Mustafa İslamoğlu
Ah O kesin hakikatin gerçekleşmesi!
69. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Hâkka suresi, 1. ayet. ٱلْحَآقَّةُ
elḥâḳḳah.
Ah O kesin hakikatin gerçekleşmesi!
Hâkka suresi, 2. ayet. مَا ٱلْحَآقَّةُ
me-lḥâḳḳah.
(Bilir misin ey muhatap) o ne dehşet gerçekleşecek?
Hâkka suresi, 3. ayet. وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ
vemâ edrâke me-lḥâḳḳah.
Sahi onun nasıl gerçekleşeceğini bilir misin sen?
Hâkka suresi, 4. ayet. كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ
keẕẕebet ŝemûdü ve`âdüm bilḳâri`ah.
Semud ve Ad (İnsanın aklını başına devşiren) o Son Vuruş'u inkar ettiler.
Hâkka suresi, 5. ayet. فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ
feemmâ ŝemûdü feühlikû biṭṭâgiyeh.
Bir yanda Semud: sonuçta onlar ses duvarını çok çok aşan bir bela ile helak edildiler.
Hâkka suresi, 6. ayet. وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ
veemmâ `âdün feühlikû birîḥin ṣarṣarin `âtiyeh.
Ve öte yanda 'Ad: onlar da değdiğini sesiyle çarpan dizginlenemez bir kasırgayla helak edildiler.
Hâkka suresi, 7. ayet. سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ
seḫḫarahâ `aleyhim seb`a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin ḥusûmen fetere-lḳavme fîhâ ṣar`â keennehüm a`câzü naḫlin ḫâviyeh.
(Allah), üzerlerine emrine amade kıldığı o (kasırgayı) yedi gece sekiz gündüz kesintisiz bir biçimde estirdi; öyle ki, tıpkı kökünden savrulmuş hurma kütükleri gibi, o kavmin orada öylece donup kaldığını gözünde canlandırabilirsin.
Hâkka suresi, 8. ayet. فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ
fehel terâ lehüm mim bâḳiyeh.
Şimdi onlardan geriye kalan bir (kişi) görebiliyor musun?
Hâkka suresi, 9. ayet. وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ
vecâe fir`avnü vemen ḳablehû velmü'tefikâtü bilḫâṭieh.
Bir de Firavun ve ondan önce gelenler ve altüst olmuş şehirler vardı; (hepsi de) hataya gömülmüşlerdi:
Hâkka suresi, 10. ayet. فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً
fe`aṣav rasûle rabbihim feeḫaẕehüm aḫẕeter râbiyetâ.
Nihayet Rablerinin elçisine karşı geldiler; ve (Allah günahlarıyla) katlanan bir bela ile tümünü enseledi.
Hâkka suresi, 11. ayet. إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ
innâ lemmâ ṭaga-lmâü ḥamelnâküm fi-lcâriyeh.
Şüphesiz o su çığrından çıkıp tuğyan ettiğinde sizi gemide taşıyan Bizdik;
Hâkka suresi, 12. ayet. لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ
linec`alehâ leküm teẕkiratev vete`iyehâ üẕünüv vâ`iyeh.
Onu, size bir ibret vesikası kılmak için, dahası işittiğini anlayan her kulak (sahibinin işin özünü) kavraması için (aktardık).
Hâkka suresi, 13. ayet. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ
feiẕâ nüfiḫa fi-ṣṣûri nefḫatüv vâḥideh.
İmdi, sur borusuna (ilk kez) tek bir defa üflendiğinde,
Hâkka suresi, 14. ayet. وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً
veḥumileti-l'arḍu velcibâlü fedükketâ dekketev vâḥidetâ.
yeryüzü ve dağlar yerlerinden edilip, ardından da tek bir seferde un ufak edildiğinde:
Hâkka suresi, 15. ayet. فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
feyevmeiẕiv veḳa`ati-lvâḳi`ah.
İşte o zaman, olması beklenen o (büyük olay) bitmiş olacak.
Hâkka suresi, 16. ayet. وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ
venşeḳḳati-ssemâü fehiye yevmeiẕiv vâhiyeh.
Ve gök parçalanmış olacak, zira o gün tüm direncini yitirmiş olacak.
Hâkka suresi, 17. ayet. وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَٰنِيَةٌ
velmelekü `alâ ercâihâ. veyaḥmilü `arşe rabbike fevḳahüm yevmeiẕin ŝemâniyeh.
Melekler onun enkazı başında duracak; ve onların da üstünde o gün Rabbinin hükümranlık tahtını sekizi taşıyacak.
Hâkka suresi, 18. ayet. يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ
yevmeiẕin tü`raḍûne lâ taḫfâ minküm ḫâfiyeh.
O gün (yargılanmak üzere) huzura çıkarılacaksınız; en gizli sırrınız bile gizli kalmayacak.
Hâkka suresi, 19. ayet. فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ
feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyeḳûlü hâümu-ḳraû kitâbiyeh.
Karnesi sağ tarafından verilen kimseye gelince... O (sevinçle) şakıyacak: "Hey millet! Alın işte, okuyun karnemi!
Hâkka suresi, 20. ayet. إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ
innî żanentü ennî mülâḳin ḥisâbiyeh.
Kesinlikle ben, hesabımla yüzleşeceğime gönülden inanmıştım!"
Hâkka suresi, 21. ayet. فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ
fehüve fî `îşetir râḍiyeh.
O kendini mesut ve bahtiyar eden bir hayatın içinde bulacak;
Hâkka suresi, 22. ayet. فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ
fî cennetin `âliyeh.
yüce bir cennette;
Hâkka suresi, 23. ayet. قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
ḳuṭûfühâ dâniyeh.
hemen yakınında (amellerinin) meyveleri.
Hâkka suresi, 24. ayet. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ
külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fi-l'eyyâmi-lḫâliyeh.
(Kendilerine) "Bu günler için geçmişte peşinen takdim ettiklerinize karşılık yiyin, için, afiyet olsun!" (denilecek).
Hâkka suresi, 25. ayet. وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ
veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyeḳûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.
Karnesi sol tarafından verilen kimseye gelince... Sonunda o da şöyle sızlanacak: "Eyvah! Keşke hiç karne almasaydım!
Hâkka suresi, 26. ayet. وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ
velem edri mâ ḥisâbiyeh.
Ve hesabımın ne olduğunu (keşke) hiç bilmeseydim!
Hâkka suresi, 27. ayet. يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ
yâ leytehâ kâneti-lḳâḍiyeh.
Ah! Keşke (ölüm), işi tamamen bitiren (mutlak bir yok oluş) olsaydı!
Hâkka suresi, 28. ayet. مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ
mâ agnâ `annî mâliyeh.
Malım başıma gelen hiçbir belayı def edemedi.
Hâkka suresi, 29. ayet. هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ
heleke `annî sülṭâniyeh.
Gücüm elimde patladı."
Hâkka suresi, 30. ayet. خُذُوهُ فَغُلُّوهُ
ḫuẕûhü fegullûh.
(Görevli meleklere emredilecek): "Alın onu bağlayın!
Hâkka suresi, 31. ayet. ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ
ŝümme-lceḥîme ṣallûh.
Sonra cehenneme yaslayın!
Hâkka suresi, 32. ayet. ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ
ŝümme fî silsiletin ẕer`uhâ seb`ûne ẕirâ`an feslükûh.
Sonra bir zincire vurun; uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincere; ve sıkıca bağlayın!
Hâkka suresi, 33. ayet. إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ
innehû kâne lâ yü'minü billâhi-l`ażîm.
Çünkü o yüce Allah'a inanıp güvenmedi.
Hâkka suresi, 34. ayet. وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ
velâ yeḥuḍḍu `alâ ṭa`âmi-lmiskîn.
Yoksulu doyurmak için hiçbir çaba harcamadı.
Hâkka suresi, 35. ayet. فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌ
feleyse lehü-lyevme hâhünâ ḥamîm.
İşte bu yüzden, burada ne bir can dosta sahip,
Hâkka suresi, 36. ayet. وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ
velâ ṭa`âmün illâ min gislîn.
ne de pis bir atıktan başka yiyeceğe;
Hâkka suresi, 37. ayet. لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ
lâ ye'külühû ille-lḫâṭiûn.
o, sadece günahkarların yediği bir yiyecek...
Hâkka suresi, 38. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ
felâ uḳsimü bimâ tübṣirûn.
Ötesi yok! Gördüğünüz her şeye Ben yemin ediyorum;
Hâkka suresi, 39. ayet. وَمَا لَا تُبْصِرُونَ
vemâ lâ tübṣirûn.
göremediklerinize de.
Hâkka suresi, 40. ayet. إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
Hiç şüpheniz olmasın ki o (mesaj) şerefli bir elçinin sözüdür;
Hâkka suresi, 41. ayet. وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ
vemâ hüve biḳavli şâ`ir. ḳalîlem mâ tü'minûn.
ve o bir şair sözü değildir: ne kadar da azınız inanıyor;
Hâkka suresi, 42. ayet. وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ
velâ biḳavli kâhin. ḳalîlem mâ teẕekkerûn.
ve o bir kahin sözü de değildir: ne kadar da azınız düşünüyor:
Hâkka suresi, 43. ayet. تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
O, Alemlerin Rabbi katından indirilmedir.
Hâkka suresi, 44. ayet. وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ
velev teḳavvele `aleynâ ba`ḍa-l'eḳâvîl.
Ve eğer (Peygamber) kısmen dahi, söylemediğimiz sözler uydurarak Bize isnat etseydi,
Hâkka suresi, 45. ayet. لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ
leeḫaẕnâ minhü bilyemîn.
onu sağ kolundan şiddetle yakalar
Hâkka suresi, 46. ayet. ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ
ŝümme leḳaṭa`nâ minhü-lvetîn.
ve şah damarını kesip (başını) koparırdık
Hâkka suresi, 47. ayet. فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ
femâ minküm min eḥadin `anhü ḥâcizîn.
da, sizden hiç kimse buna engel olamazdı.
Hâkka suresi, 48. ayet. وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ
veinnehû leteẕkiratül lilmütteḳîn.
Gerçek şu ki, bu vahiy muttakiler için bir uyarıdır.
Hâkka suresi, 49. ayet. وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ
veinnâ lena`lemü enne minküm mükeẕẕibîn.
Ama kesinlikle Biz, sizden yalanlayacak olanların çıkacağını da çok iyi biliyoruz.
Hâkka suresi, 50. ayet. وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
veinnehû leḥasratün `ale-lkâfirîn.
Bir o kadar kesin olan da şu ki, bu durum inkarı hayat tarzı edinenler için derin bir pişmanlık kaynağı olacak;
Hâkka suresi, 51. ayet. وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ
veinnehû leḥaḳḳu-lyeḳîn.
zira o (vahiy), elbette mutlak hakikattir.
Hâkka suresi, 52. ayet. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Sözün ozü: (Ey muhatap) sen, azamet sahibi Rabbin adına hareket et!