Diyanet İşleri
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
Tevbe suresi · 119–129. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Tevbe suresi, 119. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَكُونُوا۟ مَعَ ٱلصَّٰدِقِينَ
Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
Ey iman edenler! Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve doğrularla birlikte olun!
Siz ey iman edenler! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ve dürüst kimselerle birlikte olun!
Siz ey imana erişenler! Allah'a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaşmayın ve hep doğru sözlü kimselerden olun!
Ey iman edenler! Allah'tan (yaptıklarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için) korunun ve sadıklarla (Hakk'ı tasdik edenlerle) beraber olun!
Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun.
Ey inanca çağırılanlar! Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve doğruyu söyleyin.
Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz ve doğrularla beraber olunuz.
Ey iman edenler, ALLAH'ı dinleyin ve doğrularla beraber olun.
Ey inananlar, ALLAH'ı dinleyin ve doğrularla beraber olun.
Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun!
Ey o bütün iyman edenler! Allahtan korkun ve sadıklarla beraber olun
Ey İman Edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla dipnot 1 birlikte olun.
Ey iman edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla dipnot 1 birlikte olun.
Ey iman edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla dipnot 1 birlikte olun.
Ey inananlar, Tanrı'dan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.
Ey iman edenler, Allahdan korkun. Bir de saadık olanlarla beraber olun.
Ey iman edenler; Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun.
(118-119) Geri kalan o üç kişinin durumu (Ka’b ibn Malik, Hilal ibn Ümeyye, Mirare ibn Rabi), ki geniş olmasın rağmen yer yüzü onlara dar gelmişti, kendileri de o kadar daraldılar ki / darlandılar ki Allah’tan, Ona yönelmekten başka çareleri olmadığını düşündüler sonra tövbe ettiler onların tövbelerini kabul etti, muhakkak ki Allah işte O, çokça tövbeleri kabul eder, çokça esirgeyendir. Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözüne bağlılarla / sadıklarla beraber olun.
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sâdıklarla beraber olun.
Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun.
Ey inanıp güvenenler! Allah'a karşı yanlış yapmaktan sakının dipnot 1 ve doğru sözlü kimselerle birlikte olun dipnot 2 .
Ey inanıp güvenenler! Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun ve özü sözü doğru olanlarla birlikte olun.
Ey İman edenler! Allah’tan sakının/takvalı ve doğrularla beraber olun!
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun!
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve özü sözü bir kişilerle beraber olun.
Tevbe suresi, 120. ayet. مَا كَانَ لِأَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ أَن يَتَخَلَّفُوا۟ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا۟ بِأَنفُسِهِمْ عَن نَّفْسِهِۦ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَـُٔونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ ٱلْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَّيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلٌ صَٰلِحٌ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere, Allah'ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.
Medine halkının ve civarlarındaki göçebe Arapların Allah'ın Elçisinden geri kalmaları ve onun canından (önce) kendi canlarını düşünmeleri doğru olmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, yorgunluğa ve açlığa uğramaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları da sadece bunların karşılığında kendilerine iyi bir iş yazılması içindir. Şüphesiz ki Allah güzel davrananların ödülünü ziyan etmez.
(Peygamber) şehrinin halkına ve çevresindeki bedevilere, ne Allah'ın Elçisi'nden geriye kalmak, ne de kendi canlarını onunkinden fazla sakınmak yaraşır. Şöyle ki; ne zaman onların başına Allah yolunda bir susuzluk, yorgunluk ve şiddetli açlık gelse; ne zaman inkara gömülenleri öfkelendiren bir hamle yapsalar ve ne zaman mukadder olan sonuca düşman eliyle ulaşsalar; mutlaka bu onların lehine üretilmiş bir değer olarak yazılmaktadır: Elbette Allah iyilerin hakkını zayi edecek değildir.
(Peygamber) şehrinin halkına da, onların çevresinde (yaşayan) bedevilere de (seferde) Allah'ın Elçisi'ne katılmaktan kaçınmak ve kendi canlarını o'nunkinden fazla gözetmek yaraşmaz. Çünkü, onlar Allah yolunda ne zaman susuzluk, yorgunluk ya da açlık çekseler; ne zaman hakkı inkar edenleri şaşırtan bir adım atsalar; ve ne zaman başlarına gelmesi mukadder olan şeye düşman eliyle uğratılsalar (sonuç ne olursa olsun) bu onların lehine mutlaka kaydedilmektedir. Çünkü Allah, iyilik yapanların emeklerini asla boşa çıkarmaz!
Gerek Medine halkına gerekse çevresindeki Bedevilere, Allah Rasulünden geri kalmaları ve kendi nefslerini O'nun nefsine tercih etmeleri yakışmaz! Onların Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa maruz kalmaları, hakikat bilgisini inkar edenleri öfkelendirecek yerlere yerleşmeleri, düşmana karşı bir zafer kazanmaları; kendilerine imanın gereği fiiller olarak yazılmıştır! Muhakkak ki Allah muhsinleri mükafatsız bırakmaz.
Medine halkına ve çevresindeki bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara, Allah’ın Rasûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.
Allah'ın elçisinden geride kalmaları ve kendi canlarını Onun canından üstün tutmaları, kent halkına ve çevresindeki Araplara yakışmaz. Bu böyledir. Çünkü Allah'ın yolunda, bir susuzluk, bir yorgunluk, zorlu bir açlık, nankörlük edenleri öfkelendiren bir adım ve düşmana karşı bir başarı kazanmış olmaları yoktur ki, erdemli bir edim olarak yazılmamış olsun. Kuşkusuz, Allah, güzel davrananları ödülsüz bırakmaz.
Medine halkına da, onların çevresindeki bedevilere de Allah'ın Peygamberinden geri kalmak ve kendi canlarını onun canından önde tutmak yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri şaşırtan bir adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları, kendileri için iyi bir amel olarak mutlaka yazılacaktır. Çünkü Allah iyi davrananların amellerini asla boşa çıkarmaz.
Ne şehir halkı ne de onların çevresindeki Araplar ALLAH'ın elçisinden geri kalmamalı ve kendilerini ona tercih etmemelidir. Zira ALLAH yolunda uğrayacakları her bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık, kafirleri öfkelendirecek her bir adım ve düşmana karşı kazandıkları her bir başarı, kendileri için iyi bir iş olarak yazılır. ALLAH iyi davrananların mükafatını yitirmez.
Ne şehir halkı, ne de onların çevresindeki Araplar, ALLAH'ın elçisinden geri kalmamalı ve kendilerini ona tercih etmemelidir. Zira ALLAH yolunda uğrayacakları her bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık, kafirleri öfkelendirecek her bir adım ve düşmana karşı kazandıkları her bir başarı, kendileri için bir kredi olarak yazılır. ALLAH iyi davrananların mükafatını yitirmez.
Ne Medine halkının ne de etrafındaki bedevilerin Resulullah'tan geride kalmaları ve kendilerini tercih edip ondan yüz çevirmeleri yakışmaz. Çünkü onların Allah yolunda çektikleri hiçbir susuzluk, hiçbir açlık ve kafirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşman karşısında elde ettikleri hiçbir başarı yoktur ki, karşılığında kendilerine güzel bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah iyilerin mükafatını zayi etmez.
Ne medenilerin ne de etraflarındaki bedevilerin Resulullahtan tahallüf etmeleri, ve onun nefsinde ne yaptığına bakmayıb da kendi nefisleriyle mukayyed olmaları yaraşmaz, çünkü onların Allah yolunda ne bir susuzluk, ne bir yorgunluk, ne bir açlık çekmeleri ve ne küffarı gayza getirecek bir mevkii çiğnemeleri ne de düşmandan bir muvaffakıyyete nail olmaları olmaz ki mukabilinde kendileri için mutlak bir ameli salih yazılmış bulunmasın, çünkü Allah muhsinlerin ecrini zayi' etmez
Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Arapların, Allah'ın Resul'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şeydir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve Kafirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin dipnot 1 olanların kazanımlarını yok etmez.
Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Arapların, Allah'ın Resul'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şeydir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve Kafirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin dipnot 1 olanların kazanımlarını yok etmez.
Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Araplar'ın, Allah'ın Rasul'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şey değildir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve kafirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin dipnot 1 olanların kazanımlarını yok etmez.
Medine ehline ve çevresindeki bedevilere, Tanrı'nın elçisinden geri kalmaları, kendi nefslerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Tanrı yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Tanrı, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
Gerek Medineliler için, gerek çevrelerindeki bedeviler için (savaşda ve diğer hususlarda) Allahın Resulünden geri kalmaları, (onun emirlerine muhaalefetde bulunmaları) ve bizzat kendisine (katlandığı zahmetlerde) onların da canla başla (katlanmıya) rağbet etmemeleri yasakdır. Bunun sebebi şudur: (Çünkü onların) Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık (çekmeleri), kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı muvaffakiyyete erişmeleri (gibi hiç bir hal ve hareket) yokdur ki mukaabilinde kendileri için bu sebeble iyi bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah, iyi hareket edenlerin mükafatını zaayi etmez.
Gerek Medine'liler için, gerekse onların çevresinde bulunan Bedeviler için; Allah'ın peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmak ve düşmana karşı başarı kazanmak karşılığında; onlara mutlaka bir salih amel yazılır. Muhakkak ki Allah, ihsan edenlerin mükafatını zayi etmez.
(120-121) Şehir halkı ve onların çevresindeki bedeviler için, Allah’ın Resulünden geri durmaları yahut kendilerine nazaran O’nu tercih etmemeleri uygun değildir, bu şunun için uygun değildir, onlara Allah yolunda hiçbir susuzluk dokunmadı, yorgunluk çekmediler, aç k almadılar, kafirleri kızdıracak hiçbir ayak basılan yerine / kafir toprağına ayak basmadılar, kendilerine yazılmış olan salih ameller hariç, düşmana karşı herhangi bir başarıya nail olmadılar, muhakkak ki Allah, güzel davrananların ödüllerini ziyan etmez / zayi etmez, küçük büyük yaptıkları tüm harcamayı / infakları, geçip gittikleri vadiyi onların lehine Allah’ın yaptıklarının daha güzeli ile karşılıklandırması için kaydeder / yazar.
Gerek Medine’lilerin, gerek onların çevresinde bulunan bedevilerin Rasûlullah’tan geri kalmaları ve kendilerini O’na tercih etmeleri yaraşmaz. Mutlaka onlara Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık isabet etmesi, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında salih bir amel yazılacaktır. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini zayi etmez.
Ne Medine halkının, ne de onların çevresinde bulunan bedevi Arapların, Allah'ın Elçisinden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri, onlara yakışmaz. Böyledir, çünkü Allah yolunda uğrayacakları hiçbir susuzluk, yorgunluk, açlık; kafirleri öfkelendirecek bir yeri çiğne(yip zaptet)meleri ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları yoktur ki mutlaka bunlarla kendilerine iyi bir amel yazılmış olmasın. Allah güzel davrananların ecrini zayi etmez.
Medine halkının ve çevrelerindeki taşralı Arapların, Allah'ın elçisinin arkasından çekilme dipnot 1 ve onun canından önce kendi canlarının derdine düşme hakları yoktur. dipnot 2 Çünkü Allah yolunda (savaşa çıktıkları zaman) karşılaşacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, açlık ve kafirleri öfkelendirecek her adım ve düşmandan kazanacakları her şey onlar için iyi bir iş olarak yazılır. Allah, güzel davrananların ödülünü zayi etmeyecektir.
Medine halkının ve çevrelerindeki çöl Araplarının Allah'ın elçisine kayıtsız kalmaya hakları yoktur. Kendilerini ona tercih de edemezler. Bunların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık çekmeleri, kafirleri öfkelendirecek bir adım atmaları ve düşmandan bir kötülük görmeleri mutlaka lehlerine iyi bir iş olarak yazılacaktır. Çünkü Allah, güzel davrananların ödülünü eksiltmez.
Medine halkına ve çevrelerinde bulunan bedevilere Rasûlullah’tan geri kalmaları ve kendilerini O’na tercih etmeleri yaraşmaz. İşte onlara Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık isabet etmesi, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında salih bir amel yazılacaktır. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini zayi etmez.
Medine halkına ve çevrelerinde bulunan bedevilere Resulullah'tan geri kalmaları ve kendilerini O'na tercih etmeleri yaraşmaz. Bu, onların Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa ve kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı zafer kazanmaları karşılığında, onların doğru bir iş yaptıklarının yazıldığı içindir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini zayi etmez.
Medine halkına ve çevrelerindeki Bedevi Araplara, Allah resulünden geri kalmaları ve onu bırakıp da kendi canlarının derdine düşmeleri yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere ayak basmaları, düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları durumunda kendileri için, barışa yönelik iyi bir amel mutlaka yazılacaktır. Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez.
Tevbe suresi, 121. ayet. وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Allah yolunda küçük, büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah'ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini mükafatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın.
Küçük büyük yaptıkları her bir infak ve geçtikleri her bir vadi mutlaka onların lehine yazılır. Sonunda, Allah onları yapmakta olduklarının en güzeli ile ödüllendirecektir. dipnot 1
Yine onlar, az ya da çok Allah yolunda her ne harcamışlar ve hangi vadide ne yol almışlarsa, Allah'ın onları yaptıklarından dolayı en güzel bir biçimde ödüllendirmesi için, elbet o da onların lehine kayda geçirilmektedir.
Ve yine onlar, az ya da çok, (Allah için) ne zaman bir harcamada bulunsalar, yeryüzünde (Allah için) ne zaman bir yol katetseler, bu onların lehine kaydedilmektedir; Allah yaptıkları her şey için onları en güzel bir biçimde ödüllendirecektir.
Ne zaman küçük veya büyük bir bağış infak etseler, yeryüzünde yolculuk yapsalar; bu onlara kesinlikle yazılmış olduğu içindir. . . Bu, Allah'ın kendilerini, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlandırması içindir!
Küçük, büyük infak ettileri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah'ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.
Keza küçük olsun büyük olsun, sarfedecekleri bir nafakanın ve kat edecekleri bir vadinin sevabı da, yapmış oldukları şeyin en güzelini Allah'ın kendilerine ödemesi için onlara yazılır.
Yardımlaşmak amacıyla az veya çok paylaştıkları ve aştıkları her vadi, yaptıklarının daha güzeliyle Allah'ın karşılık vermesi için onlara yazılmamış olsun.
Küçük büyük bir masraf yapmaları, bir vadiyi geçmeleri, mutlaka onların lehine yazılır ki, Allah onları, yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirsin.
Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve aştıkları her vadi onlar için iyi bir iş olarak yazılır. ALLAH yaptıklarının en güzeliyle kendilerini ödüllendirir.
Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve aştıkları her vadi onlar için kredi olarak yazılır. ALLAH yaptıklarının en güzeliyle kendilerini ödüllendirir.
Onlar, -küçük olsun, büyük olsun- bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi aşmazlar ki, Allah kendilerini işlediklerinden daha güzeliyle mükafatlandırmak için onların hesaplarına yazmış olmasın!
Ve küçük, büyük bir masraf yapmazlar ve bir vadi kat'etmezler ki amellerinin daha güzeliyle Allah kendilerine mükafat etmek için hisablarına yazılmış olmasın
Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve güçlük içinde aştıkları her vadi, kendilerine yazılacaktır. Allah, yaptıklarından daha iyisiyle kendilerini ödüllendirecektir.
Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve güçlük içinde aştıkları her vadi, kendilerine yazılacaktır. Allah, yaptıklarından daha iyisiyle kendilerini ödüllendirecektir.
Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve güçlük içinde aştıkları her vadi, kendilerine yazılacaktır. Allah, yaptıklarından daha iyisiyle kendilerini ödüllendirecektir.
Küçük, büyük infak ettileri her nafaka ve (Tanrı yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Tanrı'nın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.
Onlar (hak yolunda) gerek küçük, gerek büyük herhangi bir masraf yapmaya dursunlar, bir vadiyi geçmeye dursunlar ille Allah o yapar olduklarının daha güzeliyle onlara mükafat etmek için, (bütün onlar) hesablarına yazılmışdır.
Onlar, küçük veya büyük nafaka olarak ne infak ederlerse, ne kadar yol giderler ve bir vadi geçerlerse; mutlaka onların lehine yazılır ki Allah yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırsın.
(120-121) Şehir halkı ve onların çevresindeki bedeviler için, Allah’ın Resulünden geri durmaları yahut kendilerine nazaran O’nu tercih etmemeleri uygun değildir, bu şunun için uygun değildir, onlara Allah yolunda hiçbir susuzluk dokunmadı, yorgunluk çekmediler, aç k almadılar, kafirleri kızdıracak hiçbir ayak basılan yerine / kafir toprağına ayak basmadılar, kendilerine yazılmış olan salih ameller hariç, düşmana karşı herhangi bir başarıya nail olmadılar, muhakkak ki Allah, güzel davrananların ödüllerini ziyan etmez / zayi etmez, küçük büyük yaptıkları tüm harcamayı / infakları, geçip gittikleri vadiyi onların lehine Allah’ın yaptıklarının daha güzeli ile karşılıklandırması için kaydeder / yazar.
Küçük ve büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi yaptıkları işin daha güzeliyle Allah'ın kendilerini mükâfatlandırması için onlar adına yazılmıştır.
Küçük, büyük bir masraf yapmaları, bir vadiyi geçmeleri, mutlaka onların lehine yazılır ki Allah onları, yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırsın.
Allah onlara, yaptıklarından daha güzeliyle karşılık versin diye dipnot 1 küçük-büyük yaptıkları her harcama ve aşıp geçtikleri her vadi mutlaka kayda geçirilmektedir dipnot 2 .
Az olsun, çok olsun yaptıkları her harcama ve aşıp geçtikleri her vadi mutlaka lehlerine yazılır. Bu, Allah'ın onları, yaptıklarından daha güzeli ile karşılaması içindir.
Büyük veya küçük, sarfettikleri her harcama ve aştıkları her vadi onlar için yazılır. Bunlar, onların yaptıkları amelleri Allah'ın daha güzeliyle kendilerini mükâfatlandırması içindir.
Allah tarafından yaptıklarının karşılığı olarak en güzel şekilde ödüllendirilmek için, az ve çok infakta bulundukları her şey, yürüdükleri her yol onlar için yazılmıştır.
Küçük büyük bir infakta bulunmaları, bir vadiyi geçmeleri, kendileri lehine mutlaka yazılır ki, Allah onlara yapıp ettiklerinden daha güzeliyle karşılık versin.
Tevbe suresi, 122. ayet. وَمَا كَانَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُوا۟ كَآفَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُوا۟ فِى ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُوا۟ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
(Ne var ki) mü'minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.
Müminlerin hepsinin toptan çıkmaları (çıkıp gelmeleri) doğru değildir. Her birinden (her toplumdan) bir grup dinde derin anlayış sahibi olmak ve sakınırlar ümidiyle kendilerine döndüklerinde toplumlarını uyarmak için nefer olmalıdır (yola çıkmalıdır). dipnot 1
Fakat, (yeni) mü'minlerin (dini öğrenmek için) cumhur cemaat yola koyulmaları doğru olmaz; onlar arasından her gruptan birileri (Medine'ye doğru) yola çıkmalı, dinde derin bir anlayış ve ilim elde etmek için (orada) çaba harcamalı ve kendi toplumları arasına geri döndükleri zaman da, onları uyarmalı değil mi; belki de böylece (ileride doğacak) birtakım mahzurlar (önceden) engellenmiş olur.
Bütün bunlarla birlikte, (savaş zamanı) müminlerin hepsinin toptan yola çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, (bunun yerine) Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve (böylece) seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır; böylece belki, onlar (da) kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır.
İman edenlerin hepsinin birden sefere çıkmaları yerinde olmaz! Onlardan her bir topluluktan bir grubun, arkalarında kalması; Din'i iyice anlamaya çalışması gerekir. Onlar seferden geri döndüklerinde, belki sakınırlar diye, kavimlerini uyarmaları için!
Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp sakınırlar.
Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde (dini ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.
İnananların tümünün çıkması gerekmez. Her kesimden bir küme, toplumu geri döndüğünde onları uyarmak için, dini iyice öğrenmelidir. Böylece, belki korunurlar.
İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun, dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde korunmaları ümidiyle onları uyarmak için, arkada kalmaları gerekmez mi?
İman edenlerin, topluca yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler.
(Mekke'de kalan) İnananların, topluca (Medine'ye hicret eden peygamberi ziyaret için) yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler.
Bununla beraber müminlerin hepsi birden toplanıp seferber olacak değillerdir. Fakat her kabileden bir grup toplansa da dinde derinleşseler ve döndüklerinde toplumlarını uyarsalar, ola ki aykırı davranışta bulunmaktan kaçınırlar.
Bununla beraber mü'minlerin kaffesi birden toplanıp seferber olacak değillerdir, fakat her fırkadan bir taife toplansa da dinde fıkıh tahsıl etseler, ve döndükleri zaman kavmlerini inzar eyleseler, gerek ki sakınırlar
Mü'minlerin toptan seferber olmaları uygun değildir. Dinde bilgi dipnot 1 edinmek için her grubun içinden birtakım kimseler gitmeli ve döndüklerinde halklarını bilgilendirmelidirler. Umulur ki onlar sakınırlar.
Mü'minlerin toptan seferber olmaları uygun değildir. Dinde bilgi edinmek için her grubun içinden bir takım kimseler gitmeli ve döndüklerinde halklarını bilgilendirmelidirler. Umulur ki onlar sakınırlar. dipnot 1
Mü'minlerin toptan sefere çıkmaları uygun değildir. Her gruptan birkaç kişi dinde bilgi sahibi olmaya çalışmalı ve kavimlerine döndüklerinde onları uyarmalıdırlar. Umulur ki onlar sakınırlar. dipnot 1
İnançlıların tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde kavrayış (tefekkahu) (edinmek) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp sakınırlar.
(Bununla beraber) mü'minlerin hepsinin (topyekun) savaşa çıkmaları layık değildir. O halde (onların her sınıfından yalınız birer zümre savaşa gitmeli), kimi de — din ve şeriat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavmleri (savaşdan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları Allah azabıyle korkutmaları için — (gitmeyip kalmalıdırlar). Olur ki (bu suretle mü'minler aykırı hareketlerden) kaçınırlar.
Mü'minlerin hepsi de seferber olacak değildirler. Her topluluktan bir taifenin dinini iyi öğrenmek ve kendisine döndüklerinde kavmini uyarmak üzere geri kalmaları gerekmez mi? Olur ki kaçınırlar. 9
(122) Müminler için toptan seferber olmaları olacak şey değildir, Onların her bir bölümünden bir grubun din konusunda anlamaları / fıkhetmeleri ve geri döndükleri vakit, topluluklarını uyarmaları için nefer olması beklenir. Böylelikle belki hazırlık ederler.
Müminlerin toptan savaşa çıkmaları uygun değildir. Ama her topluluktan bir grup çıksın. Ta ki dinde derin bilgiye kavuşma ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak için (geride bir topluluk kalsın). Umulur ki sakınırlar.
İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?
Şu da var ki müminlerin tamamının savaşa çıkması gerekmez. Keşke (Allah'ın savaş emrini uygulamalı olarak görüp) dini kavramak dipnot 1 ve geri döndüklerinde toplumlarını uyarmak için, her kesimden bir grup savaşa çıksa! Hem böylece toplumları da tedbirli ve dikkatli olur dipnot 2 .
Müminlerin tamamının savaşa çıkması gerekmez. Her kesimden bir takımı (Allah'ın savaşa çıkma emrini uygulamanın kişiye kazandırdıklarını görüp) dini kavramak ve geri döndüklerinde toplumlarını uyarmak için savaşa çıksa iyi olmaz mı? Böylece yanlışlardan sakınabilirler.
Müminlerin toptan savaşa çıkmaları uygun değildir. Ama her topluluktan bir grup çıksın. Ta ki dinde derin bilgiye kavuşma ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak için (geri de bir topluluk kalsın). Umulur ki sakınırlar.
Müminlerin toptan savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dinde derinleşmek ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak ve sakındırmak için savaşa gitmeleri gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.
İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde, korunmaları ümidiyle onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi?
Tevbe suresi, 123. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَٰتِلُوا۟ ٱلَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ ٱلْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا۟ فِيكُمْ غِلْظَةً وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ
Ey iman edenler! Kafirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.
Ey iman edenler! kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar! dipnot 1 Bilin ki Allah şüphesiz ki muttakîlerle (duyarlı olanlarla) beraberdir.
Siz ey iman edenler! İnkara gömülenler arasından size en yakın (tehdit) oluşturanlara karşı savaşın! Ve sizin şahsınızda sert bir direnişe şahit olsunlar. Hem şunu iyi bilin ki, Allah sorumlu davrananların yanındadır.
Siz ey imana erişenler! Hakkı inkar eden kimselerden yakınınızda olanlarla savaşın; (öyle ki) sizi kendilerine karşı sert ve direngen bulsunlar: ve bilin ki, Allah, kendisine karşı yüksek bir sorumluluk bilinci taşıyanlarla beraberdir.
Ey iman edenler! Küffardan (gerçeği inkar edenlerden) size yakın olanlarla savaşın! Sizde şiddet, aziym, yoğun iman yaşamını bulsunlar. . . Bilin ki Allah korunanlarla beraberdir!
Ey iman edenler, inkar edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde 'bir güç ve caydırıcılık' görsünler. Ve bilin ki gerçekten Allah takva sahipleriyle beraberdir.
Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ki onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir.
Ey inanca çağırılanlar! Nankörlük edenlerin yakınınızda olanlarıyla savaşın; sizde bir katılık bulsunlar. İyi bilin ki, Allah, sorumluluk bilinci taşıyanlarla kesinlikle birliktedir.
Ey İman edenler! Kafirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşınız ve sizde yenilmez bir kuvvet görsünler. Biliniz ki Allah sakınanlarla beraberdir.
Ey iman edenler, sizi kuşatıp saldıran kafirlerle savaşın. Sizde sertlik bulsunlar. Bilin ki ALLAH erdemlilerle beraberdir.
Ey inananlar, sizi kuşatıp saldıran kafirlerle savaşın. Sizde sertlik bulsunlar. Bilin ki ALLAH erdemlilerle beraberdir.
Ey iman edenler, kafirlerden yakınınızda olanlarla çarpışın ki, onlar sizde kalın =çetin bir kuvvet olduğunu görsünler; bilin ki, Allah kötülüklerden sakınanlarla beraberdir!
Ey o bütün iyman edenler! Kafirlerin size yakın olanlarıyle çarpışın, hem onlar sizde kalın bir kuvvet görsünler ve bilin ki Allah korunanlarla beraberdir
Ey İman Edenler! Size yakın olan dipnot 1 Kafirlerle savaşın. Ve onlar, sizde kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir.
Ey iman edenler! Size yakın olan dipnot 1 Kafirlerle savaşın. Ve onlar, sizde kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir.
Ey iman edenler! Size yakın olan dipnot 1 gerçeği yalanlayan nankörlerle savaşın. Ve onlar, sizde kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir.
Ey inananlar, kafirlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde 'bir güç ve caydırıcılık' görsünler. Ve bilin ki gerçekten Tanrı takva sahipleriyle beraberdir.
Ey iman edenler, kafirlerden size yakın olanlarla muhaarebe edin. Onlar sizde büyük bir azm-ü şiddet bulsunlar. Bilin ki Allah muhakkak takvaa saahibleriyle beraberdir.
Ey iman edenler; kafirlerden size yakın olanlarla savaşın. Ve onlar sizde sertlik görsünler. Ve bilin ki; Allah, muhakkak müttakilerle beraberdir.
(123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.
Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda bulunanlarla savaşın ki, sizde kendilerine karşı bir sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah takvâ sahipleriyle beraberdir.
Ey inananlar, yakınınızda bulunan kafirlerle savaşın, (onlar), sizde bir katılık bulsunlar. Bilin ki Allah, korunanlarla beraberdir.
Ey inanıp güvenenler! Karşınıza çıkan kafirlerle savaşın dipnot 1 ki sizde sarsılmaz bir güç olduğunu görsünler dipnot 2 . Bilin ki Allah, yanlışlardan sakınanlarla beraberdir.
Ey inanıp güvenenler! Yakınınızda bulunan kafirlerle savaşın ki sizde sarsılmaz bir güç olduğunu görsünler. Bilin ki Allah, kendisinden çekinerek korunanlarla beraberdir.
Ey iman edenler! Kâfirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve onlar sizde bir sertlik bulsunlar. Allah’ın muttakilerle beraber olduğunu bilin.
-Ey iman edenler! Sizde büyük bir güç olduğunu görmeleri için yakınınızda bulunan kafirlerle savaşın. Allah'ın muttakilerle beraber olduğunu bilin.
Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Şunu bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.
Tevbe suresi, 124. ayet. وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَٰذِهِۦٓ إِيمَٰنًا فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَزَادَتْهُمْ إِيمَٰنًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sure onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
Herhangi bir sure indirildiği zaman içlerinden bir kısmı "Bu, sizin hanginizin imanını artırdı ki?" der. İman edenler var ya, (indirilen her sure) onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler. dipnot 1
Ne zaman Kur'an'dan bir bölüm indirilse, hemen onlardan birileri: "Bu hanginizin imanını artırdı?" derler. Hani iman edenler var ya: bu onların imanlarını tabii ki artırmıştır; ve elbet onlar bunun sevincini ve müjdesini paylaşırlar.
Ne zaman bir sure indirilse, o hakkı inkar edenlerin arasından "Bu (haber) hanginizin imanını pekiştirdi?" diye (küçümseyerek) soran birileri çıkar. Ama imana erişmiş olanlara gelince, bu onların imanlarını pekiştirir ve onlar (Allah'ın kendilerine ulaştırdığı) müjdenin sevincini duyarlar.
Bir sure inzal edildiğinde, onlardan kimi: "Bu hanginizin imanını arttırdı (ne yararı oldu)?" der. . . İman etmiş olanlara gelince, onların imanını artırmıştır, onlar müjdeleşip seviniyorlar.
Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.
Bir sûre indirildiği zaman, onlardan (o münafıklardan), bir kısmı "Bu sûre hanginizin îmanını artırdı?" derler. İşte o îman edenler var ya, onların imanını artırmıştır ve (onlar) bunu, birbirlerine müjdelerler.
Bir sure indirildiğinde, onlardan birisi, şöyle der: "Hanginizin inancını artırdı bu?" Oysa inanca çağırılanların inancını artırır ve birbirlerine sevinçli haberi verirler.
Herhangi bir sure indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: "Bu sizin hanginizin imanını arttırdı?" Müminlere gelince, işte bu sure onların imanlarını arttırır ve onlar sevinirler.
Her ne zaman bir sure inse, "Bu sure hanginizin gerçeği onaylamasını arttırdı" diye soranlar var. İman edenlerin onayını arttırdı ve onlar sevinip birbirlerini müjdelerler.
Her ne zaman bir sure inse, 'Bu sure hanginizin inancını arttırdı,' diye soranlar var. Gerçekten inananların inancını arttırmıştır, ve onlar (her surenin inişiyle) sevinip birbirlerini müjdelerler.
Bir sure indirildiğinde, içlerinden biri çıkar: "Bu hanginizin imanını artırdı bakalım?" der. Evet imanı olanların imanını artırmıştır ve onlar müjdelenip duruyorlar.
Bir sure indirildimi içlerinden biri çıkar "bu hanginizin iymanını artırdı bakalım?" der, evet, iymanı olanların iymanını artırmıştır ve onlar müjdelenib duruyorlar
Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları: dipnot 1 "Bu hanginizin imanını arttırdı?" derler. Bu, İman Edenler'in imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.
Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları: dipnot 1 "Bu hanginizin imanını arttırdı?" derler. Bu, iman edenlerin imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.
Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları: dipnot 1 "Bu hanginizin imanını arttırdı?" der. Bu, iman edenlerin imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.
Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu hanginizin inancını arttırdı?" der. Ancak inananlara gelince; onların inancını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.
Bir sure indirildiği zaman içlerinden kimi: "Bu (sure) hanginizin imaanını artırdı?" der. İman etmiş olanlara gelince: (Her inen sure) daima onların imanını artırmışdır ve onlar (Kur'an indikçe sevinçlerinden) birbiriyle müjdeleşirler.
Bir sure indirilince; onlardan kimi: Bu, hanginizin imanını artırdı? der. İman etmiş olanlara gelince; onların imanını artırmıştır. Ve onlar, birbirleri ile müjdeleşirler.
(123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.
Bir sûre indirilince aralarında: "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyen kimseler vardır. O, iman eden kimselerin imanını artırmıştır. Onlar, bunu birbirlerine müjdelerler.
Ne zaman bir sure indirilse onlardan kimi: "Bu, hanginizin imanını artırdı?" der. Bu, inananların imanını artırır, onlar sevinirler.
Bir sure dipnot 1 indirilince içlerinden: "Şimdi bu, hanginizin imanını artırdı ki!" diyenler olur. Ama (o sure) inananların imanını artırır dipnot 2 . Onlar bununla mutlu olurlar.
Bir sure indirilince bazıları: "Şimdi bu hanginizin imanını (güvenini) arttırdı ki?" der. O (sure), inanıp güvenmiş olanların güvenini artırır. Onlar onu (sureyi), birbirlerine müjdelerler.
Bir sûre indirilince, aralarında: "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyen kimseler vardır. O, iman eden kimselerin imanını artırmıştır. Onlar, bunu müjdelerler.
Bir sure indirilince, aralarında: -Bu hanginizin imanını artırdı? diyen kimseler vardır. O, iman eden kimselerin imanını artırmıştır. Onlar, bunu birbirlerine müjdelerler.
Ne zaman bir sure indirilse içlerinden biri, "Bu hanginizin imanını artırdı?" diye konuşur. İmanı olanların imanını artırmıştır. İşte sevinip duruyorlar!
Tevbe suresi, 125. ayet. وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَىٰ رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كَٰفِرُونَ
Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kafir olarak ölüp gitmişlerdir.
Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, onların da inkârlarını tamamen artırır ve onlar artık kâfir olarak ölürler.
Bir de kalpleri hastalıklı kimseler var; ve bu onların çirkefliklerinin katmerlenmesine yol açmıştır; en sonunda onlar, (boğazlarına kadar gömüldükleri inkarda) kafir olarak ölüp gidecekler.
Öte yandan, kalplerinde bir hastalık bulunanlarınsa, her yeni haber inançsızlıklarına inançsızlık katar ve böylece hakkı tanımama tutumu içindeyken ölüp giderler.
Hastalıklı düşünce sahiplerine gelince; onların pisliğine pislik katıp arttırmış; onlar hakikat bilgisini inkar edenler olarak ölmüşlerdir.
Kalblerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.
Kalplerinde hastalık (kâfirlik ve münafıklık) olanlara (bir sûre) gelince, bu onların da inkârlarını büsbütün artırır ve onlar artık kâfir olarak ölürler.
Fakat yüreklerinde sayrılık olanların, kötülüğüne kötülük katmıştır; nankörler olarak ölürler.
Kalplerinde hastalık olanlara gelince, onların da murdarlıklarına murdarlık katmış ve onlar kafir olarak ölüp gitmişlerdir.
Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince... Onların da kötülüklerini arttırmıştır ve onlar kafirler olarak ölürler.
Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince... Onların da kötülüklerine kötülük katmıştır ve onlar kafirler olarak ölürler.
Kalplerinde bir hastalık olanlara gelince, onların da küfürlerine küfür katmıştır ve kafir olarak ölüp gitmişlerdir.
Kalblerinde bir maraz olanlara gelince: onların da küfürlerine küfür katmıştır ve kafir olarak ölüb gitmişlerdir
Kalplerinde dipnot 1 hastalık olanlara gelince, bu onların kötülüklerine kötülük katmıştır. Ve onlar Kafir olarak ölürler.
Kalplerinde dipnot 1 hastalık olanlara gelince, bu onların kötülüklerine kötülük katmıştır. Ve onlar Kafir olarak ölürler.
Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların kötülüklerine kötülük katmıştır. Ve onlar gerçeği yalanlayan nankörler olarak ölürler.
Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.
Fakat (o sureler) kalblerinde maraz (küfür ve nifaak) bulunanların küfürlerine küfür katıb artırdı ve onlar kafir kafir öldüler.
Kalblerinde hastalık bulunanların ise, murdarlıklarına murdarlık katmıştır. Ve kafir olarak ölmüşlerdir.
(123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.
Kalplerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır ve onlar kâfirler olarak ölmüşlerdir.
Fakat yüreklerinde hastalık olanlara gelince (bu), onların pisliklerine pislik katar. Ve onlar kafir olarak ölürler.
Kalbinde hastalık olanlara gelince dipnot 1 , o sure onların da pisliklerine pislik katar dipnot 2 . Onlar kafir olarak ölürler.
Kalplerinde hastalık olanların da pisliğine pislik katar. Onlar da kafir olarak ölürler.
Kalplerinde hastalık bulunanların pisliklerine (küfürlerine) pislik (küfür) katmıştır. Ve onlar, kâfir olarak ölmüşlerdir.
Kalplerinde hastalık bulunanların pisliklerine pislik katmıştır. Ve onlar, kafir olarak ölmüşlerdir.
Kalplerinde maraz olanlara gelince, inen sure onların pisliğine pislik ekler. Kafir olarak ölüp gittiler onlar.
Tevbe suresi, 126. ayet. أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِى كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.
Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? dipnot 1 Sonra tevbe de etmiyorlar, (gerçeği) de hatırlamıyorlar.
Görmüyorlar mı ki her yıl bir ya da iki kez skandala konu oluyorlar, sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ders alıyorlar!
Peki, bunlar her yıl bir ya da iki kere denenip sınandıklarını bilmiyorlar mı ki tevbe edip (Allah'ı) anmıyorlar?
Görmüyorlar mı ki onlar her yıl bir veya iki kere deneniyorlar? (Hala) tövbe etmiyorlar; ibret de almıyorlar.
Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.
Her yıl, bir veya iki kez sınandıklarını zaten görmüyorlar mı? Yine de pişmanlık göstermiyorlar; öğüt de almıyorlar.
Onlar, her yıl bir veya iki defa imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tövbe ediyorlar ne de ders alıyorlar.
Her sene, bir iki defa belalarla sınandıklarını görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tövbe ediyorlar, ne de öğüt alıyorlar.
Her sene, bir iki defa belalarla sınandıklarını görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tevbe ediyorlar, ne de öğüt alıyorlar.
Görmüyorlar mı her yıl bir veya iki kez fitneye tutulduklarını? Yine de tevbe etmiyor, ibret almıyorlar.
Görmezlerde mi ki her yıl bir veya iki kerre fitneye tutulurlar, sonra da tevbe etmezler, ıbret almazlar
Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe edip öğüt almıyorlar!
Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe edip öğüt almıyorlar!
Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tövbe dipnot 1 edip öğüt almıyorlar!
Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.
(Münafıklar) görmüyorlar mı ki onlar her yıl ya bir, ya iki kerre çeşidli belalara çarpılıyorlar da yine (nifaklarından) tevbe etmiyorlar ve onlar (bundan) ibret de almıyorlar.
Onlar görmezler mi ki; her yıl bir veya iki kere belalara çarpılıyorlar da yine tevbe etmiyorlar. Ve ibret almıyorlar.
(123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.
Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar? Sonra ne tevbe ederler, ne de ibret alırlar.
Kendilerinin her yıl bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe etmiyor, öğüt almıyorlar.
Onlar her yıl bir ya da iki kere ağır bir imtihandan dipnot 1 geçirildiklerini görmediler mi? Sonra ne tövbe ediyorlar /yanlışlarından dönüyorlar ne de bilgilerini kullanıyorlar.
Her yıl bir ya da iki kere sıkıntıya sokulduklarını görmüyorlar mı? Ama yine de dönüş (tevbe) yapmıyorlar ve akıllarını başlarına almıyorlar.
Onlar, her yıl bir veya bir kaç kez fitneye uğratıldıklarını görmüyorlar mı? Böyle iken yine de tevbe etmiyorlar ve ibret de almıyorlar.
Onlar, her yıl bir veya bir kaç kez belaya uğratıldıklarını görmüyorlar mı ki tevbe etmiyorlar ve ibret almıyorlar?
Görmüyorlar mı ki, her yıl bir veya iki kez imtihan ediliyorlar. Hala ne tövbeye yelteniyorlar ne de öğüt alıyorlar.
Tevbe suresi, 127. ayet. وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ نَّظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ هَلْ يَرَىٰكُم مِّنْ أَحَدٍ ثُمَّ ٱنصَرَفُوا۟ صَرَفَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ
Bir sure indirildi mi, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir.
Bir sure indirildiği zaman "(Çevreden) sizi birisi görüyor mu?" diye (sorar gibi) birbirlerine bakar, sonra da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir topluluk oldukları için Allah da onların kalplerini (gerçeklerden) uzaklaştırmıştır. dipnot 1
Bir de, ne zaman bir sure indirilse; "Sizi görecek biri mi var ki?!" (der gibi) birbirlerine bakıyorlar, peşinden de dönüp gidiyorlar. Allah onların kalplerini (haktan) döndürmüştür; çünkü onlar anlayışsız bir topluluktur.
(Öyle ki,) ne zaman bir sure indirilse, "Kalplerinizde olanı bilebilecek biri mi var?" (der gibi) birbirlerine bakıyor, sonra da dönüp gidiyorlar. (Oysa) Allah döndürmüştür onların kalplerini (haktan), çünkü onu kavrayamayacak bir topluluktur onlar.
Bir sure inzal edildiğinde: "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine bakıp sonra sıvışarak gittiler. . . Anlayışsız bir topluluk olmaları dolayısıyla da Allah bilinçlerini (ters) döndürdü.
Bir sure indirildiğinde, bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalblerini çevirmiştir.
Bir sûre indirildiği zaman, (göz kırpıp alay ederek) birbirlerine bakar (ve): (Çevreden) sizi birisi görüyor mu? diye sorarlar, sonra da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir kavim oldukları için Allah onların kalplerini (imandan) çevirmiştir.
Bir sure indirildiğinde, "Sizi gören var mı?" diyerek bakışırlar; sonra dönüp giderler. Anlamayan bir toplum oldukları için, Allah da onların yüreklerini döndürmüştür.
Bir sure indirildiği zaman birbirlerine bakar, "Sizi birisi görüyor mu?" diye sorarlar, sonra da giderler. Anlamayan bir kavim oldukları için Allah onların kalplerini imandan çevirmiştir.
Ne zaman bir sure inse, "Kimse sizi görüyor mu?" diye bakışırlar. Sonra da dönüp giderler. Anlamaz bir topluluk olduklarından ALLAH kalplerini çevirmiştir. dipnot 1
Ne zaman bir sure inse, 'Kimse sizi görüyor mu,' diye bakışırlar. Sonra da dönüp giderler. Anlamaz bir topluluk olduklarından ALLAH kalplerini çevirmiştir.
Bir sure indirilince "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışır giderler. Allah kalplerini burkmuştur. Çünkü bunlar anlamak istemez kimselerdir.
Bir sure indirildimi "sizi birisi görüyormu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra sivişir giderler, Allah kalblerini burkmuştur, çünkü bunlar fıkhı istemez kimselerdir.
Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir halktır.
Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir halktır.
Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir kavimdir.
Bir sure indirildiğinde bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, kavramayan (la yefkahun) bir topluluk olmaları dolayısıyla, Tanrı onların kalplerini çevirmiştir.
(Aleyhlerinde) bir sure indirilince birbirine bakarlar da "Sizi bir kimse görmüyor mu?" (diye de endişe ederler) ve sonra (rüsvay olmakdan korkarak sıvışıb) giderler. Allah onların gönüllerini ters çevirmiş. Çünkü onlar öyle bir kavmdir ki ince anlamazlar.
Bir sure indiği zaman; birbirlerine bakarlar ve: Sizi bir kimse görüyor mu? der, sonra dönüp giderler. Allah, onların kalblerini döndürmüştür. Çünkü onlar, anlamazlar güruhudur.
(123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.
Bir sure indirildiği zaman, birbirlerine bakarlar; "Sizi birisi görüyor mu?" derler, sonra da çekip giderler. Allah onların kalplerini ters çevirmiştir. Çünkü onlar anlamayan bir toplulukturlar.
Bir sure indirildiği zaman: "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirine bakar, sonra sıvışırlar. Anlamaz bir topluluk oldukları için Allah onların kalblerini çevirmiştir.
Bir sure indirilince birbirlerine bakar: "Sizi biri görüyor mu? dipnot 1 " der, sonra dönüp giderler. Allah da onların kalplerini döndürür; çünkü onlar kavrayışsız bir topluluktur.
Bir sure indirilince biri diğerine bakar "Gören biri var mı?" der, sonra da dönüp giderler. Allah da onların kalplerini döndürür. Çünkü onlar, anlayışsız bir topluluktur.
Bir sûre inince, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Allah, anlayışsız bir topluluk oldukları için onların kalplerini (imandan) uzaklaştırmıştır.
Bir sure inince, -Sizi bir kimse görüyor mu? diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Allah, anlayışsız bir topluluk oldukları için onların kalplerini (imandan) uzaklaştırmıştır.
Bir sure indirildi mi "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine bakar, sonra da sıvışıp giderler. Allah, kalplerini yamultmuştur. Çünkü gereğince anlamayan bir topluluktur bunlar.
Tevbe suresi, 128. ayet. لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.
Şüphesiz ki size kendinizden öyle bir Elçi gelmiştir ki sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. dipnot 1 Size çok düşkündür; müminlere karşı elbette çok şefkatlidir, merhametlidir. dipnot 2
Doğrusu (ey insanlık)! Size kendi türünüzden bir Elçi gelmiştir ki o pek azizdir: sizin zorlanmanız ona pek ağır geliyor, üzerine hassasiyetle titriyor; çünkü o mü'minlere karşı şefkat pınarı bir rauf, merhamet abidesi bir rahimdir.
Gerçek şu ki, (ey insanlar,) size kendi içinizden bir Elçi gelmiştir: sizin (öte dünyada) çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini (zihnen) büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün (ve) müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir Elçi...
Andolsun ki size Rasul geldi içinizden, Aziyz'dir; sizin sıkıntıya uğramanız O'na ağır gelir. . . Size haristir! İmanlılara (hakikatine iman edene) Rauf (şefkatli) ve Rahıym'dir (hakikatlerindeki kemalatlarını yaşatıcıdır).
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.
Gerçek şu ki, kendi aranızdan, size bir elçi gelmiştir. Sıkıntıya düşmeniz, Ona ağır gelir. Size çok düşkün, inananlara karşı, sevecendir, merhametlidir.
Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür; müminlere karşı çok şefkatlidir; merhametlidir.
İçinizden size öyle bir elçi gelmiş bulunuyor ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, iman edenlere şefkatli, merhametlidir. dipnot 1
İçinizden size öyle bir elçi gelmiş bulunuyor ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, inananlara şefkatli, merhametlidir
Andolsun ki, size kendinizden gayet izzetli bir peygamber geldi; zorlanmanız ona ağır geliyor, üstünüze çokça titriyor; mü'minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
Şanım hakkı için size bir Resul geldi ki: kendinizden, gayet ızzetli, zorlanmanız ona ağır geliyor, üstünüze hırs ile titriyor, mü'minlere rauf, rahimdir
Ant olsun ki, size kendinizden bir Resul geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; o, size düşkün, Mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.
Ant olsun ki, size kendinizden bir Resul geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; o, size düşkün, Mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.
Ant olsun ki, size kendinizden bir rasul geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; o, size düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.
Andolsun, size içinizden, sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, inançlılara şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.
Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmişdir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güc gelir. Üstünüze çok düşkündür. Mü'minleri cidden esirgeyicidir, bağışlayıcıdır o..
Andolsun ki; size kendinizden bir peygamber gelmiştir. Sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelir. Sizin üzerinize düşkündür, mü'minlere rauf ve rahim' dir.
(128-129) Size kendinizden / içinizden bir Resul geldi, sizin bulunduğunuz sıkıntılı duruma saygılıdır, size karşı düşkündür, müminlere şefkatlidir ve esirgeyendir. Eğer ki yüz çevirirlerse, deki; Allah bana yeterlidir, O ’ndan başka ilah yoktur, O’nu kendime vekil tayin ettim, O, çok büyük tahtın sahibidir.
Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Müminlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir.
Andolsun, içinizden size öyle bir Elçi geldi ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, mü'minlere şefkatli, merhametlidir.
Şurası bir gerçek ki size içinizden dipnot 1 bir elçi geldi. Sizin sıkıntıya düşmeniz, ona ağır gelir dipnot 2 . O, üstünüze titrer. Müminlere karşı pek şefkatli ve pek merhametlidir dipnot 3 .
İşte size içinizden bir elçi geldi. Sizi sıkıntıya sokan her şey, ona ağır gelir. O üstünüze titrer, müminlere karşı pek nazik ve merhametlidir.
Andolsun ki, içinizden size, sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli bir Rasûl gelmiştir.
Andolsun ki, içinizden size, sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli bir resul gelmiştir.
Yemin olsun, içinizden size onurlu bir resul gelmiştir. Sizi rahatsız eden şey onu da üzer. Çok düşkündür size. Müminlere ise daha şefkatli, daha merhametlidir.
Tevbe suresi, 129. ayet. فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ حَسْبِىَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O'na tevekkül ettim. O, yüce Arş'ın sahibidir."
(İnkârcılar) yüz çevirirlerse de ki: "Bana yalnızca Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben yalnızca O'na güvendim. O yüce arşın sahibidir."
(Bu gerçek ortadayken) yine de onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yok, ben hep O'na güvenmişimdir; çünkü O en yüce hükümranlık makamının Rabbidir!"
Fakat (bütün bunlara rağmen) onlar yine de yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter! O'ndan başka tanrı yok. Hep O'na dayanmış O'na güvenmişimdir ben; çünkü O'dur en yüce hükümranlığın Rabbi".
Eğer yüz çevirirler ise de ki: "Allah bana yeter! Tanrı yoktur sadece 'HU'! O'na tevekkül ettim. . . Arş-ı Aziym'in Rabbi 'HU'dur!"
Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur."
(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: «Allah bana yeter. O'ndan başka (hakkıyla ibâdete layık bir ) ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir.»
Yüz çevirirlerse, de ki: "Allah, bana yeterlidir. O'ndan başka Tanrı yoktur. O'na güvendim. Çünkü O, Büyük Egemen Erkin Efendisidir!"
Yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter; O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce arşın sahibidir."
Yüz çevirirlerse de ki: "Tanrı bana yeter! O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım; O büyük Arş'ın sahibidir. dipnot 1
Yüz çevirirlerse de ki: 'Tanrı bana yeter! O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım; O büyük Arş'ın sahibidir.
Eğer aldırmazlarsa de ki: "Bana Allah yeter! O'ndan başka ilah yoktur! Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın sahibidir!"
Eğer aldırmazlarsa deki: bana Allah yetişir ondan başka ilah yoktur, ben ona dayanmaktayım ve o, o büyük Arşın sahibidir
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir."
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir."
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir."
Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Tanrı yeter. O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın rabbi O'dur."
(Habibim, sana iman etmekden) yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. Ondan başka hiçbir Tanrı yok. Ben ancak Ona güvenib dayandım. O, büyük arşın saahibidir".
Eğer yüz çevirirlerse; de ki: Allah, bana yeter. O'ndan başka hiç bir ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve O, büyük Arş'ın Rabbıdır.
(128-129) Size kendinizden / içinizden bir Resul geldi, sizin bulunduğunuz sıkıntılı duruma saygılıdır, size karşı düşkündür, müminlere şefkatlidir ve esirgeyendir. Eğer ki yüz çevirirlerse, deki; Allah bana yeterlidir, O ’ndan başka ilah yoktur, O’nu kendime vekil tayin ettim, O, çok büyük tahtın sahibidir.
Eğer imandan yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter, O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Yalnız O’na tevekkül ettim. O, yüce arşın Rabbidir."
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter! O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım, O büyük Arş'ın sahibidir!"
Yüz çevirecek olurlarsa de ki: "Allah bana yeter; ondan başka ilah yoktur. Ben ona güvenip dayandım dipnot 1 . Büyük arşın dipnot 2 sahibi odur."
Eğer yüz çevirecek olurlarsa de ki "Allah bana yeter; O'ndan başka ilah yoktur. O'na güvenip dayandım. Büyük arşın (yönetimin) Sahibi dipnot 1 O'dur."
Eğer imandan yüz çevirirlerse de ki: Bana Allah yeter, O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Yalnız O’na tevekkül ettim. O, büyük arşın Rabbidir.
Eğer imandan yüz çevirirlerse de ki: -Bana Allah yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Yalnız O'na güveniyorum. O, büyük arşın Rabbidir.
Eğer çekip giderlerse de ki: "Allah bana yeter. İlah yok O'ndan başka. Yalnız O'na dayandım ben; büyük arşın sahibi O'dur."
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.