وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    velveznü yevmeiẕin-lḥaḳḳ. femen ŝeḳulet mevâzînühû feülâike hümü-lmüfliḥûn.

    Edip Yüksel

    O gün tartı dosdoğrudur. Tartıları ağır gelenler başarmış olanlardır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 8. ayet

  9. A'râf suresi, 9. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 9. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَظْلِمُونَ

    vemen ḫaffet mevâzînühû feülâike-lleẕîne ḫasirû enfüsehüm bimâ kânû biâyâtinâ yażlimûn.

    Edip Yüksel

    Tartıları hafif gelenler ise ayetlerimize karşı haksız davranarak kişiliklerini yitirmiş olanlardır. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Yaratıcımızın emirlerini dinlememenin sonucu kişilik zayıflar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 9. ayet

  10. A'râf suresi, 10. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 10. ayet. وَلَقَدْ مَكَّنَّٰكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

    veleḳad mekkennâküm fi-l'arḍi vece`alnâ leküm fîhâ me`âyiş. ḳalîlem mâ teşkürûn.

    Edip Yüksel

    Sizleri yeryüzüne yerleştirdik ve orada size yaşama imkanları sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 10. ayet

Âdem, İblîs ve cennetten iniş 11–25

  1. A'râf suresi, 11. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 11. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَٰكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَٰكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ

    veleḳad ḫalaḳnâküm ŝümme ṣavvernâküm ŝümme ḳulnâ lilmelâiketi-scüdû liâdem. fesecedû illâ iblîs. lem yeküm mine-ssâcidîn.

    Edip Yüksel

    Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra meleklere, "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç hepsi secde etti; o secde edenlerden olmadı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 11. ayet

  2. A'râf suresi, 12. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 12. ayet. قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ

    ḳâle mâ mene`ake ellâ tescüde iẕ emertük. ḳâle ene ḫayrum minh. ḫalaḳtenî min nâriv veḫalaḳtehû min ṭîn.

    Edip Yüksel

    Dedi: "Sana emrettiğim zaman seni secde etmekten ne alıkoydu?" Dedi: "Ben ondan daha iyiyim; Sen beni ateşten yarattın, onu ise balçıktan yarattın" dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak 15:28.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 12. ayet

  3. A'râf suresi, 13. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 13. ayet. قَالَ فَٱهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَٱخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ ٱلصَّٰغِرِينَ

    ḳâle fehbiṭ minhâ femâ yekûnü leke en tetekebbera fîhâ faḫruc inneke mine-ṣṣâgirîn.

    Edip Yüksel

    "Oradan aşağı in" dedi, "Orada büyüklük taslayamazsın. Defol. Değerini yitirdin!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 13. ayet

  4. A'râf suresi, 14. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 14. ayet. قَالَ أَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    ḳâle enżirnî ilâ yevmi yüb`aŝûn.

    Edip Yüksel

    "Dirilecekleri güne kadar bana süre tanı" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 14. ayet

  5. A'râf suresi, 15. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 15. ayet. قَالَ إِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ

    ḳâle inneke mine-lmünżarîn.

    Edip Yüksel

    "Sana süre tanınmıştır" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 15. ayet

  6. A'râf suresi, 16. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 16. ayet. قَالَ فَبِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَٰطَكَ ٱلْمُسْتَقِيمَ

    ḳâle febimâ agveytenî leaḳ`udenne lehüm ṣirâṭake-lmüsteḳîm.

    Edip Yüksel

    "Beni saptırmana karşılık, onlar için senin dosdoğru yolun üzerine sinsice oturacağım." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Şeytan yani Sapkın sabıkalı bir yalancıdır, izleyenleri de (7:20; 6:22-23).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 16. ayet

  7. A'râf suresi, 17. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 17. ayet. ثُمَّ لَـَٔاتِيَنَّهُم مِّنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَٰنِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَٰكِرِينَ

    ŝümme leâtiyennehüm mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim ve`an eymânihim ve`an şemâilihim. velâ tecidü ekŝerahüm şâkirîn.

    Edip Yüksel

    "Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından kendilerine sokulacağım. Böylece çoklarını şükreder bulmayacaksın."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 17. ayet

  8. A'râf suresi, 18. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 18. ayet. قَالَ ٱخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ

    ḳâle-ḫruc minhâ meẕ'ûmem medḥûrâ. lemen tebi`ake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecme`în.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Horlanmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Onlardan sana uyanlara gelince, hepinizle cehennemi dolduracağım."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 18. ayet

  9. A'râf suresi, 19. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 19. ayet. وَيَٰٓـَٔادَمُ ٱسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ ٱلْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    veyâ âdemü-skün ente vezevcüke-lcennete fekülâ min ḥayŝü şi'tümâ velâ taḳrabâ hâẕihi-şşecerate fetekûnâ mine-żżâlimîn.

    Edip Yüksel

    "Adem, sen ve eşin bahçede durup dilediğiniz yerden yeyin. Şu ağaçtan yemeyin; yoksa zalimlerden olursunuz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 19. ayet

  10. A'râf suresi, 20. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 20. ayet. فَوَسْوَسَ لَهُمَا ٱلشَّيْطَٰنُ لِيُبْدِىَ لَهُمَا مَا وُۥرِىَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَٰتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَىٰكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَٰذِهِ ٱلشَّجَرَةِ إِلَّآ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ ٱلْخَٰلِدِينَ

    fevesvese lehüme-şşeyṭânü liyübdiye lehümâ mâ vûriye `anhümâ min sev'âtihimâ veḳâle mâ nehâkümâ rabbükümâ `an hâẕihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lḫâlidîn.

    Edip Yüksel

    Sapkın, kendilerinden gizlenmiş olan bedenlerini ortaya çıkarmak için onlara fısıldadı: "Efendinizin sizi bu ağaçtan menetmesinin sebebi, ikinizin birer melek veya birer ebedî varlık olmamanız içindir" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 20. ayet

  11. A'râf suresi, 21. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 21. ayet. وَقَاسَمَهُمَآ إِنِّى لَكُمَا لَمِنَ ٱلنَّٰصِحِينَ

    veḳâsemehümâ innî lekümâ lemine-nnâṣiḥîn.

    Edip Yüksel

    Kendilerine yemin de etti: "Ben size öğüt veriyorum."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 21. ayet

  12. A'râf suresi, 22. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 22. ayet. فَدَلَّىٰهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا ٱلشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ وَنَادَىٰهُمَا رَبُّهُمَآ أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا ٱلشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَآ إِنَّ ٱلشَّيْطَٰنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

    fedellâhümâ bigurûr. felemmâ ẕâḳe-şşecerate bedet lehümâ sev'âtühümâ veṭafiḳâ yaḫṣifâni `aleyhimâ miv veraḳi-lcenneh. venâdâhümâ rabbühümâ elem enhekümâ `an tilküme-şşecerati veeḳul lekümâ inne-şşeyṭâne lekümâ `adüvvüm mübîn.

    Edip Yüksel

    Böylece onları yalanlarla aldattı. Ağacı tadınca bedenleri kendilerine göründü. Üzerlerini bahçe yapraklarıyla örtmeye başladılar. Efendi'leri kendilerini çağırdı: "O ağaçtan ikinizi menetmedim mi ve sapkının ikinize düşman olduğunu söylemedim mi?" dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak 7:26.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 22. ayet

  13. A'râf suresi, 23. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 23. ayet. قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    ḳâlâ rabbenâ żalemnâ enfüsenâ veil lem tagfir lenâ veterḥamnâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.

    Edip Yüksel

    Her ikisi: "Efendimiz, kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize acımazsan kaybedenlerden oluruz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 23. ayet

  14. A'râf suresi, 24. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 24. ayet. قَالَ ٱهْبِطُوا۟ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ

    ḳâle-hbiṭû ba`ḍuküm liba`ḍin `adüvv. veleküm fi-l'arḍi müsteḳarruv vemetâ`un ilâ ḥîn.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Birbirinize düşmanlar olarak aşağı ininiz. Belirlenmiş bir süreye kadar yeryüzünde yerleşip geçineceksiniz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 24. ayet

  15. A'râf suresi, 25. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 25. ayet. قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ

    ḳâle fîhâ taḥyevne vefîhâ temûtûne veminhâ tuḫracûn.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 25. ayet

Ey Âdemoğulları: giysi, ziynet ve ölçü; her milletin eceli 26–36

  1. A'râf suresi, 26. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 26. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَٰرِى سَوْءَٰتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ ٱلتَّقْوَىٰ ذَٰلِكَ خَيْرٌ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

    yâ benî âdeme ḳad enzelnâ `aleyküm libâsey yüvârî sev'âtiküm verîşâ. velibâsü-ttaḳvâ ẕâlike ḫayr. ẕâlike min âyâti-llâhi le`allehüm yeẕẕekkerûn.

    Edip Yüksel

    Ademoğulları, size, bedeninizi örtecek ve süsleyecek elbiseler hazırladık. Erdemlilik elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar, ALLAH'ın işaretleridir, olur ki öğüt alırsınız. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Her ne hikmetse geleneksel yorumcular burada "beden" olarak çevirdiğimiz kelimeyi "çirkin yerler" olarak çevirmekte ve bunu cinsel organlar anlamında kullanmaktadırlar. Cennette işlediğimiz günah sonucu bedenlenmemiz olumsuz bir olaydı; ama bedenimizin en önemli ve en "ilginç" parçalarından biri olan cinsel organları "çirkin yerler" olarak tanımlamak yanlıştır. * Allah bizi güzel bir biçimde yarattı; cinsel organlarımız dahil. "Beden" veya "vücut" diye çevrilmesi gerektiğine inandığımız "SeVeT" kelimesinin geçtiği diğer ayetler için bak 5:31; 7:20, 22, 27; 20:121.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 26. ayet

  2. A'râf suresi, 27. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 27. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ كَمَآ أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ ٱلْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَٰتِهِمَآ إِنَّهُۥ يَرَىٰكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُۥ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا ٱلشَّيَٰطِينَ أَوْلِيَآءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ

    yâ benî âdeme lâ yeftinennekümü-şşeyṭânü kemâ aḫrace ebeveyküm mine-lcenneti yenzi`u `anhümâ libâsehümâ liyüriyehümâ sev'âtihimâ. innehû yerâküm hüve veḳabîlühû min ḥayŝü lâ teravnehüm. innâ ce`alne-şşeyâṭîne evliyâe lilleẕîne lâ yü'minûn.

    Edip Yüksel

    Ademoğulları, sapkın, ana babanızın vücutlarını kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak bahçeden çıkardığı gibi sizi de şaşırtmasın. O ve kabilesi sizin onları görmediğiniz yerden sizi görürler. Biz, sapkınları, onaylamayanların dostları yaptık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 27. ayet

  3. A'râf suresi, 28. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 28. ayet. وَإِذَا فَعَلُوا۟ فَٰحِشَةً قَالُوا۟ وَجَدْنَا عَلَيْهَآ ءَابَآءَنَا وَٱللَّهُ أَمَرَنَا بِهَا قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَأْمُرُ بِٱلْفَحْشَآءِ أَتَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    veiẕâ fe`alû fâḥişeten ḳâlû vecednâ `aleyhâ âbâenâ vellâhü emeranâ bihâ. ḳul inne-llâhe lâ ye'müru bilfaḥşâ'. eteḳûlûne `ale-llâhi mâ lâ ta`lemûn.

    Edip Yüksel

    Herhangi bir kötü şey işledikleri zaman, "Atalarımızı böyle yapar bulduk; ALLAH da bize öyle emretti" derler. De ki: "ALLAH kötü bir şeyi emretmez. ALLAH hakkında nasıl olur da bilmediklerinizi söylersiniz?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 28. ayet

  4. A'râf suresi, 29. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 29. ayet. قُلْ أَمَرَ رَبِّى بِٱلْقِسْطِ وَأَقِيمُوا۟ وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ

    ḳul emera rabbî bilḳisṭ. veeḳîmû vucûheküm `inde külli mescidiv ved`ûhü muḫliṣîne lehü-ddîne. kemâ bedeeküm te`ûdûn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 29. ayet

  5. A'râf suresi, 30. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 30. ayet. فَرِيقًا هَدَىٰ وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلضَّلَٰلَةُ إِنَّهُمُ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ

    ferîḳan hedâ veferîḳan ḥaḳḳa `aleyhimu-ḍḍalâleh. innehümü-tteḫaẕü-şşeyâṭîne evliyâe min dûni-llâhi veyaḥsebûne ennehüm mühtedûn.

    Edip Yüksel

    Bir grubu doğru yola iletti, bir grup da sapıklığı hak etti. Onlar, sapkınları ALLAH'tan başka dostlar edindiler ama kendilerini doğru yolda sanıyorlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 30. ayet

  6. A'râf suresi, 31. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 31. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ خُذُوا۟ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ

    yâ benî âdeme ḫuẕû zîneteküm `inde külli mescidiv vekülû veşrabû velâ tüsrifû. innehû lâ yüḥibbü-lmüsrifîn.

    Edip Yüksel

    Ademoğulları, mescitlere giderken süsleniniz. Yiyiniz içiniz; ancak oburluk ve savurganlık yapmayınız. O, oburları ve savurganları sevmez. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Arapça kelime "israf etmeyiniz" yani "sınırı aşmayınız" anlamındadır. Ayetin bağlamında, yemek ile ilgili olarak sınır iki türlü anlaşılabilir: oburluk veya savurganlık. İsraf kelimesi Türkçeye sadece "savurganlık" anlamında daraltılarak girmiş.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 31. ayet

  7. A'râf suresi, 32. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 32. ayet. قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِىٓ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِۦ وَٱلطَّيِّبَٰتِ مِنَ ٱلرِّزْقِ قُلْ هِىَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    ḳul men ḥarrame zînete-llâhi-lletî aḫrace li`ibâdihî veṭṭayyibâti mine-rrizḳ. ḳul hiye lilleẕîne âmenû fi-lḥayâti-ddünyâ ḫâliṣatey yevme-lḳiyâmeh. keẕâlike nüfeṣṣilü-l'âyâti liḳavmiy ya`lemûn.

    Edip Yüksel

    De ki: "ALLAH'ın, kendi kulları için yarattığı süsleri ve güzel rızıkları kim haram edebilir?" De ki: "Onlar dünya hayatında iman edenler içindir, ahirette ise sadece onlar içindir." Bilen bir toplum için ayetlerimizi böyle detaylı açıklarız. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu ayet, uydurma Hadislerle erkeklere altın ve ipeği yasaklayan ruhbanları hedeflemektedir. Gerçeği onaylayanlara ahirette verileceği açıklanan "altın, ipek" gibi süsleri (18:31; 22:23; 35:33) dünya hayatında da yasaklamayan Kuran'a rağmen onları yasaklayanlar putlaştırdıkları Muhammed peygamber tarafından Tanrı'ya şikayet edileceklerdir (25:30).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 32. ayet

  8. A'râf suresi, 33. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 33. ayet. قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّىَ ٱلْفَوَٰحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَٱلْإِثْمَ وَٱلْبَغْىَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَأَن تُشْرِكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَٰنًا وَأَن تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    ḳul innemâ ḥarrame rabbiye-lfevâḥişe mâ żahera minhâ vemâ beṭane vel'iŝme velbagye bigayri-lḥaḳḳi veen tüşrikû billâhi mâ lem yünezzil bihî sülṭânev veen teḳûlû `ale-llâhi mâ lâ ta`lemûn.

    Edip Yüksel

    De ki: "Efendim, ancak kötü işlerin açığını ve gizlisini, günahları, haksız yere saldırmayı, kendilerine hiçbir otorite ve güç vermediği bir şeyi ALLAH'a ortak koşmanızı ve ALLAH hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 33. ayet

  9. A'râf suresi, 34. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 34. ayet. وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

    velikülli ümmetin ecel. feiẕâ câe ecelühüm lâ yeste'ḫirûne sâ`atev velâ yestaḳdimûn.

    Edip Yüksel

    Her bir toplumun bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 34. ayet

  10. A'râf suresi, 35. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 35. ayet. يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِى فَمَنِ ٱتَّقَىٰ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

    yâ benî âdeme immâ ye'tiyenneküm rusülüm minküm yeḳuṣṣûne `aleyküm âyâtî femeni-tteḳâ veaṣleḥa felâ ḫavfün `aleyhim velâ hüm yaḥzenûn.

    Edip Yüksel

    Ademoğulları, size içinizden elçiler gelip size ayetlerimi bildirdikleri zaman dinleyip kendilerini düzeltenlere ne bir korku vardır ne de onlar üzülürler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 35. ayet

  11. A'râf suresi, 36. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 36. ayet. وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسْتَكْبَرُوا۟ عَنْهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû `anhâ ülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn.

    Edip Yüksel

    Büyüklük taslayarak ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır; orada ebedî kalıcıdırlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 36. ayet

Cehennemlikler, cennetlikler ve A'râf ehli 37–53

  1. A'râf suresi, 37. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 37. ayet. فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِـَٔايَٰتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوٓا۟ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ قَالُوا۟ ضَلُّوا۟ عَنَّا وَشَهِدُوا۟ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ كَٰفِرِينَ

    femen ażlemü mimmeni-fterâ `ale-llâhi keẕiben ev keẕẕebe biâyâtih. ülâike yenâlühüm neṣîbühüm mine-lkitâb. ḥattâ iẕâ câethüm rusülünâ yeteveffevnehüm ḳâlû eyne mâ küntüm ted`ûne min dûni-llâh. ḳâlû ḍallû `annâ veşehidû `alâ enfüsihim ennehüm kânû kâfirîn.

    Edip Yüksel

    ALLAH'a yalan iftira edenden veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onların kitapta anlatılan payları kendilerine erişecektir. Elçilerimiz kendilerine gelip canlarını alırken: "Allah'ın dışında hizmet ettikleriniz nerede" dediklerinde, "Bizi terk ettiler" derler. İnkarcı olduklarına dair kendi aleyhlerinde tanıklık ederler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 37. ayet

  2. A'râf suresi, 38. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 38. ayet. قَالَ ٱدْخُلُوا۟ فِىٓ أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ فِى ٱلنَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّىٰٓ إِذَا ٱدَّارَكُوا۟ فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَىٰهُمْ لِأُولَىٰهُمْ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ أَضَلُّونَا فَـَٔاتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِّنَ ٱلنَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَٰكِن لَّا تَعْلَمُونَ

    ḳâle-dḫulû fî ümemin ḳad ḫalet min ḳabliküm mine-lcinni vel'insi fi-nnâr. küllemâ deḫalet ümmetül le`anet uḫtehâ. ḥattâ iẕe-ddârakû fîhâ cemî`an ḳâlet uḫrâhüm liûlâhüm rabbenâ hâülâi eḍallûnâ feâtihim `aẕâben ḍi`fem mine-nnâr. ḳâle liküllin ḍi`füv velâkil lâ ta`lemûn.

    Edip Yüksel

    "Sizden önce geçen cin ve insan topluluklarıyla birlikte ateşe girin" dedi. Her ne zaman bir topluluk girdiyse bir öncekine lanet etti. Hepsi oraya vardığında sonrakiler öncekiler için: "Efendimiz, bizi bunlar saptırdı. Bunlara ateşten bir kat daha fazla azap ver" dediler. "Hepsi için iki kat vardır. Ancak bilmezsiniz" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 38. ayet

  3. A'râf suresi, 39. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 39. ayet. وَقَالَتْ أُولَىٰهُمْ لِأُخْرَىٰهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ

    veḳâlet ûlâhüm liuḫrâhüm femâ kâne leküm `aleynâ min faḍlin feẕûḳu-l`aẕâbe bimâ küntüm teksibûn.

    Edip Yüksel

    Öncekiler sonrakilere, "Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktur. Kazandıklarınızdan ötürü azabı tadın" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 39. ayet

  4. A'râf suresi, 40. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 40. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱسْتَكْبَرُوا۟ عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَٰبُ ٱلسَّمَآءِ وَلَا يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ حَتَّىٰ يَلِجَ ٱلْجَمَلُ فِى سَمِّ ٱلْخِيَاطِ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُجْرِمِينَ

    inne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vestekberû `anhâ lâ tüfetteḥu lehüm ebvâbü-ssemâi velâ yedḫulûne-lcennete ḥattâ yelice-lcemelü fî semmi-lḫiyâṭ. vekeẕâlike neczi-lmücrimîn.

    Edip Yüksel

    Ayetlerimizi inkar edenlere ve onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapısı açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe de bahçeye girmezler. Suçluları böyle cezalandırırız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 40. ayet

  5. A'râf suresi, 41. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 41. ayet. لَهُم مِّن جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِن فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّٰلِمِينَ

    lehüm min cehenneme mihâdüv vemin fevḳihim gavâş. vekeẕâlike neczi-żżâlimîn.

    Edip Yüksel

    Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerinde de bir örtü vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 41. ayet

  6. A'râf suresi, 42. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 42. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    velleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lâ nükellifü nefsen illâ vus`ahâ. ülâike aṣḥâbü-lcenneh. hüm fîhâ ḫâlidûn.

    Edip Yüksel

    Gerçeği onaylayıp erdemli bir hayat sürenlere gelince, biz hiç kimseye kapasitesinin üstünde sorumluluk yüklemeyiz; onlar bahçe halkıdır. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 42. ayet

  7. A'râf suresi, 43. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 43. ayet. وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى هَدَىٰنَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلَآ أَنْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ وَنُودُوٓا۟ أَن تِلْكُمُ ٱلْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

    veneza`nâ mâ fî ṣudûrihim min gillin tecrî min taḥtihimü-l'enhâr. veḳâlü-lḥamdü lillâhi-lleẕî hedânâ lihâẕâ vemâ künnâ linehtediye levlâ en hedâne-llâh. leḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. venûdû en tilkümü-lcennetü ûriŝtümûhâ bimâ küntüm ta`melûn.

    Edip Yüksel

    Göğüslerinden kin ve kıskançlık duygularını çıkardık. Altlarından nehirler akarken: "Bizi buna ulaştıran ALLAH'a övgüler olsun. ALLAH bizi doğruya iletmeseydi biz doğruyu bulamazdık. Efendimizin elçileri gerçeği getirmişlerdi" dediler. Kendilerine: "İşte bu bahçe sizindir. Yaptıklarınıza karşılık olarak onu miras aldınız" diye seslendik.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 43. ayet

  8. A'râf suresi, 44. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 44. ayet. وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا۟ نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌۢ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ

    venâdâ aṣḥâbü-lcenneti aṣḥâbe-nnâri en ḳad vecednâ mâ ve`adenâ rabbünâ ḥaḳḳan fehel vecettüm mâ ve`ade rabbüküm ḥaḳḳâ. ḳâlû ne`am. feeẕẕene müeẕẕinüm beynehüm el la`netü-llâhi `ale-żżâlimîn.

    Edip Yüksel

    Bahçe halkı cehennem halkına seslenir: "Efendimizin bize söz verdiğini gerçek olarak bulduk. Efendinizin size söz verdiğini siz de gerçek olarak buldunuz mu?" "Evet!" derler. Biri aralarında şunu ilan eder: "ALLAH'ın laneti zalimlerin üzerine olsun."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 44. ayet

  9. A'râf suresi, 45. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 45. ayet. ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ كَٰفِرُونَ

    elleẕîne yeṣuddûne `an sebîli-llâhi veyebgûnehâ `ivecâ. vehüm bil'âḫirati kâfirûn.

    Edip Yüksel

    Onlar ki ALLAH'ın yolundan alıkoyarlar ve onu eğriltmek isterler. Ahiret konusunda da inkarcıdırlar.Bahçe ile Cehennemlikleri Yüzlerinden Tanıyan Görevliler

    Ayet detayı — A'râf suresi, 45. ayet

  10. A'râf suresi, 46. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 46. ayet. وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى ٱلْأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّۢا بِسِيمَىٰهُمْ وَنَادَوْا۟ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَن سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ

    vebeynehümâ ḥicâb. ve`ale-l'a`râfi ricâlüy ya`rifûne küllem bisîmâhüm. venâdev aṣḥâbe-lcenneti en selâmün `aleyküm lem yedḫulûhâ vehüm yaṭme`ûn.

    Edip Yüksel

    Aralarını bir perde böler. Kimlik istasyonunda bazı kimseler var ki herkesi görünüşlerinden tanırlar. Bahçe halkına, "Selam size" diye seslenirler. Bunlar oraya, canları istedikleri halde giremediler. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak: 2:26; 13:35; 47:15. Ayrıca bak 12:109; 33:4; 39:29; 72:5

    Ayet detayı — A'râf suresi, 46. ayet

  11. A'râf suresi, 47. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 47. ayet. وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَٰرُهُمْ تِلْقَآءَ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ قَالُوا۟ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    veiẕâ ṣurifet ebṣâruhüm tilḳâe aṣḥâbi-nnâri ḳâlû rabbenâ lâ tec`alnâ me`a-lḳavmi-żżâlimîn.

    Edip Yüksel

    Gözleri ateş halkına çevrildiğinde, "Efendimiz, bizi zalim toplulukla birlikte bulundurma" derler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 47. ayet

  12. A'râf suresi, 48. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 48. ayet. وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْأَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُم بِسِيمَىٰهُمْ قَالُوا۟ مَآ أَغْنَىٰ عَنكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ

    venâdâ aṣḥâbü-l'a`râfi ricâley ya`rifûnehüm bisîmâhüm ḳâlû mâ agnâ `anküm cem`uküm vemâ küntüm testekbirûn.

    Edip Yüksel

    Kimlik istasyonunda bulunanlar, görünüşlerinden tanıdıkları kimselere seslenirler: "Sizin cemaatiniz ve büyüklük taslamış olmanız size hiçbir yarar sağlamadı."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 48. ayet

  13. A'râf suresi, 49. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 49. ayet. أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ ٱللَّهُ بِرَحْمَةٍ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ

    ehâülâi-lleẕîne aḳsemtüm lâ yenâlühümü-llâhü biraḥmeh. üdḫulü-lcennete lâ ḫavfün `aleyküm velâ entüm taḥzenûn.

    Edip Yüksel

    "‘ALLAH onlara bir rahmet dokundurmayacak' diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? Bahçeye girin; size bir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 49. ayet

  14. A'râf suresi, 50. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 50. ayet. وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا۟ عَلَيْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

    venâdâ aṣḥâbü-nnâri aṣḥâbe-lcenneti en efîḍû `aleynâ mine-lmâi ev mimmâ razeḳakümü-llâh. ḳâlû inne-llâhe ḥarramehümâ `ale-lkâfirîn.

    Edip Yüksel

    Ateş halkı, bahçe halkına seslendi: "Suyunuzdan, yahut ALLAH'ın size verdiği bazı nimetlerden üstümüze akıtın." Onlar da dediler ki: "ALLAH bu ikisini kafirlere haram kılmıştır."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 50. ayet

  15. A'râf suresi, 51. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 51. ayet. ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا فَٱلْيَوْمَ نَنسَىٰهُمْ كَمَا نَسُوا۟ لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ

    elleẕîne-tteḫaẕû dînehüm lehvev vele`ibev vegarrathümü-lḥayâtü-ddünyâ. felyevme nensâhüm kemâ nesû liḳâe yevmihim hâẕâ vemâ kânû biâyâtinâ yecḥadûn.

    Edip Yüksel

    Onlar dinlerini hafife aldılar ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Bugünleriyle karşılaşacaklarını unuttukları ve ayetlerimizi reddettikleri için bugün onları unuturuz!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 51. ayet

  16. A'râf suresi, 52. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 52. ayet. وَلَقَدْ جِئْنَٰهُم بِكِتَٰبٍ فَصَّلْنَٰهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    veleḳad ci'nâhüm bikitâbin feṣṣalnâhü `alâ `ilmin hüdev veraḥmetel liḳavmiy yü'minûn.

    Edip Yüksel

    Bilgiyle detaylandırdığımız, gerçeği onaylayan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak 11:1.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 52. ayet

  17. A'râf suresi, 53. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 53. ayet. هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا تَأْوِيلَهُۥ يَوْمَ يَأْتِى تَأْوِيلُهُۥ يَقُولُ ٱلَّذِينَ نَسُوهُ مِن قَبْلُ قَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ فَهَل لَّنَا مِن شُفَعَآءَ فَيَشْفَعُوا۟ لَنَآ أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

    hel yenżurûne illâ te'vîleh. yevme ye'tî te'vîlühû yeḳûlü-lleẕîne nesûhü min ḳablü ḳad câet rusülü rabbinâ bilḥaḳḳ. fehel lenâ min şüfe`âe feyeşfe`û lenâ ev nüraddü fena`mele gayra-lleẕî künnâ na`mel. ḳad ḫasirû enfüsehüm veḍalle `anhüm mâ kânû yefterûn.

    Edip Yüksel

    Onun haberlerinin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Haberleri gerçekleştiği gün, onu daha önce önemsemeyenler, "Efendimizin elçileri gerçeği getirmişlerdi. Bizim için aracılık edecek bir şefaatçi var mı? Yahut, öncekinden farklı davranmak için geri gönderilsek" derler. Kişiliklerini yitirmişlerdir ve uydurdukları şeyler de onları terk etmiştir.Evrenlerin Efendisi Allah En Yücedir

    Ayet detayı — A'râf suresi, 53. ayet

Altı günde yaratılış; rüzgârlar ve ölü toprak 54–58

  1. A'râf suresi, 54. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 54. ayet. إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يُغْشِى ٱلَّيْلَ ٱلنَّهَارَ يَطْلُبُهُۥ حَثِيثًا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ وَٱلنُّجُومَ مُسَخَّرَٰتٍۭ بِأَمْرِهِۦٓ أَلَا لَهُ ٱلْخَلْقُ وَٱلْأَمْرُ تَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    inne rabbekümü-llâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ `ale-l`arşi yugşi-lleyle-nnehâra yaṭlübühû ḥaŝîŝev veşşemse velḳamera vennücûme müseḫḫarâtim biemrih. elâ lehü-lḫalḳu vel'emr. tebârake-llâhü rabbü-l`âlemîn.

    Edip Yüksel

    Efendiniz ALLAH, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra otoritesini kurandır. Geceyi, onu durmadan kovalayan gündüze bürüyüp örter. Güneş, ay ve yıldızlar O'nun yönetimine boyun eğmiştir. Yaratılış da, yönetim de O'na aittir. Evrenlerin Efendisi olan ALLAH ne uludur! dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Altı günde yaratma olayı yaratılıştaki evrimi ve dört günde yaratıldığı belirtilen yeryüzünün yapısının göreli karmaşıklığını yansıtan mecazi bir birimdir. * Bak 41:10.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 54. ayet

  2. A'râf suresi, 55. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 55. ayet. ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

    üd`û rabbeküm teḍarru`av veḫufyeh. innehû lâ yüḥibbü-lmü`tedîn.

    Edip Yüksel

    Efendinizi içtenlikle ve gizlice çağırın. O, sınırı aşanları sevmez.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 55. ayet

  3. A'râf suresi, 56. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 56. ayet. وَلَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَٰحِهَا وَٱدْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ ٱللَّهِ قَرِيبٌ مِّنَ ٱلْمُحْسِنِينَ

    velâ tüfsidû fi-l'arḍi ba`de iṣlâḥihâ ved`ûhü ḫavfev veṭame`â. inne raḥmete-llâhi ḳarîbüm mine-lmuḥsinîn.

    Edip Yüksel

    Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O'na korku ve umutla yalvarın. ALLAH'ın rahmeti güzel davrananlara yakındır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 56. ayet

  4. A'râf suresi, 57. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 57. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَٰهُ لِبَلَدٍ مَّيِّتٍ فَأَنزَلْنَا بِهِ ٱلْمَآءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ كَذَٰلِكَ نُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

    vehüve-lleẕî yürsilü-rriyâḥa büşram beyne yedey raḥmetih. ḥattâ iẕâ eḳallet seḥâben ŝiḳâlen suḳnâhü libeledim meyyitin feenzelnâ bihi-lmâe feaḫracnâ bihî min külli-ŝŝemerât. keẕâlike nuḫricü-lmevtâ le`alleküm teẕekkerûn.

    Edip Yüksel

    O, rahmetinin bir ön müjdesi olarak rüzgarları gönderendir. Toplanıp yüklendikten sonra ağır bulutları ölü bir toprağa süreriz. Onunla su indirir ve onunla her çeşit ürünü çıkarırız. Ölüleri de böyle çıkarırız. Belki bundan bir öğüt alırsınız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 57. ayet

  5. A'râf suresi, 58. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 58. ayet. وَٱلْبَلَدُ ٱلطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُۥ بِإِذْنِ رَبِّهِۦ وَٱلَّذِى خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًا كَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ

    velbeledu-ṭṭayyibü yaḫrucü nebâtühû biiẕni rabbih. velleẕî ḫabüŝe lâ yaḫrucü illâ nekidâ. keẕâlike nüṣarrifü-l'âyâti liḳavmiy yeşkürûn.

    Edip Yüksel

    İyi arazi, Efendisinin izniyle bitki verir. Kötü olanı ise, pek yararlı bir şey vermez. Şükreden bir topluluk için ayetleri böyle açıklarız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 58. ayet

Nûh 59–64

  1. A'râf suresi, 59. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 59. ayet. لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

    leḳad erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî feḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. innî eḫâfü `aleyküm `aẕâbe yevmin `ażîm.

    Edip Yüksel

    Nuh'u halkına gönderdik: "Ey halkım, ALLAH'a hizmet edin. O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Sizin için büyük günün azabından korkarım" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 59. ayet

  2. A'râf suresi, 60. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 60. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    ḳâle-lmeleü min ḳavmihî innâ lenerâke fî ḍalâlim mübîn.

    Edip Yüksel

    Halkının ileri gelenleri, "Seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 60. ayet

  3. A'râf suresi, 61. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 61. ayet. قَالَ يَٰقَوْمِ لَيْسَ بِى ضَلَٰلَةٌ وَلَٰكِنِّى رَسُولٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâle yâ ḳavmi leyse bî ḍalâletüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-l`âlemîn.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Halkım, bende bir sapıklık yoktur; ancak ben evrenlerin Efendisi tarafından gönderilmiş bir elçiyim."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 61. ayet

  4. A'râf suresi, 62. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 62. ayet. أُبَلِّغُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَأَنصَحُ لَكُمْ وَأَعْلَمُ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    übelliguküm risâlâti rabbî veenṣaḥu leküm vea`lemü mine-llâhi mâ lâ ta`lemûn.

    Edip Yüksel

    "Size Efendimin mesajını iletiyor ve size öğüt veriyorum. Sizin bilmediklerinizi ALLAH aracılığıyla biliyorum."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 62. ayet

  5. A'râf suresi, 63. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 63. ayet. أَوَعَجِبْتُمْ أَن جَآءَكُمْ ذِكْرٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍ مِّنكُمْ لِيُنذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا۟ وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    eve`acibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm `alâ racülim minküm liyünẕiraküm velitetteḳû vele`alleküm türḥamûn.

    Edip Yüksel

    "Sizi uyarmak için ve erdemli bir hayat sürüp merhamet edilmeniz için sizden bir adama Efendinizden bir mesajın gelmesine mi şaştınız?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 63. ayet

  6. A'râf suresi, 64. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 64. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَنجَيْنَٰهُ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ وَأَغْرَقْنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا عَمِينَ

    fekeẕẕebûhü feenceynâhü velleẕîne me`ahû fi-lfülki veagraḳne-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. innehüm kânû ḳavmen `amîn.

    Edip Yüksel

    Onu yalanladılar. Bunun üzerine onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Onlar kör bir halktı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 64. ayet

Hûd ve Âd kavmi 65–72

  1. A'râf suresi, 65. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 65. ayet. وَإِلَىٰ عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ أَفَلَا تَتَّقُونَ

    veilâ `âdin eḫâhüm hûdâ. ḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn.

    Edip Yüksel

    Ad halkına da kardeşleri Hud'u gönderdik. "Halkım, ALLAH'a hizmet edin. O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Erdemli olmayacak mısınız?" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 65. ayet

  2. A'râf suresi, 66. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 66. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِى سَفَاهَةٍ وَإِنَّا لَنَظُنُّكَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ

    ḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî innâ lenerâke fî sefâhetiv veinnâ leneżunnüke mine-lkâẕibîn.

    Edip Yüksel

    Halkından ileri gelen inkarcılar, "Biz seni beyinsizlik içinde görüyoruz. Biz seni yalancı sanıyoruz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 66. ayet

  3. A'râf suresi, 67. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 67. ayet. قَالَ يَٰقَوْمِ لَيْسَ بِى سَفَاهَةٌ وَلَٰكِنِّى رَسُولٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâle yâ ḳavmi leyse bî sefâhetüv velâkinnî rasûlüm mir rabbi-l`âlemîn.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Ey halkım, ben beyinsiz değilim; fakat ben, evrenlerin Efendinden bir elçiyim."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 67. ayet

  4. A'râf suresi, 68. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 68. ayet. أُبَلِّغُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَأَنَا۠ لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ

    übelliguküm risâlâti rabbî veenâ leküm nâṣiḥun emîn.

    Edip Yüksel

    "Size Efendimin mesajını iletiyorum. Sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 68. ayet

  5. A'râf suresi, 69. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 69. ayet. أَوَعَجِبْتُمْ أَن جَآءَكُمْ ذِكْرٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍ مِّنكُمْ لِيُنذِرَكُمْ وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِى ٱلْخَلْقِ بَصْۜطَةً فَٱذْكُرُوٓا۟ ءَالَآءَ ٱللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    eve`acibtüm en câeküm ẕikrum mir rabbiküm `alâ racülim minküm liyünẕiraküm. veẕkürû iẕ ce`aleküm ḫulefâe mim ba`di ḳavmi nûḥiv vezâdeküm fi-lḫalḳi baṣṭah. feẕkürû âlâe-llâhi le`alleküm tüfliḥûn.

    Edip Yüksel

    "Sizi uyarmak amacıyla Efendinizden bir mesajın aranızdan bir adama gelmesine mi şaştınız? Nuh'un halkından sonra sizi varisler yaptığını ve yaratılışta sizi onlardan güçlü kıldığını hatırlayın. Başarmanız için ALLAH'ın nimetlerini düşünün."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 69. ayet

  6. A'râf suresi, 70. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 70. ayet. قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ ٱللَّهَ وَحْدَهُۥ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

    ḳâlû eci'tenâ lina`büde-llâhe vaḥdehû veneẕera mâ kâne ya`büdü âbâünâ. fe'tinâ bimâ te`idünâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

    Edip Yüksel

    Dediler ki: "Sadece ALLAH'a hizmet edelim ve atalarımızın hizmet ettiklerini terk edelim diye mi bize geldin? Doğru sözlü isen bizi kendisiyle tehdit ettiğin şeyi getir bakalım."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 70. ayet

  7. A'râf suresi, 71. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 71. ayet. قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ أَتُجَٰدِلُونَنِى فِىٓ أَسْمَآءٍ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّا نَزَّلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ فَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُنتَظِرِينَ

    ḳâle ḳad veḳa`a `aleyküm mir rabbiküm ricsüv vegaḍab. etücâdilûnenî fî esmâin semmeytümûhâ entüm veâbâüküm mâ nezzele-llâhü bihâ min sülṭân. fenteżirû innî me`aküm mine-lmünteżirîn.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Efendinizden bir azap ve öfkeye mahkûm edilmiş bulunuyorsunuz. Sizin ve atalarınızın uydurduğu ve ALLAH'ın kendilerine hiçbir güç vermediği isimler konusunda mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyiniz, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Buhari, Müslim, İbn-i Maceh, İbn-i Hanbel, Tirmizi, Ebu Davud, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafii, İmam-ı Yusuf, İmam-ı Rabbani, Abdulkadir Geylani, Nakşibendi, Gazali, Said Nursi gibi nice isimlere nispet edilen öğretileri Kuran'a eş koşanlar bu ayete muhataptırlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 71. ayet

  8. A'râf suresi, 72. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 72. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍ مِّنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَمَا كَانُوا۟ مُؤْمِنِينَ

    feenceynâhü velleẕîne me`ahû biraḥmetim minnâ veḳaṭa`nâ dâbira-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ vemâ kânû mü'minîn.

    Edip Yüksel

    Bizden bir rahmet olarak, onu ve onunla birlik olanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayarak onaylamayanların da ardını kestik.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 72. ayet

Sâlih ve Semûd kavmi 73–79

  1. A'râf suresi, 73. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 73. ayet. وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ قَدْ جَآءَتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمْ ءَايَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِىٓ أَرْضِ ٱللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    veilâ ŝemûde eḫâhüm ṣâliḥâ. ḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm. hâẕihî nâḳatü-llâhi leküm âyeten feẕerûhâ te'kül fî arḍi-llâhi velâ temessûhâ bisûin feye'ḫuẕeküm `aẕâbün elîm.

    Edip Yüksel

    Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey halkım, ALLAH'a hizmet edin. O'ndan başka bir tanrınız yoktur. Efendinizden, size bir kanıt (beyyine) gelmiştir. Şu ALLAH'ın devesi sizin için bir işaret olacaktır. Onu bırakın, ALLAH'ın toprağında otlasın. Ona bir zarar vermeyin; yoksa sizi acı bir azap yakalar."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 73. ayet

  2. A'râf suresi, 74. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 74. ayet. وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِن سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ ٱلْجِبَالَ بُيُوتًا فَٱذْكُرُوٓا۟ ءَالَآءَ ٱللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

    veẕkürû iẕ ce`aleküm ḫulefâe mim ba`di `âdiv vebevveeküm fi-l'arḍi tetteḫiẕûne min sühûlihâ ḳuṣûrav vetenḥitûne-lcibâle büyûtâ. feẕkürû âlâe-llâhi velâ ta`ŝev fi-l'arḍi müfsidîn.

    Edip Yüksel

    "Ad halkından sonra sizi varisler kıldığını hatırlayın. Sizi yeryüzüne yerleştirdi. Düzlüklerinde köşkler kurup dağlarında evler yontuyorsunuz. ALLAH'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."Elçiyi Mesajından Tanıyorlar

    Ayet detayı — A'râf suresi, 74. ayet

  3. A'râf suresi, 75. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 75. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لِلَّذِينَ ٱسْتُضْعِفُوا۟ لِمَنْ ءَامَنَ مِنْهُمْ أَتَعْلَمُونَ أَنَّ صَٰلِحًا مُّرْسَلٌ مِّن رَّبِّهِۦ قَالُوٓا۟ إِنَّا بِمَآ أُرْسِلَ بِهِۦ مُؤْمِنُونَ

    ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lilleẕîne-stuḍ`ifû limen âmene minhüm eta`lemûne enne ṣâliḥam mürselüm mir rabbih. ḳâlû innâ bimâ ürsile bihî mü'minûn.

    Edip Yüksel

    Halkının büyüklük taslayan ileri gelenleri, aşağılayıp zulmettikleri iman edenlere, "Salih'in gerçekten Efendisi tarafından gönderilmiş olduğunu nereden biliyorsunuz" dediler. Onlar da: "Biz onun getirdiği mesajı onaylıyoruz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 75. ayet

  4. A'râf suresi, 76. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 76. ayet. قَالَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوٓا۟ إِنَّا بِٱلَّذِىٓ ءَامَنتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ

    ḳâle-lleẕîne-stekberû innâ billeẕî âmentüm bihî kâfirûn.

    Edip Yüksel

    Büyüklük taslayanlar, "Biz, sizin onayladığınız şeyi inkar ediyoruz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 76. ayet

  5. A'râf suresi, 77. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 77. ayet. فَعَقَرُوا۟ ٱلنَّاقَةَ وَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ ٱئْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ

    fe`aḳarü-nnâḳate ve`atev `an emri rabbihim veḳâlû yâ ṣâliḥu-'tinâ bimâ te`idünâ in künte mine-lmürselîn.

    Edip Yüksel

    Deveyi işkence ederek kestiler ve Efendi'lerinin emrine başkaldırdılar: "Salih, gerçekten elçilerden birisi isen, bizi tehdit ettiğin azabı başımıza getir" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 77. ayet

  6. A'râf suresi, 78. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 78. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ

    feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.

    Edip Yüksel

    Bunun üzerine, onları o sarsıntı yakaladı; evlerinde dizüstü çöküverdiler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 78. ayet

  7. A'râf suresi, 79. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 79. ayet. فَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُحِبُّونَ ٱلنَّٰصِحِينَ

    fetevellâ `anhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlete rabbî veneṣaḥtü leküm velâkil lâ tüḥibbûne-nnâṣiḥîn.

    Edip Yüksel

    O da onlardan yüz çevirdi ve "Ey halkım, size Efendimin elçiliğini ilettim, size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 79. ayet

Lût 80–84

  1. A'râf suresi, 80. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 80. ayet. وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَتَأْتُونَ ٱلْفَٰحِشَةَ مَا سَبَقَكُم بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِّنَ ٱلْعَٰلَمِينَ

    velûṭan iẕ ḳâle liḳavmihî ete'tûne-lfâḥişete mâ sebeḳaküm bihâ min eḥadim mine-l`âlemîn.

    Edip Yüksel

    Ve Lut'u da gönderdik. Halkına dedi ki: "Sizden önce hiç kimsenin kıramadığı bir günahın rekorunu mu kırıyorsunuz?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 80. ayet

  2. A'râf suresi, 81. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 81. ayet. إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ ٱلرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ ٱلنِّسَآءِ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ

    inneküm lete'tûne-rricâle şehvetem min dûni-nnisâ'. bel entüm ḳavmüm müsrifûn.

    Edip Yüksel

    "Siz kadınları bırakıp erkeklere cinsel duygularla yöneliyorsunuz. Siz sınırı aşan bir topluluksunuz!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 81. ayet

  3. A'râf suresi, 82. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 82. ayet. وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِۦٓ إِلَّآ أَن قَالُوٓا۟ أَخْرِجُوهُم مِّن قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ

    vemâ kâne cevâbe ḳavmihî illâ en ḳâlû aḫricûhüm min ḳaryetiküm. innehüm ünâsüy yeteṭahherûn.

    Edip Yüksel

    Halkının cevabı, ancak şunları söylemek oldu: "Onları kentinizden çıkarın. Bunlar çok temiz insanlarmış!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 82. ayet

  4. A'râf suresi, 83. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 83. ayet. فَأَنجَيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ كَانَتْ مِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ

    feenceynâhü veehlehû ille-mraeteh. kânet mine-lgâbirîn.

    Edip Yüksel

    Onu ve ailesini kurtardık. Karısı hariç. O geride kalanlardan oldu.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 83. ayet

  5. A'râf suresi, 84. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 84. ayet. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُجْرِمِينَ

    veemṭarnâ `aleyhim meṭarâ. fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmücrimîn.

    Edip Yüksel

    Üstlerine bir yağmur yağdırdık. Suçluların sonuna bak!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 84. ayet

Şu'ayb ve Medyen halkı 85–93

  1. A'râf suresi, 85. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 85. ayet. وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ قَدْ جَآءَتْكُم بَيِّنَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَٰحِهَا ذَٰلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

    veilâ medyene eḫâhüm şu`aybâ. ḳâle yâ ḳavmi-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. ḳad câetküm beyyinetüm mir rabbiküm feevfü-lkeyle velmîzâne velâ tebḫasü-nnâse eşyâehüm velâ tüfsidû fi-l'arḍi ba`de iṣlâḥihâ. ẕâliküm ḫayrul leküm in küntüm mü'minîn.

    Edip Yüksel

    Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey halkım, ALLAH'a hizmet edin. O'ndan başka tanrınız yoktur. Efendinizden size açık bir kanıt gelmiş bulunuyor. Ölçü ve tartıyı tam uygulayın. Halkın hakkını yemeyin. Düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Gerçeği onaylıyorsanız bunlar sizin için daha hayırlıdır."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 85. ayet

  2. A'râf suresi, 86. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 86. ayet. وَلَا تَقْعُدُوا۟ بِكُلِّ صِرَٰطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ كُنتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ

    velâ taḳ`udû bikülli ṣirâṭin tû`idûne veteṣuddûne `an sebîli-llâhi men âmene bihî vetebgûnehâ `ivecâ. veẕkürû iẕ küntüm ḳalîlen fekeŝŝeraküm. venżurû keyfe kâne `âḳibetü-lmüfsidîn.

    Edip Yüksel

    "ALLAH'ın yolunu eğriltmek ve iman edenleri tehdit edip ondan çevirmek için her yolun başına oturmayın. Sayıca az iken sizi nasıl da çoğalttığını düşünün. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bakın."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 86. ayet

  3. A'râf suresi, 87. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 87. ayet. وَإِن كَانَ طَآئِفَةٌ مِّنكُمْ ءَامَنُوا۟ بِٱلَّذِىٓ أُرْسِلْتُ بِهِۦ وَطَآئِفَةٌ لَّمْ يُؤْمِنُوا۟ فَٱصْبِرُوا۟ حَتَّىٰ يَحْكُمَ ٱللَّهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ ٱلْحَٰكِمِينَ

    vein kâne ṭâifetüm minküm âmenû billeẕî ürsiltü bihî veṭâifetül lem yü'minû faṣbirû ḥattâ yaḥküme-llâhü beynenâ. vehüve ḫayru-lḥâkimîn.

    Edip Yüksel

    "Madem ki sizden bir kısmı benimle gönderilen mesajı onaylamış, bir kısmı da onaylamamış bulunuyor, öyleyse ALLAH aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en iyisidir."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 87. ayet

  4. Buradan itibaren cüz 9

    A'râf suresi, 88. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 88. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ ٱسْتَكْبَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لَنُخْرِجَنَّكَ يَٰشُعَيْبُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَكَ مِن قَرْيَتِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِى مِلَّتِنَا قَالَ أَوَلَوْ كُنَّا كَٰرِهِينَ

    ḳâle-lmeleü-lleẕîne-stekberû min ḳavmihî lenuḫricenneke yâ şu`aybü velleẕîne âmenû me`ake min ḳaryetinâ ev lete`ûdünne fî milletinâ. ḳâle evelev künnâ kârihîn.

    Edip Yüksel

    Halkının büyüklük taslayan ileri gelenleri, "Şuayb, ya seni ve seninle beraber iman edenleri kentimizden süreceğiz ya da dinimize geri dönersin!" dediler. O da şöyle dedi: "Biz istemesek de mi?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 88. ayet

  5. A'râf suresi, 89. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 89. ayet. قَدِ ٱفْتَرَيْنَا عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِى مِلَّتِكُم بَعْدَ إِذْ نَجَّىٰنَا ٱللَّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَآ أَن نَّعُودَ فِيهَآ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا عَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا ٱفْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِٱلْحَقِّ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْفَٰتِحِينَ

    ḳadi-fteraynâ `ale-llâhi keẕiben in `udnâ fî milletiküm ba`de iẕ neccâne-llâhü minhâ. vemâ yekûnü lenâ en ne`ûde fîhâ illâ ey yeşâe-llâhü rabbünâ. vesi`a rabbünâ külle şey'in `ilmâ. `ale-llâhi tevekkelnâ. rabbene-ftaḥ beynenâ vebeyne ḳavminâ bilḥaḳḳi veente ḫayru-lfâtiḥîn.

    Edip Yüksel

    "ALLAH bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra ona dönersek ALLAH'a yalan yakıştırmış oluruz. Efendimiz ALLAH dilemedikçe ona tekrar dönmemiz söz konusu olamaz. Efendimiz her şeyi bilgisiyle kuşatmıştır. Biz yalnız ALLAH'a güvendik. Bizimle halkımızın arasını hak ile aç ey Efendimiz. Sen açığa çıkaranların en hayırlısısın.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 89. ayet

  6. A'râf suresi, 90. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 90. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ لَئِنِ ٱتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَٰسِرُونَ

    veḳâle-lmeleü-lleẕîne keferû min ḳavmihî leini-tteba`tüm şu`ayben inneküm iẕel leḫâsirûn.

    Edip Yüksel

    Halkının ileri gelen inkarcıları, "Şuayb'a uyarsanız kaybedenlerden olursunuz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 90. ayet

  7. A'râf suresi, 91. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 91. ayet. فَأَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دَارِهِمْ جَٰثِمِينَ

    feeḫaẕethümü-rracfetü feaṣbeḥû fî dârihim câŝimîn.

    Edip Yüksel

    Bunun üzerine onları bir sarsıntı yakaladı da evlerinde dizüstü çöküverdiler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 91. ayet

  8. A'râf suresi, 92. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 92. ayet. ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ شُعَيْبًا كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ شُعَيْبًا كَانُوا۟ هُمُ ٱلْخَٰسِرِينَ

    elleẕîne keẕẕebû şu`ayben keel lem yagnev fîhâ. elleẕîne keẕẕebû şu`ayben kânû hümü-lḫâsirîn.

    Edip Yüksel

    Şuayb'ı yalanlayanlar sanki hiç orada yaşamamışlar gibi yok oldular. Şuayb'ı yalanlayanlar, asıl kaybedenler onlar oldular.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 92. ayet

  9. A'râf suresi, 93. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 93. ayet. فَتَوَلَّىٰ عَنْهُمْ وَقَالَ يَٰقَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَٰلَٰتِ رَبِّى وَنَصَحْتُ لَكُمْ فَكَيْفَ ءَاسَىٰ عَلَىٰ قَوْمٍ كَٰفِرِينَ

    fetevellâ `anhüm veḳâle yâ ḳavmi leḳad eblagtüküm risâlâti rabbî veneṣaḥtü leküm. fekeyfe âsâ `alâ ḳavmin kâfirîn.

    Edip Yüksel

    Onlardan yüz çevirdi ve "Ey halkım, size Efendimin mesajını ilettim, öğüt verdim. İnkarcı bir topluluğa nasıl acırım?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 93. ayet

Memleketlerin sınanması ve Allah'ın tuzağından emin olmak 94–102

  1. A'râf suresi, 94. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 94. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا فِى قَرْيَةٍ مِّن نَّبِىٍّ إِلَّآ أَخَذْنَآ أَهْلَهَا بِٱلْبَأْسَآءِ وَٱلضَّرَّآءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ

    vemâ erselnâ fî ḳaryetim min nebiyyin illâ eḫaẕnâ ehlehâ bilbe'sâi veḍḍarrâi le`allehüm yeḍḍarra`ûn.

    Edip Yüksel

    Her ne zaman bir ülkeye bir peygamber gönderdiysek, yalvarsınlar diye halkını darlık ve sıkıntıya uğrattık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 94. ayet

  2. A'râf suresi, 95. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 95. ayet. ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ ٱلسَّيِّئَةِ ٱلْحَسَنَةَ حَتَّىٰ عَفَوا۟ وَّقَالُوا۟ قَدْ مَسَّ ءَابَآءَنَا ٱلضَّرَّآءُ وَٱلسَّرَّآءُ فَأَخَذْنَٰهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    ŝümme beddelnâ mekâne-sseyyieti-lḥasenete ḥattâ `afev veḳâlû ḳad messe âbâene-ḍḍarrâü vesserrâü feeḫaẕnâhüm bagtetev vehüm lâ yeş`urûn.

    Edip Yüksel

    Sonra kötülüğün yerine iyiliği getirdik. Ne var ki anlayışlarını yitirdiler: "Sıkıntı ve refah atalarımıza da dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, haberleri olmadan onları ansızın yakaladık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 95. ayet

  3. A'râf suresi, 96. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 96. ayet. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْقُرَىٰٓ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَفَتَحْنَا عَلَيْهِم بَرَكَٰتٍ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ وَلَٰكِن كَذَّبُوا۟ فَأَخَذْنَٰهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    velev enne ehle-lḳurâ âmenû vetteḳav lefetaḥnâ `aleyhim berakâtim mine-ssemâi vel'arḍi velâkin keẕẕebû feeḫaẕnâhüm bimâ kânû yeksibûn.

    Edip Yüksel

    Ülkelerin halkları Gerçeği onaylayıp erdemli davransalardı, göklerden ve yerden üzerlerine bolluk kapısını açardık. Ama yalanladılar ve bunun üzerine kazandıklarıyla birlikte onları yakaladık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 96. ayet

  4. A'râf suresi, 97. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 97. ayet. أَفَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا بَيَٰتًا وَهُمْ نَآئِمُونَ

    efeemine ehlü-lḳurâ ey ye'tiyehüm be'sünâ beyâtev vehüm nâimûn.

    Edip Yüksel

    Ülkelerin halkları, azabımızın geceleyin onlar uyurlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 97. ayet

  5. A'râf suresi, 98. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 98. ayet. أَوَأَمِنَ أَهْلُ ٱلْقُرَىٰٓ أَن يَأْتِيَهُم بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ

    eveemine ehlü-lḳurâ ey ye'tiyehüm be'sünâ ḍuḥav vehüm yel`abûn.

    Edip Yüksel

    Ülkelerin halkları, azabımızın gündüzün onlar oynarlarken kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 98. ayet

  6. A'râf suresi, 99. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 99. ayet. أَفَأَمِنُوا۟ مَكْرَ ٱللَّهِ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْقَوْمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    efeeminû mekra-llâh. felâ ye'menü mekra-llâhi ille-lḳavmü-lḫâsirûn.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın planından emin mi oldular? Kaybedenlerden başkası ALLAH'ın planından emin olmaz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 99. ayet

  7. A'râf suresi, 100. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 100. ayet. أَوَلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْأَرْضَ مِنۢ بَعْدِ أَهْلِهَآ أَن لَّوْ نَشَآءُ أَصَبْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

    evelem yehdi lilleẕîne yeriŝûne-l'arḍa mim ba`di ehlihâ el lev neşâü eṣabnâhüm biẕünûbihim. venaṭbe`u `alâ ḳulûbihim fehüm lâ yesme`ûn.

    Edip Yüksel

    Önceki nesillerin yerine yeryüzüne varis olanlara belli olmadı mı ki, eğer dilesek onları da günahlarıyla cezalandırarak kalplerini mühürleriz de işitemezler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 100. ayet

  8. A'râf suresi, 101. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 101. ayet. تِلْكَ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآئِهَا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ مِن قَبْلُ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْكَٰفِرِينَ

    tilke-lḳurâ neḳuṣṣu `aleyke min embâihâ. veleḳad câethüm rusülühüm bilbeyyinât. femâ kânû liyü'minû bimâ keẕẕebû min ḳabl. keẕâlike yaṭbe`u-llâhü `alâ ḳulûbi-lkâfirîn.

    Edip Yüksel

    Bunlar, sana haberlerini aktardığımız toplumlardır. Elçileri, onlara apaçık delillerle gitmişlerdi. Ama daha önceden yalanladıklarını onaylayacak değillerdi. ALLAH kafirlerin kalplerini böyle damgalar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 101. ayet

  9. A'râf suresi, 102. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 102. ayet. وَمَا وَجَدْنَا لِأَكْثَرِهِم مِّنْ عَهْدٍ وَإِن وَجَدْنَآ أَكْثَرَهُمْ لَفَٰسِقِينَ

    vemâ vecednâ liekŝerihim min `ahd. veiv vecednâ ekŝerahüm lefâsiḳîn.

    Edip Yüksel

    Çoğunu, verdikleri sözü tutanlar olarak bulmadık, aksine çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 102. ayet

Mûsâ ve Firavun; sihirbazların iman edişi 103–126

  1. A'râf suresi, 103. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 103. ayet. ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِم مُّوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَظَلَمُوا۟ بِهَا فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ

    ŝümme be`aŝnâ mim ba`dihim mûsâ biâyâtinâ ilâ fir`avne vemeleihî feżalemû bihâ. fenżur keyfe kâne `âḳibetü-lmüfsidîn.

    Edip Yüksel

    Sonra, onların ardından Firavun ve erkanına Musa'yı ayet ve mucizelerimizle gönderdik; fakat ayet ve mucizelerimize karşı haksızlık ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna dikkat et!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 103. ayet

  2. A'râf suresi, 104. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 104. ayet. وَقَالَ مُوسَىٰ يَٰفِرْعَوْنُ إِنِّى رَسُولٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    veḳâle mûsâ yâ fir`avnü innî rasûlüm mir rabbi-l`âlemîn.

    Edip Yüksel

    Musa: "Firavun, ben alemlerin Efendinden bir elçiyim."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 104. ayet

  3. A'râf suresi, 105. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 105. ayet. حَقِيقٌ عَلَىٰٓ أَن لَّآ أَقُولَ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ قَدْ جِئْتُكُم بِبَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَرْسِلْ مَعِىَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    ḥaḳîḳun `alâ el lâ eḳûle `ale-llâhi ille-lḥaḳḳ. ḳad ci'tüküm bibeyyinetim mir rabbiküm feersil me`iye benî isrâîl.

    Edip Yüksel

    "ALLAH hakkında gerçeğin dışında bir şey söylememek benim görevimdir. Efendinizden size bir kanıt ile geldim; İsrail oğullarını benimle birlikte salıver."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 105. ayet

  4. A'râf suresi, 106. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 106. ayet. قَالَ إِن كُنتَ جِئْتَ بِـَٔايَةٍ فَأْتِ بِهَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ

    ḳâle in künte ci'te biâyetin fe'ti bihâ in künte mine-ṣṣâdiḳîn.

    Edip Yüksel

    Dedi: "Bir ayet ile gelmişsen ve gerçekten doğru sözlüysen getir onu bakalım."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 106. ayet

  5. A'râf suresi, 107. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 107. ayet. فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

    feelḳâ `aṣâhü feiẕâ hiye ŝü`bânüm mübîn.

    Edip Yüksel

    Asasını attı, iri bir yılan oluverdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 107. ayet

  6. A'râf suresi, 108. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 108. ayet. وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّٰظِرِينَ

    veneza`a yedehû feiẕâ hiye beyḍâü linnâżirîn.

    Edip Yüksel

    Elini çıkardı, bakanlar için bembeyaz oluverdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 108. ayet

  7. A'râf suresi, 109. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 109. ayet. قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ إِنَّ هَٰذَا لَسَٰحِرٌ عَلِيمٌ

    ḳâle-lmeleü min ḳavmi fir`avne inne hâẕâ lesâḥirun `alîm.

    Edip Yüksel

    Firavunun halkından ileri gelenler, durumu tartıştılar ve "Bu, uzman bir sihirbazdır" dediler,

    Ayet detayı — A'râf suresi, 109. ayet

  8. A'râf suresi, 110. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 110. ayet. يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُمْ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

    yürîdü ey yuḫriceküm min arḍiküm. femâẕâ te'mürûn.

    Edip Yüksel

    "Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne önerirsiniz?"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 110. ayet

  9. A'râf suresi, 111. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 111. ayet. قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَأَرْسِلْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَٰشِرِينَ

    ḳâlû ercih veeḫâhü veersil fi-lmedâini ḥâşirîn.

    Edip Yüksel

    Dediler ki: "Onu ve kardeşini beklet ve şehirlere toplayıcılar yolla."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 111. ayet

  10. A'râf suresi, 112. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 112. ayet. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍ

    ye'tûke bikülli sâḥirin `alîm.

    Edip Yüksel

    "Bütün uzman sihirbazları sana getirsinler."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 112. ayet

  11. A'râf suresi, 113. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 113. ayet. وَجَآءَ ٱلسَّحَرَةُ فِرْعَوْنَ قَالُوٓا۟ إِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَٰلِبِينَ

    vecâe-sseḥaratü fir`avne ḳâlû inne lenâ leecran in künnâ naḥnü-lgâlibîn.

    Edip Yüksel

    Sihirbazlar Firavuna geldiler ve "Kazanırsak bize bir ödül var mı" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 113. ayet

  12. A'râf suresi, 114. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 114. ayet. قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ لَمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ

    ḳâle ne`am veinneküm lemine-lmüḳarrabîn.

    Edip Yüksel

    "Evet" dedi, "Siz benim yakın çevreme de girersiniz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 114. ayet

  13. A'râf suresi, 115. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 115. ayet. قَالُوا۟ يَٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ نَحْنُ ٱلْمُلْقِينَ

    ḳâlû yâ mûsâ immâ en tülḳiye veimmâ en nekûne naḥnü-lmülḳîn.

    Edip Yüksel

    Dediler: "Musa, sen at, yoksa biz atacağız."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 115. ayet

  14. A'râf suresi, 116. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 116. ayet. قَالَ أَلْقُوا۟ فَلَمَّآ أَلْقَوْا۟ سَحَرُوٓا۟ أَعْيُنَ ٱلنَّاسِ وَٱسْتَرْهَبُوهُمْ وَجَآءُو بِسِحْرٍ عَظِيمٍ

    ḳâle elḳû. felemmâ elḳav seḥarû a`yüne-nnâsi vesterhebûhüm vecâû bisiḥrin `ażîm.

    Edip Yüksel

    "Siz atın!" dedi. Onlar atınca, halkın gözünü büyülediler, onları korkuttular ve böylece büyük bir sihir ortaya koydular. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Büyücülük, muskacılık birer şarlatanlıktır. Bu konunun metafizik bir yönü yoktur. Musa'nın dönemindeki sihirbazlar, halkı hipnozla etkileri altına alıp illüzyonla gözlerini boyuyorlardı. * Musa, uydurmaları yutan bir gerçeği ortaya koyarak trans halinde hayaller gören halkı uyandırdı. Musa'nın ortaya koyduğu şeyin sihir olmadığını herkesten iyi anlayan sihirbazlar canları pahasına da olsa ona inandılar. * Peygamberliğine bir delil olarak İsa'ya verilen mucizeler hariç şifa dağıtıcılık da tıpta "placebo" diye bilinen psikolojik etkiden ibaret bir palavradır. * Şifa verme ve büyü çözme iddialarıyla cahil halkı sömüren sahtekarlar hastalanınca hemen hastanelere koşarlar. Ne yazık ki cehaletin yaygın bir hastalık olduğu toplumlarda sahtekarlara ve palavracılara büyük rağbet olur.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 116. ayet

  15. A'râf suresi, 117. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 117. ayet. وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

    veevḥaynâ ilâ mûsâ en elḳi `aṣâk. feiẕâ hiye telḳafü mâ ye'fikûn.

    Edip Yüksel

    Biz de Musa'ya "Asanı at" diye vahiy ettik. Nitekim o, onların uydurduklarını toplayıp yutuverdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 117. ayet

  16. A'râf suresi, 118. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 118. ayet. فَوَقَعَ ٱلْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    feveḳa`a-lḥaḳḳu vebeṭale mâ kânû ya`melûn.

    Edip Yüksel

    Böylece, gerçek gerçekleşti ve yaptıkları boşa çıktı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 118. ayet

  17. A'râf suresi, 119. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 119. ayet. فَغُلِبُوا۟ هُنَالِكَ وَٱنقَلَبُوا۟ صَٰغِرِينَ

    fegulibû hünâlike venḳalebû ṣâgirîn.

    Edip Yüksel

    İşte orada yenildiler ve küçük düşürüldüler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 119. ayet

  18. A'râf suresi, 120. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 120. ayet. وَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَٰجِدِينَ

    veülḳiye-sseḥaratü sâcidîn.

    Edip Yüksel

    Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 120. ayet

  19. A'râf suresi, 121. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 121. ayet. قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâlû âmennâ birabbi-l`âlemîn.

    Edip Yüksel

    "Evrenlerin Efendisini onayladık" dediler,

    Ayet detayı — A'râf suresi, 121. ayet

  20. A'râf suresi, 122. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 122. ayet. رَبِّ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ

    rabbi mûsâ vehârûn.

    Edip Yüksel

    "Musa'nın ve Harun'un Efendisine..."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 122. ayet

  21. A'râf suresi, 123. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 123. ayet. قَالَ فِرْعَوْنُ ءَامَنتُم بِهِۦ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّ هَٰذَا لَمَكْرٌ مَّكَرْتُمُوهُ فِى ٱلْمَدِينَةِ لِتُخْرِجُوا۟ مِنْهَآ أَهْلَهَا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ

    ḳâle fir`avnü âmentüm bihî ḳable en âẕene leküm. inne hâẕâ lemekrum mekertümûhü fi-lmedîneti lituḫricû minhâ ehlehâ. fesevfe ta`lemûn.

    Edip Yüksel

    Firavun: "Ben size izin vermeden mi onu onayladınız? Bu bir plandır. Şehirde bu planı kurdunuz ki halkını oradan çıkarasınız. Ama yakında bileceksiniz!" dedi,

    Ayet detayı — A'râf suresi, 123. ayet

  22. A'râf suresi, 124. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 124. ayet. لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ ثُمَّ لَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

    leüḳaṭṭi`anne eydiyeküm veercüleküm min ḫilâfin ŝümme leüṣallibenneküm ecme`în.

    Edip Yüksel

    "Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sonra topunuzu asacağım!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 124. ayet

  23. A'râf suresi, 125. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 125. ayet. قَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

    ḳâlû innâ ilâ rabbinâ münḳalibûn.

    Edip Yüksel

    Dediler ki: "Biz zaten Efendimize döneceğiz."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 125. ayet

  24. A'râf suresi, 126. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 126. ayet. وَمَا تَنقِمُ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا لَمَّا جَآءَتْنَا رَبَّنَآ أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمِينَ

    vemâ tenḳimü minnâ illâ en âmennâ biâyâti rabbinâ lemmâ câetnâ. rabbenâ efrig `aleynâ ṣabrav veteveffenâ müslimîn.

    Edip Yüksel

    "Efendimizin işaretleri bize geldiğinde onu onayladık diye bizden öç alıyorsun. Efendimiz, bize dayanma gücü ver ve canımızı Müslümanlar olarak al."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 126. ayet

Firavun ailesine gelen musibetler ve kurtuluş 127–137

  1. A'râf suresi, 127. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 127. ayet. وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِ فِرْعَوْنَ أَتَذَرُ مُوسَىٰ وَقَوْمَهُۥ لِيُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ وَيَذَرَكَ وَءَالِهَتَكَ قَالَ سَنُقَتِّلُ أَبْنَآءَهُمْ وَنَسْتَحْىِۦ نِسَآءَهُمْ وَإِنَّا فَوْقَهُمْ قَٰهِرُونَ

    veḳâle-lmeleü min ḳavmi fir`avne eteẕeru mûsâ veḳavmehû liyüfsidû fi-l'arḍi veyeẕerake veâlihetek. ḳâle senüḳattilü ebnâehüm venestaḥyî nisâehüm. veinnâ fevḳahüm ḳâhirûn.

    Edip Yüksel

    Firavunun halkının elit takımı, "Musa'yı ve halkını, seni ve tanrılarını bıraksınlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakıyorsun" dediler. "Kadınlarını utandırıp oğullarını öldüreceğiz. Biz onlardan çok daha güçlüyüz" dedi. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak: 2:49

    Ayet detayı — A'râf suresi, 127. ayet

  2. A'râf suresi, 128. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 128. ayet. قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ ٱسْتَعِينُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱصْبِرُوٓا۟ إِنَّ ٱلْأَرْضَ لِلَّهِ يُورِثُهَا مَن يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِۦ وَٱلْعَٰقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ

    ḳâle mûsâ liḳavmihi-ste`înû billâhi vaṣbirû. inne-l'arḍa lillâh. yûriŝühâ mey yeşâü min `ibâdih. vel`âḳibetü lilmütteḳîn.

    Edip Yüksel

    Musa, halkına: "ALLAH'tan yardım dileyin, sabırla direnin. Yeryüzü ALLAH'ındır ve onu kullarından dilediğine verir. Sonuç erdemli davrananlarındır" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 128. ayet

  3. A'râf suresi, 129. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 129. ayet. قَالُوٓا۟ أُوذِينَا مِن قَبْلِ أَن تَأْتِيَنَا وَمِنۢ بَعْدِ مَا جِئْتَنَا قَالَ عَسَىٰ رَبُّكُمْ أَن يُهْلِكَ عَدُوَّكُمْ وَيَسْتَخْلِفَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

    ḳâlû ûẕîne min ḳabli en te'tiyenâ vemim ba`di mâ ci'tenâ. ḳâle `asâ rabbüküm ey yühlike `adüvveküm veyestaḫlifeküm fi-l'arḍi feyenżura keyfe ta`melûn.

    Edip Yüksel

    "Sen bize gelmeden önce de, bize geldikten sonra da eziyet edildik" dediler. (Musa da) "Umulur ki Efendiniz düşmanınızı yok ederek onların yerine sizleri yeryüzüne yerleştirsin ve sonra nasıl davranacağınıza baksın" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 129. ayet

  4. A'râf suresi, 130. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 130. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ بِٱلسِّنِينَ وَنَقْصٍ مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

    veleḳad eḫaẕnâ âle fir`avne bissinîne venaḳṣim mine-ŝŝemerâti le`allehüm yeẕẕekkerûn.

    Edip Yüksel

    Firavun tarafını, öğüt alsınlar diye yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığına mahkûm ettik.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 130. ayet

  5. A'râf suresi, 131. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 131. ayet. فَإِذَا جَآءَتْهُمُ ٱلْحَسَنَةُ قَالُوا۟ لَنَا هَٰذِهِۦ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَطَّيَّرُوا۟ بِمُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَلَآ إِنَّمَا طَٰٓئِرُهُمْ عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    feiẕâ câethümü-lḥasenetü ḳâlû lenâ hâẕih. vein tüṣibhüm seyyietüy yeṭṭayyerû bimûsâ vemem me`ah. elâ innemâ ṭâiruhüm `inde-llâhi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

    Edip Yüksel

    Kendilerine bir iyilik geldiği zaman, "Bunu biz hak ettik" derler, kendilerine bir kötülük dokunduğu zaman ise Musa ve beraberindekileri uğursuzlukla suçlarlardı. Doğrusu, onların uğursuzluğu ALLAH tarafından kararlaştırılır. Ancak çokları bilmezler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 131. ayet

  6. A'râf suresi, 132. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 132. ayet. وَقَالُوا۟ مَهْمَا تَأْتِنَا بِهِۦ مِنْ ءَايَةٍ لِّتَسْحَرَنَا بِهَا فَمَا نَحْنُ لَكَ بِمُؤْمِنِينَ

    veḳâlû mehmâ te'tinâ bihî min âyetil litesḥaranâ bihâ femâ naḥnü leke bimü'minîn.

    Edip Yüksel

    "Bizi büyülemek için ne kadar işaret (ayet) getirirsen getir, biz seni onaylayacak değiliz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 132. ayet

  7. A'râf suresi, 133. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 133. ayet. فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلطُّوفَانَ وَٱلْجَرَادَ وَٱلْقُمَّلَ وَٱلضَّفَادِعَ وَٱلدَّمَ ءَايَٰتٍ مُّفَصَّلَٰتٍ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا مُّجْرِمِينَ

    feerselnâ `aleyhimu-ṭṭûfâne velcerâde velḳummele veḍḍafâdi`a veddeme âyâtim müfeṣṣalâtin festekberû vekânû ḳavmem mücrimîn.

    Edip Yüksel

    Üzerlerine tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gibi ayrı ayrı işaretler gönderdik. Buna rağmen büyüklük taslamaya devam ettiler ve suçlu bir topluluk oldular. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Yaşadığımız çağda da bu uyarıcı işaretleri alıyoruz. Cinsel ilişkilerde sınır tanımamamızın sonucu ortaya çıkan, kandaki bağışıklık sistemini etkisiz hale getiren AİDS hastalığı; kimyasal maddelerle kirlettiğimiz göllerde rastlanan deforme olmuş kurbağalar; kömür, petrol ve orman gibi doğal kaynakları sorumsuzca kullanmamız sonucu oluşan "greenhouse" nedeniyle artan sel felaketleri, aşırılıklarımıza karşı Tanrısal uyarılardır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 133. ayet

  8. A'râf suresi, 134. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 134. ayet. وَلَمَّا وَقَعَ عَلَيْهِمُ ٱلرِّجْزُ قَالُوا۟ يَٰمُوسَى ٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ لَئِن كَشَفْتَ عَنَّا ٱلرِّجْزَ لَنُؤْمِنَنَّ لَكَ وَلَنُرْسِلَنَّ مَعَكَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ

    velemmâ veḳa`a `aleyhimü-rriczü ḳâlû yâ mûse-d`u lenâ rabbeke bimâ `ahide `indek. lein keşefte `anne-rricze lenü'minenne leke velenürsilenne me`ake benî isrâîl.

    Edip Yüksel

    Her ne zaman başlarına bir musibet gelse, "Ey Musa, sana verdiği sözden dolayı Efendine yalvar. Bizi bu felaketlerden kurtarırsan seni onaylar ve İsrail oğullarını da seninle beraber yollarız" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 134. ayet

  9. A'râf suresi, 135. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 135. ayet. فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلرِّجْزَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ هُم بَٰلِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ

    felemmâ keşefnâ `anhümü-rricze ilâ ecelin hüm bâligûhü iẕâ hüm yenküŝûn.

    Edip Yüksel

    Onları söz konusu felaketlerden herhangi bir süre için kurtarınca da sözlerinden dönüyorlardı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 135. ayet

  10. A'râf suresi, 136. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 136. ayet. فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ عَنْهَا غَٰفِلِينَ

    fenteḳamnâ minhüm feagraḳnâhüm fi-lyemmi biennehüm keẕẕebû biâyâtinâ vekânû `anhâ gâfilîn.

    Edip Yüksel

    Bunun üzerine onlardan öç aldık. Ayetlerimizi yalanlayıp aldırış etmedikleri için onları denizde boğduk.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 136. ayet

  11. A'râf suresi, 137. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 137. ayet. وَأَوْرَثْنَا ٱلْقَوْمَ ٱلَّذِينَ كَانُوا۟ يُسْتَضْعَفُونَ مَشَٰرِقَ ٱلْأَرْضِ وَمَغَٰرِبَهَا ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ ٱلْحُسْنَىٰ عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ بِمَا صَبَرُوا۟ وَدَمَّرْنَا مَا كَانَ يَصْنَعُ فِرْعَوْنُ وَقَوْمُهُۥ وَمَا كَانُوا۟ يَعْرِشُونَ

    veevraŝne-lḳavme-lleẕîne kânû yüstaḍ`afûne meşâriḳa-l'arḍi vemegâribehe-lletî bâraknâ fîhâ. vetemmet kelimetü rabbike-lḥusnâ `alâ benî isrâîle bimâ ṣaberû. vedemmernâ mâ kâne yaṣne`u fir`avnü veḳavmühû vemâ kânû ya`rişûn.

    Edip Yüksel

    Ülkenin verimli kıldığımız doğularına ve batılarına, horlanan ve zayıf düşürülen insanları mirasçı kıldık. Sıkıntılara direndikleri için, Efendinin İsrail oğullarına verdiği güzel söz gerçekleşti. Firavun ve halkının oluşturduğu yapı ve kurumları da yerle bir ettik.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 137. ayet

Denizden geçiş ve "bize de bir ilah yap" isteği 138–141

  1. A'râf suresi, 138. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 138. ayet. وَجَٰوَزْنَا بِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْبَحْرَ فَأَتَوْا۟ عَلَىٰ قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلَىٰٓ أَصْنَامٍ لَّهُمْ قَالُوا۟ يَٰمُوسَى ٱجْعَل لَّنَآ إِلَٰهًا كَمَا لَهُمْ ءَالِهَةٌ قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ

    vecâveznâ bibenî isrâîle-lbaḥra feetev `alâ ḳavmiy ya`küfûne `alâ aṣnâmil lehüm. ḳâlû yâ mûse-c`al lenâ ilâhen kemâ lehüm âliheh. ḳâle inneküm ḳavmün techelûn.

    Edip Yüksel

    İsrail oğullarını denizden geçirdik. Kendilerine özgü heykellere hizmet eden bir topluluğa rastladılar ve: "Musa, bunların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap" dediler. "Siz, gerçekten cahil bir topluluksunuz!" dedi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 138. ayet

  2. A'râf suresi, 139. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 139. ayet. إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ مُتَبَّرٌ مَّا هُمْ فِيهِ وَبَٰطِلٌ مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    inne hâülâi mütebberum mâ hüm fîhi vebâṭilüm mâ kânû ya`melûn.

    Edip Yüksel

    "Bunlar, daldıkları bu şeylerle helak olacaklar ve yaptıkları ise hiçbir temele dayanmıyor."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 139. ayet

  3. A'râf suresi, 140. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 140. ayet. قَالَ أَغَيْرَ ٱللَّهِ أَبْغِيكُمْ إِلَٰهًا وَهُوَ فَضَّلَكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳâle egayra-llâhi ebgîküm ilâhev vehüve feḍḍaleküm `ale-l`âlemîn.

    Edip Yüksel

    "Size Allah'tan aşağı bir tanrı mı arayayım? Oysa O, lütfuyla sizi başkalarına tercih etti."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 140. ayet

  4. A'râf suresi, 141. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 141. ayet. وَإِذْ أَنجَيْنَٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُقَتِّلُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ

    veiẕ enceynâküm min âli fir`avne yesûmûneküm sûe-l`aẕâb. yüḳattilûne ebnâeküm veyestaḥyûne nisâeküm. vefî ẕâliküm belâüm mir rabbiküm `ażîm.

    Edip Yüksel

    "Hani size en kötü azabı uygulayan Firavunun taraftarlarından sizi kurtarmıştık. Kadınlarınızı utandırıp çocuklarınızı öldürüyorlardı. Bunda Efendinizden sizin için büyük bir sınav vardı." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak 2:49

    Ayet detayı — A'râf suresi, 141. ayet

Mûsâ'nın Tûr'a gidişi ve "beni göremezsin" 142–147

  1. A'râf suresi, 142. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 142. ayet. وَوَٰعَدْنَا مُوسَىٰ ثَلَٰثِينَ لَيْلَةً وَأَتْمَمْنَٰهَا بِعَشْرٍ فَتَمَّ مِيقَٰتُ رَبِّهِۦٓ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً وَقَالَ مُوسَىٰ لِأَخِيهِ هَٰرُونَ ٱخْلُفْنِى فِى قَوْمِى وَأَصْلِحْ وَلَا تَتَّبِعْ سَبِيلَ ٱلْمُفْسِدِينَ

    vevâ`adnâ mûsâ ŝelâŝîne leyletev veetmemnâhâ bi`aşrin fetemme mîḳâtü rabbihî erbe`îne leyleh. veḳâle mûsâ lieḫîhi hârûne-ḫlüfnî fî ḳavmî veaṣliḥ velâ tettebi` sebîle-lmüfsidîn.

    Edip Yüksel

    Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona on gece daha ekledik. Böylece Efendisinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a, "Halkım içinde benim yerime geç, doğru davran. Bozgunculuk yapanların yoluna da uyma" dedi. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * "Kırk" sayısının "otuz + on" biçiminde anlatılışı 19 kodlu matematiksel yapıyla ilişkilidir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 142. ayet

  2. A'râf suresi, 143. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 143. ayet. وَلَمَّا جَآءَ مُوسَىٰ لِمِيقَٰتِنَا وَكَلَّمَهُۥ رَبُّهُۥ قَالَ رَبِّ أَرِنِىٓ أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَىٰنِى وَلَٰكِنِ ٱنظُرْ إِلَى ٱلْجَبَلِ فَإِنِ ٱسْتَقَرَّ مَكَانَهُۥ فَسَوْفَ تَرَىٰنِى فَلَمَّا تَجَلَّىٰ رَبُّهُۥ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُۥ دَكًّا وَخَرَّ مُوسَىٰ صَعِقًا فَلَمَّآ أَفَاقَ قَالَ سُبْحَٰنَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَا۠ أَوَّلُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    velemmâ câe mûsâ limîḳâtinâ vekellemehû rabbühû ḳâle rabbi erinî enżur ileyk. ḳâle len terânî velâkini-nżur ile-lcebeli feini-steḳarra mekânehû fesevfe terânî. felemmâ tecellâ rabbühû lilcebeli ce`alehû dekkev veḫarra mûsâ ṣa`iḳâ. felemmâ efâḳa ḳâle sübḥâneke tübtü ileyke veenâ evvelü-lmü'minîn.

    Edip Yüksel

    Musa, belirlenen vakitte bize gelince ve Efendisi kendisiyle konuşunca, "Efendim, bana görün, sana bakayım" dedi. "Beni göremezsin. Ancak şu dağa bak; yerinde durursa o zaman beni göreceksin" dedi. Efendisi, dağa görününce onu paramparça etti ve bunun üzerine Musa kendinden geçti. Ayılınca, "Sen yücesin, sana yöneliyorum. Ben iman edenlerin en önde olanıyım" dedi. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Cennet halkı Tanrı'yı görecek. 39:69; 75:23, 89:22.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 143. ayet

  3. A'râf suresi, 144. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 144. ayet. قَالَ يَٰمُوسَىٰٓ إِنِّى ٱصْطَفَيْتُكَ عَلَى ٱلنَّاسِ بِرِسَٰلَٰتِى وَبِكَلَٰمِى فَخُذْ مَآ ءَاتَيْتُكَ وَكُن مِّنَ ٱلشَّٰكِرِينَ

    ḳâle yâ mûsâ inni-ṣṭafeytüke `ale-nnâsi birisâletî vebikelâmî. feḫuẕ mâ âteytüke veküm mine-şşâkirîn.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Musa, mesajlarımla ve seninle konuşmamla seni halkın üzerine seçtim. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 144. ayet

  4. A'râf suresi, 145. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 145. ayet. وَكَتَبْنَا لَهُۥ فِى ٱلْأَلْوَاحِ مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْعِظَةً وَتَفْصِيلًا لِّكُلِّ شَىْءٍ فَخُذْهَا بِقُوَّةٍ وَأْمُرْ قَوْمَكَ يَأْخُذُوا۟ بِأَحْسَنِهَا سَأُو۟رِيكُمْ دَارَ ٱلْفَٰسِقِينَ

    veketebnâ lehû fi-l'elvâḥi min külli şey'im mev`iżatev vetefṣîlel likülli şey'. feḫuẕhâ biḳuvvetiv ve'mür ḳavmeke ye'ḫuẕû biaḥsenihâ. seürîküm dâra-lfâsiḳîn.

    Edip Yüksel

    Her şeyin detaylı açıklaması ve öğüt olarak her ne varsa Musa için levhalara yazdık: "Bu öğretilere sıkı sarıl, halkına da söyle ona en güzel biçimde sarılsınlar. Yoldan çıkmışların son durağını size göstereceğim."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 145. ayet

  5. A'râf suresi, 146. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 146. ayet. سَأَصْرِفُ عَنْ ءَايَٰتِىَ ٱلَّذِينَ يَتَكَبَّرُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَإِن يَرَوْا۟ كُلَّ ءَايَةٍ لَّا يُؤْمِنُوا۟ بِهَا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلرُّشْدِ لَا يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا وَإِن يَرَوْا۟ سَبِيلَ ٱلْغَىِّ يَتَّخِذُوهُ سَبِيلًا ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَكَانُوا۟ عَنْهَا غَٰفِلِينَ

    seaṣrifü `an âyâtiye-lleẕîne yetekebberûne fi-l'arḍi bigayri-lḥaḳḳ. veiy yerav külle âyetil lâ yü'minû bihâ. veiy yerav sebîle-rruşdi lâ yetteḫiẕûhü sebîlâ. veiy yerav sebîle-lgayyi yetteḫiẕûhü sebîlâ. ẕâlike biennehüm keẕẕebû biâyâtinâ vekânû `anhâ gâfilîn.

    Edip Yüksel

    Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri mucizelerimden çevireceğim. Her türlü mucizeyi de görseler onaylamazlar. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Zira onlar ayetlerimizi yalanladılar ve aldırış etmediler. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Matematiksel mucizeyi inkar eden din adamları buna örnektir. Bak 6:110

    Ayet detayı — A'râf suresi, 146. ayet

  6. A'râf suresi, 147. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 147. ayet. وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veliḳâi-l'âḫirati ḥabiṭat a`mâlühüm. hel yüczevne illâ mâ kânû ya`melûn.

    Edip Yüksel

    Ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını inkar edenlerin yaptıkları boşunadır. Yaptıklarının karşılığını almayacaklar mı?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 147. ayet

Buzağı, levhalar, yetmiş kişi ve ümmî peygamber 148–157

  1. A'râf suresi, 148. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 148. ayet. وَٱتَّخَذَ قَوْمُ مُوسَىٰ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ أَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّهُۥ لَا يُكَلِّمُهُمْ وَلَا يَهْدِيهِمْ سَبِيلًا ٱتَّخَذُوهُ وَكَانُوا۟ ظَٰلِمِينَ

    vetteḫaẕe ḳavmü mûsâ mim ba`dihî min ḥuliyyihim `iclen cesedel lehû ḫuvâr. elem yerav ennehû lâ yükellimühüm velâ yehdîhim sebîlâ. itteḫaẕûhü vekânû żâlimîn.

    Edip Yüksel

    Musa'nın halkı kendisinden sonra, süs eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli yapıp putlaştırdılar. Onun, konuşmaktan ve kendilerine yol göstermekten aciz olduğunu görmediler mi? Onu benimseyerek zalimlerden oldular. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Buzağı heykelinin "böğürdüğü" değil de "böğürmeye sahip" olduğunun bildirilmesi ilginçtir. Bu ses büyük olasılıkla heykelin üzerindeki deliklere rüzgarın çarpmasıyla oluşuyordu. Nitekim arkeolojik kazılar, eski Mısır tapınaklarındaki bazı heykellerin rüzgar yoluyla ses çıkarabilen deliklere sahip olduklarını ortaya çıkardı. * Ayrıca bak 20:83-99.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 148. ayet

  2. A'râf suresi, 149. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 149. ayet. وَلَمَّا سُقِطَ فِىٓ أَيْدِيهِمْ وَرَأَوْا۟ أَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا۟ قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    velemmâ süḳiṭa fî eydîhim veraev ennehüm ḳad ḍallû ḳâlû leil lem yerḥamnâ rabbünâ veyagfir lenâ lenekûnenne mine-lḫâsirîn.

    Edip Yüksel

    Yaptıklarına pişman olup sapmış olduklarını anlayınca da, "Efendimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa kaybedenlerden oluruz" dediler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 149. ayet

  3. A'râf suresi, 150. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 150. ayet. وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَٰنَ أَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونِى مِنۢ بَعْدِىٓ أَعَجِلْتُمْ أَمْرَ رَبِّكُمْ وَأَلْقَى ٱلْأَلْوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُۥٓ إِلَيْهِ قَالَ ٱبْنَ أُمَّ إِنَّ ٱلْقَوْمَ ٱسْتَضْعَفُونِى وَكَادُوا۟ يَقْتُلُونَنِى فَلَا تُشْمِتْ بِىَ ٱلْأَعْدَآءَ وَلَا تَجْعَلْنِى مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

    velemmâ race`a mûsâ ilâ ḳavmihî gaḍbâne esifen ḳâle bi'semâ ḫaleftümûnî mim ba`dî. e`aciltüm emra rabbiküm. veelḳa-l'elvâḥa veeḫaẕe bira'si eḫîhi yecürruhû ileyh. ḳâle-bne ümme inne-lḳavme-staḍ`afûnî vekâdû yaḳtülûnenî. felâ tüşmit biye-l'a`dâe velâ tec`alnî me`a-lḳavmi-żżâlimîn.

    Edip Yüksel

    Musa, kızgın ve hayal kırıklığına uğramış olarak halkına döndüğü zaman, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Efendinizin emrine dayanamadınız mı" dedi, levhaları yere attı, kardeşinin başını tutup kendine doğru çekti. Bunun üzerine, "Anamın oğlu, " dedi, "bu halk benim zayıflığımdan yararlandı, neredeyse beni öldüreceklerdi. Üzerime vararak düşmanı güldürme, beni bu zalim halkla bir tutma." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Tanrı, kitabını Musa'ya levhalar halinde vermişti. Tanrı, bu levhaları, fiziksel yapısının putlaştırılması için değil, içindeki emir ve yasaklara uyulsun diye göndermişti. Nitekim levhalardaki ilkelere uyulmamasına tepki olarak, Musa'nın kızgınlıkla levhaları yere atıp kardeşinden hesap sorması ilgi çekicidir. * Kuran'ın ayetlerini dinlemeyerek arkalarına atan sözde din adamlarının, Kuran'ın kaydedildiği materyali putlaştırması, kağıt ve mürekkebe saygı göstermesi, totemci ve materyalist bir davranıştır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 150. ayet

  4. A'râf suresi, 151. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 151. ayet. قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِأَخِى وَأَدْخِلْنَا فِى رَحْمَتِكَ وَأَنتَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    ḳâle rabbi-gfir lî velieḫî veedḫilnâ fî raḥmetik. veente erḥamü-rrâḥimîn.

    Edip Yüksel

    Dedi ki: "Efendim, beni ve kardeşimi bağışla. Bize acı. Sen merhametlilerin en merhametlisisin."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 151. ayet

  5. A'râf suresi, 152. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 152. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلْعِجْلَ سَيَنَالُهُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَذِلَّةٌ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُفْتَرِينَ

    inne-lleẕîne-tteḫaẕü-l`icle seyenâlühüm gaḍabüm mir rabbihim veẕilletün fi-lḥayâti-ddünyâ. vekeẕâlike neczi-lmüfterîn.

    Edip Yüksel

    Buzağıyı putlaştıranlar, Efendi'lerinden bir gazaba ve dünya hayatında bir alçaklığa uğrayacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 152. ayet

  6. A'râf suresi, 153. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 153. ayet. وَٱلَّذِينَ عَمِلُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ثُمَّ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِهَا وَءَامَنُوٓا۟ إِنَّ رَبَّكَ مِنۢ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

    velleẕîne `amilü-sseyyiâti ŝümme tâbû mim ba`dihâ veâmenû. inne rabbeke mim ba`dihâ legafûrur raḥîm.

    Edip Yüksel

    Kötülük işledikten sonra tövbe edip iman edenler için Efendin elbette ondan sonra Bağışlayandır, Rahimdir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 153. ayet

  7. A'râf suresi, 154. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 154. ayet. وَلَمَّا سَكَتَ عَن مُّوسَى ٱلْغَضَبُ أَخَذَ ٱلْأَلْوَاحَ وَفِى نُسْخَتِهَا هُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ هُمْ لِرَبِّهِمْ يَرْهَبُونَ

    velemmâ sekete `am mûse-lgaḍabü eḫaẕe-l'elvâḥ. vefî nüsḫatihâ hüdev veraḥmetül lilleẕîne hüm lirabbihim yerhebûn.

    Edip Yüksel

    Musa'nın sinirleri yatışınca levhaları aldı. Onda Efendi'lerini sayanlar için bir yol gösterme ve rahmet yazılıydı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 154. ayet

  8. A'râf suresi, 155. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 155. ayet. وَٱخْتَارَ مُوسَىٰ قَوْمَهُۥ سَبْعِينَ رَجُلًا لِّمِيقَٰتِنَا فَلَمَّآ أَخَذَتْهُمُ ٱلرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُم مِّن قَبْلُ وَإِيَّٰىَ أَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَّآ إِنْ هِىَ إِلَّا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَن تَشَآءُ وَتَهْدِى مَن تَشَآءُ أَنتَ وَلِيُّنَا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْغَٰفِرِينَ

    vaḫtâra mûsâ ḳavmehû seb`îne racülel limîḳâtinâ. felemmâ eḫaẕethümü-rracfetü ḳâle rabbi lev şi'te ehlektehüm min ḳablü veiyyây. etühlikünâ bimâ fe`ale-ssüfehâü minnâ. in hiye illâ fitnetük. tüḍillü bihâ men teşâü vetehdî men teşâ'. ente veliyyünâ fagfir lenâ verḥamnâ veente ḫayru-lgâfirîn.

    Edip Yüksel

    Bizimle randevu için, Musa, halkı arasından yetmiş kişi seçti. Kendilerini sarsıntı tutunca: "Efendim, dileseydin beni ve onları daha önce yok ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi yok mu edeceksin? Bu, Senin düzenlediğin bir sınav olmalı. Dilediğini onunla saptırır, dilediğini de onunla doğru yola iletirsin. Sahibimiz sensin; bizi bağışla bize acı. Sen en iyi Bağışlayansın" dedi,

    Ayet detayı — A'râf suresi, 155. ayet

  9. A'râf suresi, 156. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 156. ayet. وَٱكْتُبْ لَنَا فِى هَٰذِهِ ٱلدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنَّا هُدْنَآ إِلَيْكَ قَالَ عَذَابِىٓ أُصِيبُ بِهِۦ مَنْ أَشَآءُ وَرَحْمَتِى وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَٰتِنَا يُؤْمِنُونَ

    vektüb lenâ fî hâẕihi-ddünyâ ḥasenetev vefi-l'âḫirati innâ hüdnâ ileyk. ḳâle `aẕâbî üṣîbü bihî men eşâ'. veraḥmetî vesi`at külle şey'. feseektübühâ lilleẕîne yetteḳûne veyü'tûne-zzekâte velleẕîne hüm biâyâtinâ yü'minûn.

    Edip Yüksel

    "Bu dünyada da bizim için iyilik yaz, ahirette de... Biz sana yöneldik." Dedi ki: "Azabım dilediğim kimseye dokunacaktır. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır; onu özellikle: erdemli bir hayat sürenlere, zekatı verenlere ve ayetlerimizi onaylayanlara yazacağım." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Zekatın önemi vurgulanıyor. Zekatın miktarı 2:219; 17:26, 29 ayetlerinde, ne zaman verileceği 6:141, kimlere verileceği 2:215, nasıl verileceği 2:274; 13:22 ve niçin verileceği de 30:39 ayetlerinde bildirilir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 156. ayet

  10. A'râf suresi, 157. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 157. ayet. ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلرَّسُولَ ٱلنَّبِىَّ ٱلْأُمِّىَّ ٱلَّذِى يَجِدُونَهُۥ مَكْتُوبًا عِندَهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ يَأْمُرُهُم بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَىٰهُمْ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ ٱلْخَبَٰٓئِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ وَٱلْأَغْلَٰلَ ٱلَّتِى كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِهِۦ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلنُّورَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ مَعَهُۥٓ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    elleẕîne yettebi`ûne-rrasûle-nnebiyye-l'ümmiyye-lleẕî yecidûnehû mektûben `indehüm fi-ttevrâti vel'incîl. ye'müruhüm bilma`rûfi veyenhâhüm `ani-lmünkeri veyüḥillü lehümu-ṭṭayyibâti veyüḥarrimü `aleyhimü-lḫabâiŝe veyeḍa`u `anhüm iṣrahüm vel'aglâle-lletî kânet `aleyhim. felleẕîne âmenû bihî ve`azzerûhü veneṣarûhü vettebe`ü-nnûra-lleẕî ünzile me`ahû ülâike hümü-lmüfliḥûn.

    Edip Yüksel

    Nitekim onlar yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiyi, o ümmi (Tevrat ve İncil okumamış/başkentli) peygamberi izlerler. (O peygamber) onlara iyiliği emreder ve onları kötülükten meneder; onlara güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar; üzerlerindeki ağırlıkları ve onlara vurulan prangaları kaldırıp atar. Onu onaylayanlar, ona saygı duyanlar, ona yardım edenler, kendisiyle birlikte indirilen ışığı izleyenler başarıya ulaşanlardır. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Muhammed, Tevrat'ın
      Tesniye 18:15-19 — Eski Ahit, Yasa'nın Tekrarı; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Yasa'nın Tekrarı 18:15

      Tanrınız RAB size aranızdan, kendi kardeşlerinizden benim gibi bir peygamber çıkaracak. Onu dinleyin.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      , İncil'in
      Yuhanna 14:16-17 — Yeni Ahit, Yuhanna; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Yuhanna 14:16

      Ben de Babadan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek. Dünya Onu kabul edemez. Çünkü Onu ne görür, ne de tanır. Siz Onu tanıyorsunuz…

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. Alıntı 200 karakterde kesilmiştir. tam metin

      ve 16:13 ayetlerinde önceden haber verilmiştir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 157. ayet

Bütün insanlara elçi; on iki kabile; deniz kıyısındaki kent 158–171

  1. A'râf suresi, 158. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 158. ayet. قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنِّى رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِ ٱلنَّبِىِّ ٱلْأُمِّىِّ ٱلَّذِى يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَكَلِمَٰتِهِۦ وَٱتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    ḳul yâ eyyühe-nnâsü innî rasûlü-llâhi ileyküm cemî`an-lleẕî lehû mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. feâminû billâhi verasûlihi-nnebiyyi-l'ümmiyyi-lleẕî yü'minü billâhi vekelimâtihî vettebi`ûhü le`alleküm tehtedûn.

    Edip Yüksel

    De ki: "Ey halk, ben, hepiniz için, göklerin ve yerin egemenliğine sahip olan ALLAH'ın elçisiyim. O'ndan başka tanrı yok. Diriltir, öldürür." ALLAH'ı ve ümmi olan elçisini onaylayın, nitekim o da ALLAH'ı ve sözlerini onaylamaktadır. Ona uyun ki doğruyu bulasınız. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * "Ümmi" kelimesinin anlamı kaydırılarak peygamberimizin okuryazar olmadığı iddia edilmiştir. * "Ümmi" sözcüğünün gerçek anlamı için 3:20 ve 2:78 ayetlerine bakınız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 158. ayet

  2. A'râf suresi, 159. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 159. ayet. وَمِن قَوْمِ مُوسَىٰٓ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ

    vemin ḳavmi mûsâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî ya`dilûn.

    Edip Yüksel

    Musa'nın halkından bir topluluk var ki gerçeği gösterirler ve onunla adaleti sağlarlardı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 159. ayet

  3. A'râf suresi, 160. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 160. ayet. وَقَطَّعْنَٰهُمُ ٱثْنَتَىْ عَشْرَةَ أَسْبَاطًا أُمَمًا وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ إِذِ ٱسْتَسْقَىٰهُ قَوْمُهُۥٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْحَجَرَ فَٱنۢبَجَسَتْ مِنْهُ ٱثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلْغَمَٰمَ وَأَنزَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ كُلُوا۟ مِن طَيِّبَٰتِ مَا رَزَقْنَٰكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    veḳaṭṭa`nâhümü-ŝnetey `aşrate esbâṭan ümemâ. veevḥaynâ ilâ mûsâ iẕi-stesḳâhü ḳavmüh eni-ḍrib bi`aṣâke-lḥacer. fembeceset minhü-ŝnetâ `aşrate `aynâ. ḳad `alime küllü ünâsim meşrabehüm. veżallelnâ `aleyhimü-lgamâme veenzelnâ `aleyhimü-lmenne vesselvâ. külû min ṭayyibâti mâ razaḳnâküm. vemâ żalemûnâ velâkin kânû enfüsehüm yażlimûn.

    Edip Yüksel

    Onları on iki kabile halinde topluluklara ayırdık. Halkı kendisinden su istediği zaman Musa'ya, "Asan ile taşa vur" diye vahiy ettik. Ondan on iki göze fışkırdı ve her kabile içeceği yeri bildi. Ayrıca onları bulutlarla gölgelendirdik ve üzerlerine menna ve bıldırcın indirdik: "Size verdiğim rızıklardan yiyin." Onlar bize haksızlık etmiyorlardı, kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 160. ayet

  4. A'râf suresi, 161. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 161. ayet. وَإِذْ قِيلَ لَهُمُ ٱسْكُنُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ وَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا۟ حِطَّةٌ وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطِيٓـَٰٔتِكُمْ سَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ

    veiẕ ḳîle lehümü-skünû hâẕihi-lḳaryete vekülû minhâ ḥayŝü şi'tüm veḳûlû ḥiṭṭatüv vedḫulü-lbâbe sücceden nagfir leküm ḫatiâtiküm. senezîdü-lmuḥsinîn.

    Edip Yüksel

    Hatırla ki kendilerine, "Bu şehirde oturun, oradan dilediğiniz gibi yiyin, dostça konuşun ve kapıdan alçak gönüllü olarak girin ki hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanlara fazlasını vereceğiz" denildiğinde,

    Ayet detayı — A'râf suresi, 161. ayet

  5. A'râf suresi, 162. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 162. ayet. فَبَدَّلَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ قَوْلًا غَيْرَ ٱلَّذِى قِيلَ لَهُمْ فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِجْزًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ بِمَا كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ

    febeddele-lleẕîne żalemû minhüm ḳavlen gayra-lleẕî ḳîle lehüm feerselnâ `aleyhim riczem mine-ssemâi bimâ kânû yażlimûn.

    Edip Yüksel

    İçlerindeki zalimler kendilerine emredileni kendilerine emredilmeyenle değiştirdiler. Biz de haksızlık etmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir felaket gönderdik.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 162. ayet

  6. A'râf suresi, 163. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 163. ayet. وَسْـَٔلْهُمْ عَنِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَتْ حَاضِرَةَ ٱلْبَحْرِ إِذْ يَعْدُونَ فِى ٱلسَّبْتِ إِذْ تَأْتِيهِمْ حِيتَانُهُمْ يَوْمَ سَبْتِهِمْ شُرَّعًا وَيَوْمَ لَا يَسْبِتُونَ لَا تَأْتِيهِمْ كَذَٰلِكَ نَبْلُوهُم بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ

    ves'elhüm `ani-lḳaryeti-lletî kânet ḥâḍirate-lbaḥr. iẕ ya`dûne fi-ssebti iẕ te'tîhim ḥîtânühüm yevme sebtihim şürra`av veyevme lâ yesbitûne lâ te'tîhim. keẕâlike neblûhüm bimâ kânû yefsüḳûn.

    Edip Yüksel

    Onlara deniz kenarındaki topluluktan sor. Hani Cumartesi çalışma yasağını çiğniyorlardı. Cumartesiye uydukları gün balıkları onlara akın akın geliyordu; ancak Cumartesiyi uygulamadıkları gün onlara balık gelmiyordu. Yoldan çıktıkları için onları böyle sınıyorduk.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 163. ayet

  7. A'râf suresi, 164. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 164. ayet. وَإِذْ قَالَتْ أُمَّةٌ مِّنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًا ٱللَّهُ مُهْلِكُهُمْ أَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا قَالُوا۟ مَعْذِرَةً إِلَىٰ رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

    veiẕ ḳâlet ümmetüm minhüm lime te`iżûne ḳavmen-llâhü mühlikühüm ev mü`aẕẕibühüm `aẕâben şedîdâ. ḳâlû ma`ẕiraten ilâ rabbiküm vele`allehüm yetteḳûn.

    Edip Yüksel

    İçlerinden bir topluluk: "ALLAH'ın helak edeceği veya çetin bir biçimde azaplandıracağı bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz" dedi. Dediler ki: "Efendinizden özür dileyin" belki dinleyip kurtulurlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 164. ayet

  8. A'râf suresi, 165. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 165. ayet. فَلَمَّا نَسُوا۟ مَا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦٓ أَنجَيْنَا ٱلَّذِينَ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلسُّوٓءِ وَأَخَذْنَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ بِعَذَابٍۭ بَـِٔيسٍۭ بِمَا كَانُوا۟ يَفْسُقُونَ

    felemmâ nesû mâ ẕükkirû bihî enceyne-lleẕîne yenhevne `ani-ssûi veeḫaẕne-lleẕîne żalemû bi`aẕâbim beîsim bimâ kânû yefsüḳûn.

    Edip Yüksel

    Kendilerine hatırlatılanları önemsemeyip unutunca, kötülüklerle mücadele edenleri kurtardık; haksızlık edenleri de yoldan çıkmalarına karşılık olarak feci bir azap ile yakaladık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 165. ayet

  9. A'râf suresi, 166. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 166. ayet. فَلَمَّا عَتَوْا۟ عَن مَّا نُهُوا۟ عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا۟ قِرَدَةً خَٰسِـِٔينَ

    felemmâ `atev `am mâ nühû `anhü ḳulnâ lehüm kûnû ḳiradeten ḫâsiîn.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 166. ayet

  10. A'râf suresi, 167. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 167. ayet. وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكَ لَيَبْعَثَنَّ عَلَيْهِمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَن يَسُومُهُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ ٱلْعِقَابِ وَإِنَّهُۥ لَغَفُورٌ رَّحِيمٌ

    veiẕ teeẕẕene rabbüke leyeb`aŝenne `aleyhim ilâ yevmi-lḳiyâmeti mey yesûmühüm sûe-l`aẕâb. inne rabbeke leserî`u-l`iḳâb. veinnehû legafûrur raḥîm.

    Edip Yüksel

    Ayrıca Efendin, diriliş gününe kadar onlara cezaların en kötüsünü verecek kimseler göndereceğini bildirdi. Efendin çabuk sonuçlandırandır ve elbette O, Bağışlayandır, Rahimdir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 167. ayet

  11. A'râf suresi, 168. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 168. ayet. وَقَطَّعْنَٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ أُمَمًا مِّنْهُمُ ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنْهُمْ دُونَ ذَٰلِكَ وَبَلَوْنَٰهُم بِٱلْحَسَنَٰتِ وَٱلسَّيِّـَٔاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    veḳaṭṭa`nâhüm fi-l'arḍi ümemâ. minhümu-ṣṣâliḥûne veminhüm dûne ẕâlik. vebelevnâhüm bilḥasenâti vesseyyiâti le`allehüm yerci`ûn.

    Edip Yüksel

    Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Bir kısmı iyi, diğer bir kısmı ise aşağılık durumdaydı. Dönerler diye onları iyilikler ve kötülüklerle sınadık.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 168. ayet

  12. A'râf suresi, 169. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 169. ayet. فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ وَرِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ يَأْخُذُونَ عَرَضَ هَٰذَا ٱلْأَدْنَىٰ وَيَقُولُونَ سَيُغْفَرُ لَنَا وَإِن يَأْتِهِمْ عَرَضٌ مِّثْلُهُۥ يَأْخُذُوهُ أَلَمْ يُؤْخَذْ عَلَيْهِم مِّيثَٰقُ ٱلْكِتَٰبِ أَن لَّا يَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ وَدَرَسُوا۟ مَا فِيهِ وَٱلدَّارُ ٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    feḫalefe mim ba`dihim ḫalfüv veriŝü-lkitâbe ye'ḫuẕûne `araḍa hâẕe-l'ednâ veyeḳûlûne seyugferu lenâ. veiy ye'tihim `araḍum miŝlühû ye'ḫuẕûh. elem yü'ḫaẕ `aleyhim mîŝâḳu-lkitâbi el lâ yeḳûlû `ale-llâhi ille-lḥaḳḳa vederasû mâ fîh. veddâru-l'âḫiratü ḫayrul lilleẕîne yetteḳûn. efelâ ta`ḳilûn.

    Edip Yüksel

    Onların yerine, kitaba mirasçı olan başka nesiller geçti. Ancak, "Nasıl olsa bağışlanacağız" diyerek aşağılık ve geçici menfaatleri seçtiler. Kendilerine, benzeri geçici menfaatler gelse yine seçerler. Onlardan, kitaba bağlı kalacaklarına ve ALLAH hakkında ancak gerçeği söyleyeceklerine dair söz alınmamış mıydı? Onu okuyup öğrenmediler mi? Erdemliler için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Anlamıyor musunuz?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 169. ayet

  13. A'râf suresi, 170. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 170. ayet. وَٱلَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِٱلْكِتَٰبِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُصْلِحِينَ

    velleẕîne yümessikûne bilkitâbi veeḳâmu-ṣṣalâh. innâ lâ nüḍî`u ecra-lmuṣliḥîn.

    Edip Yüksel

    Kitaba sarılanlar ve salatı yerine getirenlere gelince, iyiliğe çalışanları ödülsüz bırakmayız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 170. ayet

  14. A'râf suresi, 171. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 171. ayet. وَإِذْ نَتَقْنَا ٱلْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَأَنَّهُۥ ظُلَّةٌ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُۥ وَاقِعٌۢ بِهِمْ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

    veiẕ netaḳne-lcebele fevḳahüm keennehû żulletüv veżannû ennehû vâḳi`um bihim. ḫuẕû mâ âteynâküm biḳuvvetiv veẕkürû mâ fîhi le`alleküm tetteḳûn.

    Edip Yüksel

    Dağı bir şemsiye gibi üzerlerinde sarsmıştık. Öyle ki tepelerine düşeceğini sanmışlardı: "Size verdiğime sımsıkı sarılın. Kurtulabilmeniz için içeriği üzerinde düşünün."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 171. ayet

Elest bezmi ve ayetlerden sıyrılan kişi 172–181

  1. A'râf suresi, 172. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 172. ayet. وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنۢ بَنِىٓ ءَادَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا۟ بَلَىٰ شَهِدْنَآ أَن تَقُولُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَٰفِلِينَ

    veiẕ eḫaẕe rabbüke mim benî âdeme min żuhûrihim ẕürriyyetehüm veeşhedehüm `alâ enfüsihim. elestü birabbiküm. ḳâlû belâ. şehidnâ. en teḳûlû yevme-lḳiyâmeti innâ künnâ `an hâẕâ gâfilîn.

    Edip Yüksel

    Efendin, Ademoğullarının bellerinden soylarını çıkarırken onları kendi kendilerine tanık tutar: "Ben, Efendiniz değil miyim?" "Evet, tanıklık ediyoruz" derler. Böylece diriliş günü, "Biz bundan habersizdik" diyemezsiniz. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Dili geçmiş zaman kipi Arapçada çeşitli amaçlarla kullanılır. Biz, anlamı dikkate alarak ayeti çevirdik. Buradaki diyalog "lisan-i hal" iledir. 41:11 ayetiyle karşılaştırınız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 172. ayet

  2. A'râf suresi, 173. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 173. ayet. أَوْ تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أَشْرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِّنۢ بَعْدِهِمْ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلْمُبْطِلُونَ

    ev teḳûlû innemâ eşrake âbâünâ min ḳablü vekünnâ ẕürriyyetem mim ba`dihim. efetühlikünâ bimâ fe`ale-lmübṭilûn.

    Edip Yüksel

    Yahut, "Atalarımız önceden ortak koştu ve biz de onlardan sonra gelen soylarıyız, bizi bidat ve hurafelere dalanlardan dolayı mı yok edeceksin" diyemezsiniz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 173. ayet

  3. A'râf suresi, 174. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 174. ayet. وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

    vekeẕâlike nüfeṣṣilü-l'âyâti vele`allehüm yerci`ûn.

    Edip Yüksel

    Ayetleri böyle açıklıyoruz ki (bize) dönebilsinler. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu hayat, Tanrı'nın ülkesine dönmemiz için son şansımızdır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 174. ayet

  4. A'râf suresi, 175. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 175. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱلَّذِىٓ ءَاتَيْنَٰهُ ءَايَٰتِنَا فَٱنسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَكَانَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

    vetlü `aleyhim nebee-lleẕî âteynâhü âyâtinâ fenseleḫa minhâ feetbe`ahü-şşeyṭânü fekâne mine-lgâvîn.

    Edip Yüksel

    Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, ancak onlardan sıyrılmış-geçmiş kimsenin ne duruma düştüğünü anlat onlara. Sapkın onu saptırıncaya kadar izlemişti.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 175. ayet

  5. A'râf suresi, 176. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 176. ayet. وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَٰهُ بِهَا وَلَٰكِنَّهُۥٓ أَخْلَدَ إِلَى ٱلْأَرْضِ وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ ٱلْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ذَّٰلِكَ مَثَلُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱقْصُصِ ٱلْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

    velev şi'nâ lerafa`nâhü bihâ velâkinnehû aḫlede ile-l'arḍi vettebe`a hevâh. femeŝelühû kemeŝeli-lkelb. in taḥmil `aleyhi yelheŝ ev tetrukhü yelheŝ. ẕâlike meŝelü-lḳavmi-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ. faḳṣuṣi-lḳaṣaṣa le`allehüm yetefekkerûn.

    Edip Yüksel

    Dileseydik onu ayetlerimizle yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin ardına takıldı. Onun durumu, üstüne varsan da bıraksan da dili dışarıda soluyan huysuz bir köpeğin durumuna benzer. Ayetlerimizi yalanlayan toplulukların durumu işte böyledir. Bu olayı aktar, olur ki düşünürler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 176. ayet

  6. A'râf suresi, 177. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 177. ayet. سَآءَ مَثَلًا ٱلْقَوْمُ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَأَنفُسَهُمْ كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ

    sâe meŝelen-lḳavmü-lleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ veenfüsehüm kânû yażlimûn.

    Edip Yüksel

    Ayetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendi kendilerine haksızlık eden topluluğun örnekliği ne kötüdür!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 177. ayet

  7. A'râf suresi, 178. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 178. ayet. مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِى وَمَن يُضْلِلْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

    mey yehdi-llâhü fehüve-lmühtedî. vemey yuḍlil feülâike hümü-lḫâsirûn.

    Edip Yüksel

    ALLAH kimi doğruya iletirse, doğruyu bulan odur. Kimi de saptırırsa, kaybedenler de onlardır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 178. ayet

  8. A'râf suresi, 179. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 179. ayet. وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ لَهُمْ قُلُوبٌ لَّا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌ لَّا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ ءَاذَانٌ لَّا يَسْمَعُونَ بِهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ

    veleḳad ẕera'nâ licehenneme keŝîram mine-lcinni vel'ins. lehüm ḳulûbül lâ yefḳahûne bihâ. velehüm a`yünül lâ yübṣirûne bihâ. velehüm âẕânül lâ yesme`ûne bihâ. ülâike kel'en`âmi bel hüm eḍall. ülâike hümü-lgâfilûn.

    Edip Yüksel

    İnsanlardan ve cinlerden çok sayıda kişiyi cehenneme mahkûm ettik. Kalpleri var, fakat kavrayamazlar; gözleri var, fakat görmezler; kulakları var, fakat işitmezler. Onlar, çiftlik hayvanları gibidir, hatta daha da kötü... Ve onlar, olup bitenden habersizdirler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 179. ayet

  9. A'râf suresi, 180. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 180. ayet. وَلِلَّهِ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ فَٱدْعُوهُ بِهَا وَذَرُوا۟ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ أَسْمَٰٓئِهِۦ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    velillâhi-l'esmâü-lḥusnâ fed`ûhü bihâ. veẕerü-lleẕîne yülḥidûne fî esmâih. seyüczevne mâ kânû ya`melûn.

    Edip Yüksel

    En güzel isimler ALLAH'ındır; öyleyse O'nu onlarla çağırın. O'nun isimlerini tahrif edenleri bırakın; yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'da Tanrı için, yüzün üzerinde değişik sıfat-isim kullanılır. Bunlar süreklilik bildiren tanımlamalardır; Nitekim her yazı yazan insana "yazar" denmez. Tanrı'nın isim ve sıfatlarının Arapça olması gerekmez. * Nitekim Birçok topluluğa konuştukları dilde kitaplar gönderen Tanrı, kendisini tanıtırken onların anlayabileceği dili kullanıyordu. * Bu yüzden Kuran, güzel niteliklerin Allah'a ait olduğunu bildirir. Maalesef, uydurma Hadis kitaplarında sunulan 99 isimli liste Tanrı'ya yakışmayacak bir kaç nitelik içerir. * Örneğin, dindar Müslümanlarca ezberlenip dua maksadıyla okunan 99 isimden birisi olan "ed-Darr" "zarar veren" anlamına gelir. Halbuki Kuran tersini söyler (42:30).

    Ayet detayı — A'râf suresi, 180. ayet

  10. A'râf suresi, 181. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 181. ayet. وَمِمَّنْ خَلَقْنَآ أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِٱلْحَقِّ وَبِهِۦ يَعْدِلُونَ

    vemimmen ḫalaḳnâ ümmetüy yehdûne bilḥaḳḳi vebihî ya`dilûn.

    Edip Yüksel

    Yarattıklarımızın arasında bir topluluk var ki gerçek ile yol gösterirler ve yine onunla hakkı gözetirler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 181. ayet

Verilen mühlet ve kıyametin vakti 182–188

  1. A'râf suresi, 182. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 182. ayet. وَٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

    velleẕîne keẕẕebû biâyâtinâ senestedricühüm min ḥayŝü lâ ya`lemûn.

    Edip Yüksel

    Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar farkına varmadan onları yavaş yavaş sonlarına yaklaştıracağız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 182. ayet

  2. A'râf suresi, 183. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 183. ayet. وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

    veümlî lehüm. inne keydî metîn.

    Edip Yüksel

    Hatta onlara umut veririm. Planım çetindir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 183. ayet

  3. A'râf suresi, 184. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 184. ayet. أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا۟ مَا بِصَاحِبِهِم مِّن جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

    evelem yetefekkerû mâ biṣâḥibihim min cinneh. in hüve illâ neẕîrum mübîn.

    Edip Yüksel

    Düşünmezler mi? Arkadaşlarında hiçbir delilik yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 184. ayet

  4. A'râf suresi, 185. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 185. ayet. أَوَلَمْ يَنظُرُوا۟ فِى مَلَكُوتِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ وَأَنْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَدِ ٱقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

    evelem yenżurû fî melekûti-ssemâvâti vel'arḍi vemâ ḫaleḳa-llâhü min şey'iv veen `asâ ey yekûne ḳadi-ḳterabe ecelühüm. febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.

    Edip Yüksel

    Göklerin ve yerin egemenliğine ve ALLAH'ın yarattığı şeylere bakmazlar mı? Son anlarının yaklaşmış olabileceğini hiç düşünmezler mi? Bundan sonra artık hangi hadisi (sözü) onaylarlar? dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * "Hadis" kelimesi, Kuran boyunca, Kuran'dan başka bir şey için kullanıldığında olumsuz bir anlam taşır. Peygamber düşmanlarının uydurdukları iftiraları "Hadis" diye adlandıracaklarını elbette Tanrı biliyordu. 12:111; 31:6; 33:38; 35:43; 45:6; 52;34; 77:50 ayetlerine bakınız.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 185. ayet

  5. A'râf suresi, 186. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 186. ayet. مَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِىَ لَهُۥ وَيَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    mey yuḍlili-llâhü felâ hâdiye leh. veyeẕeruhüm fî ṭugyânihim ya`mehûn.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın saptırdığı kimseler için yol gösterici bulunmaz. Onları, azgınlıkları içinde bocalar durur halde bırakır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 186. ayet

  6. A'râf suresi, 187. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 187. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى لَا يُجَلِّيهَا لِوَقْتِهَآ إِلَّا هُوَ ثَقُلَتْ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَا تَأْتِيكُمْ إِلَّا بَغْتَةً يَسْـَٔلُونَكَ كَأَنَّكَ حَفِىٌّ عَنْهَا قُلْ إِنَّمَا عِلْمُهَا عِندَ ٱللَّهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

    yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ. ḳul innemâ `ilmühâ `inde rabbî. lâ yücellîhâ livaḳtihâ illâ hû. ŝeḳulet fi-ssemâvâti vel'arḍ. lâ te'tîküm illâ bagteten. yes'elûneke keenneke ḥafiyyün `anhâ. ḳul innemâ `ilmühâ `inde-llâhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.

    Edip Yüksel

    Sana o anın ne zaman geleceğini soruyorlar. "O'nun bilgisi Efendimin yanındadır" de. Onu vakti gelince O'ndan başkası ortaya çıkarmaz. Göklere ve yere ağır gelen o an size ansızın gelecektir. Sanki ondan haberdar imişsin gibi sana soruyorlar. "Onun bilgisi ALLAH'ın yanındadır" de. Fakat insanların çoğu bilmez. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Tanrı, bu bilgiyi, 1980 yılında açıklamış bulunuyor. Bak: 20:15; 15:87; 72:27. Saat, sadece inkarcıların başına ansızın kopacaktır.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 187. ayet

  7. A'râf suresi, 188. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 188. ayet. قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى نَفْعًا وَلَا ضَرًّا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ وَلَوْ كُنتُ أَعْلَمُ ٱلْغَيْبَ لَٱسْتَكْثَرْتُ مِنَ ٱلْخَيْرِ وَمَا مَسَّنِىَ ٱلسُّوٓءُ إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ وَبَشِيرٌ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    ḳul lâ emlikü linefsî nef`av velâ ḍarran illâ mâ şâe-llâh. velev küntü a`lemü-lgaybe lestekŝertü mine-lḫayr. vemâ messeniye-ssûü in ene illâ neẕîruv vebeşîrul liḳavmiy yü'minûn.

    Edip Yüksel

    De ki: "ALLAH'ın dilediğinden başka ben kendime ne bir yarar ne de bir zarar veremem. Gizliyi bilseydim mal varlığımı arttırırdım, bana kötülük de dokunmazdı. Ben ancak gerçeği onaylayan bir topluma bir müjdeci ve uyarıcıyım." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Muhammed peygamber dahil kimse geleceği bilmez (6:50; 7:188; 10:20; 27:65; 81:24). Geleceği ancak Tanrı bilir ve bu bilgi ancak vahiy/ayetler yoluyla elde edilebilir (3:44; 11:49; 12:102; 30:2; 72:27). Muhammed elçilik ile görevlendirilmeden önce uluslar arası ticaret yapıyordu ve ondan ötürü belli bir servete sahipti. Servetini arttırabilseydi onu zekat ve sadaka için, müslümanlar ve onlarla anlaşma halinde olan grupların savunması için harcayabilirdi.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 188. ayet

Tek nefisten yaratılış ve âciz ilahlar 189–198

  1. A'râf suresi, 189. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 189. ayet. هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا فَلَمَّا تَغَشَّىٰهَا حَمَلَتْ حَمْلًا خَفِيفًا فَمَرَّتْ بِهِۦ فَلَمَّآ أَثْقَلَت دَّعَوَا ٱللَّهَ رَبَّهُمَا لَئِنْ ءَاتَيْتَنَا صَٰلِحًا لَّنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّٰكِرِينَ

    hüve-lleẕî ḫaleḳaküm min nefsiv vâḥidetiv vece`ale minhâ zevcehâ liyesküne ileyhâ. felemmâ tegaşşâhâ ḥamelet ḥamlen ḫafîfen femerrat bih. felemmâ eŝḳalet de`ave-llâhe rabbehümâ lein âteytenâ ṣâliḥal lenekûnenne mine-şşâkirîn.

    Edip Yüksel

    O sizi bir tek nefisten (aynı genetik özellikten) yarattı. Ondan da eşini yarattı ki dinginlik bulsun. Eşine yaklaşınca, hafif bir yükle yüklendi ve onunla gezindi. Yükü ağırlaşınca her ikisi Efendi'leri ALLAH'a: "Bize kusursuz bir çocuk verirsen şükredenlerden olacağız" diye yalvardılar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 189. ayet

  2. A'râf suresi, 190. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 190. ayet. فَلَمَّآ ءَاتَىٰهُمَا صَٰلِحًا جَعَلَا لَهُۥ شُرَكَآءَ فِيمَآ ءَاتَىٰهُمَا فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    felemmâ âtâhümâ ṣâliḥan ce`alâ lehû şürakâe fîmâ âtâhümâ. fete`âle-llâhü `ammâ yüşrikûn.

    Edip Yüksel

    Onlara kusursuz bir çocuk verince, O'nun kendilerine verdiği bu hediyeyle ilgili olarak O'na ortaklar koşmaya başladılar. ALLAH onların ortak koştukları her şeyden çok yücedir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 190. ayet

  3. A'râf suresi, 191. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 191. ayet. أَيُشْرِكُونَ مَا لَا يَخْلُقُ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ

    eyüşrikûne mâ lâ yaḫlüḳu şey'ev vehüm yuḫleḳûn.

    Edip Yüksel

    Bir şey yaratamayan, aksine yaratılmış olan şeyleri mi eş koşuyorlar?

    Ayet detayı — A'râf suresi, 191. ayet

  4. A'râf suresi, 192. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 192. ayet. وَلَا يَسْتَطِيعُونَ لَهُمْ نَصْرًا وَلَآ أَنفُسَهُمْ يَنصُرُونَ

    velâ yesteṭî`ûne lehüm naṣrav velâ enfüsehüm yenṣurûn.

    Edip Yüksel

    Putlar, ne onlara yardım edebilir, ne de kendilerine yardım edebilirler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 192. ayet

  5. A'râf suresi, 193. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 193. ayet. وَإِن تَدْعُوهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ لَا يَتَّبِعُوكُمْ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ أَدَعَوْتُمُوهُمْ أَمْ أَنتُمْ صَٰمِتُونَ

    vein ted`ûhüm ile-lhüdâ lâ yettebi`ûküm. sevâün `aleyküm ede`avtümûhüm em entüm ṣâmitûn.

    Edip Yüksel

    Onları doğruya çağırsanız size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha sessiz kalmışsınız, sizin için birdir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 193. ayet

  6. A'râf suresi, 194. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 194. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ عِبَادٌ أَمْثَالُكُمْ فَٱدْعُوهُمْ فَلْيَسْتَجِيبُوا۟ لَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    inne-lleẕîne ted`ûne min dûni-llâhi `ibâdün emŝâlüküm fed`ûhüm felyestecîbû leküm in küntüm ṣâdiḳîn.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın dışında çağırdıklarınız, sizin gibi kullardır. Haydi onları çağırın da size cevap versinler, sözünüzde doğru iseniz!

    Ayet detayı — A'râf suresi, 194. ayet

  7. A'râf suresi, 195. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 195. ayet. أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَآ أَمْ لَهُمْ أَيْدٍ يَبْطِشُونَ بِهَآ أَمْ لَهُمْ أَعْيُنٌ يُبْصِرُونَ بِهَآ أَمْ لَهُمْ ءَاذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا قُلِ ٱدْعُوا۟ شُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ كِيدُونِ فَلَا تُنظِرُونِ

    elehüm ercülüy yemşûne bihâ. em lehüm eydiy yebṭişûne bihâ. em lehüm a`yünüy yübṣirûne bihâ. em lehüm âẕânüy yesme`ûne bihâ. ḳuli-d`û şürakâeküm ŝümme kîdûni felâ tünżirûn.

    Edip Yüksel

    Üzerinde yürüyecekleri ayakları mı var? Tutmaları için elleri mi var? Görmeleri için gözleri mi var? İşitmeleri için kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırın ve benim için plan kurun. Hiç durmayın!"

    Ayet detayı — A'râf suresi, 195. ayet

  8. A'râf suresi, 196. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 196. ayet. إِنَّ وَلِـِّۧىَ ٱللَّهُ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْكِتَٰبَ وَهُوَ يَتَوَلَّى ٱلصَّٰلِحِينَ

    inne veliyyiye-llâhü-lleẕî nezzele-lkitâb. vehüve yetevelle-ṣṣâliḥîn.

    Edip Yüksel

    "Biricik Sahibim (Velim), kitabı indiren ALLAH'tır. O, dürüst insanları korur."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 196. ayet

  9. A'râf suresi, 197. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 197. ayet. وَٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَكُمْ وَلَآ أَنفُسَهُمْ يَنصُرُونَ

    velleẕîne ted`ûne min dûnihî lâ yesteṭî`ûne naṣraküm velâ enfüsehüm yenṣurûn.

    Edip Yüksel

    "O'nun dışında çağırdıklarınız ne size yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler."

    Ayet detayı — A'râf suresi, 197. ayet

  10. A'râf suresi, 198. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 198. ayet. وَإِن تَدْعُوهُمْ إِلَى ٱلْهُدَىٰ لَا يَسْمَعُوا۟ وَتَرَىٰهُمْ يَنظُرُونَ إِلَيْكَ وَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ

    vein ted`ûhüm ile-lhüdâ lâ yesme`û. veterâhüm yenżurûne ileyke vehüm lâ yübṣirûn.

    Edip Yüksel

    Onları hidayete çağırsan işitmezler. Onların sana baktığını görürsün; fakat onlar görmezler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 198. ayet

Affı tut; şeytanın kışkırtması; Kur'an dinlenirken susmak 199–206

  1. A'râf suresi, 199. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 199. ayet. خُذِ ٱلْعَفْوَ وَأْمُرْ بِٱلْعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْجَٰهِلِينَ

    ḫuẕi-l`afve ve'mür bil`urfi vea`riḍ `ani-lcâhilîn.

    Edip Yüksel

    Affedici ol, toleransı öğütle ve cahillere aldırış etme.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 199. ayet

  2. A'râf suresi, 200. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 200. ayet. وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    veimmâ yenzeganneke mine-şşeyṭâni nezgun feste`iẕ billâh. innehû semî`un `alîm.

    Edip Yüksel

    Sapkından ne zaman kötü bir düşünce zihnini tırmalarsa, ALLAH'a sığın; O İşitendir, Bilendir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 200. ayet

  3. A'râf suresi, 201. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 201. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ إِذَا مَسَّهُمْ طَٰٓئِفٌ مِّنَ ٱلشَّيْطَٰنِ تَذَكَّرُوا۟ فَإِذَا هُم مُّبْصِرُونَ

    inne-lleẕîne-tteḳav iẕâ messehüm ṭâifüm mine-şşeyṭâni teẕekkerû feiẕâ hüm mübṣirûn.

    Edip Yüksel

    Erdemlilere her ne zaman sapkından karanlık bir öneri ulaşsa hemen hatırlarlar. Böylece hemen görürler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 201. ayet

  4. A'râf suresi, 202. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 202. ayet. وَإِخْوَٰنُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِى ٱلْغَىِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ

    veiḫvânühüm yemüddûnehüm fi-lgayyi ŝümme lâ yuḳṣirûn.

    Edip Yüksel

    (Sapkınlar) kardeşlerini ise azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 202. ayet

  5. A'râf suresi, 203. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 203. ayet. وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِم بِـَٔايَةٍ قَالُوا۟ لَوْلَا ٱجْتَبَيْتَهَا قُلْ إِنَّمَآ أَتَّبِعُ مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ مِن رَّبِّى هَٰذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    veiẕâ lem te'tihim biâyetin ḳâlû levle-ctebeytehâ. ḳul innemâ ettebi`u mâ yûḥâ ileyye mir rabbî. hâẕâ beṣâiru mir rabbiküm vehüdev veraḥmetül liḳavmiy yü'minûn.

    Edip Yüksel

    Kendilerine bir mucize getirmediğin zaman: "Mucize isteseydin ne olurdu" derler. De ki: "Ben, ancak Efendimden bana vahiy edilene uyuyorum." Bunlar, Efendinizden aydınlatmalardır, gerçeği onaylayan bir toplum için bir hidayet ve rahmettir.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 203. ayet

  6. A'râf suresi, 204. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 204. ayet. وَإِذَا قُرِئَ ٱلْقُرْءَانُ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥ وَأَنصِتُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

    veiẕâ ḳurie-lḳur'ânü festemi`û lehû veenṣitû le`alleküm türḥamûn.

    Edip Yüksel

    Kuran okunduğu zaman, onu dinleyip kulak verin ki merhamet edilesiniz.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 204. ayet

  7. A'râf suresi, 205. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 205. ayet. وَٱذْكُر رَّبَّكَ فِى نَفْسِكَ تَضَرُّعًا وَخِيفَةً وَدُونَ ٱلْجَهْرِ مِنَ ٱلْقَوْلِ بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْـَٔاصَالِ وَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْغَٰفِلِينَ

    veẕkür rabbeke fî nefsike teḍarru`av veḫîfetev vedûne-lcehri mine-lḳavli bilgudüvvi vel'eṣâli velâ teküm mine-lgâfilîn.

    Edip Yüksel

    Efendini gönülden yalvararak, gizlice ve sessizce sabah akşam an; gafillerden olma.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 205. ayet

  8. A'râf suresi, 206. ayet — tek başına aç

    A'râf suresi, 206. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيُسَبِّحُونَهُۥ وَلَهُۥ يَسْجُدُونَ secde ayeti

    inne-lleẕîne `inde rabbike lâ yestekbirûne `an `ibâdetihî veyüsebbiḥûnehû velehû yescüdûn.

    Edip Yüksel

    Efendinin yanındakiler, ona hizmet etmekten kaçınıp büyüklenmezler, O'nu yüceltirler ve O'na secde ederler.

    Ayet detayı — A'râf suresi, 206. ayet