Necm suresi · 1–18. ayetler

Vahyin geliş biçimi ve Sidretü'l-Müntehâ

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Necm suresi, 1. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 1. ayet. وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ

    Diyanet İşleri

    (1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.

    Mehmet Okuyan

    (Parça parça) indiğinde necm'e (Kur'an'a) yemin olsun.

    Mustafa İslamoğlu

    Vahyin aşama aşama inişi şahit olsun!

    Muhammed Esed

    Düşün yücelerden inen (Allah'ın mesajının) gözler önüne serdiğini!

    Ahmed Hulusi

    Necm'e (bölüm bölüm açığa çıkararak tüm hakikati anlatana) yemin olsun ki,

    Ali Bulaç

    Battığı zaman yıldıza andolsun;

    Ali Özek ve heyeti

    Battığı zaman yıldıza andolsun ki,

    Ali Rıza Safa

    Yemin olsun; battığı zaman Yıldıza!

    Bayraktar Bayraklı

    - Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.

    Edip Yüksel

    Düşerken yıldızlara ant olsun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Düşerken yıldızlara andolsun.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İnmekte olan necme (yıldıza, Kur'an'ın inen miktarına) yemin ederim ki,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O necme kasem ederim indiği dem ki

    Erhan Aktaş

    Batan yıldıza ant olsun ki,

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Batan yıldıza ant olsun ki,

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Batan yıldıza ant olsun ki,

    Gültekin Onan

    Battığı zaman yıldıza andolsun;

    Hasan Basri Çantay

    Batdığı dem yıldıza and olsun ki,

    İbni Kesir

    Andolsun yıldıza, battığı demde.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Battığı zaman yıldıza andolsun.

    Süleyman Ateş

    Aşağı kayan yıldıza andolsun ki:

    Süleymaniye Vakfı

    Ortaya çıktığında o yıldıza dipnot 1 (kutup yıldızına) yemin olsun ki dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Heva (هَوَى) kelimesinin kök anlamı, gök ile yer arasındaki boşluktur (Lisan'ul-arab). Sürekli bu boşlukta asılı olan Kutup yıldızı, güneş ışınları çekilince görünür hale gelir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah, birçok surede olduğu gibi bu surede de değer verdiği bir şeye yemin ederek bir başka şeyin önemine vurgu yapmaktadır. Burada değer verdiği şey, elif-lam takısı ile belirlilik kazanan "yıldız (necm)" kelimesidir. Nahl 16/16. ayette bu yıldızın yol bulmaya yaradığının anlatılması, buradaki "en-necm (النَّجْمِ)" kelimesinin "Kutup Yıldızı" olduğunu gösterir. Güney Kutbunda Sigma Octantis adı verilen, yıldızın da benzer özellikleri vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Alçalıp yükseldiğinde o yıldız (çoban yıldızı) önemlidir dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Heva = هَوَى kelimesi hem yükselme hem de aşağı kayma anlamındadır (Müfredat). "O yıldız" anlamında en-necm = النَّجْمِ kelimesi bu ayetle beraber dört yerde geçer. İlki bu ayette geçer. İkinci olarak Tarık suresinin şu ayetleri onun "Kutup Yıldızı" olduğunu gösterir: "Gökyüzü ve Tarık (her gece gelen yıldız) önemlidir. Tarık nedir, nereden bileceksin? O, (karanlığı) delip geçen yıldızdır. (Tarık 86/1-3) Üçüncüsü şu ayettir: "Birçok işaretlerle ve o yıldızla yollarını bulurlar." (Nahl 16/16) Kuzey yarım kürede her gece doğan ve güçlü ışığı olan tek yıldız Kutup Yıldızıdır. Ekvatora sıfır, kutup noktasına 90 derecelik açı yapar. Bu ikisi arasındaki her yere yaptığı açı, oranın enlemi kadardır. Konum ve yön belirlemede en önemli göstergedir. Diğer yıldızlar, sürekli yer değiştirirler ama Kutup Yıldızı hep aynı noktada kalır. Dördüncüsü de (Rahman 55/6) ayetidir.

    Şaban Britch

    Yıldıza andolsun batarken.

    Şaban Piriş

    Yıldıza andolsun batarken.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı'na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,

  2. Necm suresi, 2. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 2. ayet. مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ

    Diyanet İşleri

    (1-2) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed haktan) sapmadı ve azmadı.

    Mehmet Okuyan

    Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azgınlaşmamıştır.

    Mustafa İslamoğlu

    Arkadaşınız ne sapmıştır, ne kanmıştır;

    Muhammed Esed

    Sizin bu arkadaşınız ne sapmış, ne de aldatılmıştır,

    Ahmed Hulusi

    Arkadaşınız ne saptı ne de azdı!

    Ali Bulaç

    Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

    Ali Özek ve heyeti

    arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı;

    Ali Rıza Safa

    Arkadaşınız, ne sapmış ne de azmıştır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.

    Edip Yüksel

    Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azmıştır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Arkadaşınız (Muhammed) ne sapmıştır, ne de azmıştır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    arkadaşınız şaşırmadı, azıtmadı da!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şaşırmadı sahibiniz azıtmadı da

    Erhan Aktaş

    Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.

    Gültekin Onan

    Arkadaşınız (olan peygamber) sapmadı ve azmadı.

    Hasan Basri Çantay

    saahibiniz (doğru yoldan) sapmadı. Baatıla da inanmadı.

    İbni Kesir

    Arkadaşınız sapmamış ve azmamıştır.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Arkadaşınız (doğru yoldan) çıkmadı, sapıtmadı.

    Süleyman Ateş

    Arkadaşınız sapmadı, azmadı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Arkadaşınızın yoldan çıkmadığı ve boş hayallere kapılmadığı da önemlidir.

    Şaban Britch

    Arkadaşınız (doğru yoldan) çıkmadı, sapıtmadı.

    Şaban Piriş

    Arkadaşınız sapıtmadı, azdırılmadı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.

  3. Necm suresi, 3. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 3. ayet. وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ

    Diyanet İşleri

    O, nefis arzusu ile konuşmaz.

    Mehmet Okuyan

    Arzusundan konuşmuyor.

    Mustafa İslamoğlu

    ne de kendi keyfinden konuşmaktadır.

    Muhammed Esed

    ve ne de kendi arzu ve heveslerine göre konuşmaktadır:

    Ahmed Hulusi

    (O), hevasından (hayali şeyleri) konuşmaz!

    Ali Bulaç

    O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

    Ali Özek ve heyeti

    o, arzusuna göre de konuşmaz.

    Ali Rıza Safa

    Ne de kendi isteklerine göre konuşuyor.

    Bayraktar Bayraklı

    - Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.

    Edip Yüksel

    Ne de fanteziden konuşmaktadır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ne de kendi kişisel arzusundan konuşmaktadır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hevadan (arzusuna göre) söylemiyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve hevadan söylemiyor

    Erhan Aktaş

    Ve o, hevasından dipnot 1 konuşmaz.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendi düşüncesi olan bir şeye vahiydir demez. Her neye vahiydir diyorsa, o kesinlikle vahiydir. Bir sonraki ayette de bu açıkça ifade edilmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve o, hevasından dipnot 1 konuşmaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendi düşüncesi olan bir şeye vahiydir demez. Her neye vahiydir diyorsa, o kesinlikle vahiydir. Bir sonraki ayette de bu açıkça ifade edilmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve o, hevasından dipnot 1 konuşmaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kendi düşüncesi olan bir şeye vahiydir demez. Her neye vahiydir diyorsa, o kesinlikle vahiydir. Bir sonraki ayette de bu açıkça ifade edilmektedir.

    Gültekin Onan

    O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

    Hasan Basri Çantay

    Kendi (re'y-ü) hevasından söylemez o.

    İbni Kesir

    Kendiliğinden konuşmaz o.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kendi hevasından konuşmaz.

    Süleyman Ateş

    O heva'dan konuşmaz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O sözleri kendi arzusuna göre söylemiyor.

    Şaban Britch

    Kendi hevasından konuşmuyor.

    Şaban Piriş

    Kendi hevasından konuşmuyor.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.

  4. Necm suresi, 4. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 4. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ

    Diyanet İşleri

    (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.

    Mehmet Okuyan

    O (Kur'an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.

    Mustafa İslamoğlu

    bu (Kur'an), kendisine indirilen bir vahiyden ibarettir.

    Muhammed Esed

    bu (size ilettiği), kendisine indirilen (ilahi) vahiyden başka bir şey değildir;

    Ahmed Hulusi

    O yalnızca vahyolunan bir vahiydir!

    Ali Bulaç

    O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

    Ali Özek ve heyeti

    O, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.

    Ali Rıza Safa

    Ancak, Ona bildirilen, Tanrısal bildirimdir.

    Bayraktar Bayraklı

    - Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.

    Edip Yüksel

    O (Kuran) ancak ve ancak bildirilen bir vahiydir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O (Kuran) ancak ve ancak bildilen bir vahiydir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O (Kur'an) sadece vahyolunan bir vahiydir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O sade bir vahiydir ancak vahyolunur

    Erhan Aktaş

    Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayetler; müşriklerin, Resul'ün çağrısına "Kendi kişisel sözleridir." iddialarına cevap vermektedir. Bu cevaptan dolayısıyla şunu da anlıyoruz; Nebi Muhammed'in kişisel görüş ve sözleri "din" değildir; din yalnızca vahiyden ibarettir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayetler; müşriklerin, resulün çağrısına "Kendi kişisel sözleridir." iddialarına yanıt vermektedir. Bu yanıttan dolayısıyla şunu da anlıyoruz; nebinin kişisel görüş ve sözleri "din" değildir; din yalnızca vahiyden ibarettir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onun size söyledikleri, kendisine vahyedilen vahiyden başkası değildir. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayetler; müşriklerin, nebinin çağrısına "Kendi kişisel sözleridir." iddialarına yanıt vermektedir. Bu yanıttan dolayısıyla şunu da anlıyoruz; nebinin kişisel görüş ve sözleri "din" değildir; din yalnızca vahiyden ibarettir.

    Gültekin Onan

    O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.

    Hasan Basri Çantay

    O, kendisine (Allahdan) ilkaa edilegelen bir vahyden başkası değildir.

    İbni Kesir

    Bu; sadece vahy edilen bir vahiydir.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Size okuduğu) Kur'an, ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.

    Süleyman Ateş

    O(nun okuduğu Kur'an) kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar, ona gelen vahiyden başkası değildir.

    Şaban Britch

    O ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.

    Şaban Piriş

    O ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.

  5. Necm suresi, 5. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 5. ayet. عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ

    Diyanet İşleri

    (5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.

    Mehmet Okuyan

    (5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Onu, melekeleri son derece güçlü bir (melek) öğretti;

    Muhammed Esed

    son derece kudretli birinin ona öğrettiği (bir vahiy):

    Ahmed Hulusi

    O'na kuvveleri şiddetli olan talim etti!

    Ali Bulaç

    Ona (bu Kur'an'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.

    Ali Özek ve heyeti

    Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti.

    Ali Rıza Safa

    Büyük Gücü Olan, Ona öğretmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.

    Edip Yüksel

    Onu, büyük güce sahip olan öğretmiştir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu, büyük güce sahip olan öğretmiştir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ona, kuvvetleri çok güçlü olan öğretti.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ta'lim etti ona kuvveleri şiddetli

    Erhan Aktaş

    Ona Üstün Güç Sahibi ve Kudretli Olan öğretti. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'ı öğretenin, vahyi getirenin Cebrail olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu, zira, Kur'an'ı Allah'ın öğrettiği Rahman Suresi'nin 1. ve 2. ayetlerinde açıkça belirtilmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ona üstün güç sahibi ve kudretli olan öğretti. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahman Suresi'nin 1. ve 2. ayetlerinde, Kur'an'ı öğretenin "Cebrail" değil, Allah olduğu bildirilmektedir.

    Gültekin Onan

    Ona (bu Kuran'ı) üstün (oldukça çetin) bir güç sahibi (Cebrail) öğretmiştir.

    Hasan Basri Çantay

    Onu müdhiş kuvvetlere malik olan öğretdi.

    İbni Kesir

    Onu müthiş kuvvetli olan öğretti.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bunu, ona çok güçlü biri öğretti.

    Süleyman Ateş

    Onu, mühtiş kuvvetleri olan biri öğretti;

    Süleymaniye Vakfı

    Onu ona, pek güçlü olan (Cebrail) öğretti dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahman 55/2. Ayette bu öğretme işi direkt Allah'a nispet edilmektedir. Allah'ın, elçilerine bir şey öğretmesi ancak gönderdiği elçi aracılığı ile olur (Şura 42/51). Bunun nasıl olduğu da Cin 72/26-28 ayetlerde açıklanmıştır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onları ona, çok güçlü olan (Cebrail) öğretti.

    Şaban Britch

    Bunu ona çok güçlü biri öğretti.

    Şaban Piriş

    Bunu ona çok güçlü biri öğretti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona.

  6. Necm suresi, 6. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 6. ayet. ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ

    Diyanet İşleri

    (5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.

    Mehmet Okuyan

    (5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    etkileyici ve tam donanımlı: Derken o kendini olanca haşmetiyle gösterdi;

    Muhammed Esed

    (o,) fevkalade bir güçle donatılmış (bir melektir) ki o an geldiğinde kendini gerçek şekli ve hüviyeti ile gösterdi,

    Ahmed Hulusi

    O (kuvve) kendini fark ettirdi, böylece de istiva etti (böylece de vahye açık hale geldi)!

    Ali Bulaç

    (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.

    Ali Özek ve heyeti

    Asıl şekliyle doğruldu.

    Ali Rıza Safa

    Üstün Akıl Yetisi Olan; ardından doğruldu. dipnot 459

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 459
      "Üstün Akıl Yetisi Olan" tanımlaması, kimi Kur'an çevirilerinde, "Üstün otoritenin sahibi" veya "Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahip olan" veya "Fevkalade bir güçle donatılmış melek" veya "Üstün yaratılışlı melek" veya "Muhteşem görünümlü Cibril" veya "Kuvvet ve azamet sahibi Cibril" biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.

    Edip Yüksel

    Üstün otoritenin sahibi göründü,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Üstün otoritenin sahibi göründü,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir kuvvet sahibi; hemen duruklandı (doğruldu).

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir kuvvet sahibi, hemen duruklandı

    Erhan Aktaş

    Üstün Akla dipnot 1 Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her şeyin hesabını en ayrıntılı ve en iyi şekilde yapan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Üstün Akla dipnot 1 Sahip, Egemenlik Kurmuş Olan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her şeyin hesabını en ayrıntılı ve en iyi şekilde yapan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Üstün akla dipnot 1 sahip, egemenlik kurmuş olan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her şeyin hesabını en ayrıntılı ve en iyi şekilde yapan.

    Gültekin Onan

    (Ki O,) Görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu.

    Hasan Basri Çantay

    (Ki o) akıl ve re'yinde kamil (bir melek) dir. Hemen (kendi suretine girib) doğruldu.

    İbni Kesir

    O; akıl ve görüşünde kamildir. Hemen doğruluverdi.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Güç sahibi ve güzel görünüşlüdür. (Derken en yüksek ufukta) yükseliverdi.

    Süleyman Ateş

    Üstün akıl sahibi (melek). Doğruldu;

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sağlam yapılı olan (Cebrail) doğruldu.

    Şaban Britch

    Güç ve güzel görünüşlü. (En yüksek ufukta) yükseliverdi.

    Şaban Piriş

    Üstün akıl sahibidir. Hemen doğruluverdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi.

  7. Necm suresi, 7. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 7. ayet. وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ

    Diyanet İşleri

    (5-7) (Kur'an'ı) ona, üstün güçlere sahip, muhteşem görünümlü (Cebrail) öğretti. O, en yüksek ufukta bulunuyorken (asli suretine girip) doğruldu.

    Mehmet Okuyan

    (5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    (önce) en uzak ufukta belirmişti;

    Muhammed Esed

    ufkun en uç noktasında görünerek,

    Ahmed Hulusi

    O, Ufuk-u Ala (tüm dışsallığı kaplamış - afakta) olduğu halde!

    Ali Bulaç

    O, en yüksek bir ufuktaydı.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra en yüksek ufukta iken.

    Ali Rıza Safa

    Ve O, en yüksek ufuktaydı.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.

    Edip Yüksel

    En yüksek ufukta.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    En yüksek ufukta.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O en yüksek ufukta idi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve o en yüksek ufukta idi

    Erhan Aktaş

    O, yüksek bir ufuktaydı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O, yüksek bir ufuktaydı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O, en yüksek ufuktaydı.

    Gültekin Onan

    O, en yüksek bir ufuktaydı.

    Hasan Basri Çantay

    O, en yüksek ufukda idi.

    İbni Kesir

    Ve o; en yüce ufukta idi.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O, en yüksek ufukta idi.

    Süleyman Ateş

    Kendisi yüksek ufukta iken.

    Süleymaniye Vakfı

    O sırada o, en yüksek ufukta dipnot 1 (Nur Dağı'nda) dipnot 2 idi.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Mekke'nin çevresindeki en yüksek dağ Hira mağarasının bulunduğu Nur dağıdır (Hira, TDV İslam Ansiklopedisi). Kabe'den bakıldığında en yüksek ufuk, o dağın tepesidir. Muhammed aleyhisselam, dağın tepesindeki Hira Mağarasında ibadete çekilmişken en tepede Cebrail aleyhisselamı görmüş, daha sonra Cebrail onun yanına inmiş ve ona ilk vahyi iletmiştir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (O zaman) Muhammed, (Mekke'ye göre) en yüksek ufukta (Hira Dağında) dipnot 1 idi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki الْأُفُقِ الْأَعْلَى = el-ufku'ul-a'la, o en yüksek ufuk demektir. Kur'an'ın inmeye başladığı yer Mekke olduğu için Kabe'ye göre en yüksek ufuk Hira dağıdır.

    Şaban Britch

    O, en yüksek ufukta idi.

    Şaban Piriş

    O, en yüksek ufukta idi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    En yüksek ufuktadır o.

  8. Necm suresi, 8. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 8. ayet. ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ

    Diyanet İşleri

    Sonra (ona) yaklaştı derken sarkıp daha da yakın oldu.

    Mehmet Okuyan

    Sonra yaklaşmış, (ona doğru) sarkmıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    daha sonra yaklaştı, derken iyice sokuldu;

    Muhammed Esed

    ve sonra yaklaşarak yanına geldi,

    Ahmed Hulusi

    Sonra yaklaştı, tedelli etti (afaktan enfüse dönüştü müşahedesi).

    Ali Bulaç

    Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.

    Ali Rıza Safa

    Sonra yaklaştı; artık, daha da yakınlaştı.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.

    Edip Yüksel

    Sonra inip yaklaştı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra inip yaklaştı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra yaklaştı ve sarktı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra yaklaştı da tedelli etti

    Erhan Aktaş

    Sonra yaklaştı ve sarktı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra yaklaştı ve sarktı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra yaklaştı ve ardından sarktı.

    Gültekin Onan

    Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.

    Hasan Basri Çantay

    Sonra (Cebrail, ona) yaklaşdı. Derken sarkdı.

    İbni Kesir

    Sonra yaklaştı, derken sarkıverdi.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra (Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı.

    Süleyman Ateş

    Sonra yaklaştı, (yere doğru) sarktı.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra yaklaştı ve aşağıya süzüldü.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra (Cebrail) yaklaştı ve aşağıya süzüldü.

    Şaban Britch

    Sonra yaklaşıp indi.

    Şaban Piriş

    Sonra yaklaşıp indi

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra iyice yaklaştı ve sarktı,

  9. Necm suresi, 9. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 9. ayet. فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ

    Diyanet İşleri

    (Peygambere olan mesafesi) iki yay aralığı kadar, yahut daha az oldu.

    Mehmet Okuyan

    İki yay arası kadar, hatta dipnot 1 daha da yakın olmuştu.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki [ev] edatına "veya" anlamı verilmemelidir. Çünkü ifade Allah'a aittir; mesafeden bahsedilirken O'nun seçenekli bir ifade kullanması değil, o mesafenin daha yakın olduğu mesajı kastedilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı:

    Muhammed Esed

    aralarında iki yay mesafesi kalıncaya kadar, hatta daha da yakınına.

    Ahmed Hulusi

    İki yayın birleşimi (kab-ı kavseyn) veya Edna (daha da yakın) oldu!

    Ali Bulaç

    Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.

    Ali Özek ve heyeti

    O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.

    Ali Rıza Safa

    İki yay uzaklığı ölçüsünde veya daha yakın.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.

    Edip Yüksel

    Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Mesafe iki yay kadar veya daha yakın oldu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Aradaki mesafe iki yay boyu oldu, hatta daha yakın;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    "kabe kavseyni ev edna" oldu da

    Erhan Aktaş

    Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Böylece iki yay aralığı kadar, hatta daha yakın oldu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Böylece yayın iki ucu kadar, hatta daha yakın oldu.

    Gültekin Onan

    Nitekim (ikisi arasındaki uzaklık) iki yay kadar (oldu) veya daha yakınlaştı.

    Hasan Basri Çantay

    (Bu suretle o, peygamberlere) iki yay kadar, yahud daha yakın oldu da,

    İbni Kesir

    İki yay kadar yahut daha da yakın oldu.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Böylece iki yay (boyu) kadar hatta daha da yaklaştı.

    Süleyman Ateş

    (Muhammed ile arasındaki mesafe) İki yay uzunluğu kadar, yahut daha az kaldı.

    Süleymaniye Vakfı

    (Muhammed'e) İki zira (yaklaşık bir kol mesafesi) kadar dipnot 1 hatta daha da yaklaştı.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayette geçen kavs (قوس) kelimesi, "yay" anlamına geldiği gibi ölçü birimi olan "zira'" yani dirsekten orta parmak ucuna kadar olan uzaklık anlamına da gelir (Lisan'ul-arab). Burada Cebrail aleyhisselam ile Nebimiz arasındaki mesafe ifade edildiği için uygun olan zira' anlamıdır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Muhammed ile) İki yayın tek kirişi gibi oldular; hatta daha da yakınlaştılar.

    Şaban Britch

    Araları iki yay kadar veya daha yakın idi.

    Şaban Piriş

    Araları iki yay kadar veya daha yakın idi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.

  10. Necm suresi, 10. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 10. ayet. فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ

    Diyanet İşleri

    Böylece Allah kuluna vahyedeceğini vahyetti.

    Mehmet Okuyan

    (Böylece Cebrail, Allah'ın) kendisine vahyettiğini kuluna (Peygamber'e) vahyetmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte (Allah)'ın kuluna vahyettiğini böylece iletmiş oldu.

    Muhammed Esed

    Böylece (Allah), vahyedilmesini uygun gördüğü her şeyi kuluna vahyetmiş oldu.

    Ahmed Hulusi

    Böylece kuluna vahyettiğini vahyetti.

    Ali Bulaç

    Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, O'nun, kuluna bildirdiğini bildirdi.

    Bayraktar Bayraklı

    - Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğinivahyetti.

    Edip Yüksel

    Ve sonra kuluna ne bildirilecekse onu vahiy etti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve sonra kuluna ne bildirilecekse onu vahyetti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    kuluna verdiği vahyi verdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Verdi kuluna verdiği vahyi

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti.

    Gültekin Onan

    Böylece O'nun kuluna vahyettiğini vahyetti.

    Hasan Basri Çantay

    (Allahın) kuluna vahy etdiği neyse onu vahyetdi.

    İbni Kesir

    O vakit kuluna vahyedeceğini etti.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Cebrail, Allah'ın kuluna vahyettiğini vahyetti.

    Süleyman Ateş

    Kuluna, vahyettiğini vahyetti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ın kendine vahyettiğini, Allah'ın kuluna (Muhammed'e) vahyetti.

    Şaban Britch

    İşte (Allah) kuluna vahyettiğini vahyetti.

    Şaban Piriş

    O anda (Allah'ın) kuluna vahyettiğini iletti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.

  11. Necm suresi, 11. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 11. ayet. مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ

    Diyanet İşleri

    Kalp, (gözün) gördüğünü yalanlamadı.

    Mehmet Okuyan

    (Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    Gördüğünü gönül yalanlamadı:

    Muhammed Esed

    (Kulunun) kalbi gördüğünü yalanlamadı.

    Ahmed Hulusi

    FUAD (Kalbindeki nöronların beyinde açtığı gerçeklikle bütünleşti dıştan gelen bilgi) yalanlamadı (inkar etmedi) gördüğünü!

    Ali Bulaç

    Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.

    Ali Özek ve heyeti

    (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.

    Ali Rıza Safa

    Yüreği, gördüğünü yalanlamadı.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    Gördüğünü gönlü yalanlamadı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gördüğünü gönlü yalanlamadı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gözün gördüğüne kalp yalan demedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi

    Erhan Aktaş

    Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gönlü, gördüğünü yalanlamadı.

    Gültekin Onan

    Onun gördüğünü yürek (fuadü) yalanlamadı.

    Hasan Basri Çantay

    Onun gördüğünü kalb (i) yalana çıkarmadı.

    İbni Kesir

    Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.

    Süleyman Ateş

    Gönül gördüğünde yanılmadı (yalan söylemedi, gerçeği gördü).

    Süleymaniye Vakfı

    Gördüğü şeyi gönlü yalanlamadı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Muhammed'in) Gördüğünü gönlü yalanlamadı.

    Şaban Britch

    (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.

    Şaban Piriş

    Gördüğünü gönül yalanlamadı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kalp yalanlamadı gördüğünü.

  12. Necm suresi, 12. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 12. ayet. أَفَتُمَٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ

    Diyanet İşleri

    (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan

    Gördüğü (melek) konusunda şimdi kendisi ile tartışıyor musunuz?

    Mustafa İslamoğlu

    ne yani, şimdi siz ne gördüğü hususunda onunla tartışacak mısınız?

    Muhammed Esed

    Peki siz, ne gördüğü konusunda o'nunla tartışmaya mı giriyorsunuz?

    Ahmed Hulusi

    Gördüğü hakkında O'nunla tartışıyor musunuz?

    Ali Bulaç

    Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?

    Ali Özek ve heyeti

    Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?

    Ali Rıza Safa

    Gördüğü şey hakkında, Onunla tartışıyor musunuz?

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onun gördüğü hakkında kendisiyle tartışıyor musunuz?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gördüğü hakkında şimdi siz, onunla tartışıyor musunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şimdi siz ona o görüşüne karşı mücadele mi ediyorsunuz?

    Erhan Aktaş

    Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onun gördüğü şeyden kuşku mu duyuyorsunuz?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onunla, gördüğü şey hakkında tartışıyor musunuz?

    Gültekin Onan

    Yine de siz gördüğü (şey) üzerinde onunla tartışacak mısınız?

    Hasan Basri Çantay

    Şimdi siz onun bu görüşüne karşı da kendisiyle mücadele mi edeceksiniz?

    İbni Kesir

    Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacak mısınız?

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Şimdi siz) gördüğü şey hakkında onunla tartışıyor musunuz?

    Süleyman Ateş

    Onun gördüğünden kuşku mu duyuyorsunuz?

    Süleymaniye Vakfı

    Şimdi siz, (Muhammed'in) gözüyle gördüğü şey üzerinde onunla tartışıyor musunuz?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onun gördüklerine yine de kuşkuyla mı bakacaksınız?

    Şaban Britch

    Onunla gördüğü şey hususunda tartışıyor musunuz?

    Şaban Piriş

    -Onunla gördüğü şey hususunda tartışıyor musunuz?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onun gördüğü şey hakkında kuşkuya düşüp onunla çekişiyor musunuz?

  13. Necm suresi, 13. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 13. ayet. وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ

    Diyanet İşleri

    Andolsun ki, o, Cebrail'i bir başka inişte daha (asli suretiyle) görmüştü.

    Mehmet Okuyan

    (13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu onu bir başka iniş sırasında yine görmüştü;

    Muhammed Esed

    Ve onu bir kez daha gördü,

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki Onu bir daha gördü (hakikatin bilincine inişiyle fark edilmesinde).

    Ali Bulaç

    Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü.

    Ali Özek ve heyeti

    Önceden bir defa daha görmüştü.

    Ali Rıza Safa

    Zaten gerçek şu ki, diğer inişinde de Onu görmüştü.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    Onu bir kez daha görmüştü.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu bir kez daha görmüştü.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, o onu bir kez daha inişinde gördü;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kasem olsun ki o onu bir daha da inişinde gördü

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki, onu başka bir inişinde de gördü.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki, onu başka bir inişinde de gördü.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki, onu başka bir inişte daha gördü.

    Gültekin Onan

    Andolsun onu bir de diğer inişte görmüştü.

    Hasan Basri Çantay

    (13-14) Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidre-tül müntehanın yanında gördü o,

    İbni Kesir

    Andolsun ki; onu, bir de diğer inişte görmüştü.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki o, Cebrâîl’i bir başka inişte daha görmüştü.

    Süleyman Ateş

    Andolsun, onu bir inişinde daha görmüştü;

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Muhammed Cebrail'i bir kez daha böyle gördü.

    Şaban Britch

    Hakikaten onu (Cebrail'i) diğer bir inişte de gördü.

    Şaban Piriş

    Hakikaten onu diğer bir inişte de gördü.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü.

  14. Necm suresi, 14. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 14. ayet. عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ

    Diyanet İşleri

    Sidretü'l-Münteha'nın yanında.

    Mehmet Okuyan

    (13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.

    Mustafa İslamoğlu

    en sonuncu sidra ağacının yanında,

    Muhammed Esed

    en uzak noktadaki sidre ağacının yanında,

    Ahmed Hulusi

    Sidret-ül Münteha (şuur olarak sonsuz yaşam hissedişi) indinde.

    Ali Bulaç

    Sidretü'l-Münteha'nın yanında.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun onu, Sidretü’l Müntehâ'nın yanında

    Ali Rıza Safa

    Sınırın en sonundaki sedir ağacının yanında. dipnot 460

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 460
      "Sınırın en sonundaki sedir ağacı" olarak yazdığımız "Sidretü'l münteha" terimi, kimi Kur'an çevirilerinde, "En uçtaki ağaç" veya "En uzak noktadaki sidre ağacı" veya "En son sidre" veya "Son sınır ağacı" veya "En son nokta" biçiminde çevrilmiş; kimi Kur'an çevirilerinde ise "Sidretü'l münteha" olarak bırakılmıştır. Kimi yorumcular, bu terimi "İnsan bilgisinin son sınırı" olarak yorumlamışlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    En son noktada.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    En son noktada.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sidretu'l-Munteha'nın yanında.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sidre-i münteha'nın yanında

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sidre-i münteha'nın dipnot 1 yanında.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Son/sondaki kiraz ağacı. Sidre, Arabistan kirazı denen meyve ağacın ismidir.

    Gültekin Onan

    Sidretü'l-Münteha'nın yanında.

    Hasan Basri Çantay

    (13-14) Andolsun ki onu diğer bir defa da Sidre-tül müntehanın yanında gördü o,

    İbni Kesir

    Sidret'ül-Münteha'nın yanında.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sidre-i Müntehâ’nın yanında.

    Süleyman Ateş

    Sidretü'l-Münteha (uzak ağaç)ın yanında,

    Süleymaniye Vakfı

    Sidret'ül-münteha'nın dipnot 1 yakınında.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Sidret'ul-munteha", "en son noktada bulunan sidre ağacı" Türkçede arap kirazı denen bu ağaç cennette de olacaktır (Vakıa 56/28). Allah Teala yeri küre şeklinde ve yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı için (Talak 65/12), yerin yedi kat, göklerin de küre şeklinde olduğu anlaşılmaktadır. Yedinci kat gök ise yeryüzü gibi sularla, bitkilerle ve hayvanlarla donanmıştır. Her şeyin hazinesinin göklerde olması (Hicr 15/21) ve en'amın yani koyun, keçi, sığır ve devenin indirilmiş bulunması (Zümer 39/6) bunun delillerindendir. Bu sebeple Sidret'ul-munteha yedinci kat göğün en üst noktasında olur. Mekke'nin Ümmü'l-kura yani dünyadaki yerleşim yerlerinin merkezi olması da Sidret'ul-munteha'nın bulunduğu yerin, Mekke'nin dik üstünde olmasını gerektirir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Bu defa) Sidret'ül-münteha'nın dipnot 1 yanındaydı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sidret'ul-munteha ….

    Şaban Britch

    Sidre-i Münteha’nın yanında.

    Şaban Piriş

    Sidre-i Münteha'nın yanında

    Yaşar Nuri Öztürk

    Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında.

  15. Necm suresi, 15. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 15. ayet. عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ

    Diyanet İşleri

    Me'va cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır.

    Mehmet Okuyan

    (13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.

    Mustafa İslamoğlu

    vaad edilen cennetin (görüntüsü) eşliğinde,

    Muhammed Esed

    vaad edilen bahçenin yakınında,

    Ahmed Hulusi

    Cennet-ül Me'va da Onun (Sidret-ül Münteha'nın) indinde yaşanır!

    Ali Bulaç

    Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.

    Ali Özek ve heyeti

    cennetü’l-me’vâ da onun yanındadır.

    Ali Rıza Safa

    Sığınılacak cennetin yakınında. dipnot 461

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 461
      "Sığınılacak cennet" olarak yazdığımız "Cennet'ul meva" terimi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Meva cenneti" veya "Söz verilen bahçe" veya "Oturulacak bahçe" veya "Sığınılacak bahçe" biçiminde çevrilmiş; kimi Kur'an çevirilerinde ise "Cennet'ul meva" olarak bırakılmıştır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    Ki yanında barınılacak bahçe vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ki yanında barınılacak cennet vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ki, Cennetu'l-Me'va onun yanındadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ki Cennetü'l-me'va onun yanında

    Erhan Aktaş

    Onun yanında me'va dipnot 1 cenneti dipnot 2 vardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Me'va, sığınak, barınak, son durak demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yolcuların uğrak yeri olan bahçe. Oturulacak bahçe. Konaklama bahçesi, dinlenme bahçesi. (Hira dağı eteklerinde bulunan ve yolcuların dinlendikleri bir bahçe olduğu söylenmektedir.)

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onun yanında me'va dipnot 1 cenneti dipnot 2 vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Me'va, sığınak, barınak, son durak demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yolcuların uğrak yeri olan bahçe. Oturulacak bahçe. Konaklama bahçesi, dinlenme bahçesi. (Hira dağı eteklerinde bulunan ve yolcuların dinlendikleri bir bahçe olduğu söylenmektedir.)

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onun yanında me'va cenneti dipnot 1 vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Oturulacak bahçe. Konaklama bahçesi, dinlenme bahçesi. (Hira dağı eteklerinde bulunan ve yolcuların dinlendikleri bir bahçe olduğu söylenmektedir.)

    Gültekin Onan

    Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır.

    Hasan Basri Çantay

    ki Cennet-ül me'va onun yanındadır.

    İbni Kesir

    Ki Cennet'ül-Me'va da onun yanındadır.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.

    Süleyman Ateş

    Ki onun yanında oturulacak bahçe vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ahirette kalınacak Cennet de oranın yanı başındadır.

    Şaban Britch

    Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.

    Şaban Piriş

    Onun yanında da Me'va bahçesi vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe.

  16. Necm suresi, 16. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 16. ayet. إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ

    Diyanet İşleri

    O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.

    Mehmet Okuyan

    Hani o sidre'yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki [sidretü'l-müntehâ] "uzaktaki sedir ağacı" demektir. Bu ve [cennetü'l-me'vâ] ifadesi, göklerdeki bazı mekânların adı olarak yorumlansa da konuyu "Mekke'ye yakın bir bölgede yaşananlar" şeklinde yorumlamak kanaatimizce daha doğrudur.

    Mustafa İslamoğlu

    kaplayan o şey sidreyi çepeçevre kuşattığında...

    Muhammed Esed

    meçhul bir parlaklığın çevresini sarıp kuşattığı sidre ağacının başında.

    Ahmed Hulusi

    O an ki, Sidre'yi (varlığını) bürüyen (hakikat nuru) bürüyordu (beden hissi kaybolmuş bir halde)!

    Ali Bulaç

    Sidreyi örten örtmekte iken,

    Ali Özek ve heyeti

    Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.

    Ali Rıza Safa

    Sedir ağacı, kaplayan bir şeyle kaplandığında. dipnot 462

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 462
      "Kaplayan bir şeyle kaplandığında" söylemi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Meçhul bir parlaklık çevresini sarıp kuşattığında" veya "Yaman bir şey bürüdüğünde" veya "Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatıldığında" veya "Örten örtmekteyken" biçiminde çevrilmiştir. Kimi yorumcular, hiçbir betimlemenin anlatamayacağı görkemli bir olay olarak yorumlamışlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Tüm bölge olağanüstü biçimde kuşatılmıştı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O zaman ki, o Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O dem ki o Sidreyi bürüyen bürüyordu

    Gültekin Onan

    Sidreyi örten örtmekte iken,

    Hasan Basri Çantay

    O (gördüğü) zaman Sidreyi bürüyordu onu bürümekde olan.

    İbni Kesir

    O zaman Sidre'yi bürümekte olan bürüyordu.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O zaman Sidre’yi kaplayan kaplamıştı.

    Süleyman Ateş

    Sidre'yi kaplayan kaplıyordu.

    Süleymaniye Vakfı

    O sırada Sidre'yi (Sidret'ül-müntehayı) kaplayan şey kaplıyordu dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sidre'yi kaplayan şey, Tur Suresi'nde Allah'ın Beyt-i ma'mur'dan sonra üzerine yemin ettiği "yükseltilmiş tavan"dır. Çünkü Allah, bir yerde bir şeyi kısaca anlatır sonra bir başka yerde açıklar (Hud 11/1-2). Allah Teala dünyayı, yedi kat göğün benzeri olarak yarattığı (Talak 65/12) ve gökler de yeryüzü gibi küre şeklinde olduğu için "yükseltilmiş tavan" ifadesi göklerin en uç noktasını ifade eder. Bu, Muhammed aleyhisselamın.Miraç yolculuğunda Cenneti görmediğinin delili olur. Zaten o oraya, cenneti görmesi için değil, el-Mescid'ul-Aksa'nın çevresindeki ayetlerden bazılarını görmesi için götürülmüştü (İsra 17/1).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün o Sidre'yi neler kaplamıştı, neler!

    Şaban Britch

    Sidre’yi bürüyen (büyük bir şey) bürüyordu.

    Şaban Piriş

    Sidre'yi bürüyen bürüyordu.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre'yi kuşatıp saran,

  17. Necm suresi, 17. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 17. ayet. مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ

    Diyanet İşleri

    Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

    Mehmet Okuyan

    (Peygamber'in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    Gönül gözü ne şaştı ve kamaştı, ne de haddi aştı:

    Muhammed Esed

    (Dikkat edin,) göz ne kaydı, ne de (başka yöne) çevrildi:

    Ahmed Hulusi

    Görüşü ne kaydı (gayrı kavramına); ne de haddi aştı (hakikati müşahededen dolayı tanrılık davasına düşüp, Firavunlaştı)!

    Ali Bulaç

    Göz kayıp şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.

    Ali Özek ve heyeti

    Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.

    Ali Rıza Safa

    Göz, ne şaştı ne de sınırı aştı.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Göz şaşmadı, sınırı da aşmadı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Göz ne şaştı, ne (de sınırı) aştı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Göz, ne şaştı ne aştı

    Erhan Aktaş

    Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bakış şaşmadı ve haddi aşmadı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Göz şaşmadı ve haddi aşmadı.

    Gültekin Onan

    Göz kayıp şaşmadı ve (sınırı) aşmadı.

    Hasan Basri Çantay

    (Peygamberin) göz (ü, gördüğünden) ağmadı, (onu) aşmadı da.

    İbni Kesir

    Göz, ne şaştı ne aştı.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Göz (gördüğünden) şaşmadı ve (onu) aşmadı.

    Süleyman Ateş

    (Muhammed'in) Göz(ü) şaşmadı ve azmadı.

    Süleymaniye Vakfı

    (Muhammed'in) Gözü başka tarafa kaymadı, haddini de aşmadı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gözü bir yere kaymadı, söylenenin dışına da çıkmadı.

    Şaban Britch

    Göz, ne şaştı, ne aştı.

    Şaban Piriş

    Göz, ne şaştı; ne aştı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı.

  18. Necm suresi, 18. ayet — bütün mealleriyle aç

    Necm suresi, 18. ayet. لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, o, Rabbinin en büyük alametlerinden bir kısmını gördü.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki (orada) Rabbinin en büyük delillerinden (birini, Cebrail'i) görmüştü.

    Mustafa İslamoğlu

    hakikaten de o, Rabbinin en büyük ayetlerinden birini görmüştü.

    Muhammed Esed

    ve o, gerçekten de Rabbinin en muhteşem sembollerinden bir kısmını gördü.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki, Rabbinin (Hakikatini var kılan Esma özelliklerinin) işaretlerinden en büyüğünü gördü!

    Ali Bulaç

    Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, Efendisinin en büyük kanıtlarından gördü.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kalp gördüğünü yalanlamadı. O'nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail'i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü'l-münteha yanında. O ağacın yanında Me'va cenneti vardır. Sidre'yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

    Edip Yüksel

    Efendisinin büyük ayetlerini gördü.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Rabbinin büyük ayetlerini gördü.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Vallahi gördü rabbının ayatından en büyüğünü gördü

    Erhan Aktaş

    Ant olsun, Rabb'inin ayetlerinin dipnot 1 en büyüğünü gördü.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gösterge. İşaret. *1. ayetten 18. ayete kadar, gaybi alemde gerçekleşmiş bir olay olan "vahyin," nasıl gerçekleştiğinin anlatımı söz konusudur. Gayba ait bir bilginin, bildiğimiz varlık dünyasının bilgileriyle, diliyle anlatılmasını göz ardı ederek, kelimelerin sözlük anlamına göre anlam verilmesi önemli yanılgılara, anlam kaybına neden olmaktadır. Söz konusu ayetlerde ifade edilen "yüksek ufuk, yaklaşma, sarkma, iki yay, görme, sidre vs." kelimelerin, kelimesi kelimesine anlamlarını dikkate alarak ayetleri anlamaya çalışmak, vahyi ve verdiği mesajı yanlış anlamaya neden olmaktadır. O günün insanına, anlamlarını bildikleri kelimelerle, bilinmeyen aleme ait bir konu olan "vahyin" Muhammed Nebi'ye nasıl ulaştığı anlatılmaktadır. Örneğin: 28:30. ayette oraya vardığında, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki bir ağaç tarafından seslenildi: "Ey Musa! Ben, alemlerin Rabb'i Allah'ım."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun, Rabb'inin ayetlerinin dipnot 1 en büyüğünü gördü.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gösterge. İşaret. *
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayetten
    3. metne dön, dipnot 3
      Ayete kadar, gaybi alemde gerçekleşmiş bir olay olan vahyin, nasıl gerçekleştiğinin anlatımı söz konusudur. Gayba ait bir bilginin, bildiğimiz alemin diliyle anlatılmasını göz ardı ederek, sözcüklerin sözlük anlamına göre anlam verilmesi önemli yanılgılara, anlam kaybına neden olmaktadır. Söz konusu ayetlerde ifade edilen "yüksek ufuk, yaklaşma, sarkma, iki yay, görme, sidre vs. sözcüklerin, literal anlamlarını dikkate alarak ayetleri anlamaya çalışmak, vahyi ve verdiği mesajı yanlış anlamaya neden olmaktadır. O günün insanına, anlamlarını bildikleri sözcüklerle, bilinmeyen aleme ait bir konu olan "vahyin" Nebi Muhammed'e nasıl ulaştığı anlatılmaktadır. Burada "parmağa değil, parmağın işaret ettiği şeye" bakılmalıdır. (Örneğin: 28:30. Oraya vardığında, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki bir ağaç tarafından seslenildi: "Ey Musa! Ben, alemlerin Rabb'i Allah'ım.")

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun, Rabb'inin ayetlerinin dipnot 1 en büyüğünü gördü.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gösterge. İşaret. * 1. Ayetten 18. Ayete kadar, gaybi alemde gerçekleşmiş bir olay olan vahyin, nasıl gerçekleştiğinin anlatımı söz konusudur. Gayba ait bir bilginin, bildiğimiz alemin diliyle anlatılmasını göz ardı ederek, sözcüklerin sözlük anlamına göre anlam verilmesi önemli yanılgılara, anlam kaymalarına neden olmaktadır. Söz konusu ayetlerde ifade edilen "yüksek ufuk, yaklaşma, sarkma, yayın iki ucu, görme, sidre vs. sözcüklerin, sözlük anlamlarını dikkate alarak ayetleri anlamaya çalışmak, vahyi ve onun verdiği mesajı göz ardı etmek demektir. O günün insanına, anlamlarını bildikleri sözcüklerle, bilinmeyen aleme ait bir konu olan "vahyin" nebimize nasıl ulaştığı anlatılmaktadır. Burada "parmağa değil, parmağın işaret ettiği şeye" bakılmalıdır.

    Gültekin Onan

    Andolsun, o, rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını görmüşdür.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Rabbının, ayetlerinden en büyüğünü gördü.

    Mehmet Alagaş

    (1-18) Battığında / heva olduğunda yıldıza yemin olsun ki , a rkadaşınız şaşırmadı ve azıtmadı . Keyfinden / hevasından konuşmaz / nutuk etmez. O, ancak vahyedilen vahiydir. Ona şiddetli kuvvet sahibi / Cebrail öğretti. Üstün akıl sahibi ve kapsayıcıdır / istiva etmiştir. Ve yüksek ufuktadır. Sonra iyice sokuldu / yaklaştı ve aşağı doğru sarktı . İki yay miktarı yahut daha yakın (ednaa) oldu . Ve O’nun kuluna ne vahyedecekse vahyetti . Ne göründüyse gönlü onu yalanlamadı. Gördükleri üzerine onunla tartışıyor musunuz ? Diğer bir inişinde de Sidretil Müntehada onu gördüydü . (Sidra ağacı nebk denilen iğneli ağaç) Meva cenneti onun yanında ydı (Cennet görüntüsü eşliğinde) Sidreti kaplayan / bürüyen kaplıyordu. Ne gözü kaydı / şaşıladı ne de taşkınlık etti / haddi aştı. Rabbinin en büyük ayetlerinden de gördüydü.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.

    Süleyman Ateş

    Andolsun, Rabbinin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.

    Süleymaniye Vakfı

    O, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gerçekten gördü dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bütün bu ayetler, İsra ve Mirac yolculuğunda gidilen el-Mescid'ul-Aksa'nın yedinci kat semadaki mescid yani el-Beyt'ül-Ma'mur (Tur 52/4) olduğunu net olarak anlatır (İsra 17/1, 60).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Miraç yolculuğunda) gerçekten Sahibinin en büyük ayetlerini gördü dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kulunu bir gecede Mescid-i Haram'dan alıp, çevresini bereketli kıldığı en uzak mescide (el-Mescid'ul-aksa'ya) götüren Allah, eksikliklerden uzaktır. Bu yolculuk, ona bir kısım ayetleri göstermek içindir. O (Allah) işitir ve görür. (İsra 17/1)

    Şaban Britch

    Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.

    Şaban Piriş

    Rabbinin ayetlerinden en büyüğünü gördü.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.