Diyanet İşleri
Sad. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür).
Sâd suresi · 1–11. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Sâd suresi, 1. ayet. صٓ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ
Sad. O şanlı, şerefli Kur'an'a andolsun (ki o, Allah sözüdür).
Sâd. dipnot 1 Zikr (itibar) sahibi Kur'an'a yemin olsun.
Sad! Şeref ve itibar kaynağı olan Kur'an şahit olsun!
Sad. Düşün öğüt ve uyarılarla dolu olan bu Kuran'ı!
Sad. . . Hakikatini hatırlatıcı Kur'an!
Sad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun;
Sâd. Öğüt veren Kur'an’a yemin ederim ki,
SS. Yemin olsun; öğreti dolu Kur'an'a!
- Sad. Şeref sahibi Kur'an'a yemin olsun ki, inkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
S90; mesajı içeren bu Kuran'a ant olsun. dipnot 1
SS; mesajı içeren bu Kuran'a andolsun.
Sad, Bu öğütle dolu Kur'an'a bak!
Sad. bu zikrile meşhun Kur'ana bak
Sad. Zikir dipnot 1 sahibi Kur'an'a ant olsun.
Sad. Zikir dipnot 1 sahibi Kur'an'a ant olsun.
Sad. Zikir dipnot 1 sahibi Kur'an'a ant olsun.
Sad, zikir dolu Kuran'a andolsun;
Saad. O şanlı, şerefli Kur'ana yemin ederim ki,
Sad. Zikr dolu Kur'an'a yemin olsun.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Sâd. dipnot 1 Öğüt dolu Kur’an’a yemin olsun ki!
Sad, (uyarıcı) ve şanlı Kur'an'a andolsun ki,
Sad! dipnot 1 Zikir dipnot 2 /akılda tutulması gereken bilgi ile dolu dipnot 3 Kur'an'a yemin olsun ki,
SAD! Doğru bilgiler içeren Kur'an'a yemin olsun.
Sâd. Şerefli/öğüt olan Kur’an’a yemin olsun ki!
Sad. Şerefli/zikir sahibi olan Kur'an'a yemin olsun ki,
Sad. Zikir/öğüt/uyarı dolu Kur'an'a yemin olsun ki,
Sâd suresi, 2. ayet. بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
Fakat inkar edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
Aslında kâfir olanlar, (haksız) bir gurur ve ayrılık (düşmanlık) içindedir.
Ama nerde! İnkarda direnenler (akletmek yerine) yersiz bir gurura ve tarifsiz bir nefrete gömülmüşlerdir.
Ama hakikati inkara şartlanmış olanlar, boş gurura kapılmış ve (bu sebeple) (doğru yolu bırakıp) yanlış ve eğri yollara sapmışlardır.
Bak kendilerini şerefli sanan o hakikat bilgisini inkar edenler, hakikatlerinden kopuk bir yaşam içindedirler!
Hayır; o inkar edenler (boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler.
küfredenler, (iddia ettiklerinin) aksine, bir gurur ve tefrika içindedirler.
Hayır! Nankörlük edenler, büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
- Sad. Şeref sahibi Kur'an'a yemin olsun ki, inkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
Doğrusu, nankörler kibir ve ayrılık içindedir.
Doğrusu, inkar edenler kibir ve ayrılık içindedir.
Fakat o küfredenler bir onur ve ayrılık içindeler.
Fakat o küfredenler bir onur, bir şikak içindeler
Doğrusu Kafirler büyüklenmelerine yediremediklerinden muhalefet ediyorlar.
Doğrusu Kafirler dipnot 1 büyüklenmelerine yediremediklerinden muhalefet ediyorlar.
Doğrusu gerçeği yalanlayan nankörler, kibirlerine yediremediklerinden muhalefet ediyorlar.
Hayır; o küfredenler (boş) bir gurur ve bir parçalanma içindedirler.
(haal) küfredenler (in iddia etdikleri gibi değildir). Bil'akis (onların dışı boş) bir onur, (içi ise tam) bir tefrika içindedir.
Hayır, o küfredenler boş bir gurur ve bir parçalanma içindedirler.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Hayır. O inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler.
İnkar edenler bir gurur ve ayrılık içindedirler.
kafirlik edenler, aslında kendilerini üstün görmekte dipnot 1 ve (Kur'an'a) karşı çıkmaktadırlar dipnot 2 .
Bu kitabı görmezlikten gelenler, aslında kendilerini güçlü görüp ayrı duranlardır.
Kâfir olanlar kibir ve ayrılık içindedirler.
Kafir olanlar kibir ve ayrılık içindedirler.
İş hiç de onların sandığı gibi değil! O küfre sapanlar bir gurur, ayrılık ve bütünden kopuş içindedirler.
Sâd suresi, 3. ayet. كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi.
Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik de feryat etmişlerdi; (ancak) kurtulmaları mümkün değildi.
Kendilerinden önce nice kuşakları helak ettik; tam bu sırada imdat dilediler, fakat kurtuluşun vakti çoktan geçmişti.
Onlardan önce kaç nesli (bu günahlarından dolayı) yok ettik! Ve artık kaçmalarının mümkün olmadığını anladıklarında (nasıl) yalvarıyorlardı (Bize)!
Onlardan önce, nice nesilleri feryat figan içinde helak ettik! Artık kurtulmaları mümkün değildi!
Biz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi.
Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O zaman feryat ettiler. Halbuki artık kurtulma zamanı değildi.
Onlardan önceki nice kuşakları yıkıma uğrattık. Haykırışlara başladıklarında, artık kurtuluş zamanı geçmişti.
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik. O zaman yalvardılar, ama kurtuluş zamanı değildi.
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ettiler, ancak artık kurtuluş zamanı değildi.
Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryat ettiler, ancak artık kurtuluş zamanı değildi.
Kendilerinden önce nicelerini helak ettik. Çığrıştılar; fakat kurtulma zamanı değildi.
Kendilerinden evvel nicelerini helak ettik! Çığırıştılar: Değildi fakat vaktı halas
Onlardan önce nice kuşakları yok ettik. O zaman feryat ettiler, ama artık kurtuluş vakti geçmişti.
Onlardan önce nice kuşakları yok ettik. O zaman feryat ettiler, ama artık kurtuluş vakti geçmişti.
Onlardan önce nice kuşakları yok ettik. O zaman feryat ettiler, ama artık kurtuluş vakti geçmişti.
Biz kendilerinden önce, nice kuşakları yıkıma uğrattık da onlar feryad ettiler; ancak (artık) kurtulma zamanı değildi.
Biz kendilerinden evvel nice ümmet (ler) i helak etdik. O zaman (ne) çığlıklar kopardılar. Halbuki (o vakit, azabdan kaçıb) kurtulma vakti değildi...
Kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik de onlar, çığlıklar kopardılar. Halbuki kurtulmak vakti değildi.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Onlardan önce nice nesiller helâk ettik, onlar da feryat ettiler. Hâlbuki kurtulma vakti değildi.
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik de feryad ettiler; fakat artık kurtuluş zamanı geçmişti.
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik dipnot 1 . O sırada yalvarıp yakardılar; ama artık kurtulma zamanı değildi.
Onlardan önce nice nesiller, etkisizleştirdiğimiz sırada yalvarıp yakardılar ama artık iş işten geçmişti.
Onlardan önceki nesillerden nicelerini helak ettik. Feryat ettiler ama vakit kurtuluş/kaçış vakti değildi.
Onlardan önceki nesillerden nicelerini helak ettik. Feryat ettiler ama kurtuluş/kaçış vakti geçmişti.
Onlardan önce nice nesilleri helak ettik biz, bağrıştılar onlar, fakat kurtuluş yoktu; geçmişti zaman.
Sâd suresi, 4. ayet. وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ وَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا سَٰحِرٌ كَذَّابٌ
Kafirler, kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu, yalancı bir sihirbazdır."
(4, 5) Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış dipnot 1 ve o kâfirler "Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!" demişlerdi.
Ve onlar aralarından birinin kendilerine uyarıcı olarak gelmesine şaştılar; işte bu kafirler şöyle dediler: "Bu, göz boyamak isteyen yalancının biri.
Şimdi bu (insanlar) aralarından bir uyarıcının çıkmasına şaşmaktadırlar; ve hakikati inkar edenler şöyle diyorlar: "O (sadece) bir büyücü, bir yalancıdır!
O hakikat bilgisini inkar edenler, kendi aralarından bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar da: "Bu yalancı bir büyücüdür" dediler.
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür."
Aralarından kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler: Bu pek yalancı bir sihirbazdır!
Çünkü kendi aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Yalancı bir büyücü bu!"
Onlar, kendilerine içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar. Kafirleri şöyle dediler: "Bu, büyücüdür; yalancıdır."
Onlara, kendilerinden bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar. Nankörler, "Bu pek yalancı bir büyücüdür" dediler,
Onlara, kendilerinden bir uyarıcının gelmesini yadırgadılar. İnkarcılar, 'Bu pek yalancı bir büyücüdür,' dediler,
İçlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiğine şaştılar da kafirler: "Bu bir sihirbaz, yaman bir yalancı" dediler.
İçlerinden kendilerine uyandırıcı bir Peygamber geldiğine şaştılar da dediler ki kafirler: bu, bir sihirbaz, bir kezzab
İçlerinden, kendilerine bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar. Kafirler: "Bu, yalancı bir büyücüdür." dediler.
İçlerinden, kendilerine bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar. Kafirler: "Bu, yalancı bir büyücüdür." dediler.
İçlerinden, kendilerine bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar. Gerçeği yalanlayan nankörler: "Bu, yalancı bir büyücüdür." dediler.
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu yalan söyleyen bir büyücüdür."
O kafirler içlerinden (kendilerinin başına çökecek) tehlikeleri bildiren (bir peygamber) geldiğine şaşdılar, "Bu, dedi (ler), bir büyücü, bir yalancıdır";
Küfredenler içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırmışlardı da demişlerdi ki: Bu, çok yalancı bir sihirbazdır.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Kâfirler dedi ki: "Bu, yalancı bir sihirbazdır!"
Onlara kendilerinden bir uyarıcı (peygamber) gelmesine hayret ettiler de o kafirler dediler ki: "Bu yalancı bir sihirbazdır."
Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar ve o kafirler şöyle dediler: "Bu bir sihirbazdır, yalancının tekidir dipnot 1 .
O nankörler (kafirler), içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da şöyle dediler: "Bu adam, insanı büyüleyen bir yalancıdır".
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Kâfirler dedi ki: Bu, yalancı bir sihirbaz!
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Kafirler dedi ki: -Bu, yalancı bir sihirbaz!
Kendi içlerinden kendilerine bir uyarıcı geldi diye şaşıp kaldılar. Ve şöyle dedi bu nankörler: "Bu adam yalanlar düzen bir büyücü..."
Sâd suresi, 5. ayet. أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَٰهًا وَٰحِدًا إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ
"İlahları bir tek ilah mı yaptı? Gerçekten bu çok tuhaf bir şey!"
(4, 5) Onlar kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşmış dipnot 1 ve o kâfirler "Bu bir büyücüdür; çok yalancıdır! Bütün ilahları (yalanlayıp) tek ilah mı (var diyor)? Şüphesiz ki bu çok tuhaf bir şeydir!" demişlerdi.
Bütün bu ilahları tek bir ilaha indirgiyor ha? Bunun çok tuhaf bir görüş olduğunda hiç şüphe yok."
O, bütün ilahları (reddedip) bir (tek) ilah olduğunu mu iddia ediyor? Doğrusu, bu çok tuhaf bir şeydir!"
"Tanrıları, tek bir tanrıya mı indirgedi (diye anladılar)? Muhakkak ki bu çok acayip bir şeydir!"
"İlahları bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey."
İlahları tek bir ilah mı vaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir! dediler.
"Tanrıları, Tek Tanrı mı yaptı? Aslında, gerçekten şaşılacak bir şey bu!"
"Bütün tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Şüphesiz bu şaşılacak bir şeydir."
"Tanrıları tek tanrı mı yaptı? Bu, gerçekten çok tuhaf!"
'Tanrıları tek tanrı mı yaptı? Bu, gerçekten çok tuhaf!'
İlahları bir tek ilah mı kılmış? Bu gerçekten şaşılacak birşey, çok tuhaf!
İlahları hep bir ilah mı kılmış? Bu cidden şaşılacak bir şey, çok tuhaf
"O, bunca ilahı, dipnot 1 bir tek ilah mı kılıyor? Kuşkusuz bu şaşılacak bir şeydir."
"O, bunca ilahı, bir tek ilah mı kılıyor? Kuşkusuz bu şaşılacak bir şeydir."
O, bunca ilahı, bir tek ilah mı kılıyor? Kuşkusuz bu şaşılacak bir şeydir.
"Tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Doğrusu bu şaşırtıcı bir şey."
"O, (bütün) Tanrıları birtek Tanrı mı yapmış? Bu, cidden acaib bir şey"!
Tanrıları bir tek tanrı mı kıldı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
İlahları tek bir ilah mı yaptı? Bu, hayret edilecek bir şeydir.
"Tanrıları bir tek tanrı mı yaptı? Bu, cidden tuhaf bir şeydir."
(Muhammed) İlahları tek bir ilah mı kıldı? dipnot 1 Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!"
İlahları tek bir ilah dipnot 1 yaptı; öyle mi? Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!"
İlahları tek bir ilah mı yaptı? Bu, hayret edilecek bir şeydir.
İlahları tek bir ilah mı yaptı? Bu, hayret edilecek bir şeydir.
"İlahları bir tek tanrı mı yapmış? Bu, gerçekten hayret edilecek bir şey!"
Sâd suresi, 6. ayet. وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ
(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dini inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
İçlerinden yöneticiler öne atılmış, (şöyle demişlerdi:) "(İnancınızda) yürüyün; ilahlarınıza bağlı kalın (onları savunun)! Şüphesiz ki bu, (sizden) istenen şeydir. dipnot 1
Onların liderleri öne atılarak (der ki): "Devam edin, ilahlarınıza ısrarla sahip çıkın; yapmanız gereken tek şey budur!
Liderleri öne atılır: "Pes etmeyin ve ilahlarınıza sımsıkı sarılmaya devam edin: yapılacak tek şey budur!"
Onların ileri gelenleri: "Hadi yolunuza devam edin ve tanrılarınıza bağlı kalın! Muhakkak ki olması gereken budur!" diyerek yürüdü.
Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti.
Onlardan ileri gelenler: Yürüyün, ilahlarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur.
Ve onların ileri gelenleri: "Yürüyün; tanrılarınıza bağlı kalın. Aslında, istenilen şey, kesinlikle işte budur!"
Onlardan ileri gelenler tepki gösterip şöyle dediler: "Yolunuza devam ediniz, tanrılarınızı bırakmayınız. Şüphesiz bizden istenen de budur."
Liderleri öne fırladılar, "Yürüyün, tanrılarınıza bağlı kalın. Sizden istenen sadece budur."
Onların liderleri öne fırladılar, 'Yürüyün, tanrılarınıza bağlı kalın. Sizden istenen sadece budur.'
İçlerinden o heyet fırladı ve şöyle dedi: "Tanrılarınız üzerinde sabır ve sebat edin? Bu gerçekten arzu edilen şey, bir istek!
İçlerinden o hey'et de fırladı şöyle: ilahlarınız üzerinde sabr-u sebat edin, bu cidden arzu olunur bir şey, bir murad
Onlardan, meleler dipnot 1 harekete geçerek: "Bildiğiniz yoldan gitmeye devam edin, ilahlarınızı bırakmayın. Kesinlikle sizden beklenen budur." dediler.
Onlardan, meleler dipnot 1 harekete geçerek: "Bildiğiniz yoldan gitmeye devam edin, ilahlarınızı bırakmayın. Kesinlikle sizden beklenen budur." dediler.
Onlardan, söz sahibi olanlar harekete geçerek: "Bildiğiniz yoldan gitmeye devam edin, ilahlarınızı bırakmayın. Kesinlikle sizden beklenen budur." dediler.
Onlardan önde gelen bir grup: "Yürüyün, tanrılarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti.
Onların elebaşılarından bir gurüh (birbirine): "Yürüyün, ma budlarınıza (ibadetde) sebatedin. Şübhesiz ki arzu edilecek olan budur" diyerek kalkıb gitmişdir.
Onların elebaşlarından bir grup; yürüyün ve tanrılarınız üzerinde direnin. Şüphesiz ki bu; sizden istenen bir şeydir, diyerek çıkıp gittiler.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Onların ileri gelenleri: "Yürüyün! İlahlarınız üzerinde sebat/kararlılık gösterin. Sizden istenen şey budur." diye harekete geçtiler.
Onlardan bir grup fırladı: "Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın. Çünkü bu, arzu edilen bir şeydir."
Onların ileri gelenleri şöyle diyerek kalkıp gittiler: "Yürüyün, ilahlarınıza bağlılıkta sebat gösterin dipnot 1 . İşte bu sizden istenen şeydir!
İleri gelenleri şöyle deyip geçtiler: "Gidin, ilahlarınıza sahip çıkın. Sizden istenen odur."
Onların ileri gelenleri: Yürüyün, ilahlarınıza bağlılıkta sebat gösterin, sizden istenen şey budur, diye harekete geçtiler.
Onların ileri gelenleri: -Yürüyün, ilahlarınıza bağlılıkta sebat gösterin, sizden istenen şey budur diye yola çıktılar.
İçlerinden kodaman bir grup öne çıktı: "Haydi, yürüyün! İlahlarınıza sahip çıkmada kararlı davranın! Gerçek şu ki, istenip beklenen şey budur."
Sâd suresi, 7. ayet. مَا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَٰقٌ
(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dini inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
Son dinde bile böyle bir şey duymadık. dipnot 1 Bu, uydurmadan başka bir şey değildir.
Biz çağdaş inanç sistemlerinin hiç birinde bunu duymadık; bu desteksiz bir uydurmadan başkası değildir;
Biz, yeni itikatların hiç birinde böyle (bir iddia) duymadık! Bu, (fani bir insanın) uydurmasından başka bir şey değildir!
"Bunu önceki milletlerden işitmedik! Bu (TEKLİK anlayışı) ancak bir uydurmadır!"
"Biz bunu, diğer dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir."
Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır.
"Sonuncu dinde bunu duymadık; yalnızca bir uydurma bu!"
"Biz onun söylediklerini, yeni inançlarda duymadık. Kur'an, onun uydurmasından başka bir şey değildir."
"Son dinde böylesini işitmedik. Bu bir uydurmadır."
'Son dinde böylesini işitmedik. Bu bir uydurmadır.'
Biz bunu diğer dinde işitmedik, bu mutlaka bir uydurmadır.
Biz bunu diğer millette işitmedik, bu bir uydurmadır mutlak
"Biz, bunu dipnot 1 son inanç sistemlerinde de duymadık. Bu yalnızca bir uydurmadır."
"Biz, bunu dipnot 1 son inanç sistemlerinde de duymadık. Bu yalnızca bir uydurmadır."
Biz, bunu dipnot 1 son inanç sistemlerinde de duymadık. Bu yalnızca bir uydurmadır.
"Biz bunu, diğer dinde işitmedik; bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir."
"Biz bunu diğer dinde işitmedik. Bu, uydurmadan başkası değildir".
Biz, bunu diğer dinde de işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Biz bunu diğer dinde de işitmedik. Bu sadece bir uydurmadır.
"Biz bu(nun söylediği)ni (babalarımızın bağlı olduğu) öteki dinde işitmedik. Bu uydurmadan başka bir şey değildir.!"
Bunu son dinde /Hıristiyanlıkta dipnot 1 da duymadık; bu sadece bir uydurmadır!
Yeni Ahit · Markos 12:28
Onların tartışmalarını dinleyen ve İsanın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini yaklaşıp Ona, “Buyrukların en önemlisi hangisidir?” diye sordu. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
"Son şeriatta bunu duymadık; bu sadece uyduruk bir şey".
Bunu son dinde de işitmedik, bu sadece bir uydurmadır!
Bunu diğer dinlerde de işitmedik, bu sadece bir uydurmadır!
"Öteki millette işitmedik böyle bir şey. Bu bir uydurmadan başka şey değildir."
Sâd suresi, 8. ayet. أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ
(6-8) İçlerinden ileri gelenler, "Gidin, ilahlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dini inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur'an) içimizden ona mı indirildi?" diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
Zikr (Kur'an), aramızdan ona (Muhammed'e) mi indirildi?" dipnot 1 Aslında (onlar) zikrimden (Kur'an'dan) şüphe içindedir. Aslında onlar azabımı henüz tatmadılar.
ne yani, aramızdan ilahi mesajın indirileceği bir o mu kaldı?" Ama hayır, onlar asıl Benim uyarıma karşı şüpheyle yaklaşıyorlar; dahası, belli ki onlar henüz azabımı tatmamışlar.
Ne yani! (İlahi) uyarı, içimizden bir tek o'na mı indirildi?" Evet, onlar yalnız Benim uyarıma karşı şüphe içindeler. Evet, onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
"Hem Zikir (hakikati hatırlatma), aramızdan O'na mı inzal olundu?". . . Hayır! Onlar Zikrimden (hakikati hatırlatmamdan) kuşku içindeler! Hayır, onlar benim (gerçeği fark ettiren) azabımı (ölümü) henüz tatmadılar!
"Zikir (Kur'an), içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmamışlardır.
Kur’an aramızdan Muhammed'e mi indirildi? diyerek kalkıp yürüdüler. Belki, bunlar Kur'an'ım hakkında şüphe içine düştüler. Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.
"Öğreti, aramızdan Ona mı indirildi?" Hayır! Benim Öğretimden kuşku duydular. Hayır! Daha cezamı tatmadılar.
"Kur'an içimizden sadece ona mı indirildi?" Doğrusu onlar, gönderdiğimiz Kur'an hakkında şüphe içindedirler. Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.
"Mesaj, neden aramızdan ona indirildi?" Aslında, onlar mesajımdan kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabı henüz tatmadılar. dipnot 1
'Mesaj, neden aramızdan ona indirildi?' Aslında, onlar mesajımdan kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabı henüz tatmadılar.
O Kur'an aramızdan ona mı indirilmiş? Doğrusu onlar benim Kur'an'ımdan bir kuşkulu şüphe içindeler; doğrusu henüz azabımı tatmadılar.
O zikr aramızdan ona mı indirilmiş? doğrusu onlar benim zikrimden bir kuşkulu şekk içindeler, doğrusu henüz azabımı tatmadılar
"Zikir dipnot 1 , aramızda ona mı indirildi?" Oysaki onlar Benim zikrimden kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabımı henüz tatmadılar.
"Zikir dipnot 1 , aramızda ona mı indirildi?" Oysaki onlar Benim zikrimden kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabımı henüz tatmadılar.
Zikir dipnot 1 , aramızda ona mı indirildi? Oysaki onlar Benim zikrimden kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabımı henüz tatmadılar.
"Zikir (Kuran), içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar benim zikrimden bir kuşku içindedirler. Hayır onlar henüz benim azabımı tatmamışlardır.
"O Kur'an, aramızdan ona mı indirilmiş"?! Hayır, onlar benim vahyimden şübhededirler. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.
Aramızdan zikir ona mı indirilmiştir? Hayır, onlar zikrimden şüphededirler. Hayır, onlar henüz azabımı tatmamışlardı.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Kur’an, aramızdan ona mı indirilmiş? Hayır! Onlar zikrimden şüphe ediyorlar. Çünkü henüz azabımı tatmadılar.
"O Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi?" Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar!..
O zikir (Kur'an) aramızdan ona mı indirilmiş! dipnot 1 " Aslında onlar, benim zikrim (Kur'an) hakkında şüphe içindeler. Aslında onlar henüz azabımı tatmadılar.
"Bu bilgi aramızdan ona mı indirildi?" derler. Aslında bunların benim bilgimden şüpheleri var. Yok yok... Henüz azabımı tatmadılar.
Kur’an, aramızdan ona mı indirilmiş? Hayır, onlar zikrimden şüphe ediyorlar. Çünkü henüz azabımı tatmadılar!
Kur'an, aramızdan ona mı indirilmiş? Hayır, onlar zikrimden şüphe ediyorlar. Çünkü henüz azabımı tatmadılar!
"Öğüt ve uyarı, içimizden ona mı indirildi?" Hayır, onlar benim zikrimden/Kur'an'ımdan kuşkulandılar. Hayır, onlar benim azabımı henüz tatmadılar.
Sâd suresi, 9. ayet. أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ
Yoksa mutlak güç sahibi ve çok bağışlayan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Yoksa güçlü, bolca veren Rabbinin merhamet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa, mutlak kudret ve lütuf sahibi Rabbinin rahmet hazinelerinin tasarrufu onların elinde mi?
Yoksa onlar, kudret ve lütuf sahibi olan Rabbinin rahmet hazinelerine sahip (olduklarını mı zanneder)ler?
Yoksa Aziyz, Vehhab olan Rabbinin rahmet hazineleri (nimetleri) onların indinde mi?
Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?
Yoksa azîz ve lütufkâr olan Rabbinin rahmet hâzineleri onların yanında mıdır!
Yoksa Üstün Olan; Bağışı Sonsuz Olan Efendinin rahmet kaynakları onların yanında mı?
Yoksa her şeye gücü yeten ve çok cömert Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Yoksa Üstün olan ve Bahşeden Efendinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?*
Yoksa Üstün olan ve Bahşeden Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Yoksa sana onu (Kur'an'ı) veren çok güçlü ve ihsan sahibi Rabbinin hazineleri onların yanında mı?
Yoksa sana onu veren aziz vehhab rabbının rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa Çok Yüce ve Çok Bağışta Bulunan Rabb'inin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa Çok Yüce ve Çok Bağışta Bulunan Rabb'inin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa çok yüce ve çok bağışta bulunan Rabb'inin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan rabbinin hazineleri onların yanında mıdır?
Onların nezdinde O yegane gaalib, (peygamberliği ve her şey'i dilediğine) ihsaneden Rabbinin rahmet hazineleri mi var yoksa?
Yoksa O Aziz, Vehhab Rabbının rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Yoksa, güçlü ve çok ihsan sahibi olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mıdır?
Yoksa daima üstün olan, çok lütufta bulunan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa daima üstün olan ve karşılık beklemeden bol bol veren Rabbinin ikram hazineleri onların yanında mı dipnot 1 ?
Üstün ve çokça bağış yapan Rabbinin(Sahibinin) ikram hazinesi, yoksa onların yanında mı?
Yoksa Aziz ve Vehhab olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa güçlü ve bol bol veren Rabbi'nin rahmet hazineleri onların yanında mı?
Yoksa Aziz, Vahhab olan Rabbinin rahmetinin hazineleri onların katında mı?
Sâd suresi, 10. ayet. أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَٰبِ
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı onların mıdır? Öyle ise sebeplere yapışarak yükselsinler (bakalım!)
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların otoritesi kendi ellerinde mi? (Öyleyse), sebepler içinde yükselsinler (bahanelere sarılsınlar)!
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkiyeti onlara mı ait? Haydi o zaman, tüm araçlara sarılsınlar da, (göklerin tahtına) çıkıp kurulsunlar bakalım!
Yoksa, göklerin ve yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin hükümranlığı onlara mı aittir? Öyleyse (akıllarına gelebilecek) her türlü vasıta ile (benzer ilahi bir makama) ulaşmayı denesinler (bakalım)!
Yoksa semaların, arzın ve ikisi arasındakilerin mülkü onların mı? Eğer öyle düşünüyorlarsa, sebepler oluşturup yükselsinler (bakalım ne geçecek ellerine)!
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler.
Yahut göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onların elinde midir? Öyleyse (göklerin) yollarında yükselsinler (görelim)!
Yoksa göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasındakilerin yönetimi onların mı? Öyleyse her türden araçla yükselsinler.
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkiyeti onların mıdır? Öyleyse ne duruyorlar? Göğe yükselme yollarını arasınlar.
Yoksa göklerin, yerin ve aralarındakilerin yönetimi onlara mı aittir? Bırak, kendi kendilerini yüceltsinler.
Yoksa göklerin, yerin ve aralarındakilerin yönetimi onlara mı aittir? Bırak, kendi kendilerini yüceltsinler.
Yoksa bütün o göklerin, yerin ve aralarındakilerin mülkü onların mı? Öyle ise sebepler içinde üstüne çıksınlar (bütün sebeplere başvurarak yukarı çıkma yollarını denesinler).
Yoksa onların mı bütün o Göklerin, Yerin ve aralarındakilerin mülkü? Öyle ise haydi esbab içinde üstüne çıksınlar
Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O halde sebepler bulsunlar da yükselsinler!
Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O halde sebepler bulsunlar da yükselsinler!
Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O halde sebepler bulsunlar da yükselsinler!
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse, sebepler içinde (bir imkan ve güç bularak) göğe yükselsinler.
Yahud o göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin mülk (-ü tasarruf) u onların mı? Öyle ise sebeblerine yapışarak göğe yükselsinler!
Yahut göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların mülkü onların mıdır? Öyleyse sebeblere tevessül etsinler de yükselsinler bakalım.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onlara mı ait? Öyle ise (göklerin) yollarına yükselsinler (görelim)!
Yoksa göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların mülkü onların mı? Öyleyse sebepler (vasıtalar) içinde yükselsinler (vasıtalara binip göklere çıksınlar da oradan alemi yönetsinler, vahyi de kendi isteklerine göre indirsinler).
Ya da göklerin, yerin ve ikisinin arasında olanların yönetimi onlarda mı? Öyleyse göğe çıkan yollarda dipnot 1 yükselsinler!
Ya da göklerde, yerde ve ikisinin arasındaki bütün yetki onlarda mı? Öyleyse yollara koyulup tırmansınlar.
Yoksa, göklerin, yerin ve arasındakilerin mülkü onlara mı ait? Öyle ise sebeplere tutunarak göğe yükselsinler!
Yoksa, göklerin, yerin ve arasındakilerin hakimiyeti onlara mı ait? Öyleyse sebeplerle (bir imkan ve güç bularak göğe) yükselsinler.
Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülk ve saltanatı onların mı? Eğer öyleyse sebepler içinde yükselsinler.
Sâd suresi, 11. ayet. جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve şuracıkta bozguna uğrayacak derme çatma bir ordudur.
(Onlar) orada (Mekke'de) çeşitli (zayıf) gruplardan oluşmuş, bozguna uğratılacak bir ordudur.
Onlar, bozguna uğramış müttefiklerin döküntülerinden oluşmuş (başıbozuklar) ordusu...
(Fakat) işte bütün insanlar, ne kadar (sıkı şekilde) bir araya gelmiş olsalar da (hakikati kabule yanaşmazlarsa) yenilmeye mahkum olurlar.
Onlar, inkar fikrinde birleşenlerden arta kalmış, hezimete uğratılmış bir ordudur.
Onlar, burada (çeşitli) fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar).
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş bir ordudur; işte şurada bozguna uğratılacaklardır.
Ayrımcılardan oluşan bu ordu, işte şurada bozguna uğratılacaktır.
Onlar çeşitli gruplardan oluşmuş, şimdidenmağlub edilmeye mahküm bir ordudur.
Aksine onlar parti parti yenilgiye uğramış bir ordudur.
Aksine onlar parti parti yenilgiye uğramış bir ordudur.
Onlar burada hiziplerin döküntülerinden kalma bozuk (muhtelif partilerden bozguna uğramış) bir ordudur.
Onlar burada Ahzab döküntüsünden (muhtelif partilerden) bozuk bir ordu
Onlar, burada bozguna uğramış gruplardan meydana gelmiş bir ordudur.
Onlar, burada bozguna uğramış gruplardan meydana gelmiş bir ordudur.
Onlar, burada bozguna uğramış gruplardan meydana gelmiş bir ordudur.
Onlar burada (çeşitli) fırkalardan olma bozguna uğratılmış bir ordu(durlar).
(Onlar) derme çatma partilerden (mürekkeb) öyle bir ordudur ki işte şurada hezimete uğratılmış (lar) dır.
Onlar, burada derme çatma gruplardan olma bozguna uğratılmış bir ordudur.
(1-11) Sâd ve hatırlatıcı özelliği olan Kuran ’a andolsun. Doğrusu kafirler, gurur ve parçalanma içindedirler. Onlardan önce memleketlerden kaç tanesini / nicesini helak ettik, çağrıştılar / çığ rıştılar, ne yazık ki kurtuluş vakti değildi. Kendilerinden bir uyarıcı gelmesini tuhaf karşıladılar / acayip karşıladılar ve kafirler bu sihirbazdır, bu yalancıdır dediler. İlahları tekbir ilah yapacak, kesinlikle bu tuhaf / ucube bir şeydir dediler. Onlardan ileri gelenler , ortaya fırladılar ve yürüyün gidin, ilahlarınızda sabredin, mutlaka sizden murat edilen şey bu, b öylesini diğer herhangi bir millette de işitmedik, mutlaka bu bir uydurmadır / iltihaktır dediler. Hatırlatıcı aramızdan ona mı indirilir ? Doğrusu onlar hatırlatıcıdan şüpheleniyorlar. Bilakis henüz azabımı tatmadılar. Ya bağış yapan / hibe eden, saygı değer Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında? Yahut semaların ve arzın ve ikisi arasının egemenliği / mülkiyeti onların? (Mülkiyet; elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Hadi araçlarla / sebeplerle göğe yükselsinler. Tamda bu noktada gruplardan oluşan ordular bozguna uğradılar. (Mülkiyet iddiası hezimet başlatır)
Onlar burada takım takım bozguna uğramış perişan bir ordudur.
(Onlar) Şurada bozguna uğratılacak derme çatma bir ordudur.
Onlar; şurada (Mekke'de) hezimete uğrayacak dipnot 1 derme çatma bir ordudur, (helakı hak etmiş) kesimlerdendir dipnot 2 .
Bunlar burada, kaybetmiş ordulardır dipnot 1 .
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş bir ordudur; işte şurada bozguna uğratılacaklardır
Değişik gruplardan meydana gelmiş ordu, işte şurada bozguna uğratılacaktır.
Kabilelerden oluşmuş, sözüm ona bir ordudur bu; şurada bozguna uğratılacaktır.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.