Sâd suresi · 17–29. ayetler

Dâvûd: dağların tesbihi ve iki davacı

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Sâd suresi, 17. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 17. ayet. ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ

    Diyanet İşleri

    Ey Muhammed! Onların söylediklerine karşı sabret. Güçlü kulumuz Davud'u hatırla. O, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

    Mehmet Okuyan

    Onların söylediklerine karşı sabret; güçlü, (Allah'a) çok yönelen kulumuz Davud'u hatırla!

    Mustafa İslamoğlu

    Sen onların bu tür laflarına karşı dirençli ol ve güçlü bir kişiliğe sahip olan has kulumuz Davud'u hatırla! Çünkü o her daim Allah'a yönelirdi.

    Muhammed Esed

    (Ama sen, yine,) onların söyledikleri her şeye sabırla katlan ve güçlü bir iradeye sahip bulunan kulumuz Davud'u hatırla! O, her zaman Bize yönelirdi:

    Ahmed Hulusi

    Onların dediklerine sabret ve kuvvet sahibi Davud'u zikret (hatırla). . . Muhakkak ki O, evvab (hakikatine dönen) idi.

    Ali Bulaç

    Sen onların söylediklerine karşı sabret ve bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; çünkü o, (her tutum ve davranışında Allah'a) yönelen biriydi.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.

    Ali Rıza Safa

    Onların söylediklerine karşı dirençli ol ve güçlü kulumuz Davut'u hatırla. Kuşkusuz, O, yönelirdi.

    Bayraktar Bayraklı

    Onların söylediklerine sabret! Kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla! O, hep Allah'a yönelirdi.

    Edip Yüksel

    Onların sözlerine karşı sabırlı ol, becerikli bir kulumuz olan Davud'u anımsa; o (Tanrı'ya) sürekli itaat ederdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onların sözlerine karşı sabırlı ol, becerikli bir kulumuz olan Davud'u anımsa; o (Tanrı'ya) sürekli itaat ederdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şimdi sen onların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an! Çünkü o evvab (içli, zikir ve tesbih ile Bize çok yönelen biri) idi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davudu an, çünkü o çok tecri' yapar (evvab) idi

    Erhan Aktaş

    Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a yönelirdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a yönelirdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onların dediklerine sabret, güçlerin sahibi kulumuz Davud'u düşün. O, her durumda Allah'a yönelirdi.

    Gültekin Onan

    Sen onların söylediklerine karşı sabret ve bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla; o [her tutum ve davranışında Tanrı'ya] dönen / yönelen (evvab) biriydi.

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) onlar ne derlerse sabret. Kulumuzu, o kuvvet saahibi Davudu hatırla. Çünkü o, daima (Allahın rızaasına) dönen bir (zat) di.

    İbni Kesir

    Onların söylediklerine sabret... Ve güçlü kulunuz Davud'u hatırla. Muhakkak ki o, hep Allah'a yönelirdi.

    Mehmet Alagaş

    (12-20) Onlardan önce Nuh kavmi yalanladı ve Âd ve kazık işke ncesi yapan Firav un ve Semud ve kavmi ve Eyke halkları işte hizipler / gruplar bunlardır. Hepsi de elçileri yalanladılar ve de azabımı hak ettiler. Bunlar da (senin kavmin de) tek bir naranın / sesin gelmesin i mi bekliyorlar? Ki onda (o seste) geri çevirme / geciktirme yok . Dediler ki, Rabbimiz, hesap gününden önce bize payımızı / bize vereceğini acilleştir de ver. (Cahil cesareti) Onların dediklerine sabret ve kuvvetli Davut kulumuzu hatırla. Muhakkak ki O, çok yönelirdi. (Çok başvuruda bulunurdu) Dağları onun emrine verdik / musahhar kıldık. Onunla beraber akşam ve sabah (İşrak vakti) üstün tutarlardı / tesbih ederlerdi. Toplu haldeki / sürü haldeki kuşlar, hepsi O'na / Allah’a yönelirdi. Saltanatını da / m ülkünü şiddetlendirdik ve ona hikmeti / (niçin ilmini, gerekçelendirmeyi) ve ayrık konuşmayı verdik (Anlaşmazlıkları giderici ikna edici konuşma yeteneği)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların söylediklerine sabırlı ol. O kuvvet sahibi kulumuz Dâvud'u hatırla. O, her zaman Allah'a yönelirdi.

    Süleyman Ateş

    Onların dediklerine sabret de güçlü kulumuz Davud'u an; çünkü o (bize) çok başvururdu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunların sözlerine sabret. Kulumuzu; güçlü Davut'u anlat. Çünkü o, pek saygılıydı.

    Şaban Britch

    Onların söylediklerine sabırlı ol. Kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.

    Şaban Piriş

    Onların söylediklerine sabırlı ol ve bize yönelmiş olan güçlü kulumuz Davud'u hatırla!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onların dediklerine sabret! O kuvvet sahibi kulumuz Davud'u an! O, tespih nağmeleri döktüren bir kul idi.

  2. Sâd suresi, 18. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 18. ayet. إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ

    Diyanet İşleri

    (18-19) Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Davud'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi.

    Mehmet Okuyan

    Biz dağları (onun) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte tesbih ederler (yüceltirlerdi). dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada geçen [tesbih] İsrâ 17:44. ayetle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte bu yüzden, her sabah ve her akşam, onunla birlikte emrimize amade kıldığımız dağlar da kudret ve ihtişamımızı dillendirirdi;

    Muhammed Esed

    (ve bunun için,) her sabah ve her akşam sınırsız kudret ve egemenliğimizi anarken dağları o'na eşlik ettirirdik,

    Ahmed Hulusi

    Doğrusu biz, akşam ve Güneş doğduğu vakit tespih eder (işlevlerini yerine getirir) halde, dağları (benlik sahiplerini) Ona boyun eğdirdik.

    Ali Bulaç

    Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Doğrusu biz akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları,

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, Biz, dağlara boyun eğdirdik. Onunla birlikte, akşamsabah yüceltirlerdi.

    Bayraktar Bayraklı

    Doğrusu biz, dağları Davud'un emrine vermiştik. Gece-gündüz onunla birlikte Allah'ı anmaktadırlar.

    Edip Yüksel

    Dağları onun emrine vermiştik; onunla birlikte akşamleyin ve tan doğumu (Tanrı'yı) yüceltirlerdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dağları onun emrine vermiştik; onunla birlikte akşamleyin ve tan doğumu (Tanrı'yı) yüceltirlerdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Biz dağları onun emrine vermiştik, akşam ve işrak vakti onunla birlikte tesbih ederlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Çünkü biz onun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık: tesbih ederlerdi akşamleyin ve işrak vaktı

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Dağları boyun eğdirdik. Akşamdan gündoğumuna dipnot 1 onunla birlikte tesbih dipnot 2 ederlerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her zaman, sürekli, bütün bir gün boyu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcının tüm nitelikleriyle tanınması ve dillendirilmesi, tanıtılması demektir. Dağların, Allah'ı tesbih etmeleri demek; Allah'ın yaradılışlarına koyduğu yasalara bağlılık içinde, varlık amaçlarına uygun bir hal içinde bulunmaları demektir. Bu bağlamda, evrende olan tüm canlı ve cansız varlıklar Allah'ı tesbih etmektedirler. Hal diliyle ortaya konan bu gerçeklik, aslında Allah'ın tüm nitelikleri ile tanınması, tanıtılmasını ifade etmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Dağları emrine amade kıldık. Akşamdan gündoğumuna dipnot 1 onunla birlikte tesbih dipnot 2 ederlerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her zaman, sürekli, bütün bir gün boyu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcı'nın tüm nitelikleriyle tanınması ve dillendirilmesi, tanıtılması demektir. Dağların, Allah'ı tesbih etmeleri demek; Allah'ın yaradılışlarına koyduğu yasalara bağlılık içinde, varlık amaçlarına uygun bir hal içinde bulunmaları demektir. Bu bağlamda, evrende olan tüm canlı ve cansız varlıklar Allah'ı tesbih etmektedirler. Hal diliyle ortaya konan bu gerçeklik, aslında Allah'ın tüm nitelikleri ile tanınması, tanıtılmasını ifade etmektedir.

    Gültekin Onan

    Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah kendisiyle birlikte (Tanrı'yı) tesbih ederlerdi.

    Hasan Basri Çantay

    Gerçek biz dağları (kendisine) müsahhar kıldık ki bunlar akşamlayın ve kuşluk vakti onunla birlikde durmayıb tesbih ederlerdi.

    İbni Kesir

    Biz, gerçekten dağları onun buyruğuna vermiştik. Sabah ve akşam tesbih ederlerdi.

    Mehmet Alagaş

    (12-20) Onlardan önce Nuh kavmi yalanladı ve Âd ve kazık işke ncesi yapan Firav un ve Semud ve kavmi ve Eyke halkları işte hizipler / gruplar bunlardır. Hepsi de elçileri yalanladılar ve de azabımı hak ettiler. Bunlar da (senin kavmin de) tek bir naranın / sesin gelmesin i mi bekliyorlar? Ki onda (o seste) geri çevirme / geciktirme yok . Dediler ki, Rabbimiz, hesap gününden önce bize payımızı / bize vereceğini acilleştir de ver. (Cahil cesareti) Onların dediklerine sabret ve kuvvetli Davut kulumuzu hatırla. Muhakkak ki O, çok yönelirdi. (Çok başvuruda bulunurdu) Dağları onun emrine verdik / musahhar kıldık. Onunla beraber akşam ve sabah (İşrak vakti) üstün tutarlardı / tesbih ederlerdi. Toplu haldeki / sürü haldeki kuşlar, hepsi O'na / Allah’a yönelirdi. Saltanatını da / m ülkünü şiddetlendirdik ve ona hikmeti / (niçin ilmini, gerekçelendirmeyi) ve ayrık konuşmayı verdik (Anlaşmazlıkları giderici ikna edici konuşma yeteneği)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik. Akşam ve sabah onlar kendisiyle (Dâvud ile) birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi.

    Süleyman Ateş

    Biz dağları onunla beraber (tesbih etmeleri için) boyun eğdirmiştik; akşam sabah onunla tesbih ederler (onun yaptığı tesbihle çınlarlar)dı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Akşamleyin ve kuşluk dipnot 1 vaktinde onunla birlikte ibadet eden dağları, hizmetine vermiştik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güneş ışıklarının yeryüzüne yayıldığı kuşluk vakti (Lisan'ul-Arab). Bu vakitte kılınan namaza salatu'd-duha veya salatü'l-işrak denir. Türkçede ona kuşluk namazı denir. (Bkz. Taberi, Tefsir, 21/169).

    Şaban Britch

    Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam ve sabah onlar kendisiyle (Davud ile) birlikte (Allah'ı) tesbih ederlerdi.

    Şaban Piriş

    Biz, dağları ona boyun eğdirmiştik. Akşam sabah onunla tesbih ederlerdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dağları onunla birlikte buyruk altına almıştık: Akşam sabah birlikte tespih ederlerdi.

  3. Sâd suresi, 19. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 19. ayet. وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَّهُۥٓ أَوَّابٌ

    Diyanet İşleri

    (18-19) Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Davud'un emrine verdik. Onların her biri Allah'a yönelmişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    katar katar dizilmiş kuşlar da: bunların hepsi her daim O'na yönelmişlerdi!

    Muhammed Esed

    ve (aynı şekilde) bölük bölük kuşları da. Bunlar (hep birlikte) O'na, (kendilerini yaratmış olana,) tekrar tekrar yönelirlerdi.

    Ahmed Hulusi

    Toplanmış kuşları da (kendisine iman etmiş kimseler). . . Hepsi Ona evvab (hakikatini yaşayan) idi.

    Ali Bulaç

    Ve toplanıp gelen kuşları da. Hepsi onunla (Allah'ı tesbih etmede uyum içinde) yönelip dönmekte olanlar idi.

    Ali Özek ve heyeti

    toplu halde kuşları onun emri altına vermiştik. Hepsi O'na yönelmiştir.

    Ali Rıza Safa

    Toplanıp gelen kuşlar da öyle. Tümü, Ona katılırdı.

    Bayraktar Bayraklı

    Kuşları da onun emrine topladık. Hepsi Allah'a yönelmektedirler.

    Edip Yüksel

    Kuşlar da toplanmıştı; hepsi onun buyruğunu izlerdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kuşlar da toplanmıştı; hepsi onun buyruğunu izlerdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kuşları da toplu olarak (onun emrine vermiştik). Hepsi onun için terci yapardı (ona uyarak ahenkle içli zikir ve tesbih ederlerdi).

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kuşları da toplu olarak, hepsi onun için terci' yapar (evvab) idi

    Erhan Aktaş

    Kuşların tamamı toplu halde ona yönelmişlerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kuşların tamamı toplu halde ona yönelmişlerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kuşların tamamı toplu olarak ona yönelmişlerdi.

    Gültekin Onan

    Ve toplanıp gelen kuşları da. Onların hepsi [Tanrı'yı tesbih etmede uyum içinde] yönelip dönmekte (evvab) idiler.

    Hasan Basri Çantay

    (Her yandan ona doğru) toplanıb gelen kuşları da (kendisine ram etdik). (Gerek o dağlardan, gerek bu kuşlardan) herbiri (itaatle ona) dönücü idi.

    İbni Kesir

    Kuşları da toplu olarak. Her biri ona yönelmişti.

    Mehmet Alagaş

    (12-20) Onlardan önce Nuh kavmi yalanladı ve Âd ve kazık işke ncesi yapan Firav un ve Semud ve kavmi ve Eyke halkları işte hizipler / gruplar bunlardır. Hepsi de elçileri yalanladılar ve de azabımı hak ettiler. Bunlar da (senin kavmin de) tek bir naranın / sesin gelmesin i mi bekliyorlar? Ki onda (o seste) geri çevirme / geciktirme yok . Dediler ki, Rabbimiz, hesap gününden önce bize payımızı / bize vereceğini acilleştir de ver. (Cahil cesareti) Onların dediklerine sabret ve kuvvetli Davut kulumuzu hatırla. Muhakkak ki O, çok yönelirdi. (Çok başvuruda bulunurdu) Dağları onun emrine verdik / musahhar kıldık. Onunla beraber akşam ve sabah (İşrak vakti) üstün tutarlardı / tesbih ederlerdi. Toplu haldeki / sürü haldeki kuşlar, hepsi O'na / Allah’a yönelirdi. Saltanatını da / m ülkünü şiddetlendirdik ve ona hikmeti / (niçin ilmini, gerekçelendirmeyi) ve ayrık konuşmayı verdik (Anlaşmazlıkları giderici ikna edici konuşma yeteneği)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Toplanmış kuşlarda (onunla birlikte tesbih ettiler) Hepsi de ona yönelip, uydular.

    Süleyman Ateş

    Toplanıp gelen kuşları da (ona ram etmiştik). Hepsi onun nağmesine katılır (beraber tesbih ederler)di.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kuşlar da (hizmetindeydi, onunla dipnot 1 ) toplu halde ibadet ederlerdi. Hepsi ona pek saygılıydı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. Taberi, Tefsir 21/169.

    Şaban Britch

    Kuşları da toplu olarak (onunla birlikte tesbih ettiler) Hepsi de O'na (Allah'a) dönmüşlerdi.

    Şaban Piriş

    Bütün kuşları da... Hepsi de ona hizmet ediyorlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kuşlar da toplu halde onunla beraberdi. Hepsi, onun tespih nağmelerine katılırdı.

  4. Sâd suresi, 20. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 20. ayet. وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ

    Diyanet İşleri

    Biz Davud'un mülkünü güçlendirdik, ona hikmet ve hakla batılı ayıran söz (hüküm verme) yeteneği verdik.

    Mehmet Okuyan

    Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, ona hikmet (doğru hüküm verme yeteneği) ve güzel konuşabilme (özelliği) vermiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    Biz de onun iktidarını sağlama aldık; zira ona adaletle hükmedecek muhakeme ve anlaşmazlıkları sona erdirecek yeteneği vermiştik.

    Muhammed Esed

    Biz de (buna karşılık) o'nun otoritesini güçlendirmiş ve kararlarında hikmet ve basiret üzere olmasını sağlamıştık.

    Ahmed Hulusi

    Onun mülkünü (hükümranlığını) kuvvetlendirdik ve Ona Hikmet (sebepler ilmi) ve Fasl-ul Hitab (doğruyla yanlışı en mantıklı şekilde hemen ayıran muhakeme kuvvesi) verdik.

    Ali Bulaç

    Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik.

    Ali Özek ve heyeti

    Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş, ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.

    Ali Rıza Safa

    Onun yönetimini güçlendirmiş ve Ona, hem bilgelik hem de etkili bir anlatım yetisi vermiştik.

    Bayraktar Bayraklı

    Onun mülkünü güçlendirdik. Kendisine hikmet ve güzel konuşma vermiştik.

    Edip Yüksel

    Yönetimini güçlendirdik; ona bilgelik ve çok iyi bir yargılama gücü verdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yönetimini güçlendirdik; ona bilgelik ve çok iyi bir yargılama gücü verdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hem mülkünü güçlendirmiş, hem de kendisine hikmet ve hakkı batıldan ayırt etme kabiliyeti vermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem mülkünü kuvvetlendirmiştik, hem de kendisine hıkmet ve fasl-ı hıtab vermiştik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onun gücünü pekiştirdik. Ona hikmeti dipnot 1 ve fesle-l hitabı dipnot 2 verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hikmet, engel olmak demektir. Yanlışa, sapkınlığa engel olma bilgisi, bilgeliği. Sağlıklı düşünme, gerçeği kavrama, doğru yargıda bulunma yetisi. En doğru yöntem. Hikmetin ayrıca yargılama, karar, güçlendirme, sağlamlaştırma, bilme, bilge olma, hakem, hakim, hüküm, hükümdar, hükümet, mahkeme, mahkum, tahakküm, istihkam, gibi anlamları bulunmaktadır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Hakk'ı Batıl'dan ayıran sözü söyleme yeteneği. Etkili hitap etme.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onun gücünü pekiştirdik. Ona hikmeti dipnot 1 ve fasl-ı hitabı dipnot 2 verdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Baskı, zulüm, fitne ve fesadı engellemek için konulan yasa, kural ve ilkeler. Sağlıklı düşünme, gerçeği kavrama, doğru hüküm verme yetisi. Yargı, yargılama, karar, güçlendirme, sağlamlaştırma.
    2. metne dön, dipnot 2
      Hakk'ı Batıl'dan ayıran sözü söyleme yeteneği.

    Gültekin Onan

    Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım çarpıcılığını vermiştik.

    Hasan Basri Çantay

    Onun mülkünü de kuvvetlendirdik. Ona hikmet ve fasl-ı Kitab verdik.

    İbni Kesir

    Onun mülkünü pekiştirmiş, kendisine hikmet ve kesin söz söyleme hakkı vermiştik.

    Mehmet Alagaş

    (12-20) Onlardan önce Nuh kavmi yalanladı ve Âd ve kazık işke ncesi yapan Firav un ve Semud ve kavmi ve Eyke halkları işte hizipler / gruplar bunlardır. Hepsi de elçileri yalanladılar ve de azabımı hak ettiler. Bunlar da (senin kavmin de) tek bir naranın / sesin gelmesin i mi bekliyorlar? Ki onda (o seste) geri çevirme / geciktirme yok . Dediler ki, Rabbimiz, hesap gününden önce bize payımızı / bize vereceğini acilleştir de ver. (Cahil cesareti) Onların dediklerine sabret ve kuvvetli Davut kulumuzu hatırla. Muhakkak ki O, çok yönelirdi. (Çok başvuruda bulunurdu) Dağları onun emrine verdik / musahhar kıldık. Onunla beraber akşam ve sabah (İşrak vakti) üstün tutarlardı / tesbih ederlerdi. Toplu haldeki / sürü haldeki kuşlar, hepsi O'na / Allah’a yönelirdi. Saltanatını da / m ülkünü şiddetlendirdik ve ona hikmeti / (niçin ilmini, gerekçelendirmeyi) ve ayrık konuşmayı verdik (Anlaşmazlıkları giderici ikna edici konuşma yeteneği)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiştik. Ona hikmet ve kesin hüküm kabiliyeti vermiştik.

    Süleyman Ateş

    Onun mülkünü güçlendirmiştik, kendisine hikmet (peygamberlik, yüksek bilgi, hakkı batıldan ayırma, davaları çözme) ve açık, güzel konuşma (yeteneği) vermiştik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İktidarını güçlendirdik. Ona hikmet (doğru karar verme) ve etkili konuşma yeteneği vermiştik.

    Şaban Britch

    Onun (Davud'un) mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmeti ve açık/güzel konuşmayı vermiştik

    Şaban Piriş

    Onun iktidarını güçlendirmiş, ona hikmet ve açık sözlülük vermiştik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Mülk ve yönetimini güçlendirmiştik. Kendisine hikmet ve hakla batılı ayıran söz etme yeteneği vermiştik.

  5. Sâd suresi, 21. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 21. ayet. وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ

    Diyanet İşleri

    Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

    Mehmet Okuyan

    Mabedin (duvarlarına) tırmanan davacıların haberi sana ulaştı (değil) mi?'

    Mustafa İslamoğlu

    Sen davacıların kıssasından haberdar oldun mu? Hani onlar mabedin inziva hücresinin (duvarına) tırmanmışlardı.

    Muhammed Esed

    Davacıların kıssasından haberin oldu mu? (Davud'un ibadet ettiği) mabedin duvarlarına tırmanan (iki kişinin kıssasından)?

    Ahmed Hulusi

    Sana o tartışmanın haberi geldi mi? Hani duvarı tırmanıp mabede ulaştılar.

    Ali Bulaç

    Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı.

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanıp,

    Ali Rıza Safa

    Davacıların haberi, sana geldi mi? Tapınağın duvarına tırmanmışlardı.

    Bayraktar Bayraklı

    Sana o davacıların öyküsü geldi mi? Hani mabedinin duvarına tırmanmışlardı.

    Edip Yüksel

    Davacıların haberi sana ulaştı mı? Hani mabedine tırmanmışlardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Davacıların haberi sana ulaştı mı? Hani mabedine tırmanmışlardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Birde davacıların kıssası geldi mi sana? Hani surdan aşarak mihraba ulaşmışlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de hasım kıssası geldi mi sana? Hani surdan mihraba aştıkları vakıt

    Erhan Aktaş

    Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Birbirleriyle davalıların haberi sana geldi mi? Duvarı aşarak mihraba gelmişlerdi!

    Gültekin Onan

    Sana o davacıların haberi geldi mi? Hani mihraba (Davud'un bulunduğu yere girmek için) yüksek duvardan tırmanmışlardı.

    Hasan Basri Çantay

    Sana o da'vacıların haberi geldi mi? Hani onlar dıvardan mescide tırmanmışlardı.

    İbni Kesir

    Sana davacıların haberi ulaştı mı? Hani onlar ma'bedin duvarına tırmanmışlardı.

    Mehmet Alagaş

    (21-26) Kavgalıların / Hasımların haberi sana verildi mi? Bir vakit m ihraba tırmanıp aştı lar ve D avut’un da yanına girdiler. Onlardan ürktü, Dediler ki korkma biz iki kavgalıyız / hasımız birimiz birimizin hakkında haddi aştı, hakikatli bir şekilde aramızda hükmet. Aşırıya gitme ve bizi yolun ortasına ilet / yönlendir. İşte bu benim kardeşim, onun doksan dokuz koyunu benim bir koyunum var. Onu benim kefaletime ver / himayeme ver dedi. Hitabıyla / söylemiyle beni yendi . Dedi ki kesin olan şu ki, koyununu koyunlarına katma isteği ile sana zulmetti. Muhakkak ki malları karıştırmak / biraraya getirmek isteyenlerin ekserisinde bazısı bazısının haddini aşar. İman edenler ve salih amel işleyenler hariç ki onlar da azınlıktır. Davud onu denediğimizi / sınadığımızı sandı ve R abbinden bağışlanma diledi. / istiğfar etti. R ükû ederek kapandı ve yöneldi. (Koyunların kefaletini / sorumluluğunu istemek mülkiyetini istemek değil ki niyet mi okudun) Onu böyle bağışladık ve muhakkak ki onun yanımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri var. Ey Davud! Muhakkak ki seni arzda devralan yaptık / halife yaptık. İnsanlar arası gerçek ile hükmet ve keyfine / hevana uyma ki seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar duvarı aşarak mabede girmişlerdi.

    Süleyman Ateş

    Sana davacıların haberi geldi mi? Hani odasının duvarına tırmanmışlardı,

    Süleymaniye Vakfı

    Şu davacıların (ve onlarla birlikte olanların) dipnot 1 haberi sana geldi mi? Bir gün onlar has odaya dipnot 2 sızmışlardı dipnot 3 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu surenin 23. Ayetine göre davacılar kendilerini iki kardeş olarak tanıtmıştır. Has odaya sızanlarla ilgili fiil çoğul şahısla çekimlenmiştir. Arap dilinde çoğul, üç ve daha fazlasını gösterdiğinden davacıların yanında başkalarının da olduğu açıktır. Türk dilinde iki kişi de çoğul sayıldığından yanlış anlamayı önlemek için meale "onlarla birlikte olanların" ifadesi eklenmiştir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Has oda anlamını verdiğimiz mihrab; oda, hünkar mahfili, başoda, sultanın tek başına kaldığı has oda, harem dairesi, insanların oturduğu ve toplandığı yer vs. anlamlarda kullanılır (Lisan'ul-Arab ve el-Kamus'ul-Muhit) (Meryem 19/11, Sad 38/21). Davud aleyhisselam o ülkenin sultanı olduğu için burada uygun olan "has oda" anlamıdır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bunlar insan suretine girmiş melekler olmalıdır. Tüm koruma duvarlarını aşarak Davud aleyhisselamın has odasına sızmaları ve ona emredici tarzda hitap etmeleri, sonunda Davud'un (a.s.), bunun Allah'ın bir imtihanı olduğunu anlayıp bağışlanma dilemesi ve rükuya kapanması bunu teyit etmektedir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Davacıların haberi sana geldi değil mi? Hani surlardan iç odaya sızmışlardı.

    Şaban Britch

    Sana o davacıların haberi gelmedi mi? Hani ma'bed(in duvarın)a tırmanmışlardı.

    Şaban Piriş

    Sana o davacıların haberi gelmedi mi? Hani duvara tırmanmışlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Geldi mi sana, o çekişme hikayesinin haberi? Hani, o hasımlar, duvarı aşarak mihraba ulaşmışlardı.

  6. Sâd suresi, 22. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 22. ayet. إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ

    Diyanet İşleri

    Hani Davud'un yanına girmişlerdi de Davud onlardan korkmuştu. Onlar, "Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Davud'un (yanına) girdiklerinde (Davud) onlardan korkmuştu. Onlar da "Korkma! Biz bir kısmı diğer kısmına haksızlık eden iki davacıyız; aramızda adaletle hükmet! Haksızlık etme; bize doğru yolu göster!" demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Yanına aniden girdiklerini görünce Davud onlardan dolayı telaşa kapıldı. Onlar "Korkma!" dediler, "Biz (sadece) iki davalıyız; birimiz diğerinin hakkına tecavüz etti: şimdi sen aramızdan hakkaniyetle karar ver ve doğrudan ayrılma; bize de doğru yolu göster!

    Muhammed Esed

    Davud, onları yanında görünce telaşlanıp korktu; bunun üzerine: "Korkma!" dediler, "Biz (sadece) iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkına tecavüz etti, şimdi aramızda adaletle karar ver, doğrudan ayrılma ve (ikimize) dürüstlük yolunu göster".

    Ahmed Hulusi

    Hani ansızın Davud'un yanına girmişlerdi de bu yüzden onlardan ürkmüştü. . . Dediler ki: "Korkma, biz iki davacıyız: Bazımız bazımıza (çoğul kapsamlı ifade) zulmetti. . . O halde aramızda HAKK olarak hükmet, haksızlık etme ve bizi yolun tam ortasına yönlendir. "

    Ali Bulaç

    Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip ilet."

    Ali Özek ve heyeti

    Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud onlardan korkmuştu. «Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster» dediler.

    Ali Rıza Safa

    Davut'un yanına girdiklerinde, onlardan korkmuştu. "Korkma!" demişlerdi; "Biz, iki davacıyız; birimiz, diğerimize haksızlık yaptı. Artık, aramızda adaletle yargı ver ve haksızlık yapma; bize, orta yolu bul!" dipnot 383

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 383
      Davut peygamberin adaleti, Tevrat,
      I. Tarihler 18:14 — Eski Ahit, 1. Tarihler; alıntıyı aç

      Eski Ahit · 1. Tarihler 18:14

      Bütün İsrailde krallık yapan Davut halkına doğruluk ve adalet sağladı.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ayetinde, şöyle yazılıdır: "Tüm İsrail'de krallık yapan Davut, halkına doğruluk ve adalet sağladı."

    Bayraktar Bayraklı

    Ansızın Davud'un yanına girdiklerinde, onlardan korktu. Onlar şöyle demişlerdi: "Korkma, birbirine haksızlık etmiş iki davalıyız. Aramızda adaletle hükmet, adaletten ayrılma, bizi doğru çözüme ulaştır."

    Edip Yüksel

    Davud'un yanına girdiklerinde onlardan irkilmişti. "Korkma" demişlerdi, "Birbirinin hakkını çiğneyen iki davacı... Aramızda gerçeğe göre hüküm ver, haksızlık etme. Bize yolun ortasını göster."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Davud'un yanına girdiklerinde onlardan irkilmişti. 'Korkma' demişlerdi, 'Bir birinin hakkını çiğneyen iki davacı... Aramızda gerçeğe göre hüküm ver, haksızlık etme. Bize yolun ortasını göster.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O zaman Davud'un yanına giriverdiler de onlardan telaşa düştü. Ona "Korkma!" dediler, "biz iki davacıyız, birimiz diğerinin hakkına tecavüz etti. Şimdi sen aramızda doğrulukla hükmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O vakıt Davudun üzerine giriverdiler de onlardan telaşa düştü, korkma dediler: iki hasmız, ba'zımız ba'zımıza tecavüz etti, şimdi sen aramızda hakk ile hukmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar

    Erhan Aktaş

    Davud'un yanına girdiklerinde o, onlardan korktu. "Korkma! İki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Şimdi sen, hakkımızda hakk ile hüküm ver. Haksızlık etme. Bize makul olan yolu göster." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Davud'un yanına girdiklerinde o, onlardan korktu. "Korkma! İki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Şimdi sen, hakkımızda hakk ile hüküm ver. Haksızlık etme. Bize makul olan yolu göster." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Davud'un yanına girdiklerinde o, onlardan korktu. "Korkma! İki davacıyız. Birimiz ötekine haksızlık etti. Şimdi sen, hakkımızda hakk ile karar ver. Haksızlık etme. Bize makul olan yolu göster." dediler.

    Gültekin Onan

    Davud'a girdiklerinde, o, onlardan ürkmüştü; dediler ki: "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize haksızlıkta bulundu. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yolun ortasına yöneltip ilet."

    Hasan Basri Çantay

    O vakit Davudun karşısına girivermişlerdi de o, bunlardan telaşa düşmüşdü. "Korkma, dediler, (biz) iki da'vacı (yız). Birimiz ötekimin hakkına) tecavüz etdi. Şimdi sen aramızda adaletle hükmet. Aşırı gitme. Bizi doğru yolun ortasına çıkar".

    İbni Kesir

    Davud'un yanına girmişlerdi de o, kendilerinden ürkmüştü. Demişlerdi ki: Korkma, iki davacı; birimiz birimizin hakkına tecavüz etti. Sen, aramızda hak ile hüküm ver. Ve ondan ayrılma. Bizi, doğru yolun ortasına ilet.

    Mehmet Alagaş

    (21-26) Kavgalıların / Hasımların haberi sana verildi mi? Bir vakit m ihraba tırmanıp aştı lar ve D avut’un da yanına girdiler. Onlardan ürktü, Dediler ki korkma biz iki kavgalıyız / hasımız birimiz birimizin hakkında haddi aştı, hakikatli bir şekilde aramızda hükmet. Aşırıya gitme ve bizi yolun ortasına ilet / yönlendir. İşte bu benim kardeşim, onun doksan dokuz koyunu benim bir koyunum var. Onu benim kefaletime ver / himayeme ver dedi. Hitabıyla / söylemiyle beni yendi . Dedi ki kesin olan şu ki, koyununu koyunlarına katma isteği ile sana zulmetti. Muhakkak ki malları karıştırmak / biraraya getirmek isteyenlerin ekserisinde bazısı bazısının haddini aşar. İman edenler ve salih amel işleyenler hariç ki onlar da azınlıktır. Davud onu denediğimizi / sınadığımızı sandı ve R abbinden bağışlanma diledi. / istiğfar etti. R ükû ederek kapandı ve yöneldi. (Koyunların kefaletini / sorumluluğunu istemek mülkiyetini istemek değil ki niyet mi okudun) Onu böyle bağışladık ve muhakkak ki onun yanımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri var. Ey Davud! Muhakkak ki seni arzda devralan yaptık / halife yaptık. İnsanlar arası gerçek ile hükmet ve keyfine / hevana uyma ki seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dâvud’un yanına gitmişlerdi de, Dâvud onlardan korkmuştu. "Korkma! Biz birbirine hasım iki davacıyız. Aramızda adaletle hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu göster." dediler.

    Süleyman Ateş

    Davud'un yanına girmişlerdi de (Davud) onlardan korkmuştu: "Korkma, dediler, biz iki davacıyız. Birimiz, ötekinin hakkına saldırdı. Şimdi sen aramızda hak ile hükmet, (adaletten ayrılıp bize) zulmetme. Bizi yolun ortasına (adalete) götür."

    Süleymaniye Vakfı

    Davud'un yanına girdiklerinde, onlardan dolayı telaşa kapıldı. Onlar şöyle dediler. "Korkma! Biz davacı iki tarafız; birimiz ötekinin hakkına girdi. Sen aramızda doğru karar ver, haksızlık etme! Bize doğru yolu göster.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Davut, onları birden karşısında görünce telaşa kapıldı. "Korkma, dediler. Biz davalı iki tarafız; birimiz ötekinin hakkına girdi; aramızda doğru karar ver, taşkınlık etme. Bize doğru yolu göster.

    Şaban Britch

    Davud’un yanına girmişlerdi. Davut da onlardan korkmuştu. Korkma, dediler. Birbirinin hakkına saldırmış iki davacıyız. Aramızda hak ile hüküm ver. Zulmetme. Bize doğru yolu göster.

    Şaban Piriş

    Davud'un yanına girmişlerdi. Davut da onlardan korkmuştu. -Korkma, dediler. Birbirinin hakkını yemiş iki davacıyız. Aramızda hakkıyla hüküm ver. Hak'tan ayrılma. Bize orta yolu buldur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Davud'un yanına girmişlerdi de onlardan korkmuştu. "Korkma!" dediler, "biz iki davacıyız. Birimiz ötekinin hakkını çiğnedi. Şimdi sen, aramızda hak ile hükmet, adaletsizlik etme. Bizi yolun denge noktasına ilet.!"

  7. Sâd suresi, 23. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 23. ayet. إِنَّ هَٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ

    Diyanet İşleri

    İçlerinden biri şöyle dedi: "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken 'Onu da bana ver' dedi ve tartışmada beni bastırdı."

    Mehmet Okuyan

    (Davalılardan biri): "Şüphesiz ki bu benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. (Durum) böyleyken ‘Onun (bakımını) bana ver!' dedi ve hitapta bana üstün geldi (beni ikna etti)." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada anlatılan olayın Hz. Davud'un bir ordu komutanının eşini almak için bir hile yaptığı şeklinde Kitab-ı Mukaddes kaynaklı iftiralarla uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. Böyle iddia bir peygambere atılabilecek korkunç bir iftiradan başka bir şey değildir.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte bu benim kardeşim; onun doksan dokuz koyunu var, benimse yalnızca bir tek koyunum; buna rağmen o, "Onu da bana ver" dedi ve dediğini zorla yaptırdı.

    Muhammed Esed

    "Bu benim kardeşim: Onun doksandokuz koyunu var, benimse (sadece) bir koyunum; buna rağmen, 'onu bana ver' dedi ve bu tartışmada bana zorla dediğini yaptırdı".

    Ahmed Hulusi

    "Muhakkak ki şu benim kardeşimdir. . . Onun doksan dokuz koyunu var, benim ise bir tek koyunum var. . . Böyle iken 'Onu bana ver' dedi ve dediğini yaptırdı!"

    Ali Bulaç

    "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "Onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi."

    Ali Özek ve heyeti

    (Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken «Onu da bana ver» dedi ve tartışmada beni yendi.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, işte bu, benim kardeşimdir. Onun, doksan dokuz koyunu var; benim ise bir koyunum var. Buna karşın; ‘Onu da bana ver!' dedi ve tartışmada bana üstün geldi!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bu benim kardeşimdir. Onun doksandokuz koyunu, benim de bir koyunum var. 'Onu da bana ver' dedi ve beni konuşmada yendi."

    Edip Yüksel

    "Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, "Onu da bana ver" dedi ve tartışmada bana üstün geldi. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak 74:30.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, 'Onu da bana ver,' dedi ve tartışmada bana üstün geldi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    "Şu benim kardeşim, onun doksan dokuz kişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken; "Onu da bana bırak" dedi. Ve beni söyleşmede (tartışmada) yendi." diye anlattı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şu benim biraderim onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken "bırak onu bana" dedi ve beni söyleşmede yendi

    Erhan Aktaş

    "Bu benim kardeşim. dipnot 1 Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir tek koyunum var. Buna rağmen onu da kendisine vermemi istedi ve tartışmamızda bana üstünlük sağladı. dipnot 2 "

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ortağım. Bir sonraki ayette de kardeşten kastın ortak olduğu anlaşılmaktadır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Verilen örnekle ifade edilmek istenen konu şudur: Kardeşim (arkadaşım, ortağım, tanıdığım) çok varlıklı, zengin ve güçlü bir kimse, ben ise güçsüz ve yoksul bir kimseyim. Bundan dolayı da ona karşı çıkma gücü ve cesaretini kendimde bulamıyorum. Vereceğin kararla beni ve benim gibi güçsüz olanları koru, bize haksızlık yapılmasını engelle.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bu benim kardeşim dipnot 1 Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir tek koyunum var. Buna rağmen onu da kendisine vermemi istedi ve tartışmamızda bana üstünlük sağladı. dipnot 2 "

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ortağım. Bir sonraki ayette de kardeşten kastın ortak olduğu anlaşılmaktadır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Verilen örnekle ifade edilmek istenen konu şudur: Kardeşim (arkadaşım, ortağım, tanıdığım) çok varlıklı, zengin ve güçlü bir kimse, ben ise güçsüz ve yoksul bir kimseyim. Bundan dolayı da ona karşı çıkma gücü ve cesaretini kendimde bulamıyorum. Vereceğin kararla beni ve benim gibi güçsüz olanları koru, bize haksızlık yapılmasını engelle.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu benim kardeşim dipnot 1 Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir tek koyunum var. Buna rağmen onu da kendisine vermemi istedi ve tartışmamızda bana üstünlük sağladı. dipnot 2

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ortağım. Bir sonraki ayette de kardeşten kastın ortak olduğu anlaşılmaktadır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Verilen örnekle ifade edilmek istenen konu şudur: Kardeşim (arkadaşım, ortağım, tanıdığım) çok varlıklı, zengin ve güçlü bir kimse, ben ise güçsüz ve yoksul bir kimseyim. Bundan dolayı da ona karşı çıkma gücü ve cesaretini kendimde bulamıyorum. Vereceğin kararla beni ve benim gibi güçsüz olanları koru, bize haksızlık yapılmasını engelle.

    Gültekin Onan

    "Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen "onu da benim payıma (koyunlarıma) kat" dedi ve bana, konuşmada üstün geldi."

    Hasan Basri Çantay

    (İçlerinden biri): "Şu benim biraderimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu var. Benim ise birtek dişi koyunum var. Böyle iken "Onu bana ver (de bakayım)" dedi, mücadelede beni yendi".

    İbni Kesir

    Gerçekten bu, kardeşimdir. Onun doksan dokuz dişi koyunu, benim de bir tek dişi koyunum var. Onu bana ver, dedi ve söyleşmede beni yendi.

    Mehmet Alagaş

    (21-26) Kavgalıların / Hasımların haberi sana verildi mi? Bir vakit m ihraba tırmanıp aştı lar ve D avut’un da yanına girdiler. Onlardan ürktü, Dediler ki korkma biz iki kavgalıyız / hasımız birimiz birimizin hakkında haddi aştı, hakikatli bir şekilde aramızda hükmet. Aşırıya gitme ve bizi yolun ortasına ilet / yönlendir. İşte bu benim kardeşim, onun doksan dokuz koyunu benim bir koyunum var. Onu benim kefaletime ver / himayeme ver dedi. Hitabıyla / söylemiyle beni yendi . Dedi ki kesin olan şu ki, koyununu koyunlarına katma isteği ile sana zulmetti. Muhakkak ki malları karıştırmak / biraraya getirmek isteyenlerin ekserisinde bazısı bazısının haddini aşar. İman edenler ve salih amel işleyenler hariç ki onlar da azınlıktır. Davud onu denediğimizi / sınadığımızı sandı ve R abbinden bağışlanma diledi. / istiğfar etti. R ükû ederek kapandı ve yöneldi. (Koyunların kefaletini / sorumluluğunu istemek mülkiyetini istemek değil ki niyet mi okudun) Onu böyle bağışladık ve muhakkak ki onun yanımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri var. Ey Davud! Muhakkak ki seni arzda devralan yaptık / halife yaptık. İnsanlar arası gerçek ile hükmet ve keyfine / hevana uyma ki seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bu benim kardeşimdir, onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. "Onu da bana ver.” Dedi ve tartışmada beni bastırdı."

    Süleyman Ateş

    "Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana ağır bastı (onunla baş edemedim.)"

    Süleymaniye Vakfı

    Bu, benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. 'Onun bakımını benim sorumluluğuma bırak' dedi ve konuşmasıyla beni bastırdı."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Bu, benim kardeşimdir; onun doksan dokuz koyunu, benim bir koyunum var; onu ben koruyayım dedi ve konuşmasıyla beni bastırdı."

    Şaban Britch

    Bu benim kardeşimdir, onun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. “Onu da bana ver” dedi ve konuşmada bana üstün geldi.

    Şaban Piriş

    -Bu benim kardeşimdir, O'nun doksan dokuz koyunu, benim ise tek bir koyunum var. "Onu da bana ver" dedi ve konuşmada bana üstün geldi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Şu benim kardeşimdir. Kendisinin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Buna rağmen, onu da bana ver dedi ve tartışmada bana galip geldi."

  8. Sâd suresi, 24. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 24. ayet. قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ secde ayeti

    Diyanet İşleri

    Davud dedi ki: "Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.

    Mehmet Okuyan

    (Davud şöyle demişti): "Şüphesiz ki (kardeşin) senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu iman edip iyi işler yapanlar hariç -ki böyleleri azdır- ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler." dipnot 1 Davud kendisini denediğimizi anlamış, dipnot 2 Rabbinden bağışlanma dileyerek eğilip boyun eğmiş dipnot 3 ve (Allah'a) yönelmişti.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Enbiyâ 21:78.
    2. metne dön, dipnot 2
      Hz. Davud'un denendiğini anlayıp Rabbinden bağışlanma dileğinde bulunmasının muhtemel sebebi, davalıların ikisini de dinlemeden karar vermesi veya bu kişilerle ilgili suç işlemeden onları cezalandırma düşüncesine sahip olması olabilir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bu ayet Kur'an'daki 14 [tilavet] secdesinden birisidir.

    Mustafa İslamoğlu

    (Davud) dedi ki: "Doğrusu bu kişi, senin koyununu alıp kendininkine katmakla sana zulmetmiş. Zaten toplumsal hayatı paylaşan insanlar (genellikle) birbirlerinin hakkına tecavüz ederler; iman edip dürüst ve erdemli davrananlar hariç: ama böyleleri, ne kadar da az. Derken Davut, bizim kendisini sınadığımızı fark etti; hemen Rabbinden af diledi ve baş eğip iki büklüm bir halde tevbe ederek O'na yöneldi.

    Muhammed Esed

    (Davud) dedi ki: "Bu (adam) senin koyununu kendininkiler arasına katmayı istemekle sana haksızlık yapmış! Zaten yakınların çoğu birbirlerine aynı şeyi yaparlar, (Allah'a) inanıp doğru ve yararlı işler yapanlar hariç. Böylesi de ne kadar az!" Davud, (bunları söylerken) Bizim kendisini sınadığımızı (birden) anladı; bunun üzerine Rabbinden günahını bağışlamasını diledi, secdeye kapandı ve tevbe ederek O'na yöneldi.

    Ahmed Hulusi

    (Davud) dedi ki: "Yemin olsun ki senin bir tek koyununu kendi koyunlarına katmakla sana zulmetmiş. . . Muhakkak ki çok yakın olanların birçoğu, birbirlerinin benzeri davranışlarda bulunurlar. . . Ancak iman edip imanın gereğini uygulayanlar böyle değildir. . . Fakat onlar da ne kadar azdır!" Davud kendisini imtihan ettiğimizi zannetti; bundan dolayı Rabbinden mağfiret diledi ve boyun eğerek yere kapandı ve O'na yöneldi! (24. ayet secde ayetidir. )

    Ali Bulaç

    (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip döndü.

    Ali Özek ve heyeti

    Dâvûd da şöyle demişti: "Senin koyunu kendi koyunlarına istemekle sana haksızlık etmiş. Ortakların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler; ancak îman edenler ve sâlih amel işleyenler hâriç; bunlar da ne kadar azdır!" Dâvûd, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Senin koyununu istemekle sana haksızlık yapmış; zaten ortakların çoğu, birbirine haksızlık yapar. İnanmış olarak erdemli edimler yapanlar böyle değildir; onlar da ne denli azdır!" Davut, kendisini sınadığımızı anladı. Bunun üzerine, Efendisinden bağışlanma diledi; eğilerek secdeye kapandı ve yöneldi.

    Bayraktar Bayraklı

    Davud, "Senden, koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle, sana haksızlık etmiştir. Ortaklardan birçoğu birbirinin haklarına tecavüz ederler. Ancak inanıp yararlı iş yapanlar hariç. Onlar da çok azdır" dedi. Davud, bizim kendisini denediğimizi anladı. Rabbinden bağışlanma diledi ve secdeye kapanarak tövbe etti.

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu, ortakçıların çoğu birbirinin hakkına el uzatır. Gerçeği onaylayıp erdemli davrananlar bunun dışındadır, onlar ise sayıca ne kadar azdır!" Davud, kendisini sınadığımızı sanarak bağışlanma diledi, eğildi ve tövbe etti. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu örnekte, Davud peygamber, şikayetçi tarafı dinledikten sonra duygularına kapılarak karar veriyor. Diğer tarafı dinlememesi büyük bir hata idi. Adalet, tek tarafı dinleyerek gerçekleşmez. Şikayetçi, olayı tek taraflı aktarabilir veya olayla ilgili bazı önemli detayları gizleyebilir. Davaya sosyal adalet kaygısıyla yaklaşılsa bile durum değişmez. Şikayetçi taraf çok büyük bir araziye, bağ ve bahçelere sahipken, diğer tarafın tüm varlığı yüz koyundan ibaret olabilirdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu, ortakçıların çoğu bir birinin hakkına el uzatır. İnanıp erdemli davrananlar bunun dışındadır, onlar ise sayıca ne kadar azdır!' Davud, kendisini sınadığımızı sanarak bağışlanma diledi, eğildi ve tevbe etti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Davut) dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten karışıkların (bir toplum içinde yaşayanların) çoğu biribirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az. Davut kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ederek (Allah'a) yöneldi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Dedi ki: doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zulmetmiş ve hakıkaten karışıkların çoğu birbirlerine tecavüz ediyorlar, ancak iyman edib de salah istiyenler başka, onlar da pek az, ve sanmıştı ki Davud kendisine sırf bir fitne yaptık, hemen rabbına istiğfar etti ve rüku' ederek yere kapanıb tevbe ile rücu' etti

    Erhan Aktaş

    "Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı dipnot 1 yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davud, kendisini fitnelendirdiğimizi dipnot 2 iyice anladı. Hemen Rabb'inden bağışlanma dipnot 3 diledi, ruku dipnot 4 ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi. dipnot 5

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bozuk olan şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, yapıcı olmak, düzeltmeye yönlendirmek, teşvik etmek.
    2. metne dön, dipnot 2
      Baskı ve zulüm. Samimiyet sınavı. Aldatma, aldatılma. Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. Fitne, "Altın, gümüş gibi değerli maddelerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz maddelerden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi işlemidir." Fitne, kişinin samimiyetinin iç yüzünün ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Haksızlık yapan kişi için.
    4. metne dön, dipnot 4
      Boyun eğip, itaat etmek. Tam teslim olmak.
    5. metne dön, dipnot 5
      Nebi Davud ile ilgili tefsir kitaplarında yer alan hikayelerin tamamı yalan ve iftiradır. Tamamı İsrailiyyat kaynaklıdır. Bu kaynaklarda, zani (zina eden erkek) olarak gösterilen Nebi Davud'u, Kur'an şu şekilde tanımlamaktadır: "Çok sabırlı kulumuz," "Evvab (sürekli Allah'a yönelen)," "Salihatı yapan, kendisine hikmet verilen, Allah'ın koruması altında bulunan, Allah katında güzel bir yere sahip olan." Davud Nebi, bu özellikleri ile Muhammed Nebi'ye örnek gösterilen bir şahsiyettir. Söz konusu 23. ve 24. ayetlerde Davud Nebi'nin iki tarafı dinlemeden karar vermesi eleştirilmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı dipnot 1 yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davud, kendisini fitnelendirdiğimizi dipnot 2 iyice anladı. Hemen Rabbinden bağışlanma dipnot 3 diledi, ruku dipnot 4 ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi. dipnot 5

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bozuk olan şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, yapıcı olmak, düzeltmeye yönlendirmek, teşvik etmek.
    2. metne dön, dipnot 2
      Baskı ve zulüm. Samimiyet sınavı. Aldatma, aldatılma. Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. Fitne, "Altın, gümüş gibi değerli maddelerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz maddelerinden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi işlemidir." Fitne sözcüğü, kişinin samimiyetinin iç yüzünün ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Haksızlık yapan kişi için.
    4. metne dön, dipnot 4
      Boyun eğip, itaat etmek. Tam teslim olmak.
    5. metne dön, dipnot 5
      Nebi Davud ile ilgili tefsir kitaplarında yer alan hikayelerin tamamı yalan ve iftiradır. Tamamı İsrailiyyat kaynaklıdır. Bu kaynaklarda, zani (zina eden erkek) olarak gösterilen Nebi Davud'u, Kur'an şu şekilde tanımlamaktadır: "Çok sabırlı kulumuz, " "Evvab (sürekli Allah'a yönelen), " "Salihatı yapan, kendisine hikmet verilen, Allah'ın koruması altında bulunan, Allah katında güzel bir yere sahip olan." Nebi Davud, bu özellikleri ile Nebi Muhammed'e örnek gösterilen bir şahsiyettir. Söz konusu
    6. metne dön, dipnot 6
      ve
    7. metne dön, dipnot 7
      ayetlerde Davud Nebi'nin iki tarafı dinlemeden karar vermesi eleştirilmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ant olsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı dipnot 1 yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!" dedi. Davud, kendisini fitnelendirdiğimizi dipnot 2 iyice anladı. Hemen Rabb'inden bağışlanma dipnot 3 diledi, rüku dipnot 4 ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi. dipnot 5

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Salihatı yapmak; bozuk olan şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, yapıcı olmak, düzeltmeye yönlendirmek, teşvik etmek demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Onu, arı duru hale getirdiğimizi anladı. Fitne: Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. ‘Anlamı, "altın, gümüş gibi değerli madenlerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz madenlerden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi" işlemidir.' Fitne sözcüğü, kişinin samimiyetinin, iç yüzünün ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Haksızlık yapan kişi için.
    4. metne dön, dipnot 4
      Boyun eğip, itaat etmek. Tam teslim olmak.
    5. metne dön, dipnot 5
      Nebi Davud ile ilgili tefsir kitaplarında yer alan hikayelerin tamamı yalan ve iftiradır. Tamamı İsrailiyat kaynaklıdır. Bu kaynaklarda, zani(zina eden erkek) olarak gösterilen Nebi Davud'u, Kur'an şu şekilde tanımlamaktadır: "Çok sabırlı kulumuz," "Evvab (sürekli Allah'a yönelen)," "Salihatı yapan, kendisine hikmet verilen, Allah'ın koruması altında bulunan, Allah katında güzel bir yere sahip olan." Nebi Davud, bu özellikleri ile Nebi Muhammed'e örnek gösterilen bir şahsiyettir. "Söz konusu 23. ve 24. ayetlerde Davut Nebi'nin iki tarafı dinlemeden karar vermesi eleştirilmektedir."

    Gültekin Onan

    (Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak inanıp salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır." Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip döndü.

    Hasan Basri Çantay

    (Davud) dedi: "Andolsun ki o, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına (katmak) istemesiyle sana zulmetmişdir. Gerçek (mallarını birbirine) katıb karışdıran (ortak) ların çoğu mutlakaa birbirine haksızlık eder. İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar müstesna. (Fakat) bunlar da ne kadar azdır". Davud sandı ki biz kendisine mutlakaa bir azab (süikasd) hazırladık. Bunun üzerine o, rabbinden setr (ü himaye) edilmesini istedi, rüku' ile yere kapanıb (Allaha) döndü.

    İbni Kesir

    O da dedi ki: Senin dişi koyununu, kendi dişi koyunlarına katmak için istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirinin hakkına tecavüz eder. Ancak inanmış olup salih ameller işleyenler müstesnadır. Ama onlar pek azdır. Davud, kendisini imtihan ettiğimizi zannederek Rabbından mağfiret diledi. Rukua kapanarak Allah'a yöneldi.

    Mehmet Alagaş

    (21-26) Kavgalıların / Hasımların haberi sana verildi mi? Bir vakit m ihraba tırmanıp aştı lar ve D avut’un da yanına girdiler. Onlardan ürktü, Dediler ki korkma biz iki kavgalıyız / hasımız birimiz birimizin hakkında haddi aştı, hakikatli bir şekilde aramızda hükmet. Aşırıya gitme ve bizi yolun ortasına ilet / yönlendir. İşte bu benim kardeşim, onun doksan dokuz koyunu benim bir koyunum var. Onu benim kefaletime ver / himayeme ver dedi. Hitabıyla / söylemiyle beni yendi . Dedi ki kesin olan şu ki, koyununu koyunlarına katma isteği ile sana zulmetti. Muhakkak ki malları karıştırmak / biraraya getirmek isteyenlerin ekserisinde bazısı bazısının haddini aşar. İman edenler ve salih amel işleyenler hariç ki onlar da azınlıktır. Davud onu denediğimizi / sınadığımızı sandı ve R abbinden bağışlanma diledi. / istiğfar etti. R ükû ederek kapandı ve yöneldi. (Koyunların kefaletini / sorumluluğunu istemek mülkiyetini istemek değil ki niyet mi okudun) Onu böyle bağışladık ve muhakkak ki onun yanımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri var. Ey Davud! Muhakkak ki seni arzda devralan yaptık / halife yaptık. İnsanlar arası gerçek ile hükmet ve keyfine / hevana uyma ki seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dâvud: "Koyununu kendi koyunları arasına katmak istemekle sana haksızlık etmiş. Zaten ortakların çoğu, birbirlerine zulmeder. Ancak iman eden salih amellerde bulunanlar müstesna. Bunlar da ne kadar azdır!" dedi. Dâvud, kendisini imtihan ettiğimizi anlamış ve Rabbinden bağışlanma dileyerek secdeye kapanmış ve O’na yönelmişti.

    Süleyman Ateş

    (Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü.

    Süleymaniye Vakfı

    Davud (diğer tarafı dinlemeden) dedi ki: "Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana gerçekten haksızlık etmiş. Zaten ortakların çoğu, kesinlikle birbirlerinin hakkına girerler. İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar öyle yapmazlar ama onlar da pek azdır." Davud kendisini imtihandan geçirdiğimizi anladı ve hemen Rabbinden bağışlanma diledi, rükuya kapandı ve (Rabbine) yöneldi dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Davud aleyhisselamın, karşı tarafı dinlemeden ve olayı iyice incelemeden acele ile hüküm vermesi yanlıştı. Çünkü ortada, yapılan bir haksızlık veya ortaklık teklifi yoktu. Haksızlık ettiği iddia edilen kardeş, sadece diğerinin koyununun bakımını üstlenmek istemiştir. Tek koyunun bakımının zorluğu nedeniyle bu teklif aslında koyun sahibinin lehinedir. Davud aleyhisselam daha sonra yanlış yaptığını anlamış ve imtihandan geçirildiğini görerek Allah'a yönelmiştir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Davut (konuyu anlamadan) dedi ki "Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemesi yanlıştır. Çünkü malları karışmış olanların çoğu birbirlerinin hakkına girerler. İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar, öyle yapmazlar ama onlar da pek azdır dipnot 1 ." Davut, sınandığını dipnot 2 anladı. Hemen Rabbinde(Sahibinden) bağışlanma diledi, secdeye kapandı ve bütün samimiyetiyle ona yöneldi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Davut aleyhisselamın yaklaşımı yanlıştı. Çünkü tek koyuna bakmak zordur. Onu kardeşinin koyunlarına katması kendini rahatlatır. Ortada bir mağduriyet olmadığından yapılan şikayet yerinde değildir.
    2. metne dön, dipnot 2
      iltifat

    Şaban Britch

    Davut: Koyununu kendi koyunları arasına katmak istemekle sana haksızlık etmiş. Zaten ortakların çoğu, birbirlerine zulmeder. Ancak iman eden salih amellerde bulunanlar hariç. Bunlar da ne kadar az! Davut, kendisini imtihan ettiğimizi anlamış ve Rabbinden bağışlanma dileyerek secdeye kapanmış ve O’na yönelmişti.

    Şaban Piriş

    Davut: -Koyununu kendi koyunları arasına katmak istemekle sana haksızlık etmiş. Zaten ortakların çoğu, birbirinin hakkına tecavüz eder. Ancak iman eden ve doğruları yapanlar hariç... Bunlarda ne kadar az! Davut, kendisini imtihan ettiğimizi anlamış ve Rabbi'nden bağışlanma dileyerek secdeye kapanmış ve O'na yönelmişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Davud dedi ki: "Vallahi, senin bir tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiş. Zaten ortaklardan birçoğu birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanlar böyle değildir. Ama onlar da pek azdır." Davud, kendisini imtihan ettiğimizi düşündü; hemen Rabbinden af diledi; rüku ederek yerlere eğildi ve Allah'a yöneldi.

  9. Sâd suresi, 25. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 25. ayet. فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ

    Diyanet İşleri

    Biz de bunu ona bağışladık. Şüphesiz katımızda onun için bir yakınlık ve dönüp geleceği güzel bir yer vardır.

    Mehmet Okuyan

    Biz de bu işte onu bağışlamıştık. Şüphesiz ki yanımızda onun için (özel) bir yakınlık ve güzel bir varış yeri vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve Biz de bu (hatasını) bağışladık: elbet onu, Bizim katımıza yakınlık ve güzel bir son beklemektedir.

    Muhammed Esed

    Biz de bu (günahı)nı bağışladık, (öteki dünyada) o'nu Bizim yakınlığımız ve menzillerin en güzeli beklemektedir.

    Ahmed Hulusi

    Bunun üzerine onu, Onun için mağfiret ettik. . . İndimizde Onun için yakınlık ve dönüşün güzeli var.

    Ali Bulaç

    Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun Bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.

    Ali Rıza Safa

    Böylece, Onu bağışladık. Kuşkusuz, katımızda, Onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır. dipnot 384

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 384
      Davut peygamberin secdeye kapanması, Tevrat,
      I. Samuel 20:41 — Eski Ahit, 1. Samuel; alıntıyı aç

      Eski Ahit · 1. Samuel 20:41

      Uşak gider gitmez, Davut taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere kapanarak üç kez eğildi. İki arkadaş birbirlerini öpüp ağladılar; ancak Davut daha çok ağladı.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ayetinde, şöyle yazılıdır: "Davut, taşın güney yanından ayağa kalktı ve yüzüstü yere kapanarak üç kez eğildi."

    Bayraktar Bayraklı

    Biz de onu, verdiği bu hükümden dolayı bağışladık. Katımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir yeri vardır.

    Edip Yüksel

    Böylece onu bağışladık. Yanımızda onun yakınlığı ve güzel bir yeri vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Böylece onu bağışladık. Yanımızda onun yakınlığı ve güzel bir yeri vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Biz de bu hatasını kendisine bağışladık. Gerçekten ona, yanımızda bir yakınlık ve akibet (dönüş) güzelliği vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Biz de onu kendisine mağfiret buyurduk ve hakıkat ona ındimizde kat'i bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği vardır

    Erhan Aktaş

    Böylece onu bundan dolayı bağışladık. Onun yanımızda yüksek konumu ve iyi bir sığınağı vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Böylece onu bundan dolayı bağışladık. Onun yanımızda yüksek konumu ve iyi bir sığınağı vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Böylece onu bundan dolayı bağışladık. Onun yanımızda yüksek konumu ve iyi bir sığınağı vardır.

    Gültekin Onan

    Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri (meab) vardı.

    Hasan Basri Çantay

    Biz de onu saalih (bir zat olarak) intihab etdik. Nezdimizde onun muhakkak bir yakınlığı ve bir akıbet güzelliği vardır.

    İbni Kesir

    Bunun üzerine Biz de onu bağışladık. Onun için şüphesiz ki katımızda yüksek bir makam ve güzel bir sonuç vardır.

    Mehmet Alagaş

    (21-26) Kavgalıların / Hasımların haberi sana verildi mi? Bir vakit m ihraba tırmanıp aştı lar ve D avut’un da yanına girdiler. Onlardan ürktü, Dediler ki korkma biz iki kavgalıyız / hasımız birimiz birimizin hakkında haddi aştı, hakikatli bir şekilde aramızda hükmet. Aşırıya gitme ve bizi yolun ortasına ilet / yönlendir. İşte bu benim kardeşim, onun doksan dokuz koyunu benim bir koyunum var. Onu benim kefaletime ver / himayeme ver dedi. Hitabıyla / söylemiyle beni yendi . Dedi ki kesin olan şu ki, koyununu koyunlarına katma isteği ile sana zulmetti. Muhakkak ki malları karıştırmak / biraraya getirmek isteyenlerin ekserisinde bazısı bazısının haddini aşar. İman edenler ve salih amel işleyenler hariç ki onlar da azınlıktır. Davud onu denediğimizi / sınadığımızı sandı ve R abbinden bağışlanma diledi. / istiğfar etti. R ükû ederek kapandı ve yöneldi. (Koyunların kefaletini / sorumluluğunu istemek mülkiyetini istemek değil ki niyet mi okudun) Onu böyle bağışladık ve muhakkak ki onun yanımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri var. Ey Davud! Muhakkak ki seni arzda devralan yaptık / halife yaptık. İnsanlar arası gerçek ile hükmet ve keyfine / hevana uyma ki seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Böylece onu bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda gerçekten bir yakınlığı ve varılacak güzel bir yeri vardır.

    Süleyman Ateş

    Biz de ondan bunu affettik. Yanımızda onun bir yakınlığı ve güzel bir geleceği vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Biz de onun yaptığını bağışladık. Şüphesiz onun için katımızda bir yakınlık ve varılacak güzel bir yer vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz de onun hatasını bağışladık. Katımızda bize daha yakın olma ve mutlu son onun hakkıdır.

    Şaban Britch

    İşte böylece biz onu bağışlamıştık. Katımızda onun için bir yakınlık ve varılacak güzel bir yeri vardır.

    Şaban Piriş

    İşte böylece biz onu bağışlamıştık. Katımızda onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek hazırlamıştık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz de ondan o günahı affettik. Katımızdan onun için bir yakınlık ve güzel bir gelecek var.

  10. Sâd suresi, 26. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 26. ayet. يَٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ

    Diyanet İşleri

    Ona dedik ki: "Ey Davud! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefis arzusuna uyma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli bir azap vardır."

    Mehmet Okuyan

    Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife (sorumlu olarak) görevlendirdik. dipnot 1 İnsanlar arasında adaletle hükmet! Arzu(n)a uyma; sonra (bu durum) seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık şiddetli bir azap vardır. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yüce Allah tıpkı Hz. Adem'e olduğu gibi Hz. Davud'a da hitap etmekte ve onu yeryüzünün halifesi yaptığını, yani onu halife olarak görevlendirdiğini ifade etmektedir. Yeryüzüne iyi insanların halife veya vâris kılınmalarıyla ilgili olarak Enbiyâ 21:105'te ve Nûr 25:55'te bilgi verilmektedir. Ayrıca Al-i İmrân 3:139'da da dolaylı bir bilgi vardır. Buna örnek olarak İsrailoğulları'nın durumuyla ilgili olmak üzere A‘râf 7:129 ve Kasas 28:5'te bir vaat, A‘râf 7:137 ve Duhân 44:26'da da bu vaadin gerçekleştirildiği ifadeleri yer almaktadır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:51; Tâhâ 20:126.

    Mustafa İslamoğlu

    (Ve nida ettik): "Ey Davud! Elbet sana yeryüzünde iktidarı Biz verdik: O halde insanlar arasında adaletle hükmet, (kimsenin) heva ve arzusuna kapılma ki, sonra seni Allah yolundan saptırırlar. Şu kesin ki Allah yolundan sapan kimseler, Hesap Günü'nü unutmalarından dolayı şiddetli bir cezaya çarptırılırlar.

    Muhammed Esed

    (Ve şöyle dedik:) "Ey Davud! Seni (bir Peygamber ve böylece) yeryüzündeki halifemiz kıldık: öyleyse insanlar arasında adaletle hükmet, boş arzu ve heveslere uyma, sonra onlar seni Allah yolundan saptırır. Allah yolundan sapanları ise, Hesap Günü'nü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap bekler!"

    Ahmed Hulusi

    Ey Davud! Doğrusu biz seni arzda bir halife kıldık! Bu yüzdendir ki insanlar arasında Hak olarak hükmet ve hevaya (Hakkani olmayan duygu ve düşüncelere) uyma! Zira bu seni Allah yolundan saptırır. . . Allah yolundan sapanlara gelince; yaptıklarının sonucunu yaşama sürecini unutmalarından dolayı, yaşayacakları şiddetli bir azap vardır.

    Ali Bulaç

    "Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır."

    Ali Özek ve heyeti

    Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.

    Ali Rıza Safa

    "Ey Davut! Aslında, seni, yeryüzünün yeni yöneticisi yaptık. Artık, insanlar arasında adaletle yargı ver. İstek ve duygularına kapılma ki, Allah'ın yolundan seni saptırmasın. Kuşkusuz, Allah'ın yolundan sapanlara, Hesap Günü'nü unuttukları için yaman bir ceza vardır!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Ey Davud! Seni yeryüzünde halife tayin ettik. Bundan dolayı insanlar arasında adaletle hüküm ver! Nefsin arzusuna uyma ki seni Allah'ın yolundan saptırmasın. Şüphesiz, Allah'ın yolundan sapanlar için, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır."

    Edip Yüksel

    Ey Davud, biz seni yeryüzünde yönetici kıldık. Halkın arasında adaletle yargı ver, hevesine ve duygularına kapılma, sonra seni ALLAH'ın yolundan saptırır. ALLAH'ın yolundan sapanlara, Hesap Gününü unuttukları için çetin bir ceza vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ey Davud, biz seni yeryüzünde yönetici kıldık. Halkın arasında adaletle yargı ver, hevesine ve duygularına kapılma, sonra seni ALLAH'ın yolundan saptırır. ALLAH'ın yolundan sapanlara, Hesap Gününü unuttukları için çetin bir ceza vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ey Davut, gerçekten biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında doğrulukla hükmet, keyf(in)e uyma ki, seni Allah yolundan sapıtmasın; çünkü Allah yolundan sapanlar hesap gününü unuttukları için kendilerine pek şiddetli bir azap vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya Davud! muhakkak ki biz seni Arzda bir halife kıldık, imdi nas arasında hakk ile hukmet de (keyfe) hevaya tabi' olma ki seni Allah yolundan sapıtmasın, çünkü Allah yolundan sapanlar hisab gününü unuttukları cihetle kendilerine pek şiddetli bir azab vardır

    Erhan Aktaş

    Ey Davud! Biz seni yeryüzünde bir halife dipnot 1 yaptık. İnsanlar arasında Hakk ile hükmet. Hevaya dipnot 2 uyma. Aksi halde heva seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, Hesap Günü'nü göz ardı etmiş olduklarından, kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 35:39. ayetin 1. dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tutku, kuruntu, bencil ve çıkarcı isteklere uymak. Sahip olduğu zenginlik, makam, ün, güç, bilgi vb. imkanları imtiyaza dönüştürerek üstünlük taslamak. Vahiy yerine din adamları sınıfının uydurduğu dine uymak.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ey Davud! Biz seni yeryüzünde bir halife dipnot 1 yaptık. İnsanlar arasında Hakk ile hükmet. Hevaya dipnot 2 uyma. Aksi halde heva seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, hesap gününü göz ardı etmiş olduklarından, kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an, bu sözcüğü, irade ve akıl verilerek yeryüzünü düzenleyen, yönlendiren, yeryüzünün yöneticisi ve onarıcısı anlamında veya sizden öncekilerin yerine geçiren ardıl anlamında kullanmaktadır. Terim olarak birinin yerine geçmek; vekalet etmek, vekil ve naip olarak "Allah'ın yeryüzündeki temsilciliği, vekilliği" olarak anlaşılması ve halifenin de, "Allah'ın yeryüzündeki temsilcisi, vekili" sayılması şeklinde siyasal bir anlam kazanan halife sözcüğünün Kur'an'da yer alan Halife sözcüğü ile bir ilgisi yoktur.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tutku, kuruntu, bencil ve çıkarcı istekler, geçici tatminler. Sahip olunan imkanları imtiyaza dönüştürmek.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ey Davud! Biz seni yeryüzünde bir halife yaptık. İnsanlar arasında Hakk ile hükmet. Hevaya dipnot 1 uyma. Aksi halde hevan seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar, hesap gününü göz ardı etmiş olduklarından, kendileri için çok şiddetli bir azap vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kuruntu ve tutkularına. Keyfi arzularına.

    Gültekin Onan

    "Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seri Tanrı'nın yolundan saptırır. Şüphesiz Tanrı'nın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azab vardır."

    Hasan Basri Çantay

    Ey Davud, biz seni yer yüzünde bir halife yapdık. O halde insanlar arasında hak (ve adalet) le hükmet. (Hükmünde) heva (ve heves) e (hissiyyatına) tabi' olma ki bu, seni Allah yolundan sapdırır. Çünkü Allah yolundan sapanlar (yok mu?) hesab gününü unutdukları için onlara pek çetin bir azab vardır.

    İbni Kesir

    Ey Davud; seni gerçekten yeryüzüne halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet. Heveslere uyma ki bu, seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz ki Allah'ın yolundan sapanlara; onlara hesab gününü unuttuklarından ötürü, şiddetli bir azab vardır.

    Mehmet Alagaş

    (21-26) Kavgalıların / Hasımların haberi sana verildi mi? Bir vakit m ihraba tırmanıp aştı lar ve D avut’un da yanına girdiler. Onlardan ürktü, Dediler ki korkma biz iki kavgalıyız / hasımız birimiz birimizin hakkında haddi aştı, hakikatli bir şekilde aramızda hükmet. Aşırıya gitme ve bizi yolun ortasına ilet / yönlendir. İşte bu benim kardeşim, onun doksan dokuz koyunu benim bir koyunum var. Onu benim kefaletime ver / himayeme ver dedi. Hitabıyla / söylemiyle beni yendi . Dedi ki kesin olan şu ki, koyununu koyunlarına katma isteği ile sana zulmetti. Muhakkak ki malları karıştırmak / biraraya getirmek isteyenlerin ekserisinde bazısı bazısının haddini aşar. İman edenler ve salih amel işleyenler hariç ki onlar da azınlıktır. Davud onu denediğimizi / sınadığımızı sandı ve R abbinden bağışlanma diledi. / istiğfar etti. R ükû ederek kapandı ve yöneldi. (Koyunların kefaletini / sorumluluğunu istemek mülkiyetini istemek değil ki niyet mi okudun) Onu böyle bağışladık ve muhakkak ki onun yanımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri var. Ey Davud! Muhakkak ki seni arzda devralan yaptık / halife yaptık. İnsanlar arası gerçek ile hükmet ve keyfine / hevana uyma ki seni Allah’ın yolundan saptırmasın. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlara hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ey Dâvud! Seni yeryüzünde bir halife kıldık. O halde insanlar arasında hak/adaletle hüküm ver. Heva ve hevese uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlara ise hesap gününü unutmalarından dolayı şiddetli bir azap vardır.

    Süleyman Ateş

    "Ey Davud, biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptık. İnsanlar arasında adaletle hükmet; keyf(in)e uyma, sonra seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar ise, hesap gününü unuttuklarından dolayı, çetin azaba uğrayacaklardır.

    Süleymaniye Vakfı

    (Ona şöyle dedik:) "Ey Davud! Bu topraklarda seni halife yaptık (öncekilerin yerine seni geçirdik). O halde insanlar arasında doğru hüküm ver. Sakın kendi arzularına uyma; bu seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlar için, hesap gününü unutmalarına dipnot 1 karşılık çetin bir azap vardır dipnot 2 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetin metninde 'unutma' kelimesi geçmektedir. Ancak bu gerçek unutma değil unutmuş gibi davranmadır. Çünkü Allah, kimseyi unuttuğu şeyden sorumlu tutmaz (Bakara 2/286).
    2. metne dön, dipnot 2
      Çetin anlamı verdiğimiz kelime, "sıkıca bağlı" anlamındaki (شديد) şedid'dir. Allah'ın verdiği ceza, kulun fiiline bağlıdır (En'am 6/160). Hesap gününü unutanların cezası da o gün unutulmak olur (Casiye 45/34-35).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Bak Davut! Bu topraklarda seni halife yaptık (gücü ve yetkiyi sana verdik); insanlar arasında doğru karar ver. Sakın duygusal davranma; duygusallık seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanların hakkı; hesap gününü unutmalarına karşılık şiddetli azaptır."

    Şaban Britch

    Ey Davud! Seni yeryüzünde bir halife kıldık. O halde insanlar arasında hak/adaletle hüküm ver. Heva ve hevese uyma, yoksa seni Allah’ın yolundan saptırır. Allah’ın yolundan sapanlara ise hesap gününü unuttukları için şiddetli bir azap vardır.

    Şaban Piriş

    -Ey Davud, seni yeryüzünde bir halife kıldık. O halde insanlar arasında adaletle hüküm ver. Keyfine tabi olma, yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Allah'ın yolundan sapanlara ise hesap gününü unuttukları için şiddetli bir azap vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ey Davud, seni yeryüzünde bir halife yaptık. Artık insanlar arasında hakla hükmet; geçici hevese uyma ki, seni Allah yolundan saptırmasın. Allah yolundan sapanlar için, hesap gününü unutmuş olmaları yüzünden şiddetli bir azap vardır.

  11. Sâd suresi, 27. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 27. ayet. وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَٰطِلًا ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ

    Diyanet İşleri

    Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası) inkar edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkar edenlerin haline!

    Mehmet Okuyan

    Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri batıl olarak (boş yere) yaratmadık. dipnot 1 Bu (iddia), kâfir olanların zannıdır. Ateşi hak eden o kâfir olanların vay hâllerine!

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:191; Enbiyâ 21:16; Sâd 38:27; Duhân 44:38.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri bir amaç ve anlamdan yoksun yaratmadık; bu, inkarda direnenlerin bakış açısıdır: yazıklar olsun (kendilerini mahkum ettikleri) ateşten dolayı inkarda direnen o kimselere!

    Muhammed Esed

    Ve Biz, hakikati inkar edenlerin sandığı gibi, göğü ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri bir amaç ve anlamdan yoksun yaratmadık. Vay hallerine (cehennem) ateşindeki o inkarcıların!

    Ahmed Hulusi

    Semayı, arzı ve ikisi arasındakileri işlevsiz olarak yaratmadık! O (işlevsiz düşünmek), hakikat bilgisini inkar edenlerin zannıdır! Bu yüzden yazıklar olsun o hakikat bilgisini inkar edenlere, yakan (dünyalarında)!

    Ali Bulaç

    Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azabtan) dolayı vay o inkar edenlere.

    Ali Özek ve heyeti

    Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!

    Ali Rıza Safa

    Gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. İşte bu, nankörlük edenlerin sanısıdır. Nankörlük edenlerin, ateşte; artık, vay başlarına gelene!

    Bayraktar Bayraklı

    Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Vay o inkar edenlerin ateşteki haline!

    Edip Yüksel

    Göğü, yeri ve aralarındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkar edenlerin sanısıdır. Kendilerini ateşe soktukları için inkar edenlere yazıklar olsun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Göğü, yeri ve aralarındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkar edenlerin sanısıdır. Kendilerini ateşe soktukları için inkar edenlere yazıklar olsun.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hem o göğü, yeri ve aralarındakileri Biz boşuna yaratmadık. O, küfredenlerin zannı. Onun için küfredenlere ateşten bir veyl var.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem o Göğü ve Yeri aralarındakileri biz boşuna yaratmadık o, o küfredenlerin zannı, onun için küfredenlere ateşten bir veyl var

    Erhan Aktaş

    Biz, göğü, yeri ve ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık. Bu, kafirlerin görüşüdür. Kendilerini ateşe atan, kafirlerin vay haline.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Biz, göğü, yeri ve ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık. Bu, Kafirlerin görüşüdür. Kendilerini ateşe atan, Kafirlerin vay haline.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz, gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında olanları boşuna yaratmadık. Bu, gerçeği yalanlayan nankörlerin görüşüdür. Kendilerini ateşe atan, gerçeği yalanlayan nankörlerin vay haline.

    Gültekin Onan

    Biz gökyüzünü, yeryüzünü ve ikisi arasında bulunan şeyleri batıl olarak yaratmadık. Bu, küfredenlerin zannıdır. Ateşten (görecekleri azabtan) dolayı vay o küfredenlere.

    Hasan Basri Çantay

    O göğü, O yeri ve bunların arasında bulunan şeyleri biz boşuna yaratmadık. Bu, o küfredenlerin zannıdır. Bu yüzden küfredenlere ateşden helak vardır.

    İbni Kesir

    Biz; göğü, yeryüzünü ve ikisinin arasında bulunanları boşuna yaratmadık. Bu, küfretmiş olanların zannıdır. Vay o küfretmiş olanlara, cehennem ateşinden.

    Mehmet Alagaş

    (27-29) Biz göğü ve yeri ve bu ikisi arasındakileri boşuna / bâtıl yaratmadık, bu kafirlerin önermesi / zannı / sanması, kafirlere ateşe girecekleri için yazıklar olsun / veyl olsun. Hem biz, iman edenleri ve salih amellileri bozguncular / ifsat edenler gibi yapar mıyız? Hem biz, sakınanları yırtık tipler / edepsizler / füccar gibi yapar mıyız? ( Fecr; yırtmak, Füccar; arı namusu yırtmış kişi) Kitabı, sana bereket versin diye indirdik ki ayetlerini düşünsünler / tedebbür etsinler ve aklın uluları hatırlasınlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, kâfirlerin zannıdır. Vay o kâfirlerin ateşteki haline!

    Süleyman Ateş

    Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkar edenlerin zannıdır, (onlar kainatın boş bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Göğü, yeri ve ikisinin arasındakileri boşuna yaratmadık. Bu, nankörlerin (kafirlerin) kuruntusudur. O nankörlerin, ateşten çekecekleri var.

    Şaban Britch

    Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, kâfirlerin zannıdır. Vay o kâfirlerin ateşteki haline!

    Şaban Piriş

    Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Ateşe atılacak inkarcıların vay haline...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz şu göğü ve yeri ve ikisi arasındakileri boşuna yaratmadık. Böyle düşünmek, küfre sapanların sanısıdır. Vay hallerine o inkarcıların, ateş yüzünden!

  12. Sâd suresi, 28. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 28. ayet. أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ

    Diyanet İşleri

    Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?

    Mehmet Okuyan

    Yoksa biz iman edip iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi veya muttakîleri (duyarlı olanları) yoldan çıkanlar (ile bir) mi tutacağız!

    Mustafa İslamoğlu

    Yoksa iman eden ve ıslaha hizmet edenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlarla bir mi tutsaydık? Yoksa sorumlu davrananları, sorumsuz sapıklarla bir mi tutsaydık?

    Muhammed Esed

    (Yoksa,) inanıp doğru ve yararlı işler yapanları yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir mi tutsaydık? Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanları yoldan sapmışlarla bir mi tutsaydık?

    Ahmed Hulusi

    Yoksa (hakikatlerine) iman edip imanın gereğini uygulayanları, arzda (bedensel yaşamda) bozuk inançları doğrultusunda yaşayanlar gibi mi kılarız? Yahut Allah için korunanları, füccar (yaratılış fıtratına uymayan şekilde yaşayanlar) gibi mi kılarız?

    Ali Bulaç

    Yoksa Biz, iman edip salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız?

    Ali Özek ve heyeti

    Yoksa biz, iman edip de sâlih amel işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?

    Ali Rıza Safa

    Yoksa inanmış olarak erdemli edimler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir mi tutacağız? Yoksa sorumluluk bilinci taşıyanları, yoldan çıkanlarla bir mi tutacağız?

    Bayraktar Bayraklı

    Yoksa biz, inanıp yararlı iş yapanlara, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi davranacağız? Veya Allah'a saygı duyanları günahkarlar gibi mi sayacağız?

    Edip Yüksel

    Gerçeği onaylayıp iyi davrananları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Erdemlilere, yoldan çıkanlar gibi mi davranacağız? dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Aldatmaların en kötüsü Tanrı adına veya iyi işler adına yapılanıdır. Din adamları ve politikacılar genellikle halkı kuşkulanmadıkları "sağ" yanlarından yakalayıp kandırırlar. Sağdan yanaşan sapkınlar, Tanrı adına bir sürü hurafe ve yalanı satarlar; "vatanperverlik", "milliyetçilik", resmi veya dini dogmalarla kutsanmış ifadelerle saldırganlığı, savaşı, ırkçılığı ve haksızlığı özendirirler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnanıp iyi davrananları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Erdemlilere, yoldan çıkanlar gibi mi davranacağız?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa iman edip de salih amel işleyenleri Biz o yeryüzündeki bozguncular gibi yapar mıyız? Yoksa o takva sahiplerini, arsız çapkınlar gibi yapar mıyız?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yoksa iyman edib de salih salih işler yapanlar biz o Yerdeki müfsidler gibi yapar mıyız? Yoksa o korunan müttekıleri arsız çapkınlar gibi yapar mıyız?

    Erhan Aktaş

    İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle bir tutar mıyız?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İman eden ve salihatı dipnot 1 yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini facirlerle dipnot 2 bir tutar mıyız?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İman edip, salihatı yapanlar" terkibini "İman edip iyi işler yapanlar" diye çevirmek doğru değildir. Salihatı yapmak iyi işler yapmaktan farklı anlama sahiptir. Salihat, davranış yolu ile bütünüyle dışa yansıyan imandır. Bu sözcüğün karşıtı "seyyiat" yani kötülük sözcüğüdür. Salihat, kötülüğe karşı mücadele etmek, bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, yapıcı olmak, iyi olmak ve iyiye yönlendirmek demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Facir sözcüğü, "birr" sözcüğünün karşıtıdır. Yani kötü, bozguncu, samimiyetsiz, yalancı, hak-hukuk tanımaz, düzenbaz, zalim; kısacası din diyanet tanımayan, dinin sınırlarını çiğneyerek onun dışına çıkmak demektir. İmanın dışa yansıması nasıl ki birr, takva, salihatı yapmak ise, küfrün dışa yansıması da "fucur"dur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İman eden ve salihatı yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir tutar mıyız? Ya da takva sahiplerini suçlularla bir tutar mıyız?

    Gültekin Onan

    Yoksa biz, inanıp salih amellerde bulunanları yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar gibi (bir) mi tutacağız? Ya da muttakileri facirler gibi (bir) mi tutacağız?

    Hasan Basri Çantay

    Yoksa biz iman edib de güzel güzel amel (ve hareket) edenleri yer yüzünde fesad çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yahud (Allahdan) korkanları doğru yoldan sapanlar gibi mi sayacağız?

    İbni Kesir

    Yoksa Biz; iman etmiş ve salih amel işlemiş olanları, yeryüzünde bozgunculuk edenler gibi mi kılarız? Yoksa Biz; muttakileri, facirler gibi mi tutarız?

    Mehmet Alagaş

    (27-29) Biz göğü ve yeri ve bu ikisi arasındakileri boşuna / bâtıl yaratmadık, bu kafirlerin önermesi / zannı / sanması, kafirlere ateşe girecekleri için yazıklar olsun / veyl olsun. Hem biz, iman edenleri ve salih amellileri bozguncular / ifsat edenler gibi yapar mıyız? Hem biz, sakınanları yırtık tipler / edepsizler / füccar gibi yapar mıyız? ( Fecr; yırtmak, Füccar; arı namusu yırtmış kişi) Kitabı, sana bereket versin diye indirdik ki ayetlerini düşünsünler / tedebbür etsinler ve aklın uluları hatırlasınlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yoksa iman edip salih amellerde bulunanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa takva sahiplerini facirler gibi mi tutacağız?

    Süleyman Ateş

    Yoksa biz, inanıp iyi işler yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa korunanları yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İnanıp güvenen ve iyi işler yapanları, kurulu düzeni bozanlarla (bozguncularla) bir tutar mıyız? Ya da kendini bozmamış olanlarla dipnot 1 , günaha batanları bir mi tutarız?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Müttekiler : Allah'tan çekinerek korunanlar, kendini(fıtratını) bozmamış olanlar. Bakınız Bakara 2/2.

    Şaban Britch

    Yoksa, iman edip, salih amellerde bulunanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi tutacağız? Yoksa, sakınanları, facirler gibi mi tutacağız?

    Şaban Piriş

    Yoksa, iman edip, doğruları yapanları, yeryüzünde bozgunculuk yapanlarla bir mi tutacağız? Yoksa, korunanları, günahkarlarla denk mi tutacağız?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yoksa biz, iman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla aynı mı tutacağız? Yoksa takva sahiplerini, arsız sapıklar gibi mi yapacağız?

  13. Sâd suresi, 29. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâd suresi, 29. ayet. كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ إِلَيْكَ مُبَٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ

    Diyanet İşleri

    Bu Kur'an, ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    Mehmet Okuyan

    (Bu Kur'an), ayetlerini derinlemesine düşünsünler dipnot 1 ve öz akıl sahipleri (gerçeği) hatırlasınlar diye sana indirdiğimiz bereket kaynağı bir kitaptır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Nisâ 4:82; Mü'minûn 23:68; Sâd 38:29; Muhammed 47:24.

    Mustafa İslamoğlu

    Sana müberek bir kitab olan bu (Kur'an'ı) Biz indirdik ki, herkes onun mesajları üzerinde iyice düşünsün de akıl izan sahipleri ders alsın diye.

    Muhammed Esed

    (Ey Muhammed!) Sana indirdiğimiz bu kutsal ilahi kelam(da her şeyi açıkladık ki) insanlar onun mesajı üzerinde iyice düşünsünler ve akıl iz'an sahipleri ondan ders alsınlar.

    Ahmed Hulusi

    Sana inzal ettiğimiz bu mübarek Bilgi, O'nun işaretlerini derinliğine tefekkür etmeleri; öze ermiş akıl sahiplerinin de (hakikati) hatırlamaları içindir!

    Ali Bulaç

    (Bu Kur'an,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.

    Ali Rıza Safa

    Sana indirdiğimiz, Kutsal Kitap'tır. Onun ayetlerini düşünsünler; sağduyulu olanlar da öğüt alsınlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Sana bu mübarek kitabı, ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.

    Edip Yüksel

    Sana indirdiğimiz bu kitap kutludur; ayetlerini incelesinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sana indirdiğimiz bu kitap kutludur; ayetlerini incelesinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bu çok mübarek kitabı, sana, özü temizler ayetlerini düşünsünler ve ibret alsınlar diye indirdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir kitab ki indirdik, çok mübarek, ayetlerini düşünsünler ve ıbret alsın temiz özlüler

    Erhan Aktaş

    Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu; akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünüp öğüt almaları için, sana indirdiğimiz kutlu bir Kitap'tır.

    Gültekin Onan

    (Bu Kuran,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    Hasan Basri Çantay

    (Bu Kur'an), ayetlerini iyiden iyi düşünsünler, temiz akıl saahibleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitabdır.

    İbni Kesir

    Ayetlerini düşünsünler ve akıl sahibi olanlar öğüt alsınlar diye, sana mübarek bir kitab indirdik.

    Mehmet Alagaş

    (27-29) Biz göğü ve yeri ve bu ikisi arasındakileri boşuna / bâtıl yaratmadık, bu kafirlerin önermesi / zannı / sanması, kafirlere ateşe girecekleri için yazıklar olsun / veyl olsun. Hem biz, iman edenleri ve salih amellileri bozguncular / ifsat edenler gibi yapar mıyız? Hem biz, sakınanları yırtık tipler / edepsizler / füccar gibi yapar mıyız? ( Fecr; yırtmak, Füccar; arı namusu yırtmış kişi) Kitabı, sana bereket versin diye indirdik ki ayetlerini düşünsünler / tedebbür etsinler ve aklın uluları hatırlasınlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bu), ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    Süleyman Ateş

    Sana (bu) mübarek Kitabı indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve sağduyu sahipleri öğüt alsınlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Bu, hem ayetlerini etraflıca düşünmeleri dipnot 1 hem de aklıselim sahibi olanların dipnot 2 doğru bilgiye ulaşmaları dipnot 3 için sana indirdiğimiz bereketli bir kitaptır dipnot 4 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu bereketli dipnot 1 bir kitaptır. Onu sana indirdik ki ayetler arasındaki bağlantıları görsünler ve sağlam duruşlu olanlar ondan bilgi edinsinler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bereket: Verimli, zengin, tükenmek bilmeyen, artma ve çoğaltma özelliğine sahip. Örneğin bitki tohumu, cins ve özelliğine göre binlerce yeni meyve ve tohum verebilir. Bu durumda o tohum için ‘mübarek' yani ‘bereketli' denilir. ‘Bereketli kitap',  içeriğini çalıştıkça ve araştırdıkça tükenmek bilmeyen yeni hikmetlere ulaşabilme potansiyeli olan ve ona uyanlara hem bu dünyada hem ahirette sınırsız selamet ve zenginlik sağlayan kitap manasına gelmektedir. Tıpkı bereketli (mübarek) bir tohum gibi.

    Şaban Britch

    Akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünmeleri ve öğüt almaları için sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    Şaban Piriş

    Akıl sahiplerinin, ayetlerini düşünmeleri ve öğüt almaları için sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kutsal/bereketli bir Kitap bu; sana indirdik ki onu, ayetlerini derin derin düşünsünler ve öğüt alabilsin temiz özlüler.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.