Diyanet İşleri
Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Mü'minûn suresi · 78–92. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Mü'minûn suresi, 78. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Halbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
O, sizin için işitme (duyusu), gözler ve kalpler yaratandır. Ne kadar da azınız şükrediyor!
İmdi sizi işitme, görme ve düşünme yeteneğiyle inşa eden O'dur: ne kadar da azınız şükrediyor!
(Ey İnsanlar! Rabbinizin mesajlarına kulak verin,) çünkü, sizi işitme duyusuyla, görme duyusuyla, düşünme, hissetme yeteneğiyle donatan O'dur; (yine de) ne kadar az şükrediyorsunuz!
"HU"dur ki; sizin için sem' (algılama melekesi), basarlar (gözler) ve fuadlar (Esma mana özelliklerini şuura yansıtıcılar - kalp nöronları) inşa etti. . . Ne az şükrediyorsunuz!
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne de az şükrediyorsunuz!
Çünkü O, sizi yaratmış; duyma yetisi, gözler ve duygular vermiştir. Ne denli az şükrediyorsunuz?
Oysa, sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var eden O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz!
O'dur sizin için işitme, görme duyularını ve beyinler yaratan. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
O'dur sizin için işitme, görme duyularını ve beyinler yaratan. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Halbuki, sizin için o kulağı, o gözleri ve o gönülleri yaratan O'dur. Siz, pek az şükrediyorsunuz.
Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri, o Gönülleri inşa eden o siz, pek az şükrediyorsunuz
Size; işitme, görme ve ef'ide dipnot 1 veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz dipnot 2 ?
Size; işitme, görme ve ef'ide dipnot 1 veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz? dipnot 2
Size; işitme, görme ve düşünme özelliği veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz? dipnot 1
O, sizin için kulakları, gözleri ve yürekleri (efideh) inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz.
O, sizin için o kulakları, o gözleri, o gönülleri yaratandır. (Böyle iken) ne az şükredersiniz!
Sizin için kulaklar, gözler ve kalbler var eden O'dur. Ne de az şükrediyorsunuz.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Sizin için kulaklar, gözler ve kalpler var eden O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
O'dur ki, sizin için o kulağı, o gözleri ve gönülleri inşa etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
O, sizin için dinleme yeteneği, basiret /ileri görüşlülük ve gönüller oluşturup geliştirendir. Görevlerinizi ne kadar az yerine getiriyorsunuz dipnot 1 !
Halbuki sizler için dinleme, görme ve gönül yeteneği veren odur. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Sizin için kulaklar, gözler ve gönüller vareden O’dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Sizin için kulaklar, gözler ve gönüller vareden O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
Allah odur ki; sizin için işitme gücü, gözler ve gönüller oluşturdu. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
Mü'minûn suresi, 79. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir. Sadece O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur; (mahşerde) yalnızca O'nun huzurunda toplanacaksınız. dipnot 1
Sizi yeryüzüne yayan da O'dur, yine O'na döndürüleceksiniz.
Sizi çoğaltıp yeryüzüne yayan da O'dur; ve sonunda toplanıp O'na döndürüleceksiniz.
"HU"dur ki; sizi arzda (bedende) yaratıp çoğalttı. . . O'na haşr olunacaksınız!
O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O'dur. Ve yine O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Çünkü O, sizi çoğaltarak yeryüzünde yaymıştır. Ve O'nun karşısında toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde yaratıp,çoğalmanızı sağlayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
O'dur sizi yeryüzüne yerleştiren; O'nun huzurunda toplanacaksınız.
O'dur sizi yeryüzüne yerleştiren; O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde yaratıp yayan O'dur; hep O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Ve sizi Arzda yaratıp yayan o, hep ona haşrolunacaksınız
Sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde çoğaltan O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız.
O, sizi yeryüzünde yaratıp türetendir ve hepiniz yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız.
O, sizi yer (yüzün) de yaratıb türetendir. Hepiniz ancak Ona (dönüb) toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde yaratıp türeten O'dur. Ve O'nun huzurunda toplanacaksınız
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O'dur. Ve yine O'nun huzurunda toplanacaksınız.
O'dur ki, sizi yeryüzünde yaratıp yaydı ve O'na götürüleceksiniz.
O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Siz onun huzurunda toplanacaksınız dipnot 1 .
Toprağa sizi tohum gibi eken dipnot 1 O'dur. O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde yaratan O’dur. O’nun huzurunda toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde yaratıp, yayan O'dur. O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Sizi yeryüzünde yaratıp yayan da O'dur. O'nun huzurunda haşredileceksiniz.
Mü'minûn suresi, 80. ayet. وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
O, diriltendir, öldürendir. Gece ile gündüzün birbirini takib etmesi de O'na aittir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?
O, yaşatan ve öldürendir. Gecenin ve gündüzün (birbiri ardınca) değişmesi yalnızca O'na aittir. dipnot 1 Akıl etmiyor musunuz?
Yine O hayat verir ve ölümü takdir eder; gece ve gündüzün birbirinin yerine geçmesi de O'nun eseridir: peki, hala akletmeyecek misiniz?
Hayatı bağışlayan ve ölüme hükmeden O'dur; geceyle gündüzün birbirini kovalaması O'nun buyruğuyladır. Öyleyse, artık aklınızı kullanmayacak mısınız?
"HU"dur dirilten ve öldüren. . . Gece ve gündüzün dönüşümü O'nun içindir. . . Hala aklınız ermiyor mu?
O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O’nun eseridir. Hâla aklınızı kullanmaz mısınız?
Çünkü O, yaşatan ve öldürendir. Gece ve gündüzün birbirini izlemesi de O'nun gözetimindedir. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Dirilten de, öldüren de O'dur. Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesi de O'nun eseridir. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
O'dur yaşatan ve öldüren; gecenin ve gündüzün değişmesi O'na bağlı. Aklınızı kullanmaz mısınız?
O'dur yaşatan ve öldüren; gecenin ve gündüzün değişmesi O'na bağlı. Aklınızı kullanmaz mısınız?
Hayat veren ve öldüren O'dur; gece ile gündüzün değişmesi de O'nun eseridir. Artık akıllanmayacak mısınız?
Ve o öldüren ve dirilten o, gece ve gündüzün ıhtilafı da hep onun için, artık akıllanmıyacak mısınız
Hayat veren de öldüren de O'dur. Gece ve gündüzün oluşması O'nun yasalarına göredir. Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Hayat veren de ve öldüren de O'dur. Gece ve gündüzün oluşması O'nun yasalarına göredir. Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Hayat veren de ve öldüren de O'dur. Gece ve gündüzün oluşması O'nun yasalarına göredir. Niçin aklınızı kullanmıyorsunuz?
O, yaşatan ve öldürendir; gece ile gündüzün aykırılığı (veya ardarda gelişi) da O'nun (kanunu)dur. Yine de akletmeyecek misiniz ?
O, hem dirilten, hem öldürendir. Gece ile gündüzün ihtilafı da Onun (eseri) dir. Haala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Dirilten de, öldüren de O'dur. Geceyle gündüzün birbiri ardı sıra gelmesi de O'nun emrine bağlıdır. Hala düşünmez misiniz?
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
Dirilten de öldüren de O’dur. Gece ve gündüzün art arda gelmesi de O’na aittir. Hâlâ akletmiyor musunuz?
O'dur ki yaşatıyor, öldürüyor. Gecenin ve gündüzün değişmesi O'nun (eseri)dir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
Hayat veren de öldüren de odur dipnot 1 . Gece ile gündüzü art arda getirmek de onun işidir dipnot 2 . Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?
Hayat veren odur; öldüren de o. Gece ile gündüzü farklılaştırma onun işidir. Aklınızı kullanmayacak mısınız?
Dirilten de öldüren de O’dur. Gece ve gündüzün ardarda gelmesi de O’na aittir. Hala, akletmiyor musunuz?
Dirilten de öldüren de O'dur. Gece ve gündüzün ardarda gelmesi de O'na bağlıdır. Hala, aklınızı kullanmıyor musunuz?
O hayat veriyor, O öldürüyor. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi O'nun için. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Mü'minûn suresi, 81. ayet. بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ
Hayır onlar, öncekilerin söyledikleri sözler gibi sözler ettiler.
Gerçekte onlar da öncekilerin dedikleri gibi dediler:
Aksine, öncekiler ne dediyse onlar da aynısını söylediler:
Hayır, onlar sadece geçip gitmiş insanların söylediği şeyi söylerler:
Ne var ki, onlar da öncekilerin söylediğinin benzerini söylediler.
Hayır; onlar, geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.
Buna rağmen onlar, öncekilerin dedikleri gibi dediler.
Hayır! Öncekilerin söylemiş olduklarının tıpkısını söylüyorlar.
"Hayır; yine de öncekilerin dediklerini derler."
Ancak onlar, öncekilerin dediklerini tekrarladılar.
Ancak onlar, öncekilerin dediklerini tekrarladılar.
Hayır, öncekilerin dediği gibi dediler.
Hayır, evvelkilerin dedikleri gibi dediler
Ancak onlar öncekilerin dediklerinin aynısını dediler.
Ancak onlar öncekilerin dediklerinin aynısını dediler.
Ancak onlar öncekilerin dediklerinin aynısını dediler.
Hayır; onlar geçmiştekilerin söylediklerinin benzerini söylediler.
Hayır, onlar evvelkilerin dediği gibi dediler.
Hayır, onlar yine de öncekilerin dediklerini derler.
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
Aksine bunlar da öncekilerin dedikleri gibi dediler.
Hayır, onlar da evvelkilerin dedikleri gibi dediler:
Aslında bunlar da tıpkı öncekilerin dediklerini diyorlar:
Hayır, bunlar da tıpkı eskiler gibi konuştular:
Aksine, evvelkilerin dedikleri gibi dediler:
Aksine, evvelkilerin dedikleri gibi dediler:
İşin doğrusu şu: Onlar da öncekilerin söylediği gibi söylediler.
Mü'minûn suresi, 82. ayet. قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
Dediler ki: "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı tekrar diriltileceğiz?"
"Biz ölüp de toprak ve kemik hâline gelmişken mi diriltileceğiz? dipnot 1
"Ne yani" dediler, "biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra tekrar mı diriltileceğiz?
"Biz öldükten, toza toprağa, kemiğe dönüştükten sonra, yeniden diriltileceğiz, öyle mi?" derler.
Dediler ki: "Ölüp, toprak ve kemikler olduğumuzda gerçekten yeni bir yapıyla yaşama devam edecek miyiz?"
Dediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?"
Dediler ki: Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz öyle mi?
"Öldüğümüz ve toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı? Gerçekten, bize yeniden yaşam mı verilecek?"
- Öncekiler: "Ölüp, toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? Andolsun ki, biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" demişlerdi.
Ve şöyle dediler: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı dirileceğiz?"
Ve şöyle dediler: 'Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı dirileceğiz?'
ki: "ölüp de bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, sahi biz mi mutlaka diriltileceğiz?
"Öldüğümüz ve bir türab, bir yığın kemik olduğumuz vakıt mı, cidden biz mi mutlak ba'solunacağız?
Dediler ki: "Ölüp de toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı diriltileceğiz?"
Dediler ki: "Ölüp de toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı diriltileceğiz?"
Dediler ki: "Ölüp de toprak ve kemik yığını olduktan sonra mı diriltileceğiz?"
Dediler ki: "Öldüğümüz, bir toprak ve bir kemik olduğumuz zaman, gerçekten biz mi diriltilecek mişiz?"
Onlar "Öldüğümüz ve bir toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, hakıykaten biz mi diriltilib kaldırılacakmışız?" demişlerdi.
Onlar demişlerdi ki: Ölüp de toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltileceğiz?
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
"Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman, biz yeniden mi diriltileceğiz?" dediler.
"Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi diriltileceğiz?" dediler.
"Ölüp de toprak ve kemikler haline dönüştükten sonra biz gerçekten diriltileceğiz, öyle mi?" diyorlar dipnot 1 .
Dediler ki; "Ölüp de toprak ve kemikler haline dönüştükten sonra gerçekten kabirden kalkacağız; öyle mi?"
Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman, biz yeniden mi diriltileceğiz? dediler.
-Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz yeniden diriltileceğiz? dediler.
Dediler ki: "Ölüp, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, gerçekten o zaman mı diriltileceğiz?"
Mü'minûn suresi, 83. ayet. لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
Andolsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu, öncekilerin uydurduğu masallardan başka bir şey değildir.
Şüphesiz ki bu (tehdit), bize de daha önce atalarımıza da vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" dipnot 1 demişlerdi.
Doğrusu bu, bize ve bizden önceki atalarımıza da vaad edilmişti; ne ki bu eskilerin mesajlarından başka bir şey değildir!"
"Gerçek şu ki, bize de, bizden önce atalarımıza da aynı şey vaad edilmişti! Eskilerin masallarından başka bir şey değil bu!"
"Andolsun ki biz de bizden önceki atalarımız da bununla tehdit edildik. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değil. "
"Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir."
Hakikaten, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından başka bir şey değildir!
"Gerçek şu ki, bize sözü verilen, daha önce atalarımıza da söylenmişti. Öncekilerin söylencelerinden başka bir şey değil bu!"
- Öncekiler: "Ölüp, toprak ve bir yığın kemik olduğumuzda mı diriltileceğiz? Andolsun ki, biz ve daha önce de babalarımız tehdit edilmişti; bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" demişlerdi.
"Bize ve atalarımıza daha önce aynı şey söz verilmişti. Bu, geçmişlerin efsanesinden başka bir şey değildir."
'Bize ve atalarımıza daha önce aynı şey söz verilmişti. Bu, geçmişlerin efsanesinden başka bir şey değildir.'
Yemin ederiz ki, bize de atalarımıza da bundan önce bu va'dolundu; bu eskilerin masallarından başka bir şey değil!"
Yemin ederiz ki bize de, atalarımıza da bu, bundan evvel va'dolundu, bu eskilerin masallarından başka bir şey değil" dediler
"Ant olsun ki bize yapılan bu uyarı, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir."
"Ant olsun ki bize yapılan bu uyarı, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir."
Ant olsun ki bize yapılan bu uyarı, daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.
"Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir."
"Andederiz ki bize de, atalarımıza da daha önce bu va'd olunmuşdur. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir".
Andolsun ki biz, ve daha önce de atalarımız bununla tehdit edilmişti. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
Bu, bize ve atalarımıza daha önce de vadedilmişti. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.
"Andolsun bu tehdid bize de bizden önce atalarımıza da yapıldı. Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir."
"Bize yapılan bu tehdit daha önce atalarımıza da yapılmıştı. Bu, öncekilerin yalan yanlış yazılarından dipnot 1 başka bir şey değildir dipnot 2 ."
Bize yapılan bu tehdit, daha önce atalarımıza da yapılmış. Bu eskilerin hikayelerinden başka bir şey değildir."
Bu, bize ve babalarımıza daha önce de vaat edilen eskilerin masallarından başka bir şey değildir.
Bu, bize ve babalarımıza daha önce de vaat edilen eskilerin masallarından başka bir şey değildir.
"Yemin olsun, biz de bizden önce atalarımız da bununla tehdit edildik. Öncekilerin masallarından başka bir şey değil bu!"
Mü'minûn suresi, 84. ayet. قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Yer ve yerde bulunanlar kime aittir?"
De ki: "Biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?" dipnot 1
De ki: "Yer ve ondaki varlıklar kime aittir, eğer biliyorsanız (cevaplasanıza)?"
De ki: "Peki, yeryüzü ve orada var olanlar kimin, öyleyse? Biliyorsanız (hadi, söyleyin bana)!"
De ki: "Kim içindir arz ve onda olan kim? Eğer biliyorsanız (söyleyin). "
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?"
(Rasûlüm!) de ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir?
De ki: "Yeryüzü ve içindekiler, kimin malıdır; eğer biliyorsanız?"
Deki: "Biliyorsanız, dünya ve içinde bulunanlar kimindir?"
De ki: "Biliyorsanız, yer, gökler ve içlerinde bulunanlar kimindir?" dipnot 1
De ki, 'Biliyorsanız, yer, gökler ve içlerinde bulunanlar kimindir?'
De ki: "Yeryüzü ve onda bulunan kimseler kime aittir; eğer biliyorsanız?"
"Kimin o Arz ve ondaki kimseler, eğer biliyorsanız?" de!
De ki: "Söyleyin bakalım, yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?"
De ki: "Söyleyin bakalım, yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?"
De ki: "Söyleyin bakalım, yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?"
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) "Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?"
(Sen Habibim, onlara) de ki: "Kimindir o yer ve ondaki (bütün mahluk) lar, biliyor musunuz"?
De ki: Yer ve onda bulunanlar kimindir? Biliyorsanız söyleyin.
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?"
De ki: "Biliyorsanız dünya ve içinde bulunanlar kimindir?"
Onlara şöyle de: "Biliyorsanız söyleyin, yeryüzü ve orada bulunanlar kimindir?"
De ki; biliyorsanız söyleyin; "Bu yer ve üstündeki canlılar kimindir?"
De ki: Yeryüzü ve içindekiler kime aittir, eğer biliyorsanız?
De ki: -Yeryüzü ve içindekiler kime aittir, eğer biliyorsanız?
De ki: "Eğer biliyorsanız, yeryüzü ve içindekiler kimindir?"
Mü'minûn suresi, 85. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?" de.
"Allah'a aittir." diyeceklerdir. De ki: "Öyle ise (gerçeği) hatırlamaz mısınız?"
"Allah'a aittir" diyecekler. De ki: "O halde, hala (onurunuzu) hatırlamayacak mısınız?
"Allah'ın!" diye cevap vereceklerdir. De ki: "Peki, (Allah'ın birliğini, eşsiz, ortaksız olduğunu) kendiliğinizden hatırlamayacak mısınız artık?"
"Allah içindir", diyecekler! De ki: "Hala düşünüp değerlendirmeyecek misiniz?"
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?"
«Allah'a aittir» diyecekler. Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız! de.
"Allah'ın malıdır!" diyecekler. De ki: "Yine de düşünmüyor musunuz?"
"Allah'ındır" diyecekler. "Öyleyse düşünmüyor musunuz?" de!
"ALLAH'ın" diyecekler. De ki: "Düşünmez misiniz?"
'ALLAH'ın,' diyecekler. De ki, 'Düşünmez misiniz?'
Allah'a aittir, diyecekler. De ki: "O halde düşünmez misiniz?
"Allah'ın" diyecekler, "o halde düşünmez misiniz?" de!
"Allah'a aittir." diyecekler. De ki: "Hala öğüt almayacak mısınız?"
"Allah'a aittir." diyecekler. De ki: "Hala öğüt almayacak mısınız?"
"Allah'a aittir." diyecekler. De ki: " Hala öğüt almayacak mısınız?"
"Tanrı'nındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?"
"Allahındır" diyecekler. "O halde iyiden iyi düşünüb de ibret almaz mısınız siz? de.
Allah'ındır, diyecekler. Öyleyse ibret almaz mısınız? de.
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
“Allah’ındır.” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp öğüt almaz mısınız?” de.
"Allah'ındır" diyecekler. "O halde düşün(üp, ilk kez yaratanın, ikinci defa yine yaratılabileceğini anla)mıyor musunuz?" de.
"Allah'ındır!" diyeceklerdir. De ki: "O halde aklınızı başınıza almayacak mısınız?"
"Allah'ındır" diyeceklerdir. De ki: "Bilginizi kullanmayacak mısınız?"
Allah’a aittir, diyecekler. Hala düşünmez misiniz? de!
-Allah'a aittir, diyecekler. -Ee, peki düşünmez misiniz? de!
"Allah'ındır!" diyecekler. De ki: "Hala düşünüp ibret almıyor musunuz?"
Mü'minûn suresi, 86. ayet. قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
De ki: "Yedi kat göklerin Rabbi, büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"
De ki: "Yedi kat göklerin dipnot 1 Rabbi, yüce arşın Rabbi kimdir?"
de ki: "Hem yedi göğün, hem de mutlak hükümranlık tahtının yegane Rabbi kimdir?"
De ki: "Peki, kimdir yedi kat göğü yerinde tutan ve yüce kudret tahtında hükümran olan?"
De ki: "Yedi semanın Rabbi ve Aziym Arş'ın Rabbi kimdir?"
De ki: "Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?"
Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir? diye sor.
De ki: "Yedi Göklerin Efendisi ve Büyük Egemen Erkin Efendisi kimdir?"
"Yedi göğün Rabbi ve büyük hükümranlık tahtının sahibi kimdir?" de!
De ki: "Yedi göğün Efendisi, büyük yönetimin Efendisi kimdir?"
De ki, 'Yedi göğün Rabbi, büyük yönetimin Rabbi kimdir?'
Sor onlara, de ki: "Kimdir o yedi kat göklerin Rabbi ve o büyük Arşın sahibi?"
"Kim o yedi Semanın rabbı ve o azametli Arşın rabbı?" de!
De ki: "Yedi göğün ve muazzam arşın dipnot 1 Rabb'i kimdir?"
De ki: "Yedi göğün ve muazzam arşın dipnot 1 Rabb'i kimdir?"
De ki: "Yedi göğün ve muazzam arşın dipnot 1 Rabb'i kimdir?"
De ki: "Yedi göğün rabbi ve büyük arşın rabbi kimdir?"
(Yine) de ki: "Kim o yedi göğün Rabbi ve o büyük arşın saahibi"?
De ki: Yedi göğün Rabbı ve yüce Arş'ın Rabbı kimdir?
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
"Yedi göğün Rabbi ve yüce arşın Rabbi kimdir?" de!
"Yedi göğün Rabbi ve büyük Arş'ın Rabbi kimdir?" de.
Onlara bir de "Yedi kat göğün ve Yüce Arş'ın dipnot 1 sahibi kimdir?" diye sor.
Onlara bir de; "Yedi kat göğün ve yüce Arşın dipnot 1 sahibi kimdir?" diye sor.
Yedi göğün Rabbi ve azim olan arşın Rabbi kimdir? de!
Yedi göğün Rabbi kimdir? Ya büyük hükümranlığın Rabbi? de!
Sor: "Yedi göklerin Rabbi ve o büyük arşın Rabbi kimdir?"
Mü'minûn suresi, 87. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" de.
"Allah'a aittir." diyecekler. De ki: "(O'na karşı) takvâlı (duyarlı) olmaz mısınız?"
"Allah'tır" diyecekler. De ki: "O halde, hala sorumluluğunuzun bilincine varmayacak mısınız?"
Diyeceklerdir ki: "Allah!" De ki: "Peki, artık O'na karşı sorumluluk bilinci taşımayacak mısınız?"
"Allah içindir", diyecekler! De ki: "O halde korkup korunmaz mısınız?"
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?"
Onlar da diyeceklerdir ki: "Allah'tır." De ki: "O halde hiç korkmuyor musunuz?"
"Allah!" diyecekler. De ki: "Yine de sorumluluk bilincine erişmeyecek misiniz?"
"Allah'tır" diyecekler. "Öyleyse sakınmıyor musunuz?" de!
"ALLAH" diyecekler. De ki: "Öyleyse neden erdemli davranmıyorsunuz?"
'ALLAH.,' diyecekler. De ki, 'Öyleyse neden erdemli davranmıyorsunuz?'
Allah'a aittir, diyecekler. De ki: "O halde korkmaz mısınız?"
"Allah'ın" diyecekler, "o halde korkmaz mısınız?" de!
"Allah'tır." diyecekler. De ki: "O halde takva sahibi olmayacak mısınız?"
"Allah'tır." diyecekler. De ki: "O halde takva sahibi olmayacak mısınız?"
"Allah'tır." diyecekler. De ki: "O halde takva sahibi olmayacak mısınız?
"Tanrı'dır" diyecekler. De ki: "Yine de sakınmayacak mısınız?"
(Yine bunlar) "Allahındır" diyecekler. Sen de (şöyle) de: "Öyledir de (Allahdan başkasına tapmakdan) sakınmaz mısınız"?
Allah'tır, diyecekler. Öyleyse sakınmaz mısınız? de.
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
"Allah’ındır." diyecekler. (Onlara:) Hâlâ düşünüp öğüt almaz mısınız? de!
"Bunlar Allah'ındır" diyecekler. "O halde korunmuyor musunuz?" de.
"Onlar da Allah'ındır!" diyeceklerdir. De ki: "Öyleyse yanlışlardan sakınmayacak mısınız?"
"Onlar Allah'ındır" diyeceklerdir. De ki: "Hiç çekinmeyecek misiniz?"
“Allah’tır!” diyecekler. Sakınmıyor musunuz? de.
"Allah'tır!" diyecekler. -Ee, O'ndan korkmuyor musunuz? de!
"Allah'tır!" diyecekler. De ki: "Hala benden sakınmıyor musunuz?"
Mü'minûn suresi, 88. ayet. قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, kendisi koruyan, kendisine karşı korunulamaz olan kimdir?"
De ki: "Biliyorsanız (söyleyin), her şeyin egemenliği kendisinin elinde olan, dipnot 1 her şeyi koruyup kollayan fakat kendisi korunmaya (ihtiyacı olmaya)n dipnot 2 (güç) kime aittir?"
De ki: "Her şeyin hakimiyetini elinde tutan, (her varlığı) kollayıp kayırdığı halde kendisi kimsenin koruyup kollamasına muhtaç olmayan kimdir, biliyorsanız (söylesenize)?"
De ki: "Her şeyin yönetimini elinde tutan; koruyup kollayan ama kendisine karşı (kimsenin) korunup kollanamayacağı kimdir? Biliyorsanız, (hadi, söyleyin bana)!"
De ki: "Her şeyin melekutu (derunu - içselliği), (ilim - kudret) elinde olan, (varlığıyla bizatihi her şeyi) himaye edip koruyan, fakat kendisi korunmayan kimdir? Varsa ilminiz konuşun!"
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor."
Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor.
De ki: "Her şeyin yönetimini elinde tutan ve koruyup kollayan, ama Kendisine karşı korunup kollanılamayan kimdir; eğer biliyorsanız?" dipnot 280
"Biliyorsanız, her şeyin sahipliği ve idaresi elinde olan, koruyup kollayan fakat kendisi korunup kollanmayan kimdir?" de!
De ki: "Biliyorsanız, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollanmayan; her şeyin egemenliğini elinde bulunduran kimdir?"
De ki, 'Biliyorsanız, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollanmayan; her şeyin egemenliğini elinde bulunduran kimdir?'
Sor onlara ki: "Kimdir herşeyin mülkiyeti ve yönetimi kudret elinde olan, kayırıp da kendisine kayırılmaz olan; söyleyin, biliyorsanız?"
"Kim o her şeyin melekutü yedinde ve o kayırır da ona karşı kayırılmaz olan eğer ılminiz varsa?" de!
Sor bakalım: "Evrenin egemenliğine sahip olan, koruyup gözeten ve kendisine karşı kimsenin korunamayacağı kimdir? Biliyorsanız söyleyin!"
Sor bakalım: "Evrenin egemenliğine sahip olan, koruyup gözeten ve kendisine karşı kimsenin korunamayacağı kimdir? Biliyorsanız söyleyin!"
Sor bakalım: "Evrenin egemenliğine sahip olan, koruyup gözeten ve kendisine karşı kimsenin korunamayacağı kimdir? Biliyorsanız söyleyin."
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Her şeyin melekutu (mülk ve yönetimi) kimin elindedir? Ki O, koruyup kolluyorken kendisi korunmuyor."
De ki: "Her şey'in mülk (-ü tasarruf) u elinde bulunan kimdir, ki daima O himaaye ediyor, kendisi asla himayeye muhtac olmuyor? (Haydi söyleyin) biliyorsanız".
De ki: Her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran, ama barındırılmaya asla muhtaç olmayan kimdir?
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin): Her şeyin hükümranlığı elinde olan, koruyup kollayan ama kendisi korunmaya (muhtaç olmayan) kimdir?"
"Biliyorsanız (söyleyin) her şeyin melekutu (mülkü ve yönetimi) elinde olan, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollan(maya muhtaç ol)mayan kimdir?" de.
De ki: "Her şeyin yönetimi elinde olan, koruyan ama ona karşı kimsenin korunamayacağı zat kimdir? Biliyorsanız söyleyin!"
De ki, biliyorsanız söyleyin: "Her şeyin yönetimi elinde olan, koruyan ama korunmaya ihtiyacı olmayan kimdir?"
Kimdir, her şeyin mülkiyetini elinde bulunduran? Kimdir, himaye eder ve kendisine karşı kimse himaye edilemez olan? Eğer biliyorsanız söyleyin, de!
Her şeyin mülkiyetini elinde bulunduran, koruyan fakat korunma ihtiyacı olmayan kimdir? Eğer biliyorsanız söyleyin de!
Şunu da sor: "Eğer biliyorsanız söyleyin. Kimdir o, her şeyin melekutu / aslı esası elinde olan? O koruyup gözeten ama korunup gözetilmeyen?"
Mü'minûn suresi, 89. ayet. سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ
"Allah'ındır" diyecekler. "Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?" de.
"Allah'a aittir." diyeceklerdir. De ki: "Öyle ise nasıl da büyüleniyorsunuz?"
"Allah'tır" diyecekler. De ki: "O halde, nasıl büyülenmiş (gibi) davranabiliyorsunuz?"
"Allah!" diye cevap vereceklerdir. De ki: "Peki, o halde, nasıl böyle aldatılabilirsiniz?"
"Allah içindir", diyecekler! De ki: "Nasıl oluyor da (dünyanızla) büyüleniyorsunuz?"
"Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"
«(Bunların hepsi) Allah'ındır» diyecekler. Öyle ise nasıl olup da büyüye kapılıp (hakkın yalan, yalanın da hak olduğuna inanarak) aldanıyorsunuz? de.
"Allah!" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl aldatılıyorsunuz?"
"Allah'tır" diyecekler. "Öyleyse nasıl büyüleniyorsunuz?" de!
"ALLAH" diyeceklerdir. De ki: "O halde nasıl da aldanıyorsunuz?"
'ALLAH.,' diyeceklerdir. De ki, 'O halde nasıl da aldanıyorsunuz?'
Allah'a ait diyecekler. De ki: "O halde nasıl büyüleniyorsunuz?"
"Allah'ın" diyecekler, "o halde nereden büyüleniyorsunuz?" de!
"Allah'tır." diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da aldanıyorsunuz?"
"Allah'tır." diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da aldanıyorsunuz?"
"Her şey Allah'a aittir." diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da aldanıyorsunuz?"
"Tanrı'nındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da böyle büyüleniyorsunuz?"
(Buna karşı da yine "Hepsi) Allahındır" diyecekler. De ki: "O halde nasıl olub da böyle büyüleniyorsunuz"?
Allah'tır, diyecekler. Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz? de.
(79-89) O / Allah sizin için kulaklar gözler ve gönüller yarattı , az şükrediyorsunuz , O sizi yer yüzünde yetiştirendir , O’nda toplanacaksınız, O yaşatır ve öldürür, gece ve gündüzün birbiri ardından gelmesi O’ndandır, akletmiyor musunuz? Evet onlarda evvelkilerin söylediklerini söylediler. “Öldüğümüzde toprak ve kemik olunca biz tekrar mı diriltileceğiz? Bu bize de vaat oldu önceki babalarımıza da vaat oldu (ama herhangi bir şey olduğu yok) öyleyse bu da evvelkilerin efsaneleri / masalları derler. D e ki: Eğer biliy orsanız, arz ve içindekiler kimindir? (Herkes ölüp gittiğine göre buralar kimin?) Diyecekler ki Allah’ındır. (Bir tek O gitmiyor) Peki düşünmüyor musunuz? de. De ki: Yedi semanın ve büyük tahtın Rabbi kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki sakınmaz mısınız? De ki; Her şeyin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanı istediği gibi kullanabilme özgürlüğü) kimin elinde? Eğer biliyorsanız, niyazda bulunulan, kimseye niyazda bulunmayan “O” kimdir? Diyecekler ki Allah! Peki ne biçim etkileniyorsunuz? / büyüleniyorsunuz? (Yine Allah dediler, her şey Allah’ın, Yönetici de Allah, bunu da biliyorsunuz peki bu haliniz ne?)
"Allah’ındır." diyecekler. “Öyle ise nasıl aldanıyorsunuz?” de.
"(Her şeyin yönetimi) Allah'a aittir" diyecekler. "O halde nasıl büyüleniyorsunuz?" de.
"Allah'tır!" diyeceklerdir. De ki: "O halde nasıl aldanıyorsunuz dipnot 1 ?"
"Allah'tır" diyeceklerdir. De ki: "O halde nereden büyüleniyorsunuz?"
“Allah’tır” diyecekler. Öyleyse nasıl olup da büyüye kapılıp, aldatılıyorsunuz de!
"Allah'tır" diyecekler. "Öyleyse nasıl aldatılıyorsunuz?" de!
"Allah'tır!" diyecekler. De ki: "Nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz?"
Mü'minûn suresi, 90. ayet. بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
Hayır, biz onlara gerçeği getirdik, fakat onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; şüphesiz ki onlar yalancıdır.
Yoo! Aksine Biz onlara saf gerçeği sunmuştuk, ama onlar ısrarla yalana sarıldılar.
Hayır, Biz onlara hakkı ulaştırdık; buna rağmen onlar yine de yalanı tercih ediyorlar!
Hayır, biz onlara Hak olarak geldik. . . Onlarsa kesinlikle yalancılardır.
Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.
Doğrusu biz onlara hakkı (gerçeği) getirdik; onlar ise hakikaten yalancılardır.
Hayır! Onlara, gerçeği getirdik. Aslında, onlar, kesinlikle yalancıdır.
Doğrusu biz onlara hakkı getirdik; onlar ise yalancılardır.
Kendilerine gerçeği getirmemize rağmen onlar yalanlamaktadırlar.
Kendilerine gerçeği getirmemize rağmen onlar yalanlamaktadırlar.
Doğrusu Biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise şüphesiz yalancılar.
Doğrusu biz onlara hakkı getirdik ve şüphesiz onlar yalancılar
Oysa onlara Hakk'ı sunuyoruz. Onlar ise kesinlikle yalanlamaktadırlar.
Oysa onlara Hakkı sunuyoruz. Onlar ise kesinlikle yalanlamaktadırlar.
Oysa onlara Hakkı sunuyoruz. Onlar ise kesinlikle yalanlamaktadırlar.
Hayır, biz onlara hakkı getirdik, ancak onlar gerçekten yalancıdırlar.
Hayır, biz onlara hakıykatı getirdik. Onlarsa muhakkak yalancıdırlar.
Hayır, Biz, onlara gerçeği getirdik. Ama onlar muhakkak yalancılardır.
(90-92) Biz onlara gerçeği verdik onlar ise yalanladılar , Allah çocuk edinmemiştir, Onunla beraber bir ilah olmamıştır , olsaydı eğer, her ilah kendi yarattığın a giderdi / onunla ilgilenirdi ve birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah onların vasıflandırmalarından üstündür, şahit olunanı da gayb olanı da bilendir, ortak koştuklarından yücedir.
Doğrusu biz onlara hakkı (gerçeği) getirdik. Onlar ise hakikaten yalancılardır.
Doğrusu biz, onlara hakkı getirdik, (bizim söylediklerimiz gerçektir), onlarsa yalancıdırlar.
Yok; biz onlara gerçeği getirdik ama onlar kesinlikle yalan söyleyen kimselerdir dipnot 1 .
Yok; biz onlara o gerçeği(ve gerçekleri gösterecek içerikte) getirdik ama onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Doğrusu onlara hak olanı getirdik, fakat onlar yalancıdırlar.
Doğrusu onlara gerçeği getirdik, fakat onlar yalancıdırlar.
Hayır, hayır! Biz onlara hakkı getirdik ama onlar tam anlamıyla yalancıdırlar.
Mü'minûn suresi, 91. ayet. مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَٰهٍ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
(91-92) Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O'nunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen alemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
Allah asla çocuk edinmemiştir; O'nunla birlikte ilah da yoktur. Aksi takdirde, her ilah kendi yarattığına gider (onunla ilgilenir); mutlaka onlardan biri diğerine üstün gelirdi. Allah onların (müşriklerin) yakıştırmalarından yücedir. dipnot 1
Allah asla herhangi bir çocuk edinmemiştir; O'nunla birlikte başka bir ilah da yoktur. Aksi halde her bir ilah kendi yarattığını kendinden yana çeker, böylece biri diğerine üstünlük kurmaya kalkardı. Allah onların tavsif ve tasavvur ettiklerinin çok ötesinde, aşkın ve uludur.
Allah asla çocuk edinmemiştir, ne de O'nunla beraber başka bir tanrı vardır: (çünkü, eğer başka herhangi bir tanrı) olsaydı, her tanrı kendi yarattığı alemi kendinden yana çeker ve şüphesiz her biri diğerine baskın çıkmaya çalışırdı! Sınırsız kudret ve yüceliğiyle Allah, onların tasavvur ve tanımlama yoluyla yakıştırdıkları şeylerden mutlak olarak uzaktır;
Allah çocuk edinmez! O yanı sıra bir tanrı da yoktur! Öyle olsaydı, her bir tanrı yarattığı ile bir yana gider; kimi kimine üstün gelirdi! Allah onların tanımlamalarından Subhan'dır (ötedir)!
Allah, hiç bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiç bir ilah yoktur; eğer olsaydı, her bir ilah elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (ilahların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Allah, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir.
Allah, hiçbir surette bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla beraber hiçbir ilâh olmamıştır. Eğer öyle olsaydı, her ilâh kendi yarattığını sevk ve idare eder ve mutlaka onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah, onların (müşriklerin) yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir.
Allah, çocuk edinmemiştir; O'nunla birlikte başka Tanrı yoktur. Öyle olsaydı, her tanrı kendi yarattığını götürür ve biri diğerine kesinlikle üstün gelmek için uğraşırdı. Allah, onların yakıştırmalarından ayrıktır.
Allah çocuk edinmemiştir; O'nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını sevk ve idare eder, onlardan biri diğerine üstün gelmeye çalışırdı. Allah, müşriklerin yakıştırdıkları sıfatlardan uzaktır.
ALLAH çocuk edinmemiştir, O'nunla beraber bir tanrı da yoktur. Aksi taktirde her tanrı yarattığı şeylerle birlikte bağımsızlığını ilan ederek yönetim için bir biriyle çekişmeye girerdi. ALLAH, onların niteledikleri şeylerden çok uzaktır.
ALLAH çocuk edinmemiştir, O'nunla beraber bir tanrı da yoktur. Aksi taktirde her tanrı yarattığı şeylerle birlikte bağımsızlığını ilan ederek yönetim için bir biriyle çekişmeye girerdi. ALLAH, onların niteledikleri şeylerden çok uzaktır.
Allah asla oğul edinmedi ve beraberinde bir tanrı da yoktur; Öyle olsaydı, her tanrı kendi yarattığını sürükleyip gider ve elbette birbirlerine üstünlük taslarlardı. Allah, onların yakıştırdıkları sıfatlardan münezzehtir.
Allah, hiç veled ittihaz etmedi, beraberinde bir tanrı da yok O surette her tanrı kendi yarattığı ile giderdi ve elbette biri diğerine kibrederdi, o isnad ettikleri vasıflardan sübhan o Allah
Allah, çocuk edinmemiştir. Ve O'nun yanı sıra bir ilah daha yoktur. Eğer olsaydı her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder ve kimisi kimisine üstün olurdu. Allah, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir. dipnot 1
Allah, çocuk edinmemiştir. Ve O'nun yanı sıra bir ilah daha yoktur. Eğer olsaydı her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder ve kimisi kimisine üstün olurdu. Allah, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir. dipnot 1
Allah, çocuk edinmemiştir. Ve O'nun yanı sıra bir ilah daha yoktur. Eğer olsaydı her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder ve kimisi kimisine üstün olurdu. Allah, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.
Tanrı, hiç bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiç bir tanrı yoktur; eğer olsaydı, her bir tanrı elbette kendi yarattığını götürüverirdi ve (tanrıların) bir kısmına karşı üstünlük sağlardı. Tanrı, onların nitelendiregeldiklerinden yücedir.
Allah hiçbir evlad edinmemişdir. Onunla birlikde hiçbir Tanrı da yokdur. (Öyle olsaydı) bu takdirde elbette her Tanrı kendi yaratdığını (sürükler) götürür ve elbette kimi kiminin üstüne çıkıb (galebe edib) yükselirdi. Allah, onların bütün vasf (-u isnad) etdiklerinden münezzehdir.
Allah, hiç bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte hiç bir ilah da yoktur. Olsaydı; o zaman, her ilah, kendi yarattığını alıp götürür ve birbirinden üstün çıkmaya çalışırlardı. Allah, onların nitelendirdiklerinden mğünezzehtir.
(90-92) Biz onlara gerçeği verdik onlar ise yalanladılar , Allah çocuk edinmemiştir, Onunla beraber bir ilah olmamıştır , olsaydı eğer, her ilah kendi yarattığın a giderdi / onunla ilgilenirdi ve birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah onların vasıflandırmalarından üstündür, şahit olunanı da gayb olanı da bilendir, ortak koştuklarından yücedir.
Allah, bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla beraber hiçbir ilah yoktur. Eğer öyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını alır, elbette onlardan biri diğerine galebe çalardı. Allah onların niteleye geldiklerinden münezzehtir.
Allah çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir tanrı yoktur. Öyle olsaydı her tanrı, kendi yarattığını götürürdü ve onlardan biri diğerine üstün gelmeğe çalışırdı. Allah, onların tanımlamalarından uzaktır.
Allah, çocuk edinmiş değildir, onun beraberinde bir ilah da yoktur. Öyle olsa, her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder, biri diğerine üstün gelirdi. Allah, onların yaptıkları nitelemelerden uzaktır dipnot 1 .
Allah, evlat edinmiş değildir; onun beraberinde bir ilah da yoktur. Öyle olsa, her ilah kendi yarattığı ile birlikte hareket eder, biri diğerine üstün gelirdi. Allah onların yakıştırmalarından uzaktır.
Allah, çocuk edinmedi. O’nun yanında başka bir (hak) ilah yoktur. Eğer olsaydı, her ilah yarattığı ile gider ve elbette biri, diğerine üstün gelirdi. Allah, vasfettikleri (batıl) sıfatlardan münezzehtir.
Allah, çocuk edinmedi. O'nun yanında başka bir ilah yoktur. Eğer olsaydı, her ilah yarattığı ile gider ve elbette biri, diğerine üstün gelirdi. İsnat ettikleri vasıflardan münezzehtir Allah!
Allah, çocuk filan edinmemiştir. O'nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah'ın şanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır.
Mü'minûn suresi, 92. ayet. عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ فَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ
(91-92) Allah, hiçbir çocuk edinmemiştir. O'nunla birlikte başka hiçbir ilah yoktur. Öyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını alır götürür ve mutlaka birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Gaybı da, görülen alemi de bilen Allah, onların yakıştırdığı nitelemelerden uzaktır. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
Görünmeyeni ve görüneni bilendir. dipnot 1 (Müşriklerin) ortak koştuklarından yücedir.
O, insan idrakinin algılamaktan aciz olduğu şeylerin de, algılayabildiği şeylerin de sırrına vakıftır: nitekim O, onların Zatına yakıştırdıkları her türlü ortaktan beridir.
O kullarının algı ve tasavvurlarının erişemediği şeyleri de, onların akıl ve duyu yoluyla tanıklık edebildikleri şeyleri de künhüyle bilir; ve bunun içindir ki, onların Kendisine yakıştırdıkları her türlü eşten ve ortaktan mutlak olarak yücedir!
Gaybı da şehadeti de Bilen'dir. . . Onların ortak koşmalarından yücedir!
Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir; onların ortak koştuklarından yücedir.
Allah, (gaybı) gizliyi ve açığı bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yüce ve münezzehtir.
Gizli gerçekleri ve görünenleri Bilendir; onların ortaklar koştuklarından çok yücedir.
Allah, gaybı/görünmeyeni ve görüneni de bilendir. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden çok yücedir.
Tüm sırları ve tanık olunanları Bilendir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Tüm sırları ve tanık olunanları Bilendir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Allah, gaybı da aşikar olanı da bilendir. O, onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
O gayb-ü şehadetin alimi, binaenaleyh onların koştukları çok yüksek
O, gizliyi de açığı da bilir. Onların şirk dipnot 1 koştuklarından çok yücedir.
O, gizliyi de açığı da bilir. Onların şirk koştuklarından çok yücedir.
O, gizliyi de açığı da bilir. Onların şirk koştuklarından çok yücedir.
Gaybı ve müşahede edilebileni bilendir; onların ortak koştuklarından yücedir.
(Öyle Allah ki) gizliyi de, aşikarı da bilendir O. İşte O, (kafirlerin kendisine) katdıkları eşlerden (münezzehdir), çok yücedir.
O, görüleni de, görülmeyeni de bilir. Onların koştukları ortaklardan çok yücedir.
(90-92) Biz onlara gerçeği verdik onlar ise yalanladılar , Allah çocuk edinmemiştir, Onunla beraber bir ilah olmamıştır , olsaydı eğer, her ilah kendi yarattığın a giderdi / onunla ilgilenirdi ve birbirlerine üstün gelmeye çalışırlardı. Allah onların vasıflandırmalarından üstündür, şahit olunanı da gayb olanı da bilendir, ortak koştuklarından yücedir.
Allah, gizliyi ve açığı bilendir. O, (müşriklerin) ortak koştukları şeylerden yüksektir, çok yücedir.
(O), görünmeyeni ve görüneni bilir; onların ortak koştukları şeylerden yücedir.
Gaybı /algılanamayanı ve şehadeti /algılanabileni bilir. Onların ortak saydıklarıyla da bir ilgisi yoktur dipnot 1 .
Görünmeyeni de, görüneni de bilen odur. Allah, onların oluşturdukları ortaklardan uzaktır.
O, gizliyi de açığı da bilendir, onların koştukları şirklerden çok yücedir.
O, gizliyi de açığı da bilendir, onların koştukları şirklerden çok yücedir.
Gözle görülmeyeni de görüleni de bilendir O. Uzaktır onların ortak koştuklarından.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.