Diyanet İşleri
Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.
Şuarâ suresi · 69–104. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şuarâ suresi, 69. ayet. وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ
Ey Muhammed! Onlara İbrahim'in haberini de oku.
Onlara İbrahim'in haberini tilavet et (okuyup aktar)!
Onlara İbrahim'in haberini de aktar.
Onlara İbrahim'in başından geçenleri de anlat.
İbrahim'in haberini de anlat onlara.
Onlara İbrahim'in haberini de aktar / oku:
(Rasûlüm!) Onlara İbrahim’in haberini de naklet.
İbrahim'in haberini de onlara anlat.
- Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.
Onlara İbrahim'in tarihini anlat.
Onlara İbrahim'in tarihini anlat.
Onlara İbrahim'in kıssasını da oku!
Onlara İbrahimin kıssasını da oku
Onlara İbrahim'in haberini anlat.
Onlara İbrahim'in haberini anlat.
Onlara İbrahim'in haberini anlat.
Onlara İbrahim'in haberini de aktar / oku.
Onlara İbrahime aaid dosdoğru haberi de oku.
Onlara İbrahim'in haberini oku.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.
Onlara İbrahim'in haberini de oku:
Onlara İbrahim'le ilgili şu haberi anlat dipnot 1 :
Onlara İbrahim olayını da anlat.
Onlara İbrahim’in haberini de oku!
Onlara İbrahim'in haberini de oku!
İbrahim'in haberini de oku onlara.
Şuarâ suresi, 70. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ
Hani o, babasına ve kavmine, "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Hani o (İbrahim), babasına ve kavmine "Neye tapıyorsunuz?" diye sormuştu.
Hani bir zamanlar o, babasını ve kavmini "Neye kulluk ediyorsunuz? Diye sor(gula)dı.
Hani, o babasına ve kavmine "Nelere kulluk ediyorsunuz?" diye sormuştu.
Hani (İbrahim) babasına ve toplumuna: "Neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Hani o, babasına ve kavmine: Neye tapıyorsunuz? demişti.
Babasına ve toplumuna, şöyle demişti: "Neye hizmet ediyorsunuz?"
- Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.
Babasına ve halkına, "Neye hizmet ediyorsunuz?" demişti.
Babasına ve halkına, 'Neye tapıyorsunuz?' demişti.
O bir vakit babasına ve kavmine: "Siz neye tapıyorsunuz?" dedi.
O bir vakıt babasına ve kavmine: siz neye taparsınız? dedi
Babasına ve halkına; "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Babasına ve halkına; "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Babasına ve halkına; "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Hani o, babasına ve kavmine: "Siz neye tapıyorsunuz?" demişdi.
Hani babasına ve kavmine: Nelere tapıyorsunuz? demişti.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
Hani o, babasına ve kavmine; “Neye ibadet ediyorsunuz?” demişti.
Babasına ve kavmine: "Neye tapıyorsunuz?" demişti.
Bir gün babasına ve halkına şöyle dedi: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?"
Bir gün İbrahim, babasına ve halkına; "Siz nelere kulluk ediyorsunuz?" diye sordu.
Hani, babasına ve halkına: Neye ibadet ediyorsunuz? demişti.
Hani, babasına ve halkına: -Neye kulluk ediyorsunuz? demişti.
Hani babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Siz neye ibadet ediyorsunuz?"
Şuarâ suresi, 71. ayet. قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَٰكِفِينَ
"Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz" demişlerdi.
Onlar "Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz!" demişlerdi.
Onlar da "Putlara kulluk ediyoruz; dahası, onlara adanmış kimseler olarak kalacağız!" dediler.
Onlar da: "Putlara kulluk ediyoruz" diye karşılık verdiler, "ve her zaman, kendini onlara adamış kimseler olarak kalacağız!"
Dediler ki: "Putlara kulluk ederiz, hep onlarla meşgulüz. "
Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
«Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz» diye cevap verdiler.
"Kutsallaştırdığımız kişilere-simgelere hizmet ediyoruz ve onlara yakarış yapmaya devam edeceğiz!" dediler.
- Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.
"Heykellere hizmet ediyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz" dediler.
'Heykellere tapıyoruz; biz kendimizi onlara adamış bulunuyoruz,' dediler.
Bir takım putlara taparız da, onlar sayesinde toplanırız, dediler.
Bir takım putlara taparız da dediler: onlar sayesinde toplanırız
"Putlara kulluk ediyoruz. Kendimizi onlara adamaktan vazgeçmeyeceğiz." dediler.
"Putlara kulluk ediyoruz. Kendimizi onlara adamaktan vazgeçmeyeceğiz." dediler.
"Putlara kulluk ediyoruz. Onlara ibadetten ayrılmayacağız." dediler.
Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."
Dediler: "Putlara tapıyoruz. Onun için bütün gün onlara vakf-ı hizmet etmekde sabit ve daimiz".
Onlar da: Putlara tapıyoruz ve onlara bağlanıp duruyoruz, demişlerdi.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“Putlara ibadet ediyoruz ve onlara ibadet etmeye devam edeceğiz.” demişlerdi.
"Putlara tapıyoruz, onların önünde ibadete duruyoruz." dediler.
Dediler ki: "Putlara kulluk ediyoruz. Onların karşısında saygıyla durmaya da devam edeceğiz."
Dediler k; "Putlara kulluk ediyoruz. Onlara bağlı kalmaya da devam edeceğiz."
Onlar da: Putlara ibadet ediyoruz, onlara devamlı (ibadet ederek) hiç ayrılmayız, dediler.
Onlar da: -Putlara kulluk ediyoruz, onlara bağlılıktan hiç ayrılmayız, dediler.
Dediler: "Birtakım putlara tapıyoruz. Onların önünde toplanıp tapınmaya devam edeceğiz."
Şuarâ suresi, 72. ayet. قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ
İbrahim, dedi ki: "Onlara yalvardığınızda sizi işitiyorlar mı?"
(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.
(İbrahim) "Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı bari?" dedi;
(İbrahim:) "Peki, yalvarıp yakardığınız zaman sizi işittiklerine,
(İbrahim) dedi ki: "Dua ettiğinizde sizi işitirler mi?"
Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
İbrahim: Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı?
Dedi ki: "Yakarışlarda bulunduğunuzda, sizi duyuyorlar mı?"
- Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.
"Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?" dedi,
'Kendilerini çağırdığınızda sizi işitiyorlar mı?' dedi,
(İbrahim) dedi. Dua ettiğiniz vakit onlar işitirler mi;
Onlar, dedi: dua ettiğiniz vakıt işidirler mi?
İbrahim: "Onlara dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?" dedi.
İbrahim: "Onlara dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?" dedi.
İbrahim: "Onlara dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?" dedi.
Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
(İbrahim): "Siz, dedi, çağırdığınız vakit onlar sizi duyuyorlar mı"?
O da demişti ki: Çağırdığınızda sizi duyuyorlar mı?
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
İbrahim, dedi ki: “Onlara dua ettiğinizde sizi işitiyorlar mı?”
"Peki, dedi, siz du'a ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı?"
"Peki, dua ettiğinizde sizi duyuyorlar mı?" dedi.
"Yardım istediğinizde sizi duyuyorlar mı?" dedi.
Onlara dua ettiğiniz de sizi işitiyorlar mı? dedi.
-Onlara dua ettiğiniz de sizi işitiyorlar mı? dedi.
Dedi: "Yalvarıp yakardığınızda sizi duyuyorlar mı?"
Şuarâ suresi, 73. ayet. أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ
"Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?"
(72, 73) (İbrahim) "Kendilerine yalvardığınızda sizi duyuyorlar veya size yarar ya da zarar verebiliyorlar mı?" diye sormuştu.
"ya da, size bir yararları veya zararları dokunuyor (mu)?"
yahut size fayda ya da zarar verebildiklerine (gerçekten inanıyor musunuz)?" dedi.
"Yahut size fayda sağlıyor ya da zarar veriyorlar mı?"
"Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
Yahut size fayda ya da zarar verebiliyorlar mı?
"Size yarar sağlıyorlar mı?" "Veya yitime uğratabiliyorlar mı?"
- Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.
"Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?"
'Yahut size yarar veya zarar verebiliyorlar mı?'
veya size bir fayda yahut bir zarar verirler mi?"
Veya size bir menfeat verir yahud bir zarar ederler mi
"Veya size bir yararları ya da zararları oluyor mu?"
"Veya size bir yararları ya da zararları oluyor mu?"
"Veya size bir yararları ya da zararları oluyor mu?"
"Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?"
"Yahud size (taparsanız) bir faide veya (tapmazsanız) bir zarar yapıyorlar mı"?
Yahut size fayda veya zarar veriyorlar mı?
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“Yahut size fayda veya zararları dokunur mu?”
"Yahut size fayda veya zarar verebiliyorlar mı?"
"Yahut size fayda sağlıyor veya zarar verebiliyorlar mı?"
Size bir faydaları veya zararları oluyor mu?"
Ya da size faydaları veya zararları dokunuyor mu?
Ya da size faydaları veya zararları dokunuyor mu?
"Size yarar sağlıyor yahut zarar veriyorlar mı?"
Şuarâ suresi, 74. ayet. قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
"Hayır, ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk" dediler.
Onlar "Hayır ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk!" cevabını vermişlerdi. dipnot 1
"Hayır ama..." dediler, "Biz, atalarımızı da böyle yapıyor bulduk!"
"Ama" diye çıkıştılar, "biz atalarımızı da bunu yapıyor gördük!"
Dediler ki: "Hayır! Fakat atalarımızı bunu uygular bulduk (biz de taklit ediyoruz onları)!"
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
Şöyle cevap verdiler: Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.
"Hayır!" dediler; "Atalarımızın, böyle yaptıklarını gördük!"
- Onlara İbrahim'in kıssasını anlat! İbrahim, babasına ve ulusuna "nelere tapıyorsunuz?" demişti. Onlar: "Putlara tapıyoruz; onlarla ilgilenip duruyoruz" demişlerdi. İbrahim: "Çağırdığınız zaman sizi duyarlar mı ve size bir fayda ve zarar verirler mi?" demişti. Onlar: "Ancak, babalarımızı da böyle yaparken bulduk" demişlerdi.
"Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük" dediler.
'Hayır; ancak biz atalarımızın böyle yaptıklarını gördük,' dediler.
Hayır, biz atalarımızı böyle yaparken bulduk, dediler.
Yok dediler: atalarımızı bulduk, böyle yapıyorlardı
Onlar: "Ama atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." dediler.
Onlar: "Ama atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." dediler.
Onlar: "Ama atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." dediler.
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
Dediler ki: "Hayır, biz babalarımızı böyle bulduk (onlar da) böyle yapıyorlar (dı)".
Demişlerdi ki: Hayır. Atalarımızı böyle yapar gördük.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“Hayır! Ama biz babalarımızı böyle yaparken bulduk.” dediler.
"Hayır, ama babalarımızın böyle yaptıklarını gördük, (onun için biz de böyle yapıyoruz)." dediler.
Dediler ki: "Yok, ama biz atalarımızın böyle yaptığını gördük."
"Hayır" dediler; biz atamızdan babamızdan dipnot 1 böyle gördük."
Hayır, dediler. Atalarımızı böyle yapıyor bulduk.
-Hayır, dediler. Atalarımızı böyle yapıyor bulduk.
Dediler: "Hayır! Ancak atalarımızı böyle yapar halde bulduk."
Şuarâ suresi, 75. ayet. قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"
(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
(İbrahim) "Ne yani" dedi, "taptığınız şeylerin ne olduğuna (bir kez olsun) dönüp bakmadınız mı;
(İbrahim:) "Peki" dedi, "(bu) taptığınız şeylere (başınızı kaldırıp da) hiç bakmadınız mı?
(İbrahim) dedi ki: "Bir düşünün! Neye kulluk ediyorsunuz. . . "
(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
İbrahim dedi ki: İyi ama,neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü?
Dedi ki: "Madem öyle, hizmet ettiğiniz şeylere hiç bakmadınız mı?"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Peki" dedi, "Hizmet etmekte olduklarınızı gördünüz mü"
'Peki,' dedi, 'Tapmakta olduklarınızı gördünüz mü,'
(75-76) (İbrahim) dedi ki: "Siz ve sizden önceki atalarınızın neye taptıklarını şimdi gördünüz?
Şimdi, dedi: gördünüz a o sizin ve eski atalarınızın taptıklarınızı
İbrahim: "Peki neye kulluk ettiğinizi hiç düşünüyor musunuz?" dedi.
İbrahim: "Peki neye kulluk ettiğinizi hiç düşünüyor musunuz?" dedi.
İbrahim: "Peki neye kulluk ettiğinizi hiç düşünüyor musunuz?" dedi.
(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?"
(75-76) (İbrahim): "Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu"?
O da demişti ki: Neye tapmış olduğunuzu görüyor musunuz?
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
İbrahim, şöyle dedi: “Gördünüz mü şu sizin (ve önceki atalarınızın) neye ibadet ettiklerini?”
"İşte gördünüz mü neye tapıyorsunuz?" dedi.
Dedi ki: "Peki hiç düşündünüz mü? Neye kulluk ediyorsunuz,
"Peki, neye kulluk ettiğinizin fakında mısınız?" dedi.
Şimdi gördünüz mü nelere ibadet ettiğinizi? dedi.
-Şimdi gördünüz mü nelere kulluk ettiğinizi? dedi.
Dedi: "Gördünüz mü neye ibadet ediyormuşsunuz!"
Şuarâ suresi, 76. ayet. أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ
(75-76) İbrahim, şöyle dedi: "Sizin ve geçmiş atalarınızın taptığı şeyleri gördünüz mü?"
(75, 76) (İbrahim) şöyle demişti: "Siz ve önceki atalarınız neye taptığınızı hiç düşündünüz mü?
(yani) hem siz, hem de önden giden atalarınız?"
Sizler ve sizden önceki atalarınız,
"Siz ve geçmişteki atalarınız!"
"Hem siz, hem de eski atalarınız?"
İster sizin, ister önceki atalarınızın.
"Siz ve önceki atalarınız?"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Siz ve geçmiş atalarınız?"
'Siz ve geçmiş atalarınız?'
(75-76) (İbrahim) dedi ki: "Siz ve sizden önceki atalarınızın neye taptıklarını şimdi gördünüz?
(76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'alemin başka
"Siz ve geçmiş atalarınız."
"Siz ve geçmiş atalarınız."
"Siz ve geçmiş atalarınız."
"Hem siz, hem de eski atalarınız?"
(75-76) (İbrahim): "Şimdi gördünüz mü, dedi, gerek sizin, gerek daha evvelki atalarınızın neye tapmakda olduğunuzu"?
Siz ve geçmiş atalarınız?
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
Siz ve çok daha önce gelip geçen atalarınız.
"Siz ve eski atalarınız?"
hem siz hem de gelip geçmiş atalarınız?"
Sizi ve gelmiş geçmiş babalarınızı sorguladınız mı?
Sizin ve önceki atalarınızın…
Sizin ve önceki atalarınızın..
"Siz ve o eski atalarınız!"
Şuarâ suresi, 77. ayet. فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَٰلَمِينَ
"Şüphesiz onlar benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbi olan Allah, dostumdur."
Şüphesiz ki onlar (putlar) benim düşmanımdır; sadece âlemlerin Rabbine (kulluk ederim). dipnot 1
İşte artık (ilan ediyorum) ki, benim için onlar birer düşmandır. Başka değil, sadece alemlerin Rabbi vardır.
"İmdi, (bana gelince, ben biliyorum ki,) şüphesiz (bu düzmece tanrılar) benim düşmanlarımdır, (ve benim için) alemlerin Rabbinden başka (tanrı yoktur);
"Kesinlikle onlar benim düşmanımdır. . . Sadece Rabb-ül alemin. . . "
"İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"
İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur);
"Artık, onlar, kesinlikle düşmanımdır!" "Evrenlerin Efendisi başkadır!"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Efendisi hariç;"
'Onlar benim düşmanımdır; yalnız Evrenlerin Rabbi hariç;'
Onların hepsi benim düşmanımdır; alemlerin Rabbi hariç;
(76-77) Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'alemin başka
"Yalnızca alemlerin Rabb'i (dostumdur). O'nun dışındakilerin hepsi benim düşmanımdır."
"Yalnızca Âlemlerin Rabbi (dostumdur). O'nun dışındakilerin hepsi benim düşmanımdır."
"Benim için Rabb, yalnızca Âlemlerin Rabbi'dir. O'nun dışındakilerin hepsi benim düşmanımdır."
"işte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin rabbi hariç"
"işte onlar benim muhakkak düşmanımdır. Fakat aalemlerin Rabbi böyle değil".
Doğrusu onlar, benim düşmanımdır. Ancak alemlerin Rabbı müstesna.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
"İşte onlar benim düşmanlarımdır. Yalnız alemlerin Rabbi hariç."
"Onlar benim düşmanımdır. Yalnız alemlerin Rabbi (benim dostumdur)."
Kulluk ettiklerinizden, Varlıkların Sahibi dışında kalanlar benim için birer düşmandır.
Kulluk ettiklerinizden, Âlemlerin Rabbi dışında kalanlar benim için birer düşmandır.
Alemlerin Rabbi olan (Allah'tan) başka, (ibadet ettiklerininiz) hepsi benim düşmanımdır.
Evrenin sahibinden başka, onların hepsi benim düşmanımdır.
"Şüphesiz onlar benim düşmanım. Ama alemlerin Rabbi dostum."
Şuarâ suresi, 78. ayet. ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ
"O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir."
Beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.
Ki O'dur beni yaratan, bana doğru yolu gösterecek olan da O'dur.
beni yaratan da, bana doğru yolu gösteren de O'dur;
"Ki O, beni yarattı. . . O bana hidayet eder. "
"Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O'dur.
"O, beni yaratandır. O, bana doğru yolu gösterendir!"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."
'Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur.'
O ki, beni yarattı, sonra da bana o doğru yolu gösterir;
O ki beni yarattı sonra da bana o hidayet eder
"Beni yaratan ve yol gösteren O'dur."
"Beni yaratan ve yol gösteren O'dur."
"Beni yaratan ve yol gösteren O'dur."
"Ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur;"
"(O Rabb) ki beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.
Ki O, yaratmıştır beni. Ve O doğru yola eriştirir beni.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
"Beni yaratan ve bana yol gösteren O'dur."
Beni yaratan, bana doğru yolu gösteren Varlıkların Sahibi'dir.
Çünkü beni yaratan, bana doğru yolu gösteren Âlemlerin Rabbidir.
Beni yaratan ve bana yol gösteren O’dur.
Beni yaratan O'dur, bana yol gösteren O'dur.
"O yarattı beni, O yol gösteriyor bana."
Şuarâ suresi, 79. ayet. وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ
"O, bana yediren ve içirendir."
Beni yediren ve içirendir.
Ki O benim açlık ve susuzluğumu giderendir;
ve beni yediren de, içiren de O'dur;
"Ki O, beni yedirip doyurur ve içirir. "
"Bana yediren ve içiren O'dur;"
Beni yediren, içiren O’dur.
"O, beni yediren ve içirendir!"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Beni yediren ve içiren O'dur."
'Beni yediren ve içiren O'dur.'
O ki, beni yedirir, içirir.
Ve o ki bana o, yedirir, o içirir,
"O'dur beni yediren ve içiren."
"O'dur beni yediren ve içiren."
"O'dur beni yediren ve içiren."
"Bana yediren ve içiren O'dur;"
"Bana yediren, bana içiren Odur".
Ki O, yedirir, içirir beni.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
"Beni yediren ve içiren O'dur.”
"Bana yediren ve içiren O'dur."
Beni yediren ve içiren de odur.
Beni yediren ve içiren odur.
Beni yediren ve içiren de O’dur.
Beni yediren ve içiren de O'dur.
"O'dur beni doyuran, suvaran."
Şuarâ suresi, 80. ayet. وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ
"Hastalandığımda da O bana şifa verir."
Hastalandığımda bana şifa verendir.
ve hasta düştüğümde şifa veren de yine O'dur.
ve hasta olduğum zaman beni iyileştiren,
"Hastalandığımda, O'dur bana şifa veren. "
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.
"O, sağlığım bozulduğunda beni iyileştirendir!"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."
'Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur.'
Hastalandığım zaman O bana şifa verir.
Hastalandığım vakıt da bana o şifa verir
"Hastalandığım zaman, O'dur bana şifa veren."
"Hastalandığım zaman, O'dur bana şifa veren."
"Hastalandığım zaman, O'dur bana şifa veren."
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;"
"Hastalandığım zaman bana şifa veren Odur".
Hastalandığımda O, şifa verir bana.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
"Hastalandığımda da O bana şifa verir."
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur."
Hastalandığımda bana o şifa verir.
Hastalandığımda bana o şifa verir.
Hasta olduğumda, bana şifa veren...
Bana şifa veren...
"Hastalandığımda O'dur bana şifa ulaştıran."
Şuarâ suresi, 81. ayet. وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ
"O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır."
Beni öldürüp sonra diriltecek olandır.
Beni öldürecek, sonra tekrar diriltecek olan da O'dur.
ve beni öldürecek olan ve sonra yeniden diriltecek olan (hep) O'dur.
"Ki O, beni öldüren, sonra dirilten. "
"Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,"
Benim canımı alacak, sonra beni diriltecek O’dur.
"O, beni öldürecek, sonra yeniden yaşam verecektir!"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur."
'Beni öldüren ve sonra dirilten O'dur.'
O ki, beni öldürür, sonra beni yine diriltir.
Ve o ki beni öldürür, sonra beni yine diriltir
"Beni öldürecek ve tekrar diriltecek olan O'dur."
"Beni öldürecek ve tekrar diriltecek olan O'dur."
"Beni öldürecek ve tekrar diriltecek olan O'dur."
"Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur."
"Beni öldürecek, sonra beni diriltecek olan Odur".
Ki O, öldürür beni, sonra da O, diriltir.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“O, benim canımı alacak ve sonra diriltecek olandır.”
"Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur."
Beni öldürecek sonra tekrar hayat verecektir.
Beni öldürecek, sonra tekrar hayat verecektir.
Beni öldürecek olan, sonra yeniden beni diriltecek olan O’dur.
Beni öldürecek olan, sonra yeniden beni diriltecek olan O'dur.
"Beni öldürecek, sonra diriltecek O'dur."
Şuarâ suresi, 82. ayet. وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ
"O, hesap gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur."
Hesap gününde benim için hatalarımı bağışlayacağını umduğum dipnot 1 O'dur.
Hesap Günü'nde beni, hatalarımı bağışlayacağını umduğum (tek) zat da O'dur."
Ve Hesap Günü'nde hatalarımı bağışlamasını umduğum kimse de O'dur.
"Ki O, Din hükümleri sürecinde hatalarımı mağfiret edeceğini umduğum. "
"Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
Ve hesap günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum O'dur.
"O, Yargı Günü'nde, eksiklerimi bağışlamasını umut ettiğimdir!"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
' Yargı gününde, kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur.'
Ve O ki, ceza gününde günahlarımı bağışlamasını ümit ederim.
Ve o ki ceza günü ben onun günahımı afiv buyurmasını niyaz ederim
"Ve Din Günü dipnot 1 yanlışımı bağışlayacağını umduğum O'dur."
"Ve Din Günü dipnot 1 yanlışımı bağışlayacağını umduğum O'dur."
"Ve din günü dipnot 1 hatamı bağışlayacağını umduğum O'dur."
"Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;"
"Ceza gününde kusurlarımı yarlığayacağını umduğum da Odur".
Ve din günü günahlarımı bağışlamasını umduğum O'dur.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“O, hesap gününde hatalarımı bağışlayacağını umduğumdur.”
"Ceza günü hatamı bağışlayacağını umduğum da O'dur."
Hesap günü hatalarımı bağışlamasını beklediğim de odur.
Hesap günü yanlış davranışlarımı bağışlamasını beklediğim de odur.
Hesap günü günahlarımı bağışlamasını ümit ettiğim de O’dur.
Kıyamet günü günahlarımı bağışlamasını ümit ettiğim de O'dur.
"Din gününde hatalarımı affetmesini umup durduğum da O'dur."
Şuarâ suresi, 83. ayet. رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّٰلِحِينَ
"Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat."
Rabbim! Bana doğru hüküm verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat! dipnot 1
"Rabbim! Bana doğru bir muhakeme yeteneği bahşet ve beni iyilerin arasına kat!
"Ey Rabbim! Bana (doğruyla eğrinin ne olduğuna) hükmedebilme bilgi ve yeteneğini bağışla ve beni dürüst ve erdemli insanların arasına kat
"Rabbim, bana bir hüküm hibe et ve beni salihlere dahil et!"
"Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat.
"Efendim! Bana bilgelik ver ve erdemli olanlar arasına beni de al!"
- İbrahim şöyle demişti: "Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak alemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O'dur. Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Ahiret gününde, yanılmalarımı bana bağışlamasını umduğum O'dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!"
"Efendim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat."
'Rabbim, bana bilgelik ver ve beni iyiler arasına kat.'
Ya Rab, bana bir hüküm ver ve beni iyiler zümresine kat!"
Yarab, bana bir huküm ıhsan et ve beni salihine ilhak buyur
"Rabb'im bana karşılıksız hüküm ver dipnot 1 ve beni salihlerin dipnot 2 arasına dahil et."
"Rabb'im bana karşılıksız hüküm ver dipnot 1 ve beni salihlerin dipnot 2 arasına dahil et."
"Rabb'im bana karşılıksız hüküm ver dipnot 1 ve beni salihlerin dipnot 2 arasına dahil et."
"Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat;"
"Rabbim, bana hüküm ihsan et ve beni saalihler (zümresine) kat".
Rabbım, bana hüküm ver. Ve beni salihlere kat.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat.”
"Rabbim, bana hüküm (hükümdarlık, bilgi) ver ve beni Salihler arasına kat."
Rabbim! Bana hikmet /doğru karar verme yeteneği ver ve beni iyiler arasına kat dipnot 1 !
Rabbim! Bana doğru karar verme yeteneğini (hikmeti) ver ve beni iyiler arasına kat.
Rabbim bana hüküm/ilim ver ve beni iyiler arasına kat!
Rabbim bana kavrayış kabiliyeti ver ve beni iyiler arasına kat!
"Rabbim, bana hükmetme gücü/hikmet bağışla, beni hak ve barış seven iyiler arasına kat!"
Şuarâ suresi, 84. ayet. وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ
"Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl."
Bana, (benden) sonra gelecekler arasında iyilikle anılmayı nasip et!
Ve beni dillerde doğruluk timsali olarak anılan biri yap
ve gerçeği benden sonrakilere ulaştırabilme gücü ver bana;
"Arkamdan geleceklere de hakikati iletmemi sağla!"
"Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
"Benden sonrakiler içinde, beni iyi dille anılanlardan eyle."
"Sonraki kuşaklara doğruyu iletmemi sağla!"
-"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"
"Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl."
'Beni, sonraki nesiller için iyi bir örnek kıl.'
Ve bana gelecekler içinde güzel bir nam tahsis eyle!
Ve bana sonrakiler içinde bir "lisanı sıdık" tahsıys eyle
"Ve sonrakiler arasında güzel bir ün ile anılmamı nasip et."
"Ve sonrakiler arasında güzel bir ün ile anılmamı nasip et."
"Ve sonrakiler arasında güzel bir ün ile anılmamı nasip et."
"Sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver."
"(Benden) sonrakiler içinde benim için (bir) lisan-ı sıdk ver".
Ve sonrakiler içinde bana doğru söyler bir dil ihsan et.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”
"Sonra gelenler arasında bana, bir doğruluk dili nasib eyle (sonraki nesiller arasında hayır ile anılmamı sağla)!"
Gelecek nesiller içinde benim doğru anılmamı nasip eyle!
Benim, gelecek nesiller içinde doğru anılmamı nasip eyle.
Ve beni, sonrakiler içinde “doğrunun dili/doğrulukla anılan” kıl!
..Ve beni, sonrakiler içinde "doğrunun sözcüsü" yap!
"Sonradan gelecekler arasında benimle ilgili doğru/isabetli bir dil oluştur."
Şuarâ suresi, 85. ayet. وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ
"Beni Naim cennetinin varislerinden eyle."
Beni, nimet cennetinin mirasçılarından kıl!
Ve beni ölümsüz nimetlerle dolu cennetin varislerinden kıl!
ve beni o nimetlerle dolu bahçenin varislerinden biri yap!
"Beni nimetler cennetinin varislerinden kıl!"
"Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl,"
Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl.
"Beni, nimet cennetinin kalıtçılarından yap!"
-"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"
"Beni, Nimetler Bahçesine varis olanlardan yap."
'Beni, Nimetler Cennetine varis olanlardan yap.'
Ve beni Naim cennetinin varislerinden eyle!
Ve beni naıym cennetinin varislerinden eyle
"Ve beni nimeti bol Cennet'in mirasçılarından kıl."
"Ve beni nimeti bol Cennet'in mirasçılarından kıl."
"Ve beni nimeti bol Cennet'in mirasçılarından kıl."
"Beni nimetlerle donatılmış cennetin mirasçılarından kıl."
"Beni Naıym cennetinin varislerinden kıl".
Beni Naim cennetinin varislerinden kıl.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“Beni Naîm Cenneti'nin varislerinden eyle.”
"Beni ni'met(i bol olan) cennetinin varislerinden kıl."
Beni nimetlerle dolu Cennet'in varislerinden eyle!
Beni nimetlerle dolu Cennet'e mirasçı kıl.
Beni Naîm cennetlerinin varislerinden kıl!
Beni nimet cennetlerinin varislerinden kıl!
"Beni, nimetlerle dolu cennetin mirasçılarından kıl."
Şuarâ suresi, 86. ayet. وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ
"Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır."
Şaşkınlardan olan babamı da bağışla! dipnot 1
Babamı da bağışla! Çünkü o oldum olası yolunu şaşıranlardan biri olmuştur.
"Ve babamı bağışla; çünkü, o gerçekten yolunu şaşıranlar arasında.
"Babamı mağfiret et! Muhakkak ki o, doğru inançtan sapanlardandı!"
"Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
Babamı da bağışla (ona tevbe ve iman nasip et). Çünkü o sapıklardandır.
"Babamı da bağışla!" "Aslında, o, sapkınlar arasındadır!"
-"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"
"Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor."
'Babamı bağışla, zira o sapıtmış bulunuyor.'
Babamı da bağışla; çünkü o yanlış gidenlerdendir.
Babama da mağfiret buyur, çünkü o yanlış gidenlerden idi
"Babamı bağışla, o sapkınlardandır."
"Babamı bağışla, o sapkınlardandır."
"Babamı bağışla, o sapkınlardandır."
"Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır."
"Babamı da yarlığa. Çünkü o sapıklardandır".
Babamı da bağışla. Şüphesiz o, sapıklardan olmuştur.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
"Babamı da bağışla. Şüphesiz o sapıklardandır."
"Babamı da bağışla. Çünkü o, sapıklardandır.
Babamı da bağışla, çünkü o da yanlış yolda olanlardandır dipnot 1 !
Babamı da bağışla; çünkü o sapıklardandır.
Babamı da bağışla! Çünkü o, sapıklık içinde olanlardandır.
Babamı da bağışla, çünkü o, şaşkınlardandır.
"Babamı da affet. Çünkü o, sapmışlardandır."
Şuarâ suresi, 87. ayet. وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ
"(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!"
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
Ve beni herkesin diriltilip kaldırılacağı o gün mahcup eyleme!"
"Ve o herkesin kaldırılacağı Gün beni utandırma;
"Ba's sürecinde beni rezil - rüsva etme!"
"Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme,"
(İnsanların) dirilecekleri gün, beni mahcup etme.
"Yeniden yaşama döndürülecekleri gün, beni utandırma!"
-"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"
"Diriliş gününde beni utandırma."
'Diriliş gününde beni utandırma.'
Yaratıkların diriltilecekleri gün, beni utandırma,
Ve utandırma beni ba's olunacakları gün
"Yeniden dirilme gününde beni utandırma."
"Yeniden dirilme gününde beni utandırma."
"Yeniden dirilme gününde beni utandırma."
"Ve beni (inananların) diriltilecekleri gün küçük düşürme."
"(Kulların) kabirlerinden kaldırılacakları gün beni rüsvay etme".
Diriltilecekleri günde beni rezil etme.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“(Kulların yeniden) diriltilecekleri gün beni utandırma!”
"(Kulların) diriltilecekleri gün, beni utandırma."
Tekrar diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
Tekrar dirilecekleri gün beni mahcup etme."
İnsanların yeniden diriltilecekleri gün beni rezil etme!
İnsanların yeniden diriltilecekleri gün beni rezil etme!
"Herkesin diriltileceği gün beni utandırma."
Şuarâ suresi, 88. ayet. يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
"O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!"
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
O gün ne malın mülkün bir yararı olur ne de evladın;
o Gün ki, ne malın mülkün, ne de çoluk çocuğun bir yararı olmayacaktır;
"O süreçte zenginlik de fayda vermez, oğullar da (fayda vermez). "
'Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.
O gün, mal ve oğullar yarar sağlamaz.
-"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"
O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.
O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır.
O gün ki, ne mal fayda verir, ne oğullar!
O gün ki ne mal faide verir ne oğullar,
"Evladın ve malın yarar sağlamadığı gün."
"Evladın ve malın yarar sağlamadığı gün."
"Evladın ve malın yarar sağlamadığı gün."
"Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde."
"O günde ki ne mal faide eder, ne de oğullar".
O gün ki mal da fayda vermez, çocuklar da.
(69-88) Onlara İbrahim'in haberini oku, bir vakit, kavmine ve babasına dedi ki neye tapıyorsunuz? Neye ibadet ediyorsunuz? Dediler ki putlara tapıyoruz ve bun a da tutkulu / adanmış bir halde devam edeceğiz. İbrahim, ç ağırdığınızda sizi duyuyorlar mı? dedi ya da size bir faydaları veya zararları var mı? dediler ki biz babalarımızı da bu şekilde yaparlarken bulduk. İbrahim dedi ki, eski babalarınızın ve de sizlerin nelere tapındığınızı gördünüz mü? Alemlerin rabbi hariç, onlar kesinlikle benim düşmanlarımdır, ki O / Allah beni yarattı, bana yol gösterir, ayrıca beni doyurur, bana su verir, hasta olduğum vakit bana şifa verir, beni O öldürecek ve sonra tekrar diriltecek , hesap günü de / din günü de beni ve hatalarımı bağışlayacağını bekliyorum / umuyorum. Rabbim bana hüküm b ağışla / hibe et. Beni düzelticilere / onarıcılara / ıslah edicilere / salihlere kat / ilhak et. (Hüküm; gerekçeli karar verme yeteneği) Sonrakiler içinde beni sözüne bağlı biri yap, beni naim cennetine mirasçı kıl (dünya gibi bitmediği için cennete, halife değil mirasçı olunur) Babamı bağışla, muhakkak ki o sapmışlardandır. Ne malın ne de oğulların fayda vermediği yalnızca Allah'a teslim olmuş bir kalp sunmanın fayda vereceği o günde, yeniden dirileceğimiz o günde, beni utandırma / rezil etme.
“O gün ki ne mal fayda verir, ne oğullar!”
"O gün ki, ne mal, ne de oğullar yarar vermez."
O gün ne malın bir faydası olacak, ne de evladın!
O gün ne malın yararı olur ne oğulların.
O gün, ne mal fayda verir ve ne de çocuklar...
O gün, ne mal fayda verir ve ne de çocuklar...
"Bir gündür ki o, ne mal fayda verir ne oğullar."
Şuarâ suresi, 89. ayet. إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
"Allah'a arınmış bir kalp ile gelen başka."
(87, 88, 89) Samimi bir kalp ile gelenlerin dışında, mal ve çocukların (kişiye) yarar sağlayamayacağı gün, yani (insanların) diriltilecekleri gün beni rezil etme!"
ancak selim bir kalple Allah'ın huzuruna çıkanlar müstesna.
yalnızca Allah'ın huzuruna kötülükten korunmuş bir kalple çıkanlar (kurtulacaktır)!"
"Sadece, Allah'a kalb-i selim (şuurunda hakikat açığa çıkmış olan) ile gelmiş kimse müstesna!"
"Ancak Allah'a selim bir kalp ile gelenler başka."
Ancak Allah'a kalbi selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).
Arınmış bir yürekle Allah'a gelenler böyle değildir.
-"Sonraki nesiller arasında benim doğrulukla anılmamı sağla. Beni nimet cennetine varis olaylardan eyle. Babamı da bağışla; o, doğrusu şaşırmışlardandır. İnsanların diriltileceği gün, Allah'a temiz bir kalple gelenden başkasına mal ve oğulların fayda vermeyeceği gün, beni utandırma!"
ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.
ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç.
Ancak Allah'a temiz bir kalp ile varan başka!"
Ancak Allaha selim bir kalb ile varan başka
"Allah'a selim dipnot 1 bir kalple gelenler hariç."
"Allah'a selim dipnot 1 bir kalple gelenler hariç."
"Allah'a selim dipnot 1 bir kalple gelenler hariç."
"Ancak Tanrı'ya selim bir kalp ile gelenler başka."
"Meğer ki Allaha (küfr-ü nifakdan) tamamen salim bir kalb ile gelenler ola".
Ancak Allah'a kalb-i selimle gelmiş olan başka.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”
"Ancak Allah'a sağlam ve temiz kalb getiren (yarar görür)."
Allah'ın huzuruna selim (şirkten arınmış) bir kalple gelenler hariç!
Sadece Allah'a şirkten kurtulmuş bir kalple gelenler fayda görür.
Ancak kişi Allah’a (şirkten) selim olan bir kalp ile gelmiş ola.!
Ancak kişi Allah'a tertemiz bir kalp ile gelmiş ola.!
"Yalnız temiz bir kalple Allah'a varan kurtulur."
Şuarâ suresi, 90. ayet. وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ
Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.
(O gün) cennet, muttakîlere (duyarlı olanlara) yaklaştırılacaktır. dipnot 1
Zira (o gün), cennet sorumlu ve bilinçli davrananlara yaklaştırılacaktır.
Çünkü, (o Gün) cennet, Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyanlara yaklaştırılacaktır,
Korunmuşlara cennet (yaşantısı) yaklaştırılmıştır.
(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
(O gün) cennet, takvâ sahiplerine yaklaştırılır.
Ve sorumluluk bilinci taşıyanlara cennet yaklaştırılır.
- O gün cennet, Allah'a karşı saygılı olanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılır.
Erdemlilere bahçe sunulacaktır.
Erdemlilere cennet sunulacaktır.
Cennet takva sahiplerine yaklaştırılmıştır.
Hem müttekiler için cennet yaklaştırılmış
Ve Cennet, takva sahipleri için yaklaştırılır.
Ve Cennet, takva sahipleri için yaklaştırılır.
Ve Cennet, takva dipnot 1 sahipleri için yaklaştırılır.
(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
(O günde ki) cennet takva saahiblerine yaklaşdırılmışdır.
Cennet, muttakiler için hazırlanmıştır.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
O gün cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
(O gün) cennet, korunanlara yaklaştırılır.
O gün Cennet, müttakilere /yanlışlardan sakınanlara yaklaştırılır,
O gün Cennet kendini korumuş olanlara (müttakilere) yakınlaştırılır,
O gün cennet, takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.
O gün cennet, takva sahipleri için yaklaştırılmıştır.
Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır.
Şuarâ suresi, 91. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ
(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.
Cehennem de azgınlar için ortaya çıkartılacaktır.
Cehennemse sorumsuz ve bilinçsizce davrananlar için kışkırtılacaktır.
cehennemse büyük azgınlıklar içinde yitip gitmiş olanların karşısına çıkarılacaktır;
Hakikatten sapanlar içinse; cehennem önlerine getirilmiştir!
Cehennem de azgınlar için sergilenir.
Cehennem de azgınlara apaçık gösterilir.
Azgınlık yapanların karşısına da cehennem çıkarılır.
- O gün cennet, Allah'a karşı saygılı olanlara yaklaştırılır. Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılır.
Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.
Azgınlar için de cehennem ortaya konacaktır.
Azgınlar için de cehennem hortlatılmıştır.
Azgınlar için de Cehennem hortlatılmıştır
Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.
Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.
Ve Cehennem azgınların karşısına çıkarılır.
Cehennem de azgınlar için sergilenir.
Cehennem de azgınlara açılıb gösterilmişdir.
Cehennem de azgınlara gösterilir.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Cehennem de azgınlar için ortaya çıkarılıverir.
Cehennem de azgınların karşısına çıkarılır.
Yakıcı ateş (cehennem) boş hayale kapılıp yoldan çıkanların önüne çıkarılır.
Cehennem boş hayal peşinde koşanların önüne çıkarılır,
Cehennem de kâfirler için ortaya çıkarı verilir.
Cehennem de azgınlar için hortlatılmıştır.
Cehennem de şımarıp azanların karşısına getirilir.
Şuarâ suresi, 92. ayet. وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ
(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.
(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.
Ve onlara sorulacaktır: "Nereye kayboldular tapınıp durduğunuz
Ve onlara: "Nerede sizin bütün o tapınıp durduklarınız?" diye sorulacaktır,
Onlara: "Nerede tapındığınız şeyler?" denildi.
Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir;
Onlara: Allah’tan gayrı taptıklarınız hani nerede?
Ve onlara, şöyle denilir: "Hizmet ettikleriniz neredeler?"
- Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
Onlara şöyle denir, "Hani hizmet ettikleriniz nerede"
Onlara şöyle denir, 'Hani taptıklarınız nerede -'
Ve bunlara: "Hani nerede o taptıklarınız,
(92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte
Ve onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.
Ve onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.
Ve onlara: "Kulluk ettikleriniz nerede?" denilir.
Ve onlara: "Tapmakta olduklarınız nerede?" denilir.
(92-93) Ve anlara: "Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?" denilmişdir.
Ve onlara denilir ki: Nerededir taptıklarınız?
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Ve onlara; "İbadet etmekte olduklarınız nerede?" denilir.
Onlara "Hani taptıklarınız nerede?" denilir.
Onlara şöyle denir: "Nerede kulluk edip durduklarınız...
Onlara şöyle denir: "Kulluk edip durduklarınız nerede?
Onlara: Allah’tan başka kendilerine ibadet ettikleriniz hani nerede ?
(92-93) Onlara: -Hani nerede, Allah'tan başka kendilerine kulluk ettikleriniz? Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.
Denir ki onlara: "O ibadet ettikleriniz nerede?"
Şuarâ suresi, 93. ayet. مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ
(91-93) Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, "Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?" denilecek.
(92, 93) Onlara (cehennemliklere) "Allah'ın peşi sıra taptıklarınız nerede? Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denecektir.
o Allah'tan gayrı (varlıklar)? Size, hadi onu da geçtik, kendilerine olsun bir yardımları dokunacak mı bari?
"(Hani), o Allah'tan başka (tanrı yerine koyduklarınız)? Onlar, bakalım, size yahut kendilerine yardım edebilecekler mi?"
"Allah dununda tapındıklarınız. . . Size yardım ediyorlar mı? Yahut kendilerine bir yardımları dokunur mu?"
"Allah'ın dışında olan (ilah)lar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
Size yardım edebiliyorlar mı veya kendilerine (olsun) yardımları dokunuyor mu? denilir.
"Allah'tan başka bir de ayrıca!" "Size yardım edebiliyor veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?"
- Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
"O ALLAH'tan aşağı? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?"
'- O ALLAH'tan başka? Size şimdi yardım edebiliyorlar mı? Kendilerine bile yardımları dokunabiliyor mu?'
Allah'tan başka; nasıl size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarıyorlar mı?" denilmekte.
(92-93) Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte
"Allah'tan başka size yardım edebilecek var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?"
"Allah'tan başka size yardım edebilecek var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?
"Allah'tan başka size yardım edebilecek var mı? Veya kendilerine bir yararları olabilir mi?
"Tanrı'nın dışında olan tanrılar; size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
(92-93) Ve anlara: "Allahı bırakıb da tapdıklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı, yahud kendi başlarına yardımları dokunuyor mu?" denilmişdir.
Allah'tan başka? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Allah'ın dışında (edindiğiniz ilahların), size yardımları dokunuyor mu veya kendilerine yardımları oluyor mu?
"O Allah'tan başka (taptıklarınız) size yardım ediyorlar mı, yahut kendilerine yardımları dokunuyor mu?"
Allah ile aranıza koyduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine bir faydaları oluyor mu?"
Hani Allah ile aranıza koyduklarınız? Size yardım edebiliyorlar veya kendileri yardım görüyorlar mı?"
Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.
(92-93) Onlara: -Hani nerede, Allah'tan başka kendilerine kulluk ettikleriniz? Hiç size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı? denilir.
"Allah'ın dışındakiler, size yardım ediyorlar mı? Peki, kendilerine yardımları dokunuyor mu?"
Şuarâ suresi, 94. ayet. فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ
(94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.
(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.
Neticede hem onlar, hem de sorumsuz ve bilinçsizce onlara (umut bağlayanlar) cehennemde üst üste istif edilecekler;
Pek tabii onlar da, azgınlık içinde yitip gidenler de, hepsi üst üste cehenneme tıkılacaklar;
Onlar (taptıklarınız) ve hakikatinden sapıp putlara tapanlar, onun içinde (cehennemde) tepetaklak yüzüstü yere çarpılmıştır!
Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
Artık onlar, o azgınlar toptan oraya tepetaklak (cehenneme) atılırlar
Sonunda, onlar ve azgınlar, yüzüstü onun içine atılırlar.
- Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır.
Azgınlarla birlikte tepetakla oraya atılacaklardır
Ve arkasından hep onlar ve azgınlar o cehennemin içine fırlatılmaktadırlar.
Ve arkasından hep onlar o Cehennemin içine fırlatılmaktadır
Arkasından onlar ve azgınlar dipnot 1 onun içine tepetaklak atılacaklar.
Arkasından onlar ve azgınlar dipnot 1 onun içine tepetaklak atılacaklar.
Arkasından onlar ve azgınlar dipnot 1 onun içine tepetaklak atılacaklar.
Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
(94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.
Oraya; onlar ve azgınlar atılırlar.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Onlar ve azgınlar hep birlikte oraya atılırlar.
Onlar ve azgınlar, tepe taklak oraya atılırlar.
Sonunda onlar ve boş hayale kapılıp yoldan çıkanlar baş aşağı cehenneme atılırlar.
Onlar ve boş hayallerin peşinde koşanlar baş aşağı cehenneme atılırlar,
Ve onlar, kâfirlerle birlikte Cehennem'in içine atılır.
Ve onlar, saptırıcılarla birlikte cehennemin içine tepe takla yuvarlanır
Ardından onlar ve öteki azgınlar cehennemin içine tıkılmıştır.
Şuarâ suresi, 95. ayet. وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ
(94-95) Artık onlar ve o azgınlar ile İblis'in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.
(94, 95) Onlar (İbrahim'in kavmi) bütün azgınlar ve İblis'in askerleri, hepsi tepetaklak cehenneme atılacaklardır.
İblis'in bütün askerleri de...
ve İblis'in bütün avenesi..!
İblis'in orduları da toptan (oraya atılmıştır).
Ve İblis'in bütün orduları da.
ve İblis orduları,
İblis'in tüm orduları da.
- Onlara, "Allah'tan başka taptıklarınız nerededir? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?" denilir. Onlar, azgınlar ve İblis'in adamları tepe taklak hepsi oraya atılırlar.
İblis'in tüm askerleri de...
İblis'in tüm askerleri de...
Ve bütün o iblis orduları.
(95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler
Ve İblisin bütün askerleri.
Ve iblisin bütün askerleri.
Ve iblisin bütün askerleri.
Ve İblisin bütün orduları da.
(94-95) Artık onlar da, o azgınlar da, İblis orduları da topdan yüzleri koyun, (cehennemin) içerisine atılmışlardır.
İblis'in askerleri de topluca.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Ve İblis'in bütün orduları da.
İblis'in bütün askerleri de.
Ve bütün o İblis orduları!
İblis'in bütün askerleri de atılır.
Ve İblis’in tüm ordusu da.
Ve İblis'in tüm ordusu da.
İblis orduları toplu haldedir.
Şuarâ suresi, 96. ayet. قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ
Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:
(Cehennemlikler) orada birbirleriyle çekişerek şöyle diyeceklerdir:
Onlar orada birbirleriyle atışırken şöyle derler:
O Gün orada onlar, birbirlerini suçlayarak derler ki:
Onlar orada tartışarak dediler ki:
Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
Orada, birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:
Orada çekişerek şöyle konuşacaklar:
onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler:
(95-96) Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler
Onlar, orada birbirleriyle çekişerek diyecekler ki:
Onlar, orada birbirleriyle çekişerek diyecekler ki:
Onlar, orada birbirleriyle çekişerek diyecekler ki:
Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
Orada birbiriyle çekişerek şöyle dediler:
Orada birbirleriyle çekişerek derler ki:
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Orada birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:
Onlar orada (putlarıyle) çekişerek derler ki:
Onlar orada birbirleriyle çekişerek şöyle derler:
Orada onlar biri birleriyle tartışırken şöyle derler:
Orada, birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:
Orada, birbirleriyle çekişerek, şöyle derler:
Onun içinde birbiriyle çekişirlerken şöyle derler:
Şuarâ suresi, 97. ayet. تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
"Allah'a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
(97, 98) Allah'a yemin olsun: dipnot 1 Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.
"Hayret vallahi! Her ne kadar, apaçık bir sapıklığın ortasına düşen biz isek de,
"Allah şahittir ki, biz apaçık bir sapıklık içindeydik,
"Tallahi, kesinlikle apaçık bir sapkınlık içinde imişiz!"
"Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,"
Vallahi, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.
"Allah tanıktır ki, apaçık bir sapkınlık içindeydik!"
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
"ALLAH'a ant olsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz."
'ALLAH'a andolsun, biz gerçekten çok açık bir sapıklık içinde imişiz.'
Vallahi biz, doğrusu açık bir sapıklık içindeymişiz.
Tallahi biz doğrusu açık bir dalal içinde imişiz
"Allah'a yemin olsun ki, biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz."
"Allah'a yemin olsun ki, biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz."
"Allah'a yemin olsun ki, biz apaçık bir sapkınlık içindeymişiz."
"Andolsun Tanrı'ya, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz."
"Allaha andolsun, hakıykat biz apaçık bir sapıklık içinde idik".
Andolsun Allah'a ki; biz, apaçık sapıklıkta idik.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Allah’a andolsun, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”
"Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz!"
"Vallahi biz apaçık bir sapkınlık içindeydik.
"Vallahi biz apaçık bir sapkınlık içindeydik.
Vallahi biz, açıkça sapıklıktaydık.
-Vallahi biz, açıkça sapıklıktaydık.
"Vallahi, biz açık bir sapıklığın ta içindeymişiz."
Şuarâ suresi, 98. ayet. إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
"Çünkü sizi, alemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk."
(97, 98) Allah'a yemin olsun: dipnot 1 Sizi âlemlerin Rabbiyle eşit saymakla doğrusu apaçık bir sapkınlık içindeymişiz.
o zaman sizi alemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk;
çünkü, siz(in gibi yaratılmış varlıklar)ı alemlerin Rabbiyle bir tutuyorduk;
"Hani sizi Rabb-ül alemin ile eşit kılmıştık. "
"Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.
Çünkü biz sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutuyorduk.
"Çünkü Evrenlerin Efendisini, sizinle aynı tutuyorduk!"
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
"Çünkü sizi evrenlerin Efendisine denk tutuyorduk."
'Çünkü sizi evrenlerin Rabbine denk tutuyorduk.'
Çünkü sizi alemlerin Rabbi seviyesinde tutuyorduk.
Çünkü sizi rabbül'alemin seviyyesinde tutuyorduk
"Çünkü sizi Alemlerin Rabb'i ile bir tutuyorduk."
"Çünkü sizi Âlemlerin Rabb'i ile bir tutuyorduk."
"Çünkü sizi alemlerin Rabb'i ile bir tutuyorduk."
"Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin rabbiyle eşit tutuyorduk."
"Çünkü sizi aalemlerin Rabbi ile bir seviyyede tutuyorduk".
Hani biz, sizi alemlerin Rabbı ile bir tutmuştuk.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”
"Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk."
Çünkü sizi Varlıkların Sahibi ile aynı seviyede tutardık.
Çünkü sizi Âlemlerin Rabbi ile bir tutardık.
Çünkü sizi alemlerin Rabbi ile eşit tutmuştuk.
Çünkü sizi evrenin sahibi ile eşit tutmuştuk.
"Çünkü sizi alemlerin Rabbi'yle aynı düzeyde tutuyorduk."
Şuarâ suresi, 99. ayet. وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ
"Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı."
Bizi, o suçlulardan başkası saptırmadı.
ne ki bizi saptıran, yalnızca günahı hayat tarzı haline getiren şu kimselerdi;
yine de (sizi tanrılaştırarak) yoldan çıkmamıza günah (önderlerimiz) sebep oldu!
"Bizi ancak o suçlular (hakikati inkar edenler) saptırdı. "
"Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."
Bizi ancak o günahkârlar saptırdı.
"Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi!"
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
"Bizi saptıranlar suçlulardı."
'Bizi saptıranlar suçlulardı.'
Ve bizi hep o suçlular şaşırtmıştı.
Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı
"Ve bizi hep o mücrimler saptırdı."
"Ve bizi hep o mucrimler dipnot 1 saptırdı."
"Ve bizi hep o suçlular dipnot 1 saptırdı."
"Bizi suçlu günahkarlardan başka saptıran olmadı."
"Bizi o mücrimlerden başkası sapdırmadı".
Ve bizi suçlulardan başka da saptıran olmamıştı.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı.
"Ama bizi saptıran o suçlulardır."
Bizi yoldan çıkaranlar sadece bu suçlulardır.
Bizi yoldan çıkaranlar, şu günahkarlardan başkası değildir.
Bizi hep o günahkârlar saptırdı.
Bizi hep o günahkarlar şaşırtmıştı.
"Bizi saptıran, o suçlulardan başkası değildi."
Şuarâ suresi, 100. ayet. فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ
"İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok."
Bizim için şefaatçiler de yok.
gel gör ki, şimdi bize arka çıkan ne bir kimse var
Ama şimdi ne bir arka çıkanımız var,
"Şefaatçimiz de yok. "
"Artık bizim için ne bir şefaatçi var,"
Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var,
"Artık, bizim için, ne bir ara bulucu var!"
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
"Şimdi bizim ne şefaatçimiz var."
'Şimdi bizim ne şefaatçımız var.'
Bak şimdi bizim için ne şefaatçiler var,
Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var
"Artık şefaat dipnot 1 edecek kimsemiz de yok."
"Artık şefaat dipnot 1 edecek kimsemiz de yok."
"Artık şefaat dipnot 1 edecek kimsemiz de yok."
"Artık bizim için ne bir şefaatçi var."
Artık bizim için ne şefaatçiler (den bir kimse),
Şimdi bize şefaat eden kimse yoktur.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
“Artık bize şefaat edecek bir kimse de yoktur.”
"Şimdi artık bizim ne şefa'atçilerimiz var",
Artık bize şefaat edecek /arka çıkacak hiç kimse yok,
Artık bizi ne kayıracak biri var,
Şimdi, bir şefaatçimiz de yok.
Şimdi, bir şefaatçimiz de yok..
"Artık ne şefaatçilerimiz var,
Şuarâ suresi, 101. ayet. وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ
"Candan bir dostumuz da yok."
Yakın bir dost da yok.
ne de yürekten bir dost.
ne de candan bir dostumuz.
"Güveneceğimiz bir dostumuz da yok. "
"Ne de candan, yakın bir dost."
ne de yakın bir dostumuz.
"Ne de yakın bir dostumuz!"
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
"Ne de yakın bir dostumuz."
'Ne de yakın bir dostumuz.'
ne de sadık bir dost!
Ne de yakın bir sadik
"Gerçek bir dostumuz da."
"Gerçek bir dostumuz da."
"Gerçek bir dostumuz da."
"Ne de candan, yakın bir dost."
"ne de candan bir dost yok".
Ve sıcak bir dostumuz da yoktur.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Samimi bir dost da yok."
"Ne de sıcak bir dostumuz."
bir can dostumuz da yok!
Ne de bir can dostu.
Sıcak bir dost da yok.
Sıcak bir dost da yok..
Ne sıcak, samimi bir dostumuz."
Şuarâ suresi, 102. ayet. فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
"Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
Keşke bizim için (dünyaya) bir daha dönüş olsaydı da müminlerden olsa(ydı)k!" dipnot 1
Keşke bizim için bir kez daha dönüş olsaydı da, biz de inananlardan biri olsaydık."
N'olurdu, (o hayata) bir kere daha dönebilseydik de inananlardan olsaydık!"
"Keşke geri dönebilsek de (hakikate) iman etmenin getirisini elde etsek. "
"Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik."
Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!
"Keşke bir kez daha olsaydı da inananlar arasında olsaydık!"
- Cehennemde putlarıyla çekişerek şöyle derler: "Vallahi, biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi alemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Şimdi ne şefaatçimiz ne de bir dostumuz vardır.Keşke geriye dönüşümüz olsa da inananlardan olsak."
"Bir şansımız daha olsaydı da, iman edenler olsaydık."
'Bir şansımız daha olsaydı da, inananlar olsaydık.'
Bari bizim için geriye (dünyaya) dönme imkanı olsaydı da, mü'minlerden olsaydık."
Bari bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü'minlerden olsa idik
"Keşke bizim için geri dönüş olsaydı da biz de iman edenlerden olsaydık."
"Keşke bizim için geri dönüş olsaydı da biz de inananlardan olsaydık."
"Keşke bizim için geri dönüş olsaydı da biz de inananlardan olsaydık."
"Bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da inançlılardan olabilseydik."
"Bizim için hakıykaten bir geri dönüş olsaydı da biz de mü'minlerden olsaydık".
Keşki bizim için geri dönüş olsa da, mü'minlerden olsak.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
"Ah! Keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da Müminlerden olsak!"
"Ah keşke bir dönüşümüz daha olsa da inananlardan olsak!"
Keşke elimizde bir fırsat daha olsa da biz de mü'minlerden olsak!"
Keşke bize fırsat verilse de müminlerden olsak."
Ah keşke bizim için (dünyaya) bir dönüş daha olsa da, müminlerden olsak!
Keşke bizim bir hakkımız daha olsaydı da müminlerden oluverseydik.
"Keşke bir dönüşünüz daha olsaydı da müminlerden olabilseydik."
Şuarâ suresi, 103. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ
Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.
Çoğu inanmamış olsa da şüphesiz ki bunda bir ders vardır.
Elbet bu (kıssada) da alınacak bir ders mutlaka vardır, fakat insanların çoğu yine de inanmayacaklardır.
Şüphesiz bütün bunlarda (insanlar için) bir ders vardır, onların çoğu (buna) inanmasa da.
Muhakkak ki bu olayda bir ders vardır. . . Onların çoğunluğu (hakikatlerine) iman etmiş değillerdir.
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Bunda elbet (alınacak) büyük bir ders vardır, ama çokları iman etmezler.
Aslında, işte bunda, kesinlikle bir gösterge vardır. Oysa onların çoğu inanmaz.
- Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Doğrusu Rabbin, güçlüdür, acıyandır.
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk onaylamaz.
Bunda bir ders var; ancak çoğunluk inanmaz.
Şüphesiz bunda mutlaka alınacak bir ders vardır; öyle iken çoğu inanmadı.
Şübhesiz bunda mutlak bir ayet var, öyle iken ekserisi mü'min olmadı
Bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen onların çoğu inanmamaktadırlar.
Bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen onların çoğu inanmamaktadırlar.
Bunda dipnot 1 bir ayet dipnot 2 vardır. Buna rağmen onların çoğu inanmamaktadırlar.
Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu inançlı olmamıştır.
Şübhesiz ki bunda mutlak bir ibret vardır. (Fakat) onların çoğu iman ediciler değildir.
Muhakkak ki bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu mü'minler olmadı.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Şüphesiz bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
Muhakkak ki bunda bir ibret vardır, ama yine çokları inanmazlar."
İşte bu anlatılanlarda tam bir ayet /bir ibret vardır. Onların çoğu inanıp güvenmiş değillerdi.
İşte bunda tam bir ibret vardır ama bunlardan çoğu inanacak değillerdir.
İşte bunda bir ibret vardır. Buna rağmen onların çoğu mümin değillerdir.
İşte bunda da bir ibret vardır. Fakat onların çoğu yine de iman etmezler.
Kuşkusuz, bütün bunlarda mutlaka bir ibret vardır. Ama onların çoğu müminler değil.
Şuarâ suresi, 104. ayet. وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.
Şüphesiz ki Rabbin güçlüdür, çok merhametlidir. dipnot 1
Ne ki senin rabbin, sınırsız rahmet sahibi olan O yüceler yücesidir.
Ve şüphesiz senin Rabbin çok acıyıp esirgeyen O yüceler yücesidir.
Kesinlikle Rabbin "HU"; El Aziyz'dir, Er Rahıym'dir.
Ve şüphesiz senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
Ve kuşkusuz, Efendin, gerçekten, Üstündür; Merhametlidir.
- Bunda şüphesiz bir ders vardır, ama çoğu inanmamaktadır. Doğrusu Rabbin, güçlüdür, acıyandır.
Kuşkusuz senin Efendin Üstündür, Rahim'dir.
Kuşkusuz senin Rabbin Üstündür, Rahim'dir.
Ve şüphesiz ki, Rabbin çok güçlü ve çok merhametlidir.
Ve şüphesiz ki rabbın o öyle aziz öyle rahim
Kuşkusuz senin Rabb'in Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Kuşkusuz senin Rabbin Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Kuşkusuz senin Rabb'in Mutlak Üstün Olan'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Ve şüphesiz senin rabbin güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.
Senin Rabbin, muhakkak ki O, mutlak gaalibdir, çok esirgeyicidir.
Muhakkak ki Rabbın, elbette o; Aziz'dir, Rahim'dir.
(90-104) Cennet sakınanlar için yaklaştırıldı, cehennem azgınlara gösterildi / ibraz edildi ve nerede Allah’ın dışında taptıklarınız? Yardım edebiliyorlar mı veyahut yardım görüyorlar mı? diye onlara soruldu. Azgınlar ve iblisin ordularının hepsi ona / cehenneme, yüzüstü / yere kapaklanmış halde atılırlar. Orada çekişirlerken / hasımlaşırlarken derler ki, Allah'a yemin olsun biz kesinlikle a paçık bir sapıklık içindeydik, alemlerin rabbi ile sizleri / başka taptıklarımızı aynı seviyede tutuyorduk. Bizleri ancak siz suçlular saptırdınız, bize ne bir aracı / bir şefaatçi ve de candan bağlı biri yoktur, bize bir defa daha / bir kere daha verilse de inananlardan olsak. İşte bu kesinlikle ayettir onların çoğunluğu / ekserisi iman eden olmadı. Muhakkak ki senin Rabbin, O, saygıdeğerdir, esirgeyendir.
Şüphesiz senin Rabbin mutlak güç sahibi ve çok merhametli olandır.
Şüphesiz Rabbin, işte üstün O'dur, merhamet eden O'dur.
Şüphesiz senin Rabbin /Sahibin daima üstün ve ikramı bol olandır.
Senin Rabbin hem güçlü hem de ikram sahibidir.
Elbette Rabbin, çok güçlüdür, çok merhametlidir.
Şüphesiz Rabbin güçlüdür, merhametlidir.
Ve kuşkusuz senin Rabbindir o mutlak Aziz, mutlak Rahim.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.