Mü'minûn suresi · 63–77. ayetler

Kalplerin gafleti ve gelen azap

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Mü'minûn suresi, 63. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 63. ayet. بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır.

    Mehmet Okuyan

    (Hayır), aslında onların (inkârcıların) kalpleri bu konuda şaşkındır. Onların bunun dışında (bazı kötü) işleri dipnot 1 vardır ki onlar bu işleri yapanlardır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İnkârcıların olumsuz durumu sadece inkâr değil, inkâr ve şirkten beslenen pek çok yanlış uygulama da onların hayatını çepeçevre kuşatmış durumdaydı.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat kalpleri, bu (ilahi kayıt işlemine) karşı derin bir gaflet içinde olanlar da (var). İşte onlar, bundan daha aşağılık işler de çeviriyorlar: bunlar da o yolda çabalayıp giderler;

    Muhammed Esed

    Ama, (din ve inanç birliğini bozanlara gelince,) onların kalpleri bütün bu gerçeklerden yana aymazlık içindedir! Fakat, onların (içlerinde) bu (bozgunculuk eğiliminden) başka (daha kötü) eylemlere kalkışma (eğilimleri) de var; ve onlar bu tür eylemlere devam edip gidecekler;

    Ahmed Hulusi

    Fakat onların şuurları bundan koza içindedir. . . Bundan başka (nefsani dürtülerle, bedensel zaaflarla) yapageldikleri o işler de vardır.

    Ali Bulaç

    Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu hususta cehâlet içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

    Ali Rıza Safa

    Hayır! Yürekleri aymazlık içindedir. Bundan başka işleri de vardır; o işler için uğraşırlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Ama, inkarcıların kalpleri bundan habersizdir. Bundan başka onların yapageldikleri işler de vardır.

    Edip Yüksel

    Zihinleri bundan (mesajdan) gafil olup buna aykırı işlerde çalışıp durmaktadırlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Zihinleri bundan (mesajdan) gafil olup buna aykırı işlerde çalışıp durmaktadırlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

    Erhan Aktaş

    Fakat onların kalpleri dipnot 1 bundan gaflet dipnot 2 içindedir. Onlar, başka işlerle dipnot 3 uğraşıp durmaktadırlar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda kalp ile beyin arasındaki iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda kalbin beyin fonksiyonlarını etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir. Tıpkı göz, kulak vs. ile beyin arasındaki iletişim gibi.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu gerçekliğe karşı aymazlık içindedir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bir kalıcılığı olmayan, önemsiz, boş.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat onların kalpleri dipnot 1 bundan gaflet dipnot 2 içindedir. Onlar, başka işlerle dipnot 3 uğraşıp durmaktadırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda kalp ile beyin arasındaki iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda kalbin beyin fonksiyonlarını etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu gerçekliğe karşı aymazlık içindedir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bir kalıcılığı olmayan, önemsiz, boş.

    Gültekin Onan

    Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır onlar bunun için çalışmaktadırlar.

    Hasan Basri Çantay

    Hayır, onların (kafirlerin) kalbleri bundan (derin bir) cehalet içindedirler. Hem Onların bundan başka bizzat işlemekde oldukları daha nice (kötü) amel (ve hareket) leri de vardır.

    İbni Kesir

    Hayır, onların kalbleri bundan habersizdir. Onların bundan başka da yapageldikleri işler vardır.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.

    Süleyman Ateş

    Fakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yok, onların kalpleri başka şeylere dalmıştır. Çünkü kendilerinin öncelikli işleri vardır; onlar ona çalışırlar

    Şaban Britch

    Oysa (kâfirlerin) kalpleri bundan gaflet içindedir ve onların yapmakta oldukları daha başka amelleri de vardır.

    Şaban Piriş

    Oysa (müşriklerin) kalpleri bundan gaflet içindedir ve onların yapmakta oldukları daha başka işler de vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka da işleri vardır ki, hep o işler için çalışmaktadırlar.

  2. Mü'minûn suresi, 64. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 64. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ

    Diyanet İşleri

    Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda şımarıklarını azaba uğrattığımızda bir de bakarsın ki feryat ediyorlar.

    Mustafa İslamoğlu

    ta ki onların servet ve iktidarla şımarmış olanlarını azap ile çepeçevre kuşattığımız zamana dek; (ama), o zaman da onlar imdat çığlıkları atarlar.

    Muhammed Esed

    öyle ki, sonunda, onların arasından bolluk, genişlik içinde dalıp gitmiş olanları azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman yalvarıp yakarmaya başlayacaklar.

    Ahmed Hulusi

    Nihayet onların pişmanlıktan doğan itirafları içinde azaplarıyla yakaladığımızda, hemen yalvara-yakara feryat ederler.

    Ali Bulaç

    Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.

    Ali Özek ve heyeti

    En nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya (veya azaba) uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, onların, ellerine güç geçirmiş olanlarını yakaladığımızda yalvarmaya başlarlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonunda şımarmış zenginlerini azapla yakaladığımız zaman feryat ederler.

    Edip Yüksel

    Varlıklılarını cezaya çarptığımızda, yakınmaya başlarlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Varlıklılarını cezaya çarptığımızda, yakınmaya başlarlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nihayet, refah içinde olanlarını azaba çektiğimiz zaman, hemen feryada başlayacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nihayet refahlı olanlarını azaba çekiverdiğimiz zaman hemen feryada başlıyacaklardır

    Erhan Aktaş

    Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.

    Gültekin Onan

    Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet refah içinde olanlarını azab ile yakaladığımız vakit onlar hemen feryad ve istimdad edeceklerdir.

    İbni Kesir

    En sonunda onların refahla şımaranlarını azabla yakaladığımız zaman hemen feryad ederler.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki hemen feryadı basarlar.

    Süleyman Ateş

    Nihayet varlıklılarını azab ile yakaladığımız zaman, hemen feryada başlarlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onların şımarık olanlarını azaba alınca hemen çığlığı basarlar.

    Şaban Britch

    En sonunda onların refaha dalıp gitmiş (zengin ve liderler) olanlarını azapla yakaladığımız zaman, hemen feryadı basarlar.

    Şaban Piriş

    En sonunda onların zenginlerini ve liderlerini azapla yakaladığımız zaman, hemen feryadı basarlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonunda, servet ve refahla şımarmışlarını azapla yakaladığımızda, hemen bağırıp dövünmeye başlarlar.

  3. Mü'minûn suresi, 65. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 65. ayet. لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ

    Diyanet İşleri

    Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz.

    Mehmet Okuyan

    (Onlara şöyle denecektir:) "(Boşuna) sızlanmayın bugün! Şüphesiz ki siz bizden yardım göremeyeceksiniz!

    Mustafa İslamoğlu

    Bugün imdat dilemeyin; çünkü Bizden size asla yardım ulaştırılmayacak!

    Muhammed Esed

    (Fakat onlara:) "Boşuna yalvarıp yakarmayın bugün; çünkü, Bizden asla yardım görecek değilsiniz!" (denecektir).

    Ahmed Hulusi

    "Bugün feryat etmeyin! Muhakkak ki siz bizden yardım alamazsınız!"

    Ali Bulaç

    Bugün feryad etmeyin, çünkü bizden yardım göremezsiniz.

    Ali Özek ve heyeti

    Boşuna sızlanmayın bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz!

    Ali Rıza Safa

    "Bugün yalvarmayın; Bizden asla yardım görmeyeceksiniz!"

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyiniz, doğrusu katımızdan bir yardım göremezsiniz."

    Edip Yüksel

    Yakınmayın; bugün tarafımızdan hiçbir yardım görmezsiniz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yakınmayın; bu gün tarafımızdan hiç bir yardım görmezsiniz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Feryat etmeyin bugün; çünkü siz, Bizden kurtarılamazsınız!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Feryad etmeyin bu gün, çünkü siz bizden kurtarılamazsınız

    Erhan Aktaş

    Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bize karşı size yardım olunmaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bize karşı size yardım olunmaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bizden kurtulamazsınız.

    Gültekin Onan

    Bugün feryad etmeyin, çünkü bizden yardım göremezsiniz.

    Hasan Basri Çantay

    Bu gün (bihude) sızlanmayın. Çünkü siz bizden (kurtulmıya) yardım edilmeyeceksiniz.

    İbni Kesir

    Feryad etmeyin bugün. Doğrusu siz, katımızdan bir yardım görmezsiniz.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bugün feryat etmeyin, çünkü tarafımızdan size yardım olunmaz.

    Süleyman Ateş

    "Bugün artık feryad etmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azabımızdan kurtaramaz).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bugün çığlık atmayın; bizden yardım görmeyeceksiniz.

    Şaban Britch

    Feryat etmeyin, bugün; çünkü siz bizden yardım göremeyeceksiniz.

    Şaban Piriş

    -Feryat etmeyin, bugün; çünkü siz bizden kurtulamazsınız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Bağırıp dövünmeyin bugün, bizim karşımızda kimseden yardım göremezsiniz."

  4. Mü'minûn suresi, 66. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 66. ayet. قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ

    Diyanet İşleri

    (66-67) Çünkü ayetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.

    Mehmet Okuyan

    (66, 67) Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe'nin etrafında) saçmalıyordunuz." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Fussilet 41:26.

    Mustafa İslamoğlu

    Hem evvelce mesajlarımız size ulaştırılmıştı. Buna rağmen siz ısrarla arkanızı dönüyordunuz;

    Muhammed Esed

    "Size mesajlarım tekrar tekrar okunduğunda, siz (her defasında) ökçelerinizin üzerinde dönüveriyor

    Ahmed Hulusi

    "İşaretlerim size bildiriliyordu da, siz topuklarınız üzerine gerisin geri dönüyordunuz. "

    Ali Bulaç

    Gerçekten benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;

    Ali Özek ve heyeti

    Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, arkanızı döner,

    Ali Rıza Safa

    "Ayetlerim size okunduğu zaman, topuklarınızın üzerinde geriye dönüyordunuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

    Edip Yüksel

    Size ayetlerim okunuyordu da ardınıza dönüyordunuz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Size ayetlerim okunuyordu da ardınıza dönüyordunuz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Karşınızda ayetlerim okunuyordu da siz sırt çeviriyordunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Karşınızda ayetlerim okunuyordu da siz ardınıza dönüyordunuz

    Erhan Aktaş

    Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.

    Gültekin Onan

    Gerçekten benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;

    Hasan Basri Çantay

    (66-67) Karşınızda ayetlerimiz okunuyordu da siz bunu kibrinize yediremiyerek gerisin geri dönüyor, geceleyin de (cemaat halinde ve Beytin etrafında) hezeyanlarda bulunuyordunuz.

    İbni Kesir

    Ayetlerimiz size okunuyordu da siz, ona arkanızı dönüyordunuz.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ayetlerim size okunuyordu da topuklarınızın üstünde gerisin geri dönüyordunuz.

    Süleyman Ateş

    "Ayetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz.

    Süleymaniye Vakfı

    Size ayetlerim bağlantılarıyla okunuyordu ama siz geri geri çekiliyordunuz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Size ayetlerimiz okunmuştu da siz arkanızı dönmüştünüz.

    Şaban Britch

    Ayetlerim size okunuyordu; ama siz ona arkanızı dönüyordunuz.

    Şaban Piriş

    Ayetlerim size okunuyordu; ama siz ona arkanızı dönüyordunuz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Ayetlerimiz size okunuyordu da siz ökçeleriniz üzerine gerisin geri dönüyordunuz."

  5. Mü'minûn suresi, 67. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 67. ayet. مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ

    Diyanet İşleri

    (66-67) Çünkü ayetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.

    Mehmet Okuyan

    (66, 67) Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe'nin etrafında) saçmalıyordunuz." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Fussilet 41:26.

    Mustafa İslamoğlu

    ona karşı böbürlenerek, sokulduğunuz karanlığın koynunda atıp tutuyordunuz.

    Muhammed Esed

    (ve) büyüklük taslayaraktan gecelerinizi olur olmaz şeyler konuşarak geçiriyordunuz."

    Ahmed Hulusi

    "Ona, kibir taslayarak, geceleri hezeyan yaşıyordunuz!"

    Ali Bulaç

    Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.

    Ali Özek ve heyeti

    buna karşı kibirlenerek geceleyin (Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.

    Ali Rıza Safa

    "Büyüklük taslayarak, gece boyunca saçmalıyordunuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."

    Edip Yüksel

    Ona karşı büyüklük taslıyordunuz, saçmalayarak geceliyordunuz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ona karşı büyüklük taslıyordunuz, saçmalayarak geceliyordunuz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ona kafa tutarak gece lakırdıları ile hezeyanlar ederdiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ona kafa tutarak, müsamere yaparak hezeyanlar ediyordunuz

    Erhan Aktaş

    Ayetlerime karşı büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ayetlerime karşı büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp ayetlerime karşı saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.

    Gültekin Onan

    Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.

    Hasan Basri Çantay

    (66-67) Karşınızda ayetlerimiz okunuyordu da siz bunu kibrinize yediremiyerek gerisin geri dönüyor, geceleyin de (cemaat halinde ve Beytin etrafında) hezeyanlarda bulunuyordunuz.

    İbni Kesir

    Büyüklük taslıyor, gece ağzınıza geleni söylüyordunuz.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bununla büyüklük taslar, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.

    Süleyman Ateş

    "Ayetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka'be'nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Okunana karşı büyükleniyor, geceleyin de ağzınıza geleni söylüyordunuz.

    Şaban Britch

    Bununla (Kabe ile) başkalarına karşı büyüklük taslıyor, gece vakti de (Kur'an hakkında) batıl sözler söylüyordunuz.

    Şaban Piriş

    Ona kafa tutarak, eğlence edinip, hezeyanlar savurarak.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz."

  6. Mü'minûn suresi, 68. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 68. ayet. أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ

    Diyanet İşleri

    Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Mehmet Okuyan

    Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? dipnot 1 Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi!

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Tedebbür], satırı okuyup satır arasını görebilmek; söylenenden hareketle söylenmek isteneni anlayabilmek; arka plandaki ilahi anlam örgüsünü ve derin anlam ilişkisini çözebilmek; kelimelerin ve kavramların köküne inebilmek; hayatın geçmiş dönemleriyle ilgili araştırmalar yapıp tedbir almayı başarmak gibi farklı bir okuyuşun adıdır. Benzer mesajlar: Nisâ 4:82; Sâd 38:29; Muhammed 47:24.

    Mustafa İslamoğlu

    İyi de, onlar (bu) sözü hiç mi düşünmediler? Ya da kendilerinden önce gelip geçmiş atalarına hiç ulaşmamış olan bir şey mi gelmiş onlara?

    Muhammed Esed

    Peki, onlar (Allah'ın bu) sözünü anlamaya hiç çalışmadılar mı? Yahut geçip gitmiş atalarına hiç gelmeyen bir şey mi geldi onlara?

    Ahmed Hulusi

    O sözü gereğince düşünmediler mi? Yoksa atalarına gelmemiş bir şey kendilerine ilk defa mı geldi?

    Ali Bulaç

    Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Ali Rıza Safa

    O sözü iyice düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar bu Kur'an'ı hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Edip Yüksel

    Onlar bu sözü incelemediler mi, yoksa geçmiş atalarına gelmeyen bir şey mi kendilerine geldi?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar bu sözü incelemediler mi, yoksa geçmiş atalarına gelmeyen bir şey mi kendilerine geldi?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Acaba onlar bu sözü düşünmezler mi, yoksa onlara eski atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya hala o kelamı tedebbür etmezler mi? Yoksa onlara evvelki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

    Erhan Aktaş

    Onlar, hala sözün dipnot 1 üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'ın.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, hala sözün dipnot 1 üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'ın.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, hala sözün dipnot 1 üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'ın.

    Gültekin Onan

    Onlar, yine de o sözü (Kuran'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Hasan Basri Çantay

    Bu (hak) sözü iyice düşünmediler mi hiç? Yoksa kendilerine evvelki (atalarına) gelmeyen bir şey (bir kitab ve bir peygamber) mi geldi?

    İbni Kesir

    Söyleneni düşünmediler mi hiç? Yoksa onlara, daha önce geçen atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?

    Süleyman Ateş

    Onlar o sözü (Kur'an'ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)?

    Süleymaniye Vakfı

    Bunlar Allah'ın sözünü /Kitabını dipnot 1 etraflıca düşünmediler mi dipnot 2 ? Yoksa bunlara, önceki atalarına gelmemiş olan bir şey mi dipnot 3 geldi?

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
      Mekkelilerin eski ataları olan İbrahim ve İsmail aleyhisselama, tıpkı Kur'an gibi bir kitap inmişti (Bakara 2/136-137, Al-i İmran 3/84-85, Ahkaf 46/9).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu sözü etraflıca düşünmüyorlar mı, yoksa kendilerine, eski atalarına gelmemiş olan bir Kitap mı geldi?

    Şaban Britch

    Bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

    Şaban Piriş

    Söyleneni hiç düşünmediler mi? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sözü gereğince düşünmediler de ondan mı, yoksa kendilerine ilk atalarına gelmeyen bir şey geldi diye mi?

  7. Mü'minûn suresi, 69. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 69. ayet. أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar?

    Mehmet Okuyan

    Yoksa elçilerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar!

    Mustafa İslamoğlu

    Veya elçilerini tanımadılar da, bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

    Muhammed Esed

    Yoksa bunlar kendi elçilerini tanımıyorlar da, onun için mi o'nu inkar ediyorlar?

    Ahmed Hulusi

    Yoksa Rasulleri tanımadıkları biri de, (bu yüzden) Onu inkar mı ediyorlar?

    Ali Bulaç

    Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?

    Ali Özek ve heyeti

    Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?

    Ali Rıza Safa

    Yoksa kendi elçilerini mi tanımıyorlar? Bu yüzden mi Onu inkar ediyorlar?

    Bayraktar Bayraklı

    Yoksa peygamberlerini henüz tanımadılar da, bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

    Edip Yüksel

    Yoksa, kendilerine gönderilen elçiyi tanımadıkları için mi onu inkar ediyorlar?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yoksa, kendilerine gönderilen elçiyi tanımadıkları için mi onu inkar ediyorlar?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yoksa Peygamberlerini tanımadılar mı da onun için inkar ediyorlar?

    Erhan Aktaş

    Yoksa Resul'lerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yoksa resullerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yoksa rasullerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?

    Gültekin Onan

    Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?

    Hasan Basri Çantay

    Yahud kendi peygamberlerini tanımadılar da şimdi onu inkar mı edicilerdir onlar?

    İbni Kesir

    Yoksa peygamberlerini tanımadılar da onun için mi inkar ediyorlar?

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yahut onlar rasûllerini tanımıyorlardı da bunun için mi şimdi onu inkâr ediyorlar?

    Süleyman Ateş

    Yoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkar ediyorlar?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yoksa elçilerini tanımıyorlar da onun için mi beğenmiyorlar?

    Şaban Britch

    Yoksa peygamberlerini tanıyamadılar da bunun için mi inkâr ediyorlar?

    Şaban Piriş

    Yoksa peygamberlerini tanıyamadılar da bunun için mi inkar ediyorlar?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?

  8. Mü'minûn suresi, 70. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 70. ayet. أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ

    Diyanet İşleri

    Yoksa "O cinnet getirmiş" mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Halbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.

    Mehmet Okuyan

    Yoksa onda bir cinlenmişlik dipnot 1 olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine gerçeği getirmiştir. Onların çoğu ise gerçek(ler)den hoşlanmamaktadır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Hicr 15:6; Sebe' 34:8; Sâffât 37:36; Duhân 44:14; Tûr 52:29; Kalem 68:51.

    Mustafa İslamoğlu

    Ya yoksa, onu cinnet geçirmekle mi suçluyorlar? Yoo, aksine o onlara gerçeği getirdi; ama onların çoğu katıksız gerçeği sevmiyor.

    Muhammed Esed

    Yahut "Onda delilik var!" mı diyorlar? Oysa, o onlara gerçeğin ta kendisini getirdi ama gerçek onlardan çoğunun işine gelmez!

    Ahmed Hulusi

    Yoksa: "Onda bir cinnet var" mı diyorlar? Bilakis, O kendilerine Hak olarak gelmiştir! Onların çoğunluğu Hak'tan hoşlanmazlar!

    Ali Bulaç

    Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Yahut da onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, Peygamber onlara hakkı getirmiştir; fakat onların çoğu haktan hoşnut değillerdir.

    Ali Rıza Safa

    Yoksa şöyle mi diyorlar: "Bu delirmiş!" Hayır! Onlara, gerçekle gelmiştir. Oysa onların çoğu gerçeği sevmez.

    Bayraktar Bayraklı

    Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine hakkı getirmiştir. Onların çoğu ise gerçeklerden hoşlanmamaktadır.

    Edip Yüksel

    Yoksa, onun deli olduğuna mı karar verdiler? Halbuki onlara gerçeği getirmişti. Ne var ki onların çoğu gerçekten hoşlanmaz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yoksa, onun deli olduğuna mı karar verdiler? Halbuki onlara gerçeği getirmişti. Ne var ki onların çoğu gerçekten hoşlanmaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, o, onlara gerçek ile geldi; fakat onların çoğu gerçekten hoşlanmıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yoksa onda bir Cinnet var, mı diyorlar? Hayır, o onlara hakk ile geldi fakat ekserisi hakkı hoşlanmıyorlar

    Erhan Aktaş

    Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk ile geldi. Ne var ki onların çoğu Hakk'tan hoşlanmıyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk ile geldi. Ne var ki onların çoğu Hakk'tan hoşlanmıyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk dipnot 1 ile geldi. Ne var ki onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj, hakikat.

    Gültekin Onan

    Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.

    Hasan Basri Çantay

    Yoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Bil'akis o (peygamber) onlara hakkı (Kur'anı) getirmişdir. (Fakat) onların çoğu hakkı çirkin görenlerdir.

    İbni Kesir

    Yahut; onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hak ile gelmiştir. Ama onların çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yahut onun cinlenip, delilik isabet ettiğini mi söylüyorlar? Bilakis o kendilerine hakkı getirmiştir. Hâlbuki onların çoğunluğu haktan hoşlanmazlar.

    Süleyman Ateş

    Yoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yoksa onda delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, o onlara gerçeği getirdi, ama pek çoğu gerçeklerden hoşlanmıyorlar.

    Şaban Britch

    Yoksa: “Onda bir delilik var mı?" diyorlar. Hayır! O, onlara hakkı getirdi. Ama onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.

    Şaban Piriş

    Yoksa: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? -Hayır! O, onlara hakkı getirdi. Ama onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yoksa, "onda bir cinnet mi var" diyorlar! Hayır, o kendilerine hakkı getirdi ama onların çoğu haktan tiksiniyor.

  9. Mü'minûn suresi, 71. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 71. ayet. وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ

    Diyanet İşleri

    Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur'an'ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.

    Mehmet Okuyan

    Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar bozulup giderdi. dipnot 1 Hayır! Biz onlara zikirlerini (Kur'an'ı) getirdik; (fakat) onlar (gerçeği) hatırlamalarından yüz çevirenlerdir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Enbiyâ 21:22 ve Mü'minûn 23:91. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama eğer hakikat onların keyiflerine tabi olsaydı, gökler, yer ve içindekiler mahvolur giderdi. Aksine, Biz onlara, kendi (insanlık) şeref ve onurlarını hatırlattık, fakat onlar kendi şereflerini hatırlamaktan yüz çevirdiler.

    Muhammed Esed

    Fakat, gerçek onların arzu ve emellerine uyacak olsaydı, şüphesiz gökler ve yer içindekilerle beraber yıkılır giderdi! Oysa, Biz (bu ilahi mesajda) onlara akılda tutmaları gereken her şeyi ulaştırdık; ne var ki, kendilerine bahşedilen bu hatırlatıcı mesajdan (umursamazlıkla) yüz çevirdiler!

    Ahmed Hulusi

    Eğer Hak onların hevalarına tabi olsaydı; Semalar, Arz ve onların arasında ne varsa elbette bozulur giderdi. . . Hayır, onlara Zikirlerini (hakikatlerini hatırlatan bilgiyi) verdik. . . Onlar kendi Zikirlerinden (hakikatlerinin bilgisinden) yüz çeviricilerdir.

    Ali Bulaç

    Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer hak, onların hevâ ve heveslerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve içindeki herkes, mutlaka bozguna uğrardı. Oysa biz onlara, şân ve şereflerini ihtiva eden Kur'ân'ı getirdik; fakat onlar, bundan yüz çevirmektedirler.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yeryüzü ve içindekiler yıkılır giderdi. Hayır! Onlara, öğretilerini getirdik. Yine de öğretilerinden yüz çeviriyorlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Eğer hak, onların arzularına uysaydı, elbette gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik, fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiler.

    Edip Yüksel

    Gerçek onların fantezilerine uysaydı, gökler, yer ve içlerindekiler kaosa girerdi. Halbuki onlara mesajlarını verdik, ancak çokları mesajlarından yüz çevirmekte.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gerçek onların arzularına uysaydı, gökler, yer ve içlerindekiler kaosa girerdi. Halbuki onlara mesajlarını verdik, ancak çokları mesajlarından yüz çevirmekte.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer Hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yeryüzü ve bunlardaki kimseler kesinlikle bozulurdu. Hayır, Biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar, zikirlerinden yüz çeviriyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer hak onların keyflerine tabi' olsa idi Semavat ve Arz ve bunlardaki kimseler kat'ıyyen fasid olurdu, hayır, biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar zikirlerinden ı'raz ediyorlar

    Erhan Aktaş

    Eğer Hakk dipnot 1 onların hevalarına dipnot 2 göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak zikirlerini dipnot 3 getirdik. Ne var ki onlar faydalarına olan zikirden dipnot 3 yüz çevirenlerdir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçekliği mutlak doğru olan. Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj, hakikat.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tutkularına, beklentilerine, arzularına.
    3. metne dön, dipnot 3
      Öğüt, Kur'an, Hatırlatma.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer Hakk dipnot 1 onların hevalarına dipnot 2 göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak zikirlerini dipnot 3 getirdik. Ne var ki onlar faydalarına olan zikirden dipnot 3 yüz çevirenlerdir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj, hakikat.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tutkularına, beklentilerine, arzularına.
    3. metne dön, dipnot 3
      Öğüt.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer Hakk dipnot 1 onların hevalarına dipnot 2 göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak öğütlerde bulunduk. Ne var ki onlar faydalarına olan öğütten yüz çevirenlerdir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj, hakikat.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tutkularına, beklentilerine, arzularına.

    Gültekin Onan

    Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi 'şan ve şeref' (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.

    Hasan Basri Çantay

    Eğer Hak onların heva (ve heves) lerine tabi' olsaydı göklerde, yerde ve bunların içinde bulunan kimseler muhakkak ki fesada uğrar (nizaamından çıkar) dı. Hayır, biz onlara (ancak) zikir (ve şeref) lerini getirdik. Onlarsa kendilerinin (bu) zikrinden yüz çeviricidirler.

    İbni Kesir

    Şayet hak, onların heveslerine uysaydı; gökler, yer ve onlarda bulunanlar muhakkak bozulup giderdi. Hayır, Biz onlara kendi zikirlerini getirdik. Ama onlar zikirlerinden yüz çeviriyorlar.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer hak, onların hevâ ve heveslerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve içindeki herkes, mutlaka bozguna uğrardı. Oysa biz onlara, şan ve şereflerini ihtiva eden Kur'an'ı getirdik. Fakat onlar, bundan yüz çevirmektedirler.

    Süleyman Ateş

    Eğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir'lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Eğer doğru, bunların arzularına göre şekillense göklerin, yerin ve oralardaki her şeyin dipnot 1 düzeni bozulurdu. Aslında bunlara, fıtratlarındaki doğru bilgiyi getirdik ama bunlar, o doğru bilgiden yüz çeviriyorlar dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      (Men = من) kelimesi akıllı varlıklar için kullanılır. Akıllı varlıklar ile akılsız varlıklar birlikte anlatılıyorsa onları da içerecek şekilde kullanılır. Bunun Türkçede en iyi karşılığı "şey"dir.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Eğer doğru onların arzularına göre şekillenseydi göklerin, yerin ve onlarda olan kimselerin düzeni bozulurdu. Onlar içlerindeki zikri, doğru bilgiyi getirdik. Onlar kendi doğrularından kaçınıyorlar.

    Şaban Britch

    Eğer hak onların arzularına/hevalarına uysaydı; gökler, yer ve her ikisinin de içindekiler bozulup giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şerefleri olan (Kur’an’ı) verdik. Fakat, onlar (Kur'an'ın) zikrinden yüz çeviriyorlar.

    Şaban Piriş

    Eğer hak onların keyfine uysaydı; gökler, yer ve her ikisinin de içindekiler bozulup giderdi. Oysa, biz onlara uyarılarını verdik. Fakat, onlar uyarılarından yüz çeviriyorlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer hak onların keyiflerine uysaydı, gökler de yer de bunların içindekiler de kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlara zikirlerini/Kur'anlarını getirdik ama onlar zikirlerinden/Kur'anlarından yüz çeviriyorlar.

  10. Mü'minûn suresi, 72. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 72. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ

    Diyanet İşleri

    Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Mehmet Okuyan

    Yoksa sen onlardan herhangi bir karşılık (ücret) mi istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık (nimet) hayırlı olandır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Yoksa sen onlardan (hakka davet karşılığında) dünyevi bir bedel mi istiyorsun? (Hayır), çünkü senin Rabbinin ödeyeceği bedel daha yüksektir: zira rızık verenlerin en hayırlısı O'dur.

    Muhammed Esed

    (Ey Muhammed,) yoksa onlardan dünyevi bir karşılık mı istiyorsun? Fakat (bilmelidirler ki) Rabbinin vereceği karşılık en iyisidir; çünkü rızık verenlerin en iyisi O'dur!

    Ahmed Hulusi

    Yoksa onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin bağışı daha hayırlıdır. . . O, yaşam gıdasıyla besleyen, en hayırlı olandır.

    Ali Bulaç

    Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Ali Rıza Safa

    Yoksa onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Sonuç olarak, Efendinin karşılığı daha iyidir. Çünkü O, geçimlik verenlerin en iyisidir.

    Bayraktar Bayraklı

    Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık daha değerlidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.

    Edip Yüksel

    Yoksa sen onlardan bir maaş mı istedin? Efendinin maaşı çok daha iyidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yoksa sen onlardan bir maaş mı istedin? Rabbinin maaşı çok daha iyidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin mükafatı daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbının haracı daha hayırlıdır, hem o, rezzakların en hayırlısıdır

    Erhan Aktaş

    Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabb'inin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabbinin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabb'inin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.

    Gültekin Onan

    Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Hasan Basri Çantay

    Yoksa sen onlardan bir hare (ücret) mi istiyorsun?! İşte Rabbinin harcı! (O) daha hayırlıdır. O, rızk verenlerin en hayırlısıdır.

    İbni Kesir

    Yoksa sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbının ecri daha hayırlıdır. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Süleyman Ateş

    Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Oysa Rabbinin vereceği karşılık daha iyidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.

    Şaban Britch

    Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri çok daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en iyisi O’dur.

    Şaban Piriş

    Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ücreti daha iyidir. Rızık verenlerin en iyisi O'dur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yoksa onlardan bir vergi mi istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O.

  11. Mü'minûn suresi, 73. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 73. ayet. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

    Mustafa İslamoğlu

    Sen onları gerçekten de dosdoğru bir yola çağırıyorsun,

    Muhammed Esed

    Ve, doğrusu sen onları gerçekten dosdoğru bir yola çağırıyorsun;

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki sen, onları sırat-ı müstakime davet edersin.

    Ali Bulaç

    Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.

    Ali Özek ve heyeti

    Gerçek şu ki sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, onları, dosdoğru yola çağırıyorsun.

    Bayraktar Bayraklı

    Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

    Edip Yüksel

    Kuşku yok ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kuşku yok ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu, sen onları dosdoğru bir caddeye çağırıyorsun.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Doğrusu sen onları dosdoğru bir caddeye çağırıyorsun

    Erhan Aktaş

    Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

    Gültekin Onan

    Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.

    Hasan Basri Çantay

    Hakıykatde sen onları doğru bir yola da'vet ediyorsun.

    İbni Kesir

    Aslında sen, onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sen onları şüphesiz ki dosdoğru yola davet edersin.

    Süleyman Ateş

    Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sen onları elbette doğru yola çağırıyorsun.

    Şaban Britch

    Aslında sen onları dosdoğru yola çağrıyorsun.

    Şaban Piriş

    Aslında sen onları dosdoğru yola çağrıyorsun.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şu bir gerçek ki, sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.

  12. Mü'minûn suresi, 74. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 74. ayet. وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ

    Diyanet İşleri

    Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar ise yoldan çıkanlardır.

    Mustafa İslamoğlu

    ahirete inanmamakta direnen kimselerse ısrarla bu yoldan sapıyorlar.

    Muhammed Esed

    ama, ahirete inanmamakta direnenler ister istemez bu yoldan sapmaktalar.

    Ahmed Hulusi

    Sonsuz geleceklerine iman etmeyenler, o sırattan sapıyorlar.

    Ali Bulaç

    Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, sonsuz yaşama inanmayanlar, kesinlikle yoldan çıkanlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Ama ahirete inanmayanlar ısrarla yoldan çıkıyorlar.

    Edip Yüksel

    Ama ahireti onaylamayanlar yoldan sapmaktadırlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ama ahirete inanmıyanlar yoldan sapmaktadırlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Fakat ahirete inanmayanlar, o caddeden sapmaktadırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Fakat Ahırete inanmıyanlar caddeden sapmaktadırlar

    Erhan Aktaş

    Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.

    Gültekin Onan

    Ancak ahirete inanmayanlar kuşkusuz yoldan sapanlardır.

    Hasan Basri Çantay

    Ahirete iman etmez olanlar, mutlakaa (doğru) yoldan sapanlardır.

    İbni Kesir

    Ama ahirete inanmayanlar, mutlaka bu yoldan sapmaktadırlar.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Muhakkak ki âhirete iman etmeyenler doğru yoldan sapanlardır.

    Süleyman Ateş

    Ama ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ahirete inanmıyorlar, o yoldan gerçekten, ayrılıyorlar.

    Şaban Britch

    Fakat, ahirete iman etmeyenler, yoldan sapan kimselerdir.

    Şaban Piriş

    Fakat, ahirete inanmayanlar, yoldan sapan kimselerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ama ahirete inanmayanlar, o yoldan hep yan çiziyorlar.

  13. Mü'minûn suresi, 75. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 75. ayet. وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ

    Diyanet İşleri

    Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.

    Mehmet Okuyan

    Onlara merhamet edip içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, elbette azgınlıkları içerisinde bocalayarak direnirlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve eğer onlara acıyarak başlarına gelen herhangi bir beladan kendilerini kurtarsak, şaşkın şaşkın saplandıkları inkar bataklığında debelenmekte ısrar ederler.

    Muhammed Esed

    Onlara merhamet edip (bu dünyada) başlarına gelebilecek darlık ve sıkıntıyı giderecek olsak, onlar yine de, o kurumlu azgınlıkları içinde körcesine bocalayıp dururlar.

    Ahmed Hulusi

    Eğer onlara merhamet edip de kendilerinden sıkıntılı hallerini kaldırsak, mutlaka kör ve şaşkın halde, tuğyanları (hakikatlerine başkaldırı) içinde kalmaya devam ederler.

    Ali Bulaç

    Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi.

    Ali Rıza Safa

    Onlara merhamet eder ve sıkıntılarını giderirsek, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz onlara acısak ve içinde bulundukları sıkıntıyı gidersek,yine de iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi.

    Edip Yüksel

    Kendilerine acıyıp başlarına gelen perişanlıklarını giderseydik bile, azgınlıklarına dalıp bocalayacaklardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerine acıyıp başlarına gelen perişanlıklarını giderseydik bile, azgınlıklarına dalıp bocalayacaklardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer Biz onlara acıyıp da baskılarını açıversek, mutlaka azgınlıklarında inat eder, hiçbir şey görmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer biz onlara acıyıb da baskılarını açıversek mutlaka tuğyanlarında ınad eder hiç bir şey görmezler

    Erhan Aktaş

    Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.

    Gültekin Onan

    Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.

    Hasan Basri Çantay

    Eğer biz onlara acıyıb da kendilerindeki zararı giderecek olursak yine serseriyane azgınlıklarında muhakkak devam ve inad edeceklerdir.

    İbni Kesir

    Şayet Biz, onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer onlara rahmet edip, başlarındaki sıkıntıyı gidermiş olsaydık bile yine de onlar; azgınlıkları içinde bocalayıp dururlardı.

    Süleyman Ateş

    Biz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sıkıntılarını gidermek suretiyle onlara bir ikramda bulunsaydık yine de azgınlıkları içinde inatla bocalayacaklardı.

    Şaban Britch

    Eğer onlara rahmet edip, başlarındaki sıkıntıyı gidermiş olsaydık bile yine de azgınlıkları içinde bocalayıp dururlardı.

    Şaban Piriş

    Eğer onlara acıyıp, başlarındaki sıkıntıyı gidermiş olsaydık bile yine onlar azgınlıklarında inat ederdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer biz onlara acıyıp da üstlerindeki sıkıntıyı kaldırsaydık, azgınlıkları içinde sersem sersem bocalamaya devam edeceklerdi.

  14. Mü'minûn suresi, 76. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 76. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve O'na yalvarıp yakarmadılar.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki biz onları azapla yakalamıştık da Rablerine yine boyun eğmemişler, yalvarıp yakarmamışlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz onları azab ile kuşatmıştık da, yine de Rablerine boyun eğmemişlerdi. Nitekim bundan böyle de acziyetlerini itiraf edecek değiller.

    Muhammed Esed

    Ve gerçek şu ki, Biz onları azapla da sınadık, ama onlar yine de Rablerine boyun eğmediler; (bundan sonra da bağışlanma için) yalvarıp yakaracak değiller;

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki onları azap ile yakaladık. . . Rablerine boyun eğmediler ve yakarmadılar!

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz onları azabla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp yalvarmadılar.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürüp azapla yakaladığımızda da yine Rablerine boyun eğmemişler ve yalvarmamışlardır.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, onları cezayla da yakaladık. Yine de Efendilerine boyun eğmediler ve yakarışlarda bulunmadılar.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler ve niyazda bulunmadılar.

    Edip Yüksel

    Onları cezaya çarptırmamıza rağmen Efendi'lerine boyun eğmediler, yalvarmadılar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onları cezaya çarptırmamıza rağmen Rab'lerine boyun eğmediler, yalvarmadılar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gerçekten Biz, onları azaba tuttuk da yine Rablerine karşı uslanmadılar ve yalvarmıyorlar da.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Filhakika biz, onları azaba tuttuk da yine rablarına karşı uslanmadılar ve yalvarmıyorlar

    Erhan Aktaş

    Ant olsun, onları azap ile yakaladık. dipnot 1 Ancak Rabbleri için uslanmadılar ve tedarruda dipnot 2 bulunmadılar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Daha önce verdiğimiz sıkıntılarla.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah'ın yüceliği karşısında küçülerek, basitliğinin, muhtaçlığının bilincinde olarak, acziyetini ifade ederek tevazu üstüne tevazu göstererek istekte bulunmak.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun, onları azap ile yakaladık dipnot 1 . Ancak Rabbleri için uslanmadılar ve tezarruda dipnot 2 bulunmadılar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Daha önce verdiğimiz sıkıntılarla.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah'ın yüceliği karşısında küçülerek, basitliğinin, muhtaçlığının bilincinde olarak, acziyetini ifade ederek tevazu üstüne tevazu göstererek istekte bulunmak

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun, onları azap ile yakaladık dipnot 1 . Ancak Rabb'leri için uslanmadılar ve boyun eğip yakarmadılar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Daha önce verdiğimiz sıkıntılarla.

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz onları azabla yakalayıverdik, fakat yine de rablerine boyun eğmediler ve yakarıp yalvarmadılar.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz onları (evvelce de açlık) azab (ı) ile yakaladık da yine Rablerine baş eğmediler. Onlar yalvarıb yakarmazlar.

    İbni Kesir

    Andolsun ki Biz, onları azabla yakaladık. Ama yine de Rabblarına boyun eğmediler. Onlar yalvarıp yakarmazlar.

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki onları azap ile aldığımız halde yine de Rablerine itaatle boyun eğmediler. Yalvarıp, yakarmadılar.

    Süleyman Ateş

    Andolsun biz onları azab ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O'na yalvarmıyorlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hepsini çeşit çeşit azaba uğrattık ama Rablerine karşı yumuşamadılar, yalvarıp yakarmadılar da.

    Şaban Britch

    Gerçekten biz onları azap ile yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler, O'na dua edip yalvarmadılar.

    Şaban Piriş

    Gerçekten biz onları azaba tuttuk da yine Rab'lerine karşı uslanmadılar. Yalvarıp yakarmazlar da.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, biz onları azapla yakaladık. Ama yine de Rablerine boyun eğmediler. Sığınıp yakarmıyorlar.

  15. Mü'minûn suresi, 77. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 77. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ

    Diyanet İşleri

    Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda üzerlerine azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada ümitsiz kalmışlardır! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: En‘âm 6:43-44.

    Mustafa İslamoğlu

    Ta ki vakti gelip de onlar aleyhine bir azap kapısı açıncaya dek: o zaman da onlar, orada, umutlarının tamamını yitiriverecekler.

    Muhammed Esed

    ta ki, Biz onların önünde (ceza gününe has) zorlu bir azabın kapısını açıncaya kadar; işte ancak o zaman bütün ümitlerini kaybediverirler.

    Ahmed Hulusi

    Nihayet üzerlerine şiddetli bir azap sahibi bir kapı açtığımızda, birdenbire o azabın içinde ümitsiz kalıverirler.

    Ali Bulaç

    Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonunda (Kıyâmet Günü) üzerlerine şiddetli bir azâp kapısı açtığımız zaman, içinde şaşkın ve ümidlerini kaybetmiş bir halde kalacaklardır.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, yaman bir cezanın kapısını onların üzerine açtığımızda; işte o zaman, tüm umutlarını yitirecekler.

    Bayraktar Bayraklı

    Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, ümitsiz kalıverdiler.

    Edip Yüksel

    Kendilerine çetin bir azabın kapısını açtığımız zaman şaşırıp şoke oldular.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerine çetin bir azabın kapısını açtığımız zaman şaşırıp şoke oldular.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonunda üzerlerine çetin azaplı bir kapı açtığımızda birden onun içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nihayet üzerlerine şedid azablı bir kapı açtığımız vakıt da onun içinde ye'se düşüvereceklerdir

    Erhan Aktaş

    Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.

    Gültekin Onan

    Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet üzerlerine azabı çetin bir kapı açdığımız vakit (görürsün ki) onlar bunun içinde ümidsizlikle dönüb kalmışlardır.

    İbni Kesir

    Sonunda onlara şiddetli bir azab kapısı açtığımızda şaşkına dönüp ümitsiz kalıverdiler

    Mehmet Alagaş

    (68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımızda o zaman azabın içinde şaşkın ve ümitsiz kalıverirler.

    Süleyman Ateş

    Nihayet üzerlerine şiddetli bir azab kapısı açtığımız zaman, derhal O'nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara şiddetli bir azabın kapısını açıncaya kadar böyle gitti; o anda birden ümitsizliğe düştüler

    Şaban Britch

    Nihayet üzerlerine azabı çetin bir kapı açdığımız vakit şaşkınlıkla ümitsizliğe düşüverirler.

    Şaban Piriş

    Onların üzerine şiddetli bir azap kapısı açana kadar... İşte o zaman ümitsizliğe düşüverirler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nihayet, üzerlerine şiddetli bir azabın kapısını açtığımızda hemencecik ümitsizliğe düşüverecekler.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.