Diyanet İşleri
İnkar edenler, "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.
Ra'd suresi · 7–18. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Ra'd suresi, 7. ayet. وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِّن رَّبِّهِۦٓ إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
İnkar edenler, "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.
Kâfir olanlar diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" dipnot 1 (Oysa) sen sadece bir uyarıcısın; her toplumun da bir rehberi vardır. dipnot 2
Bir de inkarda ısrar edenler, "Ona Rabbinden bir mucize indirilmesi gerekmez miydi?" diyorlar. Unutma ki sen sadece bir uyarıcısın: ve her topluluğun bir hidayetçisi zaten bulunmaktadır.
Bütün bunlara rağmen, hakkı inkara şartlanmış olanlar yine de (inanmaktan kaçınıyor ve) "Niçin o'na Rabbinden mucizevi bir alamet indirilmiyor?" diyorlar. (Fakat, (onlar ne derlerse desinler)) sen sadece bir uyarıcısın ve bütün toplumlar için (asıl) yol gösterici (Allah'tır).
O hakikat bilgisini inkar edenler: "O'na Rabbinden bir mucize inzal edilmeliydi ya!" derler. . . Sen ancak bir uyarıcısın. . . Her toplumun bir Hadiy'i (hakikati göstereni) vardır.
İnkar edenler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.
Kâfirler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! (Halbuki) sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi vardır.
Nankörlük edenler, üstelik şöyle dediler: "Efendisinden, Ona, bir mucize indirilmeliydi; öyle değil mi?" Sen, yalnızca bir uyarıcısın. Zaten her toplumun bir yol göstereni vardır.
Kafirler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Sen ancak bir uyarıcısın ve her toplumun da bir rehberi vardır.
İnkarcılar, "Ona bir mucize inmeli değil miydi?" diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her toplum için bir yol gösterici vardır.
İnkarcılar, 'Ona bir mucize inmeli değil miydi,' diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her toplum için bir Yol Gösterici vardır.
O küfredenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bambaşka bir mucize indirilse ya!" Sen ancak bir uyarıcısın; her kavmin bir yol göstericisi vardır.
O küfredenler diyorlar ki ona rabbından bambaşka bir ayet indirilse ya... Sen ancak bir münzirsin, her kavm için yalnız bir hadi var
Kafirler, "Ona Rabb'inden bir ayet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen, yalnızca bir uyarıcısın. Ve her halkın bir yol göstericisi vardır.
Kafirler dipnot 1 , "Ona Rabb'inden bir ayet dipnot 2 indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen, yalnızca bir uyarıcısın. Ve her halkın bir yol göstericisi vardır.
Gerçeği yalanlayan nankörler, "Ona Rabb'inden bir ayet dipnot 1 indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen, yalnızca bir uyarıcısın. Bütün toplumlar için hidayete iletici Allah'tır.
Küfredenler derler ki: "Ona rabbinden bir ayet indirilseydi ya. Sen yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderisin.
O küfredenler: "Ona Rabbinden bir mu'cize indirilmeli değil miydi?" der (ler). Sen (Habibim) ancak bir münzirsin (eğri yolun encamını insanlara haber verensin), her kavmin de bir hidayet rehberisin.
Küfredenler, derler ki: Ona Rabbından bir ayet indirilmeli değil miydi? Sen; ancak bir uyarıcısın ve her kavmin bir yol göstericisi vardır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Küfre sapanlar, “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.
İnkar edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir ayet indirmeli değil miydi?" Sen, ancak bir uyarıcısın, her toplumun bir yol göstericisi vardır.
Kafirlik edenler: "Ona Rabbinden bir ayet /mucize indirilseydi ya!" derler dipnot 1 . (Ey Muhammed!) Sen sadece uyarılarda bulunan birisin dipnot 2 . Her topluluğun bir yol göstericisi vardır dipnot 3 .
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) derler ki "Ona Rabbinden bir mucize (ayet) indirilseydi ya!" Sen sadece uyarıcısın. Her topluluğun bir yol göstericisi vardır.
İnkar edenler: Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi? derler. Oysa sen, sadece bir uyarıcısın. Her topluma doğru yolu gösteren biri vardır.
İnkar edenler: -Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi? derler. Oysa sen,sadece bir uyarıcısın. Her topluma doğru yolu gösteren biri vardır.
Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.
Ra'd suresi, 8. ayet. ٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنثَىٰ وَمَا تَغِيضُ ٱلْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَىْءٍ عِندَهُۥ بِمِقْدَارٍ
Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin artırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. Her şey O'nun katında bir ölçü iledir.
Allah her dişinin neyi taşımakta olduğunu (neye gebe olduğunu), rahimlerin neyi eksilttiğini ve neyi artırdığını bilir. dipnot 1 O'nun katında her şey bir ölçü iledir. dipnot 2
Allah her dişinin karnında ne taşıdığını, rahimlerin neyi ne kadar eksiltip neyi ne kadar artıracağını da bilir: Zira her şey, O'nun katında bir ölçü ve gayeye bağlanmıştır.
Her bir dişinin neye gebe olduğunu ve rahimlerin neyi ne kadar erken bırakacağını, neyi ne kadar (olağan süresinden) fazla bekleteceğini bilen Allah'tır. Çünkü (yarattığı) her şey O'nun katında bir ölçüye ve bir amaca bağlı kılınmıştır.
Allah, her dişinin neye hamile olduğunu, rahimlerin neyi noksanlaştıracağını ve neyi ziyade edeceğini bilir. . . O'nun indinde her şey kendi yaradılış amacına göre kapasitesi iledir.
Allah, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun katında her şey bir miktar (ölçü) iledir.
Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah bilir. Onun katında her şey ölçü iledir.
Allah, her dişinin ne yüklendiğini ve dölyataklarının neyi azaltıp neyi çoğalttığını bilir. Çünkü O'nun katında, her şey ölçüyle belirlenmiştir. dipnot 178
Allah, her dişinin neyi taşımakta olduğunu, gebe kalacağını, rahimlerin neyi eksiltip neyi arttıracağını bilir. Onun katında her şey bir ölçüye bağlıdır.
ALLAH her dişinin yüklendiğini, rahimlerin eksilttiğini ve arttırdığını bilir. O'nun yanında her şey belli bir ölçüye göredir. dipnot 1
ALLAH her dişinin yüklendiğini, rahimlerin eksilttiğini ve arttırdığını bilir. O'nun yanında her şey belli bir ölçüye göredir.
Allah O bilir her dişinin neye gebe olduğunu ve rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını; herşey O'nun katında bir ölçü iledir.
Allah, o bilir her dişi neyi hamil olur? Ve rahimler, ne eksiltir ne artırır, her şey onun ındinde bir mıkdar iledir,
Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi azalttığını ve neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey koyduğu düzene göre işlemektedir.
Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi azalttığını ve neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey koyduğu düzene göre işlemektedir.
Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi azalttığını ve neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey koyduğu düzene göre işlemektedir.
Tanrı, her dişinin neyi yüklendiğini (neye hamile kaldığını) ve döl yataklarının neyi eksiltip neyi eklediğini bilir. O'nun katında her şey bir miktar (ölçü) iledir.
Allah, her dişinin neye gebe olacağını, rahimlerin neyi eksik, neyi artık yapacağını bilir. Onun nezdinde her şey ölçü iledir.
Allah; her dişinin neyi yüklendiğini ve rahimlerin neyi eksiltip artırdığını bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye göredir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Allah, her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin arttırdığı şeyi ve eksilttiği şeyi bilir. O’nun katında her şey bir ölçü iledir.
Allah, her dişinin neyi yüklendiğini ve Rahimlerin neyi eksiltip artırdığını bilir. Onun yanında her şey, bir miktar iledir.
Allah her dişinin rahminde ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksilttiğini ve neyi çoğalttığını bilir dipnot 1 . Her şey, onun yanında bir ölçüye göredir dipnot 2 .
Allah her dişinin ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksilttiğini ve neyi artırdığını bilir. O'nun yanında her şey bir ölçüye bağlanmıştır dipnot 1 .
Allah her dişinin rahminde ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip ve neyi arttırdığını bilir. O’nun katında her şeyin bir miktarı vardır.
Allah her dişinin rahminde ne taşıdığını, rahimlerin neyi düşürdüğünü ve neyi alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şeyin bir ölçüsü vardır.
Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağı bilir. O'nun katında her şey bir ölçüye bağlıdır.
Ra'd suresi, 9. ayet. عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلْكَبِيرُ ٱلْمُتَعَالِ
O, gaybı da görülen alemi de bilendir, çok büyüktür, çok yücedir.
Görünmeyeni de görüneni de bilendir, büyüktür, çok yücedir.
O, bilinmeyen ve bilinebilen her şeyi, mutlak büyük ve mutlak aşkın olarak bilendir.
O, yaratılmışların duyu ve tasavvurlarının ötesinde olanları da, onların görüp gözleyebildikleri şeyleri de tam olarak bilmektedir. Büyük olan O'dur; var olan veya olması mümkün her şeyin/herkesin üstünde ve ötesinde olan O.
Algılanamayan ve algılananın Aliym'idir! Kebiyr'dir (sonsuz manalar büyüklüğü sahibi), Mütealiy'dir (yüceliği her şeyi ihata eder).
O, gaybı da, müşahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir.
O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok büyüktür, yücedir.
Gizli gerçekleri ve görünenleri Bilendir. Büyüklüğü Sınırsızdır; Yüceliği Sınırsızdır.
O, gaybı da, görünen alemi de bilendir,çok büyüktür; yücedir.
Gizliyi ve açığı Bilendir; Büyüktür, Yücedir.
Gizliyi ve açığı Bilendir; Büyüktür, Yücedir.
Görünmeyeni ve görüneni bilendir; büyüktür, herşeyden yücedir.
gayb-ü şehadeti bilen kebiri müteal.
Görüneni ve görünemeyeni bilendir. O, Mutlak Büyük'tür ve Her Şeyden Yüce'dir.
Görüneni ve görünemeyeni bilendir. O, Mutlak Büyük'tür ve Her Şeyden Yüce'dir.
Görüneni ve görünemeyeni bilendir. O, Mutlak Büyük'tür ve Her Şeyden Yüce'dir.
O gaybı da, müşahede edileni de bilendir. Pek büyüktür, yücedir.
O, görünmeyeni de, görüneni de bilendir, çok büyükdür, her şeyden yücedir O.
Görüleni de, görülmeyeni de bilir. Yücelerin yücesidir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
O, görünmeyeni de görüneni de bilendir. O çok büyüktür, yüksektir, yüceler yücesidir.
(O), gizliyi ve aşikareyi bilendir, büyüktür, yücedir.
O, gaybı /algılanamayanı da şehadeti /algılanabileni de bilendir; büyüktür, her şeyden yücedir dipnot 1 .
O, görünmeyeni de görüneni de bilir; büyüktür, yücedir.
Gaybı da açık olanı da bilen, O, (her şeyden) üstündür, büyüktür.
Gizliyi de ortada olanı da bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'tır.
Gaybı da görünen alemi de bilendir/Alim'dir O... Kebir, sınırsızca büyük O'dur; Müteal, sonsuzca yüce O'dur.
Ra'd suresi, 10. ayet. سَوَآءٌ مِّنكُم مَّنْ أَسَرَّ ٱلْقَوْلَ وَمَن جَهَرَ بِهِۦ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍۭ بِٱلَّيْلِ وَسَارِبٌۢ بِٱلنَّهَارِ
(O'na göre) içinizden sözü gizleyen ile açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüz ortaya çıkan eşittir.
Sizden, sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (onun bilgisinde) eşittir.
İçinizden birinin düşüncesini gizlemesi ya da açıklaması hiçbir şeyi değiştirmez. Yine, geceleyin köşe bucak gizlenip de gündüzün ortaya çıkan bir kimse,
O'nun için sizden birinin düşüncesini saklamasıyla açığa vurması ya da (kötülüklerini) gecenin örtüsü altında gizlemesiyle bu kişinin gün ışığında (cüretle ortalıkta) dolaşması arasında bir fark yoktur.
Sizden düşüncesini içinde saklayan da açıkça konuşan da; gecenin zifiri karanlığındaki ile gündüzün aydınlığındaki de aynıdır (O'na)!
Sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (O'nun katında bilme bakımından) birdir.
Sizden, sözü gizleyenle onu açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (onun ilminde) eşittir.
Aranızdan, hem sözü gizleyenler hem de açıklayanlar ve hem gece gizlenenler hem de gündüz ortaya çıkanlar birbirlerinin tıpkısıdır.
Sizden sözü saklayan da açıklayan da, geceye sığınıp gizlenen de gündüz yol alan da, O'nun için birdir.
Sözü ister gizleyin, ister açıklayın, ister gecenin karanlığında saklanın, ister gündüzün ortaya çıkın O'nun için birdir.
Sözü ister gizleyin, ister açıklayın, ister gecenin karanlığında saklanın, ister gündüzün ortaya çıkın O'nun için birdir.
Sizden sözü gizleyen ve açığa vuran; gece gizlenenle gündüz ortaya çıkan O'nun katında eşittir.
Ona içinizden sözü sirreden ve açığa vuran, gece gizlenen, gündüz, beliren müsavidir,
Sizden, düşüncesini açıklayan da gizleyen de bir şeyi gece yapan da gündüz yapan da aynıdır. dipnot 1
Sizden, düşüncesini açıklayan da gizleyen de bir şeyi gece yapan da gündüz yapan da aynıdır. dipnot 1
Sizden, düşüncesini açıklayan da gizleyen de; bir şeyi gece yapan da gündüz yapan da aynıdır. dipnot 1
Sizden sözü saklı tutan da, onu açığa vuran da, geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortaklıkta gezen de (O'nun katında bilme bakımından) birdir.
Sizden sözünü kim gizledi, kim onu açıkladı, gece (karanlığında) gizlenen, gündüz yoluna giden kimdir (Onun ilminde) birdir.
Aranızdan birisi; ister sözü gizlesin, ister açığa vursun, ister geceye bürünerek gizlensin, ister gündüzün ortaya çıksın; hiç fark yoktur.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
(O’na göre) içinizden sözü gizleyen ile açığa vuran, geceleyin gizlenenle gündüz ortaya çıkan birdir.
Aranızdan sözü gizleyen de, onu açık söyleyen de, geceleyin gizlenen de, gündüzün görünen de (O'nca) birdir. Hepsini bilir, görür. O'nun bilgisinden ve görmesinden hiçbir şey kaybolmaz.
İçinizden sözü gizleyen ve açığa vuran, gece saklanan ve gündüz dışarı çıkan (onun için) birdir dipnot 1 .
İçinizden sözü gizleyen, açığa vuran, gece saklanan ve gündüz dışarı çıkan O'nun için aynıdır.
İçinizden sözü saklayan ile açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
İçinizden sözü saklayan ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
Sizden, sözü saklayan da açıklayan da geceye sığınıp gizlenen de gündüz yol alan da onun için birdir.
Ra'd suresi, 11. ayet. لَهُۥ مُعَقِّبَٰتٌ مِّنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِۦ يَحْفَظُونَهُۥ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُوا۟ مَا بِأَنفُسِهِمْ وَإِذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِقَوْمٍ سُوٓءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُۥ وَمَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَالٍ
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah'ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.
(Her insanın) önünden ve arkasından Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. dipnot 1 (Kişiler) kendilerindekini değiştirinceye kadar Allah hiçbir toplumu değiştirmez. dipnot 2 Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri döndürülme diye bir şey yoktur. Onların O'ndan (Allah'tan) başka yardımcıları da yoktur.
önünden ve ardından takip eden koruma korteji var da, kendisini Allah'ın gazabından korur (diye düşünüyorsa), Allah onu da bilir. Hiç kuşkusuz bir toplumun bireyleri kendi iç dünyalarını değiştirmedikçe Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Ve Allah (hak eden) bir toplumu cezalandırmayı murad ettiği zaman, onu engellemek mümkün olmaz; O'ndan başka sığınacak bir merci de bulamazlar.
(Böyle biri sanıyor mu ki) kendisini önünden ve ardından izleyen (ve) onu Allah her ne ki takdir etmişse ona karşı koruyup gözeten refakatçileri vardır. Gerçek şu ki, insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmeden Allah onların durumunu değiştirmez; ve Allah insanlara (kendi kötülüklerinin bir sonucu olarak) bir felaket tattıracağı zaman hiçbir şey bunun önünde duramaz: çünkü onların, kendilerini O'na karşı koruyabilecek kimseleri yoktur.
Onun (tüm açığa çıkardıklarını), önünden arkasından Allah hükmüyle muhafaza eden (kaydeden) kesintisiz izleyici sistemi (kuvveleri - melekleri) vardır. . . Muhakkak ki Allah, bir toplumun yaşam biçimini, onlar kendi nefslerini (anlayışlarını - değer yargılarını) değiştirmedikçe, değiştirmez! Allah bir topluma bir felaket irade etti mi, artık onun geri çevrilmesi yoktur! Onlar için O'ndan başka yardım edici dost yoktur.
O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.
Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki (nimet ve afiyet gibi) özellikleri değiştirip bozmadıkça Allah, onlarda bulunanı değiştirip (onları helâk et) mez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.
Önünden ve arkasından, onu izleyenler vardır. Allah'ın buyruğuyla onu korurlar. Aslında, Allah, bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe, onların durumunu değiştirmez. Çünkü Allah, bir topluma kötülük dilediğinde, onu geri çevirmeye artık olanak yoktur. Onlar için, O'ndan başka bir de ayrıca dost yoktur.
Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle onu koruyan takipçiler/melekler vardır. Bir toplumu oluşturan fertler kendi iç dünyalarındakini değiştirinceye kadar, Allah onların oluşturduğu toplumu değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.
Önünden ve ardından (görünen ve görünmeyen) izleyiciler var da kendisini ALLAH'ın emrinden mi korurlar? Bir topluluk kendisini değiştirmedikçe ALLAH onların durumunu değiştirmez. ALLAH bir topluluk için fenalık istedi mi, hiçbir güç onu durduramaz; onların O'ndan başka bir koruyup kollayanları da olmaz.
(Onların herbiri için) önünden ve ardından nöbetleşerek izleyenler vardır. Onu ALLAH'ın emriyle korurlar. Bir topluluk kendisini değiştirmedikçe ALLAH onların durumunu değiştirmez. ALLAH bir topluluk için fenalık istedi mi, hiç bir güç onu durduramaz; onların O'ndan başka bir koruyup kollayanları da olmaz.
Herkes için önünden ve arkasından takip eden melekler vardır, onu Allah'ın emriyle gözetirler. Muhakkak Allah bir topluluğa verdiğini onlar nefislerindekini bozmadıkça bozmaz! Bir topluluğa da Allah bir kötülük irade buyurdu mu artık onun geri çevrilmesine çare bulunmaz. Onlar için O'ndan başka bir vali de yoktur.
her biri için önünden ve arkasından ta'kıb eden Melaike vardır, onu Allahın emrinden dolayı gözetirler. Her halde Allah, bir kavme verdiğini onlar nefislerindekini bozmadıkça bozmaz, bir kavme de Allah, bir kötülük irade buyurdumu artık onun reddine çare bulunmaz, öyleya onlar için ondan başka bir vali yok
Onu dipnot 1 her şeyi ile dipnot 2 izleyenler dipnot 3 vardır. Allah'ın işinden olarak onu gözetlerler dipnot 4 . Kuşkusuz bir halk kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. dipnot 5 Ve Allah, kötü bir halka ceza vermeyi istediğinde dipnot 6 hiçbir güç bunu engelleyemez. Onlar için O'ndan başka bir veli dipnot 7 yoktur.
Onu her şeyi ile izleyenler vardır. Allah'ın işinden olarak onu gözetirler. Kuşkusuz bir halk kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. dipnot 1 Ve Allah, kötü bir halka ceza vermeyi istediğinde dipnot 2 hiçbir güç bunu engelleyemez. Onlar için O'ndan başka bir veli dipnot 3 yoktur.
Allah'ın emriyle, onu her şeyi ile izleyen ve yaptığı her şeyi kaydeden izleyiciler vardır. Kuşkusuz bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez. Ve Allah, bir topluma ceza vermeyi istediğinde dipnot 1 hiçbir güç bunu engelleyemez. Onlar için O'ndan başka bir veli dipnot 2 yoktur.
O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Tanrı'nın buyruğundan gözetip korumaktadırlar. Gerçekten Tanrı, kendi nefslerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar bir toplulukta olanı değiştirip bozmaz. Tanrı bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiç bir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.
Onun (ve her insanın) önünde, arkasında kendisini Allahın emriyle gözetleyecek ta'kibci (melek) ler vardır. Bir kavm, özlerindeki (güzel hal ve ahlak) ı değişdirip bozuncaya kadar Allah şübhesiz ki onun (haalini) değişdirib bozmaz. Allah bir kavmin de fenalığını (azabını) diledi mi artık onun reddine hiç bir (çare) yokdur: Onlar için Ondan (Allahdan) başka bir veli (ve yardım eden) de yokdur.
Ardından ve önünden takib edenler vardır. Allah'ın emriyle onu gözetirler. Şüphesiz ki bir kavim, kendini değiştirmedikçe; Allah da onları değiştirmez. Ve Allah, bir kavimin fenalığını dileyince; artık onun önüne geçilemez. Allah'tan başka onları koruyacak birisi de bulunmaz.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
İnsanı önünden ve ardından takip eden melekler vardır. Allah’ın emriyle onu koruyup gözetirler. Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.
O (insa)nın önünden ve arkasından izleyen(melek)ler vardır, onu Allah'ın emriyle korurlar. Bir milet kendi durumlarını değiştirmedikçe Allah onların durumlarını değiştirmez. Allah da bir kavme kötülük istedi mi artık onu geri çevirecek yoktur. Zaten onların, O'ndan başka koruyucuları da yoktur.
Kişiyi önünden ve arkasından takip edenler (melekler) vardır, Allah'ın emriyle onu koruyup gözetirler dipnot 1 . Bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe Allah da o toplumda olanı değiştirmez. Allah bir toplumun başına bir kötülük getirmek isterse dipnot 2 ona engel olacak bir çare bulunmaz dipnot 3 . Onların Allah ile aralarına girecek bir yakınları da yoktur.
Kişiyi önünden ve arkasından takip eden (melekler) vardır; Allah'ın emriyle onu (ve yaptıklarını) koruma altına alırlar dipnot 1 . Bir toplum kendinde olanı bozmazsa, onu Allah da bozmaz. Allah bir topluma sıkıntı vermek isterse, kimse engel olamaz. Onların Allah ile kendi aralarına girecek bir dostları yoktur.
(İnsanoğlunu) arkasında ve önünde takip edenler vardır; Allah’ın emriyle onu koruyup, gözetirler. Bir toplum kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi artık onun geri çevrilişi yoktur. Onlara Allah’tan başka bir veli de yoktur.
İnsanoğlunu arkasında ve önünde takip edenler vardır; Allah'ın emriyle onu gözetirler. Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir toplumun kahrını dileyince artık o geri döndürülemez. Onların Allah'tan başka koruyucusu da yoktur.
Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah'ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, birey olarak içlerindekini/birey olarak kendilerine ilişkin olanı değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah'ın berisinden koruyucu bir dost da olamaz.
Ra'd suresi, 12. ayet. هُوَ ٱلَّذِى يُرِيكُمُ ٱلْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنشِئُ ٱلسَّحَابَ ٱلثِّقَالَ
O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösterendir, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
Size korku ve ümit olarak dipnot 1 şimşeği gösteren ve ağır bulutları meydana getirip (sevk eden) de O'dur.
Size korku ve ümidi (birlikte) yaşatmak için şimşeği gösterip yağmur yüklü bulutları sevk eden O'dur.
(Hem) Korkuyu, (hem de) umudu tattırmak için size şimşeği gösterip (yağmur) yüklü bulutları çağıran O'dur;
"HU", ki size korku ve umut olarak şimşeği (beyninizde bir an parlayan bir fikri) gösteren, (ilim ve marifet ile) yüklü bulutları inşa eden. . . ("Size korku ve ümit. . . " diye başlayan bu ve sonraki ayetler benzetme yoluyla insandaki çeşitli halleri anlatmasına rağmen, birçokları tarafından gerçekten göksel olaylar olarak anlaşılmıştır. A. H. )
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.
O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirendir.
O, korku ve umut olarak, size şimşeği gösteren ve yüklü bulutları oluşturandır.
Bir korku ve ümit vesilesi olarak şimşeği size gösteren ve ağır bulutları yaratan O'dur.
O, size korku ve umut olarak şimşeği gösteren ve ağır bulutları oluşturandır.
O, size korku ve umut olarak şimşeği gösteren ve ağır bulutları oluşturandır.
Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve ağırlıklı bulutları meydana getiren O'dur.
odur ki size korku ve ümid içinde şimşek gösterir, ve o ağırlıkla bulutları inşa eder
O, korkutan şimşeği gösteren ve umut olarak yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
O, korkutan şimşeği gösteren ve umut olarak yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
O, korkutan şimşeği gösteren ve umut olarak yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren, (yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır.
O, size korku ve ümid salarak şimşeği gösteren, (yağmurla ağırlaşmış) yüklü bulutları peyda edendir.
O'dur, korku ve ümide düşürmek için size, şimşeği gösteren ve yağmur yüklü bulutları meydana getiren.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
O, korku ve ümit vermek için size şimşeği gösteren, yağmur yüklü bulutları meydana getirendir.
O'dur ki size, korku ve umud içinde şimşeği gösterir. (Yağmurla yüklü) ağır, ağır bulutlar yapar.
O, bir korku ve bir umut olsun diye size şimşeği gösteren dipnot 1 ve (yağmur yüklü) ağır bulutları oluşturandır dipnot 2 .
Bir korku ve bir umut olsun diye size şimşeği gösteren ve yağmur yüklü bulutları oluşturan, O'dur.
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, (yağmurla) yüklü bulutları var eden O’dur.
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları vareden O'dur.
Size, hem korku hem ümit olsun diye şimşeği gösteren O'dur. Yüklü yüklü bulutları da O oluşturuyor.
Ra'd suresi, 13. ayet. وَيُسَبِّحُ ٱلرَّعْدُ بِحَمْدِهِۦ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِۦ وَيُرْسِلُ ٱلصَّوَٰعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَن يَشَآءُ وَهُمْ يُجَٰدِلُونَ فِى ٱللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ ٱلْمِحَالِ
Gök gürlemesi O'na hamd ederek tespih eder. Melekler de O'nun korkusundan tespih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Halbuki O, azabı çok şiddetli olandır.
Gök gürültüsü (Allah'ı) hamd (övgü) ile, melekler ise O'ndan korktukları için tesbih ederler (yüceltirler). dipnot 1 Onlar Allah hakkında tartışıp dururken, O yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. O, azabı (tuzağı) çok şiddetli olandır.
Gök gürültüsü sınırsız bir övgüyle O'nun yüce kudretini dillendirmekte, melekler ise bunu derin bir tazim ve saygıdan dolayı yapmaktadır; dahası O, yıldırımları gönderip dilediğini ona hedef kılmaktadır; onlar ise, dilediğini ustalık ve ince bir planla gerçekleştirmekte mahir olduğunu bildikleri halde, hala Allah hakkında tartışmaktadırlar.
gök gürlemesi O'nun sınırsız kudret ve yüceliğini övgüyle anmakta; melekler de korku ve sakınma içinde bunu yapmaktalar. Ve O yıldırımları gönderip onlarla dilediğini çarpmaktadır. (Hal böyleyken) onlar yine de Allah hakkında tartışıp duruyorlar; hem de O('nun), kavranamaz ince ve derin planını gerçekleştirmek için sınırsız bir kudrete sahip olduğu ortada olduğu halde!
Ra'd (gök gürültüsü - İnsan-ı Kamil'in düşünsel boyutta keşfettikleri {salsal-i ceres, Abdülkerim Ciyli, İnsan-ı Kamil}) O'nun Hamdı olarak tespih eder; Melekler (kainatta - insanda mevcut kuvveler) ise O'nun hükümranlığı altında (tespih eder - kulluklarını yerine getirir). . . Onlar, Allah hakkında (benlikten kaynaklanan fikirle) mücadele edip dururlarken; (O) yıldırımları (hakikati bilgisinin çarpmasını) irsal eder de, onlarla, dilediğine bunu yaşatır! O, Şediyd ül Mıhal'dır (şiddetle uygulanan Sünnetullah sistemi vardır; değiştirilmesi müdahale edilmesi mümkün olmayan).
Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler.. O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise Allah hakkında çekişip tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder. Melekler de O'nun heybetinden dolayı tesbih ederler. Onlar, Allah hakkında mücâdele edip dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çarpar. Ve o, azabı pek şiddetli olandır .
Gök Gürlemesi övgülerle, melekler de O'nun korkusuyla yücelterek, O'nu anarlar. O, yıldırımları gönderir ve dilediğini onunla çarpar. Bir de Allah hakkında tartışıyorlar. Oysa O, karşı konulması olanaksız biçimde güçlüdür.
Gök gürlemesi, Allah'ı överek tesbih eder ve melekler de korkularından onu yüceltirler. Onlar pek güçlü olan Allah hakkında tartışırken O, yıldırımları gönderir de dilediğini onlarla çarpar. O, tuzağı çetin olandır.
Gök gürlemesi O'nu överek, melekler de O'nu saygıyla yüceltirler. O, yıldırımları gönderir ve dilediğini onlarla çarpar. Onlar hala ALLAH hakkında tartışıyorlar. O, dayanılmaz güce sahiptir.
Gök gürlemesi O'nu överek, melekler de O'nu saygıyla yüceltirler. O, yıldırımları gönderir ve dilediğini onlarla çarpar. Onlar hala ALLAH hakkında tartışıyorlar. O, dayanılmaz güce sahiptir.
Gök gürültüsü O'na hamd ile tesbih eder; melekler de korkusundan. Yıldırımlar gönderir de onunla dilediğini çarpar; onlar ise Allah hakkında mücadele edip duruyorlar. Oysa O'nun gücü çok şiddetlidir.
Ra'd hamdile tesbih eyler, Melekler de korkusundan, ve saıkalar gönderir de onunla dilediğini çarpar, onlarsa Allah hakkında mücadele ediyorlardır, halbuki onun muhavvilesi çok şiddetlidir
Gök gürültüsü övgüsüyle, melekler de ürpertisiyle O'nu tesbih dipnot 1 ederler. O, yıldırımlar gönderir ve onunla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında tartışıp duruyorlar. Ve O, karşı konulamaz pek çetin bir güç sahibidir.
Gök gürültüsü övgüsüyle, melekler de ürpertisiyle O'nu tesbih dipnot 1 ederler. O, yıldırımlar gönderir ve onunla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında tartışıp duruyorlar. Ve O, karşı konulamaz pek çetin bir güç sahibidir.
Gök gürültüsü övgüsüyle, melekler de ürpertisiyle O'nu tesbih dipnot 1 ederler. O, yıldırımlar gönderir ve onunla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında tartışıp duruyorlar. Ve O, karşı konulamaz pek çetin bir güç sahibidir.
Gök gürültüsü O'nu hamd ile melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler... O, yıldırımları gönderip bununla dilediğine çarpar; onlar ise Tanrı hakkında çekişip tartışırlar. O, gücü (ve cezası) pek çetin olandır.
Gök gürültüsü Onu (ya'ni Allahı) hamd ile, melekler de Ondan korkusuna tesbih eder (ler). O, yıldırımlar gönderib onunla kimi dilerse çarpar, öldürür. Halbuki onlar Allah hakkında mücadele edib duruyorlardır. O, kudret ve azabından çetindir.
Gökgürültüsü; hamd ile, melekler de korku ile O'nu tesbih eder. O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Halbuki onlar; Allah hakkında tartışıyorlardı. O, kudretinde pek çetin olandır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Gök gürültüsü O’na hamd ederek tesbih eder, Melekler de O’nun korkusundan tesbih ederler. O, yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele ediyorlar. Hâlbuki O, azabı çok şiddetli olandır.
Gök gürültüsü, övgüsüyle, melekler de korkusundan O'nu tesbih ederler. Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Allah'ın tuzağı (cezası) pek çetin olduğu halde, onlar hala O'nun hakkında tartışmaktadırlar.
Gök gürültüsü, her şeyi mükemmel yapmasından dolayı ona boyun eğer; melekler de ona olan korkularından dipnot 1 . O, yıldırımları gönderip onlarla tercih ettiğini dipnot 2 çarpar. Durum böyleyken o kafirler Allah hakkında tartışıp duruyorlar. Halbuki o, tuzakları bertaraf etme konusunda çok güçlüdür.
Gök gürültüsü, her şeyi güzel yapması sebebiyle, melekler de saygı ile O'na boyun eğerler. Yıldırımları o gönderir ve onlar, ölçüsüne denk düşenlere çarpar. Bunlar, Allah konusunda tartışıp duruyorlar. Halbuki Allah, çok güçlü ve engellenemezdir.
Gök gürültüsü hamd ederek, melekler de korku ile O’nu tesbih ederler. Onlar Allah hakkında mücadele edip, dururken O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar. O, azabı çok şiddetli olandır.
Gök gürültüsü hamd ederek, melekler de korku ile O'nu tenzih ederler. Onlar Allah hakkında tartışırlarken; O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar. O, şiddetle cezalandırandır.
Gök gürültüsü O'nu hamd ile tespih eder; melekler de O'ndan ürpererek... Yıldırımlar gönderir de onlarla dilediğini çarpar. Allah, tuzak kuranların hilelerini başlarına geçirmede çok güçlü olduğu halde, onlar O'na karşı mücadele edip duruyorlar.
Ra'd suresi, 14. ayet. لَهُۥ دَعْوَةُ ٱلْحَقِّ وَٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُم بِشَىْءٍ إِلَّا كَبَٰسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى ٱلْمَآءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَٰلِغِهِۦ وَمَا دُعَآءُ ٱلْكَٰفِرِينَ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍ
Gerçek dua ancak O'nadır. O'ndan başka yalvardıkları ise onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı halde, ulaşsın diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap verdiği kadar cevap verirler. Kafirlerin duası daima boşa çıkar.
Gerçek dua yalnızca O'na (Allah'a)dır. dipnot 1 O'nun peşi sıra dua ettikleri varlıklar onlara asla cevap veremezler. (Onların durumu, kendisi) ona ulaşamamışken ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya uzatan kimse gibidir. dipnot 2 Kâfirlerin yalvarması şaşkınlıkta olmaktan başka bir şey değildir.
Mutlak hakikati gözeten gerçek bir dua, yalnızca O'na yönelik olmalıdır. O'ndan başka yalvarıp yakardıkları varlıklar, hiçbir şekilde taleplerine karşılık veremezler. (Onların durumu), tıpkı ellerini suya doğru açıp da ağzına (suyun) ulaşmasını bekleyen kimse (gibidir); bu durumda o asla suya kavuşamayacaktır. Küfre sapanların duası, sapmalarını (artırmaktan) başka hiçbir şeye yaramaz.
Nihai Gerçek'e varmak amacıyla yapılan bütün dualar, bütün çağrı ve arayışlar ancak O'na yöneltilmelidir; çünkü insanların O'nu bırakıp da yakardıkları (öteki varlıklar ve güçler) bu yakarışlarına hiçbir şekilde karşılık veremezler. Öyle ki, (onlara, yakarıp duran kimsenin durumu) ellerini suya doğru uzatıp, suyun kendisine ulaşmasını bekleyen birinin durumuna benzer; oysa bu durumda su asla ona ulaşmayacaktır. Bunun içindir ki, hakkı inkar edenlerin yakarması kendilerini sapıklık içinde tüketmekten başka bir sonuç getirmez.
Hak davet "HU"yadır! Yönelip yardım istedikleri O'nun dunundakilerden, onlara hiçbir şekilde cevap gelmez (çünkü asla var olmadılar)! (Onların durumu) ancak, su içmek isteyip de yalnızca suya elini açanın hali gibidir. . . (Çeşme olmadığından) o su ona ulaşacak değildir! Hakikat bilgisini inkar edenlerin duası ancak sapkınlık ve boşadır!
Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç bir şeyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. İnkar edenlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir.
Hak olan duâ (Lâ ilâhe illallâh, Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilah yoktur,) yalnız O'na mahsustur. Ondan başkasına dua edenlere, (yalvarıp yakaranlara), onlar hiçbir şekilde cevap veremezler. Bu, ağzına gelmesi için suya avuç açan kimse gibidir ki, su, ona asla gitmez. İşte kâfirlerin duası da, böyle boşunadır.
Gerçek çağrı, O'na yapılır. O'ndan başka bir de ayrıca taptıkları, hiçbir biçimde karşılık veremezler. Avuçlarını suya uzatıp ağzına gelmesini bekleyen, ama suyun gelmediği kimselere benziyorlar. Nankörlük edenlerin yaptıkları yakarışlar, sapkınlıktan başka bir şey değildir.
Gerçek dua Allah'a yapılır. O'ndan başka yalvardıkları, kendilerine hiçbir cevap veremezler. Bunlar, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını suya açan, ancak hiçbir zaman su ağzına ulaşmayan kimseye benzerler. İnkarcıların duası da aynı şekilde boşa gitmektedir.
Gerçek dua O'na yöneltilendir. O'nun dışında çağırdıkları ise onlara hiçbir şekilde karşılık veremezler. Tıpkı suya avuçlarını uzatan; ancak ağzına hiçbir şey ulaşmayan kimse gibi... İnkarcıların duası boşunadır.
Gerçek dua O'na yöneltilendir. O'nun dışında çağırdıkları ise onlara hiç bir şekilde karşılık veremezler. Tıpkı suya avuçlarını uzatan; ancak ağzına hiç bir şey ulaşmıyan kimse gibi... İnkarcıların duası boşunadır.
Gerçek dua ancak O'nadır; O'ndan başka yalvarıp durdukları ise, onlara hiçbir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimseye benzer ki, su ona gelmez. Kafirlerin duası hep bir sapıklık içindedir.
Hak dua ancak onadır, ondan başka yalvarıp durdukları ise onları hiç bir şeyle icabet etmezler, onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açana benzer ki o, ona gelmez, kafirlerin duası hep bir dalal içindedir
Gerçek olan dua ancak O'na yapılandır. Onların, O'nun yanı sıra istekte bulundukları varlıklar dipnot 1 , hiçbir şekilde onlara karşılık veremezler. Onlar, elleri suya ulaşmadığı halde, ağızlarına su kendiliğinden gelsin diye iki avucunu açanlar gibidir. Kafirlerin duası sapkıncadır.
Gerçek olan dua ancak O'na yapılandır. Onların, O'nun yanı sıra istekte bulundukları varlıklar dipnot 1 , hiçbir şekilde onlara karşılık veremezler. Onlar, elleri suya ulaşmadığı halde, ağızlarına su kendiliğinden gelsin diye iki avucunu açanlar gibidir. Kafirlerin duası sapkıncadır.
Gerçek olan dua ancak O'na yapılandır. Onların, O'ndan başka istekte bulundukları varlıklar dipnot 1 , hiçbir şekilde onlara karşılık veremezler. Onlar, elleri suya ulaşmadığı halde, ağızlarına su kendiliğinden gelsin diye iki avucunu açanlar gibidir. Gerçeği yalanlayan nankörlerin duası sapkıncadır.
Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların Tanrı'dan başka çağırdıkları ise, onlara hiç bir şeyle cevab veremezler. (Onların durumu) yalnızca, ağzına gelsin diye, iki avucunu suya uzatan(ın boşuna beklemesi) gibidir. Oysa ona gelmez. Kafirlerin duası, sapıklık içinde olmaktan başkası değildir.
Hak (olan) da'vet (ve düa) ancak Onadır. Onu bırakıb çağırdıkları (düa etdikleri putlar) ise kendilerine hiç bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan (adam) gibidir ki o, buna asla ulaşıcı değildir. Kafirlerin düası sapıklık içinde kalmakdan başka (bir mahiyyetde) değildir.
Gerçek dua ancak O'nadır. O'ndan başka taptıkları kendilerine hiçbir şeyle cevap veremezler. Durumları; suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış kimsenin durumu gibidir. Oysa o, hiç bir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışı da böyle boşunadır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Gerçek dua/ibadet yalnızca O’nadır. O’ndan başka dua ettikleri, kendilerine hiçbir şekilde karşılık veremezler. Onların durumu; ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu (uzaktan) açan kimse gibidir. Halbuki su (ağzına) ulaşacak değildir. İşte kâfirlerin duası delalet içinde olmaktan başka birşey değildir.
Gerçek du'a, ancak O'na yapılır. O'ndan başka du'a ettikleri ise, kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça su) on(un ağzın)a gelmez. İşte kafirlerin du'ası, öyle boşa gider.
Doğru dua, yalnızca Allah'a yapılandır dipnot 1 . Müşriklerin Allah'ın dışında dua ettikleri, onlara hiçbir şekilde karşılık veremezler dipnot 2 . Müşriklerin durumu, ağzına su gitsin diye iki avucunu suya uzatıp durandan farklı değildir; halbuki su, bu şekilde ağza ulaşmaz. Kafirlerin dipnot 3 duası da (bunun gibi) sadece boşa giden bir duadır dipnot 4 .
Doğru çağrı, Allah'a yapılan çağrıdır. Allah ile aralarına koyup yardıma çağırdıkları bunlara hiçbir şekilde karşılık veremezler. Onlar, ağzına su ulaşsın diye iki elini suyun üstüne yayan kimseye benzerler; su, bu şekilde ağza ulaşmaz. Ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) çağrısı boş bir çağrıdır.
Gerçek dua/ibadet yalnızca O’nadır. O’ndan başka dua ettikleri, kendilerine hiçbir karşılık veremezler. Durumları, ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu (uzaktan) açan kimse gibidir. Halbuki su (ağzına) ulaşmaz. İşte kâfirlerin duası sapıklıktan başka bir şey değildir.
Gerçek dua yalnızca O'nadır. O'ndan başka dua ettikleri, kendilerine hiçbir cevap veremezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adama benzer. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin duası sapıklıktan başka bir şey değildir.
Gerçek dua yalnız O'na/hak davet yalnız O'nun için yapılır. O'nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri, şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.
Ra'd suresi, 15. ayet. وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَٰلُهُم بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْـَٔاصَالِ secde ayeti
Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a boyun eğer.
Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri dipnot 1 de sabah akşam ister istemez (zorunlu olarak) yalnızca Allah'a secde ederler. dipnot 2
Göklerde ve yerde olan her varlık, onların sabahtan akşama (ilahi yasaya bağlı olarak değişip duran) gölgeleri de dahil, isteyerek ya da istemeyerek Allah'a secde ederler.
Göklerde ve yerde var olan her şey ve herkes isteyerek yahut zorunlu olarak Allah'ın önünde eğilmektedirler; onların gölgeleri de sabah akşam bunu yapmaktadır.
Semalar ve arzda (madde ötesi ve madde) kim varsa, (Hakiki mutlak varlık Allah Esma'sı), gölgeleri de (isimsel varlıkları), isteyerek yahut zorunlu olarak sabah ve akşam Allah'a secde ederler (hakikatleri olan Allah hükmüne mutlak teslimiyet halindedirler)! (15. ayet secde ayetidir. )
Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
Göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler.
Göklerde ve yeryüzünde bulunan herkes ve onların gölgeleri, sabah-akşam, ister istemez, Allah'a secde ederler.
Göklerde ve yerde bulunanlar da, onların gölgeleri de sabahakşam, ister istemez, sadece Allah'a secde ederler.
Göklerde ve yerde olan herkes ister istemez ALLAH'a secde eder. Gölgeleri de sabah akşam... dipnot 1
Göklerde ve yerde olan herkes ister istemez ALLAH'a secde eder. Gölgeleri de sabah akşam...
Oysa göklerde ve yerde ne varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde eder.
Halbuki Göklerde ve Yerde kim varsa ister istemez Allaha secde eder kendileri de gölgeleri de sabah akşam
Göklerde ve yerde olanlar ve gölgeleri, isteyerek veya istemeyerek, sabah akşam dipnot 1 Allah'a secde dipnot 2 ederler.
Göklerde ve yerde olanlar ve gölgeleri, isteyerek veya istemeyerek, sabah akşam dipnot 1 Allah'a secde dipnot 2 ederler.
Göklerde ve yerde olanlar ve gölgeleri, isteyerek veya istemeyerek, sabah akşam dipnot 1 Allah'a secde dipnot 2 ederler.
Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Tanrı'ya secde eder. Sabah akşam gölgeleri de (O'na secde eder).
Göklerde ve yerde kim varsa onlar da, gölgeleri de sabah akşam ister istemez Allaha secde eder.
Göklerde ve yerdekiler de, gölgeleri de sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Hâlbuki göklerde ve yerde bulunanlar da onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler.
Göklerde ve yerde olanların hepsi, ister istemez Allah'a secde ederler. Gölgeleri de sabah akşam (uzanıp kısalarak O'na secde etmektedirler).
Göklerde ve yerde olanlar gönüllü ve zorunlu olarak Allah'a secde ederler /boyun eğerler dipnot 1 . Gölgeleri de (uzayarak ve kısalarak dipnot 2 ) secdeyi öğle ve ikindi vakitlerinde dipnot 3 yapar.
Göklerde ve yerde kim varsa, ister istemez Allah'a boyun eğerler (secde) dipnot 1 . Gölgeleri de bunu öğle ve ikindide yapar.
Yerde ve göklerde olanlar gölgeleriyle beraber sabah akşam, ister istemez Allah’a secde ederler.
Yerde ve göklerde olanlar gölgeleriyle beraber sabah akşam, ister istemez Allah'a secde ederler.
Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah'a secde eder.
Ra'd suresi, 16. ayet. قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ قُلِ ٱللَّهُ قُلْ أَفَٱتَّخَذْتُم مِّن دُونِهِۦٓ أَوْلِيَآءَ لَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِى ٱلْأَعْمَىٰ وَٱلْبَصِيرُ أَمْ هَلْ تَسْتَوِى ٱلظُّلُمَٰتُ وَٱلنُّورُ أَمْ جَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ خَلَقُوا۟ كَخَلْقِهِۦ فَتَشَٰبَهَ ٱلْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ ٱللَّهُ خَٰلِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّٰرُ
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" "Allah'tır" de. De ki: "O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?" De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah'ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?" De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, birdir, mutlak hakimiyet sahibidir."
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" (Cevaben de) de ki: "Allah'tır." De ki: "O'nun peşi sıra kendilerine bile yarar ve zarar verme gücüne sahip olamayan dostlar mı edindiniz!" De ki: "Körle gören bir olur mu hiç! Veya karanlıklarla aydınlık eşit olur mu! Yoksa Allah'a O'nun yarattığı gibi (şeyler) yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlar tarafından birbirine benzer mi göründü!" De ki: "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, tektir; ezici güç sahibidir." dipnot 1
Onlara: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" diye sor ve "Allah'tır" cevabını ver! (Şimdi de) de ki: "Ne yani, şimdi siz Allah'ı bırakıp da kendilerine bile bir yarar sağlayamayan ve muhtemel bir zararı önleyemeyen varlıkları yar ve yardımcı mı atadınız?" İlave et: "Hiç görenle görmeyen bir olur mu? Ya da, karanlıklarla (bir ışık kaynağına sahip olan) aydınlık nasıl bir tutulabilir? Yoksa onlar Allah'a O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar tesbih ettier de, bu yaratış kendilerine (Allah'ın yaratışından) ayırt edilemeyecek kadar benzer mi göründü?" De ki: "Her şeyin yaratıcısı yalnızca Allah'tır: zira tüm varlıklara boyun eğdirecek mutlak otorite sahibi biricik güç sadece O'dur.
"Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" diye sor (onlara). Ve de ki "Allah(tır)!" (Ve yine) de ki: "Peki, öyleyse (niçin) Allah'ı bırakıp, kendileri için bile ne bir yarar sağlayabilecek ne de bir zararı giderebilecek güçte olmayan şeyleri kendinize koruyucular, kayırıcılar olarak görüyorsunuz?" Sor (onlara): "Hiç kör olan kimseyle gören kimse bir olur mu? Yahut kopkoyu karanlıkla aydınlık bir tutulabilir mi?" Yoksa onlar Allah'la beraber, O'nun yarattığına benzer (şeyler) yaratan başka tanrısal güçlerin var olduğuna (gerçekten) inanıyorlar da bu (sözde) yaratma eylemi onların gözünde (O'nun yaratma eylemine) benzer mi görünüyor? De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır; ve O'dur, var olan her şeyin üstünde mutlak hükümranlık sahibi biricik (Yaratıcı)!"
De ki: "Semalar ve Arz'ın Rabbi kim?" De ki: "Allah"! De ki: "O'nun dununda, kendi nefslerine bir fayda veya zararı olmayan veliler mi edindiniz?" De ki: "Kör ile gören eşit olur mu? Yahut karanlıklar ile Nur eşit olur mu?" Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan; yaratma sistemi O'nunkine benzeyen ortaklar mı düşünüyorlar? De ki: "Allah'tır, her şeyin Yaratanıdır. . . "HU" Vahid'dir, Kahhar'dır. "
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
(Rasûlüm!) De ki: «Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?» De ki: «Allah'tır.» O halde de ki: «O'nu bırakıp da kendilerine fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz?» De ki: «Körle gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu?» Yoksa O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlarca birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah her şeyi yaratandır. Ve O, birdir,her şeye gâliptir (ilâhlığa ve ibadete layık olan sadece odur)."
De ki: "Göklerin ve Yeryüzünün Efendisi kimdir?" De ki: "Allah!" De ki: "Yine de O'ndan başka bir de ayrıca, kendilerine bile, ne bir yarar ne de bir yitim verecek gücü olmayan dostlar mı edindiniz?" De ki: "Görmeyen ile gören veya karanlık ile aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma onlara benzer mi göründü? De ki: "Allah, her şeyi Yaratandır. Çünkü O, Tek ve Eşsizdir; Gücüne Karşı Konulamayandır!"
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "O'nu bırakıp da kendilerine bile fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı edindiniz?" De ki: "Körle, gören bir olur mu hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur mu? Yoksa O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma onlara göre birbirine benzer mi göründü?" De ki: "Allah her şeyi yaratandır. O, birdir. Karşı durulmaz güç sahibidir."
De ki: "Göklerin ve yerin Efendisi kim?" De ki: "ALLAH" De ki: "O'ndan başka, kendilerine dahi yarar ve zarar veremeyen kimseleri evliyalar mı edindiniz?" De ki: "Hiç körle gören bir olur mu, yahut hiç karanlıkla ışık bir olur mu?" Yoksa ALLAH'ın yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratmalarını birbiriyle mi karıştırdılar? De ki: "ALLAH her şeyin yaratıcısıdır, O Tektir, Egemendir."
De ki: 'Göklerin ve yerin Rabbi kim?' De ki: 'ALLAH' De ki: 'O'ndan başka, kendilerine dahi yarar ve zarar veremiyen kimseleri evliyalar mı edindiniz?' De ki: 'Hiç körle gören bir olur mu, yahut hiç karanlıkla ışık bir olur mu?' Yoksa ALLAH'ın yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratmalarını birbiriyle mi karıştırdılar? De ki: 'ALLAH her şeyin yaratıcısıdır, O Tektir, Egemendir.'
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kim?" Deki: "Allah!" Yine de ki: "Allah'tan başka kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne malik olmayanları dost mu ediniyorsunuz!" De ki: "Hiç kör ile gören bir olur mu, yahut karanlıklarla nur bir olur mu? Yoksa Allah'a O'nun yarattığı gibi mahluklar yaratan ortaklar buldular da yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü?" De ki: "Allah herşeyin yaratıcısı ve O birdir, kahredicidir."
Göklerin ve Yerin Rabbı kim? de, Allah de, daha de: ondan başka kendi kendilerine ne bir menfeate ne bir mazarrata malik olmıyan bir takım veliler mi tutuyorsunuz? Hiç de: Kör ile gören bir olur mu? Yahud zulumat ile nur bir olur mu? Yoksa Allaha onun halkı gibi mahlukat yaradan şerikler buldular da halk, kendilerine müteşabih mi oldu? Allah, de: Her şeyin haliki ve o, öyle vahıd öyle kahhar
De ki: "Göklerin ve yerin Rabb'i kimdir?" De ki: "Allah'tır! O'nun yanı sıra, kendileri için yarar da zarar da sağlamaya güç yetiremeyenleri veliler dipnot 1 mi edindiniz?" De ki: "Hiç gören ile kör bir olur mu? Ya da karanlıkla aydınlık bir midir?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratması olan ortaklar mı buldular da bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, Eşsiz ve Benzersiz Bir Olan'dır, Varlığın Üzerinde Mutlak Egemen'dir."
De ki: "Göklerin ve yerin Rabb'i kimdir?" De ki: "Allah'tır! O'nun yanı sıra, kendileri için yarar da zarar da sağlamaya güç yetiremeyenleri veliler mi edindiniz?" De ki: "Hiç gören ile kör bir olur mu? Ya da karanlıkla aydınlık bir midir?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratması olan ortaklar mı buldular da bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, Eşsiz ve Benzersiz Bir Olan'dır, Varlığın Üzerinde Mutlak Egemen'dir."
De ki: "Göklerin ve yerin Rabb'i kimdir?" De ki: "Allah'tır! O'ndan başka, kendileri için yarar da zarar da sağlamaya güç yetiremeyenleri veliler mi edindiniz?" De ki: "Hiç gören ile kör bir olur mu? Ya da karanlıkla, aydınlık bir midir?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratması olan ortaklar mı buldular da bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti. De ki: "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, Eşsiz ve Benzersiz Bir Olan'dır, Varlığın Üzerinde Mutlak Egemen'dir.
De ki: "Göklerin ve yerin rabbi kimdir?" De ki: "Tanrı'dır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Tanrı'ya, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Tanrı, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır."
De ki (Habibim): "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir"?. De: "Allahdır". Söyle: "O halde Onu bırakıb da kendilerine bile ne bir faide, ne bir zarar yapmıya malik olmayan bir takım veliler (ma'budlar) mı edindiniz"? Söyle: "Gözü görmeyenlerle gören bir olur mu? Yahud karanlıklarla nur bir olur mu"? Yoksa Allaha Onun yaratdığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü? De ki: "Allah her şey'i yaratandır. O, birdir. Kainatın yegane haakim ve saahibidir".
De ki: Göklerin ve yerin Rabbı kimdir? Allah'tır de. Yoksa O'nu bırakıp kendilerine bir fayda ve zararı olmayan veliler mi edindiniz? de. De ki: Hiç körle gören bir olur mu? Yahut karanlık ile aydınlık bir midir? Yoksa, Allah gibi yaratması olan ortaklar buldular da yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: Her şeyi yaratan, Allah'tır. Ve O; Vahid ve Kahhar'dır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” “Allah’tır” de. De ki: “O'nu bırakıp da kendilerine (bile) bir faydası ve zararı olmayan dostlar (mabutlar) mı edindiniz?” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma ile Allah’ın yaratması onlara göre birbirine mi benzedi?” De ki: “Her şeyin yaratıcısı Allah’tır. O, birdir, Kahhâr'dır/mutlak galiptir.''
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah!", "O halde, de, O'ndan başka kendilerine dahi bir fayda ve zarar veremeyen veliler mi edindiniz?" De ki: "Körle gören, yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa Allah'a, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar mı buldular da, (ikisinin) yaratma(sı) onlara, benzer mi göründü? De ki: "Her şeyin yaratıcısı Allah'tır. O, tektir, kahreden(herşeye üstün gelen)dir."
Onlara: "Göklerin ve yerin Rabbi /Sahibi kimdir?" diye sor ve de ki: "Allah'tır dipnot 1 ." Bir de şunu sor: "Allah ile aranıza, kendilerine bile bir fayda sağlamaya ve bir zararı gidermeye gücü yetmeyen veliler /yakınlar mı koydunuz dipnot 2 ?" De ki: "Hiç kör ile gören bir olur mu dipnot 3 ? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu?" Yoksa onlar, Allah'ın yaratması gibi yaratan ve yarattıkları, onlara göre, Allah'ın yarattıkları ile benzeşen birilerini bulup da onları mı Allah'a ortak koştular dipnot 4 ? Onlara de ki: "Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, tektir, her şeyi emri altına almış olandır dipnot 5 ."
De ki "Göklerin ve yerin Sahibi dipnot 1 kimdir?" De ki "Allah'tır dipnot 2 !" De ki "Allah ile aranıza, kendilerine bile faydası veya zararı olmayacak dostlar mı koydunuz?" De ki "Körle gören ya da karanlıklarla ışık bir olur mu?" Yoksa Allah'a, Allah gibi yaratan ve (bu nedenle) yarattıkları, aynen Allah'ın yarattıkları gibi, aralarında benzerlik dipnot 3 (uyum, ahenk) olan, ortaklar mı bulmuşlar?" De ki "Her varlığın yaratıcısı Allah'tır. O, bir tektir ve her şey O'nun hakimiyetindedir."
De ki: Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? Allah’tır, de! Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan veliler mi edindiniz? de. Kör ile gören bir olur mu? Veya karanlıkla aydınlık bir midir? de. Yoksa Allah’a, O’nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma (onlar tarafından) birbirine benzer mi göründü? De ki: Her şeyi yaratan Allah’tır. O, tektir, Kahhar'dır/her şeye galiptir.
De ki: -Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? -Allah'tır, de! -Onu bırakıp, kendilerine bir fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz?! de. -Kör ile gören bir olur mu?! Veya karanlıkla aydınlık bir midir?! de. Yoksa Allah'a, O'nun gibi yaratması olan ortaklar buldular da, yaratmaları birbirine mi benzettiler? De ki: -Her şeyi yaratan Allah'tır. O, her şeye hakim olan tek ilahtır.
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kim?" De ki: "Allah." De ki: "O'nun yanında başka evliya mı/destekçiler mi edindiniz? Bunlar kendilerine bile yarar sağlayıp zarar verme gücünde değiller." De ki: "Körle gören yahut karanlıklarla ışık bir olur mu? Yoksa Allah'a, tıpkı O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratış/yaratılanlar kendileri için benzeşir hale mi geldi?" De ki: "Allah'tır her şeyi yaratan, O'dur Vahid ve Kahhar olan."
Ra'd suresi, 17. ayet. أَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌۢ بِقَدَرِهَا فَٱحْتَمَلَ ٱلسَّيْلُ زَبَدًا رَّابِيًا وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِى ٱلنَّارِ ٱبْتِغَآءَ حِلْيَةٍ أَوْ مَتَٰعٍ زَبَدٌ مِّثْلُهُۥ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْحَقَّ وَٱلْبَٰطِلَ فَأَمَّا ٱلزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَآءً وَأَمَّا مَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ فَيَمْكُثُ فِى ٱلْأَرْضِ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ ٱللَّهُ ٱلْأَمْثَالَ
O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
O, gökten su indirir de vadiler kendi hacimlerince sel olup akar. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip (götürür). Süs veya eşya yapmak için ateşte yak(ıp erit)tikleri şeylerden de buna benzer köpük olur. İşte Allah gerçekle batıla böyle örnek vermektedir. Köpük atılıp gider. İnsanlara yarar sağlayan şeye gelince o, yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle örnekler vermektedir. dipnot 1
O, gökten su indirdi. Bu sayede vadiler hacimleri kadar suyla dolup taştı. Derken akıntı, (yüzeyde biriken ne kadar) köpüklü tortu ve atık varsa alıp götürdü. Bir tür takı ya da alet yapmak amacıyla potada eritilen (metalin hasını, yüzeyine çıkan) köpüklü posadan arındırma işlemi gibi... İşte Allah hak ile batılı bu misalle açıklar. Artık bakılır: eğer köpüklü tortuysa sonuçta atılıp gider, fakat eğer insanlığın yararına bir şeyse yerli yerinde durur. İşte verdiği bu misallerle Allah'ın ortaya koyduğu gerçek,
O gökten su indirdiğinde ve (kurumuş) nehir yatakları(ndan her biri) kendi hacimlerine göre dolup taştıklarında, akıntı yüzeydeki çerçöpü, tortuyu alır götürür; tıpkı süs eşyası ya da alet yapmak için ateşte eritilen (madenlerin), yüzeyinde açığa çıkan köpüklü tortudan arındırılması gibidir bu. Hak ile batılı Allah işte böyle bir benzetmeyle gözönüne koyuyor: çünkü, gerçekten de, tortuysa, çerçöpse sözkonusu olan, bu, (bütün) köpüksü şeyler gibi akar gider; ama insanlara yararlı olan şeye gelince, o her (zaman olduğu) yerde, sapasağlam ayakta kalır. Allah işte böyle benzetmelerle ortaya koyuyor,
Semadan bir su (Esma özellikleri) inzal etti de vadiler (Esma bileşimi olan birimsel yapılar) kendi Bi-kaderlerince (terkibiyetlerindeki kuvvelerin miktarlarınca) sel olup (düşünsel yaşamları) aktı. . . O sel, üste çıkan köpüğü (maddesel hayatı) yüklenmiş taşır. . . Bir süs veya bir zinet arzulayarak ateşte yakıp erittiklerinden olan da bunun misli bir köpüktür. Köpük gereksiz fazlalık olarak atılır gider; işte Allah, Hak ile batılı böylece misallendirir. . . Fakat insanlara faydalı olan şeye gelince, (işte o) arzda kalır. . . İşte Allah, böyle misalleri verir.
(Allah) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Allah, hak ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayacak şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Allah örnekleri böyle vermektedir.
O, gökten su indirdi de vâdiler kendi hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya (diğer) eşya yapmak isteyerek ateşte erittikleri şeylerden de buna benzer köpük olur, işte Allah hak ile bâtıla böyle misal verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller getirir.
Gökten indirdiği suyla, dereler kendi ölçülerine göre çağlayıp akar ve yüzeye çıkan köpüğü sel alıp götürür. Süs eşyası veya araç-gereç yapmak için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. Allah, hem gerçeğe hem de gerçeğe aykırı olana, işte böyle örnekler verir. Sonunda köpük atılır gider; insanlara yararlı olan şeyler yerde kalır. Allah, işte böyle örnekler verir.
Allah gökten bir su indirdi ve vadiler, kendi ölçülerince sel oldu; ardından sel, üste çıkan köpüğü taşır hale geldi. Bir süs eşyası veya alet yapmak isteğiyle ateşte körükledikleri şeylerde de benzeri bir köpük vardır. Allah hakla batılı işte böyle örneklendiriyor: Köpük, atılır gider; insanlara yararlı olansa toprakta kalır. Allah, işte bu şekilde örnekler verir.
Gökten bir su indirir, dereler onunla dolar taşar ve sel bol köpük yüklenir. Aynı şekilde, mücevherat yahut eşya yapmak için erittikleri maddelerden de benzer bir köpük elde ederler. ALLAH gerçeği ve batılı böyle bir örnekle tanıtır. Köpük, kaybolup gider; ancak insanlara yarar veren ise yerde kalır. İşte ALLAH örnekleri böyle verir.
Gökten bir su indirir, dereler onunla dolar taşar ve sel bol köpük yüklenir. Aynı şekilde, mücevherat yahut eşya yapmak için erittikleri maddelerden de benzer bir köpük elde ederler. ALLAH gerçeği ve batılı böyle bir örnekle tanıtır. Köpük, kaybolup gider; ancak insanlara yarar veren ise yerde kalır. İşte ALLAH örnekleri böyle verir.
Gökten bir su indirdi de vadiler kendi miktarınca sel oldu; sel de yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir zinet veya bir eşya yapmak için ateşte üzerini körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir, işte Allah, hak ile batılı böyle çarpıştırır. Fakat köpük atılır gider insanlara faydası olan ise yerde kalır! İşte Allah böyle misaller verir!
Yukarıdan bir su indirdi de vadiler kendi mıkdarınca seyl oldu, seyl de yüze çıkan bir köpük yüklendi, bir ziynet veya bir meta' yapmak için ateşte üzerini körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük vardır, İşte Allah, hakkile batılı böyle çarpıştırır, amma köpük atılır gider, nasa menfeati olan ise Arzda kalır, işte Allah, emsali böyle darbeder
Gökten su indirdi. Dereler kendi ölçüsünce çağlayıp aktı. dipnot 1 Akıntı, üste çıkan köpüğü taşıyıp götürür. Buna benzer bir köpük de değerli maden dipnot 2 elde etmek için veya faydalanmak için ateşte eritilen madenlerin üzerinde de oluşur. İşte Allah Hakk ve Batıl'a böyle örnek verir. Köpük yok olup gider. İnsana fayda veren şey ise kalıcı olur. İşte Allah böyle örnekler verir.
Gökten su indirdi. Dereler kendi ölçüsünce çağlayıp aktı. dipnot 1 Akıntı, üste çıkan köpüğü taşıyıp götürür. Buna benzer bir köpük de değerli maden dipnot 2 elde etmek için veya faydalanmak için ateşte eritilen madenlerin üzerinde de oluşur. İşte Allah hakk ve batıla böyle örnek verir. Köpük yok olup gider. İnsana fayda veren şey ise kalıcı olur. İşte Allah böyle örnekler verir.
Gökten su indirdi. Dereler kendi ölçüsünce çağlayıp aktı. dipnot 1 Akıntı, üste çıkan köpüğü taşıyıp götürür. Buna benzer bir köpük de değerli maden dipnot 2 elde etmek için veya faydalanmak için ateşte eritilen madenlerin üzerinde de oluşur. İşte Allah hakk ve batıla böyle örnek verir. Köpük yok olup gider. İnsana fayda veren şey ise kalıcı olur. İşte Allah böyle örnek verir.
(Tanrı) Gökten bir su indirdi de dereler kendi miktarınca çağlayıp aktı. Sel de yüze vuran bir köpük yüklendi. Bir süs veya bir meta sağlamak için ateşte üzerine yakıp erittikleri şeyler (madenler)de de bunun gibi bir köpük (artık) vardır. İşte Tanrı, hak ile batıla böyle örnekler verir. Köpüğe gelince, o atılır gider, insanlara yarar sağlayack şey ise, yeryüzünde kalır. İşte Tanrı örnekleri böyle vermektedir.
O, gökden bir su indirmişdir de vadiler kendi mıkdarlarınca sel olmuşdur. Sel de yüze çıkan bir köpük yüklenib götürmüşdür. Bir zinet veya bir meta ara (yıp yap) mak için ateşde üzerine (körükleyib) yakdıkları şeylerden (ma'denlerden) de bunun gibi bir köpük (posa hasıl olur). İşte Allah, hak ile baatılı böyle çarpışdırır. Amma köpük atılır gider. İnsanlara faide verecek olan şey'e (asla, cevhere) gelince: İşte bu, yer yüzünde kalır. Allah böylece misaller irad eder.
Göten su indirir de dereler onunla dolar taşar. Üste çıkan köpüğü sel alır götürür. Süslenmek veya yararlanmak için ateşle erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Böyle misal verir Allah hak ile batıl için. Köpük; uçar gider, insanlara fayda veren ise yerde kalır. İşte böyle; Allah daha nice misaller verir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
O, gökten su indirdi de dereler kendi ölçülerince dolup aktı ve sel, üste çıkan köpüğü aldı götürdü. Süs eşyası veya yararlanılacak bir şey elde etmek için ateşte erittikleri şeylerden de böyle köpük olur. İşte Allah, hak ile batıla böyle misal getirir. Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir.
Gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce (o su ile) çağlayıp aktı. Sel üste çıkan köpüğü taşıdı. Süs, yahut eşya yapmak için ateşte yak(ıp erit)tikleri madenlerden de bunun gibi bir köpük (posa) vardır. Allah, hak ve batılı böyle benzetme ile anlatır. Köpük yok olup gider. İnsanlara yararlı olan ise yeryüzünde kalır. İşte Alllah, böyle güzel meseller verir.
(Düşünün ki:) Allah gökten su indirmiş de vadiler alabildiklerince sel olup akmıştır. Sel de üzerindeki köpüğü taşımıştır. İnsanların süs veya eşya yapmak için ateşte erittiklerinin üzerinde de benzer bir köpük oluşur. Allah, hak ile batılı işte böyle örneklerle anlatır. Köpüğe gelince: O, atılır gider. İnsanlara yararı olan şeyler ise yerde kalır dipnot 1 . Allah örnekleri işte böyle verir dipnot 2 .
Allah gökten su indirir, dereler ölçülerine göre akarlar. O akışın üzerine bir köpük çıkar. Süs veya eşya yapmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de benzeri bir köpük oluşur. Allah, doğru ile yanlışı böyle örnekler. Köpük (yanlış) kaybolur gider, insanlara yararı olan (doğru) da yerde kalır. İşte Allah'ın örnek vermesi böyledir. dipnot 1
Allah gökten su indirir, vadiler kendi miktarınca dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için böylece örnek verir. Köpük atılıp, gider, insanlara faydalı olan ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.
Allah gökten su indirir, dereler onunla dolar taşar. Sel, üste çıkan köpüğü alır götürür. Süslenmek veya faydalanmak için ateşte erittiklerinizin üzerinde de buna benzer bir köpük vardır. Allah, hak ve batıl için şu örneği verir: Köpük uçup gider, insanlara faydalı olan ise yerde kalır. Allah bunun gibi daha nice misaller verir.
Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi ölçülerince/kaderlerine göre sel oldu, ardından da sel, üste çıkan köpüğü taşır hale geldi. Bir süs eşyası veya alet yapmak isteğiyle ateşte körükledikleri şeylerde de benzeri bir köpük vardır. Allah hakla batılı işte böyle örneklendiriyor: Köpük, atılır gider; insanlara yararlı olansa toprakta kalır. Allah, işte bu şekilde örnekler verir.
Ra'd suresi, 18. ayet. لِلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِرَبِّهِمُ ٱلْحُسْنَىٰ وَٱلَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَهُۥ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لَٱفْتَدَوْا۟ بِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْحِسَابِ وَمَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
Rablerinin emrine uyanlar için mükafatın en güzeli vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü bunlar içindir. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
Rablerinin davetine uyanlar için en güzel (ödül) vardır. Ona uymayanlara gelince, yeryüzünde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir benzeri daha onların olsaydı, (azaptan kurtulmak için) elbette onu fidye verirlerdi (feda ederlerdi). dipnot 1 İşte hesabın en kötüsü onlaradır. Onların barınağı cehennemdir. (Orası) ne kötü bir yataktır!
Rablerinin çağrısına güzel bir biçimde karşılık verenlerle O'nu karşılıksız bırakan kimselerin durumudur. Ki eğer yeryüzündeki her şey onların olsaydı ve bir o kadarına da sahip olsalardı, (O gün düştükleri durumdan) kurtulmak için hiç tereddütsüz hepsini verirlerdi. İşte, hesapların en kötüsü onları beklemektedir ve onların meskeni cehennemdir: o ne kötü bir son duraktır.
Rableri(nin daveti)ne güzel bir karşılık verenlerle O'na hiç karşılık vermeyenlerin durumları. (Bu sonrakiler), yeryüzünde ne varsa, hepsi onların olsa -hatta bunun iki katı- (Hesap Günü'nde) kurtulmak için hiç şüphesiz bunların hepsini gözden çıkarırlardı: İşte hesapların en kötüsü böylelerini bekliyor; böylelerinin sonunda varacakları yer de cehennem olacak: o ne kötü bir dinlenme yeri!
Rablerine icabet edenlere (hakikatlerine yönelenlere) Hüsna (cennet - varlıklarındaki Esma kuvvelerinin açığa çıkış güzelliklerini yaşamak) vardır. . . O'na icabet etmeyenlere gelince, eğer ki arzdakilerin tamamı ve onunla beraber bir misli daha onların olsa elbette (Bi-)onu fidye verirlerdi (yaşayacakları mahrumiyet azabından kurtulmak için). . . İşte yaşam muhasebesi sonucunun en kötüsü onlar içindir. . . Onların barınakları Cehennem'dir. . . Ne kötü yataktır o!
Rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yaratıktır o!..
İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel (mükâfat) vardır. Ona uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler. İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
Efendilerinin çağrısına karşılık verenler için en güzeli vardır. Çağrıya karşılık vermeyenler ise yeryüzünde olanların tümü ve yanında bir o kadarı daha onların olsa, kurtulmalık olarak, kesinlikle onu verirlerdi. Hesabın en kötüsü, işte bunlar içindir. Kalacakları yer cehennemdir; ne kötü bir yataktır.
Rabblerinin çağrısına uyanlara en güzel ödül vardır. O'nun çağrısına gelmeyenler ise, yeryüzünde olan herşey ve bir katı daha onların olsa, kurtulmak için bunları feda ederlerdi. Onlara hesabın en kötüsü vardır. Varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
Rab'lerinin çağrısına uyanlar güzeli hak ederler. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzündekilerin hepsine ve bir o kadarına sahip olsalar dahi kurtulmak için hepsini fidye olarak vermeye hazır olacaklardır. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir ve yerleri cehennemdir; ne de felaketli bir konaktır o!
Rab'lerinin çağrısına uyanlar güzeli hak ederler. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzündekilerin hepsine ve bir o kadarına sahip olsalar dahi kurtulmak için hepsini fidye olarak vermeye hazır olacaklardır. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir ve yerleri cehennemdir; ne de felaketli bir konaktır o!
Rablerinin emrine uyanlara daha güzeli vardır. O'na uymayanlar ise, yeryüzünde olanların tamamı ve bunların bir katı da kendilerinin olsa, hepsini kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. işte onlar! Hesabın kötüsü onlar içindir; varacakları yer de cehennemdir; o ne kötü yataktır!
Rablarının emrine icabet edenlere daha güzeli var, ona icabet etmiyenler ise Arzda bulunanın cemiisi bir misli de beraber kendilerinin olsa, hepsini fidyei necat olarak verirlerdi, işte onlar, hisabın kötüsü onlar içindir, me'vaları da Cehennemdir, ve o, ne fena yataktır
Rabb'lerinin çağrısına uyanlar için, en iyi karşılık vardır. O'na uymayanlar ise, yeryüzünde bulunanların tamamı ve bir o kadarı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini karşılık olarak verirlerdi. Hesabın kötüsü onlar içindir. Varacakları yer Cehennem'dir. O ne kötü bir yataktır.
Rabb'lerinin çağrısına uyanlar için, en iyi karşılık vardır. O'na uymayanlar ise, yeryüzünde bulunanların tamamı ve bir o kadarı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini karşılık olarak verirlerdi. Hesabın kötüsü onlar içindir. Varacakları yer Cehennem'dir. O ne kötü bir yataktır.
Rabb'lerinin çağrısına uyanlar için, en iyi karşılık vardır. O'na uymayanlar ise, yeryüzünde bulunanların tamamı ve bir o kadarı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini fidye olarak verirlerdi. Hesabın kötüsü onlar içindir. Varacakları yer Cehennem'dir. O ne kötü bir yataktır.
Rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. O'na icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak verirlerdi. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. Onların barınma yerleri cehennemdir; ne kötü bir yaratıktır o!..
Rableri (nin taati) ne icabet edenlere (o icabetin) daha güzeli vardır. Ona icabet etmeyenler (e gelince:) yeryüzünde bulunan şeylerin tamamı, bir misli de beraber (olarak) kendisinin olsa, onu (kurtuluşu uğrunda) muhakkak feda ederdi. İşte onlar! Hesabın kötüsü onlar içindir. Barınakları da cehennemdir. O, ne fena yatakdır!..
Rabblarına icabet edenlere; en güzel karşılık vardır. O'na icabet etmeyenler ise; şayet yeryüzünde bulunan her şey ve bir katı daha onların olsa, kurtulmak için onu fidye verirlerdi. Hesabın kötüsü, onlar içindir. Varacakları yer, cehennemdir ve o, ne kötü konaktır.
(18-28) Rablerine icabet edenlere, daha güzeli vardır, O’na icabet etmeyenler ise yerdeki olanların tümünü ve bir o kadarını da fidye olarak verirlerdi, hesabın kötü olanı işte onlar içindir, varacakları yer de cehennemdir, ne kötü oturulacak yerdir / mahattır. Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse kör biri mi gibidir? Muhakkak ki akıl uluları bunu düşünürler. Allah’a verdiği söze vefalı davrananlar, sözleşmelerini bozmazlar. (Yunqızu, enkaz, yıkmak) Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyin ulaştır ılmasını sağlarlar, Rablerinden tedirgin olurlar ve hesabın kötüsünden korkarlar , Allah’ın yüzüne kavuşmak amacıyla sabredenler, namazı kılarlar, onları rızıklandırdıklarımızdan gizli ve aleni harcarlar , kötülüğü güzellikle savarlar , n etice yurdu / akıbet yurdu işte onlar içindir , Adn cennetleri, oraya girecekler ve babalarından zevcelerinden ve soylarından ıslah olanlar da oraya girecekler , melekler de onların yanına her kapıdan girerler, selam sabrınızdan dolayı size, akıbet yurdu bir nimettir. Allah’a verdikleri sözü, sözleştikten sonra bozanlar ve ulaştırılması gereken Allah’ın emrini koparanlar ve arzda bozgunculuk yapanlar, işte onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü vardır, Allah rızkı istediğine basitleştirir ve de sınırlandırır, dünya hayatı ile sevindiler, dünya hayatı ise ahiret hayatı için ancak tüketim / geçim malzemedir. Kafirler, keşke Onun Rabbinden üzerine bir ayet indirilseydi ya derler de ki Muhakkak ki Allah istediğini saptırır , O’na yöneleni de yola sokar , o kimseler iman etmişlerdir ve Allah’ı hatırla yıp anmayla kalpleri doygunluğa ermiştir / tatmin olmuştur. Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı hatırlayıp anmakla / zikir ile tatmin olur.
Rablerinin çağrısına uyanlara mükâfatın en güzeli (Cennet) vardır. O’nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve onun yanında bir katı daha kendilerinin olsa, kurtulmak için hepsini fidye olarak verirlerdi. İşte hesabın kötüsü bunlar içindir. Varacakları yer de Cehennem'dir. O ne kötü yataktır!
Rablerinin buyruğuna uyanlara, en güzel karşılık vardır. Ona uymayanlar ise, yeryüzünde bulunan her şey ve bunun bir misli daha kendilerinin olsa, (Allah'ın azabından kurtulmak için) onu fidye verirlerdi. Onların hesabı çok kötüdür. Varacakları yer de cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!
Rablerinin çağrısına uyanlar için en güzel karşılık vardır dipnot 1 . Onun çağrısına uymayanlar ise yeryüzündeki her şey ve onunla birlikte bir o kadarı daha onların olsa kesinlikle onu fidye olarak verip kurtulmak isterler dipnot 2 . İşte onların verecekleri hesap kötü olacaktır. Varıp kalacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yerleşim yeridir!
Rablerinin çağrısına uyanlara en güzeli vardır. Çağrıya uymayanlar ise yeryüzündeki her şeye ve bir o kadarına sahip olsalar verip kurtulmak isterler. Onları kötü bir hesaplaşma bekler. Varacakları yer Cehennem'dir. Ne kötü yataktır o!
Rablerinin çağrısına uyanlara en güzel karşılık (Cennet) vardır. O’nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesabın en kötü olanı onlaradır. Barınakları Cehennem'dir, ne kötü bir yataktır.
Rablerinin çağrısına uyanlara en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısına uymayanlar ise, yeryüzünde olan her şey ve daha bir katı onların olsa, kurtulmak için fidye verirlerdi. İşte hesapları kötü olanlar bunlardır. Barınakları cehennemdir; ne kötü bir yerdir!
Rablerinin çağrısına olumlu cevap verenler için güzellik vardır. O'na olumlu cevap vermeyenlere gelince, yeryüzündekilerin tamamı onların olsa, bir o kadar da ilave edilse, kurtulmak için bunların tümünü fidye verirlerdi. Böylelerinin hesabı kötü olacaktır; varacakları yer de cehennemdir. Ne kötü yataktır o!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.