41. sure

Fussilet Suresi فصلت

Bu sureyi dinle — okunan kelime işaretlenir

Konu dizini 8 konu
  1. Ayrıntılı kılınmış Kur'an ve kalpleri örtülü olanlar 1–8 karşılaştır — Ayrıntılı kılınmış Kur'an ve kalpleri örtülü olanlar
  2. Yerin ve göklerin yaratılış evreleri 9–12 karşılaştır — Yerin ve göklerin yaratılış evreleri
  3. Âd ve Semûd 13–18 karşılaştır — Âd ve Semûd
  4. Derilerin şahitliği ve başa sarılan arkadaşlar 19–25 karşılaştır — Derilerin şahitliği ve başa sarılan arkadaşlar
  5. "Bu Kur'an'ı dinlemeyin"; dosdoğru olanlar 26–32 karşılaştır — "Bu Kur'an'ı dinlemeyin"; dosdoğru olanlar
  6. En güzel söz; kötülüğü en güzel şekilde savmak 33–36 karşılaştır — En güzel söz; kötülüğü en güzel şekilde savmak
  7. Gece, gündüz, güneş, ay ve Arapça Kur'an 37–44 karşılaştır — Gece, gündüz, güneş, ay ve Arapça Kur'an
  8. Kıyametin bilgisi, insanın nankörlüğü ve ufuklardaki deliller 45–54 karşılaştır — Kıyametin bilgisi, insanın nankörlüğü ve ufuklardaki deliller

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Ayrıntılı kılınmış Kur'an ve kalpleri örtülü olanlar 1–8

  1. Fussilet suresi, 1. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 1. ayet. حمٓ

    ḥâ-mîm.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 1. ayet

  2. Fussilet suresi, 2. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 2. ayet. تَنزِيلٌ مِّنَ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

    tenzîlüm mine-rraḥmâni-rraḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 2. ayet

  3. Fussilet suresi, 3. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 3. ayet. كِتَٰبٌ فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    kitâbün füṣṣilet âyâtühû ḳur'ânen `arabiyyel liḳavmiy ya`lemûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 3. ayet

  4. Fussilet suresi, 4. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 4. ayet. بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

    beşîrav veneẕîrâ. fea`raḍa ekŝeruhüm fehüm lâ yesme`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 4. ayet

  5. Fussilet suresi, 5. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 5. ayet. وَقَالُوا۟ قُلُوبُنَا فِىٓ أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدْعُونَآ إِلَيْهِ وَفِىٓ ءَاذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنۢ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَٱعْمَلْ إِنَّنَا عَٰمِلُونَ

    veḳâlû ḳulûbünâ fî ekinnetim mimmâ ted`ûnâ ileyhi vefî âẕâninâ vaḳruv vemim beyninâ vebeynike ḥicâbün fa`mel innenâ `âmilûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 5. ayet

  6. Fussilet suresi, 6. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 6. ayet. قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَٱسْتَقِيمُوٓا۟ إِلَيْهِ وَٱسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ

    ḳul innemâ ene beşerum miŝlüküm yûḥâ ileyye ennemâ ilâhüküm ilâhüv vâḥidün festeḳîmû ileyhi vestagfirûh. veveylül lilmüşrikîn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 6. ayet

  7. Fussilet suresi, 7. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 7. ayet. ٱلَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْـَٔاخِرَةِ هُمْ كَٰفِرُونَ

    elleẕîne lâ yü'tûne-zzekâte vehüm bil'âḫirati hüm kâfirûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 7. ayet

  8. Fussilet suresi, 8. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 8. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

    inne-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti lehüm ecrun gayru memnûn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 8. ayet

Yerin ve göklerin yaratılış evreleri 9–12

  1. Fussilet suresi, 9. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 9. ayet. قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَرْضَ فِى يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُۥٓ أَندَادًا ذَٰلِكَ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    ḳul einneküm letekfürûne billeẕî ḫaleḳa-l'arḍa fî yevmeyni vetec`alûne lehû endâdâ. ẕâlike rabbü-l`âlemîn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 9. ayet

  2. Fussilet suresi, 10. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 10. ayet. وَجَعَلَ فِيهَا رَوَٰسِىَ مِن فَوْقِهَا وَبَٰرَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَآ أَقْوَٰتَهَا فِىٓ أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَآءً لِّلسَّآئِلِينَ

    vece`ale fîhâ ravâsiye min fevḳihâ vebârake fîhâ veḳaddera fîhâ aḳvâtehâ fî erbe`ati eyyâm. sevâel lissâilîn.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 10. ayet

  3. Fussilet suresi, 11. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 11. ayet. ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ وَهِىَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ ٱئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَآ أَتَيْنَا طَآئِعِينَ

    ŝümme-stevâ ile-ssemâi vehiye düḫânün feḳâle lehâ velil'arḍi-'tiyâ ṭav`an ev kerhâ. ḳâletâ eteynâ ṭâi`în.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 11. ayet

  4. Fussilet suresi, 12. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 12. ayet. فَقَضَىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَٰوَاتٍ فِى يَوْمَيْنِ وَأَوْحَىٰ فِى كُلِّ سَمَآءٍ أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِمَصَٰبِيحَ وَحِفْظًا ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ

    feḳaḍâhünne seb`a semâvâtin fî yevmeyni veevḥâ fî külli semâin emrahâ. vezeyyenne-ssemâe-ddünyâ bimeṣâbîḥ. veḥifżâ. ẕâlike taḳdîru-l`azîzi-l`alîm.

    Mehmet Alagaş

    (1-12) Hâ, Mim. Bilmeyen kavim için anlaşılır dilde (Arabi) okunan, ayrıntılı anlatılan / tafsilatlı anlatılan bu kitap acıyan ve esirgeyenden indirilmedir. Müjdecidir uyarıcıdır, Ona/ kitaba çokları / ekserisi sırtını döndü yüz çevirdi, onlar işitmezler. (Sırtlarını döndükleri için işitmezler, işitmedikleri için sırtlarını dönüyor değiller) Dediler ki kalbimizde bizi çağırdığınıza karşı siper var, kulaklarımızda da ağırlıklar var, seninle bizim aramızda örtüden perde var , yapın edin, kesinlikle biz de yapıyoruz / amel işliyoruz. De ki ben de siz gibi bir beşerim / derili insanım , bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, istikametinizi ona çevirin ve ondan bağışlanma / mağfiret dileyin, ortak koşanların vay haline. Öyle ki zekâtı vermezler, ahireti de yok sayarlar. M uhakkak ki iman edenlere ve ıslah edici ameller işleyenlere, onlara bitmek tükenmek bilmeyen (gayri memnun) bir karşılık / ücret vardır , a rzı iki günde yaratanı yok mu sayıyorsunuz? O ’na denkler mi yapıyorsunuz, bu alemlerin Rabbidir. Onda (arzda) üzerinde sabiteler yaptı içerisinde de bereket var etti, onda (arzda)dört gün içinde sual edenin ihtiyacını giderecek gıdalar /qut / eqvaat ayarladı. Sonrada buhar / duman halindeki semaya yerleşti / kapladı /kapsama alanına aldı, Ona (duman semaya) ve arza, istemeyerek yahut istekli gelin dedi, her ikisi de istekli geldik dediler. İki günde de bu ikisi üzerinde yedi gök yaptık , her semaya da görevini / işini vahyettik. (İki gün de arzı yarattı dört günün sonunda gıdaları ile birlikte arz hazır hale geldi iki günde de yedi semayı yarattı toplam altı gün harcadı) Dünyanın semasını kandillerle süsledi ve korudu, bu saygıdeğer ve bilenin ayarlamasıdır / takdiridir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 12. ayet

Âd ve Semûd 13–18

  1. Fussilet suresi, 13. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 13. ayet. فَإِنْ أَعْرَضُوا۟ فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَٰعِقَةً مِّثْلَ صَٰعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ

    fein a`raḍû feḳul enẕertüküm ṣâ`iḳatem miŝle ṣâ`iḳati `âdiv veŝemûd.

    Mehmet Alagaş

    (13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 13. ayet

  2. Fussilet suresi, 14. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 14. ayet. إِذْ جَآءَتْهُمُ ٱلرُّسُلُ مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ قَالُوا۟ لَوْ شَآءَ رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً فَإِنَّا بِمَآ أُرْسِلْتُم بِهِۦ كَٰفِرُونَ

    iẕ câethümü-rrusülü mim beyni eydîhim vemin ḫalfihim ellâ ta`büdû ille-llâh. ḳâlû lev şâe rabbünâ leenzele melâiketen feinnâ bimâ ürsiltüm bihî kâfirûn.

    Mehmet Alagaş

    (13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 14. ayet

  3. Fussilet suresi, 15. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 15. ayet. فَأَمَّا عَادٌ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ وَقَالُوا۟ مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّ ٱللَّهَ ٱلَّذِى خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ

    feemmâ `âdün festekberû fi-l'arḍi bigayri-lḥaḳḳi veḳâlû men eşeddü minnâ ḳuvveh. evelem yerav enne-llâhe-lleẕî ḫaleḳahüm hüve eşeddü minhüm ḳuvveh. vekânû biâyâtinâ yecḥadûn.

    Mehmet Alagaş

    (13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 15. ayet

  4. Fussilet suresi, 16. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 16. ayet. فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِىٓ أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُمْ عَذَابَ ٱلْخِزْىِ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَخْزَىٰ وَهُمْ لَا يُنصَرُونَ

    feerselnâ `aleyhim rîḥan ṣarṣaran fî eyyâmin neḥisâtil linüẕîḳahüm `aẕâbe-lḫizyi fi-lḥayâti-ddünyâ. vele`aẕâbü-l'âḫirati aḫzâ vehüm lâ yünṣarûn.

    Mehmet Alagaş

    (13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 16. ayet

  5. Fussilet suresi, 17. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 17. ayet. وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَٰهُمْ فَٱسْتَحَبُّوا۟ ٱلْعَمَىٰ عَلَى ٱلْهُدَىٰ فَأَخَذَتْهُمْ صَٰعِقَةُ ٱلْعَذَابِ ٱلْهُونِ بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

    veemmâ ŝemûdü fehedeynâhüm festeḥabbü-l`amâ `ale-lhüdâ feeḫaẕethüm ṣâ`iḳatü-l`aẕâbi-lhûni bimâ kânû yeksibûn.

    Mehmet Alagaş

    (13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 17. ayet

  6. Fussilet suresi, 18. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 18. ayet. وَنَجَّيْنَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَكَانُوا۟ يَتَّقُونَ

    venecceyne-lleẕîne âmenû vekânû yetteḳûn.

    Mehmet Alagaş

    (13-18) Eğer ki sırt çevirirlerse deki Ad’ın yıldırımı gibi Semud’un yıldırımı gibi sizi uyardım, önlerinden ve artlarından Allah’a ibadet edin diye resullerimiz geldiği zaman , dediler ki Rabbimiz eğer isteseydi melekler indirirdi (insan indirmezdi) Onunla (insan resulle) bize gönderilenleri yok sayıyoruz / görmezden geliyoruz. Daha sonra da Ad kavmi haksız yere kibirlendiler ve bizden kuvvetçe kim daha şiddetlidir ki? Dediler, görmediler mi? Muhakkak ki kuvvetçe onlardan daha şiddetli olan Allah, onları yarattı. A yetlerimize karşı çıktılar, Onların aleyhine, kavurucu rüzgârı, uğursuz günlerde, rezillik azabını dünya hayatında tattırmak için gönderdik, ahiretteki azap daha da rezil edici ve onlara yardım da edilmeyecek. Semud’a gelince; onları da yola ilettik onlar ise hidayet yerine körlüğü sevdiler onları da kazandıklarından ötürü, onur kırıcı / aşağılayıcı yıldırım azabı çarptı, iman edenleri kurtardık, onlar sakınanlar idiler.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 18. ayet

Derilerin şahitliği ve başa sarılan arkadaşlar 19–25

  1. Fussilet suresi, 19. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 19. ayet. وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَآءُ ٱللَّهِ إِلَى ٱلنَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

    veyevme yuḥşeru a`dâü-llâhi ile-nnâri fehüm yûza`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (19-25) O gün Allah’ın düşmanları ateşte bir araya getirilmek üzere sevk olunurlar, ona (ateşe) getirildiklerinde kulakları gözleri ve ciltleri yaptıklarından dolayı aleyhlerine tanıklık ede rler, c iltlerine diyecekler ki niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler ki her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk keresinde sizi yaratan O dur, gerisin geri O’na dönülür / rücu edilir. İşitmelerinizi görmelerinizi ciltlerinizi aleyhinize şahitlik eder diye korumuyordunuz , bilakis Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu / ek serisini bilmediğini sanıyordunuz. Rabbiniz hakkında sandığınız bu düşünceler sizi daha kötüsüne sürükledi ve yıkılmış halde sabahladınız. Eğer sabredebilirseniz ateş sizin yerinizdir. (Ateşe sabredilir mi?) eğer hoş görülmelerini talep etseler bile hoş görülmezler. Onların etrafında yakın arkadaşlar nasip etmiştik onlara ellerindekileri ve artlarındakileri süslü / cafcaflı göstermişlerdi ve aleyhlerine olacak olan, kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplumlara / ümmetlere olan söz, gerçekleşti, onlar kesinlikle hasara uğradılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 19. ayet

  2. Fussilet suresi, 20. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 20. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا مَا جَآءُوهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَأَبْصَٰرُهُمْ وَجُلُودُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    ḥattâ iẕâ mâ câûhâ şehide `aleyhim sem`uhüm veebṣâruhüm vecülûdühüm bimâ kânû ya`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (19-25) O gün Allah’ın düşmanları ateşte bir araya getirilmek üzere sevk olunurlar, ona (ateşe) getirildiklerinde kulakları gözleri ve ciltleri yaptıklarından dolayı aleyhlerine tanıklık ede rler, c iltlerine diyecekler ki niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler ki her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk keresinde sizi yaratan O dur, gerisin geri O’na dönülür / rücu edilir. İşitmelerinizi görmelerinizi ciltlerinizi aleyhinize şahitlik eder diye korumuyordunuz , bilakis Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu / ek serisini bilmediğini sanıyordunuz. Rabbiniz hakkında sandığınız bu düşünceler sizi daha kötüsüne sürükledi ve yıkılmış halde sabahladınız. Eğer sabredebilirseniz ateş sizin yerinizdir. (Ateşe sabredilir mi?) eğer hoş görülmelerini talep etseler bile hoş görülmezler. Onların etrafında yakın arkadaşlar nasip etmiştik onlara ellerindekileri ve artlarındakileri süslü / cafcaflı göstermişlerdi ve aleyhlerine olacak olan, kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplumlara / ümmetlere olan söz, gerçekleşti, onlar kesinlikle hasara uğradılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 20. ayet

  3. Fussilet suresi, 21. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 21. ayet. وَقَالُوا۟ لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا قَالُوٓا۟ أَنطَقَنَا ٱللَّهُ ٱلَّذِىٓ أَنطَقَ كُلَّ شَىْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    veḳâlû licülûdihim lime şehittüm `aleynâ. ḳâlû enṭaḳane-llâhü-lleẕî enṭaḳa külle şey'iv vehüve ḫaleḳaküm evvele merrativ veileyhi türce`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (19-25) O gün Allah’ın düşmanları ateşte bir araya getirilmek üzere sevk olunurlar, ona (ateşe) getirildiklerinde kulakları gözleri ve ciltleri yaptıklarından dolayı aleyhlerine tanıklık ede rler, c iltlerine diyecekler ki niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler ki her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk keresinde sizi yaratan O dur, gerisin geri O’na dönülür / rücu edilir. İşitmelerinizi görmelerinizi ciltlerinizi aleyhinize şahitlik eder diye korumuyordunuz , bilakis Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu / ek serisini bilmediğini sanıyordunuz. Rabbiniz hakkında sandığınız bu düşünceler sizi daha kötüsüne sürükledi ve yıkılmış halde sabahladınız. Eğer sabredebilirseniz ateş sizin yerinizdir. (Ateşe sabredilir mi?) eğer hoş görülmelerini talep etseler bile hoş görülmezler. Onların etrafında yakın arkadaşlar nasip etmiştik onlara ellerindekileri ve artlarındakileri süslü / cafcaflı göstermişlerdi ve aleyhlerine olacak olan, kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplumlara / ümmetlere olan söz, gerçekleşti, onlar kesinlikle hasara uğradılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 21. ayet

  4. Fussilet suresi, 22. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 22. ayet. وَمَا كُنتُمْ تَسْتَتِرُونَ أَن يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَآ أَبْصَٰرُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلَٰكِن ظَنَنتُمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَا يَعْلَمُ كَثِيرًا مِّمَّا تَعْمَلُونَ

    vemâ küntüm testetirûne ey yeşhede `aleyküm sem`uküm velâ ebṣâruküm velâ cülûdüküm velâkin żanentüm enne-llâhe lâ ya`lemü keŝîram mimmâ ta`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (19-25) O gün Allah’ın düşmanları ateşte bir araya getirilmek üzere sevk olunurlar, ona (ateşe) getirildiklerinde kulakları gözleri ve ciltleri yaptıklarından dolayı aleyhlerine tanıklık ede rler, c iltlerine diyecekler ki niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler ki her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk keresinde sizi yaratan O dur, gerisin geri O’na dönülür / rücu edilir. İşitmelerinizi görmelerinizi ciltlerinizi aleyhinize şahitlik eder diye korumuyordunuz , bilakis Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu / ek serisini bilmediğini sanıyordunuz. Rabbiniz hakkında sandığınız bu düşünceler sizi daha kötüsüne sürükledi ve yıkılmış halde sabahladınız. Eğer sabredebilirseniz ateş sizin yerinizdir. (Ateşe sabredilir mi?) eğer hoş görülmelerini talep etseler bile hoş görülmezler. Onların etrafında yakın arkadaşlar nasip etmiştik onlara ellerindekileri ve artlarındakileri süslü / cafcaflı göstermişlerdi ve aleyhlerine olacak olan, kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplumlara / ümmetlere olan söz, gerçekleşti, onlar kesinlikle hasara uğradılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 22. ayet

  5. Fussilet suresi, 23. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 23. ayet. وَذَٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ ٱلَّذِى ظَنَنتُم بِرَبِّكُمْ أَرْدَىٰكُمْ فَأَصْبَحْتُم مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

    veẕâliküm żannükümü-lleẕî żanentüm birabbiküm erdâküm feaṣbaḥtüm mine-lḫâsirîn.

    Mehmet Alagaş

    (19-25) O gün Allah’ın düşmanları ateşte bir araya getirilmek üzere sevk olunurlar, ona (ateşe) getirildiklerinde kulakları gözleri ve ciltleri yaptıklarından dolayı aleyhlerine tanıklık ede rler, c iltlerine diyecekler ki niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler ki her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk keresinde sizi yaratan O dur, gerisin geri O’na dönülür / rücu edilir. İşitmelerinizi görmelerinizi ciltlerinizi aleyhinize şahitlik eder diye korumuyordunuz , bilakis Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu / ek serisini bilmediğini sanıyordunuz. Rabbiniz hakkında sandığınız bu düşünceler sizi daha kötüsüne sürükledi ve yıkılmış halde sabahladınız. Eğer sabredebilirseniz ateş sizin yerinizdir. (Ateşe sabredilir mi?) eğer hoş görülmelerini talep etseler bile hoş görülmezler. Onların etrafında yakın arkadaşlar nasip etmiştik onlara ellerindekileri ve artlarındakileri süslü / cafcaflı göstermişlerdi ve aleyhlerine olacak olan, kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplumlara / ümmetlere olan söz, gerçekleşti, onlar kesinlikle hasara uğradılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 23. ayet

  6. Fussilet suresi, 24. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 24. ayet. فَإِن يَصْبِرُوا۟ فَٱلنَّارُ مَثْوًى لَّهُمْ وَإِن يَسْتَعْتِبُوا۟ فَمَا هُم مِّنَ ٱلْمُعْتَبِينَ

    feiy yaṣbirû felnâru meŝvel lehüm. veiy yesta`tibû femâ hüm mine-lmü`tebîn.

    Mehmet Alagaş

    (19-25) O gün Allah’ın düşmanları ateşte bir araya getirilmek üzere sevk olunurlar, ona (ateşe) getirildiklerinde kulakları gözleri ve ciltleri yaptıklarından dolayı aleyhlerine tanıklık ede rler, c iltlerine diyecekler ki niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler ki her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk keresinde sizi yaratan O dur, gerisin geri O’na dönülür / rücu edilir. İşitmelerinizi görmelerinizi ciltlerinizi aleyhinize şahitlik eder diye korumuyordunuz , bilakis Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu / ek serisini bilmediğini sanıyordunuz. Rabbiniz hakkında sandığınız bu düşünceler sizi daha kötüsüne sürükledi ve yıkılmış halde sabahladınız. Eğer sabredebilirseniz ateş sizin yerinizdir. (Ateşe sabredilir mi?) eğer hoş görülmelerini talep etseler bile hoş görülmezler. Onların etrafında yakın arkadaşlar nasip etmiştik onlara ellerindekileri ve artlarındakileri süslü / cafcaflı göstermişlerdi ve aleyhlerine olacak olan, kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplumlara / ümmetlere olan söz, gerçekleşti, onlar kesinlikle hasara uğradılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 24. ayet

  7. Fussilet suresi, 25. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 25. ayet. وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَآءَ فَزَيَّنُوا۟ لَهُم مَّا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ فِىٓ أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ خَٰسِرِينَ

    veḳayyaḍnâ lehüm ḳuranâe fezeyyenû lehüm mâ beyne eydîhim vemâ ḫalfehüm veḥaḳḳa `aleyhimü-lḳavlü fî ümemin ḳad ḫalet min ḳablihim mine-lcinni vel'ins. innehüm kânû ḫâsirîn.

    Mehmet Alagaş

    (19-25) O gün Allah’ın düşmanları ateşte bir araya getirilmek üzere sevk olunurlar, ona (ateşe) getirildiklerinde kulakları gözleri ve ciltleri yaptıklarından dolayı aleyhlerine tanıklık ede rler, c iltlerine diyecekler ki niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? Derler ki her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu, ilk keresinde sizi yaratan O dur, gerisin geri O’na dönülür / rücu edilir. İşitmelerinizi görmelerinizi ciltlerinizi aleyhinize şahitlik eder diye korumuyordunuz , bilakis Allah’ın yaptıklarınızın çoğunu / ek serisini bilmediğini sanıyordunuz. Rabbiniz hakkında sandığınız bu düşünceler sizi daha kötüsüne sürükledi ve yıkılmış halde sabahladınız. Eğer sabredebilirseniz ateş sizin yerinizdir. (Ateşe sabredilir mi?) eğer hoş görülmelerini talep etseler bile hoş görülmezler. Onların etrafında yakın arkadaşlar nasip etmiştik onlara ellerindekileri ve artlarındakileri süslü / cafcaflı göstermişlerdi ve aleyhlerine olacak olan, kendilerinden önce gelip geçen insan ve cin toplumlara / ümmetlere olan söz, gerçekleşti, onlar kesinlikle hasara uğradılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 25. ayet

"Bu Kur'an'ı dinlemeyin"; dosdoğru olanlar 26–32

  1. Fussilet suresi, 26. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 26. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَسْمَعُوا۟ لِهَٰذَا ٱلْقُرْءَانِ وَٱلْغَوْا۟ فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ

    veḳâle-lleẕîne keferû lâ tesme`û lihâẕe-lḳur'âni velgav fîhi le`alleküm taglibûn.

    Mehmet Alagaş

    (26-28) Kafirler dediler ki bu okunanı / bu kuranı işitmeyin onda yaygara çıkarın, umulur ki galip gelirsiniz (okunanı bastırırsınız, işitilmesine engel olursunuz) biz de azabın şiddetlisini kafirlere tattıracağız, biz de yapıyor oldukları amellerinden daha kötüsüyle onları cezalandıracağız, işte bu ateş, Allah’ın düşmanlarınındır, işte bu ateş ayetlerimize nankörlük edenlerin cezası, onlara ebedi kalacakları yurttur.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 26. ayet

  2. Fussilet suresi, 27. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 27. ayet. فَلَنُذِيقَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ عَذَابًا شَدِيدًا وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَسْوَأَ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    felenüẕîḳanne-lleẕîne keferû `aẕâben şedîdev velenecziyennehüm esvee-lleẕî kânû ya`melûn.

    Mehmet Alagaş

    (26-28) Kafirler dediler ki bu okunanı / bu kuranı işitmeyin onda yaygara çıkarın, umulur ki galip gelirsiniz (okunanı bastırırsınız, işitilmesine engel olursunuz) biz de azabın şiddetlisini kafirlere tattıracağız, biz de yapıyor oldukları amellerinden daha kötüsüyle onları cezalandıracağız, işte bu ateş, Allah’ın düşmanlarınındır, işte bu ateş ayetlerimize nankörlük edenlerin cezası, onlara ebedi kalacakları yurttur.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 27. ayet

  3. Fussilet suresi, 28. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 28. ayet. ذَٰلِكَ جَزَآءُ أَعْدَآءِ ٱللَّهِ ٱلنَّارُ لَهُمْ فِيهَا دَارُ ٱلْخُلْدِ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ

    ẕâlike cezâü a`dâi-llâhi-nnâru. lehüm fîhâ dâru-lḫuld. cezâem bimâ kânû biâyâtinâ yecḥadûn.

    Mehmet Alagaş

    (26-28) Kafirler dediler ki bu okunanı / bu kuranı işitmeyin onda yaygara çıkarın, umulur ki galip gelirsiniz (okunanı bastırırsınız, işitilmesine engel olursunuz) biz de azabın şiddetlisini kafirlere tattıracağız, biz de yapıyor oldukları amellerinden daha kötüsüyle onları cezalandıracağız, işte bu ateş, Allah’ın düşmanlarınındır, işte bu ateş ayetlerimize nankörlük edenlerin cezası, onlara ebedi kalacakları yurttur.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 28. ayet

  4. Fussilet suresi, 29. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 29. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ رَبَّنَآ أَرِنَا ٱلَّذَيْنِ أَضَلَّانَا مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ أَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ ٱلْأَسْفَلِينَ

    veḳâle-lleẕîne keferû rabbenâ erine-lleẕeyni eḍallânâ mine-lcinni vel'insi nec`alhümâ taḥte aḳdâminâ liyekûnâ mine-l'esfelîn.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 29. ayet

  5. Fussilet suresi, 30. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 30. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ ثُمَّ ٱسْتَقَٰمُوا۟ تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَبْشِرُوا۟ بِٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ

    inne-lleẕîne ḳâlû rabbüne-llâhü ŝümme-steḳâmû tetenezzelü `aleyhimü-lmelâiketü ellâ teḫâfû velâ taḥzenû veebşirû bilcenneti-lletî küntüm tû`adûn.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 30. ayet

  6. Fussilet suresi, 31. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 31. ayet. نَحْنُ أَوْلِيَآؤُكُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَفِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَشْتَهِىٓ أَنفُسُكُمْ وَلَكُمْ فِيهَا مَا تَدَّعُونَ

    naḥnü evliyâüküm fi-lḥayâti-ddünyâ vefi-l'âḫirah. veleküm fîhâ mâ teştehî enfüsüküm veleküm fîhâ mâ tedde`ûn.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 31. ayet

  7. Fussilet suresi, 32. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 32. ayet. نُزُلًا مِّنْ غَفُورٍ رَّحِيمٍ

    nüzülem min gafûrir raḥîm.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 32. ayet

En güzel söz; kötülüğü en güzel şekilde savmak 33–36

  1. Fussilet suresi, 33. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 33. ayet. وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِّمَّن دَعَآ إِلَى ٱللَّهِ وَعَمِلَ صَٰلِحًا وَقَالَ إِنَّنِى مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

    vemen aḥsenü ḳavlem mimmen de`â ile-llâhi ve`amile ṣâliḥav veḳâle innenî mine-lmüslimîn.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 33. ayet

  2. Fussilet suresi, 34. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 34. ayet. وَلَا تَسْتَوِى ٱلْحَسَنَةُ وَلَا ٱلسَّيِّئَةُ ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ فَإِذَا ٱلَّذِى بَيْنَكَ وَبَيْنَهُۥ عَدَٰوَةٌ كَأَنَّهُۥ وَلِىٌّ حَمِيمٌ

    velâ testevi-lḥasenetü vele-sseyyieh. idfa` billetî hiye aḥsenü feiẕe-lleẕî beyneke vebeynehû `adâvetün keennehû veliyyün ḥamîm.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 34. ayet

  3. Fussilet suresi, 35. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 35. ayet. وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُوا۟ وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ

    vemâ yüleḳḳâhâ ille-lleẕîne ṣaberû. vemâ yüleḳḳâhâ illâ ẕû ḥażżin `ażîm.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 35. ayet

  4. Fussilet suresi, 36. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 36. ayet. وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ ٱلشَّيْطَٰنِ نَزْغٌ فَٱسْتَعِذْ بِٱللَّهِ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

    veimmâ yenzeganneke mine-şşeyṭâni nezgun feste`iẕ billâh. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.

    Mehmet Alagaş

    (29-36) Kafirler dediler ki Rabbimiz (şimdi rab demeye başladılar) insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onların ikisini de ayaklarımızın altına alalım da aşağılanmışlardan / sefillerden olsunlar. Rabbimiz Allah diyenler ve sonrasında dosdoğru istikamet üzere olanlar, onların üzerlerine korkmayın ve üzülmeyin demek için melekler inerler ve onları söz verildikleri / vaat olundukları cennet ile müjdelerler , bizler dünya hayatında ahirette de sizlerin dostlarınız derler , burada size nefsinizin çektiği / iştahlandığı şeyler var burada sizin için çağırdığınız her şey var derler , b ağışlayan, esirgeyenden indirilmedir derler. Allah’a çağrıda bulunandan / dua edenden (ondan isteyenden) ve muhakkak ki ben teslim olanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir ki? Kötülükle güzellik aynı seviyede değildir, onu, (kötülüğü) sen iyilikle defet / kov , seninle arasında düşmanlık olan kişi işte o zaman samimi bir dost oluverir. (Kötülüğe iyilikle yanıt verirsen kendine onu dost edersin) Bununla da ancak ve ancak sabreden buluşur / mülaki olur, bununla ancak ve ancak bü yük kısmet / büyük haz sahipleri buluşur. Şeytandan bir vesvese / kışkırtma sana bulaşırsa Allah’a sığın Muhakkak ki O işiten ve bilendir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 36. ayet

Gece, gündüz, güneş, ay ve Arapça Kur'an 37–44

  1. Fussilet suresi, 37. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 37. ayet. وَمِنْ ءَايَٰتِهِ ٱلَّيْلُ وَٱلنَّهَارُ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ لَا تَسْجُدُوا۟ لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

    vemin âyâtihi-lleylü vennehâru veşşemsü velḳamer. lâ tescüdû lişşemsi velâ lilḳameri vescüdû lillâhi-lleẕî ḫaleḳahünne in küntüm iyyâhü ta`büdûn.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 37. ayet

  2. Fussilet suresi, 38. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 38. ayet. فَإِنِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فَٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُۥ بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ secde ayeti

    feini-stekberû felleẕîne `inde rabbike yüsebbiḥûne lehû billeyli vennehâri vehüm lâ yes'emûn.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 38. ayet

  3. Fussilet suresi, 39. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 39. ayet. وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلْأَرْضَ خَٰشِعَةً فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ إِنَّ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاهَا لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰٓ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    vemin âyâtihî enneke tera-l'arḍa ḫâşi`aten feiẕâ enzelnâ `aleyhe-lmâe-htezzet verabet. inne-lleẕî aḥyâhâ lemuḥyi-lmevtâ. innehû `alâ külli şey'in ḳadîr.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 39. ayet

  4. Fussilet suresi, 40. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 40. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَآ أَفَمَن يُلْقَىٰ فِى ٱلنَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِىٓ ءَامِنًا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ٱعْمَلُوا۟ مَا شِئْتُمْ إِنَّهُۥ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

    inne-lleẕîne yülḥidûne fî âyâtinâ lâ yaḫfevne `aleynâ. efemey yülḳâ fi-nnâri ḫayrun em mey ye'tî âminey yevme-lḳiyâmeh. i`melû mâ şi'tüm innehû bimâ ta`melûne beṣîr.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 40. ayet

  5. Fussilet suresi, 41. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 41. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِٱلذِّكْرِ لَمَّا جَآءَهُمْ وَإِنَّهُۥ لَكِتَٰبٌ عَزِيزٌ

    inne-lleẕîne keferû biẕẕikri lemmâ câehüm. veinnehû lekitâbün `azîz.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 41. ayet

  6. Fussilet suresi, 42. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 42. ayet. لَّا يَأْتِيهِ ٱلْبَٰطِلُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِۦ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ

    lâ ye'tîhi-lbâṭilü mim beyni yedeyhi velâ min ḫalfih. tenzîlüm min ḥakîmin ḥamîd.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 42. ayet

  7. Fussilet suresi, 43. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 43. ayet. مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبْلِكَ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍ

    mâ yüḳâlü leke illâ mâ ḳad ḳîle lirrusüli min ḳablik. inne rabbeke leẕû magfirativ veẕû `iḳâbin elîm.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 43. ayet

  8. Fussilet suresi, 44. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 44. ayet. وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ قُرْءَانًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا۟ لَوْلَا فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥٓ ءَا۬عْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ هُدًى وَشِفَآءٌ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُو۟لَٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ

    velev ce`alnâhü ḳur'ânen a`cemiyyel leḳâlû levlâ füṣṣilet âyâtüh. ea`cemiyyüv ve`arabiyy. ḳul hüve lilleẕîne âmenû hüdev veşifâün. velleẕîne lâ yü'minûne fî âẕânihim vaḳruv vehüve `aleyhim `amâ. ülâike yünâdevne mim mekânim be`îd.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 44. ayet

Kıyametin bilgisi, insanın nankörlüğü ve ufuklardaki deliller 45–54

  1. Fussilet suresi, 45. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 45. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ

    veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe faḫtülife fîh. velevlâ kelimetün sebeḳat mir rabbike leḳuḍiye beynehüm. veinnehüm lefî şekkim minhü mürîbün.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 45. ayet

  2. Fussilet suresi, 46. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 46. ayet. مَّنْ عَمِلَ صَٰلِحًا فَلِنَفْسِهِۦ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلَّٰمٍ لِّلْعَبِيدِ

    men `amile ṣâliḥan felinefsihî vemen esâe fe`aleyhâ. vemâ rabbüke biżallâmil lil`abîd.

    Mehmet Alagaş

    (37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 46. ayet

  3. Buradan itibaren cüz 25

    Fussilet suresi, 47. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 47. ayet. إِلَيْهِ يُرَدُّ عِلْمُ ٱلسَّاعَةِ وَمَا تَخْرُجُ مِن ثَمَرَٰتٍ مِّنْ أَكْمَامِهَا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَىٰ وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِۦ وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ أَيْنَ شُرَكَآءِى قَالُوٓا۟ ءَاذَنَّٰكَ مَا مِنَّا مِن شَهِيدٍ

    ileyhi yüraddü `ilmü-ssâ`ah. vemâ taḫrucü min ŝemerâtim min ekmâmihâ vemâ taḥmilü min ünŝâ velâ teḍa`u illâ bi`ilmih. veyevme yünâdîhim eyne şürakâî ḳâlû âẕennâke mâ minnâ min şehîd.

    Mehmet Alagaş

    (47-48) Kıyamet saatinin bilgisi O’na geri gönderilir / O’na bırakılır. (Ona dair bilgi soranı Allah’a yönlendir O biliyor de) (kıyamet saati ne zaman? diye sorana Resulullah Muhammed SAV onun için ne hazırladın? diye sormuştur.) Tomurcuklardan meyveler onun ilmiyle çıkar , dişiler onun ilmiyle taşıyıcı olur / hamile kalır ve de doğurur. Benim ortaklarım nerede? Diye onlara seslenilir / nida edilir. Biz şu ezanı okuruz ki / şunu ilan ederiz ki bizden buna şahit olmuş olan yoktur derler. Önceleri çağrıda bulundukla rı / dua ettikleri onlardan sapmış gitmiştir , kaçışa dair bir şeyin onlar için olmadığını da anladılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 47. ayet

  4. Fussilet suresi, 48. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 48. ayet. وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَدْعُونَ مِن قَبْلُ وَظَنُّوا۟ مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٍ

    veḍalle `anhüm mâ kânû yed`ûne min ḳablü veżannû mâ lehüm mim meḥîṣ.

    Mehmet Alagaş

    (47-48) Kıyamet saatinin bilgisi O’na geri gönderilir / O’na bırakılır. (Ona dair bilgi soranı Allah’a yönlendir O biliyor de) (kıyamet saati ne zaman? diye sorana Resulullah Muhammed SAV onun için ne hazırladın? diye sormuştur.) Tomurcuklardan meyveler onun ilmiyle çıkar , dişiler onun ilmiyle taşıyıcı olur / hamile kalır ve de doğurur. Benim ortaklarım nerede? Diye onlara seslenilir / nida edilir. Biz şu ezanı okuruz ki / şunu ilan ederiz ki bizden buna şahit olmuş olan yoktur derler. Önceleri çağrıda bulundukla rı / dua ettikleri onlardan sapmış gitmiştir , kaçışa dair bir şeyin onlar için olmadığını da anladılar.

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 48. ayet

  5. Fussilet suresi, 49. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 49. ayet. لَّا يَسْـَٔمُ ٱلْإِنسَٰنُ مِن دُعَآءِ ٱلْخَيْرِ وَإِن مَّسَّهُ ٱلشَّرُّ فَيَـُٔوسٌ قَنُوطٌ

    lâ yes'emü-l'insânü min dü`âi-lḫayr. veim messehü-şşerru feyeûsün ḳanûṭ.

    Mehmet Alagaş

    (49-54) İnsan hayra dair dua dan ümidini kesmez , eğer ki şer ona dokunursa da karamsar olur umudunu yitirir, ona dokunan bir zarardan sonra rahmetimizden / acımamızdan kaynaklı bir şeyler tattırırsak, diyecektir ki bu benimdir / bu bana aittir. Saatin kopacağını da sanmıyorum / zannetmiyorum, olur ya Rabbime de döndürülürsem eğer, onun yanın da bana kesin daha da güzelleri vardır , kafirlere yaptıkları şeyleri haber vereceğiz ve onlara kaba bir azabı tattıracağız. İnsanı nimetlendirirsek, sırtını döner bir tarafına doğru bizden uzaklaşır, eğer ki bir şer ona temas ederse de kapsamlı bir duaya dalar. De ki bakıp düşünün / görmez misiniz? O, Allah katından ise ve de siz onu yok saymışsanız (düşünün bakalım) Ondan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir. İlerde ayetlerimizi ufuklarda ve de kendilerinde göstereceğiz nihayet onlara onun gerçek olduğu / hak olduğu açıklanacak, senin Rabbin yeterli gelmez mi? / Kâfi gelmez mi? Muhakkak ki O her şeye tanıktır, Dikkat et! Onlar Rablerine kavuşacaklarına dair tereddüt (mirye) içindeler yine dikkat et! O her şeyi çepeçevre kuşatmıştır / ihata etmiştir (Kimse O’nun kapsama alanı dışına çıkamaz, O’ndan kaçamazsın en iyisi mi sen O’na kaç)

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 49. ayet

  6. Fussilet suresi, 50. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 50. ayet. وَلَئِنْ أَذَقْنَٰهُ رَحْمَةً مِّنَّا مِنۢ بَعْدِ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هَٰذَا لِى وَمَآ أَظُنُّ ٱلسَّاعَةَ قَآئِمَةً وَلَئِن رُّجِعْتُ إِلَىٰ رَبِّىٓ إِنَّ لِى عِندَهُۥ لَلْحُسْنَىٰ فَلَنُنَبِّئَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ

    velein eẕaḳnâhü raḥmetem minnâ mim ba`di ḍarrâe messethü leyeḳûlenne hâẕâ lî vemâ eżunnü-ssâ`ate ḳâimetev veleir ruci`tü ilâ rabbî inne lî `indehû lelḥusnâ. felenünebbienne-lleẕîne keferû bimâ `amilû. velenüẕîḳannehüm min `aẕâbin galîż.

    Mehmet Alagaş

    (49-54) İnsan hayra dair dua dan ümidini kesmez , eğer ki şer ona dokunursa da karamsar olur umudunu yitirir, ona dokunan bir zarardan sonra rahmetimizden / acımamızdan kaynaklı bir şeyler tattırırsak, diyecektir ki bu benimdir / bu bana aittir. Saatin kopacağını da sanmıyorum / zannetmiyorum, olur ya Rabbime de döndürülürsem eğer, onun yanın da bana kesin daha da güzelleri vardır , kafirlere yaptıkları şeyleri haber vereceğiz ve onlara kaba bir azabı tattıracağız. İnsanı nimetlendirirsek, sırtını döner bir tarafına doğru bizden uzaklaşır, eğer ki bir şer ona temas ederse de kapsamlı bir duaya dalar. De ki bakıp düşünün / görmez misiniz? O, Allah katından ise ve de siz onu yok saymışsanız (düşünün bakalım) Ondan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir. İlerde ayetlerimizi ufuklarda ve de kendilerinde göstereceğiz nihayet onlara onun gerçek olduğu / hak olduğu açıklanacak, senin Rabbin yeterli gelmez mi? / Kâfi gelmez mi? Muhakkak ki O her şeye tanıktır, Dikkat et! Onlar Rablerine kavuşacaklarına dair tereddüt (mirye) içindeler yine dikkat et! O her şeyi çepeçevre kuşatmıştır / ihata etmiştir (Kimse O’nun kapsama alanı dışına çıkamaz, O’ndan kaçamazsın en iyisi mi sen O’na kaç)

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 50. ayet

  7. Fussilet suresi, 51. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 51. ayet. وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ أَعْرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ فَذُو دُعَآءٍ عَرِيضٍ

    veiẕâ en`amnâ `ale-l'insâni a`raḍa veneâ bicânibih. veiẕâ messehü-şşerru feẕû dü`âin `arîḍ.

    Mehmet Alagaş

    (49-54) İnsan hayra dair dua dan ümidini kesmez , eğer ki şer ona dokunursa da karamsar olur umudunu yitirir, ona dokunan bir zarardan sonra rahmetimizden / acımamızdan kaynaklı bir şeyler tattırırsak, diyecektir ki bu benimdir / bu bana aittir. Saatin kopacağını da sanmıyorum / zannetmiyorum, olur ya Rabbime de döndürülürsem eğer, onun yanın da bana kesin daha da güzelleri vardır , kafirlere yaptıkları şeyleri haber vereceğiz ve onlara kaba bir azabı tattıracağız. İnsanı nimetlendirirsek, sırtını döner bir tarafına doğru bizden uzaklaşır, eğer ki bir şer ona temas ederse de kapsamlı bir duaya dalar. De ki bakıp düşünün / görmez misiniz? O, Allah katından ise ve de siz onu yok saymışsanız (düşünün bakalım) Ondan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir. İlerde ayetlerimizi ufuklarda ve de kendilerinde göstereceğiz nihayet onlara onun gerçek olduğu / hak olduğu açıklanacak, senin Rabbin yeterli gelmez mi? / Kâfi gelmez mi? Muhakkak ki O her şeye tanıktır, Dikkat et! Onlar Rablerine kavuşacaklarına dair tereddüt (mirye) içindeler yine dikkat et! O her şeyi çepeçevre kuşatmıştır / ihata etmiştir (Kimse O’nun kapsama alanı dışına çıkamaz, O’ndan kaçamazsın en iyisi mi sen O’na kaç)

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 51. ayet

  8. Fussilet suresi, 52. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 52. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ثُمَّ كَفَرْتُم بِهِۦ مَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ هُوَ فِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ

    ḳul era'eytüm in kâne min `indi-llâhi ŝümme kefertüm bihî men eḍallü mimmen hüve fî şiḳâḳim be`îd.

    Mehmet Alagaş

    (49-54) İnsan hayra dair dua dan ümidini kesmez , eğer ki şer ona dokunursa da karamsar olur umudunu yitirir, ona dokunan bir zarardan sonra rahmetimizden / acımamızdan kaynaklı bir şeyler tattırırsak, diyecektir ki bu benimdir / bu bana aittir. Saatin kopacağını da sanmıyorum / zannetmiyorum, olur ya Rabbime de döndürülürsem eğer, onun yanın da bana kesin daha da güzelleri vardır , kafirlere yaptıkları şeyleri haber vereceğiz ve onlara kaba bir azabı tattıracağız. İnsanı nimetlendirirsek, sırtını döner bir tarafına doğru bizden uzaklaşır, eğer ki bir şer ona temas ederse de kapsamlı bir duaya dalar. De ki bakıp düşünün / görmez misiniz? O, Allah katından ise ve de siz onu yok saymışsanız (düşünün bakalım) Ondan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir. İlerde ayetlerimizi ufuklarda ve de kendilerinde göstereceğiz nihayet onlara onun gerçek olduğu / hak olduğu açıklanacak, senin Rabbin yeterli gelmez mi? / Kâfi gelmez mi? Muhakkak ki O her şeye tanıktır, Dikkat et! Onlar Rablerine kavuşacaklarına dair tereddüt (mirye) içindeler yine dikkat et! O her şeyi çepeçevre kuşatmıştır / ihata etmiştir (Kimse O’nun kapsama alanı dışına çıkamaz, O’ndan kaçamazsın en iyisi mi sen O’na kaç)

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 52. ayet

  9. Fussilet suresi, 53. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 53. ayet. سَنُرِيهِمْ ءَايَٰتِنَا فِى ٱلْـَٔافَاقِ وَفِىٓ أَنفُسِهِمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ أَوَلَمْ يَكْفِ بِرَبِّكَ أَنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ

    senürîhim âyâtinâ fi-l'âfâḳi vefî enfüsihim ḥattâ yetebeyyene lehüm ennehü-lḥaḳḳ. evelem yekfi birabbike ennehû `alâ külli şey'in şehîd.

    Mehmet Alagaş

    (49-54) İnsan hayra dair dua dan ümidini kesmez , eğer ki şer ona dokunursa da karamsar olur umudunu yitirir, ona dokunan bir zarardan sonra rahmetimizden / acımamızdan kaynaklı bir şeyler tattırırsak, diyecektir ki bu benimdir / bu bana aittir. Saatin kopacağını da sanmıyorum / zannetmiyorum, olur ya Rabbime de döndürülürsem eğer, onun yanın da bana kesin daha da güzelleri vardır , kafirlere yaptıkları şeyleri haber vereceğiz ve onlara kaba bir azabı tattıracağız. İnsanı nimetlendirirsek, sırtını döner bir tarafına doğru bizden uzaklaşır, eğer ki bir şer ona temas ederse de kapsamlı bir duaya dalar. De ki bakıp düşünün / görmez misiniz? O, Allah katından ise ve de siz onu yok saymışsanız (düşünün bakalım) Ondan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir. İlerde ayetlerimizi ufuklarda ve de kendilerinde göstereceğiz nihayet onlara onun gerçek olduğu / hak olduğu açıklanacak, senin Rabbin yeterli gelmez mi? / Kâfi gelmez mi? Muhakkak ki O her şeye tanıktır, Dikkat et! Onlar Rablerine kavuşacaklarına dair tereddüt (mirye) içindeler yine dikkat et! O her şeyi çepeçevre kuşatmıştır / ihata etmiştir (Kimse O’nun kapsama alanı dışına çıkamaz, O’ndan kaçamazsın en iyisi mi sen O’na kaç)

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 53. ayet

  10. Fussilet suresi, 54. ayet — tek başına aç

    Fussilet suresi, 54. ayet. أَلَآ إِنَّهُمْ فِى مِرْيَةٍ مِّن لِّقَآءِ رَبِّهِمْ أَلَآ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍ مُّحِيطٌۢ

    elâ innehüm fî miryetim mil liḳâi rabbihim. elâ innehû bikülli şey'im müḥîṭ.

    Mehmet Alagaş

    (49-54) İnsan hayra dair dua dan ümidini kesmez , eğer ki şer ona dokunursa da karamsar olur umudunu yitirir, ona dokunan bir zarardan sonra rahmetimizden / acımamızdan kaynaklı bir şeyler tattırırsak, diyecektir ki bu benimdir / bu bana aittir. Saatin kopacağını da sanmıyorum / zannetmiyorum, olur ya Rabbime de döndürülürsem eğer, onun yanın da bana kesin daha da güzelleri vardır , kafirlere yaptıkları şeyleri haber vereceğiz ve onlara kaba bir azabı tattıracağız. İnsanı nimetlendirirsek, sırtını döner bir tarafına doğru bizden uzaklaşır, eğer ki bir şer ona temas ederse de kapsamlı bir duaya dalar. De ki bakıp düşünün / görmez misiniz? O, Allah katından ise ve de siz onu yok saymışsanız (düşünün bakalım) Ondan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir. İlerde ayetlerimizi ufuklarda ve de kendilerinde göstereceğiz nihayet onlara onun gerçek olduğu / hak olduğu açıklanacak, senin Rabbin yeterli gelmez mi? / Kâfi gelmez mi? Muhakkak ki O her şeye tanıktır, Dikkat et! Onlar Rablerine kavuşacaklarına dair tereddüt (mirye) içindeler yine dikkat et! O her şeyi çepeçevre kuşatmıştır / ihata etmiştir (Kimse O’nun kapsama alanı dışına çıkamaz, O’ndan kaçamazsın en iyisi mi sen O’na kaç)

    Ayet detayı — Fussilet suresi, 54. ayet