Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.
Nisâ suresi · 105–115. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Nisâ suresi, 105. ayet. إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ وَلَا تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.
Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitabı (Kur'an'ı) bir amaç ile indirdik; dipnot 1 hainlerden taraf olma! dipnot 2
Biz sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hüküm verebilesin diye hakikatin ifadesi olan bu vahyi indirdik; sakın hainlere taraftar olma!
Biz sana, hakikati ortaya koyan bu ilahi kelamı indirdik ki insanlar arasında Allahın sana öğrettiğine göre hüküm verebilesin. O halde ihanet edenlerle tartışmaya girme,
Kesinlikle biz inzal ettik sana hakikat bilgisini, Hak olarak insanlar arasında Allah'ın gösterdiği ile hüküm vermen için. Hainleri savunma!
Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.
Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!
Allah'ın sana gösterdiği biçimde, insanlar arasında yargı vermen için, Kitap'ı, gerçek olarak sana indirdik; sakın alçaklık yapanları savunma.
Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye, sana kitabı bir amaç için indirdik; o halde ihanet edenlere taraf olma!.
Halkın arasında ALLAH'ın sana gösterdiği gibi yargı veresin diye Biz sana gerçeği içeren kitabı indirdik. Hainlerden yana olma.
Halkın arasında ALLAH'ın sana gösterdiği gibi yargı veresin diye Biz sana gerçeği içeren kitabı indirdik. Hainlerden yana olma.
Doğrusu Biz sana gerçeğin ta kendisi olan kitab (Kur'an)'ı indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma!
Elhak biz sana bihakkın kitab indirdik ki insanlar arasında Allahın sana gösterdiği vechile hukm edesin; hainlere müdafaa vekili olma
Biz, insanlar arasında, Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye, Kitap'ı hakikat dipnot 1 olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.
Biz, insanlar arasında, Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye, Kitap'ı hakikat dipnot 1 olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.
Biz, insanlar arasında, Allah'ın sana gösterdiği gibi hükmedesin diye, Kitap'ı hakk olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma.
Şüphesiz, Tanrı'nın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma.
Hakıykat, biz sana kitabı — Allahın sana gösterdiği vech ile insanlar arasında hükmetmen için — hak olarak indirdik, Haainlere bir müdafaacı olma.
Dosdoğrusu Biz, sana kitabı hak olarak indirdik ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hüküm veresin. Hainlerin savunucusu olma.
(105-106) Muhakkak ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde karar verebilmen / hüküm verebilmen için gerçek olarak kitabı sana indirdik , hainler için çekişmeye girme / savunmaya girme, Allah’tan bağışlanma dile , muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Şüphesiz biz, sana kitabı insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin diye hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma!
Biz sana Kitabı gerçek ile indirdik ki, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin; hainlerin savunucusu olma!
Gerçekleri içeren bu kitabı sana biz indirdik ki sana gösterdiğimiz dipnot 1 şekilde dipnot 2 insanlar arasında hüküm veresin dipnot 3 . Hainlerin savunucusu olma.
Gerçekleri içeren bu kitabı sana biz indirdik ki insanlar arasında Allah'ın gösterdiği yöntemle hükmedesin. Sakın hainlerin savunucusu olma.
Şüphesiz biz, sana kitabı insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin diye hak olarak indirdik, hainlerin savunucusu olma.
Şüphesiz biz, sana kitabı insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği gibi hüküm veresin diye hak olarak indirdik, hainlerin savunucusu olma.
Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma!
Nisâ suresi, 106. ayet. وَٱسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Allah'tan bağışlanma dile! dipnot 1 Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir. dipnot 2
Ve Allah'tan af dile! Çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcıdır, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
ama Allahın onları bağışlaması için dua et; unutma ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Allah'tan mağfiret dile. Muhakkak Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir.
Ve Allah'tan bağışlanma dile. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Ve Allah’tan mağfiret iste, şüphe yoktur ki Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
Ve Allah'tan bağışlanma dile. Kuşkusuz, Allah, Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir.
Allah'tan af iste; çünkü Allah çok bağışlayıcıdır; merhamet edicidir.
ALLAH'tan bağışlanma dile. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
ALLAH'tan bağışlanma dile. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
Ve Allah'tan af dile. Çünkü Allah gerçekten bağışlayan, çok merhamet edendir.
Ve Allah'a istiğfar eyle, çünkü Allah gafur, rahim bulunuyor.
Allah'tan bağışlanma dile. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Allah'tan bağışlanma dile. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Allah'tan bağışlanma dile. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve Tanrı'dan bağışlanma dile. Gerçekten Tanrı, bağışlayandır, esirgeyendir.
Ve Allahdan mağfiret iste. Çünkü Allah çok yarlığayıcı çok esirgeyicidir.
Ve Allah'tan mağfiret dile. Şüphesiz ki Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.
(105-106) Muhakkak ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde karar verebilmen / hüküm verebilmen için gerçek olarak kitabı sana indirdik , hainler için çekişmeye girme / savunmaya girme, Allah’tan bağışlanma dile , muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Allah’tan mağfiret dile. Şüphesiz Allah, çokça bağışlayan ve merhamet edendir.
Allah'tan mağfiret dile. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Allah'tan bağışlanma dile dipnot 1 ! Çünkü Allah, daima bağışlayan ve ikramı bol olandır.
Allah'tan bağışlanma dile. Çünkü Allah, bağışlar ve ikramda bulunur.
Allah’tan mağfiret dile, şüphesiz Allah, bağışlayan ve merhamet edendir.
Allah'tan mağfiret dile, şüphesiz Allah, bağışlayan ve merhamet edendir.
Allah'tan af dile; Allah çok affedici, çok merhametlidir.
Nisâ suresi, 107. ayet. وَلَا تُجَٰدِلْ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا
Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkarı sevmez.
Kendilerine ihanet edenleri savunma! dipnot 1 Şüphesiz ki Allah günaha dalmış hainleri sevmez. dipnot 2
Öz benliklerine ihanet edenleri de savunma! Hiç şüphesiz Allah, kendisine ihaneti meslek edinip boğazına kadar günaha batanları sevmez.
Kendi kişiliklerine ihanet edenleri savunma! Şüphe yok ki Allah, kendilerine ihanet edenleri ve günahkarlıkta inat edenleri sevmez.
Nefslerine ihanet edenleri savunma! Muhakkak ki Allah nefsine ihanet suçuna ısrarla devam edeni sevmez.
Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphesiz Allah, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.
Kendi nefislerine hainlik eden kimseler için de mücadele etme. Allah, şüphesiz, hainliği âdet edinmiş günâhkârları sevmez.
Duygularına tutsak olanlara arka çıkma. Kuşkusuz, Allah, alçaklık yapmakta ileri giden suçluları sevmez.
Kendilerine ihanet edenleri savunma! Çünkü Allah ihanet edenleri ve günahkarları sevmez.
Kendi özlerine hainlik edenleri savunma; ALLAH ihanet edenleri ve günah işleyenleri sevmez.
Kendi özlerine hainlik edenleri savunma; ALLAH ihanet edenleri ve günah işleyenleri sevmez.
Kendilerine hiyanet edip duranlar adına mücadeleye kalkışma. Çünkü Allah, günahkar, hain olan kimseleri sevmez.
Nefislerine hıyanet edib duranlar tarafından mücadeleye kalkışma, çünkü Allah vebal yüklenen, hıyanetkar olan kimseleri sevmez
Kendilerine ihanet eden dipnot 1 kimselerden yana savunma yapma. Kuşkusuz Allah, ihanette ısrar eden günahkarları sevmez.
Kendilerine ihanet eden dipnot 1 kimselerden yana savunma yapma. Kuşkusuz Allah, ihanette ısrar eden günahkarları sevmez.
Kendilerine ihanet eden dipnot 1 kimselerden yana savunma yapma. Kuşkusuz Allah, ihanette ısrar eden günahkarları sevmez.
Kendi nefislerine ihanet edenlerden yana mücadeleye girişme. Hiç şüphesiz Tanrı, ihanette ilerlemiş günahkarı sevmez.
Nefislerine haainlik etmiş kimselerden yana mücadele etme. Çünkü Allah haainlikde ileri gitmiş günahkarları sevmez.
Nefislerine hainlik etmiş kimseleri savunma. Allah; hainlikte direnen günahkarları sevmez.
(107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.
Nefislerine (günah işleyerek) hainlik edenleri savunma. Şüphesiz Allah, hainlik eden günahkârları sevmez.
Kendilerine hainlik edenleri savunma; zira Allah, hainlik yapıp günah işleyen insanı sevmez!
Hainliği asıl kendilerine yapmış olan o kimselere arka çıkma. Allah, hainlikte direnen günahkarları sevmez.
Kendilerinden beklenmeyen davranış gösteren hainlerden yana mücadeleye girme. Allah, hainlikte direnen günahkarı sevmez.
Nefislerine (günah işleyerek) hainlik edenlerden yana olup savunma! Çünkü Allah, hainliği adet edineni ve çokça günah işleyeni sevmez.
Nefislerine hainlik edenlerden yana mücadele etme, çünkü Allah, hainliği adet edinen günahkarı sevmez.
Öz benliklerine hainlik edenler için didinip durma. Çünkü Allah, sürekli hainlik eden günahkarı sevmez.
Nisâ suresi, 108. ayet. يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا
Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah'tan gizlenmezler. Halbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.
İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizleyemezler. (Oysa) geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken, O onlarla beraberdir. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır.
Onlar yaptıklarını insanlardan gizleyebildiler (belki), fakat Allah'tan gizleyemezler. Çünkü zifiri gecede Allah'ın razı olmadığı bir söylemi tasarladıkları her an bile Allah onların yanı başındadır. Zira Allah onların yaptığı her şeyi çepeçevre kuşatandır.
Onlar yaptıklarını insanlardan gizleyebildiler ama Allahtan gizleyemezler; çünkü gecenin karanlığında, Allahın tasvip etmediği düşünce ve inançları her ne zaman tasarlasalar, Allah onların yanı başındadır. Ve Allah onların bütün yaptıklarını (ilmiyle) kuşatır.
(Münafıklar - ikiyüzlüler) insanlardan gizleyebilirler ama Allah'tan asla! Oysa O beraberdi (tasavvufi anlayışla maiyet sırrı - Allah'ın, kulun her zerresini Esma'sıyla varetmesi hakikati) onlarla gece boyu, Allah'ın hoşlanmadığı şeyleri kurgularlarken. Allah yapmakta olduklarına Muhiyt'tir!
Onlar, insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken,' onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır.
(Bunlar, hainliklerini) insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O’nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) çepeçevre kuşatmıştır.
İnsanlardan gizliyorlar, ama Allah'tan gizleyemezler. Çünkü O, onlar, gecenin karanlığında hoşnut olmayacağı sözleri tasarlarken, onlarla birliktedir. Çünkü Allah, onların yaptıklarını Kuşatandır.
İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler/İnsanlardan gizleyebilir ama Allah'tan gizleyemezler. Halbuki geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp dururken, Allah onlarla beraber idi. Allah, yaptıklarını kuşatıcıdır.
Halktan gizlerler ama ALLAH'tan gizleyemezler. Oysa O'nun hoşlanmadığı düşünceleri kurarlarken O onlarla beraberdir. ALLAH onların tüm yaptıklarını Kuşatır.
Halktan gizlerler de ALLAH'ı umursamazlar. Oysa O'nun hoşlanmadığı düşünceleri kurarlarken O onlarla beraberdir. ALLAH onların tüm yaptıklarını Kuşatır.
İnsanlardan hainliklerini gizlemeye çalışırlar da Allah'tan gizlemeyi düşünmezler. Halbuki, O'nun razı olmayacağı tezviratı tertip ederlerken, o yanıbaşlarında. Allah onların ne yaptıklarını çok iyi bilir.
İnsanlardan gizlemeğe çalışırlar da Allahdan gizlemeği düşünmezler, halbuki onun razı olmıyacağı tezviratı tertib ederlerken o yanı başlarında, hem Allah her ne yaparlarsa muhit bulunuyor
İnsanlardan gizliyorlar da Allah'tan gizleyemezler. Oysa Allah, razı olmayacağı sözü geceleyin dipnot 1 düzüp kurarlarken dipnot 2 onlarla beraberdi. Kuşkusuz, Allah, onların yaptığı her şeyi kuşatandır.
İnsanlardan gizliyorlar da Allah'tan gizleyemezler. Oysa Allah, razı olmayacağı sözü geceleyin dipnot 1 düzüp kurarlarken dipnot 2 onlarla beraberdi. Kuşkusuz, Allah, onların yaptığı her şeyi kuşatandır.
İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizleyemezler. Oysa Allah, razı olmayacağı sözü geceleyin dipnot 1 düzüp kurarlarken dipnot 2 onlarla beraberdi. Kuşkusuz, Allah, onların yaptığı her şeyi kuşatandır.
Onlar, insanlardan gizlerler de Tanrı'dan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sizden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi 'geceleri düzenleyip kurarlarken', onlarla beraberdir. Tanrı, yapıklarını kuşatandır.
İnsanlardan gizlerler de Allahdan gizlemezler. Halbuki onlar onun (Allahın) raazi olmayacağı sözü geceleyin konuşub düzdükleri zaman da O, beraberlerinde idi. Allah (ın ilmi) yapacakları her şey'i kuşatıcıdır.
İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki Allah'ın razı olmayacağı sözü, geceleyin uydurup düzdükleri zaman da Allah onlarla beraberdir. Allah; yapacakları herşeyi kuşatıcıdır.
(107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.
İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Hâlbuki onlar O'nun razı olmayacağı sözü, geceleyin konuşup düzenledikleri zaman da O onlarla beraberdi. Allah yapacakları her şeyi kuşatıcıdır.
(Günah işlerken) İnsanlardan gizleniyorlar da Allah'tan gizlenmiyorlar. Oysa geceleyin O'nun istemediği sözü söyle(yip plan kura)rlarken O, onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıkları herşeyi kuşatmıştır (hiçbir şeyi O'ndan gizleyemezler).
Onlar insanlardan saklanmaya çalışırlar ama Allah'tan saklanma gereği duymazlar dipnot 1 . Halbuki geceleyin konuşup Allah'ın razı olmayacağı şeyleri planladıkları sırada Allah onlarla beraberdir. Yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatan Allah'tır.
Onlar (içlerinde olanı) insanlardan saklamaya çalışırlar ama Allah'tan saklamayı düşünmezler. Gece, Allah'ın razı olmadığı sözü kurarlarken O, onlarla beraberdi. Yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatan Allah'tır dipnot 1 .
İnsanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler/utanmazlar. Oysa, Allah’ın razı olmadığı sözü gece planlarken Allah onlarla beraberdi. Allah, bütün yaptıklarını kuşatmıştır.
İnsanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler/utanmazlar oysa, Allah'ın razı olmadığı sözü gece planlarken Allah onlarla beraberdi. Allah, bütün yaptıklarını kuşatmıştır.
İnsanlardan gizleniyorlar/gizliyorlar da Allah'tan gizlenmiyorlar/gizlemiyorlar. Oysaki O, O'nun hoşlanmadığı sözü gece boyu sarfederlerken onlarla beraberdir. Allah, onların yapmakta olduklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Nisâ suresi, 109. ayet. هَٰٓأَنتُمْ هَٰٓؤُلَآءِ جَٰدَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَمَن يُجَٰدِلُ ٱللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا
İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?
Siz dünya hayatında onlara taraf olup savundunuz; peki kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak veya onlara kim vekil (güven kaynağı) olacakmış!
Hadi siz bu dünya hayatında onları savundunuz diyelim; ya Kıyamet Günü, Allah'a karşı onların savunmasını kim üstlenecek; ya da onları kim koruyacak?
Sizler belki bu dünya hayatında onları savunabilirsiniz; ya Kıyamet Günü kim onları Allaha karşı savunacak, kim onların koruyucusu olacaktır?
Hadi siz dünya yaşamında onları savundunuz; ya kıyamet sürecinde kim savunacak onları veya vekilleri kim olacak!
İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Peki kıyamet günü onlardan yana Allah'a mücadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?
Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?
Dünya yaşamında, onları, işte böyle savundunuz. Fakat Yeniden Yaratılış Günü'nde, Allah'ın karşısında, onları kim savunacak? Veya onları kim gözetecek?
Sizler belki bu dünya hayatında onları savunabilirsiniz; ya kıyamet günü, Allah'a karşı onları kim savunacak ya da kim onların koruyucusu olacaktır?
İşte sizler bu tür kişileri dünya hayatında savunuyorsunuz. Peki, diriliş gününde ALLAH'a karşı kim onları savunacak? Ya da kim onlara avukat olacak?
İşte sizler bu tür kişileri dünya hayatında savunuyorsunuz. Peki, diriliş gününde ALLAH'a karşı kim onları savunacak? Ya da kim onlara avukat olacak?
Haydi, siz bu dünya hayatında onlar adına mücadele ediverdiniz diyelim, fakat kıyamet günü onları kim savunacak ve onlara kim vekil olacak?
Haydi siz öyle yapdınız: bu Dünya hayatta tuttunuz taraflarından kim mücadele edecek? Veya üzerlerine kim vekil olacak?
Diyelim ki bu dünya hayatında onları savundunuz, peki ya kıyamet günü, Allah'a karşı onları kim savunacak veya onlara kim vekil dipnot 1 olacak?
Diyelim ki bu dünya hayatında onları savundunuz, peki ya Kıyamet Günü, Allah'a karşı onları kim savunacak veya onlara kim vekil dipnot 1 olacak?
Diyelim ki bu dünya hayatında onları savundunuz, peki ya Kıyamet Günü, Allah'a karşı onları kim savunacak veya onlara kim vekil olacak?
İşte siz böylesiniz; dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Peki kıyamet günü onlardan yana Tanrı'ya mücadele edecek kimdir? Ya da onlara vekil olacak kimdir?
İşte siz öyle kimselersiniz ki dünya hayaatı uğrunda onlardan yana mücadeleye atılmışsınızdır. Ya kıyaamet günü onlar hesabına Allahla kim savaşacak? Yahud onlara kim vekil olacak?
İşte siz öyle kimselersiniz ki; dünya hayatında onları savunuyorsunuz. Ama kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak?
(107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.
İşte siz, dünya hayatında onları savunuyorsunuz. Kıyamet gününde kim onları Allah'a karşı müdafaa eder, kim onlara vekil olur?
Haydi siz, dünya hayatında onları savundunuz; ya kıyamet günü onları Allah'a karşı kim savunacak, ya da kim onlara vekil olacak?
Hadi şimdi siz dünya hayatında onlara arka çıktınız. Peki, ya tekrar dirilip kalkış günü Allah'a karşı onlara kim arka çıkacak ya da kim onların vekili / savunucusu olacak?
Haydi siz tuttunuz dünya hayatında onlardan yana mücadele verdiniz. Ya (mezardan) kalkış günü onlardan yana Allah'a karşı mücadeleyi kim verecek veya onların savunucusu kim olacak?
İşte siz, dünya hayatında onları savunuyorsunuz. Kıyamet gününde kim onları Allah'a karşı müdafaa eder, kim onlara vekil olur?
İşte siz, dünya hayatında onlardan yana mücadele ettiniz. Kıyamet gününde kim onları müdafaa eder; kim onlara vekil olur?
Diyelim, siz onlar için dünya hayatında mücadele verdiniz. Peki, kıyamet günü Allah'a karşı onlar için kim mücadele verir, onlar hakkında kim vekillik yapar?
Nisâ suresi, 110. ayet. وَمَن يَعْمَلْ سُوٓءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُۥ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlama dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
Kim bir kötülük yaparsa veya nefsine haksızlık eder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulacaktır.
Fakat kim kötülük yapar ya da kendine zulmeder ama Allah'tan af dilerse, Allah'ı hem tarifsiz bir bağışlayıcı, hem de eşsiz merhamet sahibi bulacaktır.
Ama kim kötülük yapar yahut (başka şekilde) kendisine zulmeder de daha sonra affetmesi için Allaha yalvarırsa, Allahı çok bağışlayıcı ve rahmet kaynağı olarak bulacaktır.
Kim bir suç işler ya da nefsine zulmederse (benliği yüzünden - benliğini Allah'a şirk koşarsa); sonra (suçunu idrak edip) Allah'a istiğfar ederse, Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir (bağışlayıcıdır ve rahmetinden kaynaklanan güzellikleri yaşatandır). . .
Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.
Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı, çok merhametli bulur.
Kim bir kötülük yapar veya kendisine yazık eder, sonra, Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı, Sınırsız Bağışlayan; Merhametli bulacaktır.
Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah'tan af dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhamet edici bulacaktır.
Kim bir kötülük işler veya özüne zulmeder de sonra ALLAH'tan bağışlanma dilerse ALLAH'ı Bağışlayıcı ve Rahim bulur.
Kim bir kötülük işler veya özüne zulmeder de sonra ALLAH'tan bağışlanma dilerse ALLAH'ı Bağışlayıcı ve Rahim bulur.
Oysa ki, kim bir kötülük yapar veya kendine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur.
Halbuki kim bir kötülük yapar veya nefsine zulm eder de sonra Allahın mağfiretine sığınırsa Allahı bir gafur, rahim bulur
Kim bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık eder dipnot 1 de, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve Kesintisiz Rahmet Edici bulur.
Kim bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık eder dipnot 1 de, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve Kesintisiz Rahmet edici bulur.
Kim bir kötülük yapar veya kendisine haksızlık eder dipnot 1 de, sonra Allah'tan bağışlanma dilerse; Allah'ı, Çok Bağışlayıcı ve Kesintisiz Rahmet edici bulur.
Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Tanrı'dan bağışlanma dilerse Tanrı'yı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur.
Kim bir kötülük yapar, yahud nefsine zulmeder de sonra Allahdan mağfiret isterse o, Allahı çok yarlığayıcı, çok esirgeyici bulur.
Kim, bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'dan mağfiret dilerse; Allah'ın Gafur ve Rahim olduğunu görür.
(107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.
Kim bir kötülük işler veya kendi nefsine zulmeder de ardından Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çokça bağışlayıcı ve merhamet eden olarak bulur.
Kim bir kötülük yapar, yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan mağfiret dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulur.
Kim bir kötülük işler veya kendini yanlışa sürükler de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse Allah'ın bağışlamasının bol, ikramının çok olduğunu görecektir.
Kim bir kötülük işler veya kendini yanlışa sürükler de Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ın bağışlamasının bol, ikramının çok olduğunu görecektir.
Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı bağışlayıcı ve merhametli olarak bulur.
Kim bir kötülük işler veya nefsine zulmeder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve merhametli olarak bulur.
Kim bir kötülük yapar yahut öz benliğine zulmeder de sonra Allah'tan af dilerse Allah'ı çok affedici, çok merhametli bulur.
Nisâ suresi, 111. ayet. وَمَن يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir günah kazanırsa onu sadece kendi aleyhine kazanmış olur. dipnot 1 Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Zira kötülük işleyen kimse ancak kendi aleyhine işlemiş olur; Allah ise her şeyi bilendir, her hükmünde tam isabet edendir.
Çünkü günah işleyen kimse, yalnız kendine zarar verir. Ve Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Kim bir suç işlerse, bunun getirisi kendinedir (başkasına değil)! Allah Aliym'dir, Hakiym'dir.
Kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir günâh kazanırsa, onu ancak kendisi için kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.
Kim bir suç işlerse, yalnızca kendi benliğine yöneliktir. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Çünkü günah işleyen kimse, yalnız kendine zarar verir. Allah her şeyi bilendir; hikmet sahibidir.
Kim bir günah kazanırsa kendisine karşı kazanmış olur. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Kim bir günah kazanırsa kendisine karşı kazanmış olur. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Kim de bir günah işlerse, onu yalnız kendi aleyhine işlemiş olur. Allah ise herşeyi bilir ve hikmet sahibidir.
Maamafih kim bir vebal kazanırsa onu sırf kendi aleyhine kazanır, Allah alim, hakim de bulunuyor
Kim bir günah işlerse, onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kim bir günah işlerse, onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kim bir günah işlerse, onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Kuşkusuz, Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Kim bir günah kazanırsa, o ancak kendi nefsi aleyhinde onu kazanmıştır. Tanrı, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir günah kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah her şey'i bilicidir, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir.
Kim, bir günah kazanırsa; bunu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Ve Allah; Alim, Hakim olandır.
(107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.
Kim bir günah işlerse, o günahı sadece kendi aleyhine işlemiş olur. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir günah işlerse onu kendi aleyhine kazanır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir günah işlerse onu sadece kendi aleyhine işler. Allah bilir, doğru kararlar verir.
Kim bir günah işlerse onu sadece kendi aleyhine işlemiş olur. Allah bilir, doğru kararlar verir.
Kim bir günah işlerse, onu ancak kendi aleyhine işler. Allah ise her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kim bir günah işlerse, onu ancak kendi aleyhine işler. Allah ise bilen ve hükmedendir.
Günah kazanan onu kendi nefsi aleyhine kazanır. Allah Alim ve Hakim'dir.
Nisâ suresi, 112. ayet. وَمَن يَكْسِبْ خَطِيٓـَٔةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِۦ بَرِيٓـًٔا فَقَدِ ٱحْتَمَلَ بُهْتَٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا
Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim küçük veya büyük bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim de bir hata yapar ya da günah işler ardından da onu suçsuz bir kimsenin üzerine atarsa, işte o zaman korkunç bir iftiranın ve aşikar bir günahın vebalini yüklenmiş olur.
Ama kim bir hata yapar ve günah işler de sonra onu suçsuz bir kimsenin üstüne atarsa, iftira suçu ve (hatta daha da) iğrenç bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir kabahat veya suç işler de onu masum birinin üstüne atarsa, gerçekten açık bir iftira ile büyük bir suç yüklenmiş olur.
Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir yanlış yaptıktan veya suç işledikten sonra, onu bir suçsuzun üzerine atarsa, onu karalamış ve apaçık bir suç yüklenmiş olur.
Kim bir hata yapar ve günah işler de sonra onu suçsuz bir kimsenin üstüne atarsa, büyük bir iftira ve iğrenç bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir hata yahut bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa şüphesiz büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir hata yahut bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa şüphesiz büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim de bir cinayet veya bir suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz bir iftirada bulunmuş ve açık bir günah daha yüklenmiş olur.
Her kim de bir cinayet veya bir vebal kazanır da sonra onu bir bigünahın üzerine atarsa şüphesiz bir bühtan ve açık bir vebal daha yüklenmiş olur
Kim bir yanlış yapar veya günah işler, sonra da onu suçsuz birinin üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir yanlış yapar veya günah işler, sonra da onu suçsuz birinin üzerine atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir hata yapar veya günah işler, sonra da onu suçsuz birinin üzerine atarsa, iftira etmiş ve apaçık bir günaha girmiş olur.
Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.
Kim bir hataa veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuz (un üstüne) atarsa muhakkak ki o, bir iftirayı ve apaçık bir günahı da sırtına yüklemişdir.
Kim, bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üstüne atarsa; şüphesiz iftira etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
(107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.
Kim de bir hata veya günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir hata, ya da günah işler de sonra onu bir suçsuzun üstüne atarsa, muhakkak ki büyük bir iftira ve açık bir günah yüklenmiş olur.
Kim bir hata yapar veya günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa, bir iftirayı ve açık bir günahı yüklenmiş olur.
Kim bir hata yapar veya günah işler de onu bir suçsuzun üzerine atarsa, bir iftira ve açık bir günah daha yüklenmiş olur.
Kim de bir hata veya günah işler sonra da onu bir suçsuza atarsa, o, iftira ve büyük bir günahı yüklenmiş olur.
Kim de bir hata veya günah işler sonra da onu bir suçsuza atarsa, o, iftira ve büyük bir günahı yüklenmiş olur.
Kim bir hata yahut günah işler de sonra onunla bir suçsuzu itham ederse hiç kuşkusuz, büyük bir iftira ve açık bir günah yüklenmiş olur.
Nisâ suresi, 113. ayet. وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَىْءٍ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُن تَعْلَمُ وَكَانَ فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا
(Ey Muhammed!) Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur'an'ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana lütfu çok büyüktür.
Allah'ın sana lütfu ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya (şaşırtmaya) yeltenirdi. (Oysa) onlar, sadece kendilerini saptırır dipnot 1 ve sana asla zarar veremezler. Allah sana Kitabı (Kur'an'ı) ve hikmeti (doğru hüküm verme yeteneğini) indirmiş, sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktür.
Allah'ın sana lutfu ve rahmeti olmasaydı, o(kendilerine zulüm yapa)nlardan bazısı seni saptırmaya çalışırdı; fakat onlar kendilerinden başka kimseyi saptıramazlar ve sana hiçbir zarar veremezler. Zira Allah sana bu kitabı indirmiş, sana doğru hüküm vermeyi ve bilmediklerini öğretmiştir. Çünkü Allah'ın sana olan lutfu gerçekten büyüktür.
Allahın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, o (kendilerine zulmede)nlerden bazısı seni saptırmaya çalışırdı; ama onlar kendilerinden başka kimseyi saptıramazlar. Sana asla bir zarar da veremezler, çünkü Allah sana bu ilahi kelamı indirmiş, hikmeti (vermiş) ve sana bilmediklerini öğretmiştir. Allahın sana olan lütfu gerçekten büyüktür.
Eğer senin üzerinde Allah fazlı ve "HU"viyetinin rahmeti olmasaydı, onlardan bir taife seni saptırmaya elbette yeltenirdi. . . (Oysa) onlar ancak kendilerini saptırırlar! Sana hiçbir zarar veremezler! Allah sana Kitabı (Hakikat bilgisini) ve Hikmeti (Din ilmini, Sünnetullah marifetini) inzal etmiş (Esma boyutundan bilincine ulaştırmış) ve bilmediğini sana öğretmiştir. . . Allah'ın sana lütfu Aziym'dir.
Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiç bir şeyle zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.
Allah'ın sana lütfu ve esirgemesi olmasaydı, onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lütfü sana gerçekten büyük olmuştur.
Allah'ın lütfu ve O'nun rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onların arasından bir küme, kesinlikle seni saptırmak için uğraşırdı. Oysa kendilerinden başkasını saptıramazlar ve sana hiçbir şeyle dokunca veremezler. Allah, hem Kitap'ı ve bilgeliği sana indirmiş hem de bilmediklerini sana öğretmiştir. Çünkü Allah'ın, senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
Allah'ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir güruh seni saptırmaya yeltenmişti. Onlar yalnızca kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zaman zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lütfu sana gerçekten büyük olmuştur.
ALLAH'ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptıracaktı. Onlar, yalnız kendilerini saptırır; sana hiçbir zarar veremezler. ALLAH sana kitap ve bilgeliği indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. ALLAH'ın sana olan lütfu büyüktür.
ALLAH'ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni nerdeyse saptıracaktı. Onlar, yalnız kendilerini saptırır; sana hiçbir zarar veremezler. ALLAH sana kitap ve bilgeliği indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. ALLAH'ın sana olan lütfu büyüktür.
Allah'ın sana lütfu ve merhameti olmasaydı onlardan bir kısmı seni bile hükmünde doğrudan saptırmayı planlamışlardı, oysa onlar yalnız kendilerini saptırırlar, sana da asla zarar veremezler. Nasıl yapabilirler ki Allah sana kitap (Kur'an) ve hikmet indirmekte ve bilmediklerini sana bildirmektedir. Allah'ın senin üzerinde bulunan lütfu çok büyüktür.
Allahın fazl-ü rahmeti üzerinde olmasaydı onlardan bir taife seni bile hukümde haktan şaşırtmayı kurmuşlardı, maamafih onlar yalnız kendilerini şaşırırlar, sana hiç bir zarar edemezler, nasıl edebilirler ki Allah sana kitab ve hikmet indirmekte ve bilmediklerini sana bildirmektedir, hem Allahın senin üzerinde fazlı çok büyük bulunuyor
Allah'ın, sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan dipnot 1 bazıları seni saptırmaya yeltenmişti. Oysa onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitap'ı ve Hikmet'i dipnot 2 indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Kuşkusuz, Allah'ın sana lütfu çok büyüktür.
Allah'ın, sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan dipnot 1 bazıları seni saptırmaya yeltenmişti. Oysa onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitap'ı ve Hikmet'i dipnot 2 indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Kuşkusuz, Allah'ın sana lütfu çok büyüktür.
Allah'ın, sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan dipnot 1 bazıları seni saptırmaya yeltenmişti. Oysa onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar. Sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab'ı ve Hikmet'i dipnot 2 indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Kuşkusuz, Allah'ın sana lütfu çok büyüktür.
Eğer Tanrı'nın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu. Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiç bir şeyle zarar vermezler. Tanrı, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti. Tanrı'nın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.
Üzerinde Allahın lutf-ü inayeti ve rahmeti olmasaydı onlardan bir güruh muhakkak seni bile (hükümde) şaşırtmayı kurmuşdu. Onlar kendilerinden başkasını sapdıramazlar ve sana hiç bir şeyden zarar da yapamazlar. (Nasıl yapabilirler ki) Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi ve (evvelce) bilmediklerini sana öğretdi. Allahın senin üzerindeki lutf-ü inayeti çok büyükdür.
Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinde olmasaydı; onlardan bir takımı seni saptırmaya çalışırdı. Halbuki onlar, kendilerinden başkalarını saptıramazlar. Sana da bir zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirmiş, bilmediğini öğretmiştir. Ve Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyük olmuştur.
(107-113) Nefislerine ihanet edenler hakkında mücadele etme / cedelleşme, muhakkak ki Allah, alçakları ve günahkarları sevmez. İnsanlardan gizlemeye çalışırlar da Allah’tan saklayamazlar, Allah onlarla beraberdir. Allah’ın söz olarak hoşnut olmayacağı şeyi düzerler / beyitleştirirler , Allah yaptıklarını çevrelemiştir / kuşatmıştır. İşte siz öyle kimselersiniz ve diyelim ki onları dünya hayatında savundunuz / onlar için cedelleştiniz, kıyamet günü Allah’la onlar hakkında kim cedelleşecek? Onları kim savunacak? Yahut onlara kim vekil olacak? Her kim suç işlerse yahut nefsine zulmederse, sonra da Allah’tan bağışlamasını dilerse, Allah’ı, bağışlayıcı ve esirgeyici olarak bulacaktır. Her kim günah kazanmışsa onu kendi için kazanmıştır , Allah bilendir, hâkimdir. Her kim bir hata yahut günah kazanırsa sonra da onu iyi birinin üstüne atarsa o kesinlikle bühtan / iftira ve apaçık bir suç yüklenmiştir. Şayet Allah’ın sendeki fazlı ve rahmeti olmasaydı onlardan bir kısım seni saptırmaya yeltenmişti. (Hemme) onlar kendileri dışında kimseyi saptıramadılar , sana da bir zarar veremediler. Allah kitabı ve gerekçesini / hikmeti sana indirdi ve sana bilmediklerini öğretti , Allah’ın üzerindeki fazlı / erdemi çok büyük idi.
Eğer Allah’ın lütfu ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışmıştı. Onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş, önceden bilmediklerini öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür.
Allah'ın sana lutfu ve acıması olmasaydı, onlardan bir grup, seni saptırmağa yeltenmişti. Onlar sadece kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah'ın sana lutfu, cidden büyüktür.
Eğer Allah'ın sana lütfu ve ikramı olmasaydı, onların bir kesimi seni saptırmakta kararlıydı. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar. Sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu muazzamdır.
Eğer Allah'ın sana lütfu ve ikramı olmasaydı, onlardan bir kesim seni yanıltmakta kararlıydı. Onlar kendilerinden başkasını yanıltamaz ve sana bir zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve Hikmeti indirmiş ve bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktür.
Eğer Allah’ın lütfu ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışmıştı. Onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş, önceden bilmediklerini öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür.
Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışmıştı. Onlar, kendilerinden başkasını saptıramazlar ve sana hiç bir şeyle zarar veremezler. Allah sana kitabı ve hikmeti indirmiş, önceden bilmediklerini öğretmiştir. Allah'ın senin üzerindeki lütuf ve ihsanı çok büyüktür.
Eğer Allah'ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah sana Kitap'ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.
Nisâ suresi, 114. ayet. لَّا خَيْرَ فِى كَثِيرٍ مِّن نَّجْوَىٰهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَٰحٍۭ بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Onların gizli toplantılarının dipnot 1 birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka veya bir iyilik veya insanların arasını düzeltmeyi emredenin (öğütleyenin gizli toplantısı) hariç! Kim Allah'ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona ileride büyük bir ödül vereceğiz.
Gizli toplantıların çoğunda hayır yoktur; ancak yardımlaşmayı, iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi amaçlayan kimselerin yaptığı toplantılar müstesna; bütün bu güzellikleri Allah rızasını kazanmak için yapan kimseye, zamanı geldiğinde muhteşem bir ödül vereceğiz.
Yardımlaşmayı, iyi ve yararlı davranışları ve insanların arasını düzeltmeyi öngören, bunları gerçekleştirmeye çalışan kimselerin yaptığı toplantılar dışında gizli toplanmaların çoğunda hayır yoktur; ve bütün bu güzel eylemleri, Allahın rızasını kazanmak için yapana zamanı geldiğinde büyük bir mükafat vereceğiz.
Onların gizli toplanma ve görüşmelerinin çoğunda hayır yoktur! Ancak bir yardımlaşma veya hayır gereği veya ara düzeltmeyi öngören (bu tür hayırlı bir aradalıklar) müstesna. Kim Allah rızasını isteyerek bunları yaparsa, biz ona büyük mükafat vereceğiz.
Onların 'gizlice söyleşmelerinin' çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenlerinki başka. Kim Allah'ın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir ecir vereceğiz.
Bir sadakayı, yahut bir iyiliği, yahut ta insanlar arasını düzeltmeyi emredenlerinki dışında, gizli gizli konuşup fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Her kim bunu sırf Allah'ın rızasını kazanmak maksadıyla yaparsa, ona büyük mükâfat vereceğiz.
Karşılıksız yardımda bulunmayı veya iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi öğütleyenlerin dışında, onların gizli konuşmalarının çoğunda iyilik yoktur. Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için, kim bunları yaparsa, sonunda, ona, büyük bir ödül vereceğiz.
Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka, bir iyilik ya da insanların arasını düzeltmeyi isteyenin fısıldaşması müstesnadır. Kim Allah'ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir ödül vereceğiz.
Onların gizli görüşmelerinin çoğunda hayır yoktur; sadakayı, iyiliği veya halkın arasını düzeltmeyi savunmaları başka. Kim ALLAH'ın rızasını arayarak bunları yaparsa ona büyük bir ödül vereceğiz.
Onların gizli görüşmelerinin çoğunda hayır yoktur; sadakayı, iyiliği veya halkın arasını düzeltmeyi savunmaları başka. Kim ALLAH'ın rızasını arayarak bunları yaparsa ona büyük bir ödül vereceğiz.
Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi veya iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenler hariç. Ve her kim bunu Allah'ın rızasını arayarak yaparsa, yarın Biz ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur, ancak sadaka vermeyi veya bir ma'ruf işlemeyi veya insanların arasını düzeltmeyi emreden başka, ve her kim bunu Allahın rızasını arayarak yaparsa yarın biz ona büyük bir ecir vereceğiz
Hak gözetmeyi, iyi şeyler yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin görüşmeleri hariç, onların gizli görüşmelerinde bir hayır yoktur. Kim bunları yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, ileride ona büyük bir ödül vereceğiz.
Hak gözetmeyi, iyi şeyler yapmayı ve, insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin görüşmeleri hariç, onların gizli görüşmelerinde bir hayır yoktur. Kim bunları yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, ileride ona büyük bir ödül vereceğiz.
Hak gözetmeyi, güzel söz söylemeyi, insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin görüşmeleri hariç, onların gizli görüşmelerinde bir hayır yoktur. Kim bunları yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, ileride ona büyük bir ödül vereceğiz.
Onların 'gizlice söyleşmelerinin' çoğunda hayır yok. Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi buyuranlarınki başka. Kim Tanrı'nın rızasını isteyerek böyle yaparsa, artık ona büyük bir karşılık vereceğiz.
Onların fısıldaşmalarının bir çoğunda hayır yokdur. Meğer ki bir sadaka vermeyi, ya bir iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emredenler (inki) ola. Kim Allahın rızasını arayarak böyle yaparsa biz ona çok büyük bir mükafat vereceğiz.
Onların fısıldaşmalarının bir çoğunda hayır yoktur. Ancak sadaka vermeyi, yahut ma'rufu emretmeyi ve insanların arasını düzeltmeyi emreden başka. Kim Allah'ın rızasını arayarak böyle yaparsa; Biz, ona çok büyük bir ecir vereceğiz.
(114-115) Onların fiskos yapmalarında / fısıldaşmalarında sadaka vermeyi emreden konuşmaları, normal olanları / örfe uygun olanları veya insanlar arasını düzeltici olan konuşmaları hariç herhangi bir hayır yoktur , kim Allah’ın hoşnutluğunu arayarak fısıldaşmayı bu şekilde yaparsa ilerde ona büyük bir ecir vereceğiz , her kim de yol kendisine açıkça belli olduktan sonra Resulle ayrışırsa ve müminlerin yolu dışında bir şeye uyarsa, nereye dönmesi gerekirse oraya döndürürüz, onu cehenneme koyarız, ne kötü varış yeridir.
Ancak bir sadaka vermeyi veya iyilikte bulunmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi emredenler dışında, onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Kim Allah’ın rızasını gözeterek böyle yaparsa Biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
Onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hayır yoktur. Yalnız sadaka, yahut iyilik, ya da insanların arasını düzeltmeyi emreden(in konuşması) hariç. Kim Allah'ın rızasını kazanmak amacıyle bunu yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Yaptıkları gizli görüşmelerin çoğunun bir faydası yoktur. Ama sadaka verme, iyilik yapma ya da insanların arasını düzeltme amacıyla yapanlarınki başka. Kim bunları Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa Allah ona muazzam bir ödül verir dipnot 1 .
Onların gizli toplantılarının çoğunda hayır yoktur; sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı ya da insanların arasını düzeltmeyi isteyen olursa başka. Kim de bunları, Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa ona büyük bir ödül vereceğiz.
Onların gizli gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Sadece sadakayı veya iyiliği ya da insanlar arasını düzeltmeyi emredenlerin ki hariçtir. Kim bunu Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa ona büyük bir mükâfat vereceğiz.
Onların gizli gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Sadece sadakayı veya iyiliği ya da insanlar arasını düzeltmeyi emredenlerin ki hariçtir. Kim bunu Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yaparsa ona büyük bir mükafat vereceğiz.
Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak, bir sadakaya, bir iyiliğe ve insanlar arasında bir barıştırmaya özendiren başka. Kim böyle bir şeyi Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle yaparsa biz ona yakında çok büyük bir ödül vereceğiz.
Nisâ suresi, 115. ayet. وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü'minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.
Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Elçi'ye karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu (kendisinin) döndüğü yere döndürecek ve cehenneme atacağız. Ne kötü varış yeridir (orası)!
Fakat kendisine doğru yol ayan açık belli olduktan sonra Peygamber ile yollarını ayıran ve mü'minlerin yolundan başka yollara sapan kimseyi kendi tercihiyle baş başa bırakacak ve onu cehenneme sokacağız: O ne berbat bir ikametgahtır!
Ama, kendisine hidayet bahşedildikten sonra Peygamber ile bağını koparan ve müminlerin yolundan başka bir yola sapana gelince, onu kendi tercih ettiği yolda bırakacak ve ona cehennemi tattıracağız: o ne kötü bir sondur!
Kim hakikat apaçık belli olduktan sonra Rasule karşı gelir, iman edenlerin yolundan gayrına saparsa, gittiği yola terk eder sonunda da cehennemi boylatırız! Ne kötü bir yaşama dönüştür o!
Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..
Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve Cehennem'e sokarız; o ne kötü bir yerdir.
Doğru yol kendisine açıkça belli olduktan sonra, kim elçiye karşı gelir ve inananların yolundan başka bir yolu izlerse, döndüğü yolda onu bırakır ve cehenneme atarız; ne kötü bir varış yeridir.
Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir!
Doğru yol kendisine belli olduktan sonra kim elçiye karşı gelir ve iman edenlerin yolundan farklı bir yol edinirse, seçtiği yöne kendisini yöneltir ve onu cehenneme atarız. Ne kötü bir dönüş noktasıdır orası.
Doğru yol kendisine belli olduktan sonra kim elçiye karşı gelir ve inananların yolundan farklı bir yol edinirse, seçtiği yöne kendisini yöneltir ve onu cehenneme atarız. Ne kötü bir dönüş noktasıdır orası.
Kim de doğru, apaçık belli olduktan sonra peygambere muhalefette bulunur ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu gittiği o yolda bırakır ve kendisini cehenneme boylatırız ki, o ne kötü gidiştir!
Her kim de kendisine hak tebeyyün ettikten sonra peygambere muhalefette bulunur ve mü'minler yolunun gayrısına giderse biz onu gittiğine bırakırız ve kendisine Cehennemi boylatırız ki o ne fena gidişdir
Kendisine doğru yol belli olduktan sonra, her kim Resul'e karşı gelir, Mü'minlerin yolundan başkasına yönelirse, onu saptığı yolda bırakırız. Onu Cehennem'e atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.
Kendisine doğru yol belli olduktan sonra, her kim Resul'e karşı gelir, Mü'minlerin yolundan başkasına yönelirse, onu saptığı yolda bırakırız. Onu Cehennem'e atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.
Kendisine doğru yol belli olduktan sonra, her kim Rasul'e karşı gelir, mü'minlerin yolundan başkasına yönelirse, onu saptığı yolda bırakırız. Onu Cehennem'e atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.
Kim kendisine 'dosdoğru yol' apaçık belli olduktan sonra, elçiye muhalefet ederse ve inançlıların yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..
Kim kendisine doğru yol besbelli oldukdan sonra peygambere muhalefet eder, mü'minlerin yolundan başkasına uyub giderse onu döndüğü o yolda bırakırız. (Fakat ahiret de) kendisini cehenneme koyarız. O, ne kötü bir yerdir!
Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, peygambere karşı gelir, mü'minlerin yolundan başakasına uyup giderse; onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası.
(114-115) Onların fiskos yapmalarında / fısıldaşmalarında sadaka vermeyi emreden konuşmaları, normal olanları / örfe uygun olanları veya insanlar arasını düzeltici olan konuşmaları hariç herhangi bir hayır yoktur , kim Allah’ın hoşnutluğunu arayarak fısıldaşmayı bu şekilde yaparsa ilerde ona büyük bir ecir vereceğiz , her kim de yol kendisine açıkça belli olduktan sonra Resulle ayrışırsa ve müminlerin yolu dışında bir şeye uyarsa, nereye dönmesi gerekirse oraya döndürürüz, onu cehenneme koyarız, ne kötü varış yeridir.
Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra rasûle muhalefet eder ve Müminlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu girmiş olduğu bu yolda bırakır ve Cehennem'e atarız. O, ne kötü bir dönüş yeridir.
Kim de kendisine doğru yol belli olduktan sonra Elçi'ye karşı gelir ve mü'minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü yola yöneltiriz ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir gidiş yeridir orası!
Doğru yol kendisi için apaçık belli olduktan sonra kim bu elçiden /onun getirdiği ayetlerden ayrılır ve müminlerin yolundan başka bir yola girerse dipnot 1 onu, saptığı yolda bırakırız dipnot 2 ve cehenneme sokarız. Ne kötü hale gelmektir o!
Doğru yol kendisi için apaçık belli olduktan sonra kim bu Elçiden ayrılır ve müminlerin yolundan başka[1] yola girerse onu, saptığı yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü hale gelmedir o!
Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamber'e muhalefet eder ve müminlerin yolundan başkasına uyarsa; onu girmiş olduğu bu yolda bırakır ve Cehennem'e atarız. O, ne kötü bir dönüş yeridir!
Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamberden ayrılır ve müminlerin yolundan başkasına uyarsa; onu döndüğü sapıklıkta bırakır ve cehenneme atarız. Ne kötü bir yerdir!
Erdirici kılavuzluk kendisine ayan-beyan geldikten sonra, resulden kopup müminlerin yolunun dışını izleyeni biz, yöneldiğiyle kaynaştırır, sonra da cehenneme sallarız. Ne kötü bir dönüş yeridir o!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.