Diyanet İşleri
Gece, gündüz, güneş ve ay Allah'ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah'a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.
Fussilet suresi · 37–44. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Fussilet suresi, 37. ayet. وَمِنْ ءَايَٰتِهِ ٱلَّيْلُ وَٱلنَّهَارُ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ لَا تَسْجُدُوا۟ لِلشَّمْسِ وَلَا لِلْقَمَرِ وَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِى خَلَقَهُنَّ إِن كُنتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
Gece, gündüz, güneş ve ay Allah'ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah'a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.
Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun delillerindendir. Güneşe de aya da secde etmeyin! Yalnızca O'na (Allah'a) ibadet ediyorsanız, (bilin ki) onları da yaratan Allah'a secde edin! dipnot 1
Ve gece ile gündüz, güneş ile ay O'nun ayetlerindendir: (Şu halde) ne güneşe secde edin, ne de aya! Eğer özellikle O'na kulluk ettiğinizi (düşünüyorsanız), onları da yaratan Allah'a secde edin!
Gece ile gündüz, güneş ile ay O'nun işaretlerindendir: (O halde,) güneşe ve aya secde etmeyin ama onları yaratmış olan Allah'a secde edin; eğer (gerçekten) O'na kulluk etmek istiyorsanız.
Gece (Batın - içsellik) ve gündüz (zahir - dışsallık), Güneş (akıl) ve Ay (duygusallık) O'nun işaretlerindendir! Güneş'e de Ay'a da secde etmeyin (tapınmayın); onları yaratmış olan Allah için secde edin (Esma boyutunun ilhamı olan sezgilerinize kulak verin. Çünkü daima işin doğrusunun ne olduğunu size söyleyecek bir ses vardır içinizde, bir şey yapmadan önce); şayet O'na kulluğunuzun bilincine ermişseniz! (37. ayet secde ayetidir. )
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Alah'a secde edin, ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.
Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!
Gece ve gündüz, güneş ve ay, O'nun kanıtlarındandır. Güneşe ve aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin; eğer yalnızca O'na hizmet ediyorsanız?
Gece, gündüz, güneş ve ay, Allah'ın ayetlerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyiniz. Eğer yalnız O'na kulluk edecekseniz onları da yaratan Allah'a secde ediniz.
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe ve ay'a secde etmeyin, onları yaratan ALLAH'a secde edin. O'na hizmet edecekseniz.
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe ve ay'a secde etmeyin, onları yaratan ALLAH'a secde edin. O'na kulluk edecekseniz.
Gece ile gündüz ve güneş ile ay, O'nun (kudretinin) delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin de, onları yaratan Allah'a secde edin, gerçekten O'na ibadet edecekseniz!
Ve onun ayetlerindendir leyl-ü nehar, şems-ü kamer; şems-ü kamere secde etmeyin de onları yaradan Allaha secde edin, gerçek ona ıbadet edeceksiniz
Gece ve gündüz; Güneş ve Ay O'nun ayetlerindendir dipnot 1 . Güneş'e ve Ay'a secde dipnot 2 etmeyin. Eğer yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, onları yaratmış olana secde edin.
Gece ve gündüz; Güneş ve Ay O'nun ayetlerindendir. dipnot 1 Güneş'e ve Ay'a secde dipnot 2 etmeyin. Eğer yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, onları yaratmış olana secde edin.
Gece ve gündüz; Güneş ve Ay O'nun ayetlerindendir. dipnot 1 Güneş'e ve Ay'a secde dipnot 2 etmeyin. Eğer yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, onları yaratmış olana secde edin.
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Siz güneşe de, aya da secde etmeyin. Tanrı'ya secde edin ki bunları kendisi yaratmıştır. Eğer O'na ibadet edecekseniz.
Gece, gündüz, güneş, ay (hep) Onun (Allahın) ayetlerindendir. Siz ne güneşe, ne aya secde etmeyin, bunları yaradan Allaha secde edin, eğer Ona ibadet edecekseniz.
Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer O'na ibadet isteyen kimselerseniz; bunları yaratmış olan Allah'a secde edin.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
O’nun ayetlerinden bir kısmı da gece ile gündüz, Güneş ve Aydır. Güneşe de secde etmeyin, Ay'a da. Eğer yalnız Allah’a ibadet ediyorsanız onları yaratan Allah’a secde edin.
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Eğer Allah'a tapıyorsanız, güneşe ve aya secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin.
Gece, gündüz, Güneş ve Ay onun ayetlerindendir dipnot 1 . Yalnızca Allah'a kulluk ediyorsanız ne Güneş'e secde edin ne de Ay'a, bütün bunları yaratana secde edin dipnot 2 !
Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun göstergelerindendir (ayetlerindendir). Güneş'e de Ay'a da secde etmeyin. Eğer kulluk edecekseniz onları yaratan Allah'a secde edin.
Gece ve gündüz, Güneş ve Ay Allah’ın ayetlerindendir. Güneş'e ve Ay'a secde etmeyin. Onları yaratan Allah’a secde ediniz. Eğer gerçekten ona ibadet eden kimseler iseniz...
Gece ve gündüz, güneş ve ay Allah'ın ayetlerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde ediniz. Eğer gerçekten ona kulluk eden kimseler iseniz...
Gece ve gündüz, Güneş ve Ay onun ayetlerindendir. Eğer sadece Allah'a kulluk/ibadet ediyorsanız, Güneş'e, Ay'a secde etmeyin; onları yaratan Allah'a secde edin!
Fussilet suresi, 38. ayet. فَإِنِ ٱسْتَكْبَرُوا۟ فَٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ يُسَبِّحُونَ لَهُۥ بِٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَهُمْ لَا يَسْـَٔمُونَ secde ayeti
Eğer onlar büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunanlar (melekler), gece gündüz hiç usanmadan O'nu tespih ederler.
İnsanlar kibirlenirlenirse (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melekler), hiç bıkmadan gece gündüz O'nu tesbih ederler (yüceltirler). dipnot 1
Fakat küstahça büyüklük taslarlarsa, iyi bilsinler ki Rabbinin huzurundakiler gece gündüz O'nun yüceliğini anmaktadır; hem de hiç bıkıp usanmadan...
Bazısı (bu çağrıya kulak kapatacak kadar) büyüklük tasladığı halde (içlerinden) Rableri ile birlikte olanlar gece gündüz hiç bıkmadan, usanmadan O'nun sınırsız şanını yüceltirler.
Eğer benlik - kibir taslamakta devam ederlerse, (bilsinler ki) Rabbinin indinde (nefslerinin hakikatinin bilincinde) olanlar hiç usanmaksızın gece, gündüz O'nu tespih ederler (Rablerine kulluk işlevinin farkındalığıyla yaşayarak)!
Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, Rabbinin katında bulunanlar, O'nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar.
Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melekler) hiç usanmadan, gece gündüz O'nu tesbih ederler.
Büyüklük taslayacak olurlarsa; Efendinin katındakiler, gece ve gündüz, hiç usanmadan O'nu yüceltirler.
Eğer büyüklenirlerse, bil ki Rabbinin katında olanlar hiç bıkmadan gecegündüz O'nu noksan sıfatlardan uzak tutmaktadırlar.
Büyüklenirlerse, Efendinin yanındakiler hiç yorulmadan gece gündüz O'nu yüceltirler.
Büyüklenirlerse, Rabbinin yanındakiler hiç yorulmadan gece gündüz O'nu yüceltirler.
Buna karşı kibirlenmek isterlerse, haberleri olsun ki, Rabbinin huzurundakiler gece gündüz O'nu tesbih ederler, hem onlar usanmazlar.
Buna karşı kibretmek olsun ki rabbının huzurundakiler gece ve gündüz ona tesbih ederler, hem onlar usanmazlar
Eğer kibirlenirlerse, bilsinler ki, Rabb'inin katında bulunanlar, gece gündüz dipnot 1 , O'nu tesbih dipnot 2 ederler ve onlar hiç usanmazlar.
Eğer kibirlenirlerse, bilsinler ki, Rabb'inin katında bulunanlar, gece gündüz dipnot 1 , O'nu tesbih dipnot 2 ederler ve onlar hiç usanmazlar.
Eğer büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki, Rabb'inin katında bulunanlar, gece gündüz dipnot 1 , O'nu tesbih dipnot 2 ederler ve onlar hiç usanmazlar.
Şayet onlar büyüklenecek olurlarsa, rabbinin katında bulunanlar, O'nu gece ve gündüz tesbih ederler ve (bundan) bıkkınlık duymazlar.
Eğer (buna karşı) kibirlenmek isterlerse Rabbinin nezdinde bulunanlar, onlar hiç usanmayacak, (zaten) kendisini gece, gündüz tesbih (ve tenzih) edib durmakdadırlar.
Eğer büyüklük taslarlarsa; bilsinler ki, Rabbının nezdinde bulunanlar gece gündüz O'nu tesbih eder dururlar ve onlar hiç usanmazlar.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Şayet büyüklenmek isterlerse Rabbinin yanında bulunanlar hiç usanmadan onu gece ve gündüz tesbih eder dururlar.
Eğer büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melek)ler, gece gündüz O'nu tesbih ederler ve onlar hiç usanmazlar.
Eğer büyüklenirlerse (bilsinler ki); Rabbinin katında olanlar bıkıp usanmadan gece gündüz ona boyun eğerler dipnot 1 .
Büyüklük taslarlarsa taslasınlar. Rabbinin katında olanlar gece gündüz bıkıp usanmadan O'na kulluk ediyorlar.
Eğer büyüklenirlerse, (bilsinler ki) Allah’ın yanındakiler gece gündüz hiç usanmadan O’nu tesbih ederler.
Eğer büyüklenirlerse, (bilsinler ki) Allah'ın yanındakiler gece gündüz hiç usanmadan O'nu tesbih ederler.
Eğer büyüklük taslarlarsa bilsinler ki, Rabbin katındakiler hiç usanmadan, gece ve gündüz O'nu tespih ederler.
Fussilet suresi, 39. ayet. وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلْأَرْضَ خَٰشِعَةً فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ إِنَّ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاهَا لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰٓ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ
Allah'ın varlığının delillerinden biri de şudur: Sen yeryüzünü boynu bükük (kupkuru) görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz O, her şeye gücü hakkıyla yetendir.
Yeri boynu bükük (çorak) görmen de O'nun delillerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman bir de bakarsın ki kıpırdayıp kabarır. Onu (toprağı) dirilten (Allah) elbette ölüleri de diriltendir. Şüphesiz ki O her şeye gücü yetendir. dipnot 1
O'nun ayetlerinden biri de şudur: Sen toprağı tüm iddialarından soyunmuş olarak görürsün; ama onun üzerine (yağmur) suyunu indirdiğimiz zaman harekete geçer ve uyanıverir. Ona hayat veren, elbet ölü (kalp)lere de hayat verecek olandır: Çünkü O her şeye güç yetirendir.
O'nun işaretlerinden biri de şudur: Sen toprağı çorak görürsün ama üzerine yağmur yağdırdığımızda hemen harekete geçer ve (hayata) uyanıverir! Ona hayat veren, şüphesiz, ölü (kalbe de) hayat verir, çünkü O, her şeye kadirdir.
O'nun işaretlerindendir ki sen arzı (bedeni) huşu halinde görürsün. . . Onun üzerine o suyu (hakikat ilmini) inzal ettiğimizde, hareketlenir ve uyanıverir! Muhakkak ki onu (bilgisizlikle yaşayan ölüyü) dirilten, (diğer) ölüleri de Muhyi'dir (dirilticidir)! Muhakkak ki O, her şey üzerine Kaadir'dir.
O'nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.
Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.
Aslında, toprağı kurumuş görmen de O'nun kanıtlarındandır. Üzerine su indirdiğimizde titreşir ve kabarır. Kuşkusuz, ona yaşam veren, ölülere de Yaşam Verendir. Kuşkusuz, O, her şeye Gücü Yetendir.
Kupkuru gördüğün toprağa yağmur yağdırdığımızda titreşip kabarması Allah'ın ayetlerindendir. Yere can veren, kesinlikle ölüleri de diriltecektir. Şüphesiz O'nun her şeye gücü yeter.
Kupkuru gördüğün toprağın üzerine su yağdırdığımızda onun titreşip kabarması da O'nun ayetlerindendir. Onu dirilten ölüleri de diriltir. O, her şeye gücü yetendir.
Kupkuru gördüğün toprağın üzerine su yağdırdığımızda onun titreşip kabarması da O'nun ayetlerindendir. Onu dirilten ölüleri de diriltir. O, herşeye gücü yetendir.
Senin yeryüzünü (kuraklıktan) boynu bükük huşu halinde görmen de O'nun ayetlerindendir; Biz ona suyu indiriverdiğimizde hareketlenir ve kabarır. Şüphe yok ki, ona o hayatı veren elbette ölüleri dirilticidir. Doğrusu O, herşeye gücü yetendir.
Ve onun ayetlerindendir ki sen Arzı görürsün boynu bükük huşu' halinde, derken üzerine suyu indiriverdikmi ihtizaz eder ve kabarır, şübhe yok ki ona o hayatı veren elbette ölüleri dirilticidir, hakikat o her şey'e kadirdir
Kupkuru olarak gördüğün yeryüzünün, sonradan üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi ve nemalanıp kabarması da O'nun ayetlerindendir. dipnot 1 Ona hayat veren, elbette ki ölüleri de diriltir. O, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Kupkuru olarak gördüğün yeryüzünün, sonradan üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi ve nemalanıp kabarması da O'nun ayetlerindendir. dipnot 1 Ona hayat veren, elbette ki ölüleri de diriltir. O, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Kupkuru olarak gördüğün yeryüzünün, sonradan üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi ve nemalanıp kabarması da O'nun ayetlerindendir. dipnot 1 Ona hayat veren, elbette ki ölüleri de diriltir. O, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
O'nun ayetlerinden biri de senin gerçekten yeryüzünü huşu içinde [solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru] görmendir. Ama biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman deprenir ve kabarır. Şüphesiz onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, her şeye güç yetirendir.
Senin hakıykaten boynunu bükmüş gördüğün arz da Onun ayetlerindendir. Fakat biz üzerine suyu indirdiğimiz vakit o, harekete gelir, kabarır. Ona muhakkak can veren (Allah) elbet ölüleri de dirilticidir. Çünkü O, her şey'e hakkıyle kaadirdir.
O'nun ayetlerinden biri de, kupkuru gördüğün yeryüzünün Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçip kabarmasıdır. Ona can veren Allah, elbette ölüleri de diriltir. Muhakkak ki O; her şeye kadirdir.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Onun ayetlerinden biri de yeri kupkuru görmendir. Biz üzerine suyu indirdiğimizde sarsılır ve kabarır. Onu dirilten şüphesiz ki ölüleri de dirilticidir. Çünkü O, her şeye kadirdir.
O'nun ayetlerinden biri de (şudur): Sen, toprağı, boynu bükük görürsün. Onun üzerine suyu döktüğümüz zaman titreşir ve kabarır. Onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.
Allah'ın ayetlerinden biri de şudur: Yeryüzünü kupkuru görürsün; üzerine su indirdiğimizde kıpırdar ve kabarır. Yeri dirilten Allah, elbette ölüleri de diriltecektir. O, her şeyin ölçüsünü koyandır dipnot 1 .
Allah'ın ayetlerinden biri de şudur: Yeri kupkuru görürsün; üzerine yağmur suyunu indirdik mi kımıldar ve kabarır. Yeri dirilten Allah, elbette ölüleri de diriltecektir. O, her şeyin ölçüsünü koymuştur.
Onun ayetlerinden biri de şudur: Yeryüzünü kupkuru görürsün, üzerine su indirdiğimiz zaman, harekete geçer ve kabarır. Toprağa böyle hayat veren, ölüleri de diriltecektir. O’nun her şeye gücü yeter.
Onun ayetlerinden biri de şudur: -Yeryüzünü kupkuru görürsün, üzerine su indirdiğimiz zaman, harekete geçer ve kabarır. Toprağa böyle hayat veren, ölüleri de diriltecektir. O'nun her şeye gücü yeter.
Sen, toprağı huşu halinde boynu bükük görüyorsun ya, işte o da Allah'ın ayetlerindendir. Onun üzerine suyu indirdiğimizde, o titrer ve kabarır. Hiç kuşkusuz, onu dirilten Muhyi ölüleri de mutlaka diriltecektir. O, her şey üzerinde güç sahibidir.
Fussilet suresi, 40. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ ءَايَٰتِنَا لَا يَخْفَوْنَ عَلَيْنَآ أَفَمَن يُلْقَىٰ فِى ٱلنَّارِ خَيْرٌ أَم مَّن يَأْتِىٓ ءَامِنًا يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ٱعْمَلُوا۟ مَا شِئْتُمْ إِنَّهُۥ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Ayetlerimiz konusunda (yalanlama amacıyla) doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.
Ayetlerimiz hakkında eğriliğe sapanlar bize gizli kalmazlar. Kıyamet günü ateşin içine atılacak olan mı hayırlıdır; yoksa (huzurumuza) güvenle gelecek olan mı? Dilediğinizi yapın! Şüphesiz ki O yaptıklarınızı görendir.
Gerçek şu ki, ayetlerimizi anlam ve amacından saptıranlar asla bizden gizlenemezler: şimdi, ateşe atılan mı, yoksa Kıyamet Günü (huzura) güven içinde gelen mi daha değerlidir? İstediğinizi yapın; nasıl olsa O yaptığınız her şeyi görmektedir.
Mesajlarımızın anlamını saptıranlar Bizden gizlenemezler, öyleyse (şu iki kişiden) hangisi daha iyidir? Ateşe atıl(maya mahkum edil)en mi, yoksa Kıyamet Günü (huzurumuza) güvenle gelecek olan mı? Dilediğinizi yapın! O, yaptığınız her şeyi görür.
İşaretlerimizi amacından saptıranlar, bize gizli kalmazlar. . . Şimdi Nar'a atılan kimse mi hayırlıdır yoksa kıyamet sürecine güvende olarak gelen kimse mi? Dilediğinizi yapın! Muhakkak ki O, yaptıklarınızı (yaratanı olarak) Basıyr'dir.
Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.
Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. O halde, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Kuşkusuz, ayetlerimizin anlamını saptıranlar, Bizden gizlenemezler. Öyleyse ateşe atılan mı daha iyidir; yoksa Yeniden Yaratılış Günü'nde, güven içinde gelen mi? İstediğinizi yapın; kuşkusuz, O, yaptıklarınızı Görendir.
Ayetlerimizin anlamını saptıranlar, kendilerini bizden gizleyemezler. Kıyamet gününde ateşe atılacak olan mı daha iyidir; yoksa güven içinde gelecek olan mı? Dilediğinizi yapınız. Şüphesiz ki Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir.
Ayetlerimiz konusunda çarpıtmalar yapanlar bizden gizli kalmaz. Ateşe atılan mı, yoksa diriliş gününde güven içinde bize gelen mi daha iyidir? Dilediğiniz gibi davranın. O, yaptıklarınızı elbette Görendir. dipnot 1
Ayetlerimiz konusunda çarpıtmalar yapanlar bizden gizli kalmaz. Ateşe atılan mı, yoksa diriliş gününde güven içinde bize gelen mi daha iyidir? Dilediğiniz gibi davranın. O, yaptıklarınızı elbette Görendir.
Ayetlerimizde ilhada sapan sapkınlar (ayetlerimize yalan diyenler) elbette Bize gizli kalmazlar. O halde ateşe atılan mı hayırlıdır, yoksa kıyamet gününde güven içinde gelecek olan mı? Düşünün de istediğinizi yapın, çünkü o her ne yaparsanız görür.
Ayetlerimizde ilhada sapan sapgınlar elbette bize gizli kalmazlar o halde ateşe atılan mı hayırlıdır yoksa Kıyamet günü emniyyet içinde gelecek olan mı? Düşünün de istediğinizi yapın, çünkü o her ne yaparsanız görür
Ayetlerimizde saptırma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. O halde kıyamet günü ateşe atılan kimse mi yoksa Bize güven içinde gelenler mi hayırlıdır? Dilediğinizi yapın. Kuşkusuz O, yaptığınız şeyleri en iyi görendir.
Ayetlerimizde saptırma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. O halde Kıyamet Günü ateşe atılan kimse mi yoksa Bize güven içinde gelenler mi hayırlıdır? Dilediğinizi yapın. Kuşkusuz O, yaptığınız şeyleri en iyi görendir.
Ayetlerimizde saptırma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. O halde Kıyamet Günü ateşe atılan kimse mi yoksa Bize güven içinde gelenler mi hayırlıdır? Dilediğinizi yapın. Kuşkusuz O, yaptığınız şeyleri en iyi görendir.
Bizim ayetlerimiz konusunda çarpıtma yapanlar bize gizli kalmazlar. Öyleyse ateşin içine bırakılan mı daha hayırlıdır yoksa kıyamet günü güvenle (aminen) gelen mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O yaptıklarınızı gerçekten görendir.
Bizim ayetlerimiz hakkında sapkınlık edenler şübhesiz bize gizli kalmazlar. O halde ateşin içine atılacak olan kimse mi hayırlıdır, yoksa kıyamet günü korkusuzca gelecek olan kişi mi? Siz dilediğinizi yapın. Çünkü O, ne yaparsanız hakkıyle görendir.
Ayetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar, bize gizli değillerdir. Ateşe atılan mı, yoksa kıyamet günü güven içinde olan mı daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Doğrusu O; yaptıklarınızı görendir.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Ayetlerimiz hakkında doğru yoldan sapanlar muhakkak onlar bize gizli kalmazlar. O halde ateşe atılacak kimse mi hayırlıdır yoksa kıyamet gününde emin olarak gelen kimse mi? Dilediğinizi yapın, çünkü o ne yaptığınızı çok iyi görendir.
Ayetlerimiz hususunda doğruluktan sapanlar bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın, O, yaptıklarınızı görmektedir.
Ayetlerimizde saptırma yapanlar bize asla gizli kalmazlar dipnot 1 . Kıyamet /mezardan kalkış günü; ateşe atılacak olan mı, yoksa güven içinde (huzurumuza) gelecek olan mı daha hayırlıdır dipnot 2 ? Siz istediğinizi yapın; Allah, yaptığınız her şeyi görendir.
Âyetlerimiz karşısında yamukluk yapanlar dipnot 1 bize gizli kalmazlar. Ateşe atılacak olan mı hayırlıdır, yoksa (mezardan) kalkış günü güven içinde gelecek olan mı? Ne yaparsanız yapın; Allah yaptığınızı görür.
Ayetlerimiz hakkında ilhad edenler/haktan sapanlar bize gizli değildir. Kıyamet günü ateşe atılanlar mı daha hayırlıdır yoksa emniyet içinde gelen mi? İstediğinizi yapın. Nitekim O ne yaptığınızı görendir.
Ayetlerimiz hakkında yanlış yorumda bulunanlar bize gizli değildir. Kıyamet günü ateşe atılanlar mı daha hayırlıdır yoksa emniyet içinde gelen mi? İstediğinizi yapın. Nitekim O ne yaptığınızı görüyor.
Ayetlerimiz hakkında eğri ile doğruyu birbirine katanlar, bize gizli kalmazlar. Şimdi, ateşin içine atılan mı hayırlıdır, kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. O, yapıp ettiklerinizi iyice görmektedir.
Fussilet suresi, 41. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِٱلذِّكْرِ لَمَّا جَآءَهُمْ وَإِنَّهُۥ لَكِتَٰبٌ عَزِيزٌ
Kur'an kendilerine geldiğinde onu inkar edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o, çok değerli ve sağlam bir kitaptır.
Şüphesiz ki kendilerine zikr (Kur'an) geldiğinde onu inkâr edenler (kayıptadır). Şüphesiz ki o yüce bir kitaptır.
Şüphesiz onlar, kendilerine ulaştığı halde bu ilahi uyarıyı inkar edenlerdendir: çünkü o, elbette pek yüce bir Kitaptır.
Gerçek şu ki, kendilerine gelen bu uyarıyı inkar edenler (var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır); çünkü o yüce bir ilahi kelamdır.
Gerçekten, kendilerine gelen hakikatlerini hatırlatıcıyı inkar edenlerdir! Muhakkak ki O (hakikatlerini hatırlatıcı - zikir), Aziyz bir BİLGİdir!
Şüphesiz, kendilerine zikir gelince onu inkar edenler (ateşin içine bırakılırlar); oysa o, aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitaptır.
Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır.
Aslında, kendilerine öğreti geldiği zaman inkar ettiler. Kuşkusuz, O, gerçekten Üstün Kitap'tır.
Kendilerine geldiğinde Kur'an'ı inkar edenler de saklanamazlar. Çünkü o Kur'an eşsiz bir kitaptır.
Kendilerine mesaj ulaştıktan sonra onu inkar edenler bilsin ki o üstün bir kitaptır. dipnot 1
Kendilerine mesaj ulaştıktan sonra onu inkar edenler bilsin ki o üstün bir kitaptır.
Onlar, O Kur'an kendilerine geldiğinde onu inkar edenlerdir. Halbuki o, benzeri bulunmaz bir kitaptır.
Onlar: o zikir kendilerine geldiği vakıt ona körlük eden mülhidler, halbuki o misli bulunmaz aziz bir kitab
Onlar, kendilerine zikir dipnot 1 geldiği zaman onu Küfrettiler. dipnot 2 Kuşkusuz O, yüce bir Kitap'tır.
Onlar, kendilerine zikir dipnot 1 geldiği zaman onu Küfrettiler. Kuşkusuz O, yüce bir Kitap'tır.
Onlar, kendilerine zikir dipnot 1 geldiği zaman onu yalanladılar. Kuşkusuz O, yüce bir Kitap'tır.
Şüphesiz, kendilerine zikir gelince ona küfredenler (ateşin içine bırakılırlar); oysa o, aziz (şerefi yüksek, üstün) bir Kitaptır.
(Ayetlerimiz hakkında sapıklığa düşenler) o zikre (Kur'ana) — o, kendilerine gelince — küfredenler (dir ki işte bunlar şübhesiz bize gizli kalmazlar). Halbuki o, cidden sarp bir kitabdır.
Kendilerine zikir gelince; onlar onu inkar etmişlerdir. Halbuki o, aziz bir kitabdır.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Kendilerine kitap geldiğinde onu inkâr ettiler. Hâlbuki o, aziz bir kitaptır.
Onlar, kendilerine gelen Kur'an'ı inkar ettiler. Halbuki o, öyle eşsiz bir Kitaptır,
Bu zikir dipnot 1 /Bu Kur'an, kendilerine gelince kafirlik edenler dipnot 2 (bize gizli kalmazlar). Şüphesiz o zikir, güçlü ve şerefli bir kitaptır.
Bu Zikir dipnot 1 kendilerine gelince görmezlik edenler (ateşe atılacak olanlardır). Oysaki o, güçlü bir kitaptır.
Kendilerine kitap geldiğinde ona küfredenler (helak olacaklar). Oysa o, aziz/üstün bir kitaptır.
Kitap kendilerine geldiğinde onu inkar ettiler. Oysa o, eşsiz bir kitaptır.
Onlar, o zikiri/Kur'an'ı kendilerine geldiğinde inkar ettiler. Halbuki o, eşsiz yücelikte bir Kitap'tır.
Fussilet suresi, 42. ayet. لَّا يَأْتِيهِ ٱلْبَٰطِلُ مِنۢ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِۦ تَنزِيلٌ مِّنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ
Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.
Ona önünden de arkasından da batıl gelemez. dipnot 1 O doğru hüküm veren, övgüye layık olan (Allah)'tan indirilmedir.
Hiçbir anlam ve amacından saptırma çabası ona ne önünden açıkça, ne de ardından gizlice ilişemez: o, her tür övgüye layık, hükmünde isabetli olan tarafından indirilmiştir.
Hiçbir boşluk ve anlamsızlık ona ne açıkça yaklaşabilir, ne de gizlice, (çünkü o) hikmet Sahibi ve övgüye layık olan tarafından indirilmiştir.
Önünden de (açıkça), ardından (dolaylı) da olsa boş görüş O'na ulaşmaz! Hakiym ve Hamiyd'den tenzildir (boyutsal açığa çıkarma)!
Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.
Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah tarafından indirilmiştir.
Gerçeğe aykırı olan, Onun önünden ve arkasından yaklaşamaz. Bilgelik ve Adaletle Yönetenden; Övgülere Yaraşandan indirilmiştir.
Batıl, Kur'an'a önünden de ardından da gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah tarafından indirilmiştir.
Batıl, onun ne önünden ne de ardından yaklaşamaz. Bilge ve övgüye layık olanın indirdiği bir vahiydir.
Batıl, onun ne önündenne de ardından yaklaşamaz. Bilge ve övgüye layık olanın indirdiği bir vahiydir.
Ona ne önünden, ne ardından batıl yaklaşamaz. O, bütün kainatın övdüğü bir hikmet sahibi tarafından peyderpey indirilmiştir.
Ona ne önünden ne ardından batıl yaklaşamaz, bütün kainatın öğdüğü hamid bir hakimden indirilme bir tenzil
Ona önünden ve arkasından batıl yaklaşamaz. En İyi Hüküm Veren, Övgüye Değer Yegane Varlık tarafından indirilmiştir.
Ona önünden ve arkasından batıl yaklaşamaz. En İyi Hüküm Veren, Övgüye Değer Yegane Varlık tarafından indirilmiştir.
Ona önünden ve arkasından batıl yaklaşamaz. En İyi Hüküm Veren, Övgüye Değer Yegane Varlık tarafından indirilmiştir.
Batıl ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kuran) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülenden indirilmedir.
Ki ne önünden, ne ardından ona hiçbir baatıl (yanaşıb) gelemez. (O), bütün kainatın hamdetdiği, O yegane hukum ve hikmet saahibi (Allah) dan indirilmedir.
Önünden de, ardından da batıl sokulamaz. O, Hakim, Hamid katından indirilmedir.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Önünden de, arkasından da batıl ona erişemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir.
Ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)dan indirilmiştir.
Batıl, önünden de arkasından da ona yanaşamaz dipnot 1 . O, daima doğru kararlar veren ve yaptığını mükemmel yapan Allah tarafından indirilmiştir dipnot 2 .
Batıl dipnot 1 ona, önünden de arkasından da yanaşamaz. Doğru kararlar veren ve yaptığını güzel yapan Allah tarafından indirilmiştir.
Ona önünden ve ardından hiçbir batıl gelemez. Hakim ve hamd’e layık olan (Allah'ın katından) indirilmiştir.
Ona önünden ve ardından hiçbir batıl gelemez. Hakim ve hamd'e layık olanın indirmesidir.
Batıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakim ve Hamid Allah'tan bir indirmedir o.
Fussilet suresi, 43. ayet. مَّا يُقَالُ لَكَ إِلَّا مَا قَدْ قِيلَ لِلرُّسُلِ مِن قَبْلِكَ إِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ وَذُو عِقَابٍ أَلِيمٍ
Sana ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.
Sana söylenmekte olan, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. dipnot 1 Şüphesiz ki senin Rabbin hem bağışlama sahibidir hem de elem verici bir azabın sahibidir.
(Ey Nebi!) Sana söylenenler, senden önceki elçilere söylenenlerden başka bir şey değildir. Şüphe yok ki senin Rabbinin bağışlayıcılığı kesindir, ama (aynı zamanda) can yakıcı bir cezanın da sahibidir.
(Sana gelince, ey Muhammed,) senin için söylenenler, senden önceki (Allah'ın) elçiler(i) için söylenenlerden başka bir şey değildir. Bak, senin Rabbin bağışlayıcıdır, ama aynı zamanda en şiddetli şekilde cezalandırmaya da kadirdir!
(Ey Allah Rasulü!) Senden önceki Rasullere söylenmiş olandan başkası sana söylenmiyor! Muhakkak ki Rabbin hem bağışlayıcıdır hem de feci azap yaşatandır.
Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir. Şüphesiz, Rabbin, hem elbette mağfiret sahibidir, hem de acı bir azab sahibidir.
(Rasûlüm!) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Elbette ki senin Rabbin, hem mağfiret sahibi hem de acı bir azap sahibidir.
Senin için söylenenler, senden önceki elçiler için söylenenlerden daha değişik değildir. Kuşkusuz, Efendin, kesinlikle, hem bağışlayıcıdır hem de acı veren ağır bir cezalandırması vardır.
Sana söylenenler, senden önceki peygamberlere söylenenlerden başkası değildir. Şüphesiz senin Rabbin, hem affedicidir; hem de acı bir azap sahibidir.
Senin için söylenilenler, senden önceki elçiler için söylenilenlerin aynısıdır. Kuşkusuz senin Efendin hem bağışlanma sahibi, hem de acı azap sahibidir.
Senin için söylenilenler, senden önceki elçiler için söylenilenlerin aynısıdır. Kuşkusuz senin Rabbin hem bağışlanma sahibi, hem de acı azap sahibidir.
Sana senden önceki peygamberlere denilenden başkası denilmiyor ve şüphe yok ki, Rabbin hem bir bağışlama sahibidir, hem de elem verici bir azap.
Sana senden evvelki Resullere denilenden başka bir şey denilmiyor ve şübhe yok ki rabbın hem bir mağrifet sahibidir hem de elim bir ıkab
Sana, senden önceki Resullere söylenmiş olandan başka bir şey söylenmiyor. dipnot 1 Senin Rabb'in, kesinlikle bağışlamanın ve acı veren azabın sahibidir.
Sana, senden önceki resullere söylenmiş olandan başka bir şey söylenmiyor. dipnot 1 Senin Rabb'in, kesinlikle bağışlamanın ve acı veren azabın sahibidir.
Sana, senden önceki rasullere söylenmiş olandan başka bir şey söylenmiyor. dipnot 1 Senin Rabb'in, kesinlikle bağışlamanın ve acı veren azabın sahibidir.
Sana söylenen şeyler, senden önceki elçilere söylenenden başkası değildir. Şüphesiz, rabbin, hem elbette mağrifet sahibidir, hem de acı bir azab sahibidir.
(Habibim) sana, senden evvelki peygamberlere de söylenmiş olandan başka bir şey söylenmiyor. Şübhe yok ki senin Rabbin hem mutlak mağfiret saahibidir, hem çok elem verici azab saahibi.
Senin için söylenenler, mutlaka senden önceki peygamberler için de söylenmiştir. Elbette ki Rabbın; hem mağfiret sahibidir, hem de elim bir azab sahibidir.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Sana söylenenler, senden önceki rasûllere söylenenlerden başka bir şey değildir. Süphesiz Rabbin, hem mağfiret sahibidir, hem de elem verici bir azap sahibidir.
Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sahibi, hem de acı azab sahibidir.
Sana, senden önceki elçiler için söylenenlerden başkası söylenmiyor dipnot 1 . Senin Rabbin hem çokça bağışlayan hem de cezası acıklı olandır.
Senin için söylenenler senden önceki elçiler için söylenenlerden farklı değildir. Senin Rabbinin (Sahibinin) hem affı hem de pek acıklı azabı vardır.
Sana söylenenler, senden önceki elçilere söylenenlerden başka bir şey değildir. Süphesiz Rabbin, hem mağfiret sahibidir, hem de acı bir azap sahibidir.
Sana söylenenler, senden önceki elçilere söylenenlerden başka bir şey değildir. Süphesiz Rabbin, hem mağfiret sahibidir, hem de acı bir azap sahibidir.
Senin için söylenen, senden önceki resuller için söylenenden başka şey değildir. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin hem çok affedicidir hem de acıklı bir azabın sahibidir.
Fussilet suresi, 44. ayet. وَلَوْ جَعَلْنَٰهُ قُرْءَانًا أَعْجَمِيًّا لَّقَالُوا۟ لَوْلَا فُصِّلَتْ ءَايَٰتُهُۥٓ ءَا۬عْجَمِىٌّ وَعَرَبِىٌّ قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ هُدًى وَشِفَآءٌ وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَقْرٌ وَهُوَ عَلَيْهِمْ عَمًى أُو۟لَٰٓئِكَ يُنَادَوْنَ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ
Eğer biz onu başka dilde bir Kur'an yapsaydık onlar mutlaka, "Onun ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?" derlerdi. De ki: "O, inananlar için bir hidayet ve şifadır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar)."
Biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık "Ayetleri açıklanmalı değil miydi? dipnot 1 Arap'a yabancı dilden (kitap) olur mu?" derlerdi. dipnot 2 De ki: "O, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. dipnot 3 İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir (s)ağırlık vardır ve o (Kur'an) onlara kapalıdır. dipnot 4 (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor!" dipnot 5
Eğer Biz bu (vahyi) yabancı dille okunan bir kitap kılsaydık, kesinlikle "Neden onun ayetleri açık ve anlaşılır değil; ne yani, bir Arab'a dili yabancı bir (hitap) mı?" derlerdi. De ki: "Bu (vahiy), iman edenler için bir yol gösterici ve bir şifa kaynağıdır. İman etmeyenlere gelince: Onların kulaklarında bir çeşit kurşun vardır; dahası o (vahyin ışığından dolayı) onlara bir tür körlük arız olmuştur: şimdi onlar, çok uzak bir yerden seslenilen kişi (gibi)dirler.
Eğer bu (ilahi kelamın) Arapça dışında bir dilde (indirilmiş) bir hitabe olmasını dileseydik, onlar, (şimdi onu reddedenler,) bu defa, "Neden onun mesajları anlaşılır bir şekilde ifade edilmemiş? Hayret! Arapça dışında bir dil(de indirilmiş bir mesaj bu) ve (tebliğ eden de) bir Arap (elçi)?" diyeceklerdi. De ki: "Bu (ilahi kelam,) iman edenler için bir rehber ve bir şifa kaynağıdır; ona inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir sağırlık var ve bundan dolayı (Kuran) onlara kapalı, anlaşılmaz gelir. Onlar çok uzaklardan seslenilen (insanlar gibi)ler."
Eğer O'nu Arapça olmayan bir Kur'an olarak oluştursaydık, elbette: "Ayetleri anlaşılır olmalıydı! Arapça konuşan (Rasul) Arapça olmayan (Kur'an; ne biçim iş bu)?" derlerdi. . . De ki: "O, iman edenler için hakikate erdirici ve şifadır (sağlıklı düşünce bilgisi)!" İman etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve O, onlar için anlaşılmaz bir nesnedir! (Bu nedenle sanki) onlar uzak bir mekandan nida olunurlar.
Eğer biz onu A'cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A'cemi (Arapça olmayan bir dil) mi?" De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir."
Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur’an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: Bu Kur'an, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'ân, onlara karşı bir körlüktür. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.)
Onu, zor anlaşılacak Kur'an yapsaydık, kesinlikle, "Ayetleri açıklanmalıydı. Zor anlaşılır bir dil ve bir Arap; öyle mi?" diyeceklerdi. De ki: "O, inananlar için yol gösteren ve onmadır!" İnanmayanların ise kulaklarında ağırlık vardır. Çünkü O, onlar için körlüktür. İşte onlara, uzak bir yerden seslenilir.
Eğer biz bu Kur'an'ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar kesinlikle, "Ayetlerinin açıklanması gerekmez miydi? Bir Arap'a yabancı bir dille söylenir mi?" diyeceklerdi. De ki: "O, inananlar için bir yol gösterici ve gönüllerine şifadır. Kafirlerin kulaklarında ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır; sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor."
Onu yabancı dilde bir Kuran kılsaydık, "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi?" diyeceklerdi. İster yabancı dil, ister Arapça olsun, de ki "O, iman edenler için (dilleri sözkonusu olmaksızın) bir rehber ve şifadır. Gerçeği onaylamayanların ise kulaklarında ağırlık vardır. Sanki uzak bir yerden sesleniliyor gibi onlara kapalıdır." dipnot 1
Onu yabancı dilde bir Kuran kılsaydık, 'Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi?' diyeceklerdi. İster yabancı dil, ister Arapça olsun, de ki, 'O, inananlar için (dilleri sözkonusu olmaksızın) bir rehber ve şifadır. İnanmıyanların ise kulaklarında ağırlık vardır. Onlara sanki uzak bir yerden sesleniliyor gibi onlara kapalıdır.'
Ve eğer Biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık diyeceklerdi ki: "Ayetleri genişçe açıklansaydı ya! Arab'a yabancı dil (öyle) mi?" De ki: "O iman edenler için bir rehber ve şifadır, iman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlara karşı körlüktür. Onlara uzak bir yerden haykırılır."
Ve eğer biz onu a'cemi bir Kur'an yapa idik diyecekler idi ki: ayetleri tafsıyl edilseydi ya! Araba Acemce mi? de ki: o, iyman edenler için hidayet ve şifadır, iyman etmiyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o onlara karşı körlüktür, onlara uzak bir mekandan haykırılır.
Biz, onu yabancı bir dille "kur'an dipnot 1 " yapsaydık, mutlaka: "O'nun ayetleri açıklanmalı değil miydi?" derlerdi. Yabancı dilde bir kur'ana dipnot 2 Arap muhatap, hiç olur mu? De ki: "O, iman edenler için bir yol gösterici ve bir şifadır." Ve inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve O, onlara kapalıdır. Onlara sanki uzak bir yerden seslenilmektedir. dipnot 3
Biz, onu yabancı bir dille "kuran" dipnot 1 yapsaydık, mutlaka: "O'nun ayetleri açıklanmalı değil miydi?" derlerdi. Yabancı dilde bir kurana dipnot 2 Arap muhatap, hiç olur mu? De ki: "O, inananlar için bir yol gösterici ve bir şifadır." Ve inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve O, onlara kapalıdır. Onlara sanki uzak bir yerden seslenilmektedir. dipnot 3
Biz, onu yabancı bir dille "kur'an" dipnot 1 yapsaydık, mutlaka: "O'nun ayetleri açıklanmalı değil miydi?" derlerdi. Yabancı dilde bir kur'ana dipnot 2 Arap muhatap, hiç olur mu? De ki: "Kur'an, inananlar için bir yol gösterici ve bir şifadır." Ve inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlara kapalıdır. Onlara sanki uzak bir yerden seslenilmektedir. dipnot 3
Eğer biz onu acemi [Arapça olmayan bir dilde] olan bir Kuran kılsaydık, herhalde derlerdi ki: "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, acemi [Arapça olmayan bir dil] mi?" De ki: "O, inananlar için bir hidayet ve bir şifadır. İnanmayanların ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kuran), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir."
Eğer biz onu yabancı (dilden) bir Kur'an yapsaydık muhakkak ki "Ayetleri açıklanmalı değil miydi Araba mensub (bir muhaataba), Arabca olmayan (bir Kur'an) mı? diyeceklerdi. (Onlara) söyle: "O (Kur'an) iman edenler için (mahz-ı) hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır. O (Kur'an) bunlara karşı bir körlükdür. (Sanki) onlar uzak bir yerden çağırılıyorlardır.
Biz; onu yabancı bir dil ile ortaya koysaydık diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı olarak açıklamalı değil miydi? Hem yabancı, hem da Arab'a mı hitab etmektedir? De ki: İman edenler için hidayet ve şifadır. İman etmemiş olanların kulaklarında ise bir ağırlık vardır ve bu, onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak bir mesafeden sesleniyorlar da anlamıyorlar.
(37-46) Gece, gündüz, güneş, ay, O’nun ayetlerindendir, Güneşe ve aya secde etmeyin, eğer ki ibadet edecekseniz de onların (bu saydıklarımızın) hepsini yaratana secde edin. Eğer ki büyüklenirlerse (Allaha secde etmekten imtina ederlerse) Rabbinin yanındakiler zaten gece gündüz onu hiç bıkmadan üstün tutmaktadırlar / tesbih etmektedirler. (Zaten yeteri kadar kul var) (Her şeyin üstünde tutmak, tıpkı ne gibi suyun üstünde tutunma, y üzme gibi) Onun ayetlerinden biri de Arz’ın ürkmüş halde olmasıdır, Onun üzerine suyu indirdiğimiz de sarsılır, hareketlenir ve kabarır, işte ona hayat veren kesinlikle ölülere de hayat verecektir, Muhakkak ki O her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Bizim Ayetlerimizde meyledip sapanlar bize gizli kalamaz / biliriz , ateşe atılan kişi mi daha hayırlıdır kıyamet günü emniyet içinde getirilen (hangisi daha hayırlı?) şimdilik istediğinizi /dilediğinizi yapın, muhakkak ki O yaptıklarınızı görendir. Onlara hatırlatma geldiğinde üzerini örttüler / yok saydılar, muhakkak ki O , saygın bir kitaptır. (Yok sayılacak bir kitap değildir) Ona önünden ve ardından bir geçersizlik / iptallik / batıllık getirilemez , hâkim ve övülen den indirilmedir. Sana da senden öncekilere denilenlerden başkası / farklısı söylenmiyor. (Aynı / tanıdık bilindik şeyleri söylüyorlar) Muhakkak ki Rabbin mağfiret te sahibidir acıtıcı / elim bir azap ta sahibidir. Eğer ki Onu / okunanı / Kuran ’ı yabancı / acemi yapsaydık diyeceklerdi ki; Onun ayetleri sınıf sınıf ayrıştırılarak anlatılsaydı. Arabi ye yabancı mı? (Kendi dilinizden değil mi? doğru söyleyin nasıl acemi dersiniz) De ki O yola sokar / hidayet verir ve tedavi eder / şifa verir. İman etmeyen kimselerin kulaklarında ağır işitme / sağırlık vardır , onlar da körlük te vardır, işte onlar çok uzak bir mekândan çağrılmaktadırlar. Kesin olan şu ki, b iz Musa’ya da kesinlikle kitabı verdik O’nda karşıtlık oluştu , ihtilafa düşüldü, eğer ki Rabbin kendini verdiği bir kelimeyle / ver diği söz ile tutmasaydı , onlar hakkındaki hüküm gerçekleşirdi. Muhakkak ki onlar, ondan kuşkulanıyorlar ve şüphe / mürib içindeler. (Şek; kuşku Rayb, şüphe Mirye; tereddüt) Kim ıslah edici bir faaliyet icra ederse kendisi içindir, kim de kötülük icra ederse aleyhinedir, Rabbin kullarına zulmedici değildir.
Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” derlerdi. De ki: "Bu Kur'an, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlar için bir körlüktür.” İşte onlar (sanki kendilerine) uzak bir yerden seslenilmekte (de duymuyor gibiler).
Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur'an yapsaydık derlerdi ki: "Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı söz mü (geliyor)?" De ki: "O, inananlar için bir yol gösterici ve (gönüllere) şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlara bir körlüktür. (Sanki) Onlar, uzak bir yerden çağırılıyorlar (da duymuyorlar).
Bu kitabı, anlaşılması zor bir dilde ayet kümeleri yapsaydık kesinlikle şöyle derlerdi: "Ayetleri ayrıntılı olarak açıklansaydı ya! Anlaşılması zor bir dil mi yoksa (fasih) Arapça mı dipnot 1 (olmalı)?" De ki: "O, inanıp güvenenler için bir rehber ve şifadır dipnot 2 ." Ona inanmayanların (sanki) kulaklarında tıkaç var ve bu kitap onlara kapalıdır dipnot 3 . Onlara (sanki) uzak bir yerden sesleniliyor (da anlayamıyorlar)."
Kur'an'ı, yabancı bir dilde oluştursaydık derlerdi ki "Ayetleri açıklansa ya? Arap'a hiç yabancı dilde bir kitap olur mu?" De ki "O, inanıp güvenenler için doğru yolu gösteren ve şifa olan dipnot 1 tedavi eden bir kitaptır. İnanmayanların sanki kulakları tıkalı, müminlere karşı gözleri sanki kördür. Kendilerine uzak bir yerden seslenilen kişiler gibidirler.
Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? bir Arap (peygambere), yabancı dilde (bir Kur'an) mi? derlerdi. De ki: İman edenlere hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında ağırlık vardır. O, onlara karşı bir körlük vardır (hidayet bulamaz). (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor.
Biz Kur'an'ı yabancı bir dilde okusaydık: -Ayetleri açıklanmalı değil miydi? bir Arab'a, yabancı dilde mi? derlerdi. De ki: -İman edenlere kılavuz ve şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında ağırlık vardır. O, onlara karşı bir körlüktür. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor.
Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: "Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi?/Arap'a yabancı dil mi?/ister yabancı dilde, ister Arapça!" De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekandan seslenilmektedir."
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.