Fâtır suresi · 29–37. ayetler

Kitabı okuyanların ticareti ve iki âkıbet

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Fâtır suresi, 29. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 29. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَٰرَةً لَّن تَبُورَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz, Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler.

    Mehmet Okuyan

    (29, 30) Allah'ın kitabını dipnot 1 tilavet edenler (okuyup aktaranlar), dipnot 2 namazı kılanlar ve rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık infak edenler (verenler), (Allah) ödüllerini tam olarak versin ve lütfundan (nimetlerini) artırsın diye asla yok olmayacak bir kazanç umarlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayandır, şükre çok karşılık verendir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada sözü edilen "kitap" vahyedilmiş Kur'an olduğu gibi, önceki ayetlerde dikkat çekilen kainat kitabı da olabilir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Burada geçen [tilâvet] kelimesi okuyup aktarmanın yanı sıra onun emrettiği gerçekleri uygulamak anlamını da içermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Şüphesiz Allah'ın kelamını tilavet edenler, namazı istikametle kılanlar, ancak verdiğimiz rızıktan gizli ve açık Allah yoluna harcayanlar asla tüketilemez bir kazanç elde etmeyi umabilirler;

    Muhammed Esed

    Allah'ın vahyine (şeksiz şüphesiz) uyanlar, namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli / açık başkaları için harcayanlar; işte ancak bunlar hiç kesintiye uğramayacak bir kazanç umabilirler.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki Allah'ın Kitabını "oku"yanlar, salatı ikame edenler ve kendilerini beslediğimiz yaşam gıdalarından, gizli - açık, Allah için karşılıksız bağışlayanlar, asla kaybetmeyecekleri yatırımı yaptıklarını umabilirler!

    Ali Bulaç

    Gerçekten Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah'ın Kitab'ını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, Allah yolunda gizli ve açık sarfedenler, asla zarar etmeyecek bir ticaret beklerler.

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, Allah'ın Kitabı'nı okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerine geçimlik olarak verdiklerimizden hem gizli hem de açık olarak yardımlaşmak amacıyla paylaşanlar, asla tükenmeyecek bir getiri umut edebilirler.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için gizli ve açık harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umarlar.

    Edip Yüksel

    ALLAH'ın kitabını okuyanlar, salatı gözetenler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık yardım için verenler, tükenmeyen bir kazanç umarlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH'ın kitabını okuyanlar, namazı gözetenler ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık yardım için verenler, tükenmeyen bir kazanç umarlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O Allah'ın kitabını okuyup ardınca gidenler, namazı kılıp kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık vermekte olanlar, herhalde hiç batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O Allahın kitabını okur, ardınca gider olanlar ve namazı kılıp kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden gizli ve açık infak etmekte bulunanlar her halde öyle bir ticaret umarlar ki hiç batmak ihtimali yoktur

    Erhan Aktaş

    Kuşkusuz Allah'ın Kitap'ını okuyanlar, salatı ikame edenler dipnot 1 ve rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık infak edenler asla kesilmeyecek bir kazanç umabilirler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 35:18. ayetin 3. dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kuşkusuz Allah'ın Kitap'ını okuyanlar, salatı ikame edenler ve rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık olarak ihtiyaç sahiplerine verenler, asla kesilmeyecek bir kazanç umabilirler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kuşkusuz Allah'ın Kitap'ını okuyanlar, salatı dipnot 1 ikame edenler ve rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık olarak ihtiyaç sahiplerine verenler, asla kesilmeyecek bir kazanç umabilirler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şirkten arınmış bir bilinçle Allah'a yönelip, O'na kulluk edenler. Yardım ve desteği canlı ve diri tutanlar.

    Gültekin Onan

    Gerçekten Tanrı'nın Kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.

    Hasan Basri Çantay

    Hakıykat, Allahın kitabını okumıya devam edenler, namazı dosdoğru kılanlar, kendilerini rızklandığımız şeylerden gizli ve aşikar infaak edenler kat'iyyen kesad bulmayacak bir kazanç umabilirler.

    İbni Kesir

    Şüphesiz ki Allah'ın kitabını okuyanlar, namaz kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli, açık infak etmekte bulunanlar; bitmez tükenmez bir ticaret umabilirler.

    Mehmet Alagaş

    (29-31) Muhakkak ki Allah’ın kitabını takip ederek okuyanlar ve namazı kılanlar, gizli ve aşikâr / aleni onları rızıklandırdığımız şeylerden verenler , batmayan bir ticaretle geri dönüyorlar. O nlara ecirleri ve fazlından ekledikleri tamı tamına ödenecektir. Muhakkak ki O bağışlayan ve teşekkür edendir. Sana kitaptan vahyettiklerimiz gerçektir / haktır ve onların ellerinde olanı doğrulamaktadır / tasdik etmektedir. Allah kullarından haberdardır, görendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda gizli ve açık sarfedenler asla zarar etmeyecek bir ticaret umarlar.

    Süleyman Ateş

    Allah'ın Kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için gizli ve açık harcayanlar, asla batmayacak bir ticaret umarlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah'ın kitabını bağlantılarıyla birlikte okuyan dipnot 1 , namazı özenle ve sürekli kılan, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli-açık infak eden /hayra harcayanlar asla boşa gitmeyecek bir ticaret umarlar dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tilavet sözcüğünün kökü olan t-l-v (تلو ) "birden çok şeyin, aralarına kendi cinslerinden olmayan bir şey karışmayacak şekilde peş peşe sıralanması" anlamındadır (Müfredat). Buna göre tilavet, birbiriyle bağlantılı ayetleri birlikte okumaktır.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ın Kitabına uyan, namazı tam kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık harcamada bulunanlar, tükenmeyecek bir kazanç beklentisi içindedirler.

    Şaban Britch

    Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı ikame edenler, kendilerine verdiğimiz rızıktan, infak edenler, asla yok olmayacak bir kazanç umabilirler.

    Şaban Piriş

    Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan, infak edenler, asla yok olmayacak bir kazanç umabilirler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah'ın Kitabı'nı okuyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık infak edenler, asla batmayacak bir ticaret umabilirler.

  2. Fâtır suresi, 30. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 30. ayet. لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِۦٓ إِنَّهُۥ غَفُورٌ شَكُورٌ

    Diyanet İşleri

    Allah, kendilerine mükafatlarını tam olarak versin ve kendi lütfundan daha da artırsın diye (böyle yaparlar). Şüphesiz O, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.

    Mehmet Okuyan

    (29, 30) Allah'ın kitabını dipnot 1 tilavet edenler (okuyup aktaranlar), dipnot 2 namazı kılanlar ve rızık olarak verdiğimiz şeylerden gizli ve açık infak edenler (verenler), (Allah) ödüllerini tam olarak versin ve lütfundan (nimetlerini) artırsın diye asla yok olmayacak bir kazanç umarlar. Şüphesiz ki O çok bağışlayandır, şükre çok karşılık verendir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada sözü edilen "kitap" vahyedilmiş Kur'an olduğu gibi, önceki ayetlerde dikkat çekilen kainat kitabı da olabilir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Burada geçen [tilâvet] kelimesi okuyup aktarmanın yanı sıra onun emrettiği gerçekleri uygulamak anlamını da içermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    neticede (Allah) onlara karşılıklarını tam olarak ödeyecek, üstelik kendisinden bir bağış olarak fazlasını da lutfedecektir: zira O tarifsiz bir bağışlayıcıdır, şükre hadsiz hesapsız bir karşılık verendir.

    Muhammed Esed

    Allah, onların hak ettiği karşılığı eksiksiz verir ve onu lütfuyla daha da arttırır. Allah, şüphesiz çok bağışlayıcıdır ve şükrün karşılığını anında verendir.

    Ahmed Hulusi

    Onlara hak ettikleri karşılığı tam verir ve fazlından da artırır. . . Muhakkak ki O, Ğafur'dur, Şekur'dur.

    Ali Bulaç

    Çünkü (Allah,) ecirlerini noksansız olarak öder ve kendi fazlından onlara arttırır. Şüphesiz O, bağışlayandır, şükrü kabul edendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir.

    Ali Rıza Safa

    Allah, hem onların ödüllerini eksiksiz olarak verecek hem de Kendi lütfundan, daha da çoğunu verecektir. Kuşkusuz, O, Sınırsız Bağışlayandır; Ödül Verendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Çünkü Allah, onların ödülünü tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır; şükrün karşılığını bol bol verendir.

    Edip Yüksel

    Çünkü onların ücretlerini tam verecek ve onlara olan lütfunu arttıracaktır. O Bağışlayandır, Takdir Edendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Çünkü onların ücretlerini tam verecek ve onlara olan lütfunu arttıracaktır. O Bağışlayandır, Takdir Edendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Çünkü Allah, mükafatlarını kendilerine tamamen ödedikten başka, lütfundan onlara fazlasını verecektir. Çünkü O hem bağışlayan hem de şükrün karşılığını bol verendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Çünkü Allah ecirlerini kendilerine temamen ödedikten başka fadlından onlara ziyadesini verecektir, çünkü o hem gafur hem şekurdur

    Erhan Aktaş

    Onlara, yaptıklarının karşılığını lütfundan arttırarak fazlasıyla verir. Kuşkusuz ki O, Çok Bağışlayıcı'dır, Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara, yaptıklarının karşılığını lütfundan arttırarak fazlasıyla verir. Kuşkusuz ki O, Çok Bağışlayıcı'dır, Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara, yaptıklarının karşılığını lütfundan arttırarak fazlasıyla verir. Kuşkusuz ki O, Çok Bağışlayıcı'dır, Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir.

    Gültekin Onan

    Çünkü (Tanrı,) ecirlerini noksansız olarak öder ve kendi fazlından onlara arttırır. Şüphesiz O, bağışlayandır, şükrü kabul edendir.

    Hasan Basri Çantay

    Çünkü (Allah) onların mükafatlarını eksiksiz öder. Onlara, fazl (-u kerem) inden, ziyadesini de verir. Şübhesiz O, çok yarlığayıcıdır, çok in'aam edicidir.

    İbni Kesir

    Mükafatlarını Allah'ın tam vermesi ve onlara lutfundan artırması içindir. Muhakkak kiO; Gafur'dur, Şekur'dur.

    Mehmet Alagaş

    (29-31) Muhakkak ki Allah’ın kitabını takip ederek okuyanlar ve namazı kılanlar, gizli ve aşikâr / aleni onları rızıklandırdığımız şeylerden verenler , batmayan bir ticaretle geri dönüyorlar. O nlara ecirleri ve fazlından ekledikleri tamı tamına ödenecektir. Muhakkak ki O bağışlayan ve teşekkür edendir. Sana kitaptan vahyettiklerimiz gerçektir / haktır ve onların ellerinde olanı doğrulamaktadır / tasdik etmektedir. Allah kullarından haberdardır, görendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O; çok bağışlayan Şekûr'dur. (Karşılığı bol bol verendir.)

    Süleyman Ateş

    Ki (Allah), onlara ücretlerini tam ödesin ve lutfundan onlara fazlasını da versin. Çünkü O, çok bağışlayan, çok karşılık verendir.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah onlara hak ettikleri karşılıkları tam versin ve lütfederek daha da fazlasını versin diye böyle yaparlar dipnot 1 . Şüphesiz ki Allah, çokça bağışlayan ve üzerine düşeni eksiksiz yapandır dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Şükür, yapılan iyiliğin değerini bilmek, yapanı övmek ve hak edilen karşılığı vermektir (Müfredat). Ayette geçen "şekur (شكور)" ise aynı kökten mübalağa siğası olduğu için "üzerine düşeni eksiksiz yapan" anlamına gelir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlar, onların hak ettiklerini Allah'ın tam vermesi ve onu, ikramıyla artırması içindir. Çünkü o, çok bağışlar ve teşekkürle dipnot 1 karşılar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şura 42/23

    Şaban Britch

    Çünkü Allah, onların karşılığını verecek, hatta lütfundan daha da artıracaktır. Çünkü O, çok mağfiret eder ve Şekûr'dur. (Karşılıklarını bol bol verir)

    Şaban Piriş

    Çünkü Allah, onların karşılığını verecek, hatta lutfundan daha da artıracaktır. Çünkü O, suçları bağışlar ve bol bol verir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Çünkü Allah onlara ücretlerini tam ödeyecek, lütfundan onlara artırma da yapacaktır. Gafur'dur O, çok affeder; Şekur'dur, şükredenlere mutlaka karşılık verir.

  3. Fâtır suresi, 31. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 31. ayet. وَٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ هُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ إِنَّ ٱللَّهَ بِعِبَادِهِۦ لَخَبِيرٌۢ بَصِيرٌ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Sana vahyettiğimiz kitap (Kur'an), kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphesiz Allah (kullarından) hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla görür.

    Mehmet Okuyan

    Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden önceki (kitapların aslı)nı doğrulayan gerçektir. Şüphesiz ki Allah kullarından haberdardır, görendir.

    Mustafa İslamoğlu

    Sana vahyettiğimiz ilahi kelam, önceki vahiylerden kendisine kadar ulaşmış olanları doğrulayan hakikatin ta kendisidir.Elbette Allah kullarının (gidişatından) bire bir haberdardır, her şeyi görmektedir.

    Muhammed Esed

    Ve (şunu bil ki,) sana vahyettiğimiz ilahi kelam, geçmiş vahiylerden bugüne kalmış ne varsa tümünü tasdik eden bir hakikattir; şüphesiz Allah kulları(nın ihtiyaçları)ndan tamamen haberdardır ve her şeyi görendir.

    Ahmed Hulusi

    Hakikat ve Sünnetullah BİLGİSİ'nden (Kitaptan) sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini tasdik eden olarak Hakk'ın ta kendisidir! Muhakkak ki Allah, Esma'sıyla kullarının varlığında olarak Habiyr'dir, Basıyr'dir.

    Ali Bulaç

    Kendinden öncekini doğrulayıcı olarak sana Kitap'tan vahyettiğimiz gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, elbette haber alandır, görendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden) haberdardır, görendir.

    Ali Rıza Safa

    Kitap'tan sana bildirdiklerimiz, ellerinde bulunanı doğrulayan gerçektir. Kuşkusuz, Allah, kullarından Haberlidir; Görendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının ihtiyaçlarından haberdardır;her şeyi görendir.

    Edip Yüksel

    Bu kitapta sana vahiy ettiklerimiz, kendisinden öncekileri doğrulayan gerçektir. ALLAH kullarından Haberdardır, Görendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu kitapta sana vahyettiklerimiz, kendisinden öncekileri doğrulayan gerçektir. ALLAH kullarından Haberdardır, Görendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kitaplar içinde o sana vahyettiğimiz kitap da önündekileri (kendisinden öncekileri) doğrulayıcı olmak üzere gerçeğin ta kendisidir. Muhakkak ki, Allah kullarından haberdardır, herşeyi görüp gözetendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kitablar içinde o sana vahyeylediğimiz kitab da önündekileri musaddık olmak üzere hak, ancak odur, her halde Allah, kullarına habir bir basir bulunuyor

    Erhan Aktaş

    Sana Kitap'tan vahyettiğimiz, kendisinden öncekileri tasdik edici olarak gerçektir. Kuşkusuz Allah, Kullarından Haberdar Olan'dır, Her Şeyi Gören'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sana Kitap'tan vahyettiğimiz, kendisinden öncekileri tasdik edici olarak gerçektir. Kuşkusuz Allah, Kullarından Haberdar Olan'dır, Her Şeyi Gören'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sana Kitap'tan vahyettiğimiz, kendisinden öncekileri tasdik edici olarak gerçektir. Allah, Her Şeyden Haberdar Olan'dır, Her Şeyi Gören'dir.

    Gültekin Onan

    Kendinden öncekini doğrulayıcı olarak sana Kitap'tan vahyettiğimiz gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Tanrı, elbette haber alandır, görendir.

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) sana kendisinden öncekilerin doğrusunu meydana çıkarmak üzere vahyetdiğimiz kitab hakıykatın ta kendisidir. Herhalde Allah kullarının (bütün hallerinden) hakkıyle haberdardır, (her şey'i) hakkıyle görendir.

    İbni Kesir

    Kendisinden öncekileri tasdik eden kitabdan sana vahyettiğimiz, hakkın kendisidir. Şüphesiz ki Allah, kulları için Habir'dir, Basir'dir.

    Mehmet Alagaş

    (29-31) Muhakkak ki Allah’ın kitabını takip ederek okuyanlar ve namazı kılanlar, gizli ve aşikâr / aleni onları rızıklandırdığımız şeylerden verenler , batmayan bir ticaretle geri dönüyorlar. O nlara ecirleri ve fazlından ekledikleri tamı tamına ödenecektir. Muhakkak ki O bağışlayan ve teşekkür edendir. Sana kitaptan vahyettiklerimiz gerçektir / haktır ve onların ellerinde olanı doğrulamaktadır / tasdik etmektedir. Allah kullarından haberdardır, görendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sana vahyettiğimiz kitap (Kur’an), kendinden öncekini tasdik eden hak kitaptır. Şüphesiz Allah, (kullarından) hakkıyla haberdardır. Onları hakkıyla görür.

    Süleyman Ateş

    Kitaptan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini doğrulayan gerçektir. Allah kulların(ın her halini) haber alandır, görendir.

    Süleymaniye Vakfı

    Sana vahyettiğimiz bu kitap bir gerçektir, kendinden öncekileri dipnot 1 tasdik edendir dipnot 2 . Şüphesiz Allah, kullarının durumundan haberdar olan ve onları görendir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Maide 5/48'den dolayı ayete bu meal verilmiştir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kur'an, bütün nebilere verilmiş kitapları hem tasdik eder hem de içeriklerini korur. Onlara yapılan ekleme ve çıkarmalar, ancak Kur'an ile tespit edilebilir (Bakara 2/41, 89, 91, 97, Al-i İmran 3/3, Nisa 4/47, Maide 5/48, En'am 6/92, Yunus 10/37, Yusuf 12/111, Ahkaf 46/12, 30).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sana indirdiğimiz bu kitap tümüyle gerçeklerden oluşur ve öncekileri kendine olanla tasdik eder. Elbette Allah, kullarının içini bilir ve onları görür.

    Şaban Britch

    Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekileri tasdik eden hak bir kitaptır. Allah, kullarından haberdardır, onları görür.

    Şaban Piriş

    Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekileri tasdik eden hak bir kitaptır. Allah, kullarından haberdardır, onları görür.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kitap'tan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini tasdikleyici hakkın ta kendisidir. Allah, kullarından tam haberdardır, onları iyice görmektedir.

  4. Fâtır suresi, 32. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 32. ayet. ثُمَّ أَوْرَثْنَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلَّذِينَ ٱصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ وَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌۢ بِٱلْخَيْرَٰتِ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْكَبِيرُ

    Diyanet İşleri

    Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed'in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah'ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.

    Mehmet Okuyan

    Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. dipnot 1 Kimi kendisine haksızlık eder; dipnot 2 kimi ortadadır; kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öndedir. Asıl büyük lütuf işte budur.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'a vâris olmayanlar, cennete mirasçı olamazlar. Bu ayette müslümanların Kur'an ile iletişimi gösterilmektedir. "İlâhî kelamın vârisleri ümmet-i Muhammed'dir. Hz. Muhammed'in vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras bırakılmıştır. Kur'an'ın Hz. Muhammed'in şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiş olması bunu pekiştirmektedir. Hz. Muhammed'in vefatından sonra ferdi risalet içtimai olana geçmiştir" (İslamoğlu, [Hayat Kitabı Kur'an], s. 867'de 3. not). Buna göre vâris kılınan şey son ilâhî mesajın bütün insanlığa tebliğ görevidir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette "kendine zulmedenler"den kasıt, inkarcılar değil, "yapılmaması gereken bir işi yapan, böylece kendine yazık edenler" demektir. Nitekim bazı peygamberler için de bu türden zulüm ifadesi söz konusudur. Bkz. A‘râf 7:23; Enbiyâ 21:87; Kasas 28:16.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, bu ilahi kelamı (tebliğ işine) kullarımızdan seçtiklerimizi varis kıldık: fakat onların içerisinden kimisi kendine zulmeder, kimisi ortalama bir yol tutar, kimisi de Allah'ın izniyle her iyi şeyde öncülük eder: bu, işte budur muhteşem zafer!

    Muhammed Esed

    Biz, bu ilahi vahyi kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak bahşettik. Onlardan bazısı kendilerine zulmeder, bazısı (doğru ile eğri arasında) ara yolu tercih eder, bir kısmı da Allah'ın izniyle iyilikte başı çekenlerden olur. Bu (ise) en büyük fazilettir.

    Ahmed Hulusi

    Sonra kullarımızdan süzüp seçtiklerimizi Hakikat ve Sünnetullah bilgisine varis kıldık! Onlardan kimi nefsine zulmedicidir (hakikat bilgisinin hakkını vererek yaşayamaz). . . Onlardan kimi muktesiddir (arada, kah hakikatini hisseder kah bedenselliğe düşer). . . Onlardan kimi de Bi-iznillah (Esma açığa çıkışının elvermesiyle) hayırlar - yaşantıları ile öne geçendir. . . İşte bu büyük lütuf, üstünlüktür! Not: Bu ayeti açıklayan bir hadis-i şerif: Ebud Derda r. a. dedi ki, Hz. Rasulullah'ı şu ayeti (yani bu 32. ayeti) okurken işittim de şöyle buyurdu: "Hayratlar ile öne geçene gelince, o hesap görmeden cennete girer. . . Muktesid (arada olan) ise kolay bir hesapla hesaba çekilir. . . Amma nefsine zulmedene gelince, kendisine hemm (hüzün - üzüntü) dokununcaya kadar bir makamda oturur, sonra cennete dahil olur". . . Sonra şu ayeti okudu: "Hamd, hazanı (üzülmeyi) bizden gideren (tüm kuvvelerin sahibi) Allah'a aittir. . . Muhakkak ki Rabbimiz, Ğafur'dur, Şekur'dur. {34. ayet}" (Müsned-i A. Hanbel)

    Ali Bulaç

    Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.

    Ali Rıza Safa

    Sonra, kullarımızdan seçtiklerimizi, Kitap'a kalıtçı yaptık. Böylece, onlardan bir bölümü kendisine yazık eder, bir bölümü orta yolda gider; bir bölümü de Allah'ın izniyle, iyiliklerde öne geçer. İşte bu, büyük lütuftur.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonra bu kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan bazısı kendilerine haksızlık ettiler. Bazıları orta yolu tuttular. Kimileri de hayır işlerinde Allah'ın izniyle öne geçtiler. İşte bu en büyük fazilettir.

    Edip Yüksel

    Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Onlardan kimi kendilerine zulmedenlerdir, kimi orta yolu tutar, kimi de ALLAH'ın izniyle iyi işlerde öncüdür. İşte büyük lütuf budur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Onlardan kimi kendilerine zulmedenlerdir, kimi orta yolu tutar, kimi de ALLAH'ın izniyle iyi işlerde öncüdür. İşte büyük lütuf budur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra Biz, o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta giden yolu tutan var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte büyük lütuf odur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzdüklerimize miras kıldık, onlardan da nefislerine zulmeden var, muktesıd, orta giden var, Allahın izniyle hayırlarda ileri geçenler var, işte büyük fadl o

    Erhan Aktaş

    Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Kitap'ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmederler, onlardan bir kısmı ortalama bir yol tutarlar, onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlarda önde giderler. dipnot 1 İşte büyük fazilet budur.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bazıları Kitap'ın buyruklarına, yaradılış amaçlarına uygun davranmamakla aslında kendi kendilerine zulmetmiş olurlar, bazıları Kitap'ın buyruklarına uymada yeterli ve gerekli özeni göstermemekte, ortalama bir yol tutmakta, bazıları ise tam bir uygunluk ve uyum içinde Kitap'ın buyruklarını yerine getirmektedirler. Hayırlı işlerde öncülük etmektedirler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Kitap'ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmederler, onlardan bir kısmı ortalama bir yol tutarlar, onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlarda önde giderler. dipnot 1 İşte büyük fazilet budur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bazıları Kitap'ın buyruklarına, yaradılış amaçlarına uygun davranmamakla aslında kendi kendilerine haksızlık ederler, bazıları Kitap'ın buyruklarına uymada yeterli ve gerekli özeni göstermemekte, bazıları ise tam bir uygunluk ve uyum içinde Kitap'ın buyruklarını yerine getirmektedirler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Kitap'ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmederler, onlardan bir kısmı ortalama bir yol tutarlar, onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlarda önde giderler. dipnot 1 İşte büyük fazilet budur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bazıları Kitap'ın buyruklarına, yaradılış amaçlarına uygun davranmamakla aslında kendi kendilerine haksızlık ederler, bazıları Kitap'ın buyruklarına uymada yeterli ve gerekli özeni göstermemekte, bazıları ise tam bir uygunluk ve uyum içinde Kitap'ın buyruklarını yerine getirmektedirler.

    Gültekin Onan

    Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Tanrı'nın izniyle hayırlarda yarışır, öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.

    Hasan Basri Çantay

    Sonra bir o kitabı kullarımızdan (beğenib) seçdiklerimize miras bırakdık. İşte onlardan kimi nefsine zulmedendir, onların ba'zısı mu'tedildir, onlardan bir kısmı da Allahın izniyle hayrat (ve hasenat yarışların) da öncü ol (up kazan) andır. İşte bu, büyük fazl (-u kerem) in ta kendisidir.

    İbni Kesir

    Sonra Biz; kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan kimi nefsine zulmedicidir, kimi de muktesiddir. Kimi ise Allah'ın izni ile hayırlara koşandır. İşte bu; büyük lutfun kendisidir.

    Mehmet Alagaş

    (32-37) Sonra kullarımızdan seçtiklerimize kitabı miras bıraktık, onlardan kendine zulmedenler var onlardan ölçülü / kıstaslı olanlar var. Onlardan Allah ’ın izniyle hayırda yarışanlar da var. İşte o, büyük bir erdemdir. Adn cenneti! Ona gireceklerdir, orada inci ve altından bileziklerle süslenecekler dir. Orada onların elbiseleri ipek tendir. Övgü, bizden hüznü gideren, Allah’adır derler, Muhakkak ki Rabbimiz bağışlayandır, teşekkür edendir. Öyle ki hazinesinden kalınacak bir yurda bizi koydu. Orada bize yorgunluk , bıkkınlık / usanmak dokunm uyor. Kafirlere ise , onlara cehennem ateşi vardır. Ölüm onlar için gerçeklenmez. Azap onlara hafifletilmez, kafirlerin cezası / müeyyidesi işte böyledir. Onlar orada şöyle feryat ederler / bağrışırlar, Rabbimiz bizi çıkar, biz de yaptıklarımızın dışında salih ameller işleyelim derler, sizlere, hatırlamak isteyenin hatırlayacağı kadar ömür vermedik mi? size uyarıcı da geldi , tadın öyleyse, zalimlere yardım / nusret yoktur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra bu kitaba, kullarımızdan seçtiğimizi mirasçı kılarız. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.

    Süleyman Ateş

    Sonra Kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lutuf budur.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra, kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri, Kitaba mirasçı kıldık dipnot 1 . Onlardan kimi kendine karşı yanlış yapar, kimi orta halli davranır. Kimi de Allah'ın onayıyla hayırlı işlerde en önde olur ki bu, büyük bir lütuftur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri Allah'ın izniyle bu Kitaba mirasçı yaparız. Onlardan kimi kendine kötülük yapar, kimi orta yolda gider, kimi de iyilikler konusunda en önde olur. İşte büyük üstünlük en önde olmaktır.

    Şaban Britch

    Sonra bu kitaba, kullarımızdan seçtiğimizi mirasçı kılarız. Onlardan kendine zulmeden var, muktesıd/orta giden var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler vardır. İşte en büyük fazilet budur.

    Şaban Piriş

    Sonra bu kitaba, kullarımızdan seçtiğimizi mirasçı kılarız. Onlardan kendine zulmeden de olur, onu tasdik eden de. Onların arasında Allah'ın izniyle hayırlarda yarışanlar vardır. En büyük fazilet budur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra, kullarımız arasından seçtiklerimizi Kitap'a mirasçı kıldık. İçlerinden öz nefsine zulmeden var. Orta yolda gideni var. Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçeni var. İşte bu, büyük lütfun ta kendisidir.

  5. Fâtır suresi, 33. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 33. ayet. جَنَّٰتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ

    Diyanet İşleri

    Onlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir.

    Mehmet Okuyan

    (Büyük lütuf) orada altın bilezikler ve incilerle bezenip (süslenip) ipekten elbiseleri olacak şekilde dipnot 1 girecekleri durmaya değer cennetlerdir. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Kehf 18:31; Hacc 22:23; İnsân 76:21.
    2. metne dön, dipnot 2
      "Durulmaya değer cennetler" anlamı verdiğimiz "‘Adn cennetleri" ifadesi Kur'an'da 11 kez yer almaktadır. Bkz. Tevbe 9:72; Ra‘d 13:23; Nahl 16:31; Kehf 18:31; Meryem 19:61; Tâhâ 20:76; Fâtır 35:33; Sâd 38:50; Mü'min 40:8; Saff 61:12; Beyyine 98:8.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar kalıcı mutluluk ve güzelliğin merkezi olan cennetlere girecekler; altın künyeleri-bilezikleri, inci takıları orada takınacaklar ve elbiseleri orada tarifsiz bir özgürlüğün göstergesi olacak.

    Muhammed Esed

    (İşte) bunlar sonsuz mutluluk bahçelerine girerler, orada altın bilezikler ve inciler takınırlar ve ipekten elbiseler giyerler;

    Ahmed Hulusi

    Adn (Esma kuvveleriyle tahakkuk ederek yaşam) cennetleri ki, oraya girerler. . . Orada altından bilezikler ve inci ile süslenirler. . . Orada onların elbiseleri ipektir.

    Ali Bulaç

    Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.

    Ali Özek ve heyeti

    (Onların mükâfatı), içine girecekleri Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir.

    Ali Rıza Safa

    Adn cennetlerine gireceklerdir. Orada, altın bilezikler ve inciler takınırlar; giysileri de ipektir.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar, 'Adn cennetlerine girecekler. Orada altın bilezikler ve inciler takınacaklardır. Oradaki elbiseleri de ipekten olacaktır.

    Edip Yüksel

    Sonsuzluğa dek süren bahçelere gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve inciler takacaklardır, oradaki elbiseleri ise ipektendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonsuzluğa dek süren cennetlere gireceklerdir. Orada altın bilezikler ve inciler takacaklardır, oradaki elbiseleri ise ipektendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Adn cennetleri, ona girecekler, orada altın bileziklerle ve incilerle süsleneceklerdir. Orada elbiseleri ipektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Adin Cennetleri; ona girecekler, orada altın bileziklerden, hem de inci süslenecekler, elbiseleri de orada ipektir.

    Erhan Aktaş

    Onların dipnot 1 girecekleri yer Adn Cennetleridir. Orada, altından bilezik ve incilerle süslenecekler. Giysileri ise ipektendir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hayırda önde gidenler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onların girecekleri yer Adn Cennetleridir. Orada, altından bilezik ve incilerle süslenecekler. Giysileri ise ipektendir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onların girecekleri yer Adn Cennetleridir. Orada, altından bilezik ve incilerle süslenecekler. Giysileri ise ipektendir.

    Gültekin Onan

    Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.

    Hasan Basri Çantay

    (Mükafatları da) Adn cennetleridir. Oraya girerler. Orada altın bileziklerden (nice zinetlerle) ve inci ile süslenirler. Orada elbiseleri de ipekdir.

    İbni Kesir

    Adn cennetleri. Oraya girerler. Orada altun bilezikler ve incilerle süslenirler ve orada elbiseleri de ipektendir.

    Mehmet Alagaş

    (32-37) Sonra kullarımızdan seçtiklerimize kitabı miras bıraktık, onlardan kendine zulmedenler var onlardan ölçülü / kıstaslı olanlar var. Onlardan Allah ’ın izniyle hayırda yarışanlar da var. İşte o, büyük bir erdemdir. Adn cenneti! Ona gireceklerdir, orada inci ve altından bileziklerle süslenecekler dir. Orada onların elbiseleri ipek tendir. Övgü, bizden hüznü gideren, Allah’adır derler, Muhakkak ki Rabbimiz bağışlayandır, teşekkür edendir. Öyle ki hazinesinden kalınacak bir yurda bizi koydu. Orada bize yorgunluk , bıkkınlık / usanmak dokunm uyor. Kafirlere ise , onlara cehennem ateşi vardır. Ölüm onlar için gerçeklenmez. Azap onlara hafifletilmez, kafirlerin cezası / müeyyidesi işte böyledir. Onlar orada şöyle feryat ederler / bağrışırlar, Rabbimiz bizi çıkar, biz de yaptıklarımızın dışında salih ameller işleyelim derler, sizlere, hatırlamak isteyenin hatırlayacağı kadar ömür vermedik mi? size uyarıcı da geldi , tadın öyleyse, zalimlere yardım / nusret yoktur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Onların mükâfatı), içine girecekleri Adn Cennetleri'dir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir.

    Süleyman Ateş

    Adn cennetleri... Oraya girerler; orada altın bilezikler ve inci(ler) takınırlar. Orada giysileri de ipektir.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar Adn cennetlerine dipnot 1 gireceklerdir. Onlara altın bileklikler ve inciler takılacak, oradaki elbiseleri ipekten olacaktır dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ahiretteki Cennet, "Adn cennetleri" olarak nitelenir (Meryem 19/60-63). Bir diğer niteleme biçimi de "Firdevs"tir (Kehf 18/107-108, Müminun 23/1-11). Bunlar, Cennet'in ortak özelliklerini ifade eden nitelemelerdir.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onların girecekleri yer, Adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, elbiseleri de ipektendir.

    Şaban Britch

    Adn Cennetlerine girerler ve orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada elbiseleri ise ipektir.

    Şaban Piriş

    Adn Cennetlerine girerler ve orada altın bilezikler ve inciler takarlar. Orada elbiseleri ise ipektir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Adn cennetlerine girerler onlar, orada altından bilezikler ve inci takınırlar. Orada giysileri ise ipektir.

  6. Fâtır suresi, 34. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 34. ayet. وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِىٓ أَذْهَبَ عَنَّا ٱلْحَزَنَ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ

    Diyanet İşleri

    Şöyle derler: "Hamd, bizden hüznü gideren Allah'a mahsustur. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir."

    Mehmet Okuyan

    (34, 35) (Cennette şöyle) diyeceklerdir: "Hamd (övgü), bizden kaygıyı gideren Allah'adır! İçinde bize hiçbir yorgunluk ve bıkkınlık ulaşmayacak olan, dipnot 1 cömertliğinin sonucu olarak bizi ebedî kalınacak cennet yurduna yerleştiren Rabbimiz şüphesiz ki çok bağışlayandır, şükre çok karşılık verendir."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Hicr 15:48; Yâsîn 36:55; Ğâşiye 88:9.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve diyecekler ki: "Hüznü bizden gideren Allah'a hamdolsun; gerçekten de Rabbimiz, tarifsiz bir bağışlayıcıymış, Kendisine yapılan şükre hadsiz hesapsız bir karşılık verenmiş.

    Muhammed Esed

    ve şöyle derler: "Bütün övgüler bize acı ve üzüntü tattırmayan Allah'a mahsustur. Rabbimiz gerçekten çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını anında verendir;

    Ahmed Hulusi

    (Adn cenneti yaşamına girenler) dediler ki: "Hamd, üzülmeyi bizden gideren Allah'a aittir. . . Muhakkak ki Rabbimiz, Ğafur'dur, Şekur'dur. "

    Ali Bulaç

    Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir."

    Ali Özek ve heyeti

    (Cennette şöyle) derler: Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.

    Ali Rıza Safa

    Ve şöyle derler: "Üzüntüyü bizden gideren Allah'a övgüler olsun! Kuşkusuz, bizim Efendimiz, gerçekten, Sınırsız Bağışlayandır; Ödül Verendir!"

    Bayraktar Bayraklı

    Şöyle diyeceklerdir: "Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun! Doğrusu Rabbimiz, kesinlikle çok bağışlayandır; iyiliklerin karşılığını fazlasıyla verendir."

    Edip Yüksel

    Ve derler: "Endişelerimizi gideren ALLAH'a övgüler olsun. Efendimiz gerçekten Bağışlayandır, Takdir Edendir."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve derler: 'Endişelerimizi gideren ALLAH'a övgüler olsun. Rabbimiz gerçekten Bağışlayandır, Takdir Edendir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve şöyle demektedirler: "Hamdolsun Allah'a bizden o hüznü giderdi; gerçekten Rabbimiz çok bağışlayan ve şükrün karşılığını bolca verendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve şöyle demektedirler: "hamd olsun Allaha, bizden o huznü giderdi, hakıkaten rabbımız çok gafur, şekur

    Erhan Aktaş

    "Bizden hüznü gideren Allah'a hamdolsun. Rabb'imiz gerçekten Çok Bağışlayıcı'dır, Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir." derler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bizden hüznü gideren Allah'a hamdolsun. Rabb'imiz gerçekten Çok Bağışlayıcı'dır, Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir." derler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bizden hüznü gideren Allah'a hamdolsun. Rabb'imiz gerçekten Çok Bağışlayıcı'dır, Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir.

    Gültekin Onan

    Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Tanrı'ya hamdolsun; şüphesiz rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir."

    Hasan Basri Çantay

    (Şöyle) derler: "Bizden tasayı gideren Allaha hamd olsun. Hakıykat, Rabbimiz çok yarlığayıcıdır, çok in'aam edicidir".

    İbni Kesir

    Derler ki: Hamdolsun bizden üzüntüyü gideren Allah'a. Muhakkak ki Rabbımız; elbette Gafur'dur, Şekur'dur.

    Mehmet Alagaş

    (32-37) Sonra kullarımızdan seçtiklerimize kitabı miras bıraktık, onlardan kendine zulmedenler var onlardan ölçülü / kıstaslı olanlar var. Onlardan Allah ’ın izniyle hayırda yarışanlar da var. İşte o, büyük bir erdemdir. Adn cenneti! Ona gireceklerdir, orada inci ve altından bileziklerle süslenecekler dir. Orada onların elbiseleri ipek tendir. Övgü, bizden hüznü gideren, Allah’adır derler, Muhakkak ki Rabbimiz bağışlayandır, teşekkür edendir. Öyle ki hazinesinden kalınacak bir yurda bizi koydu. Orada bize yorgunluk , bıkkınlık / usanmak dokunm uyor. Kafirlere ise , onlara cehennem ateşi vardır. Ölüm onlar için gerçeklenmez. Azap onlara hafifletilmez, kafirlerin cezası / müeyyidesi işte böyledir. Onlar orada şöyle feryat ederler / bağrışırlar, Rabbimiz bizi çıkar, biz de yaptıklarımızın dışında salih ameller işleyelim derler, sizlere, hatırlamak isteyenin hatırlayacağı kadar ömür vermedik mi? size uyarıcı da geldi , tadın öyleyse, zalimlere yardım / nusret yoktur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Hamdolsun bizden korkuyu gideren Allah’a!" derler. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayıcı Şekûr'dur (Karşılıkları bol bol verir).

    Süleyman Ateş

    Dediler ki: "Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun, doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok karşılık verendir."

    Süleymaniye Vakfı

    Orada şöyle diyeceklerdir: "Her şeyi mükemmel yapmak dipnot 1 , bizden her türlü üzüntüyü gideren Allah'a özgüdür dipnot 2 . Rabbimiz (Sahibimiz) gerçekten çokça bağışlayan, üzerine düşeni eksiksiz yapandır dipnot 3 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hamd, birini kendi yaptığı şeyden dolayı övmektir. "Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir." gibi sözler buna girer. "Her şeyi mükemmel yapmak Allah'a özgüdür." demek, en üstün övgüdür. Övgünün bir diğer çeşidi olan "şükür" ise kendine iyilik yapanı övmek veya yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah'tır. Allah'ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için 'güzel' yerine 'mükemmel' kelimesini kullandık.
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Orada şöyle diyeceklerdir: "Allah, yaptığı her şeyi güzel yapar; üzüntülerimizi gideren odur. Rabbimiz gerçekten çok bağışlayan, teşekkürle karşılayanmış."

    Şaban Britch

    "Hamdolsun bizden korkuyu gideren Allah’a!" derler. Şüphesiz Rabbi’miz çok bağışlayıcı Şekûr'dur (Karşılıklarını bol bol verir)

    Şaban Piriş

    -Hamdolsun bizden korkuyu gideren Allah'a! derler. Şüphesiz Rabbi'miz çok bağışlayıcı ve bol ihsan sahibidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle derler: "Hamt olsun, üzüntüyü bizden gideren Allah'a! Rabbimiz mutlak Gafur, mutlak Şekur'dur.

  7. Fâtır suresi, 35. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 35. ayet. ٱلَّذِىٓ أَحَلَّنَا دَارَ ٱلْمُقَامَةِ مِن فَضْلِهِۦ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبٌ

    Diyanet İşleri

    "O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez."

    Mehmet Okuyan

    (34, 35) (Cennette şöyle) diyeceklerdir: "Hamd (övgü), bizden kaygıyı gideren Allah'adır! İçinde bize hiçbir yorgunluk ve bıkkınlık ulaşmayacak olan, dipnot 1 cömertliğinin sonucu olarak bizi ebedî kalınacak cennet yurduna yerleştiren Rabbimiz şüphesiz ki çok bağışlayandır, şükre çok karşılık verendir."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Hicr 15:48; Yâsîn 36:55; Ğâşiye 88:9.

    Mustafa İslamoğlu

    O lütfuyla bizi bu (varlığı ve güzelliği) kalıcı diyara yerleştirdi: burada semtimize ne yorgunluk ve bezginlik, ne de can sıkıntısı ve bıkkınlık uğrayacak!"

    Muhammed Esed

    O, lütfuyla bu konak yerine bizi yerleştirdi: orada bize ne bir çatışma ve gerginlik bulaşır, ne de yorgunluk ya da bıkkınlık!"

    Ahmed Hulusi

    Ki O, bizi fazlından Dar-ül Mukame'ye (cennet yaşamını yaşatacak özellikli yapıya) yerleştirdi. . . Onda ne bir yorgunluk dokunur bize, ne de bir usanç.

    Ali Bulaç

    "Ki O, bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz."

    Ali Özek ve heyeti

    O (Rab) ki lütfuyla bizi asıl oturulacak yurda (cennete) yerleştirdi. Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak, ne de orada bize bir usanç gelecektir.

    Ali Rıza Safa

    "O, kalınacak bir ülkeye, Kendi lütfundan bizi yerleştirdi. Orada bize yorgunluk dokunmaz. Orada bize usanç da gelmez!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Yine O, bizi kendi lütfuyla, süreli nimet yurduna indirdi. Orada bize ne bir yorgunluk, ne de bitkinlik gelecektir."

    Edip Yüksel

    "O ki lütfuyla bizi durulacak yurda yerleştirdi. Orada ne bir yorulma ne de bir bıkkınlık duyarız."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'O ki lütfuyla bizi durulacak yurda yerleştirdi. Orada ne bir yorulma ne de bir bıkkınlık duyarız.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Lütfundan bizi durulacak yurda kondurdu. Burada bize yorgunluk gelmeyecek, burada bize usanç gelmeyecektir."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Fadlından bizi durulacak yurda kondurdu, burada bize yorgunluk gelmiyecek, burada bize usanç gelmiyecek"

    Erhan Aktaş

    "O ki, bizi lütfundan kalınacak bir yurda yerleştirdi. Orada bize bir yorgunluk dokunmayacak ve orada bize bir usanç gelmeyecek."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O ki, bizi lütfundan kalınacak bir yurda yerleştirdi. Orada bize bir yorgunluk dokunmayacak ve orada bize bir usanç gelmeyecek.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O ki, bizi lütfundan kalınacak bir yurda yerleştirdi. Orada bize bir yorgunluk dokunmayacak ve orada bize bir usanç gelmeyecek.

    Gültekin Onan

    "Ki O, bizi kendi fazlından (ebedi olarak) kalınacak bir yurda yerleştirdi; burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve burada bize bir bıkkınlık da dokunmaz."

    Hasan Basri Çantay

    "Ki fazl (-u inayet) inden bizi (ebedi) durulacak bir yurda kondurdu O. Burada bize hiçbir yorgunluk değmeyecek burada bize hiçbir usanç dokunmayacak".

    İbni Kesir

    Ki O; lutfuyla bizi kalınacak diyara yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk dokunacaktır, ne de bıkkınlık gelecektir.

    Mehmet Alagaş

    (32-37) Sonra kullarımızdan seçtiklerimize kitabı miras bıraktık, onlardan kendine zulmedenler var onlardan ölçülü / kıstaslı olanlar var. Onlardan Allah ’ın izniyle hayırda yarışanlar da var. İşte o, büyük bir erdemdir. Adn cenneti! Ona gireceklerdir, orada inci ve altından bileziklerle süslenecekler dir. Orada onların elbiseleri ipek tendir. Övgü, bizden hüznü gideren, Allah’adır derler, Muhakkak ki Rabbimiz bağışlayandır, teşekkür edendir. Öyle ki hazinesinden kalınacak bir yurda bizi koydu. Orada bize yorgunluk , bıkkınlık / usanmak dokunm uyor. Kafirlere ise , onlara cehennem ateşi vardır. Ölüm onlar için gerçeklenmez. Azap onlara hafifletilmez, kafirlerin cezası / müeyyidesi işte böyledir. Onlar orada şöyle feryat ederler / bağrışırlar, Rabbimiz bizi çıkar, biz de yaptıklarımızın dışında salih ameller işleyelim derler, sizlere, hatırlamak isteyenin hatırlayacağı kadar ömür vermedik mi? size uyarıcı da geldi , tadın öyleyse, zalimlere yardım / nusret yoktur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Çünkü lütfu ile bizi kalıcı yurda (Cennet'e) yerleştirdi. Bize orada ne bir yorgunluk ne de bir bıkkınlık dokunur.

    Süleyman Ateş

    "O (Rab) ki lutfuyla bizi durulacak yurda kondurdu. Orada bize ne bir yorgunluk dokunur ve ne de orada bize bir usanç dokunur."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "İkramıyla bizi, kalınacak yere yerleştiren odur. Orada bize bir yorgunluk değmeyecek. Bir bıkkınlıkla da karşılaşmayacağız."

    Şaban Britch

    Çünkü lütfu ile bizi kalıcı yurda yerleştirdi. Bize orada ne bir yorgunluk ne de bir bıkkınlık gelir.

    Şaban Piriş

    Çünkü lütfu ile bizi kalıcı yurda yerleştirdi. Bize orada ne bir yorgunluk ne de bir bıkkınlık gelir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Lütfuyla bizi durulacak yurda kondurdu. Orada bize hiçbir yorgunluk dokunmaz. Orada bize hiçbir usanç da dokunmaz."

  8. Fâtır suresi, 36. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 36. ayet. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَىٰ عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا۟ وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُم مِّنْ عَذَابِهَا كَذَٰلِكَ نَجْزِى كُلَّ كَفُورٍ

    Diyanet İşleri

    İnkar edenler için ise cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler. Kendilerinden cehennem azabı da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.

    Mehmet Okuyan

    Kâfir olanlara da cehennem ateşi vardır. (Orada ölmeleri) hükmü verilmez ki ölsünler; azaplarından da hafifletilme olmayacaktır. dipnot 1 Her kâfire işte böyle karşılık vereceğiz.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Bakara 2:86, 162; Al-i İmrân 3:88; Nahl 16:85; Mü'min 40:49; Zuhruf 43:75.

    Mustafa İslamoğlu

    İnkarda ısrar edenlere gelince: Onlar cehennem ateşine mahkum olacaklar. İzin verilmez ki ölsünler. Dahası azapları kısmen dahi hafifletilmez: işte Biz her bir nankörü böyle cezalandırırız.

    Muhammed Esed

    Hakkı inkara şartlanmış olanlara gelince; onları bir cehennem ateşi beklemektedir; (orada) ne hayatlarına son verilip öldürülürler, ne de içine atıldıkları o (ateşin) azabı hafifletilir. İşte biz şükürden uzak duranları böyle cezalandırırız.

    Ahmed Hulusi

    Hakikat bilgisini inkar edenlere gelince, onlar için cehennemi yanış vardır. . . Ne onlara ölümle hükmedilir ki ölsünler ve ne de azaplarından hafifletilir. . . Her (hakikat bilgisine karşı) nankörlük edeni böylece cezalandırırız.

    Ali Bulaç

    İnkar edenlere gelince, onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne, karar verilir, ki böylece ölüversinler, ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir. İşte biz, her nankör olanı böyle cezalandırırız.

    Ali Özek ve heyeti

    İnkâr edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler, cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız.

    Ali Rıza Safa

    Nankörlük edenler için cehennem ateşi vardır. Onların ne ölümlerine yargı verilecek ne de onun cezası azaltılacaktır. Nankörleri, işte böyle cezalandırırız.

    Bayraktar Bayraklı

    İnkar edenlere de cehennem ateşi vardır. Öldürülmezler ki ölsünler; cehennem azabı da onlara biraz olsun hafifletilmez. İşte biz, bütün inkarcıları böyle cezalandırırız.

    Edip Yüksel

    İnkar edenler için cehennem ateşi vardır. Ne ölmelerine izin verilir, ne de onlardan cehennem cezası hafifletilir. Nankörleri böyle cezalandırırız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnkar edenler için cehennem ateşi vardır. Ne ölmelerine izin verilir, ne de onlardan cehennem cezası hafifletilir. Nankörleri böyle cezalandırırız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Küfredenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azap da hafifletilmez, işte Biz, her nankörü böyle cezalandırırız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Küfredenlere gelince; onlara Cehennem ateşi var, huküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azabı da hafifletilmez, işte her nankörü böyle cezalandırırız.

    Erhan Aktaş

    Kafirlere gelince, onlar için Cehennem ateşi vardır. Ölmelerine karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar. Onların azaplarından da hafifletilmez. İşte bütün Kafirleri böyle cezalandırırız.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kafirlere gelince, onlar için Cehennem ateşi vardır. Ölmelerine karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar. Onların azaplarından da hafifletilmez. İşte bütün kafirleri böyle cezalandırırız.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçeği yalanlayan nankörler; onlar için Cehennem ateşi vardır. Ölmelerine karar verilmez ki ölüp kurtulsunlar. Onların azaplarından da hafifletilmez. İşte gerçeği yalanlayan her nankörü böyle cezalandırırız.

    Gültekin Onan

    Küfredenlere gelince, onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne, karar verilir, ki böylece ölüversinler, ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir. İşte biz, her (çok) kafiri (mübala sigası) böyle cezalandırırız.

    Hasan Basri Çantay

    O küfredenler (e gelince:) Cehennem ateşi de onlarındır. Öldürülmezler ki ölsünler. (Cehennemin) azabından (velev) bir kısmı onlardan kaldırılıb hafifletilmez de. İşte biz küfürde ileri giden herkesi böyle cezalandırırız.

    İbni Kesir

    Küfredenlere gelince; cehennem ateşi onlar içindir. Aleyhlerine hüküm verilmez ki ölsünler. Onlardan cehennemin azabı da hafifletilmez. İşte Biz; her küfredeni böyle cezalandırırız.

    Mehmet Alagaş

    (32-37) Sonra kullarımızdan seçtiklerimize kitabı miras bıraktık, onlardan kendine zulmedenler var onlardan ölçülü / kıstaslı olanlar var. Onlardan Allah ’ın izniyle hayırda yarışanlar da var. İşte o, büyük bir erdemdir. Adn cenneti! Ona gireceklerdir, orada inci ve altından bileziklerle süslenecekler dir. Orada onların elbiseleri ipek tendir. Övgü, bizden hüznü gideren, Allah’adır derler, Muhakkak ki Rabbimiz bağışlayandır, teşekkür edendir. Öyle ki hazinesinden kalınacak bir yurda bizi koydu. Orada bize yorgunluk , bıkkınlık / usanmak dokunm uyor. Kafirlere ise , onlara cehennem ateşi vardır. Ölüm onlar için gerçeklenmez. Azap onlara hafifletilmez, kafirlerin cezası / müeyyidesi işte böyledir. Onlar orada şöyle feryat ederler / bağrışırlar, Rabbimiz bizi çıkar, biz de yaptıklarımızın dışında salih ameller işleyelim derler, sizlere, hatırlamak isteyenin hatırlayacağı kadar ömür vermedik mi? size uyarıcı da geldi , tadın öyleyse, zalimlere yardım / nusret yoktur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O kâfirlere gelince, onlar için Cehennem ateşi vardır. Orada canları alınmaz ki ölsünler. Kendilerinden onun azabı da hafifletilmez. İşte biz, küfürde ileri giden her nankörü böyle cezalandırırız.

    Süleyman Ateş

    Nankörlere de cehennem ateşi vardır. (Orada) Onlara ne (ölümle) hükmedilir ki, ölsünler ve ne de onlardan cehennem azabı biraz hafifletilir. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.

    Süleymaniye Vakfı

    Ayetleri görmezlikte direnenler /kafirlik edenler için cehennem ateşi vardır dipnot 1 . Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler dipnot 2 ; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez dipnot 3 . Kafirlik edip duran herkesi işte böyle cezalandırırız dipnot 4 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Görmezlik edenlerin payına düşen cehennem ateşidir. Ölümlerine hükmedilmez ki ölsünler; kendilerinden cehennemin azabı da hafifletilmez. Nankörlük eden herkesi işte böylece cezalandırırız.

    Şaban Britch

    Kâfirlere de Cehennem ateşi vardır. Onlara ölmeleri için hüküm verilmez ki ölsünler, azapları da hafifletilmez. Her kâfiri işte böyle cezalandırırız.

    Şaban Piriş

    İnkar edenlere de cehennem ateşi vardır. Onlara ölmeleri için hüküm verilmez, azapları da hafifletilmez. Her kafiri işte böyle cezalandırırız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İnkar edenlere de cehennem ateşi var. Ne haklarında hüküm verilir ki ölsünler ne de azapları hafifletilir. İşte böyle cezalandırırız tüm nankörleri biz.

  9. Fâtır suresi, 37. ayet — bütün mealleriyle aç

    Fâtır suresi, 37. ayet. وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَٰلِحًا غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَآءَكُمُ ٱلنَّذِيرُ فَذُوقُوا۟ فَمَا لِلظَّٰلِمِينَ مِن نَّصِيرٍ

    Diyanet İşleri

    Onlar cehennemde, "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar ki dünyada iken işlemekte olduğumuzdan başka ameller, salih ameller işleyelim" diye bağrışırlar. (Onlara şöyle denilir:) "Sizi, düşünüp öğüt alacak kimsenin düşünüp öğüt alabileceği kadar yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyle ise tadın azabı. Çünkü zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."

    Mehmet Okuyan

    Oradakiler şöyle feryat edecekler: dipnot 1 "Rabbimiz! Bizi (buradan) çıkar da (dünyada) yaptıklarımızın dışında iyi iş(ler) yapalım." dipnot 2 (Onlara şöyle denecektir:) "Size uyarıcı da geldiği hâlde (gerçeği) hatırlayabilecek kimsenin bunu başarabileceği kadar bir ömür vermedik mi? Şimdi tadın (azabı)!" Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen [yastarıhûne] fiili sonuçsuz bir şekilde "feryat etmek, yardım istemek" manalarını içermektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: Bakara 2:167; En‘âm 6:27; A‘râf 7:53; Mü'minûn 23:99-100; Secde 32:12; Zümer 39:58.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve onlar orada şöyle feryat figan ederler: "Rabbimiz! Kurtar bizi! (Söz), daha önce yaptıklarımızdan daha farklı, daha iyi şeyler yapacağız!"(Şöyle cevap verilecek): "Size aklını başına almaya gönüllü birine yetecek kadar uzun bir ömür vermemişmiydik? Üstelik bir de uyarıcı gelmişti! Şu halde (elinizin ürünlerini) tadın; ama kendini kaybedenlerin hiçbir yardımcısı olmayacağını da unutmayın!"

    Muhammed Esed

    Onlar orada, (cehennemde): "Rabbimiz! Bizi bu (azap)tan kurtar! Bundan sonra artık (eskiden) yaptıklarımızdan farklı iyi şeyler yapacağız!" diye feryad ederler. (O zaman onlara şöyle cevap vereceğiz:) "Size (orada,) düşünmek isteyen herkesin düşünebileceği kadar uzun bir ömür vermedik mi? Ve (üstelik) size bir uyarıcı da gelmişti. Öyleyse, (yaptığınız kötülüklerin meyvelerini) şimdi tadın bakalım! Zalimler hiçbir yardımcı bulamayacaklardır!"

    Ahmed Hulusi

    Onlar orada (cehennemde) feryat ederler: "Rabbimiz! Bizi (bu şartlarımızdan) çıkar ki önceden yaptıklarımızdan farklı olarak esas yapılması gerekli olanları yapalım". . . (Cevap verilir:) "Sizi, düşünme kapasitesi olan birinin, düşünebileceği kadar bir ömürle yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi! O halde şimdi tadın (kendinize hazırladığınızı)! Zalimler için bir yardımcı yoktur. "

    Ali Bulaç

    İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur."

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine saih ameller işleyelim! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.

    Ali Rıza Safa

    "Efendimiz! Bizi çıkar; yaptıklarımızdan değişik, erdemli edimler yapalım!" diyerek, orada haykırışlara başlayacaklardır. "Öğüt alacakların öğüt alabilecekleri dek uzun bir ömür vermedik mi? Üstelik size uyarıcı gelmişti. Artık tadın; haksızlık yapanların yardımcısı yoktur!"

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar orada, "Ey Rabbimiz! Bizi çıkar. Daha önce yaptıklarımızın aksine iyi işler yapalım" diye feryat ederler. Kendilerine, "Size, düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? Şimdi tadın azabı! Zalimlerin yardımcısı yoktur" denir.

    Edip Yüksel

    Orada, "Efendimiz, bizi çıkar da yapmış olduğumuzdan farklı işler yapalım" diye feryat ederler. Öğüt alabilecek bir kişinin öğüt alabileceği kadar uzun bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse tadın. Zalimlerin yardımcısı yoktur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Orada, 'Rabbimiz, bizi çıkar da yapmış olduğumuzdan farklı işler yapalım,' diye feryat ederler. Öğüt alabilecek bir kişinin öğüt alabileceği kadar uzun bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse tadın. Zalimlerin yardımcısı yoktur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve onlar orada şöyle feryad ederler: "Ey Rabbimiz, bizleri çıkar da yaptıklarımızdan başka yararlı bir iş yapalım." (Onlara): "Ya size orada düşünecek olanın düşüneceği kadar ömür vermedik mi ki? Hem size Peygamber de geldi. O halde tadın; çünkü zalimleri kurtaracak yoktur!" (denilecektir.)

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve onlar orada şöyle feryad ederler: "ya rabbena, bizleri çıkar, yapageldiklerimiz gayri yarar bir amel yapalım" ya size düşünecek olanın düşüneceği kadar ömür vermedik mi ki, hem size Peygamber de geldi, o halde tadın, çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.

    Erhan Aktaş

    Onlar, orada yardım için bağırıp çağırırlar: "Rabb'imiz! Bizi çıkar, daha önce yaptığımızdan başka, düzgün amel yapalım." Size dünyada öğüt dinleyecek kimsenin, öğüt dinlemesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı gelmedi mi? O halde tadın! Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, orada yardım için bağırıp çağırırlar: "Rabb'imiz! Bizi çıkar, daha önce yaptığımızdan başka, düzgün amel yapalım." Size dünyada öğüt dinleyecek kimsenin, öğüt dinlemesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı gelmedi mi? O halde tadın! Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, orada yardım için bağırıp çağırırlar: "Rabb'imiz! Bizi çıkar, daha önce yaptığımızdan başka, düzgün amel yapalım." Size dünyada öğüt dinleyecek kimsenin, öğüt dinlemesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı gelmedi mi? O halde tadın! Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

    Gültekin Onan

    İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orada (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar orada (şöyle) bağrışırlar. "Ey Rabbimiz, bizi çıkar. Yapmış olduğumuzdan bambaşka iyi amel (ve hareketler) de bulunacağız". Size iyice düşünecek kimsenin düşünebileceği, öğüt kabul edebileceği kadar ömür vermedik mi? Size (azab ile) korkutan da gelmişdi. Şimdi tadın (o azabı)! Artık zaalimler için hiç bir yardımcı yokdur.

    İbni Kesir

    Onlar orada bağırışırlar; Rabbımız, bizi çıkar da yapageldiklerimizden farklı olarak salih amel işleyelim. Öğüt alacak kişinin öğüt alacağı kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Ve size uyarıcı da gelmişti. Öyleyse azabı tadın. Zalimler için hiç bir yardımcı yoktur.

    Mehmet Alagaş

    (32-37) Sonra kullarımızdan seçtiklerimize kitabı miras bıraktık, onlardan kendine zulmedenler var onlardan ölçülü / kıstaslı olanlar var. Onlardan Allah ’ın izniyle hayırda yarışanlar da var. İşte o, büyük bir erdemdir. Adn cenneti! Ona gireceklerdir, orada inci ve altından bileziklerle süslenecekler dir. Orada onların elbiseleri ipek tendir. Övgü, bizden hüznü gideren, Allah’adır derler, Muhakkak ki Rabbimiz bağışlayandır, teşekkür edendir. Öyle ki hazinesinden kalınacak bir yurda bizi koydu. Orada bize yorgunluk , bıkkınlık / usanmak dokunm uyor. Kafirlere ise , onlara cehennem ateşi vardır. Ölüm onlar için gerçeklenmez. Azap onlara hafifletilmez, kafirlerin cezası / müeyyidesi işte böyledir. Onlar orada şöyle feryat ederler / bağrışırlar, Rabbimiz bizi çıkar, biz de yaptıklarımızın dışında salih ameller işleyelim derler, sizlere, hatırlamak isteyenin hatırlayacağı kadar ömür vermedik mi? size uyarıcı da geldi , tadın öyleyse, zalimlere yardım / nusret yoktur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar orada: "Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine salih ameller işleyelim!" diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.

    Süleyman Ateş

    Onlar orada: "Rabbimiz, bizi çıkar, (önce) yaptığımızdan başkasını yapalım?" diye feryad ederler. "Sizi, öğüt alacak olanın, öğüt alacağı kadar bir süre yaşatmadık mı? Size uyarıcı da geldi (fakat inanmadınız). Öyle ise (azabı) tadın artık. Zalimlerin yardımcısı yoktur."

    Süleymaniye Vakfı

    Orada şöyle feryat ederler: "Rabbimiz! Bizi çıkar da iyi işler yapalım; daha önce yaptıklarımızdan başka işler!" (Onlara şöyle deriz:) "Size, doğru bilgisini kullanacak birinin onu kullanabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyarıcı da geldi, değil mi? Öyleyse tadın (azabı)! Bu yanlışı yapanların bir yardımcısı olmaz dipnot 1 !"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Orada avazları çıktığınca bağırırlar; "Rabbimiz! Bizi çıkar; yaptığımızdan başka, yararlı iş işleyelim!" derler. O zaman onlara: "Ders alacak kişinin, ders alabileceği kadar bir süre sizi yaşatmadık mı? Size uyarıcı da gelmişti. Artık azabı tadın. Yanlış yapanlara yardım edecek kimse yok!" deriz.

    Şaban Britch

    Orada var güçleriyle feryat ederler: Rabbimiz, bizi çıkar da daha önce yaptıklarımızın yerine salih ameller yapalım. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı gelmedi mi? Şimdi azabı tadın. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.

    Şaban Piriş

    Orada var güçleriyle feryat ederler: -Rabbimiz, bizi çıkar da daha önce yaptıklarımızdan başka iyi şeyler yapalım. -Biz size öğüt alacağınız kadar bir ömür vermedik mi, size uyarıcı gelmedi mi? Şimdi azabı tadın. Zalimler için hiç bir yardımcı yoktur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Feryat edip dururlar orada: "Rabbimiz, çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım. Barışa ve hayra yönelik iyi bir iş yapalım." Sizi biz, öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömürlendirmedik mi? Uyarıcı da geldi size. Hadi, tadın bakalım azabı! Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.