Diyanet İşleri
Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
Nahl suresi · 43–50. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Nahl suresi, 43. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
(43, 44) Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. dipnot 1 Apaçık delilleri ve (ilahî) kitapları bilmiyorsanız, zikr (Vahiy) ehline sorun! dipnot 2 Kendilerine indirileni insanlara açıklaman (ilan etmen) için dipnot 3 ve düşünsünler diye sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik. dipnot 4
(Ey Peygamber!) Senden önce gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz (Ademoğullarına mensup) adamlardan başkası değildi -eğer bilmiyorsanız (önceki) vahiylerin mensuplarına sorabilirsiniz:
(Ey Muhammed,) Biz senden önceki çağlarda da, kendilerine vahyettiğimiz (ölümlü) adamlardan başka kimseyi (elçi olarak) göndermedik; bu konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz, vahyedilmiş önceki kitaplara bağlı kimselere sorun,
Senden önce, kendilerine erkeklerden başkasını, vahiy ile irsal etmedik. . . Eğer bilmiyorsanız, geçmiş hakkında bilgi sahibi kişilere sorun.
Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.
Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun.
Senden önce de kendilerine bildirdiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Bilmiyorsanız, öğretiyi anlayanlara sorun. dipnot 200
Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, Kur'an'ı bilenlere sorunuz!
Senden önce, adamlardan/iki ayak üzerinde yürüyenlerden başkasını elçi olarak göndermedik; onlara vahiy ettik. Bilmiyorsanız uzmanlara sorun.
Senden önce, adamlardan/iki ayak üzerinde yürüyenlerden başkasını elçi olarak göndermedik; onlara vahyettik. Bilmiyorsanız uzmanlara sorun.
Senden önce de peygamberler olarak yalnızca kendilerine vahy vermekte olduğumuz erkekler gönderdik. Bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
Senden evvel de Resul olarak başka değil, ancak kendilerine vahy veriyor idiğimiz erler göndermişizdir, ehli zikre sorun bilmiyorsanız
Senden önce de vahyimizi iletmede elçi olarak insandan dipnot 1 başkasını görevlendirmedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline dipnot 2 sorun.
Senden önce de vahyimizi iletmede elçi olarak insandan dipnot 1 başkasını görevlendirmedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline dipnot 2 sorun.
Senden önce de, vahyimizi iletmede elçi olarak insandan dipnot 1 başkasını görevlendirmedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline dipnot 2 sorun.
Biz senden evvel kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başka (peygamberler) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.
Senden evvel kendilerine vahy eder olduğumuz erkeklerden başkasını biz peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir erbabına sorun.
Senden önce de ancak kendilerine vahyeder olduğumuz adamlar gönderdik. Öyleyse bilmiyorsanız zikir ehline sorun.
(43-44) Senden önce onlara vahyettiğmiz Resulleri ancak erkek olarak gönderdik, eğer ki bilmiyorsanız şimdi bunu zikir ehline / hatırlayabilen kimselere sorun, açıklamalar da ve Zebur’da (yazıt levha parçası) var. Sana da hatırlatmayı / zikri onlara (Zebur da ve diğer açıklamalarda) ne indirildiğini açıklaman için indirdik, böylelikle belki fikir üretirler.
Biz, senden önce de yalnızca kendilerine vahyettiğimiz bir takım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim ehline sorun.
Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Sorun, Zikir ehline; eğer bilmiyorsanız:
Senden önce elçi olarak gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkası değildi dipnot 1 . Bilmiyorsanız ehl-i zikre dipnot 2 /önceki kitapların uzmanlarına sorun.
Senden önce elçi gönderdiklerimiz, sadece kendilerine vahyettiğimiz erkeklerdi. Bilmiyorsanız o Zikri bilenlere dipnot 1 sorun.
Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir/ilim ehline sorun.
-Senden önce de kendilerine vahiy ilettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız kitap ehline sorun.
Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir/Kur'an ehline sorun.
Nahl suresi, 44. ayet. بِٱلْبَيِّنَٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik.
(43, 44) Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. dipnot 1 Apaçık delilleri ve (ilahî) kitapları bilmiyorsanız, zikr (Vahiy) ehline sorun! dipnot 2 Kendilerine indirileni insanlara açıklaman (ilan etmen) için dipnot 3 ve düşünsünler diye sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik. dipnot 4
(Biz onları) hakikatin açık belgeleri ve hikmet yüklü sayfalarla (göndermiştik). İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve belki onlar da bu sayede düşünürler.
(Onlar size, kendilerini) apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahi kitaplarla (desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir). Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara, başından beri indirilegelen mesajın aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın ve onlar da böylece belki düşünürler.
Apaçık deliller, mucizeler ve Zeburlar (hikmet bilgileri) ile (irsal ettik). . . Sana da Zikri (hatırlatıcıyı) inzal ettik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın ve onlar da tefekkür etsinler.
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye.
Apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'an'ı indirdik.
Açık kanıtlarla ve kitaplarla. İnsanlara indirileni onlara açıklaman için, sana da bu öğretiyi indirdik; belki düşünürler diye.
Apaçık mucizelerle ve kitaplarla gönderildiler. Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için ve düşünsünler diye, sana da bu Kur'an'ı indirdik.
Belgeler ve kitaplarla... Sana bu mesajı indirdik ki, kendilerine indirileni halka açıklayasın (bildiresin) ve onlar da düşünsünler. dipnot 1
Belgeler ve kitaplarla... Sana bu mesajı indirdik ki, kendilerine indirileni halka açıklayasın (bildiresin) ve onlar da düşünsünler.
Onları açık mucizelerle ve kitaplarla göndermiştik. Sana da bu Kur'an'ı indirdik, insanlara kendilerine indirileni anlatasın diye. Belki düşünürler.
Beyyinelerle ve kitablarla; sana da bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni nasa anlatasın ve gerek ki tefekkür edeler
Onları dipnot 1 beyyinatla dipnot 2 zeburlarla dipnot 3 gönderdik. Sana da zikri dipnot 4 indirdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin dipnot 5 . Ki böylece düşünüp öğüt alırlar.
Onları dipnot 1 beyyinelerle dipnot 2 zeburlarla dipnot 3 gönderdik. Sana da zikri dipnot 4 indirdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin. dipnot 5 Ki böylece düşünüp öğüt alırlar.
Onları dipnot 1 beyyinelerle dipnot 2 kitaplarla gönderdik. Sana da zikri dipnot 3 indirdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin. dipnot 4 Ki böylece düşünüp öğüt alırlar.
(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kuran'ı) indirdik ki insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da düşünsünler (yetefekkerun).
(O peygamberler) apaçık bürhanlarla (mu'cizelerle) ve kitablarla (gönderildiler. Habibim) biz sana da Kur'anı indirdik. Taki insanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın ve taki onlar da iyice fikirlerini kullansınlar.
Kitablar ve apaçık delillerle. Sana da insanlara indirileni açıklayasın diye bu zikri indirdik. Belki düşünürler.
(43-44) Senden önce onlara vahyettiğmiz Resulleri ancak erkek olarak gönderdik, eğer ki bilmiyorsanız şimdi bunu zikir ehline / hatırlayabilen kimselere sorun, açıklamalar da ve Zebur’da (yazıt levha parçası) var. Sana da hatırlatmayı / zikri onlara (Zebur da ve diğer açıklamalarda) ne indirildiğini açıklaman için indirdik, böylelikle belki fikir üretirler.
(Onları) apaçık belgelerle ve kitaplarla (gönderdik). İnsanlara kendilerine ne indirildiğini açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye sana da bu Zikri indirdik.
Açık kanıtları ve Kitapları. Sana da o Zikr'i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar.
O elçileri açık belgelerle /mucizelerle ve zeburlarla dipnot 1 gönderdik. Kendilerine indirilenin ne olduğunu o insanlara açık açık anlatasın diye dipnot 2 o Zikri sana da indirdik. Belki düşünürler.
Onları mucizelerle ve hikmet dolu sayfalarla dipnot 1 gönderdik. O Zikri (Kitabı) sana da indirdik ki kendilerine gönderilenin ne olduğunu o insanlara açık açık anlatasın dipnot 2 , belki düşünürler.
(Onları) apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik.) Sana da “zikri” indirdik. Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için. Umulur ki onlar da düşünürler.
Onları açıklanmış belgeler ve kitaplarla (gönderdik.) Sana da "zikri" indirdik. Kendilerine indirileni insanlara açıklaman için. Umulur ki onlar da düşünürler.
Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri / Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.
Nahl suresi, 45. ayet. أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَخْسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلْأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?
Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın kendilerini yer(in dibin)e geçirmesinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmesinden güvende midirler?
Yani şimdi, entrikaya dayalı düzenler kuran kimseler Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden, ya da azabın hiç farkında olmadıkları bir noktadan gelip kendilerini bulmayacağından eminler, öyle mi?
Peki öyleyse, (şu) şer düzenleri geliştiren kimseler, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğine yahut azabın, nereden geldiğini bilemeyecekleri bir tarzda başlarında kopmayacağına dair tamamen güvenlik içinde mi görüyorlar kendilerini?
Kötülükleri yapmak için planlayıp tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini arza batırmayacağından yahut fark edemedikleri bir taraftan kendilerine azap gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler', Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
Kötülük tuzakları kuranlar, Allah’ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden
Kötülük tasarlayanların, Allah'ın, onları yerin dibine geçirmeyeceğine veya beklemedikleri bir yerden ceza gelmeyeceğine ilişkin güvenceleri mi var?
-Tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
Kötülük planlayanlar ALLAH'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut ummadıkları bir yerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Kötülük planlıyanlar, ALLAH'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut ummadıkları bir yerden kendilerine azabın gelmiyeceğinden emin mi oldular?
Yoksa o fenalıkları yapmak için tuzak kurup duranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden, hatır ve hayallerinden geçmeyen yönlerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Ya şimdi eman mı buldu o kimseler: o fenalıkları yapmak için hile kurup duranlar, Allahın kendilerini Yere geçirmesinden? veya hatır-u hayallerine gelmez cihetlerden kendilerine azab gelivermesinden?
Sana sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya ummadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
Sana sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya ummadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
Sana sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya ummadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
Artık 'kötülüğü örgütleyip düzenleyenler' Tanrı'nın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden azabın gelmeyeceğinden güvencede (emin) midirler?
Fesad planları hazırlayanlar Allahın kendilerini yere batıracağına, yahud şuurlarının eremeyeceği cihetlerden kendilerine azab gelib çatacağına karşı emin mi oldu (lar) artık?
Kötü işler düzenleyenler; Allah'ın kendilerini yere batırmasından, yahut haberleri yokken üzerlerine ansızın azab gelmesinden emin mi bulunuyorlar?
(45-47) Kötü tuzak kuranlar, Allah’ın arzı başlarına geçirmesinden yahut farkında olmadıkları bir taraftan azabı getirmesinden veya kararsızca gezip dolaşırlarken o kaçıp kurtulamayacakları azabın, endişeyle karşıladıkları azabın , kendilerini yakalamasından emin midirler? Muhakkak ki Rabbin şefkatlidir, esirgeyendir.
Kötülük tuzakları kuranlar, Allah’ın kendilerini yerin dibine batırmayacağından veyahut farkında olmadıkları bir yerden başlarına azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Kötülükler yapmayı kuranlar, Allah'ın, kendilerini yer(in dibin)e geçirmeyeceğinden, yahut hiç ummadıkları bir yerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
Kötülükler planlayanlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesine veya fark edemeyecekleri bir yerden azap gelmesine karşı güvende midirler? dipnot 1
Kötü oyun kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesine ya da beklemedikleri bir yerden üzerlerine azap gelmesine karşı güvende midirler?
Kötülük tuzakları kuranlar, Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya farkında olmadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Sinsice kötülük kuranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya farkında olmadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
Kötülükleri yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden yahut hiç fark edemeyecekleri bir yerden azabın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Nahl suresi, 46. ayet. أَوْ يَأْخُذَهُمْ فِى تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُم بِمُعْجِزِينَ
Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah'ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
Veya onlar dönüp dolaşırlarken (Allah'ın) kendilerini yakalamasından (güvende midirler)? Onlar (Allah'ı) asla aciz bırakıcı değillerdir. dipnot 1
Veya (gündelik telaşeyle) dolaşıp dururken, kendilerine asla savuşturamayacakları bir (belanın) yakalamayacağından?
Yahut dönüp dururken hiçbir şekilde engel olamayacakları (bir azapla O'nun) kendilerini (apansız) yakalamayacağına,
Yahut onları dönüp dolaşırlarken aniden yakalamayacağından (emin mi oldular)? Onlar (Allah'ı) aciz bırakamazlar!
Ya da onlar, dönüp dolaşmaktalarken, onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar (bu konuda Allah'ı) aciz bırakacak değildirler.
veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir.
Veya dönüp dururlarken, onları yakalamayacağına ilişkin? Zaten güçsüz bırakamazlar.
-Tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
Yahut dönüp dururlarken kendilerini yakalamayacağından...? Onlar kurtulamazlar.
Yahut (yataklarında) dönüp dururlarken kendilerini yakalamayacağından..? Onlar kurtulamazlar.
Ya da dönüp dolaşırlarken kendilerini yakalayamayacağından? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
veya dönüp dolaşırken kendilerini yakalayıvermesinden, ki onlar aciz bırakacak değillerdir
Veya gezinip dururlarken, onları ansızın yakalamasından. Onlar, bunu engelleyemezler de.
Veya gezinip dururlarken, onları ansızın yakalamasından. Onlar, bunu engelleyemezler de.
Veya gezinip dururlarken, onları ansızın yakalamasından. Onlar, bunu engelleyemezler de.
Ya da onlar, dönüp dolaşmaktalarken (tekallübihim), onları yakalayıvermesinden (mi emindirler?) Ki onlar [bu konuda Tanrı'yı] aciz bırakacak değildirler.
Yahud onlar dönüb dolaşırlarken (Allahın) kendilerini yakalayıvermesinden (bir eman mı aldılar) ki onlar (hiç bir suretle Allahı) aaciz bırakıcı değildirler.
Yahut onlar dönüp dolaşırken kendilerini yakalamasından mı? Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
(45-47) Kötü tuzak kuranlar, Allah’ın arzı başlarına geçirmesinden yahut farkında olmadıkları bir taraftan azabı getirmesinden veya kararsızca gezip dolaşırlarken o kaçıp kurtulamayacakları azabın, endişeyle karşıladıkları azabın , kendilerini yakalamasından emin midirler? Muhakkak ki Rabbin şefkatlidir, esirgeyendir.
Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah’ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah’ı âciz bırakacak değillerdir.
Yahut dönüp dolaşırlarken onun, kendilerini yakalamayacağından (emin midirler)? Kendileri buna engel olacak değillerdir!
Yahut dönüp dolaşırken onları yakalamasına karşı güvenceleri mi var? Onlar kaçıp kurtulamazlar. dipnot 1
Yahut dönüp dolaşırken Allah'ın onları yakalamasına karşı güvenceleri mi var? Onlar, Allah'ı çaresiz bırakamazlar.
Veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) aciz bırakacak değillerdir.
Veya Onlar, dolaşıp dururlarken, kaçamayacakları bir azabın kendilerine gelmesinden güvende midirler?
Yahut dönüp dolaşmaları sırasında kendilerini yakalamayacağından... Onlar buna engel de olamazlar.
Nahl suresi, 47. ayet. أَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلَىٰ تَخَوُّفٍ فَإِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Yahut da, onları korku üzere iken yakalamayacağından güven içinde midirler? Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
Veya (Allah'ın) kendilerini bir korkuyla yakalamasından (güvende midirler?) Şüphesiz ki Rabbin çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Yahut da, bir süreç içerisinde içten içe çözülmeye mahkum edip ortadan kaldırmayacağından... Şunu da unutmayın ki Rabbiniz, elbet çok şefkatli, pek merhametlidir.
ya da onları içten içe çürütüp (sonunda) tepelemeyeceğine dair?... Ama bilin ki, Rabbiniz gerçekten de çok şefkatli, çok merhametlidir!
Yahut yavaş yavaş tüketerek yakalamayacağından (yana emin mi oldular)? Muhakkak ki Rabbiniz, Rauf'tur, Rahıym'dir.
Veya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Öyleyse Rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir.
Yoksa Allah'ın kendilerini yavaş yavaş tüketerek cezalandırmayacağından (emin mi oldular)? Kuşkusuz Rabbin çok şefkatli, pek merhametlidir.
Veya korku içindelerken, onları yakalamayacağına ilişkin? Kuşkusuz, Efendiniz, Sevecendir; Merhametlidir.
Yoksa Allah'ın kendilerini yavaş yavaş tüketerek cezalandırmayacağından emin mi oldular ? Şüphesiz Rabbin affedicidir; merhamet sahibidir.
Yahut onları korku ve endişe içinde iken yakalamayacağından? Efendiniz elbette Şefkatlidir, Rahimdir.
Yahut onları korku ve endişe içinde iken yakalamayacağından..? Rabbiniz elbette Şefkatlidir, Rahimdir.
Veya kendilerini korkuta korkuta, eksilte eksilte alıvermesinden? Demek ki, Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.
yahut da kendilerini korkuta korkuta, eksilte eksilte alıvermesinden? Demek ki Rabbımız çok refetli çok merhametli
Veya kendilerini, korku üzerinde yakalamayacağından. Buna rağmen, doğrusu Rabb'iniz, Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Veya kendilerini, korku üzerinde yakalamayacağından. Buna rağmen, doğrusu Rabb'iniz, Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Veya kendilerini, yavaş yavaş yok etmeyeceğimizden. Buna rağmen, doğrusu Rabb'iniz, Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Veya onları bir korku üzerinde yakalayıvermesinden (mi emindirler)? Öyleyse rabbin, gerçekten şefkatli ve merhamet sahibidir.
Yoksa onlar (Allahın) kendilerini tedricen azaltmak suretiyle cezalandıracağından (emniyyete mi girdiler)? Demek ki Rabbin hakıykat çok esirgeyici, çok merhamet edicidir.
Yahut yok olmak endişesindeyken yakalamasından mı? Muhakkak ki Rabbın, Rauf'tur, Ramim'dir.
(45-47) Kötü tuzak kuranlar, Allah’ın arzı başlarına geçirmesinden yahut farkında olmadıkları bir taraftan azabı getirmesinden veya kararsızca gezip dolaşırlarken o kaçıp kurtulamayacakları azabın, endişeyle karşıladıkları azabın , kendilerini yakalamasından emin midirler? Muhakkak ki Rabbin şefkatlidir, esirgeyendir.
Yahut da, onları korku üzere iken yakalamayacağından güven içinde midirler? Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
Yahut (azabın) kendilerini bir korku üzerinde yakalamayacağından (emin midirler)? Doğrusu Rabbiniz, çok şefkatli, çok acıyandır!
Ya da korkuta korkuta yakalamasına karşı (güvenceleri mi var)? dipnot 1 Ama sizin Rabbiniz pek şefkatlidir ve ikramı boldur.
Ya da korkudan titrerlerken onları yakalarsa ne yaparlar? Sizin Rabbiniz pek şefkatlidir ve ikramı boldur.
Veya onları korku üzerineyken kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? İşte Rabbiniz, çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Veya Onlar, korktuklarının başlarına gelmeyeceğinden emin midirler? Şüphesiz Rabbin çok şefkatli, çok merhametlidir.
Yoksa kendilerini korkuta korkuta, sindire sindire yakalamayacağından emin midirler? Kuşkusuz ki, sizin Rabbiniz gerçekten Rauf'tur, Rahim'dir.
Nahl suresi, 48. ayet. أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَىٰ مَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ يَتَفَيَّؤُا۟ ظِلَٰلُهُۥ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَٱلشَّمَآئِلِ سُجَّدًا لِّلَّهِ وَهُمْ دَٰخِرُونَ
Allah'ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah'a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir.
Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? On(lar)ın gölgeleri, dipnot 1 boyun eğerek Allah'a secde eder durumda sağ(lar)dan ve sollardan döner.
İmdi onlar, Allah'ın yarattığı çevrelerindeki şeylere hiç mi bakmıyorlar? Onların gölgeleri sağ ve sollarından süzülüp dönerken, Allah'a teslim olup (koyduğu yasaya) derin bir tevazu ile boyun eğmekteler.
Öyleyse, (hakkı inkar edenler) Allah'ın yarattığı nesneleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri, (Allah'ın iradesine) bütünüyle boyun eğerek bir sağa bir sola dönüp Allah için saygı ve tazimle (nasıl) yere kapanmaktadırlar.
Allah'ın yarattığı şeyleri görmediler mi ki, gölgeleri (varlıkları) boyun bükerek, Allah'a (hakikatleri olan Esma'ya) secde eder halde, sağdan (hidayet) ve sollardan (dalalet) döner durur.
Allah'ın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Allah'a secde eder vaziyette döner.
Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döner.
Allah'ın yarattıklarını zaten görmüyorlar mı? Onların gölgeleri, boyun eğerek, sağdan ve soldan Allah'a secde ederek dönerler.
Kafirler Allah'ın yarattığı varlıkları görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah'ın iradesine boyun eğip kendi içyapılarında hareket edip dönerek Allah'a saygı ile yere kapanmaktadırlar.
ALLAH'ın yarattığı şeylere bakmıyorlar mı ki, gölgeleri ALLAH'a secde ederek sağdan ve soldan sürünerek gidip gelir.
ALLAH'ın yarattığı şeylere bakmıyorlar mı ki, gölgeleri ALLAH'a secde ederek sağdan ve soldan sürünerek gidip gelir
Onlar, Allah'ın yarattığı herhangi birşeyi görmüyorlar mı? Bir baksalar ya, gölgeleri sağlarından, sollarından sürüklenerek, Allah'a secdeler ederek dönüp dolaşır.
Ya görmedilerde mi? Her hangi bir şeyden Allahın yarattığına bir baksalar a: gölgeleri sağ ve sollarında sürünerek Allaha secdeler ederek döner dolaşır
Onlar, Allah'ın yarattığı şeylerden, herhangi bir şeye bakmazlar mı? Gölgelerinin; secde dipnot 1 ederek, saygıyla sağa sola dönüp O'nun yasalarına nasıl uyduklarını görmüyorlar mı?
Onlar, Allah'ın yarattığı şeylerden, herhangi bir şeye bakmazlar mı? Gölgelerinin; secde[2] ederek, saygıyla sağa sola dönüp O'nun yasalarına nasıl uyduklarını görmüyorlar mı?
Onlar, Allah'ın yarattığı şeylerden, herhangi bir şeye bakmazlar mı? Gölgelerinin; boyun eğerek, saygıyla sağa sola dönüp O'nun yasalarına nasıl uyduklarını görmüyorlar mı?
Tanrı'nın herhangi bir şeyden yarattığına bakmıyorlar mı? Onun gölgeleri küçülerek sağdan ve soldan Tanrı'ya secde eder vaziyette döner.
Onlar Allahın yaratdığı her hangi bir şey'e (dikkatle) bakmadılar mı ki onların gölgeleri bile zelil zelil Allaha secdekar olarak durmadan sağa sola dönüyor.
Allah'ın yarattığı şeylerin gölgelerinin sağa sola vurarak boyun eğip Allah'a secde ettiklerini görmüyorlar mı?
(48-59) Allah’ın yarattığı şeyi görmüyorlar mı? Gölgesi sağa ve sola düşer vaziyette boyun eğerek, onlar Allah için secde ederler, göklerde ve yerde, yaratıklardan ve meleklerden her ne varsa, kibirlenmeden Allah için secde ederler, üstlerinde olan Allah’tan dolayı korkarlar ve ne yi emrediyorsa onu da yaparlar. Allah dedi ki “iki ilah edinmeyin” Muhakkak ki O tek ilahtır, sadece ve sadece benden korkun. (Rahip; korkan) semalarda ve arzda ne varsa onundur, daima din onun içindir, Allah dışında birinden mi sakınıyorsunuz? Sizde olan nimetler de Allah’tandır, sonra size zarar dokunduğunda yine ona yalvarırsınız, sonrasında sizden zararı kaldırdığında sizden bir fırka / bir bölüm onlara verdiğimizi yok saymak için / görmezden gelmek için rabbine ortak koşar / şirk koşar , geçinin / metalan ın ilerde bileceksiniz. Verdiğimiz rızıktan herhangi bir şey bilmeyen ilahlarına nasip / hisse ayırıyorlar Allah’a yemin olsun ki iftara ettikleri bu şeyden dolayı sorgulanacaklar, kızları Allah’a yaptılar, onu üstün tutarız, iştah ettikleri şey ise onlarınmış! Herhangi birisine bir kız çocuk müjdelendiğinde yüzü simsiyah kesilir ve öfkelidir , müjdelenen şeyin hissettirdiği kötülükten dolayı kavminden saklanır, hor ve hakir olarak onu elinde mi tutsun yahut toprağa mı gömsün? (Desse yedüssü gizlice gömmek) Dikkat edin ne kötü hüküm veriyorlar.
Allah’ın yarattığı şeylerin gölgelerinin zillet ve tevazu ile boyun eğerek durmadan sağa sola dönüp Allah’a secde ettiklerini görmüyorlar mı?
Allah'ın yarattığı şeylerin gölgelerinin dahi nasıl sağdan, soldan sürünüp Allah'a secde ederek döndüğünü görmediler mi? (Her şeyin gölgesi yerde uzanıp kısalarak hep Allah'a secde etmektedir).
Allah'ın yarattığı şeylere bakıp hiç ibret almadılar mı? Onların gölgeleri, Allah'a secde ederek / boyun eğerek sağa ve sollara dönerler dipnot 1 . Onlar Allah'ın önünde eğilirler dipnot 2 .
Bunlar, Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi gölgeleri sağdan ve sol taraflardan alçalmış bir biçimde dipnot 1 Allah'a secde ederek (boyun eğerek) döner.
Allah’ın yarattığı şeylerin gölgelerinin boyun eğip, Allah için secde ederek sağa ve sola eğiliverdiklerini görmediler mi?
Allah'ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Boyun eğip, Allah'a secde ederek gölgeleri sağa sola eğilir.
Bakıp görmediler mi, Allah'ın yarattığı şeylerin gölgeleri bile, sağ ve sollarından boyunları bükük bir halde, Allah için secdelere kapanarak dönüyor.
Nahl suresi, 49. ayet. وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مِن دَآبَّةٍ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler (boyun eğerler).
Göklerde ve yerdeki canlılar dipnot 1 ve melekler kibirlenmeyerek Allah'a secde ederler. dipnot 2
Yine, (görünen) varlıkların en (yakın) tabakasından (görünmeyen varlıkların ufku olan) meleklere varıncaya dek, göklerde ve yerde olan her şey Allah'ın (yasasına) boyun eğip teslim olmuşlardır; onların hiçbiri büyüklük taslamazlar.
Ayrıca göklerde ve yerde olan herşey -bütün canlılar/hayvanlar ve melekler- kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmadan Allah için saygı ve tazimle yere kapanmaktadırlar:
Semalar ve arzda bulunan (tüm) canlılar ve melaike (ruhani ve cismani alemlere ait varlıklar ve kuvveler), hiç kibirlenmeksizin (benliğe kapılmaksızın) Allah'a secde ederler (Allah'a mutlak teslimiyet halindedirler). (49. ayet secde ayetidir. )
Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah’a secde ederler.
Göklerde olan her şey ve yeryüzünde bulunan tüm yaratıklar ve melekler de Allah'a secde ederler. Çünkü onlar, büyüklük taslamazlar.
Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler.
Göklerde ve yerde bulunan tüm yaratıklar ve melekler ALLAH'a secde ederler ve büyüklük taslamazlar. dipnot 1
Göklerde ve yerde bulunan tüm yaratıklar ve melekler ALLAH'a secde ederler ve büyüklük taslamazlar.
Göklerde ve yerde gerek canlı gerek melek kısmından ne varsa hepsi büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler.
Hem Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allaha secde eder, gerek Dabbe kısmından olsun ve gerek Melaike, ve bunlar kibirlenmezler
Göklerde ve yerde bulunan hareket halindeki varlıkların tamamı ve melekler büyüklenmeden, Allah'a secde ederler. dipnot 1
Göklerde ve yerde bulunan hareket halindeki varlıkların tamamı ve melekler büyüklenmeden, Allah'a secde ederler. dipnot 1
Göklerde ve yerde bulunan hareket halindeki varlıkların tamamı ve melekler büyüklenmeden, Allah'a secde ederler. dipnot 1
Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Tanrı'ya secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
Göklerde olan, yerde olan canlılar ve melekler, kendilerine hiçbir yüksünme gelmeyerek, Allaha secde eder (ler).
Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler, büyüklük taslamaksızın Allah'a secde ederler.
(48-59) Allah’ın yarattığı şeyi görmüyorlar mı? Gölgesi sağa ve sola düşer vaziyette boyun eğerek, onlar Allah için secde ederler, göklerde ve yerde, yaratıklardan ve meleklerden her ne varsa, kibirlenmeden Allah için secde ederler, üstlerinde olan Allah’tan dolayı korkarlar ve ne yi emrediyorsa onu da yaparlar. Allah dedi ki “iki ilah edinmeyin” Muhakkak ki O tek ilahtır, sadece ve sadece benden korkun. (Rahip; korkan) semalarda ve arzda ne varsa onundur, daima din onun içindir, Allah dışında birinden mi sakınıyorsunuz? Sizde olan nimetler de Allah’tandır, sonra size zarar dokunduğunda yine ona yalvarırsınız, sonrasında sizden zararı kaldırdığında sizden bir fırka / bir bölüm onlara verdiğimizi yok saymak için / görmezden gelmek için rabbine ortak koşar / şirk koşar , geçinin / metalan ın ilerde bileceksiniz. Verdiğimiz rızıktan herhangi bir şey bilmeyen ilahlarına nasip / hisse ayırıyorlar Allah’a yemin olsun ki iftara ettikleri bu şeyden dolayı sorgulanacaklar, kızları Allah’a yaptılar, onu üstün tutarız, iştah ettikleri şey ise onlarınmış! Herhangi birisine bir kız çocuk müjdelendiğinde yüzü simsiyah kesilir ve öfkelidir , müjdelenen şeyin hissettirdiği kötülükten dolayı kavminden saklanır, hor ve hakir olarak onu elinde mi tutsun yahut toprağa mı gömsün? (Desse yedüssü gizlice gömmek) Dikkat edin ne kötü hüküm veriyorlar.
Göklerde ve yerde olan tüm canlılar ve melekler hiç büyüklenmeden Allah’a secde ederler.
Göklerde ve yerde bulunan canlıların, meleklerin hepsi Allah'a secde ederler, onlar asla büyüklük taslamazlar.
Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler, büyüklenmeden Allah'a secde ederler dipnot 1 .
Göklerde ve yerde olan bütün hareketli dipnot 1 canlılar ve melekler, Allah'a boyun eğer(secde) dipnot 2 ve kendilerini büyük görmezler.
Göklerde ve yerde olan tüm canlılar ve melekler hiç büyüklenmeden Allah’a secde ederler.
Göklerde ve yerde olan tüm canlılar ve melekler hiç büyüklenmeden Allah'a secde ederler.
Göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız Allah'a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar.
Nahl suresi, 50. ayet. يَخَافُونَ رَبَّهُم مِّن فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ secde ayeti
Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
(Melekler), üstlerindeki Rablerinden korkar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar. dipnot 1
Üzerlerinde (egemen) olan Rablerinden korkarlar ve verilen komutları uygularlar.
Üstlerinde (egemen) bulunan Rablerinden korkuyor ve kendilerine ne buyurmuşsa onu yapıyorlar.
Derunlarından hükmeden Rablerinden korkarlar ve emrolunduklarını yaparlar.
Üstlerinden (her an bir azab göndermeye kadir olan) Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar.
Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.
Üstlerindeki Efendilerinden korkarlar ve verdiği buyrukları yerine getirirler.
Onlar, kendi güçlerinin üstünde olan Rabblerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.
Kendilerinden çok yüce olan Efendi'lerini sayarlar ve kendilerine emredileni uygularlar.
Kendilerinden çok yüce olan Rab'lerini sayarlar ve kendilerine emredileni uygularlar.
Üstlerinden Rablerinin korkusunu duyarlar ve kendilerine her ne emredilirse yerine getirirler.
Fevklerinden rablarının mahafetini duyarlar ve her ne emr olunurlarsa yaparlar
Kendilerine egemen olan Rabb'lerine karşı gelmekten korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
Kendilerine egemen olan Rabb'lerine karşı gelmekten korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
Kendilerine egemen olan Rabb'lerine karşı gelmekten korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
Üstlerinden (her an bir azab göndermeye kadir olan) rablerinden korkarlar ve buyrulduklarını yaparlar / yerine getirirler.
(Evet) kendilerine her suretle kaahir ve haakim olan Rablerinden korkarak (daima Ona inkiyad ederler. Melekler de) ne emr olunurlarsa onu yaparlar.
Üstlerinden, Rabblarından korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
(48-59) Allah’ın yarattığı şeyi görmüyorlar mı? Gölgesi sağa ve sola düşer vaziyette boyun eğerek, onlar Allah için secde ederler, göklerde ve yerde, yaratıklardan ve meleklerden her ne varsa, kibirlenmeden Allah için secde ederler, üstlerinde olan Allah’tan dolayı korkarlar ve ne yi emrediyorsa onu da yaparlar. Allah dedi ki “iki ilah edinmeyin” Muhakkak ki O tek ilahtır, sadece ve sadece benden korkun. (Rahip; korkan) semalarda ve arzda ne varsa onundur, daima din onun içindir, Allah dışında birinden mi sakınıyorsunuz? Sizde olan nimetler de Allah’tandır, sonra size zarar dokunduğunda yine ona yalvarırsınız, sonrasında sizden zararı kaldırdığında sizden bir fırka / bir bölüm onlara verdiğimizi yok saymak için / görmezden gelmek için rabbine ortak koşar / şirk koşar , geçinin / metalan ın ilerde bileceksiniz. Verdiğimiz rızıktan herhangi bir şey bilmeyen ilahlarına nasip / hisse ayırıyorlar Allah’a yemin olsun ki iftara ettikleri bu şeyden dolayı sorgulanacaklar, kızları Allah’a yaptılar, onu üstün tutarız, iştah ettikleri şey ise onlarınmış! Herhangi birisine bir kız çocuk müjdelendiğinde yüzü simsiyah kesilir ve öfkelidir , müjdelenen şeyin hissettirdiği kötülükten dolayı kavminden saklanır, hor ve hakir olarak onu elinde mi tutsun yahut toprağa mı gömsün? (Desse yedüssü gizlice gömmek) Dikkat edin ne kötü hüküm veriyorlar.
Yukarılarında olan Rablerinden korkarlar ve yalnızca kendilerine emredileni yaparlar.
Üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve emredildikleri şeyi yaparlar.
Onlar üzerlerinde egemen olan Rablerinden korkar, kendilerine emredileni yaparlar. dipnot 1
Üstlerinde olan Rablerinden korkarlar da ne emredilirse yaparlar.
Yukarılarında olan Rab’lerinden korkarlar ve yalnızca kendilerine emredileni yaparlar.
Üstün olan Rab'lerinden korkarlar ve yalnızca kendilerine emredileni yaparlar.
Üstlerinde egemen olan Rablerinden ürperirler ve emredildikleri şeyi yaparlar.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.