Zuhruf suresi · 36–45. ayetler

Rahmân'ın zikrini görmezden gelen ve arkadaşı

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Zuhruf suresi, 36. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 36. ayet. وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ ٱلرَّحْمَٰنِ نُقَيِّضْ لَهُۥ شَيْطَٰنًا فَهُوَ لَهُۥ قَرِينٌ

    Diyanet İşleri

    Kim, Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.

    Mehmet Okuyan

    Kim Rahmân'ın zikrine (Kur'an'a) karşı kör davranırsa (ondan yüz çevirirse), yanından ayrılmayan bir şeytanı ona sardırırız. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada, "sebep-sonuç" ilişkisi vardır. Bu ayet şeytanın kimlere dost kılınacağının delilidir. İman etmemek, Kur'an'dan yüz çevirmek "sebep", şeytanın dost edinilmesi ise "sonuç"tur. Benzer mesajlar: A‘râf 7:27; Meryem 19:83; Şu‘arâ 26:221-222; Fussilet 41:25

    Mustafa İslamoğlu

    Kim Rahman'ın uyarı dolu mesajına kusurlu bir gözle bakarsa, ona bir tür şeytani (öteki kişilik) musallat ederiz de, kendisi onun uydusu haline gelir;

    Muhammed Esed

    Rahman'ın uyarısını görmezden gelmeyi tercih eden kimseye gelince, Biz onun içine öteki kişiliğini oluşturmak üzere (kalıcı) bir şeytani dürtü yerleştiririz.

    Ahmed Hulusi

    Kim (dünyevi - dışa dönük şeylerle) Rahman'ın zikrinden (Allah Esma'sının hakikati olduğunu hatırlayarak bunun gereğini yaşamaktan) ama (kör) olursa, ona bir şeytan (vehim, kendini yalnızca beden kabulü ve beden zevkleri için yaşama fikri) takdir ederiz; bu (kabulleniş), onun (yeni) kişiliği olur!

    Ali Bulaç

    Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.

    Ali Özek ve heyeti

    Kim Rahmân'ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.

    Ali Rıza Safa

    Ve Bağışlayanın Öğretisinden kim yüz çevirirse, şeytanı ona sararız. Artık, onun yakın arkadaşı olur.

    Bayraktar Bayraklı

    Kim Rahman'ın zikrinden/öğüdünden yüz çevirirse, ona bir şeytan salarız; o, onun yoldaşı olur.

    Edip Yüksel

    Kim Rahman'ın mesajına aldırış etmezse, ona bir sapkını sardırırız da onun arkadaşı olur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kim Rahman'ın mesajına aldırış etmezse, ona bir şeytanı sardırırız da onun arkadaşı olur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kim Rahman'ın zikrinden (Kur'an'dan) körlük edip görmemezlikten gelirse Biz ona bir şeytan sardırırız (musallat ederiz), artık o ona arkadaş olur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve her kim Rahmanın zikrinden teami ederse biz ona bir Şeytan sardırırız artık o ona arkadaştır

    Erhan Aktaş

    Her kim Rahman'ın öğüdüne karşı duyarsız olursa, Biz ona bir şeytan dipnot 1 salarız. Artık şeytan onun yakın arkadaşı olur.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şeytanın kelime anlamı uzaklaşan, uzak olan demektir. Hakikat'ten uzak olan, Hakk'a, adalete ve iyiliğe aykırı hareket eden varlık, kişi, kurum, kötülük dürtüsün, saptırıcı telkin ve yönlendirmelerin ortak karakteristik adıdır. İnsanların içindeki kötülük dürtüsü için de şeytan denmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Her kim Rahman'ın öğüdüne karşı duyarsız olursa, Biz ona bir şeytan dipnot 1 salarız. Artık şeytan onun yakın arkadaşı olur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sözcük anlamı uzaklaşan, uzak olan demektir. Hakikat'ten uzak olan, hakka, adalete ve iyiliğe aykırı hareket eden varlık, kişi, kurum, kötülük dürtüsün, saptırıcı telkin ve yönlendirmelerin ortak karakteristik adıdır. İnsanların içindeki kötülük dürtüsü için de şeytan denmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Her kim Rahman'ın öğüdüne karşı duyarsız olursa, Biz ona bir şeytan dipnot 1 salarız. Artık şeytan onun yakın arkadaşı olur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hakk'tan uzak olan. Hakk'a aykırı hareket eden her türlü varlık, kişi ve kurumun ortak "karakteristik adıdır."

    Gültekin Onan

    Kim Rahmanın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık bu, onun bir yakın dostudur.

    Hasan Basri Çantay

    Kim O çok esirgeyici (Allah) ın zikrinden göz yumarsa biz ona şeytanı musallat ederiz. Artık bu, onun (ayrılmaz) bir arkadaşıdır.

    İbni Kesir

    Kim, Rahman'ın zikrinigörmezlikten gelirse; Biz, ona şeytanı musallat ederiz.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kim Rahman'ın zikrinden yüz çevirirse, ona bir Şeytan sararız da o Şeytan artık onun yakın dostu olur.

    Süleyman Ateş

    Kim Rahman'ın zikrine karşı kör olursa ona bir şeytanı sardırırız; artık o, onun (yanından ayrılmaz, ona sürekli olarak kötülükleri telkin eden) arkadaşı olur.

    Süleymaniye Vakfı

    Kim Rahman'ın zikrine dipnot 1 kör gibi bakarak yüz çevirirse onun başına bir şeytan dipnot 2 sararız; artık o, onun arkadaşı olur dipnot 3 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikir, hem önceki kitapların hem de Kur'an'ın ortak adıdır (Hicr 15/9, Nahl 16/43-44, Enbiya 21/7-8, 24).
    2. metne dön, dipnot 2
      Doğru yoldan uzaklaşan ve başkalarını da uzaklaştırmaya çalışan insan ve cinlere şeytan denir (En'am 6/112, Nas 114/4-6).
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kim Rahman'ın Zikri'nden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, başına bir şeytan sararız; o, onunla beraber olur.

    Şaban Britch

    Kim Rahman'ın zikrinden yüz çevirirse, ona bir Şeytan sararız da o Şeytan artık onun yakın dostu olur.

    Şaban Piriş

    Allah'ın zikrini/Kur'an'ı umursamayan kimseye bir şeytanı musallat ederiz de onun yakın bir dostu olur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

  2. Zuhruf suresi, 37. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 37. ayet. وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki bu (şeyta)nlar, onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: A‘râf 7:30. Ayrıca Kehf 18:104-105'te ise her yaptığını güzel sananların en çok ziyanda olanlar oldukları bildirilmektedir. Kendini doğru sananlar kendilerini düzeltme ihtiyacı hissetmezler.

    Mustafa İslamoğlu

    artık o onları doğru yoldan çıkarır; berikiler de zanneder ki, kendileri doğru yoldadırlar.

    Muhammed Esed

    Bu (şeytani dürtüler) böylelerini (hakikat) yolundan alıkoyar ve bunlar kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar!

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki bunlar onları (hakikate erme) yolundan alıkoyarlar da, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını zannederler!

    Ali Bulaç

    Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Ali Rıza Safa

    Ve kuşkusuz, onları kesinlikle yoldan çıkarır. Üstelik doğru yolda olduklarını sanıyorlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar. Ama onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Edip Yüksel

    Nitekim onları yoldan çıkarırlar. Buna rağmen onlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Nitekim onları yoldan çıkarırlar. Buna rağmen onlar doğru yolda olduklarını sanırlar

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Muhakkak onlar (şeytanlar) onları yoldan çıkarırlar, onlar ise onları doğru sanırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve her halde onlar onları yoldan çıkarırlar, onlar ise onları doğru sanırlar

    Erhan Aktaş

    Şeytanlar, onları doğru yoldan saptırdıkları halde, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Şeytanlar, onları doğru yoldan saptırdıkları halde, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Şeytanlar, onları yoldan saptırdıkları halde, onlar hala kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Gültekin Onan

    Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhesiz ki bunlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendi lerinin hidayete erdirilmiş olduklarını sanırlar.

    İbni Kesir

    Şüphesiz ki onlar da bunları yoldan çıkarırlar. Bunlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz bu Şeytanlar; onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Süleyman Ateş

    O (şeyta)nlar onları yoldan çıkardıkları halde bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Şeytanlar bu gibileri yoldan çevirirler ama bunlar doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Şaban Britch

    Şüphesiz bu Şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.

    Şaban Piriş

    Onlar, bunları yoldan çıkarırlar da, yine de kendilerini doğru yolda sanırlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hala hidayet üzere olduklarını sanırlar.

  3. Zuhruf suresi, 38. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 38. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَنَا قَالَ يَٰلَيْتَ بَيْنِى وَبَيْنَكَ بُعْدَ ٱلْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ ٱلْقَرِينُ

    Diyanet İşleri

    Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!" der.

    Mehmet Okuyan

    (Arkadaşı), bize (huzurumuza) gelince (şeytana) "Ah, keşke benimle senin aranda iki doğular kadar uzaklık olsaydı; ne kötü arkadaşmışsın!" diyecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    En sonunda çıkıp huzurumuza geldiği zaman, (şeytani kişiliğine) der ki: "N'olaydı, keşke benimle senin aranda doğuyla batı kadar bir mesafe olaydı. Meğer (uydusu olduğum) yoldaş, ne kadar da berbatmış.

    Muhammed Esed

    Ama sonunda (bu şekilde günaha batmış olan) kişi, (Hesap Günü) önümüze geldiği zaman, (öteki kişiliğine,) "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar bir mesafe olsaydı!" diyecektir; şu öteki kişilik ne kadar da kötüymüş!

    Ahmed Hulusi

    Nihayet bize geldiğinde: "Keşke benimle senin aranda iki doğunun uzaklığı (ulaşılmaz mesafe) olsaydı. . . Ne kötü bir arkadaşmışsın!" dedi.

    Ali Bulaç

    Sonunda bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın dost(muşsun sen)."

    Ali Özek ve heyeti

    O şeytan dostu kimse, en sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü arkadaşmışsın! der.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, Bize geldiğinde, şöyle diyecek: "Keşke aramızda, iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı; ne kötü bir arkadaşlıkmış!" dipnot 422

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 422
      "İki doğu" anlamına gelen "Meşrikayn" terimi "Doğu ile batı" anlamında bir söylemdir. İki doğu ve iki batı terimleri 55:17 ayetinde de bildirilmiştir. Arapçada, birbirleriyle karşıt biçimde ilişkili olan kavramları tanımlamak için böyle söylemler kullanılır. Bir başka örnek olarak, Arap dilinde, "İki ay" terimi, "Ay ile güneş" anlamında bir söylemdir.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonunda bize geldiklerinde, arkadaşına şöyle der: "Keşke benimle senin aranda iki doğu/dünya kadar uzaklık olsaydı. Sen ne kötü bir arkadaşmışsın!"

    Edip Yüksel

    Nihayet bize geldiğinde, "Keşke benimle senin aranda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı; sen ne kötü bir arkadaşmışsın sen!" der.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Nihayet bize geldiğinde, 'Keşke benimle senin aranda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı; sen ne kötü bir arkadaş mışsın sen!' der.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonunda Bize geldiği zaman: "Ah! Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı; sen ne kötü arkadaşmışsın!" der.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nihayet bize geldiği vakıt ah, der: keşke benimle senin aranda iki maşrık bu'du olsa idi! sen ne kötü arkadaşmışın

    Erhan Aktaş

    Nihayet o dipnot 1 Bize geldiği zaman: "Keşke seninle aramız iki doğu uzaklığı kadar uzak olsaydı." der. Öyleyse bu ne kötü bir arkadaşlıktır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Duyarsızlık gösteren kimse.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nihayet o dipnot 1 Bize geldiği zaman: "Keşke seninle aramız iki doğu uzaklığı kadar uzak olsaydı." der. Öyleyse bu ne kötü bir arkadaşlıktır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Duyarsızlık gösteren kimse.

    Gültekin Onan

    Sonunda bize geldiği zaman, der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın dost(muşsun sen)."

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet o bize geldiği zaman dedi ki (der ki): "Keşki seninle benim aramda gün doğrusu ile gün batısı kadar uzaklık olsaydı! (Sen) ne kötü arkadaş (mışsın)"!

    İbni Kesir

    Nihayet Bize gelince der ki: Keşki benimle senin aranda Doğu ile Batı arasındaki kadar uzaklık olsaydı. Sen, ne kötü arkadaş imişsin.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet, o bize geldiği zaman: "Keşke benimle senin aranda doğu ve batı kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü bir dostmuşsun!" derler.

    Süleyman Ateş

    Nihayet (Zikr'imize karşı körlük edip yoldan çıkan o adam) bize geldiği zaman (kötü arkadaşına) der ki: "Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) arası kadar uzaklık olsaydı (seni hiç görmeseydim); meğer ne kötü arkadaş(mışsın sen)!"

    Süleymaniye Vakfı

    Nihayet huzurumuza gelince (onlardan her biri kendi şeytanına) şöyle diyecektir: "Keşke benimle senin aranda iki doğu mesafesi kadar bir mesafe dipnot 1 olsaydı! Sen ne kötü bir arkadaşmışsın dipnot 2 !"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Güneş, 21 Mart ve 23 Eylülde tam doğu naktasından doğar ve batı noktasından batar. Sonra her gün, doğup battığı yerler değişir. 21 Aralık ile 21 Hazirandaki doğuş noktaları, birbirine en uzak iki nokta olur. İki doğu mesafesi, bu iki doğuş noktası arasındaki uzaklıktır,
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Huzurumuza gelince şöyle diyecektir: "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı kadar bir mesafe olsaydı! Bu ne kötü bir birliktelikmiş!"

    Şaban Britch

    Nihayet, bize geldiği zaman: Keşke benimle senin aranda doğu ve batı kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü bir dostmuşsun!

    Şaban Piriş

    Nihayet, bize geldiği zaman: -Keşke benimle senin aranda doğu ve batı kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü bir dostmuşsun!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonunda bize geldiğinde, şeytan yoldaşına şöyle der: "Keşke aramızda iki doğu arası kadar uzaklık olsaydı. Ne kötü yoldaşmışsın sen!"

  4. Zuhruf suresi, 39. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 39. ayet. وَلَن يَنفَعَكُمُ ٱلْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlara, "(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız" denir.

    Mehmet Okuyan

    Haksızlık ettiğiniz için (pişmanlığınız) bugün size hiçbir yarar sağlamayacaktır. Şüphesiz ki siz azapta ortaksınız. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:38; Sâffât 37:33; Mü'min 40:48.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama o gün bunun size hiçbir faydası olmaz; madem zulmettiniz, şimdi de azabı paylaşın!

    Muhammed Esed

    O Gün bu(nu öğrenmeniz) size bir fayda sağlamaz, çünkü siz (birlikte) günah işlediniz, şimdi (de) azabınızı birbirinizle paylaşın.

    Ahmed Hulusi

    Bu süreçte (pişmanlık, mazeret; telafi arzusu) size asla fayda vermeyecektir! Çünkü zulmettiniz! Siz azapta ortaksınız (bilinç ve ruh beden)!

    Ali Bulaç

    (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azabta da ortaksınız.

    Ali Özek ve heyeti

    Zulmettiğiniz için bugün (nedamet) size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz, azapta ortaksınız.

    Ali Rıza Safa

    Haksızlık yaptığınız için, bugün size yararı olmaz; aslında, cezada ortaksınız.

    Bayraktar Bayraklı

    Kendilerine, "Bugün pişmanlığınızın size hiçbir faydası olmayacaktır. Çünkü siz zulmettiniz. Siz azapta da ortaksınız" denilir.

    Edip Yüksel

    Haksızlık etmiş olduğunuz için, o gün (pişmanlığınız) size bir yarar sağlamaz; siz cezayı paylaşacaksınız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Haksızlık etmiş olduğunuz için, o gün (pişmanlığınız) size bir yarar sağlamaz; siz cezayı paylaşacaksınız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Böyle söylemek bu gün size hiç de fayda vermez, çünkü zulmettiniz, hepiniz azapta müştereksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Böyle demek bugün size hiç de faide vermez, çünkü zulmettiniz, hepiniz azabda müştereksinizdir

    Erhan Aktaş

    Bugün, pişmanlığınız kesinlikle size bir yarar sağlamaz. Kendinize haksızlık yaptınız. Siz azaba da ortaksınız.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bugün, pişmanlığınız kesinlikle size bir yarar sağlamaz. Kendinize haksızlık yaptınız. Siz azaba da ortaksınız.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bugün, pişmanlığınız kesinlikle size bir yarar sağlamaz. Siz şeytanlara uyarak kendi kendinize haksızlık yaptınız. Siz azaba da ortaksınız.

    Gültekin Onan

    (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azabta da ortaksınız.

    Hasan Basri Çantay

    (Bu temenniniz ve peşimanlığınız bugün size asla faide vermez. Çünkü (hepiniz) zulmetdiniz. Muhakkak siz de azabda ortaklarsınız.

    İbni Kesir

    Zulmettiğiniz için, bugün pişmanlığın hiç bir faydası yoktur. Muhakkak ki azabda ortaksınız.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün bu (pişmanlık) size bir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz, zulmettiniz. Azapta da artık ortaksınız.

    Süleyman Ateş

    (Böyle söylemeniz) Bugün size bir yarar sağlamaz; çünkü zulmettiniz. Siz, azab (çekme)de ortaksınız.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Pişmanlığın bugün size bir yararı olmayacaktır, çünkü yanlış yaptınız. Bu azabı birlikte çekeceksiniz.

    Şaban Britch

    O gün bu (pişmanlık) size bir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zalimlik ettiniz. Azapta da artık ortaksınız

    Şaban Piriş

    O gün bu (pişmanlık) size bir fayda sağlamayacaktır. Çünkü siz zalimlik ettiniz. Azapta da artık ortaksınız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bugün hiçbir şey işinize yaramayacaktır. Çünkü zulme sapmışsınız. Azapta ortaklık kuracaksınız.

  5. Zuhruf suresi, 40. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 40. ayet. أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ أَوْ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَمَن كَانَ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?

    Mustafa İslamoğlu

    Şimdi sen (ey Nebi), sağıra işittirebilir, ya da köre(lmiş bir kalbe) doğru yolu gösterebilir misin; yani, açıkca derin bir sapıklığa gömülüp orada karar kılan birine?

    Muhammed Esed

    Sen (ey Muhammed) sağıra işittirebilir misin, yahut köre doğru yolu gösterebilir misin, ya da sapkınlığa gömülmüş olana?

    Ahmed Hulusi

    O sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut o amaları ve apaçık sapma içinde olanları sen mi hidayet edeceksin?

    Ali Bulaç

    Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin?

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Sağırlara sen mi işittireceksin; yahut körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi ileteceksin?

    Ali Rıza Safa

    Öyleyse sağırlara sen mi duyuracaksın? Veya körleri ve apaçık bir sapkınlık içinde olanları, doğru yola sen mi eriştireceksin?

    Bayraktar Bayraklı

    Manen sağır olanlara sen mi işittireceksin; yahut manevi körleri ve apaçık sapıklıkta olanları doğru yola sen mi ileteceksin?

    Edip Yüksel

    Sen mi sağıra işittireceksin, yahut körü ve apaçık bir sapıklıkta olanı yola getireceksin?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sen mi sağıra işittireceksin, yahut körü ve apaçık bir sapıklıkta olanı yola getireceksin?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O halde sağırlara sen mi işittireceksin? Yahut körlere? Apaçık bir sapıklık içinde bulunanlara sen mi doğru yolu göstereceksin?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O halde sen mi işittireceksin o sağırlara? Yahud hidayet edeceksin, o körlere ve açık bir dalal içinde bulunanlara

    Erhan Aktaş

    O halde sağıra sen mi işittireceksin? Veya köre ve apaçık sapkınlıkta olana doğru yolu gösterebilir misin?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O halde sağıra sen mi işittireceksin? Veya köre ve apaçık sapkınlıkta olana doğru yolu gösterebilir misin?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O halde sağıra sen mi işittireceksin? Veya köre ve apaçık sapkınlıkta olana doğru yolu gösterebilir misin?

    Gültekin Onan

    Öyleyse sağır olanlara sen mi dinleteceksin veya kör olan ve açıkça bir sapıklık içinde bulunanı hidayete erdireceksin?

    Hasan Basri Çantay

    Artık (Habibim) o sağırlara sen mi duyuracaksın? yahud o körlere, o apaçık bir sapıklık içinde bulunan kimselere (sen mi) hidayet edeceksin?

    İbni Kesir

    Sen mi duyuracaksın o sağırlara? Körleri ve apaçık sapıklıkta olanları sen mi hidayete eriştireceksin?

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şimdi, sağıra sen mi işittireceksin veya kör olan ve apaçık sapıklıkta bulunan kimseye sen mi hidayete ileteceksin?

    Süleyman Ateş

    (Ey Muhammed), sen mi sağıra işittireceksin, yahut körü ve apaçık sapıklıkta olanı yola ileteceksin?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sağıra işittirebilir; kör olana yol gösterebilir misin? Açık bir sapıklık içinde olan da bunlar gibidir.

    Şaban Britch

    Şimdi, sağıra sen mi işittireceksin veya kör olan ve apaçık sapıklıkta bulunan kimseye sen mi hidayete ileteceksin?

    Şaban Piriş

    -Şimdi, sağıra sen mi işittireceksin veya kör olan ve apaçık sapıklıkta bulunan kimseye sen mi yol göstereceksin?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sen şimdi sağırlara söz mü duyuracaksın; yoksa körlere, apaçık sapıklığa dalmışlara kılavuzluk mu edeceksin?!

  6. Zuhruf suresi, 41. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 41. ayet. فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُم مُّنتَقِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Ya biz seni (bu dünyadan) alır götürürüz de, onlardan intikam alırız.

    Mehmet Okuyan

    Biz seni onlardan alıp götürsek de şüphesiz ki onlardan intikam alırız. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yüce Allah'ın intikam almasıyla ilgili bilgi için bkz. A‘râf 7:136, dipnot 1.

    Mustafa İslamoğlu

    Biz ister seni çekip (katımıza) alır daha sonra onlardan öcümüzü alırız;

    Muhammed Esed

    Biz (mesajın hakim duruma geçmeden önce) seni (onların) elinden alsak da (almasak da) mutlaka onlardan öcümüzü alırız.

    Ahmed Hulusi

    Eğer seni (dünyadan) götürsek dahi, doğrusu biz onlardan intikam alıcılarız.

    Ali Bulaç

    Şu halde Biz seni alıp götürürsek, elbette onlardan intikam alacağız.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz seni onlardan alıp götürsek de yine onlardan intikam alırız .

    Ali Rıza Safa

    Seni alıp götürdükten sonra, hak ettikleri cezayı, onlara kesinlikle veririz.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz seni onlardan alıp götürsek de yine onlardan intikam alırız.

    Edip Yüksel

    Seni alıp götürsek de biz onları cezalandıracağız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Seni alıp götürsek de biz onları cezalandıracağız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şu halde şayet Biz seni alıp götürürsek (hayatını sona erdirsek), elbette onlardan intikam alacağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şu halde şayed biz seni alır götürür isek elbette onlardan intikam alacağız

    Erhan Aktaş

    Biz, seni bu dünyadan alıp götürsek bile, onlara hak ettikleri cezayı mutlaka vereceğiz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Biz, seni bu dünyadan alıp götürsek bile, onlara hak ettikleri cezayı mutlaka vereceğiz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz, seni bu dünyadan alıp götürsek bile, onlara hak ettikleri cezayı mutlaka vereceğiz.

    Gültekin Onan

    Şu halde biz seni alıp götürürsek, elbette onlardan intikam alacağız.

    Hasan Basri Çantay

    Eğer seni herhalde (alır) götürürsek şübhe yok ki onlardan biz intikaam alıcılarızdır.

    İbni Kesir

    Seni onlardan uzaklaştırsak da; muhakkak ki Biz, onlardan intikam alırız.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz, seni alıp götürsek de onlardan yine intikam alacağız.

    Süleyman Ateş

    Ya biz seni alıp götürdükten sonra onlardan öc alırız.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Seni bu dünyadan göç ettirsek bile, hak ettikleri cezayı onlara yine veririz.

    Şaban Britch

    Biz, seni alıp götürsek de onlardan yine intikam alacağız.

    Şaban Piriş

    Biz, seni alıp götürsek de onlardan intikam alacağız;

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ya biz, seni alıp götürdükten sonra onlardan öç alırız;

  7. Zuhruf suresi, 42. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 42. ayet. أَوْ نُرِيَنَّكَ ٱلَّذِى وَعَدْنَٰهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِم مُّقْتَدِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter.

    Mehmet Okuyan

    Veya onlara vadettiğimiz (azabı) sana gösteririz. Şüphesiz ki bizim onlara gücümüz yeter.

    Mustafa İslamoğlu

    (istersek, onları tehdit ettiğimiz (azabı) sana da gösteririz: Her durumda Biz, elbette onları alt edecek bir güce sahibiz.

    Muhammed Esed

    ve onlara vaad ettiğimiz şeyi yerine getirdiğimizi (bu dünyada) sana göstersek de (göstermesek de) onlar üzerinde kesin bir otoriteye sahibiz!

    Ahmed Hulusi

    Yahut da onlara vadettiğimizi sana gösteririz. . . Biz onlar üzerinde istediğimizi yapma gücüne sahibiz!

    Ali Bulaç

    Ya da kendilerine va'dettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz.

    Ali Özek ve heyeti

    Yahut onlara vâdettiğimiz azabı, sana gösteririz. Çünkü bizim onlara gücümüz yeter.

    Ali Rıza Safa

    Veya onlara sözünü verdiğimizi sana gösteririz. Kuşkusuz, onların üzerinde gücümüz vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Yahut onlara vaad ettiğimiz azabı sana gösteririz. Çünkü bizim onlara gücümüz yeter.

    Edip Yüksel

    Yahut, onlara söz verdiğimizi sana gösteririz; bizim onlara gücümüz yeter.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yahut, onlara söz verdiğimizi sana gösteririz; bizim onlara gücümüz yeter.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yahut onlara yaptığımız tehdidi sana gösterirsek! Şüphesiz Biz onlara bunu yapmaya da muktediriz

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yahud onlara yaptığımız vaidi sana gösterirsek şübhe yok ki biz ona da muktediriz

    Erhan Aktaş

    Veya onları uyardığımız azabı sana gösteririz. Elbette Biz'im onlara gücümüz yeter.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Veya onları uyardığımız azabı sana gösteririz. Elbette Bizim onlara gücümüz yeter.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Veya onları uyardığımız azabı sana gösteririz. Elbette Bizim onlara gücümüz yeter.

    Gültekin Onan

    Ya da kendilerine vaadettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz.

    Hasan Basri Çantay

    Yahud onlara va'd (ve tehdid) etdiğimiz (azab) ı (senin hayatında) behemehal kendine göstereceğiz. Çünkü biz onların üstünde iktidar saahibleriyiz.

    İbni Kesir

    Yahut da onlara vaadettiğimizi sana gösteririz. Çünkü Biz, onlara karşı gücü yetenleriz.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yahut onları tehdit ettiğimiz azabı sana gösteririz, çünkü biz onlara güç yetirenleriz.

    Süleyman Ateş

    Yahut onları uyardığımız şeyi sana gösteririz (senin gözlerinin önünde onları azaba uğratırız); bizim onlara gücümüz yeter.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara söz verdiğimiz azabı sana gösterebiliriz de. Çünkü kıskıvrak elimizdedirler.

    Şaban Britch

    Yahut onlara vadettiğimiz azabı, sana gösteririz. Çünkü bizim onlara gücümüz yeter.

    Şaban Piriş

    Onlara vaadettiğimizi sana göstersek de.. Elbette biz, onlara güç yetiririz!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yahut da onlara yönelttiğimiz tehdidi sana gösteririz. Biz onlarla başa çıkacak güçteyiz.

  8. Zuhruf suresi, 43. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 43. ayet. فَٱسْتَمْسِكْ بِٱلَّذِىٓ أُوحِىَ إِلَيْكَ إِنَّكَ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Diyanet İşleri

    Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.

    Mustafa İslamoğlu

    Şu halde sana vahyedilene sımsıkı sarıl: çünkü sen dosdoğru bir yol üzeresin.

    Muhammed Esed

    Öyleyse sana vahyedilmiş olan her şeye sımsıkı sarıl; çünkü sen dosdoğru bir yoldasın;

    Ahmed Hulusi

    Sana vahyolunana sıkı sarıl! Muhakkak ki sen doğru yol üstündesin!

    Ali Bulaç

    Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

    Ali Özek ve heyeti

    Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru yoldasın.

    Ali Rıza Safa

    Artık, sana bildirilene sımsıkı sarıl. Kuşkusuz, sen, dosdoğru yol üzerindesin.

    Bayraktar Bayraklı

    Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Şüphesiz sen dosdoğru yoldasın.

    Edip Yüksel

    Sana vahiy edilene sarıl; çünkü sen doğru yoldasın.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sana vahyedilene sarıl; çünkü sen doğru yoldasın.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sen hemen o sana vahyedilene tutun! Muhakkak ki sen doğru bir yol üzerindesin.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sen hemen o sana vahyolunana tutun muhakkak ki sen doğru bir yol üzerindesin

    Erhan Aktaş

    Öyleyse sen, sana vahyedilene sarılmaya bak. Kuşkusuz sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Öyleyse sen, sana vahyedilene sarılmaya bak. Kuşkusuz sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Öyleyse sen, sana vahyedilene sarılmaya bak. Kuşkusuz sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

    Gültekin Onan

    Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı tutun; çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

    Hasan Basri Çantay

    Binaen'aleyh sen, sana vahyolunan (Kur'an) a kuvvetle sarıl. Muhakkak ki sen dosdoğru bir yol üzerindesin.

    İbni Kesir

    Sen; sana vahyolunana sarıl. Muhakkak ki sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sen, sana vahyolunana sımsıkı tutun. Çünkü sen, dosdoğru bir yol üzerindesin!

    Süleyman Ateş

    Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl, çünkü sen doğru yoldasın.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Çünkü sen doğru yoldasın.

    Şaban Britch

    Sen, sana vahyolunana sımsıkı tutun. Çünkü sen, dosdoğru bir yol üzerindesin!

    Şaban Piriş

    Sen, sana vahyolunana sımsıkı tutun. Çünkü sen, dosdoğru bir yol üzerindesin!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl! Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yol üzerindesin.

  9. Zuhruf suresi, 44. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 44. ayet. وَإِنَّهُۥ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz bu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki o (Kur'an), senin ve kavmin için (gerçeği) hatırlatan (öğüt)tür. İlerde ondan sorgulanacaksınız. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle bir müslümanın Kur'an'la ne kadar sıkı bir iletişimde olması gerektiğinin göstergesidir. Çünkü Kur'an bir müslüman için onurdur ve mahşerde insanlar bu kitaptan sorgulanacaklardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Kuşkusuz bu (vahiy), senin ve kavmin için bir şeref ve itibar kaynağıdır: fakat zamanı gelince hepiniz (ona karşı aldığınız tutuma göre) hesaba çekileceksiniz.

    Muhammed Esed

    ve bu (vahiy) şüphesiz senin ve halkın için bir şeref ve itibar (kaynağı) olacaktır ama zamanı gelince hepiniz (ona karşı tutumunuzdan dolayı) hesaba çekileceksiniz.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki O, sen ve toplumun için bir zikirdir (hatırlatma)! Yakında sorumluluğunuzdan sorgulanacaksınız!

    Ali Bulaç

    Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.

    Ali Özek ve heyeti

    Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, O, sana ve toplumuna bir öğretidir. Ondan, hesaba çekileceksiniz. dipnot 423

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 423
      Kur'an'dan hesaba çekileceğimiz çok açık bir biçimde bildirilmesine karşın, İslamiyet'in beş ve Müslüman olmanın altı koşulu arasında, üstelik otuz iki farz ve elli dört farz olarak isimlendirilen abartılmış koşul dizelgesinde bile Kur'an'a yer verilmemiştir. Kur'an'ın öğrenilmesini engellemek için örümcek ağı gibi örülen büyük tuzak konusunda, önyazıların dördüncü bölümünde bilgi verilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir şereftir. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız.

    Edip Yüksel

    Bu, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve muhakkak ki o (Kur'an) hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ileride bundan sorulacaksınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve muhakkak ki o, hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ileride ondan mes'ul olacaksınız

    Erhan Aktaş

    Kuşkusuz o sana ve halkına bir öğüttür. Ondan sorulacaksınız.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kuşkusuz o sana ve halkına bir öğüttür. Ondan sorulacaksınız.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O senin için de halkın için de bir öğüttür. Siz ondan sorulacaksınız.

    Gültekin Onan

    Ve şüphesiz o (Kuran), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhe yok ki o (Kur'an) senin için de, kavmin için de kat'i bir şerefdir. Siz (ondan) mes'ul olacaksınız.

    İbni Kesir

    Doğrusu bu; sana ve kavmine bir öğüttür. Ondan sorguya çekileceksiniz.

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz bu Kur’an; sana ve kavmine bir şereftir, ondan sorguya çekileceksiniz.

    Süleyman Ateş

    O (Kur'an) sana ve kavmine bir Zikir (uyarı, şan ve şeref)dir ve yakında (ona uyup uymadığınızdan) sorulacaksınız.

    Süleymaniye Vakfı

    O, hem senin için hem de halkın için doğru bilgidir dipnot 1 . İleride sorguya çekileceksiniz dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredat). Doğru bilginin kaynağı Allah'ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan ayetler ve indirilen ayetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (Enbiya 21/24, En'am 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder (Ra'd 13/28). Allah'ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerinde düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/209).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kur'an, hem senin için, hem de halkın için doğru bilgidir. Yakında bu konuda sorguya çekileceksiniz.

    Şaban Britch

    Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir şereftir, ondan sorguya çekileceksiniz.

    Şaban Piriş

    Şüphesiz, (Kur'an) senin için ve kavmin için de sorgulanacağınız bir hatırlatmadır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gerçek şu: Bu Kur'an sana ve toplumuna elbetteki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.

  10. Zuhruf suresi, 45. ayet — bütün mealleriyle aç

    Zuhruf suresi, 45. ayet. وَسْـَٔلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَآ أَجَعَلْنَا مِن دُونِ ٱلرَّحْمَٰنِ ءَالِهَةً يُعْبَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?

    Mehmet Okuyan

    Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! "Rahmân'ın peşi sıra tapılacak ilahlar (edinin." diye) emretmiş miyiz!

    Mustafa İslamoğlu

    Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizin (hayatlarını) soruştur; bak bakalım, hiç Rahman'dan başka tapınılacak ilahlar tayin etmiş miyiz?

    Muhammed Esed

    (Bırak başkasını da,) senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor, Rahman'dan başka tanrılara tapılmasına hiç izin vermiş miyiz?

    Ahmed Hulusi

    Rasullerimizden, senden önce irsal ettiklerimize sor (onlara verilen bilgiyi incele)! Rahman'dan gayrı, kulluk yapılası tanrılar mı oluşturmuşuz?

    Ali Bulaç

    Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz, Rahman (olan Allah)ın dışında tapılacak birtakım ilahlar kıldık mı (hiç)?

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!) Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizden sor bakalım, Rahmân'dan başka ibadet olunan ilahlar yaratmış mıyız?

    Ali Rıza Safa

    Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizi de soruştur; Bağışlayandan başka bir de ayrıca tapılacak tanrılar yapmış mıyız?

    Bayraktar Bayraklı

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize şöyle sor: "Rahman'dan başka tanrılara tapılmasını emretmiş miyiz?"

    Edip Yüksel

    Senden önce gönderdiğimiz elçileri araştır: "Rahman'ın dışında hizmet edilecek tanrılar kabul etmiş miyiz?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Senden önce gönderdiğimiz elçileri araştır: 'Rahman'ın dışında tapılacak tanrılar kabul etmiş miyiz?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize de sor: Biz Rahman'dan başka ibadet olunacak ilahlar yapmış mıyız?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Senden evvel gönderdiklerimize sor Resullerimizden! biz Rahmandan başka ıbadet olunacak ilahlar yapmış mıyız?

    Erhan Aktaş

    Senden önce kendilerine Resul gönderdiklerimize sor. Biz, Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar kılmış mıyız?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Senden önce kendilerine Resul gönderdiklerimize sor. Biz, Rahman'dan başka kulluk dipnot 1 edilecek ilahlar kılmış mıyız?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kulluk, kaçınılmaz, zorunlu bir durumdur; seçim, kul olup olmamakla ilgili bir şey olmayıp, kulluğun kime yapılacağı ile ilgilidir. Kulluk; ya Allah'a özgü olur ya da Allah'ın dışında başka şeylere olur. Kulluğun Allah'a özgü olması özgürlüktür, Allah'tan başkasına: bir güce, dünya malına, insanın kendi hevasına, iktidara, düşünceye, kişiye vs. olması ise köleliktir. Kulluk seçiminde tevhid gerçekleştirilmezse inanca dair her şey anlamını ve önemini yitirir, yaşam ve inanç şirke dönüşür. İnsanın yaşamında kulluğun kapsamadığı hiçbir alan yoktur. Müslüman için kulluk insanın ruhen ve bedenen bütün varlığı ile Allah'a bilinçli bir bağlılık ve yönelmesidir. İbadet, kulluğun mastar formudur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Senden önce kendilerine Rasul gönderdiklerimize sor. Biz, Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar kılmış mıyız?

    Gültekin Onan

    Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz, Rahmanın dışında tapılacak birtakım tanrılar kıldık mı (hiç)?

    Hasan Basri Çantay

    Senden evvel gönderdiğimiz peygamberlerimize sor: Biz o çok esirgeyici (Allah) dan başka tapılacak Tanrılar yapmış mıyız?

    İbni Kesir

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor: Biz, Rahman'dan başka ibadet edecek tanrılar kılmış mıyız?

    Mehmet Alagaş

    (26-45) İbrahim babasına ve kavmine dedi ki muhakkak ki ben ibadet ettiklerinizden uzağım / beriyim. Beni yaratan, ancak işte O, beni yola iletecektir. Peşinden / akabinden Onu, kalıcı / baki, bir kelime yaptı, böylelikle belki dönerler. Evet, onlara hak gelinceye, apaçık bir elçi gelinceye kadar onları da ve atalarını da ben geçindirdim, hak onlara geldiğinde ise dediler ki bu bir büyüdür ve kesinlikle biz onu yok sayanlarız / kafirleriz. Dediler ki keşke bu Kuran bu iki memleketten azametli bir adama inseydi! Onlar mı Rabbinin rahmetini taksim ediyorlar. Biz , aranızda geçimlik malzemeleri dünya hayatında taksim ediliyoruz. Bazılarınızı derece olarak bazılarınıza nazaran üstte yaptık ki bazısı bazılarını işine alsın / istihdam etsin. Rabbinin rahmeti onların birikimlerinden daha hayırlıdır. Şayet insanlar tek bir ümmet olsaydı, Rahman'ı yok sayanların / kafirlerin evlerinin çatılarını ve üzerine çıktıkları merdivenleri / mearic, evlerinin kapılarını ve yaslandıkları koltukları gümüşten ve yaldızlı yapardık. (Ayrı olduklarını belli ederdik) işte bunların hepsi dünya hayatının geçimliğidir, ahirette Rabbinin yanında ki sakınanlar içindir. Kim ki Rahman'ın hatırlatmasına / zikri ne kör bakarsa /yağşü, ona şeytanı musallat ederiz ve onu n yaşıtı olur / akranı olur , Muhakkak ki onlar yoldan alıkoyarlar onlarda hidayette olduklarını değerlendirirler / hesap ederler . Bize geldiği vakit diyecek ki keşke seninle / benim aramda iki doğu kadar mesafe olsaydı, ne kötü akransın / yaşıtsın, bugün asla size fayda yok, zulmettiniz kesinlikle azap ta da ortaksınız. Peki şimdi sen, apaçık bir sapıklık içinde ki sağıra mı işittireceksin yahut köre mi yol göstereceksin ? Eğer seni götürsek / giderirsek onlardan kesinlikle intikam alırız. Sana vaat ettiğimizi , sana göstereceğiz , onların üzerinde de iktidar sahibiyiz. Sen, sana vahyolunanı sımsıkı tut. Muhakkak ki sen doğru bir yol üzeresin. Muhakkak O, senin için de kavmin için de bir hatırlatmadır , ilerde sorulacaksınız. Senden önce ki Resullerimizden gönderdiklerimize sor bakalım, biz Rahmanın dışında, ibadet için ilahlar yapmış mıyız?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimize sor. Rahman’dan başka ibadet edilecek ilâhlar kılmış mıyız?

    Süleyman Ateş

    Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Rahman'dan başka tapılacak tanrılar yapmış mıyız?

    Süleymaniye Vakfı

    Senden önce kendilerine elçilerimizi /kitaplarımızı dipnot 1 gönderdiğimiz kişilere sor bakalım, Rahman ile onların arasında, kulluk edilecek ilahlar dipnot 2 var etmiş miyiz hiç dipnot 3 !

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette "elçiler" diye anlam verdiğimiz kelime resul'ün çoğulu olan rusül = (رسل)'dür. Arap dilinde resul, hem birine gönderilen söz hem de o sözü ileten elçi anlamındadır (Müfredat). Allah'ın elçilerinin ilettikleri sözler, onlara verdiği kitaplardır. Muhammed aleyhisselam ve müslümanlar, Allah'ın daha önce gönderdiği elçilere birşey soramayacakları için aracı ilahların olamayacağını ancak onların getirdikleri kitaplardan öğrenebilirler.
    2. metne dön, dipnot 2
      İlah, kulluk edilen varlıktır. Tek ilah Allah'tır. Din adamlarının birçoğu, ayetlerde anlam kayması yaparak Allah'ın nebilerinin sözlerini, Allah'ın kitabına uyup uymadığına bakmaksızın, Allah'ın sözü gibi sayıp nebileri ilahlaştırmışlardır. İbadet, kayıtsız şartsız boyun eğmektir. Bu ayete göre Allah, kendi dışında hiçbir şeye kayıtsız şartsız boyun eğilmesini kabul etmemiştir (Enfal 8/67-68, Ahzab 33/36-37). Resule itaat emri de buna istisna teşkil etmez çünkü Allah'ın resulü, onun sözlerini olduğu gibi ileten elçidir (Nisa 4/80, Nur 24/54).
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Senden önce elçi gönderdiğimiz kişilerle ilgili bir araştırma yap da bak; Rahman ile aranıza ilahlar koymuş muyuz dipnot 1 ?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlah, kayıtsız şartsız, boyun eğilen varlıktır. Aşağıdaki ayet ve benzerlerinden dolayı akla, şu soru gelebilir: "Acaba insanların uydurdukları dışında, Allah'ın, kayıtsız şartsız emrine uyulmasını istediği kimseler var mıdır?"

    Şaban Britch

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizden sor. Bakalım biz, Rahman'ın dışında ibadet edilecek bir takım ilahlar kılmış mıyız?

    Şaban Piriş

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizden sor. Bakalım, Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Senden önce gönderdiğimiz resullerimize sor: Rahman'dan başka kulluk/ibadet edilecek tanrılar yapmış mıyız?

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.