Diyanet İşleri
Ad kavmi de peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi · 123–140. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şuarâ suresi, 123. ayet. كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ
Ad kavmi de peygamberleri yalanladı.
Âd (kavmi) de elçileri yalanlamıştı.
Ad kavmi (de) elçilerini yalanladı.
(Ve) Ad toplumu (da) gönderilen elçilerden (birini) yalanladı.
Ad (Hud a. s. ın halkı) da Rasulleri yalanladı.
Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Âd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla suçladı.
Âd da gönderilenleri yalanlamıştı.
'Ad kavmi de peygamberlerini yalanladı.
Ad (halkı) da elçileri yalanladı.
Ad (halkı) da elçileri yalanladı.
Ad (kavmi de) gönderilen peygamberleri yalanladı.
Ad, gönderilen Resulleri tekzib etti
Ad halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Âd halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Ad halkı gönderilmişleri dipnot 1 yalanladı.
Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanladı.
Aad (kavmi de kendilerine) gönderilen (peygamber) leri tekzibetdi.
Ad da peygamberleri yalanladı.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Âd kavmi de peygamberleri yalanlamıştı.
'Ad (kavmi) de, gönderilen elçileri yalanladı.
Ad halkı da elçileri dipnot 1 yalancılıkla suçlamıştı dipnot 2 .
Ad halkı da elçilerini yalancı yerine koydu.
Ad Kavmi de peygamberleri yalanlamıştı.
Ad Kavmi de peygamberleri yalanlamıştı.
Ad da peygamberleri yalanladı.
Şuarâ suresi, 124. ayet. إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ
Hani kardeşleri Hud, onlara şöyle demişti: "Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: "(Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?
Hani bir zamanlar onlara da soydaşları Hud şöyle demişti: "Hala sorumlu davranmayacak mısınız?"
Hani, kardeşleri Hud onlara: "Artık, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşımayacak mısınız?" demişti.
Hani kardeşleri Hud onlara dedi ki: "Korkup sakınmaz mısınız (korunun; takva elde edin!)?"
Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Kardeşleri Hûd onlara şöyle demişti: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
Kardeşleri Hud, onlara, şöyle demişti: "Sorumluluk bilincine erişmeyecek misiniz?"
Kardeşleri Hud, onlara şöyle dedi: "Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
Kardeşleri Hud onlara demişti ki, "Erdemli davranmaz mısınız?"
Kardeşleri Hud onlara demişti ki, 'Erdemli davranmaz mısınız?'
Kardeşleri Hud o zaman onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?
O vakıt ki kardeşleri Hud onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
Kardeşleri Hud onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Kardeşleri Hud onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Kardeşleri Hud onlara: "Takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti.
Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?" demişti.
Hani biraderleri Hud onlara: "(Allahdan) korkmaz mısınız?" demişdi,
Hani onlara kardeşleri Hud demişti ki: Siz, sakınmaz mısınız?
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Hani onlara kardeşleri Hûd, “Sakınmaz mısınız?” demişti.
Kardeşleri Hud onlara: "Korunmaz mısınız?" demişti.
Bir gün kardeşleri Hud onlara şöyle demişti: "Yanlışlardan sakınmaz mısınız?
Bir gün kardeşleri Hud onlara "Allah'tan çekinmez misiniz!" dedi.
Kardeşleri Hûd onlara: Hiç Allah’tan korkmuyor musunuz? demişti.
Kardeşleri Hud onlara: -Hiç Allah'tan korkmuyor musunuz? demişti.
Kardeşleri Hud onlara: "Siz hiç sakınmıyor musunuz?" demişti.
Şuarâ suresi, 125. ayet. إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
"Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
Ben size (gönderilmiş) güvenilir bir elçiyim.
Hem bakın, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Bakın, ben size (Allah'ın gönderdiği) güvenilir bir elçiyim;
"Şüphesiz ki ben sizin için güvenilir bir Rasulüm. "
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
"Aslında, ben, sizin için, güvenilir bir elçiyim!"
"Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
"Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
'Ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.'
Haberiniz olsun ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.
Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
"Sizin için güvenilir bir Resul'üm."
"Sizin için güvenilir bir resulüm."
"Sizin için güvenilir bir rasulüm."
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir (emiyn) bir elçiyim."
"Şübhesiz, ben size (gönderilmiş) emin bir peygamberim".
Muhakkak ki ben, size emin bir peygamberim.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Şüphesiz ben, size gönderilmiş güvenilir bir rasûlüm.”
"Ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.
Ben sizin güveneceğiniz bir elçiyim.
Ben sizin için güvenilir bir peygamberim.
Ben sizin için güvenilir bir peygamberim.
"Ben sizin için, güvenilir bir resulüm."
Şuarâ suresi, 126. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
"Öyle ise Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Şu halde, Allah'a karşı sorumlu davranın ve beni izleyin!
öyleyse, artık Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve bana itaat edin!
"O halde Allah'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
"Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
"Artık, Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve bana boyun eğin!"
"Allah'tan sakının ve bana itaat edin!"
"ALLAH'ı dinleyip bana uyun."
'ALLAH'ı dinleyip bana uyun.'
Gelin Allah'tan korkun ve bana itaat edin!
Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
"Öyleyse Allah için takva sahibi olun ve bana tabi olun."
"Öyleyse Allah için takva sahibi olun ve bana tabi olun."
"Öyleyse Allah için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
"Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
Artık Allah'tan korkun da bana itaat edin.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Öyle ise Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Artık Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.
Artık Allah'tan çekinin ve sözümü dinleyin.
Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
Şuarâ suresi, 127. ayet. وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbi olan Allah'a aittir."
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir. dipnot 1
Ben bu (davet) karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum, benim ecrimi takdir etmek sadece alemlerin Rabbine düşer."
Hem, ben sizden bunun için (dünyevi) bir karşılık da beklemiyorum; benim hak ettiğim karşılığı vermek alemlerin Rabbinden başkasına düşmez.
"Bunun üzerine sizden bir karşılık istemiyorum. . . Çalışmamın karşılığı sadece Rabb-ül alemin'e aittir. "
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir."
Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.
"Bunun için, sizden bir karşılık istemiyorum. Benim ödülümü, ancak Evrenlerin Efendisi verir!"
"Ben bundan dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum. Benim karşılığımı ancak alemlerin Rabbi verecektir."
"Buna karşılık sizden herhangi bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Efendisine aittir."
'Buna karşılık sizden herhangi bir ücret te istemiyorum. Benim ücretim, ancak evrenlerin Rabbine aittir.'
Buna karşı ben sizden bir ücret de istemiyorum. Benim mükafatım ancak alemlerin Rabbine aittir.
Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum. benim ecrim ancak rabbül'alemine aiddir
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnızca alemlerin Rabb'ine aittir."
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin rabbine aittir."
"Sizden buna karşı hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım aalemlerin Rabbinden başkasına aaid değildir".
Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak alemlerin Rabbına aittir.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”
"Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir."
Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece Varlıkların Sahibi'ne aittir.
Bu iş için sizden ücret istemiyorum. Benim ücretimi verecek olan sadece alemlerin Rabbidir.
Buna karşılık sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak Alemlerin Rabbine aittir.
Buna karşılık sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim ancak Alemlerin Rabbine aittir.
"Ben sizden bu iş için bir ücret istemiyorum. Benim ödülüm alemlerin Rabbi'ndendir."
Şuarâ suresi, 128. ayet. أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ
"Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?"
Siz övünüp eğlenmek üzere her yüksek yere bir ayet (anıt) mı dikiyorsunuz?
"Siz, abesle iştigal ederek her bir tepede yüksek bir anıt, bir yapı mı inşa ediyorsunuz?
Her tepede cehalet eseri, (putperestçe) anıtlar, tapınaklar mı yükselteceksiniz
"Siz her tepeye köşkler inşa edip, oyalanıyor musunuz?"
"Siz, her yüksekçe yere bir anıt inşa edip (yararsız bir şeyle) oyalanıp eğleniyor musunuz?"
Siz her yüksek yere bir alâmet (köşk) dikerek eğleniyor musunuz?
"Her tepede bir simge yaparak, boş şeylerle mi uğraşıyorsunuz?" dipnot 300
"Sizler her yüksek yerde övündüğünüz büyük bir köşk mü dikeceksiniz?"
"Her tepenin üzerine bir işaret (bir yapı) yerleştirip oyalanıyor musunuz?"
'Her tepenin üzerine bir işaret (bir yapı) yerleştirip oyalanıyor musunuz?'
Siz her tepeye bir alamet bina edip eğlenir durur musunuz?
Siz her tepeye bir alamet bina eder eğlenir misiniz?
"Her yüksek tepeye ayet dipnot 1 bina ederek mi oyalanıyorsunuz?"
"Her yüksek tepeye ayet dipnot 1 bina ederek mi oyalanıyorsunuz?"
"Her yüksek tepeye ayet dipnot 1 bina ederek mi oyalanıyorsunuz?"
"Siz, her tepeye bir ayet inşa edip [yararsız bir şeyle] oyalanıp eğleniyor musunuz?"
"Siz, her yüksek yerde bir alamet bina edib eğlenir misiniz"?
Siz, her yüksek yere koca bir bina kurup boş şeylerle mi uğraşırsınız?
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Siz her yüksek yerde eğlenmek için koca bir bina mı inşa edip durursunuz?"
"Siz her yol üzerine, (gelip geçenleri yanıltmak için) bir işaret yapıp da boş şeyle mi uğraşıyorsunuz?"
Siz anlamsız işlerle uğraşarak her yüksek yere bir anıt mı dikiyorsunuz?
Siz her tepeye bir anıt dikip boş işlerle uğraşıyorsunuz değil mi?
Siz, her tepeye bir alamet bina edip eğlenir misiniz?
Siz, her tepeye bir alamet bina edip eğlenir misiniz?
"Her yüksek tepeye/yola şaşılacak bir bina kurarak/bir işaret dikerek mi eğleniyorsunuz!"
Şuarâ suresi, 129. ayet. وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ
"İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"
Sürekli kalacağınızı umarak sağlam yapılar yapıyorsunuz.
Görkemli binalar kondurarak sürekli yaşayacağınızı mı umuyorsunuz?
Ve sonsuza kadar yaşayacağınız kuruntusuyla, sapasağlam malikaneler mi edineceksiniz?
"Sonsuz yaşayacakmış gibi kale benzeri evler mi yaptırıyorsunuz?"
"Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?
"Sonsuza dek kalacağınızı umut ederek, sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?"
"Ebedi kalacağınız ümidiyle saraylar mı edineceksiniz?"
"Ebedi kalırsınız diye sağlam sanayiler/endüstriler mi kurarsınız?"
'Ebedi kalırsınız diye sağlam yapılar mı edinirsiniz?'
Ebedi kalacakmışsınız gibi bir takım sanayiler ediniyorsunuz.
Bir takım masnuat da ediniyorsunuz ki sanki muhalled kalacaksınız
"Hiç ölmeyeceğinizi sanarak sağlam yapılar ediniyorsunuz."
"Hiç ölmeyeceğinizi sanarak sağlam yapılar ediniyorsunuz."
"Hiç ölmeyeceğinizi sanarak sağlam yapılar ediniyorsunuz."
"Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?"
"Ebedi kalacağınızı umarak yer altında su mahzenleri edinir misiniz"?
Temelli kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz?
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Ve ebedi kalırsınız ümidi ile sapasağlam kaleler mi yapar durursunuz?"
"Belki ebedi yaşarsınız diye köşkler (ve müstahkem kaleler) ediniyorsunuz?"
Bir de sanki içlerinde sonsuza dek yaşayacakmış gibi sağlam yapılar ediniyorsunuz.
Belki ölümsüzleşirsiniz diye yapıların sağlam olmasını da ilke edinmişsiniz.
Ebedi kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı yapıyorsunuz?
Ebedi kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı yapıyorsunuz?
"Sanayi üreten yerler edinerek sonsuzlaşmak ümidine mi düşüyorsunuz?"
Şuarâ suresi, 130. ayet. وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ
"Tutup yakaladığınız zaman zorbaca yakalarsınız."
(İnsanları) yakaladığınız zaman zorbalar olarak yakalıyorsunuz.
Elinize her (fırsat) geçirdiğinizde, hukuka tecavüz edip zorbalık (mı) yapacaksınız?
Ve (başkalarının hukukuna) el uzattığınız zaman, hiçbir sınır tanımadan, hep böyle zorbalık mı yapacaksınız?
"Gücünüze dayanarak hakları ortadan kaldırıp, ele geçirdiğinize sahip oluyorsunuz!"
"Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?
"Yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
"Yakaladığınızda, zorbalar gibi yakalıyorsunuz."
"Yakaladığınız vakit acımasız yakalıyorsunuz."
'Yakaladığınız vakit acımasız yakalıyorsunuz.'
Hem tuttuğunuz vakit, merhametsiz zorbalar gibi tutuyorsunuz.
Hem tuttuğunuz vakıt merhametsiz, cebbarcasına tutuyorsunuz
"Elinize imkan geçtiği zaman, onu zorbaca kullanıyorsunuz."
"Elinize imkan geçtiği zaman, onu zorbaca kullanıyorsunuz."
"Elinize imkan geçtiği zaman, onu zorbaca kullanıyorsunuz."
"Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?"
"Tutub yakaladığınız vakit zorbalar gibi yakalar mısınız"?
Ve yakaladığınız zaman da zorbaca mı yakalarsınız?
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Yakaladığınız zaman da zorbaca mı davranırsınız?"
"(Bir kavmi) yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz."
Birinin yakasına yapışınca da zorbalar gibi yapışıyorsunuz.
Bir şeye yapışınca da zorbalar gibi yapışıyorsunuz.
Yakaladığınız zamanda zorbaca tutuyorsunuz.
Yakaladığınız zaman da zorbaca tutuyorsunuz.
"Yakaladığınız vakit zorbaca yakalıyorsunuz?"
Şuarâ suresi, 131. ayet. فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ
"Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."
Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin!
Haydı, artık Allah'a karşı sorumlu davranın ve bana uyun!
"Öyleyse, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyın ve bana itaat edin,
"Artık Allah'tan (kesinlikle yaptıklarınızın sonucunu yaşatacağı için) korunun ve bana itaat edin. "
"Artık Allah'tan korkup sakının ve bana itaat edin."
Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
"Artık, Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve bana boyun eğin!"
"Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin!"
"ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız."
'ALLAH'ı dinleyip bana uymalısınız.'
Artık Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin
"Gelin Allah'a karşı takva sahibi olun. Ve bana itaat edin."
"Gelin Allah'a karşı takva sahibi olun. Ve bana itaat edin."
"Gelin Allah'a karşı takva sahibi olun. Ve bana itaat edin."
"Artık Tanrı'dan korkup sakının ve bana itaat edin."
"Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin".
O halde Allah'tan korkun da bana itaat edin.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin."
"Allah'tan korkun ve bana ita'at edin."
Artık Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin.
Artık Allah'tan çekinin de sözümü dinleyin.
Allah’tan korkun ve bana itaat edin.
Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
"Artık Allah'tan sakının da bana itaat edin."
Şuarâ suresi, 132. ayet. وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ
(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
Aklınıza gelebilecek her tür (nimeti) size lutfeden Zat'a karşı saygılı olun!
düşünebileceğiniz bütün (iyilikleri) size sağlayan (Allah'tan) yana duyarlı olun;
"Bildiğiniz nimetlerle size yardım edenden korunun. "
"Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup sakının."
Bildiğiniz şeyleri size veren, (Allah'a karşı gelmek) den sakının.
"Sonuç olarak, bildiğiniz her şeyi size verene karşı sorumluluk bilinci taşıyın!"
"Size bildiğiniz nimetleri veren Allah'tan sakının!"
"Bildiğiniz her şeyi size vereni dinleyin."
'Bildiğiniz her şeyi size vereni dinleyin.'
O Allah'tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri verdi.
O Allahdan korkun ki size o bildiğiniz şeylere imdad buyurdu
"Bildiğiniz şeylerle dipnot 1 size yardım edene karşı takva sahibi olun."
"Bildiğiniz şeylerle dipnot 1 size yardım edene karşı takva sahibi olun."
"Bildiğiniz şeylerle dipnot 1 size yardım edene karşı takva sahibi olun."
"Bildiğiniz şeylerle size yardım edenden korkup sakının."
"Size bilib durduğunuz şeylerle (nimetlerle) yardım eden",
Bildiğiniz şeylerle sizi destekleyenden sakının.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Bilmekte olduğunuz şeylerle size yardım edenden korkup sakının."
"Size bildiğiniz ni'metleri bol bol veren (Allah)dan korkun."
Bildiğiniz nimetleri veren Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının!
Sizin de bildiğiniz gibi size destek verenden çekinin.
Size bildiğiniz şeyleri sunandan korkun!
Size bildiğiniz şeyleri sunandan korkun!
"O bildiğiniz nimetleri önünüze yayandan korkun."
Şuarâ suresi, 133. ayet. أَمَدَّكُم بِأَنْعَٰمٍ وَبَنِينَ
(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
Size sürüler ve çocuklar lutfeden;
size sürüler ve çocuklar veren,
"En'am (kurban edilebilir hayvanlar) ve oğullar verdi. "
"Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti."
Size nimetler (davarlar), oğullar, ihsan eden
"Size, sürüler ve oğullar veren!"
"Size evcil hayvanlar ve oğullar verdi."
"Size çiftlik hayvanları ve çocuklar verdi."
'Size çiftlik hayvanları ve çocuklar verdi.'
(133-134) Size davarlar, oğullar, cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar verdi.
En'am, oğullar
"Size davarlarla, evlatlarla yardım etti."
"Size davarlarla, evlatlarla yardım etti."
"Size davarlarla, evlatlarla yardım etti."
"Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım etti."
(133-134) "Size davarlar, oğullar", "Bağlar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun".
O, desteklemiştir sizi, hayvanlar ve oğullarla;
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Size hayvanlar ve çocuklar (vererek) yardım etti."
"O size verdi: davarlar, oğullar,"
O size, küçük ve büyükbaş hayvanlar dipnot 1 ve evlatlar verdi.
O sizi küçük ve büyük baş hayvanlar ve oğullarla.
Size hayvanlar ve çocuklar sundu.
Size hayvanlar ve çocuklar sundu.
"Size bir yığın nimet lütfetti: Davarlar, oğullar,
Şuarâ suresi, 134. ayet. وَجَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
(132-134) "Bildiğiniz her şeyi size veren, size hayvanlar, oğullar, bahçeler ve pınarlar veren Allah'a karşı gelmekten sakının."
(132, 133, 134) Bildiğiniz şeyleri size bolca verene yani hayvanları, çocukları, bahçeleri ve (su) kaynaklarını size bolca verene (Allah'a karşı) takvâlı (duyarlı) olun!
dahası, bağlar-bahçeler ve pınarlar (lutfeden Zat'a)...
size bahçeler ve pınarlar veren (Allah'tan yana)...
"Bahçeler, pınarlar. . . "
"Bahçeler ve pınarlar da."
bağlar, pınarlar…
"Bahçeler ve pınarlar!"
"Bahçeler ve pınarlar verdi."
"Üstelik bahçeler, pınarlar..."
'Üstelik bahçeler, pınarlar...'
(133-134) Size davarlar, oğullar, cennet gibi bağlar, bahçeler, pınarlar verdi.
Cennet gibi bağlar, bahçeler, menba'lar ile size imdad buyurmakta
"Ve bahçelerle ve pınarlarla."
"Ve bahçelerle ve pınarlarla."
"Ve bahçelerle ve pınarlarla."
"Bahçeler ve pınarlar da."
(133-134) "Size davarlar, oğullar", "Bağlar, ırmaklar ihsan eden (Allahdan) korkun".
Bahçeler ve çeşmelerle.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Hem de bahçeler ve pınarlar da (vermiştir).
"Bahçeler, çeşmeler."
Bahçeler ve pınarlar verdi.
Bahçeler ve pınarlarla desteklemiştir.
Bahçeler ve pınarlar…
Bahçeler ve pınarlar sundu.
Bahçeler, pınarlar."
Şuarâ suresi, 135. ayet. إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
"Çünkü ben, sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum."
Şüphesiz ki üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum."
Bakın, ben korkunç bir günün sizin üzerinize çöreklenecek azabından endişe ediyorum!"
Doğrusu, ben sizin için o büyük ve zorlu günün azabından korkuyorum!"
"Doğrusu, çok büyük bir sürecin azabı üzerinizdedir (diye) korkuyorum. "
"Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
Doğrusu sizin hakkınızda muazzam bir günün azabından endişe ediyorum.
"Aslında, sizin için, Büyük Gün'ün cezasından korkarım!"
"Ben hakkınızda büyük bir günün azabından korkarım" dediğinde;
"Sizin için müthiş bir günün cezasından korkarım."
'Sizin için müthiş bir günün cezasından korkarım.'
Cidden ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
Cidden ben size büyük bir günün azabından korkuyorum
"Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
"Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
"Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
"Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum."
"Ben cidden üstünüze (gelecek) büyük bir günün azabından korkuyorum".
Doğrusu hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Gerçekten sizin için büyük bir günün azabından korkarım."
"Doğrusu ben size büyük bir günün azabı(nın çarpması)ndan korkuyorum."
Ben, size azametli bir günün azabının gelmesinden korkuyorum."
Ben sizin adınıza o büyük günün azabından korkuyorum."
Ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.
Ben, sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.
"Büyük bir günün azabı üstünüzedir diye korkuyorum."
Şuarâ suresi, 136. ayet. قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ
Dediler ki: "Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir."
(Kavmi ise) şöyle demişti: "Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir.
Onlar "Sen" dediler, "bize öğüt versen de öğüt vermesen de, bizim için fark eden bir şey olmaz.
(Ama bütün bu uyarılara karşı onlar:) "Bize öğüt veriyor olsan da, olmasan da, bizim için fark etmez!" dediler.
Dediler ki: "İster öğüt ver ister verme; bize birdir!"
Dediler ki: "Bizim için farketmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da."
(Onlar) şöyle dediler: Sen öğüt versen de, vermesen de bizce birdir.
"Öğüt versen de öğüt vermesen de bizim için değişmez!" dediler.
Onlar, "Senin ögüt vermen de vermemen de bizim için birdir";
Dediler ki, "Öğüt versen de vermesen de bizce birdir."
Dediler ki, 'Öğüt versen de vermesen de bizce birdir.'
Dediler ki: "Sen ha öğüt vermişsin, ha öğüt verenlerden olmamışsın, bizce birdir.
Sen, dediler: ha va'zetmişin ha va'zedenlerden olmamışın bizce müsavidir
"Bize öğüt versen de veya öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir." dediler.
"Bize öğüt versen de veya öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir." dediler.
"Bize öğüt versen de veya öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir." dediler.
Dediler ki: "Bizim için farketmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da."
Dediler: "Va'z etsen de, yahud va'z edicilerden olmasan da bize göre birdir".
Dediler ki: Öğüt versen de, yahut öğüt verenlerden olmasan da bizim için eşittir.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Onlar dediler ki: "Sen öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir."
Dediler ki: "Öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da bizce birdir."
Dediler ki: "Öğüt versen de vermesen de bizim için fark etmez.
Dediler ki, "öğüt versen de, vermesen de bizim için bir şey değişmez.
Onlar da şöyle dediler:Öğüt versen de vermesen de bizim için birdir.
Onlar da şöyle dediler: -Öğüt versen de vermesen de bizim için birdir.
Dediler: "Sen ha öğüt vermişsin ha öğüt verenlerden olmamışsın. Bizim için fark etmez."
Şuarâ suresi, 137. ayet. إِنْ هَٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ
"Bu, öncekilerin geleneklerinden başka bir şey değildir."
Bu (söylediklerin) öncekilerin uydurmalarından başka bir şey değildir.
(Zira) bu, önden giden (atalarımızın) ahlak sisteminden başkası değildir.
"Bu (benimsediğimiz tutum) atalarımızın tutumundan başka bir şey değil ki..!
"Bu eskilerin uydurmasıdır!"
"Bu, geçmiştekilerin geleneksel tutumundan başkası değildir."
Bu, öncekilerin geleneğinden (masallarından) başka bir şey değildir.
"Öncekilerin alışkanlıklarından başka bir şey değil bu!" dipnot 301
"Bu dediklerin eskilerin yalanlarından başka bir şey değildir."
"Bu, bizden öncekilerin izlediği yaşantı biçimidir."
'Bu, bizden öncekilerin izlediği yaşantı biçimidir.'
Bu sadece eskilerin adetidir
Bu sırf eskilerin adeti
"Bu öncekilerin uydurmasından başka bir şey değildir."
"Bu öncekilerin uydurmasından başka bir şey değildir."
"Bu öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir."
"Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan' başkası değildir."
"Bu, evvelkilerin aadetinden başka (bir şey) değildir".
Bu, öncekilerin adetinden başka bir şey değildir.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Bu öncekilerin adetlerinden başka bir şey değildir."
"Bu (davranışımız), sadece evvelkilerin ahlakı (ve geleneği)dir."
Seninkisi sadece öncekilerin davranış tarzıdır.
Zaten eskilerin huyu hep böyledir.
Bu, ancak öncekilerin geleneğidir.
Bu, ancak öncekilerin geleneğidir.
"Bu, öncekilerin uydurmalarından başka şey değil."
Şuarâ suresi, 138. ayet. وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
"Biz azaba uğratılacak da değiliz."
Biz asla azaba uğratılacak da değiliz."
Dolayısıyla, bu yüzden bizim azaba uğratılmamız da mümkün değildir!"
Hem, (bu yüzden) azaba uğrayacak da değiliz!"
"Biz azaba da çarpılmayacağız!"
"Ve biz azab görecek de değiliz."
Biz azaba uğratılacak da değiliz.
"Zaten cezaya uğratılacak değiliz!"
-"Biz yaptıklarımızdan dolayı ceza görmeyeceğiz" deyip onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da.
"Biz, cezalandırılacak da değiliz."
'Biz, cezalandırılacak da değiliz.'
Biz azaba uğratılacak değiliz."
Biz ta'zib olunmayız
"Biz, azaba uğratılacak da değiliz."
"Biz, azaba uğratılacak da değiliz."
"Biz, azaba uğratılacak da değiliz."
"Ve biz azab görecek de değiliz."
"Biz azaba uğratılacaklar da değiliz".
Hem biz, azaba uğratılacak da değiliz.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Biz azap olunacaklardan da değiliz."
"Biz azaba uğratılacak değiliz."
Biz azaba uğratılacak değiliz."
Ama biz azaba uğrayacak değiliz."
Biz, azaba uğrayacak değiliz.
Biz, azaba uğrayacak değiliz.
"Biz azaba uğratılacak değiliz."
Şuarâ suresi, 139. ayet. فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَٰهُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Böylece onlar Hud'u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.
Böylece onu (Hud'u) yalanlamışlar; biz de kendilerini helak etmiştik. Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Neticede, onu işte böyle yalanladılar; bunun üzerine Biz de onları helak ettik. Elbet bu (Hud kıssası)nda da alınacak bir ders mutlaka vardır; fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
İşte o'nu böyle yalanladılar; ve bunun üzerine Biz de onları yok ettik. Bu (kıssada da insanlar için) mutlaka, bir ders vardır, onlardan çoğu (buna) inanmasa da...
Böylece Onu yalanladılar, biz de onları helak ettik! Muhakkak ki bu olayda bir mucize - ders vardır! Onların ekseriyeti de iman eden değillerdir.
Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Böylece onu yalancılıkla suçladılar; biz de kendilerini helâk ettik. Doğrusu bunda büyük bir ibret vardır; ama çokları iman etmezler.
Böylece, Onu yalanladılar. Sonunda, onları yıkıma uğrattık. Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
-"Biz yaptıklarımızdan dolayı ceza görmeyeceğiz" deyip onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Bunda kesinlikle bir ders vardır. Onların çoğu inanmamış olsa da.
Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Böylece onu yalanladılar. Nihayet biz de onları yok ettik. Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
O'nu yalanladılar; Biz de kendilerini helak ediverdik. Şüphesiz bunda mutlak bir ibret vardır, ama çokları iman etmedi.
Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helak ediverdik. Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Onu dipnot 1 yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen İnsanların pek çoğu inanmamaktadırlar.
Onu dipnot 1 yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen insanların pek çoğu inanmamaktadırlar.
Onu dipnot 1 yalanladılar. Bunun üzerine onları helak ettik. Bunda bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen insanların pek çoğu inanmamaktadırlar.
Böylelikle onu yalanladılar, biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Hulasa: Onu yalan saydılar da biz de kendilerini helak etdik. Şübhesiz bunda bir ibret vardır elbet. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
Böylece onu yalanladılar. Ve Biz, onları yok ettik. Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helâk ettik. Muhakkak bunda bir ayet vardır. Onların çoğu da iman etmiş değildi."
(Böylece) onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar.
Böylece Hud'u yalancı yerine koydular. Biz de onları helak ettik. İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /bir ibret vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.
Böylece Hud'u yalancı yerine koydular, biz de onları helak ettik. Bunda kesin bir ibret var ama bunların çoğu inanacak değillerdir.
Hûd’u yalanladılar. Biz de onları yok ettik. İşte bunda bir ibret vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
Hud'u yalanladılar. Biz de onları yok ettik. İşte bunda bir ibret vardır. Yine de onların çoğu inanacak değildir.
Onu bu şekilde yalanladılar, biz de onları helak ettik. Bunda elbette bir ibret var. Ama onların çoğu müminlerden değildi.
Şuarâ suresi, 140. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Ne ki senin Rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir!
Kesinlikle senin Rabbin'dir "HU"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ve şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ve kuşkusuz, Efendin, gerçekten, Üstündür; Merhametlidir.
Şüphesiz senin Rabbin çok güçlüdür; çok merhametlidir.
Kuşkusuz senin Efendin Üstündür, Rahimdir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahimdir.
Ve şüphesiz ki Rabbin, gerçekten O, çok güçlü ve çok merhametlidir.
Ve şübhesiz ki rabbın o, öyle aziz öyle rahim
Rabb'in; Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabb'in; Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Rabb'in; Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve şüphesiz, senin rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Hakıykat, senin Rabbin, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir O.
Ve muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
(123-140) Âd gönderilenleri / Resulleri yalanladı. Bir vakit kardeşleri Hud onlara sakınmaz mısınız? Muhakkak ki sizin için güvenilir bir Resulüm, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , sizden herhangi bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum , benim ücretim sadece alemlerin Rabbine aittir , her bir tepeye ayet / alamet / gösterge dikip abesle mi / boş şeyle rle mi uğraşıyorsunuz, böylelikle belki ebedilik kazanırız diye yapıtlarınızı mı ediniyorsunuz , yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz, Allah'tan sakının ve bana itaat edin , size bildiğiniz / malum şeyleri verenden sakının. Size nimetleri, oğulları, bahçeleri ve gözeleri verenden sakının, size olacak olan, çok büyük günün işkencesinden / azabından korkuyorum dedi. Dediler ki bizlere öğüt versen de / vaaz etsen de vaaz e tmesen de bizler için aynıdır / eşittir, bu sadece evvelkilerin yaratılmasıdır / onların yaradılış şeklidir, (evvelkiler için bahçeler, bağlar sular vardı bizim yaptıklarımızı biz ya ptık ve bizim yaptıklarımız farklı) biz azap edileceklerden değiliz dediler. Onu yalanladılar biz de onları helak ettik. Muhakkak ki bunda bir gösterge / bir ayet vardır ve onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı , muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Muhakkak Rabbin Azîz olandır, Rahîm olandır.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şüphesiz senin Rabbin /Sahibin daima üstün ve ikramı bol olandır.
Senin Rabbin pek güçlüdür, ikramı boldur.
Elbette Rabbin, çok güçlüdür, çok merhametlidir.
Rabbin ise, elbette güçlü olan, merhametli olan O'dur.
Kuşkusuz, senin Rabbin mutlak Aziz, mutlak Rahim'dir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.