Diyanet İşleri
Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan (Allah'tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.
Zümer suresi · 36–45. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Zümer suresi, 36. ayet. أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُۥ وَيُخَوِّفُونَكَ بِٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍ
Allah, kuluna yetmez mi? Seni O'ndan (Allah'tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.
Allah kuluna yetmez mi hiç! Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa) artık ona hiçbir yol gösteren olamaz. dipnot 1
Hiç Allah kuluna yetmez mi ki, onlar seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar? Ve Allah kimi yoldan saptırırsa, artık onu doğru yola getiren olmaz;
Allah kuluna kafi değil mi? Ama seni, O'ndan başka (kulluk yaptıkları hayali ilah)ları ile korkutuyorlar! Allah kimi saptırırsa artık onu yola getiren bulunmaz,
Allah, Esma'sından yarattığı kuluna kafi değil mi? Seni O'nun dunundakilerle korkutuyorlar! Allah kimi saptırırsa onun için hidayet edici yoktur.
Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.
Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak biri yoktur.
Allah, kuluna yetmez mi? O'ndan başkalarıyla seni korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık, onun için yol gösteren yoktur.
Allah, kuluna yetmez mi? Onlar seni, O'ndan başkaları ile korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık ona doğru yolu gösterecek hiçbir kimse yoktur.
ALLAH kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. ALLAH kimi saptırırsa ona bir yol gösteren bulunmaz.
ALLAH kuluna yetmez mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. ALLAH kimi saptırırsa ona bir yol gösteren bulunmaz
Allah, kuluna kafi değil midir? Durmuşlar da seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Her kimi Allah şaşırtırsa, artık ona hidayet edecek yoktur.
Allah kuluna kafi değil mi? Durmuşlar da seni ondan beridekilerle korkutuyorlar, her kimi ki Allah şaşırtır artık ona hidayet edecek yoktur,
Allah, kuluna yeterli değil mi? Onlar seni O'ndan başkası ile korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi sapkınlıkta bırakırsa, onu doğruya iletecek yoktur dipnot 1 .
Allah, kuluna yeterli değil mi? Onlar seni O'ndan başkası ile korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi sapkınlıkta bırakırsa, onu doğruya iletecek yoktur. dipnot 1
Allah, kuluna yeterli değil mi? Onlar seni O'ndan başkası ile korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi sapkınlıkta bırakırsa, onu doğruya iletecek yoktur. dipnot 1
Tanrı, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Tanrı, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.
Allah, kuluna kafi değil mi? Seni (Habibim) Ondan başkalarıyle korkutuyorlar. Allah kimi sapdırırsa onun yolunu bir doğrultucu yokdur.
Allah, kuluna kafi değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa; onu hidayete erdirecek yoktur.
(32-40) Allah’a yalan atandan ve o / kuran kendisine geldiğinde kalpten tasdik ederek yalanlayandan daha zalim kim olabilir ki? Cehennem de kafirlere yer mi kalmadı ki? Sözüne bağlılıkla / sadakatle gelen ve onu onaylayan / tasdik eden, işte onlar sakınanlardır. Onlara Rableri yanında istedikleri vardır , işte bu güzel davrananların / ihsanda bulunanların karşılığıdır. Allah onların yaptıklarının / amellerinin en kötü lerini örtecek (kefaret edecek) onları yapıyor olduklarının daha güzeli ile ecirlendirecek / mükafatlandıracak. Kullarına Allah yeterli değil midir? / kâfi değil midir? Seni O’nun dışındakilerle / Allah’ın dışındakilerle korkutuyorlar! Kimi Allah saptırırsa, ona yola girmek yoktur / hidayet yoktur. Allah kimi de yola yönlendirmişse artık onu da saptıracak yoktur. Allah saygıdeğer ve öcünüalan/ intikam sahibi değil midir? (Yaptığının acısını aynen tattıran) Eğer onlara semaları ve arzı kim yarattı diye sorsan? diyecekler ki Allah, eğer Allah bana bir zarar dilerse / murad ederse, onlar onun zararını kaldırabilecekler mi? Ya da bana bir rahmet murad ederse, onlar, Onun rahmetini tutacaklar mı? (Rahmetin bana gelmesini engelleyebilecekler mi?) De ki Allah bana yeter, vekil tayin edenler / mütevekkiller, O’na sorumluluğu bırakırlar / tevekkül ederler. De ki ey kavmim! mekanlarınızda çalışın bende çalışıyorum, kime onu rezil edecek azap geleceğini ve kimin üzerine daimî azabın serbest bırakılacağını (Helal: serbest bırakılan) nasıl olsa ilerde bileceksiniz.
Allah, kuluna yetmez mi? Seni O’ndan (Allah’tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah, kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur.
Allah kuluna kafi değil mi? Seni O'ndan başkalarıyle korkutuyorlar. Allah kimi şaşırtırsa artık onu yola getiren olmaz.
Allah kuluna yetmez mi! dipnot 1 Bir de seni, Allah ile aralarına koydukları ile korkutuyorlar. Allah'ın sapık saydığını yola getirecek kimse yoktur dipnot 2 .
Seni, Allah ile aralarına koydukları şeyle korkutuyorlar; Allah kuluna yetmez mi? Allah'ın sapık dediğine kimse "Doğru yoldadır" diyemez.
Allah kuluna kafi değil midir? Onlar seni Allah’tan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık ona bir hidayet edici yoktur.
Allah kuluna yetmez mi? Onlar seni Allah'tan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi dalalette bırakırsa, ona yol gösterecek kimse yoktur.
Allah, kuluna Kafi değil mi, yetmiyor mu? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık ona kılavuzluk edecek yoktur.
Zümer suresi, 37. ayet. وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّضِلٍّ أَلَيْسَ ٱللَّهُ بِعَزِيزٍ ذِى ٱنتِقَامٍ
Allah, kimi de doğru yola iletirse artık onu saptıracak hiç kimse yoktur. Allah mutlak güç sahibi, intikam sahibi değil midir?
Allah kimi de doğru yola ulaştırırsa, artık onu da saptırabilecek kimse yoktur. dipnot 1 Allah güçlü, intikam sahibi değil midir? dipnot 2
ama Allah kimi de doğru yola yöneltirse, artık onu doğru yoldan kimse çıkaramaz. Değil mi ki Allah her işinde tek mükemmel olandır, kimsenin yaptığını yanına kar bırakmayandır.
Allah kimi doğru yola yöneltirse de onu saptıran olmaz. Allah kudret Sahibi ve kötülüklerin hesabını gören değil midir?
Allah kime hidayet ederse, kimse onu saptıramaz! Allah (Bi-) Aziyz (kullarından bu isminin işaret ettiği özelliği açığa çıkaran), Züntikam (araya duygu katmaksızın yaptığının sonucunu kesinlikle yaşatan) değil midir?
Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?
Allah kime de hidayet ederse, artık onu saptıracak yoktur. Allah, mutlak güç sahibi ve intikam alıcı değil midir?
Ve Allah, kimi doğru yola eriştirirse, artık, onu saptırabilecek yoktur. Allah, Üstün Olan; hak ettikleri cezayı veren değil mi?
Allah, kime de doğru yolu gösterirse, artık onu saptıracak da hiçbir kimse yoktur. Allah'ın, her şeyi yapmaya ve her kötülüğü cezalandırmaya gücü yetmez mi?
ALLAH'ın yol gösterdiğini de hiç kimse saptıramaz. ALLAH Üstün ve Öc Alan değil midir?
ALLAH'ın yol gösterdiğini de hiç kimse saptıramaz. ALLAH Üstün ve Öc Alan değil midir?
Her kime de Allah hidayet verirse onu da şaşırtacak yoktur. Allah, intikam sahibi, çok güçlü değil midir?!
her kime de Allah hidayet verir onu da şaşırtacak yoktur, bir intikamı var aziz değil mi Allah?
Allah, kimi doğru yola iletirse, onu saptırabilecek yoktur. Allah, Mutlak Üstün Olan; intikam sahibi dipnot 1 olan değil midir?
Allah, kimi doğru yola iletirse, onu saptırabilecek yoktur. Allah, Mutlak Üstün Olan; intikam sahibi dipnot 1 olan değil midir?
Allah, kimi doğru yola iletirse, onu saptırabilecek yoktur. Allah, Mutlak Üstün Olan; suçluya hak ettiği cezayı verecek olan değil midir?
Tanrı, kimi hidayete erdirirse onun için bir saptırıcı yoktur. Tanrı, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?
Allah kime de hidayet ederse onu bir sapdırıcı yokdur. Allah (düşmanlarına karşı) intikaam saahibi, (emrinde) mutlak bir gaalib değil midir?
Allah, kimi de hidayete erdirirse; onu saptıracak yoktur. Allah; Aziz, intikam sahibi değil midir?
(32-40) Allah’a yalan atandan ve o / kuran kendisine geldiğinde kalpten tasdik ederek yalanlayandan daha zalim kim olabilir ki? Cehennem de kafirlere yer mi kalmadı ki? Sözüne bağlılıkla / sadakatle gelen ve onu onaylayan / tasdik eden, işte onlar sakınanlardır. Onlara Rableri yanında istedikleri vardır , işte bu güzel davrananların / ihsanda bulunanların karşılığıdır. Allah onların yaptıklarının / amellerinin en kötü lerini örtecek (kefaret edecek) onları yapıyor olduklarının daha güzeli ile ecirlendirecek / mükafatlandıracak. Kullarına Allah yeterli değil midir? / kâfi değil midir? Seni O’nun dışındakilerle / Allah’ın dışındakilerle korkutuyorlar! Kimi Allah saptırırsa, ona yola girmek yoktur / hidayet yoktur. Allah kimi de yola yönlendirmişse artık onu da saptıracak yoktur. Allah saygıdeğer ve öcünüalan/ intikam sahibi değil midir? (Yaptığının acısını aynen tattıran) Eğer onlara semaları ve arzı kim yarattı diye sorsan? diyecekler ki Allah, eğer Allah bana bir zarar dilerse / murad ederse, onlar onun zararını kaldırabilecekler mi? Ya da bana bir rahmet murad ederse, onlar, Onun rahmetini tutacaklar mı? (Rahmetin bana gelmesini engelleyebilecekler mi?) De ki Allah bana yeter, vekil tayin edenler / mütevekkiller, O’na sorumluluğu bırakırlar / tevekkül ederler. De ki ey kavmim! mekanlarınızda çalışın bende çalışıyorum, kime onu rezil edecek azap geleceğini ve kimin üzerine daimî azabın serbest bırakılacağını (Helal: serbest bırakılan) nasıl olsa ilerde bileceksiniz.
Allah kime de hidayet ederse, artık onu da saptıracak yoktur. Allah Aziz ve intikam sahibi değil midir?
Allah kime de yol gösterirse; artık onu şaşırtan olmaz. Allah galib ve öç alan değil midir?
Allah'ın doğru yolda saydığını saptıracak kimse de yoktur dipnot 1 . Allah daima üstün olan ve hak edilen cezayı veren değil midir?
Allah'ın "Doğru yoldadır" dediğine de kimse "Sapık" diyemez. Allah güçlü ve hak edilen cezayı veren değil midir?
Allah kime de hidayet ederse onu da saptıracak yoktur. Allah Aziz ve intikam sahibi değil midir?
Allah kime de yol gösterirse, onu da saptıracak yoktur. Allah güçlü ve intikam sahibi değil midir?
Allah'ın kılavuzluk ettiğini ise saptıran olamaz. Allah Aziz ve intikam alıcı değil mi?
Zümer suresi, 38. ayet. وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ ٱللَّهُ قُلْ أَفَرَءَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ إِنْ أَرَادَنِىَ ٱللَّهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَٰشِفَٰتُ ضُرِّهِۦٓ أَوْ أَرَادَنِى بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَٰتُ رَحْمَتِهِۦ قُلْ حَسْبِىَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ ٱلْمُتَوَكِّلُونَ
Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette, "Allah", derler. De ki: "Peki söyleyin bakalım? Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah'ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O'nun rahmetini engelleyebilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O'na tevekkül ederler."
Onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" derler. dipnot 1 De ki: "(Şunu) düşünün: Allah bana bir zarar vermek isterse, onlar (putlar) O'nun verdiği zararı açıp (giderebilir) mi? Veya (Allah) bana bir merhamet dilerse onlar O'nun merhametini tutup (önleyebilirler) mi?" dipnot 2 De ki: "Bana Allah yeter. Güvenenler de yalnızca O'na güvenirler!"
Ve eğer onlara "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorsan, kesinlikle "Allah'tır" derler. Sor onlara: "Allah dışında yalvarıp yakardığınız varlıklara hiç baktınız mı? Eğer Allah benim için bir zarar murad etse, O'ndan gelecek zararı onlar def edebilirler mi? Veya bana bir rahmet dilese, onlar O'nun rahmetine engel olabilir mi?" İlan et: "Allah bana yeter! Artık O'nun (kuluna yeteceğine) güvenen herkes, sadece O'na dayansın!"
Ve işte böyledir (çoğu insanlar): Eğer onlara "Gökleri ve yeri yaratan kimdir?" diye sorarsan hiç tereddütsüz "Allah'tır!" derler. De ki: "Allah'ı bırakıp taptıklarınızın ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar vermek istese, bu (hayali güçler) O'nun vereceği zararı önleyebilirler mi? Yahut bana rahmet dilese O'nun rahmetini (benden) esirgeyebilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter! (O'nun varlığına) emin olanlar, (yalnızca) O'na güven duyarlar".
Andolsun ki eğer onlara: "Semaları ve arzı kim yarattı?" diye sorsan, elbette: "Allah" diyeceklerdir. . . De ki: "(Bu cevabınıza göre) Allah dununda isimlendirdiklerinizin (yerini) gördünüz mü? Eğer Allah bende bir zarar, sıkıntı irade ederse, O'nun verdiği zararı, sıkıntıyı onlar açıp kaldıracaklar mı? Yahut (Allah) bende bir rahmet irade ederse, O'nun rahmetini onlar engelleyebilirler mi?". . . De ki: "Allah bana yeter! Tevekkül edenler O'nu Vekiyl kılar!"
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Allah" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü, haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız, eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup önleyebilecekler mi" De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."
Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan, elbette «Allah'tır» derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter. Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip dayanırlar.
Oysa aslında, "Gökleri ve yeryüzünü kim yarattı?" diye onlara sorarsan, kesinlikle, şöyle diyecekler: "Allah!" De ki: "Allah'tan başka bir de ayrıca yakarışlarda bulunduklarınızı görüyor musunuz? Allah, bana bir yitim dilerse, O'nun vereceği yitimi, onlar giderebilir mi? Veya bana bir rahmet dilerse, O'nun rahmetini, onlar tutabilir mi?" De ki: "Allah, bana yeterlidir. Kuşkusu olmayanlar, O'na güvenirler!" dipnot 397
Yeni Ahit · Matta 14:25
Sabaha karşı İsa, gölün üstünde yürüyerek onlara yaklaştı. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette; "Allah'tır" derler. De ki: "Öyleyse bana söyler misiniz? Allah bana bir zarar vermek isterse; Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini önleyebilirler mi?" De ki: "Bana Allah yeter. Tevekkül edenler ancak O'na güvenip dayanırlar."
Onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "ALLAH" diyecekler. De ki: "ALLAH'ın dışında hizmet ettiklerinize ne dersiniz? ALLAH benim için bir zarar dilese onlar O'nun zararını giderebilir mi? Yahut O benim için bir rahmet dilese onlar O'nun rahmetini tutabilir mi? De ki: "ALLAH bana yeter." Güvenenler O'na güvensinler.
Onlara, 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan, 'ALLAH,' diyecekler. De ki, 'ALLAH'ın dışında taptıklarınıza ne dersiniz? ALLAH benim için bir zarar dilese onlar O'nun zararını giderebilir mi? Yahut O benim için bir rahmet dilese onlar O'nun rahmetini tutabilir mi? De ki, 'ALLAH bana yeter.' Güvenenler O'na güvensinler
Andolsun ki, onlara: "O gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan kesinlikle "Allah'tır" diyeceklerdir. De ki: "Gördünüz ya. Allah'tan başka çağırdıklarınızı, eğer Allah bana bir keder dilerse, onlar O'nun vereceği kederi açabilirler mi? Ya da O, bana bir rahmet dilerse onlar O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter! Tevekkül edenler hep O'na dayanır!"
Celalim hakkı için sorsan onlara: o Gökleri ve Yeri kim yarattı? Elbette şübhesiz Allah diyecekler, de ki: o halde gördünüz a o Allahdan başka çağırdıklarınızı, eğer Allah bana bir keder murad ederse onlar kederini açabilirler mi? Yahud bana bir rahmet murad ederse onlar onun rahmetini tutabilirler mi? De ki: Allah bana yeter, hep ona dayanır mütevekkil olanlar.
Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Elbette Allah." Diyecekler. De ki: "O halde Allah'ın yanı sıra yöneldiğiniz ilahlar, eğer Allah bana bir sıkıntı vermek istese, o sıkıntıya engel olabilirler mi? Veya Allah bana bir rahmet dilese, buna engel olabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter!" De ki: "Sığınıp güvenmek isteyenler, yalnızca O'na sığınıp güvensinler."
Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Elbette Allah." Diyecekler. De ki: "O halde Allah'ın yanı sıra yöneldiğiniz ilahlar, eğer Allah bana bir sıkıntı vermek istese, o sıkıntıya engel olabilirler mi? Veya Allah bana bir rahmet dilese, buna engel olabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter!" De ki: "Sığınıp güvenmek isteyenler, yalnızca O'na sığınıp güvensinler."
Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, "Elbette Allah." Diyecekler. De ki: "O halde Allah'ın yanı sıra yöneldiğiniz ilahlar, eğer Allah bana bir sıkıntı vermek istese, o sıkıntıya engel olabilirler mi? Veya Allah bana bir rahmet dilese, buna engel olabilirler mi? De ki: "Allah bana yeter!" De ki: "Sığınıp güvenmek isteyenler, yalnızca O'na sığınıp güvensinler."
Andolsun, onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye soracak olsan, elbette "Tanrı" diyecekler. De ki: "Gördünüz mü, haber verin; Tanrı'dan başka taptıklarınız, eğer Tanrı bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup önleyebilecekler mi?" De ki: "Tanrı, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler."
Andolsun, onlara: "O gökleri, o yeri kim yaratdı?" (diye) sorarsan muhakkak "Allah" diyecekler. De ki: "O halde bana haber verin. Allah bana herhangi bir zarar dilerse sizin Allahı bırakıb da tapdıklarınız Onun bu zararını giderebilici midirler? Yahud (Allah) bana bir rahmet dilerse onlar Onun bu rahmetini tutabilici midirler"? De ki: "Bana Allah yeter. Güvenib dayanacaklar da ancak Ona güvenib dayanır (lar)".
Andolsun ki; onlara: Gökleri ve yeri yaratan kimdir? diye sorsan; muhakkak, Allah'tır, diyecekler. De ki: Öyleyse söyleyin bakalım; Allah, bana bir zarar vermek istese, O'nu bırakıp da taptıklarınız O'nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahut bana bir rahmet dilerse, O'nun rahmetini önleyebilir mi? De ki: Allah, bana yeter. Tevekkül edenler O'na tevekkül ederler.
(32-40) Allah’a yalan atandan ve o / kuran kendisine geldiğinde kalpten tasdik ederek yalanlayandan daha zalim kim olabilir ki? Cehennem de kafirlere yer mi kalmadı ki? Sözüne bağlılıkla / sadakatle gelen ve onu onaylayan / tasdik eden, işte onlar sakınanlardır. Onlara Rableri yanında istedikleri vardır , işte bu güzel davrananların / ihsanda bulunanların karşılığıdır. Allah onların yaptıklarının / amellerinin en kötü lerini örtecek (kefaret edecek) onları yapıyor olduklarının daha güzeli ile ecirlendirecek / mükafatlandıracak. Kullarına Allah yeterli değil midir? / kâfi değil midir? Seni O’nun dışındakilerle / Allah’ın dışındakilerle korkutuyorlar! Kimi Allah saptırırsa, ona yola girmek yoktur / hidayet yoktur. Allah kimi de yola yönlendirmişse artık onu da saptıracak yoktur. Allah saygıdeğer ve öcünüalan/ intikam sahibi değil midir? (Yaptığının acısını aynen tattıran) Eğer onlara semaları ve arzı kim yarattı diye sorsan? diyecekler ki Allah, eğer Allah bana bir zarar dilerse / murad ederse, onlar onun zararını kaldırabilecekler mi? Ya da bana bir rahmet murad ederse, onlar, Onun rahmetini tutacaklar mı? (Rahmetin bana gelmesini engelleyebilecekler mi?) De ki Allah bana yeter, vekil tayin edenler / mütevekkiller, O’na sorumluluğu bırakırlar / tevekkül ederler. De ki ey kavmim! mekanlarınızda çalışın bende çalışıyorum, kime onu rezil edecek azap geleceğini ve kimin üzerine daimî azabın serbest bırakılacağını (Helal: serbest bırakılan) nasıl olsa ilerde bileceksiniz.
Andolsun eğer onlara; “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, elbette “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım? Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”
Andolsun onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, elbette "Allah" derler. De ki: "O halde Allah'tan başka yalvardıklarınızı gördünüz mü, şimdi Allah, bana bir zarar vermek istese, onlar O'nun vereceği zararı kaldırabilirler mi? Yahut (Allah) bana bir rahmet (fayda) vermek dilese onlar O'nun rahmetini durdurabilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter. Tevekkül edenler O'na dayanırlar."
Onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan kesinlikle "Allah" derler dipnot 1 . De ki: "Allah ile aranıza koyup yalvardıklarınıza baktınız mı? Allah bana bir zarar vermek isterse onlar bu zararı giderebilirler mi? Ya da bana bir ikramda bulunmak isterse onlar bu ikramı engelleyebilirler mi? dipnot 2 " De ki: "Allah bana yeter. Tevekkül edenler, sadece Allah'a güvenip dayanırlar dipnot 3 ."
Onlara: "Gökleri ve yeri, kim yarattı?" diye sorsan kesin olarak "Allah" derler. De ki "Allah ile aranıza neyi koyup yalvardığınıza baktınız mı? Allah bana bir sıkıntı vermek istese, onlar bu sıkıntıyı fark edebilirler mi? Ya da bana iyilik etmek istese, onlar, O'nun bu iyiliğini önleyebilirler mi?" De ki "Allah bana yeter. Kendilerine dayanak arayanlar O'na güvenip dayansınlar."
Onlara: Gökler ve yeri kim yarattı? diye sorsan; Allah, diyeceklerdir. De ki: Allah’tan başka dua ettiklerinizi gördünüz mü, Allah bana bir zarar vermek istese onlar, onun zararını giderebilir mi? Ya da bana bir rahmet dilese, onlar, onun rahmetini engelleyebilirler mi? De ki: Allah bana yeter. Tevekkül edenler yalnız ona tevekkül etsinler.
Onlara: -Gökleri ve yeri kim yarattı? diye sorsan; -Allah, diyeceklerdir, De ki: -Allah'tan başka dua ettiklerinizi gördünüz mü, Allah bana bir zarar vermek istese onlar, onun zararını giderebilir mi? Ya da bana bir rahmet dilese, onlar, onun rahmetini engelleyebilirler mi? De ki: -Allah bana yeter. Bağlananlar yalnız ona bağlansınlar.
Onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, yemin olsun "Allah!" diyecekler. De onlara: "Peki Allah dışındaki yakardıklarınız hakkında ne diyorsunuz? Allah bana bir zarar vermek istese, O'nun vereceği zararı uzaklaştırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese, O'nun rahmetini tutabilirler mi?" De ki: "Bana Allah yeter! Tevekkül edenler O'na dayanıp güvenirler."
Zümer suresi, 39. ayet. قُلْ يَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَٰمِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
(39-40) De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!"
(39, 40) De ki: "Ey kavmim! Bulunduğunuz yerde (elinizden geleni) yapın! Şüphesiz ki ben de (görevimi) yapacağım!" Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve kalıcı bir azabın kime konacağını ileride bileceksiniz. dipnot 1
Uyar: "Ey kavmim! Siz kendinize yakışanı yapınız! Şunu iyi biliniz ki ben de (kendime yakışanı) yapmaktayım. Unutmayın ki, zamanı gelince onlar bilecekler
De ki: "Ey (hakikati inkar eden) kavmim! Elinizden gelen her şeyi yapın, ben de (Allah yolunda) gayret göster(meye devam ed)eceğim; yakında göreceksiniz,
De ki: "Ey halkım! Anlayışınız kadarıyla elinizden geleni yapın; muhakkak ki ben de yapmaktayım. . . Yakında bileceksiniz. . . "
De ki: "Ey kavmim, üzerinde bulunduğunuz duruma göre yapın edin; elbette ben de yapıp ederim. Artık yakında öğreneceksiniz."
De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; doğrusu ben de yapacağım!
De ki: "Ey toplumum! Elinizden geleni yapın; kuşkusuz, ben de yapacağım. Artık, yakında öğreneceksiniz!"
- De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapınız, doğrusu ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azap, kime gelecek, kime sürekli azap inecek, yakında bileceksiniz!"
De ki: "Ey halkım, bildiğinizi yapın, ben de yapacağım. İleride bileceksiniz:"
De ki, 'Ey halkım, bildiğinizi yapın, ben de yapacağım. İleride bileceksiniz:'
De ki: "Ey kavmim, haliniz üzere çalışın; şüphesiz ben de çalışıyorum. Artık ileride bileceksiniz:
De ki: ey kavmim! haliniz üzere çalışın, her halde ben çalışıyorum, artık ileride bileceksiniz:
De ki: "Ey halkım! Elinizden geleni yapın! Ben de bana düşeni yapacağım. Yakında anlayacaksınız!"
De ki: "Ey halkım! Elinizden geleni yapın! Ben de bana düşeni yapacağım. Yakında anlayacaksınız!" dipnot 1
De ki: "Ey halkım! Elinizden geleni yapın! Ben de bana düşeni yapacağım. Yakında anlayacaksınız!" dipnot 1
De ki: "Ey kavmim, üzerinde bulunduğunuz duruma göre yapın edin; elbette ben de yapıp ederim. Artık yakında öğreneceksiniz."
De ki: "Ey kavmim, siz bulunduğunuz haal (ve minval) üzere çalışın. Şübhesiz ben çalışanım. Binaen'aleyh yakında bileceksiniz ki,
De ki: Ey kavmim; elinizden geleni yapın. Doğrusu ben de yapacağım. Ve yakında bileceksiniz.
(32-40) Allah’a yalan atandan ve o / kuran kendisine geldiğinde kalpten tasdik ederek yalanlayandan daha zalim kim olabilir ki? Cehennem de kafirlere yer mi kalmadı ki? Sözüne bağlılıkla / sadakatle gelen ve onu onaylayan / tasdik eden, işte onlar sakınanlardır. Onlara Rableri yanında istedikleri vardır , işte bu güzel davrananların / ihsanda bulunanların karşılığıdır. Allah onların yaptıklarının / amellerinin en kötü lerini örtecek (kefaret edecek) onları yapıyor olduklarının daha güzeli ile ecirlendirecek / mükafatlandıracak. Kullarına Allah yeterli değil midir? / kâfi değil midir? Seni O’nun dışındakilerle / Allah’ın dışındakilerle korkutuyorlar! Kimi Allah saptırırsa, ona yola girmek yoktur / hidayet yoktur. Allah kimi de yola yönlendirmişse artık onu da saptıracak yoktur. Allah saygıdeğer ve öcünüalan/ intikam sahibi değil midir? (Yaptığının acısını aynen tattıran) Eğer onlara semaları ve arzı kim yarattı diye sorsan? diyecekler ki Allah, eğer Allah bana bir zarar dilerse / murad ederse, onlar onun zararını kaldırabilecekler mi? Ya da bana bir rahmet murad ederse, onlar, Onun rahmetini tutacaklar mı? (Rahmetin bana gelmesini engelleyebilecekler mi?) De ki Allah bana yeter, vekil tayin edenler / mütevekkiller, O’na sorumluluğu bırakırlar / tevekkül ederler. De ki ey kavmim! mekanlarınızda çalışın bende çalışıyorum, kime onu rezil edecek azap geleceğini ve kimin üzerine daimî azabın serbest bırakılacağını (Helal: serbest bırakılan) nasıl olsa ilerde bileceksiniz.
De ki: "Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın; doğrusu ben de yapacağım. Elbette yakında bileceksiniz."
De ki: "Ey kavmim, durumunuza göre bildiğinizi yapın, ben de (bildiğimi) yapıyorum; yakında bileceksiniz;"
De ki: "Ey halkım, elinizden ne geliyorsa yapın! Ben de yapıyorum. İleride öğreneceksiniz; dipnot 1
De ki "Ey halkım, kurulduğunuz makamlarda elinizden geleni yapın. Ben de elimden geleni yapacağım. Nasıl olsa yakında öğreneceksiniz;
De ki: Ey halkım, bulunduğunuz hal üzere çalışın, ben de amel edip, çalışıyorum.
De ki: -Ey halkım, bildiğiniz gibi yapın, ben de yapacağım, ilerde bileceksiniz.
De ki: "Ey toplumum! Yapabildiğinizi yapın; ben de kendi işimi yapacağım. Yakında bileceksiniz,
Zümer suresi, 40. ayet. مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُّقِيمٌ
(39-40) De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. Kişiyi rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz!"
(39, 40) De ki: "Ey kavmim! Bulunduğunuz yerde (elinizden geleni) yapın! Şüphesiz ki ben de (görevimi) yapacağım!" Kendisini rezil edecek azabın kime geleceğini ve kalıcı bir azabın kime konacağını ileride bileceksiniz. dipnot 1
muhatabını alçaltan (dünyevi) azabın kimi gelip bulacağını ve (ahiretteki) kalıcı cezanın kimin başına çökeceğini...
kimi (bu dünyada) utanıp rezil olacağı bir azaba duçar olacak ve kimi de (öteki dünyada) kesintisiz bir azabın ortasına düşecek!"
"Kime geliyor aşağılayıcı azap (ölüm) ve kime gelmekte daimi azap (cehennem)?"
Kendisini aşağılık kılan azab kime geliyor ve kesintisiz azab kimin üzerine çöküp kaçınılmaz oluyor?
Kendisini rezil edecek azap kime gelecek, kime sürekli azap inecek, yakında bileceksiniz!
"Alçaltıcı cezanın kime geleceğini ve sürekli cezanın kimin üzerine ineceğini!"
- De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapınız, doğrusu ben de yapacağım! Kendisini rezil edecek azap, kime gelecek, kime sürekli azap inecek, yakında bileceksiniz!"
"Alçaltıcı azap kime geliyormuş ve sürekli azabı kim hak ediyormuş!"
'Alçaltıcı azap kime geliyormuş ve sürekli azabı kim hakediyormuş!'
Kime kendisini rezil edecek bir azabın geleceğini ve yerli (kalıcı) bir azabın kimin üstüne ineceğini!"
Kimmiş o kendine rüsvay edecek bir azab gelecek ve üstüne yerli bir azab inecek?
"Alçaltıcı azabın ve kalıcı azabın kime geleceğini."
"Alçaltıcı azabın ve kalıcı azabın kime geleceğini."
"Alçaltıcı ve kalıcı azabın kime geleceğini."
Kendisini aşağılık kılan azab kime geliyor ve kesintisiz azab kimin üzerine çöküp kaçınılmaz oluyor?
Kendisine rüsvay edici bir azab gelecek olan kim miş, üzerine daimi bir azab (çatıb) konacak bulunan kim miş"?
Kendisine rüsvay edici bir azab gelecek olan kim, üzerine sürekli azab inecek olan kim?
(32-40) Allah’a yalan atandan ve o / kuran kendisine geldiğinde kalpten tasdik ederek yalanlayandan daha zalim kim olabilir ki? Cehennem de kafirlere yer mi kalmadı ki? Sözüne bağlılıkla / sadakatle gelen ve onu onaylayan / tasdik eden, işte onlar sakınanlardır. Onlara Rableri yanında istedikleri vardır , işte bu güzel davrananların / ihsanda bulunanların karşılığıdır. Allah onların yaptıklarının / amellerinin en kötü lerini örtecek (kefaret edecek) onları yapıyor olduklarının daha güzeli ile ecirlendirecek / mükafatlandıracak. Kullarına Allah yeterli değil midir? / kâfi değil midir? Seni O’nun dışındakilerle / Allah’ın dışındakilerle korkutuyorlar! Kimi Allah saptırırsa, ona yola girmek yoktur / hidayet yoktur. Allah kimi de yola yönlendirmişse artık onu da saptıracak yoktur. Allah saygıdeğer ve öcünüalan/ intikam sahibi değil midir? (Yaptığının acısını aynen tattıran) Eğer onlara semaları ve arzı kim yarattı diye sorsan? diyecekler ki Allah, eğer Allah bana bir zarar dilerse / murad ederse, onlar onun zararını kaldırabilecekler mi? Ya da bana bir rahmet murad ederse, onlar, Onun rahmetini tutacaklar mı? (Rahmetin bana gelmesini engelleyebilecekler mi?) De ki Allah bana yeter, vekil tayin edenler / mütevekkiller, O’na sorumluluğu bırakırlar / tevekkül ederler. De ki ey kavmim! mekanlarınızda çalışın bende çalışıyorum, kime onu rezil edecek azap geleceğini ve kimin üzerine daimî azabın serbest bırakılacağını (Helal: serbest bırakılan) nasıl olsa ilerde bileceksiniz.
Kime rezil edici bir azabın geleceğini, kalıcı azabın kimin üzerine ineceğini ileride bileceksiniz.
"Kendisini rezil edecek azab kime geliyor ve sürekli azab kimin üzerine konuyor?"
rezil edici azap kime gelecek, kalıcı azap kimin üzerine çökecek (öğreneceksiniz) dipnot 1 ."
Alçaltıcı azap kime gelecekmiş ve kalıcı azap kime inecekmiş."
Kime rezil edici bir azabın geleceğini, kalıcı azabın kimin üzerine ineceğini ilerde bileceksiniz.
Kime rezil edici bir azabın geleceğini, kalıcı azabın kimin üzerine ineceğini...
Kime geliyor rezil edici azap, kime iniyor bitip tükenmeyen azap!"
Zümer suresi, 41. ayet. إِنَّآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْكِتَٰبَ لِلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ فَمَنِ ٱهْتَدَىٰ فَلِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِوَكِيلٍ
(Ey Muhammed!) Biz sana Kitab'ı (Kur'an'ı) insanlar için, hak olarak indirdik. Kim doğru yola girerse, kendisi için girmiş olur. Kim de saparsa, ancak kendi aleyhine sapar. Sen onlara vekil değilsin.
Şüphesiz ki Kitabı sana, insanlarla ilgili bir amaç için biz indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse, (bu) kendi (iyiliği) içindir. Kim de saparsa, sadece kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerinde asla vekil değilsin.
Hiç şüphe yok ki, bu ilahi kelamı insanlık için (gerçek) bir amaca mebni olarak sana Biz indirdik: Artık kim doğru yola seçerse bu kendi lehinedir; ama kim de saparsa sadece kendi aleyhine sapmış olur: zira sen onların tercihinden sorumlu değilsin.
Biz, insanlığ(ın kurtuluşu) için hakikati ortaya koyan bu ilahi kelamı indirdik sana. Kim (buna sarılarak) doğru yola ulaşmayı seçerse bu kendi lehinedir ve kim de (yoldan) saparsa yine kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların seçimlerini belirleme gücüne sahip değilsin.
Muhakkak ki biz sana O BİLGİyi insanlar için Hak olarak inzal ettik! Artık kim hakikate yönelirse kendi nefsi içindir! Kim de (hakikatten) saparsa sonucu sadece kendi aleyhine olarak sapar! Sen onların vekili değilsin!
Şüphesiz, sana biz Kitabı insanlar için hak olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
(Rasûlüm)! Şüphesiz biz bu Kitab’ı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
Kuşkusuz, insanlar için, Kitap'ı, gerçek olarak sana indirdik. Artık, kim doğru yolu bulursa, kendisi içindir. Kim de saparsa, yalnızca kendi yitimine yönelik sapmış olur. Sen, onların üzerine denetmen değilsin.
Şüphesiz biz bu kitabı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık, kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
Biz bu kitabı sana halk için gerçekle indirdik. Kim doğruyu bulursa kendisi içindir. Kim saparsa da kendisi aleyhine sapmış olur. Sen onların avukatı değilsin.
Biz bu kitabı sana halk için gerçekle indirdik. Kim doğruyu bulursa kendisi içindir. Kim saparsa da kendisi aleyhine sapmış olur. Sen onların avukatı değilsin.
Biz, insanlar için sana hak ile kitap indirdik. O halde kim yola gelirse kendi lehinedir; her kim de saparsa yalnızca kendi aleyhine olarak sapmış olur. Sen onların üzerine vekil değilsin!
Biz insanlar için senin üzerine hakkıle kitab indirdik, o halde kim yola gelirse kendi lehinedir, her kim de saparsa sırf kendi aleyhine olarak sapar ve sen değilsin üzerlerine vekil
Biz, sana bu Kitap'ı insanlar için "hakk" ile indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse bu kendi yararınadır. Kim de sapkınlığı seçerse kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerine vekil değilsin.
Biz, sana bu Kitap'ı insanlar için "hakk" ile indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse bu kendi yararınadır. Kim de sapkınlığı seçerse kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerine vekil değilsin.
Biz, sana bu Kitap'ı insanlar için "hakk" dipnot 1 ile indirdik. Artık kim doğru yolu dipnot 2 seçerse bu kendi yararınadır. Kim de sapkınlığı seçerse kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerine vekil değilsin dipnot 3 .
Şüphesiz, sana biz Kitabı insanlar için hak olmak üzere indirdik. Artık kim hidayete ererse, bu kendi lehinedir; kim saparsa, o da kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
Şübhesiz ki biz o kitabı insanların faidesi için, hak (kın ikamesine bir sebeb) olarak indirdik sana. Artık kim doğru yolu ihtiyar ederse bu, kendi lehinedir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen (Habibim) onların üzerinde bir vekil değilsin.
Şüphesiz ki Biz; kitabı sana insanlar için hak olarak indirdik. Kim hidayete ererse; bu, kendi lehinedir. Kim de sapıtırsa; kendi aleyhine sapıtmış olur. Ve sen, onların üzerinde vekil değilsin.
(41-44) Sana kitabı, insanlar için, gerçek olarak / hak olarak indirdik, her kim yola girerse onun kendi lehinedir, her kim de sapar ise o da aleyhine sapıyordur , sen onlar üzerinde adlarına hareket eden biri / vekil değilsin . Allah kişinin öldüğü vakit , vefatını da gerçekleştirir, eğer ki uykusunda ölmez ise ölüm hükmü gerçekleşinceye kadar onu tutar / bekletir , (vefat ettirmez, tekrar canlandırır ) sonraki belirli bir süreye kadar salar / gönderir , bunda kesinlikle düşünen bir kavim için göstergeler / ayetler vardır. (Ruhumuz / canlılığımız uykuda çıkar gider vefat ederiz, uyanınca evi olan bedene geri döner, eğer ki döndüğünde beden mevta olmuşsa bedene giremez, Allah’a geri döner) Yoksa Allah’tan dışında aracı mı / şefaatçi mi edindiler? De ki şayet herhangi bir şeye malik değiller ve de akletmiyorlarsa da mı? De ki aracılığın / şefaatin hepsi Allah’ındır, semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti O’nundur, sonra ona gersin geri döneceksiniz.
Şüphesiz biz bu kitabı sana, insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir. Kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
Biz Kitabı, insanlar için, sana hak ile indirdik. Artık kim doğru yola gelirse kendi yararınadır, kim de saparsa kendi zararına sapmış olur. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
Bu kitabı sana, tüm insanlar için gerçekleri içerir şekilde biz indirdik dipnot 1 . Yola gelen, kendisi için gelir; yoldan çıkan da kendi aleyhine çıkar. Sen onların vekili değilsin dipnot 2 .
Bu kitabı insanlar için sana, tamamıyla gerçek olarak indirdik. Yola gelen, kendisi için gelir; yoldan çıkan da kendi zararına çıkar. Sen onların üzerinde vekil dipnot 1 değilsin (onların yaptıklarından sorumlu değilsin).
Biz, kitabı sana insanlar için “hak” olarak indirdik. O halde onu kim hidayete erişirse kendisi için erişir Kim de sapıtırsa, ancak kendi aleyhine sapıtır. Sen onlara vekil değilsin.
Biz, kitabı sana insanlar için "hak" olarak indirdik. O halde onu kim rehber edinirse kendisi için edinir. Kim de dalalette kalırsa, ancak kendi aleyhine kalır. Sen onlara vekil değilsin.
Kuşkusuz, bu Kitap'ı biz sana insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Sen onlar üzerine vekil değilsin.
Zümer suresi, 42. ayet. ٱللَّهُ يَتَوَفَّى ٱلْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا وَٱلَّتِى لَمْ تَمُتْ فِى مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ ٱلَّتِى قَضَىٰ عَلَيْهَا ٱلْمَوْتَ وَيُرْسِلُ ٱلْأُخْرَىٰٓ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Allah, (ölen) insanların ruhlarını öldüklerinde, ölmeyenlerinkini de uykularında alır. Ölümüne hükmettiklerinin ruhlarını tutar, diğerlerini belli bir süreye (ömürlerinin sonuna) kadar bırakır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Allah (nefislerin) ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusundayken nefisleri vefat ettirir. dipnot 1 Ölümüne hükmettiğini (kişinin ruhunu katında) tutar; diğerini ise (ölüm zamanı gelmeyeni ise) belirlenmiş bir süreye kadar (kişiye) gönderir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.
Allah insanların canlarını ölümleri sırasında alır, henüz ölmemiş olanları da uykusunda alır: Derken ölümüne hükmettiklerini (katında) tutar, geri kalanı sonu yasayla belirlenmiş bir süre doluncaya kadar (geriye) salar. Kuşkusuz bunda, düşünen bir toplumun alacağı bir ders mutlaka vardır.
Bütün insanların, (bedenen) öldüklerinde canlarını alan ve henüz ölmemiş olanları da uyku halinde (ölü gibi yapan) Allah'tır; (yalnız O'dur bu güce sahip olan): O, böylece ölümlerine hükmettiklerini (hayattan) koparır, diğerlerini de (kendisinin koyduğu) bir mühlet için salıverir. (Bütün) bunlarda gerçekten düşünenler için mesajlar vardır!
Allah, ölümü tatma zamanı geldiğinde insanları vefat ettirir (bedenin işlevsiz kalması). . . Ölmemiş olanları da uykularında (bilinç dünyasına geçirtir). . . Hakkında ölüm hükmettiğini (o boyutta) tutar; diğerlerini belli bir ömür için irsal eder. . . Muhakkak ki bu olayda derin düşünen bir topluluk için elbette işaretler vardır.
Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Allah, eceli gelenlerin ruhlarını ölümleri ânında, eceli henüz gelmeyenlerin de uykularında alır. Haklarında ölüme hükmettikleri (kullarının ruhlarını bedenlerine geri salmaz, onların ruhları) nı tutar, diğerlerini ise, (ecellerini tamamlamaları için) belli bir süreye kadar salıverir. Bunda, düşünebilen kavim için, muhakkak ibretler vardır.
Allah, ölüm zamanı geldiğinde öldürür; ölmeyenleri de uykuları sırasında. Böylece, hakkında ölüm yargısı verdiklerini alıkoyar; diğerlerini de belirlenmiş bir süreye dek bırakır. Aslında, işte bunda, düşünen bir toplum için kesinlikle bir gösterge vardır. dipnot 398
Allah, canları, ölümleri sırasında alır; ölmeyenleri de uykuları sırasında... Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen belli bir süreye kadar salıverir. Bunda düşünen bir toplum için dersler vardır.
ALLAH ölümü anında nefsi (bilinci) alır; ölmeyenleri de uyku anında... Hakkında ölüm kararı verdiklerini tutar ve diğerlerini de belli bir süreye kadar salıp gönderir. Düşünen bir topluluk için bunda dersler ve işaretler vardır.
ALLAH ölümü anında nefsi (bilinci) alır; ölmeyenleri de uyku anında... Hakkında ölüm kararı verdiklerini tutar ve diğerlerini de belli bir süreye kadar salıp gönderir. Düşünen bir topluluk için bunda dersler ve işaretler vardır.
Allah alır o canları öldükleri zaman; ölmeyenleri de uyuduklarında. Sonra haklarında ölüm kararı verdiklerini alıkoyar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için deliller vardır.
Allah alır o canları öldükleri zaman, ölmiyenleri de uyuduklarında, sonra üzerlerine ölüm hukmü verdiklerini alıkor da diğerlerini salıverir bir müsemma ecele kadar, şübhesiz ki bunda düşünecek bir kavm için ayetler var
Allah, öleceklerin ölümleri anında canlarını alır; ölmeyecek olanların da uykularında. Ölümüne hükmettiğini yanında tutar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Bunda düşünen bir halk için alınacak pek çok ders vardır.
Allah, öleceklerin ölümleri anında canlarını alır; ölmeyecek olanların da uykularında. Ölümüne hükmettiğini yanında tutar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Bunda düşünen bir halk için alınacak pek çok ders vardır.
Allah, ölümü anında nefisleri vefat ettirir; ölmeyenleri de uykularında. Ölümüne hükmettiğini yanında tutar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. Bunda düşünen bir toplum için alınacak pek çok ders vardır.
Tanrı, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Allah (ölenin) ölümü zamanında, ölmeyenin de uykusunda ruuhlarını alır. Bu suretle hakkında ölümü hükmetdiği (ruuhu) tutar, diğerini muayyen bir vakta (eceli gelinceye) kadar salıverir. Şübhe yok ki bunda iyi düşünecek bir kavm için kat'i ibretler vardır.
Allah; ölüm anında canları alır. Ölmeyenin ise uykusunda. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini belli bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda; düşünen bir kavim için ayetler vardır.
(41-44) Sana kitabı, insanlar için, gerçek olarak / hak olarak indirdik, her kim yola girerse onun kendi lehinedir, her kim de sapar ise o da aleyhine sapıyordur , sen onlar üzerinde adlarına hareket eden biri / vekil değilsin . Allah kişinin öldüğü vakit , vefatını da gerçekleştirir, eğer ki uykusunda ölmez ise ölüm hükmü gerçekleşinceye kadar onu tutar / bekletir , (vefat ettirmez, tekrar canlandırır ) sonraki belirli bir süreye kadar salar / gönderir , bunda kesinlikle düşünen bir kavim için göstergeler / ayetler vardır. (Ruhumuz / canlılığımız uykuda çıkar gider vefat ederiz, uyanınca evi olan bedene geri döner, eğer ki döndüğünde beden mevta olmuşsa bedene giremez, Allah’a geri döner) Yoksa Allah’tan dışında aracı mı / şefaatçi mi edindiler? De ki şayet herhangi bir şeye malik değiller ve de akletmiyorlarsa da mı? De ki aracılığın / şefaatin hepsi Allah’ındır, semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti O’nundur, sonra ona gersin geri döneceksiniz.
Allah ölümleri vaktinde ruhları alır, ölmeyeninkini de uykusunda (alır). Hakkında ölüm hükmünü verdiğini alıkor, diğerini ise belirli bir süreye kadar salıverir. Muhakkak bunda iyice düşünen bir topluluk için ayetler vardır.
Allah, ölmekte olan canları alır, ölmeyenleri de uykularında (bedenlerinden alıp kendilerinden geçirir); sonra ölümüne hükmettiğini yanında tutar, ötekilerini de belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.
Allah ruhları (nefisleri), bedenlerin (nefislerin) ölümü sırasında çeker alır dipnot 1 , ölmemiş bedenlerin (nefislerin) ruhlarını (nefislerini) uykularında iken alır. Ölümüne hükmettiği bedenlerin ruhlarını tutar, diğerlerini ise belli bir süreye dipnot 2 kadar (bedenlerine) geri gönderir. Bunda, düşünen bir topluluk için ayetler /göstergeler vardır.
Allah ölüm esnasında ruhları alır dipnot 1 , ölmeyenlerinkini de uykuda alır. Ölümüne hükmettiğini tutar, ötekini o belirlenmiş eceline dipnot 2 belli bir vakte kadar salıverir. Bunda, düşünen bir topluluk için göstergeler (ayetler) vardır.
Allah, nefisleri öldükleri zaman ve ölmeyenleri de uykularında öldürüverir. Ölümüne hüküm verilenlerinkini tutar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. İşte bunda, düşünen bir toplum için ayetler/deliller vardır.
Allah ölüm vakti gelenlerin ve gelmeyenlerin canlarını alır. Ölümüne hüküm verilenlerinkini tutar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir. İşte bunda, düşünen bir toplum için işaretler vardır.
Allah, canları, ölümleri sırasında alır, ölmeyenleri de uykuları sırasında. Sonra, haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar; ötekileri, belirlenen bir süreye kadar salıverir. Bunda, iyice düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.
Zümer suresi, 43. ayet. أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُفَعَآءَ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا۟ لَا يَمْلِكُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَعْقِلُونَ
Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?"
Yoksa onlar Allah'ın peşi sıra (başkalarını) şefaatçiler mi edindiler! De ki: "Onlar hiçbir şeye güç yetiremezlerse ve akıl erdiremezlerse de mi?"
Yoksa onlar, Allah'ı bir tarafa bırakıp da (hayali) şefaatçiler mi buldular? Onlara şunu sor: "Ne yani! Hiçbir şeye güçleri yetmese, akılları ermese de mi?"
Ama onlar, Allah'ın yanısıra (hayali) şefaatçiler(e de kulluk yapmayı) tercih ederler. De ki: "Nasıl olur? Onların hiçbir şeye güçleri yetmese de ve akılları (hakikati) kavramıyor olsa da mı?"
Yoksa Allah dununda şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Ya o edindikleriniz hiçbir şeye sahip olmayan ve akılsız iseler de mi?"
Yoksa Allah'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?"
Yoksa onlar Allah'tan başkasını şefaatçiler mı edindiler? De ki: Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (şefaatçi edineceksiniz)?
Yoksa Allah'tan başka bir de ayrıca, ara bulucular mı edindiler? De ki: "Hiçbir şeye güçleri yetmiyor ve düşünemiyor olsalar bile; öyle mi?"
Yoksa onlar Allah'tan başkasını şefaatçiler mi ediniyorlar? De ki: "Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi?"
ALLAH'ın dışında şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip değilseler ve düşünemiyorlarsa da mı?"
ALLAH'ın dışında şefaatçılar mı edindiler? De ki, 'Onlar hiç bir şeye sahip değilseler ve düşünemiyorlarsa da mı?'
Yoksa Allah'tan başka şefaatçılar mı edindiler?! De ki: "Hiçbir şeye güç yetiremeseler ve akıl erdiremeselerde mi?"
Yoksa Allahın berisinden şefaatçiler mi edindiler? De ki: hiç bir şey'e güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi?
Yoksa Allah'ın yanı sıra şefaatçiler dipnot 1 mi edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip olmasalar ve akıl etmeseler de mi?"
Yoksa Allah'ın yanı sıra şefaatçiler dipnot 1 mi edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip olmasalar ve akıl etmeseler de mi?
Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip olmasalar ve akıl etmeseler de mi?
Yoksa Tanrı'dan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akledemiyorlarsa?"
Yoksa onlar Allahdan başkasını (kendilerine) şefaatcılar mı edindiler? De ki: "Hiç birşey'e güc yetiremezler ve akıl erdiremezler olsalar da mı"? (Buna rağmen mi şefaat edecekler)?!
Yoksa onlar; Allah'tan başka şefaatçılar mı edindiler? De ki: Onlar, hiç bir şeye güç getiremez ve akıl erdiremez olsalar da mı?
(41-44) Sana kitabı, insanlar için, gerçek olarak / hak olarak indirdik, her kim yola girerse onun kendi lehinedir, her kim de sapar ise o da aleyhine sapıyordur , sen onlar üzerinde adlarına hareket eden biri / vekil değilsin . Allah kişinin öldüğü vakit , vefatını da gerçekleştirir, eğer ki uykusunda ölmez ise ölüm hükmü gerçekleşinceye kadar onu tutar / bekletir , (vefat ettirmez, tekrar canlandırır ) sonraki belirli bir süreye kadar salar / gönderir , bunda kesinlikle düşünen bir kavim için göstergeler / ayetler vardır. (Ruhumuz / canlılığımız uykuda çıkar gider vefat ederiz, uyanınca evi olan bedene geri döner, eğer ki döndüğünde beden mevta olmuşsa bedene giremez, Allah’a geri döner) Yoksa Allah’tan dışında aracı mı / şefaatçi mi edindiler? De ki şayet herhangi bir şeye malik değiller ve de akletmiyorlarsa da mı? De ki aracılığın / şefaatin hepsi Allah’ındır, semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti O’nundur, sonra ona gersin geri döneceksiniz.
Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”
Yoksa Allah'tan başka şefa'atçiler mi edindiler? De ki: "Onlar, hiçbir şeye malik olmayan, düşünmeyen şeyler olsalar da mı (onları şefa'atçi edineceksiniz?)"
Yoksa Allah ile aralarına girecek şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Ya onların bir şeye güçleri yetmiyor ve akıllarını da kullanmıyorlarsa? dipnot 1 "
Yoksa onlar, Allah ile aralarına girecek şefaatçiler mi buldular? De ki "Ya onların bir yetkileri yoksa, akıllarını da kullanamıyorlarsa?"
Yoksa onlar Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki : Onlar hiç bir şeye sahip değillerse ve akletmiyorlarsa da mı?
Yoksa onlar Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: -Onlar hiçbir şeye sahip değillerse ve akıllarını da kullanmıyorlarsa da mı?
Yoksa Allah'tan başka şefaatçılar mı edindiler? De ki: "Onlar hiçbir şeye sahip olmayan/hiçbir şeye gücü yetmeyen, aklını da işletmeyen varlıklar olsalar da mı?"
Zümer suresi, 44. ayet. قُل لِّلَّهِ ٱلشَّفَٰعَةُ جَمِيعًا لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
De ki: "Şefaat tümüyle Allah'a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra yalnız O'na döndürüleceksiniz."
De ki: "Şefaat tamamen ve yalnızca Allah'a aittir. dipnot 1 Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O'na aittir. Sonra da yalnızca O'na döndürüleceksiniz."
De ki: "Şefaate (izin verme) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah'a aittir: Gökler ve yerin mutlak otoritesi (de) O'na aittir: sonunda sadece O'na döndürüleceksiniz.
De ki: "Şefaat (hakkını verme yetkisi) yalnız Allah'a aittir: Gökler ve yer üzerindeki hakimiyet (yalnız) O'nundur ve sonunda yalnız O'na döndürüleceksiniz".
De ki: "Şefaat tümüyle Allah'ındır! (Çünkü) semaların ve arzın mülkü O'nundur! Sonra O'na rücu ettirileceksiniz. "
De ki: "Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
De ki: Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
De ki: "Ara buluculuk, yalnızca Allah'a özgüdür. dipnot 399 Göklerin ve yeryüzünün yönetimi de O'na özgüdür. Sonra, O'na döndürüleceksiniz!"
De ki: "Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
De ki: "Tüm şefaat ALLAH'a aittir." Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz. dipnot 1
De ki, 'Tüm şefaat ALLAH'a aittir.' Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
De ki: "Bütün şefaat Allah'a aittir. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz!"
De ki Allahındır o şefaat bütün, onundur mülkü Göklerin ve Yerin, sonra hep döndürülüp ona götürüleceksiniz
De ki: "Şefaat etme tamamıyla Allah'ın elindedir. dipnot 1 Göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
De ki: "Şefaat etme tamamıyla Allah'ın elindedir. dipnot 1 Göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
De ki: "Şefaat etme tamamıyla Allah'ın elindedir. dipnot 1 Göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Sonra O'na döndürüleceksiniz.
De ki: "Şefaatin tümü Tanrı'nındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
De ki: "Bütün şefaat (hakkı) Allahındır. Göklerin ve yerin mülk (-ü tasarrufu) onundur. Nihayet (hepiniz) ancak Ona döndürü (lüb götürü) leceksiniz".
De ki: Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra hepiniz O'na döndürüleceksiniz.
(41-44) Sana kitabı, insanlar için, gerçek olarak / hak olarak indirdik, her kim yola girerse onun kendi lehinedir, her kim de sapar ise o da aleyhine sapıyordur , sen onlar üzerinde adlarına hareket eden biri / vekil değilsin . Allah kişinin öldüğü vakit , vefatını da gerçekleştirir, eğer ki uykusunda ölmez ise ölüm hükmü gerçekleşinceye kadar onu tutar / bekletir , (vefat ettirmez, tekrar canlandırır ) sonraki belirli bir süreye kadar salar / gönderir , bunda kesinlikle düşünen bir kavim için göstergeler / ayetler vardır. (Ruhumuz / canlılığımız uykuda çıkar gider vefat ederiz, uyanınca evi olan bedene geri döner, eğer ki döndüğünde beden mevta olmuşsa bedene giremez, Allah’a geri döner) Yoksa Allah’tan dışında aracı mı / şefaatçi mi edindiler? De ki şayet herhangi bir şeye malik değiller ve de akletmiyorlarsa da mı? De ki aracılığın / şefaatin hepsi Allah’ındır, semaların ve arzın egemenliği / mülkiyeti O’nundur, sonra ona gersin geri döneceksiniz.
“Şefaat, tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.''
De ki: "Şefa'at tamamen Allah'ındır (yardım ve destek yalnız O'ndandır). Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz."
De ki: "Şefaat dipnot 1 tümüyle Allah'a aittir. Göklerde ve yerde tüm yetkiler onundur dipnot 2 . Sonunda onun huzuruna çıkarılacaksınız."
De ki "Şefaat yetkisi dipnot 1 tümüyle Allah'ın elindedir. Göklerin ve yerin hakimiyeti O'ndadır. Zaten sonunda tekrar yaratılıp O'nun huzuruna çıkarılacaksınız."
De ki: Şefaatin hepsi Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’na aittir. Sonra O’na döndürüleceksiniz.
De ki: Şefaatin hepsi Allah'ındır. Göklerin ve yerin hakimiyeti O'na aittir. Bir zaman sonra O'na döndürüleceksiniz.
De ki: "Şefaat, tümden ve sadece Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi O'nundur. Sonunda O'na döndürüleceksiniz."
Zümer suresi, 45. ayet. وَإِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَحْدَهُ ٱشْمَأَزَّتْ قُلُوبُ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ وَإِذَا ذُكِرَ ٱلَّذِينَ مِن دُونِهِۦٓ إِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
Allah, bir tek (ilah) olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri daralır. Allah'tan başkaları (ilahları) anıldığında bakarsın sevinirler.
Allah tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalpleri daralır. dipnot 1 O'nun peşi sıra başkaları anıldığı zaman hemen sevinirler. dipnot 2
Ve ne zaman Allah tek başına anılsa, ahirete inanmayanların kalpleri tiksinti tuyar; ne zaman da O'nun dışında başka varlıklar anılsa, bu kez aynı kimseler sevinçten uçar.
Ve Allah ne zaman tek başına anılsa, öteki dünyaya inanmayanların kalpleri keskin bir nefretle dolar. Halbuki O'nun yanısıra başka (hayali) güçler de anıldığı zaman hemen (yüzleri güler,) neşelenirler!
Allah, TEK'liği itibarıyla hatırlatıldığında, sonsuz yaşamlarına iman etmeyen kimselerin şuurları bundan hoşlanmaz! O'nun dunundakiler anıldığındaysa, hemen onlar müjdelenmişçesine yüzleri güler!
Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.
Allah'ın adı tek başına zikredildiği zaman, âhirete iman etmeyenlerin kalbleri kin (ve nefret) le dolar; fakat Allah'tan başkası, (yani putları) zikredildiği zaman da hemen neşelenirler.
Allah, tek olarak anıldığında, sonsuz yaşama inanmayanların yürekleri nefretle dolar. O'ndan başkaları anıldığında ise sevinirler.
Allah, tek olarak anıldığında, ahirete inanmayanların içlerini sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen sevinir, mutluluk duyarlar.
ALLAH tek başına anıldığı an ahiret gerçeğini onaylamayanların kalpleri huzursuz olarak ürker. Fakat O'nun dışındakiler anıldığı zaman hemen yüzleri güler. dipnot 1
ALLAH tek başına anıldığı an ahirete inanmıyanların kalpleri huzursuz olarak ürker. Fakat O'nun dışındakiler anıldığı zaman hemen yüzleri güler.
Böyle iken Allah bir olarak anıldığında, ahirete inanmayanların yürekleri burkulur. O'ndan başkaları anıldığı zaman hemen yüzleri güler.
Böyle iken Allah bir olarak anıldığı vakıt Ahırete inanmıyanların yürekleri burkulur da ondan berikiler anıldığı vakıt derhal yüzleri güler
Allah, "tek başına dipnot 1 " anıldığı zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri burkulur. O'nun yanı sıra başkası dipnot 2 anıldığı zaman sevinip mutluluk duyarlar.
Allah, "tek başına" dipnot 1 anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalpleri burkulur. O'nun yanı sıra başkası dipnot 2 anıldığı zaman sevinip mutluluk duyarlar.
Allah, "tek başına" dipnot 1 anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalpleri burkulur. O'ndan başkası dipnot 2 anıldığı zaman sevinip mutluluk duyarlar.
Tanrı bir olarak anıldığı zaman ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.
Allah, bir olarak, anıldığı zaman ahirete inanmazların kalbleri tiksinir. (Fakat Allahdan) başkası anıldı mı bunlar (ın) derhal yüzleri güler.
Allah, tek başına anıldığı zaman; ahirete inanmayanların kalbleri tiksinir. Ama O'ndan başkaları anıldığı vakit hemen yüzleri güler.
(45-52) Allah’ın bir olması hatırlatıldığında / zikredildiğinde Ahiret gününe iman etmeyenlerin kalpleri tiksinir , O’nun dışındakiler anıldığında o vakit sevinirler. Semaları ve arzı fıtratlı yaratan (Fâtır) tanık olunanı ve de gaybolanı bilen ey Allah’ım, sen kulların arasında ayrılığa düştükleri / ihtilaf ettikleri konularda hükmünü verirsin. Zalimler muhakkak ki arzda ne varsa ve de bir mislini de ekleyerek hepsini toplasalar, onu (topladıklarını) kıyamet günü suçlarına yönelik fidye olarak verirlerdi / affedilme bedeli olarak önerirlerdi, hesaba katmadıkları her şey Allah tarafından onların önüne dökülmüştür / ortaya çıkarılmıştır. Suçları ve kazandıkları ortaya çıkarılmıştır / açığa çıkmıştır , alay ettikleri ne varsa onları sarmıştır / hak olmuştur. İnsana bir zarar dokundu mu bize çağrı da bulunur , s onra bizden ona bir nimet sunulduğunda ise der ki bu bana ilmim nedeniyle verildi , bilakis o bir sınamadır / fitnedir ve fakat onların çoğu bilmezler, k esinlikle onlardan öncekiler de o şekilde demişlerdi , (İlmimiz nedeniyle bize verildi) Kazandıkları şeyler onlara bir fayda sağlamadı, kazandıkları nedeniyle kötülük onlara isabet etti / gelip onları buldu , zalimler öyleleridir ki işte onlara da kazandıkları nedeniyle kötülük isabet edecektir, onlar aciz bırakamazlar. Hâlâ bilmediler mi muhakkak ki Allah, dilediğine rızkı basitleştirir / genişletir ve de kısıt koyar / takdir eder, işte bunda iman eden kavim için göstergeler / ayetler vardır. (Dünyevileşmiş akıl açlık evrenseldir ihtiyaçlar sınırsızdır der vahyi akıl rızık evrenseldir paylaşmak sorumluluktur der.)
Allah, bir tek (ilah) olarak anıldığında ahirete iman etmeyenlerin kalpleri daralır. Allah’tan başkaları (ilahları) anıldığında ise hemen sevince kapılırlar.
Allah, tek olarak anıldığı zaman; ahirete inanmayanların kalbleri ürker. Ama O'ndan başka (tanrı)ları da anıldığı zaman, hemen sevinirler.
Sadece Allah'tan söz edildiğinde ahirete (gereği gibi dipnot 1 ) inanmayanların yürekleri daralır; ama onunla aralarına koyduklarından söz edilince hemen yüzleri güler dipnot 2 .
Allah tek başına anılınca Ahiret'e inanmayanların içleri daralır. O'nunla aralarına koyduklarından söz edilince de yüzleri güler.
Allah’ın adı tek olarak anıldığı zaman, ahirete iman etmeyenlerin kalpleri tiksinir. Oysa O'ndan başkaları anıldığında ise hemen sevince kapılırlar.
Allah'ın adı tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalpleri nefretle çarpar. Ondan başkaları anılınca hemen neşelenirler.
Allah yalnız başına anıldığında, ahirete inanmayanların kalpleri nefretle ürperir; O'nun dışındakiler anıldığında ise hemen müjdelenmiş gibi sevinirler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.