Diyanet İşleri
Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır.
Mü'minûn suresi · 63–77. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Mü'minûn suresi, 63. ayet. بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَٰمِلُونَ
Ancak kafirlerin kalbleri bu Kur'an'a karşı bir gaflet içindedir. Onların bundan başka yapageldikleri birtakım (kötü) işleri de vardır.
(Hayır), aslında onların (inkârcıların) kalpleri bu konuda şaşkındır. Onların bunun dışında (bazı kötü) işleri dipnot 1 vardır ki onlar bu işleri yapanlardır.
Fakat kalpleri, bu (ilahi kayıt işlemine) karşı derin bir gaflet içinde olanlar da (var). İşte onlar, bundan daha aşağılık işler de çeviriyorlar: bunlar da o yolda çabalayıp giderler;
Ama, (din ve inanç birliğini bozanlara gelince,) onların kalpleri bütün bu gerçeklerden yana aymazlık içindedir! Fakat, onların (içlerinde) bu (bozgunculuk eğiliminden) başka (daha kötü) eylemlere kalkışma (eğilimleri) de var; ve onlar bu tür eylemlere devam edip gidecekler;
Fakat onların şuurları bundan koza içindedir. . . Bundan başka (nefsani dürtülerle, bedensel zaaflarla) yapageldikleri o işler de vardır.
Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar.
Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu hususta cehâlet içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
Hayır! Yürekleri aymazlık içindedir. Bundan başka işleri de vardır; o işler için uğraşırlar.
Ama, inkarcıların kalpleri bundan habersizdir. Bundan başka onların yapageldikleri işler de vardır.
Zihinleri bundan (mesajdan) gafil olup buna aykırı işlerde çalışıp durmaktadırlar.
Zihinleri bundan (mesajdan) gafil olup buna aykırı işlerde çalışıp durmaktadırlar.
Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
Hayır, onların kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan öte birtakım kötü işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
Fakat onların kalpleri dipnot 1 bundan gaflet dipnot 2 içindedir. Onlar, başka işlerle dipnot 3 uğraşıp durmaktadırlar.
Fakat onların kalpleri dipnot 1 bundan gaflet dipnot 2 içindedir. Onlar, başka işlerle dipnot 3 uğraşıp durmaktadırlar.
Fakat onların kalpleri dipnot 1 bundan gaflet dipnot 2 içindedir. Onlar, başka işlerle dipnot 3 uğraşıp durmaktadırlar.
Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır onlar bunun için çalışmaktadırlar.
Hayır, onların (kafirlerin) kalbleri bundan (derin bir) cehalet içindedirler. Hem Onların bundan başka bizzat işlemekde oldukları daha nice (kötü) amel (ve hareket) leri de vardır.
Hayır, onların kalbleri bundan habersizdir. Onların bundan başka da yapageldikleri işler vardır.
(62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.
Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu hususta cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu işleri yapar dururlar.
Fakat onların kalbleri, bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka (birtakım pis) işleri daha var ki, onlar hep o işler için çalışırlar.
Aslında bunların (bölünüp fırka fırka olanların) kalpleri, bunu/ amel defterini dikkate almayıp daldıkları şey içindedir dipnot 1 . Onların bunlardan/yukarıda anlatılanlardan öncelikli işleri vardır, o işler için çalışırlar dipnot 2 .
Yok, onların kalpleri başka şeylere dalmıştır. Çünkü kendilerinin öncelikli işleri vardır; onlar ona çalışırlar
Oysa (kâfirlerin) kalpleri bundan gaflet içindedir ve onların yapmakta oldukları daha başka amelleri de vardır.
Oysa (müşriklerin) kalpleri bundan gaflet içindedir ve onların yapmakta oldukları daha başka işler de vardır.
Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir. Onların bundan başka da işleri vardır ki, hep o işler için çalışmaktadırlar.
Mü'minûn suresi, 64. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ
Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki feryat edip duruyorlar.
Sonunda şımarıklarını azaba uğrattığımızda bir de bakarsın ki feryat ediyorlar.
ta ki onların servet ve iktidarla şımarmış olanlarını azap ile çepeçevre kuşattığımız zamana dek; (ama), o zaman da onlar imdat çığlıkları atarlar.
öyle ki, sonunda, onların arasından bolluk, genişlik içinde dalıp gitmiş olanları azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman yalvarıp yakarmaya başlayacaklar.
Nihayet onların pişmanlıktan doğan itirafları içinde azaplarıyla yakaladığımızda, hemen yalvara-yakara feryat ederler.
Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.
En nihayet, refah ve bolluk içinde olanlarını sıkıntıya (veya azaba) uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı basarlar.
Sonunda, onların, ellerine güç geçirmiş olanlarını yakaladığımızda yalvarmaya başlarlar.
Sonunda şımarmış zenginlerini azapla yakaladığımız zaman feryat ederler.
Varlıklılarını cezaya çarptığımızda, yakınmaya başlarlar.
Varlıklılarını cezaya çarptığımızda, yakınmaya başlarlar.
Nihayet, refah içinde olanlarını azaba çektiğimiz zaman, hemen feryada başlayacaklardır.
Nihayet refahlı olanlarını azaba çekiverdiğimiz zaman hemen feryada başlıyacaklardır
Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.
Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.
Nihayet varlıklılarını azapla yakaladığımızda, hemen feryat etmeye başlarlar.
Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.
Nihayet refah içinde olanlarını azab ile yakaladığımız vakit onlar hemen feryad ve istimdad edeceklerdir.
En sonunda onların refahla şımaranlarını azabla yakaladığımız zaman hemen feryad ederler.
(62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.
Nihayet refah ve bolluk içinde olanlarını azapla kıskıvrak yakaladığımız zaman, bakmışsın ki hemen feryadı basarlar.
Nihayet varlıklılarını azab ile yakaladığımız zaman, hemen feryada başlarlar.
Nihayet onlardan şımartılmış olanları azap ile yakaladığımızda birden feryat ederler dipnot 1 .
Onların şımarık olanlarını azaba alınca hemen çığlığı basarlar.
En sonunda onların refaha dalıp gitmiş (zengin ve liderler) olanlarını azapla yakaladığımız zaman, hemen feryadı basarlar.
En sonunda onların zenginlerini ve liderlerini azapla yakaladığımız zaman, hemen feryadı basarlar.
Sonunda, servet ve refahla şımarmışlarını azapla yakaladığımızda, hemen bağırıp dövünmeye başlarlar.
Mü'minûn suresi, 65. ayet. لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ
Boşuna feryat edip durmayın bugün. Zira bizden yardım görmeyeceksiniz.
(Onlara şöyle denecektir:) "(Boşuna) sızlanmayın bugün! Şüphesiz ki siz bizden yardım göremeyeceksiniz!
Bugün imdat dilemeyin; çünkü Bizden size asla yardım ulaştırılmayacak!
(Fakat onlara:) "Boşuna yalvarıp yakarmayın bugün; çünkü, Bizden asla yardım görecek değilsiniz!" (denecektir).
"Bugün feryat etmeyin! Muhakkak ki siz bizden yardım alamazsınız!"
Bugün feryad etmeyin, çünkü bizden yardım göremezsiniz.
Boşuna sızlanmayın bugün! Zira bizden yardım göremeyeceksiniz!
"Bugün yalvarmayın; Bizden asla yardım görmeyeceksiniz!"
Onlara şöyle deriz: "Bugün feryat etmeyiniz, doğrusu katımızdan bir yardım göremezsiniz."
Yakınmayın; bugün tarafımızdan hiçbir yardım görmezsiniz.
Yakınmayın; bu gün tarafımızdan hiç bir yardım görmezsiniz.
Feryat etmeyin bugün; çünkü siz, Bizden kurtarılamazsınız!
Feryad etmeyin bu gün, çünkü siz bizden kurtarılamazsınız
Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bize karşı size yardım olunmaz.
Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bize karşı size yardım olunmaz.
Bugün boşuna feryat etmeyin. Kesinlikle Bizden kurtulamazsınız.
Bugün feryad etmeyin, çünkü bizden yardım göremezsiniz.
Bu gün (bihude) sızlanmayın. Çünkü siz bizden (kurtulmıya) yardım edilmeyeceksiniz.
Feryad etmeyin bugün. Doğrusu siz, katımızdan bir yardım görmezsiniz.
(62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.
Bugün feryat etmeyin, çünkü tarafımızdan size yardım olunmaz.
"Bugün artık feryad etmeyin, bize karşı size yardım olunmaz (kimse sizi bizim azabımızdan kurtaramaz).
"Bugün feryat etmeyin; çünkü bizden yardım görmeyeceksiniz dipnot 1 !
Bugün çığlık atmayın; bizden yardım görmeyeceksiniz.
Feryat etmeyin, bugün; çünkü siz bizden yardım göremeyeceksiniz.
-Feryat etmeyin, bugün; çünkü siz bizden kurtulamazsınız.
"Bağırıp dövünmeyin bugün, bizim karşımızda kimseden yardım göremezsiniz."
Mü'minûn suresi, 66. ayet. قَدْ كَانَتْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَٰبِكُمْ تَنكِصُونَ
(66-67) Çünkü ayetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.
(66, 67) Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe'nin etrafında) saçmalıyordunuz." dipnot 1
Hem evvelce mesajlarımız size ulaştırılmıştı. Buna rağmen siz ısrarla arkanızı dönüyordunuz;
"Size mesajlarım tekrar tekrar okunduğunda, siz (her defasında) ökçelerinizin üzerinde dönüveriyor
"İşaretlerim size bildiriliyordu da, siz topuklarınız üzerine gerisin geri dönüyordunuz. "
Gerçekten benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;
Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, arkanızı döner,
"Ayetlerim size okunduğu zaman, topuklarınızın üzerinde geriye dönüyordunuz!"
- "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
Size ayetlerim okunuyordu da ardınıza dönüyordunuz.
Size ayetlerim okunuyordu da ardınıza dönüyordunuz.
Karşınızda ayetlerim okunuyordu da siz sırt çeviriyordunuz.
Karşınızda ayetlerim okunuyordu da siz ardınıza dönüyordunuz
Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.
Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.
Vaktinde ayetlerimiz size okunduğunda siz onları hiçe sayıyordunuz.
Gerçekten benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz;
(66-67) Karşınızda ayetlerimiz okunuyordu da siz bunu kibrinize yediremiyerek gerisin geri dönüyor, geceleyin de (cemaat halinde ve Beytin etrafında) hezeyanlarda bulunuyordunuz.
Ayetlerimiz size okunuyordu da siz, ona arkanızı dönüyordunuz.
(62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.
Ayetlerim size okunuyordu da topuklarınızın üstünde gerisin geri dönüyordunuz.
"Ayetlerim size okunuyordu da siz arkanıza dönüyordunuz.
Size ayetlerim bağlantılarıyla okunuyordu ama siz geri geri çekiliyordunuz.
Size ayetlerimiz okunmuştu da siz arkanızı dönmüştünüz.
Ayetlerim size okunuyordu; ama siz ona arkanızı dönüyordunuz.
Ayetlerim size okunuyordu; ama siz ona arkanızı dönüyordunuz.
"Ayetlerimiz size okunuyordu da siz ökçeleriniz üzerine gerisin geri dönüyordunuz."
Mü'minûn suresi, 67. ayet. مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ
(66-67) Çünkü ayetlerim size okunurdu da siz buna karşı büyüklük taslayarak arkanızı döner, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.
(66, 67) Elbette ayetlerim size tilavet ediliyordu (okunup aktarılıyordu) da siz buna karşı kibirlenerek arkanızı dönüyor, geceleyin (Kâbe'nin etrafında) saçmalıyordunuz." dipnot 1
ona karşı böbürlenerek, sokulduğunuz karanlığın koynunda atıp tutuyordunuz.
(ve) büyüklük taslayaraktan gecelerinizi olur olmaz şeyler konuşarak geçiriyordunuz."
"Ona, kibir taslayarak, geceleri hezeyan yaşıyordunuz!"
Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.
buna karşı kibirlenerek geceleyin (Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar savururdunuz.
"Büyüklük taslayarak, gece boyunca saçmalıyordunuz!"
- "Ayetlerim size okunduğunda büyüklük taslayıp, gece ağzınıza geleni söyleyerek ardınıza dönüyordunuz."
Ona karşı büyüklük taslıyordunuz, saçmalayarak geceliyordunuz.
Ona karşı büyüklük taslıyordunuz, saçmalayarak geceliyordunuz.
Ona kafa tutarak gece lakırdıları ile hezeyanlar ederdiniz.
Ona kafa tutarak, müsamere yaparak hezeyanlar ediyordunuz
Ayetlerime karşı büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.
Ayetlerime karşı büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.
Büyüklük taslayarak, geceleri toplanıp ayetlerime karşı saçma sapan değerlendirmeler yapıyordunuz.
Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.
(66-67) Karşınızda ayetlerimiz okunuyordu da siz bunu kibrinize yediremiyerek gerisin geri dönüyor, geceleyin de (cemaat halinde ve Beytin etrafında) hezeyanlarda bulunuyordunuz.
Büyüklük taslıyor, gece ağzınıza geleni söylüyordunuz.
(62-67) Her nefise sadece kapasitesi kadar teklifte bulunuruz, katımızda hakkı konuşan bir kitap vardır. (Amellerin ve ibadetlerin yazıldığı kitap) Onlara zulmedilmez , k alpleri bundan / bu durumdan derin bir gaflet halindedir , bunun dışında / yüklediğimiz ameller dışında yapacakları şeyler vardır ve onlar için çalışırlar. Onlar lüks içinde iken / nimet bolluğu içinde iken onları azap için yakaladığımızda feryat ederler , bugün feryat etmeyin size bizden bir yardım gelmez , size ayetlerim sözlü okunuyordu da geceleri saçma saçma konuşup kibrinize kapılıyor onu terk edip, topuklarınız üzere gerisin geri kaçıyordunuz.
Bununla büyüklük taslar, geceleyin toplanıp hezeyanlar savururdunuz.
"Ayetlerime karşı kibirlenerek geceleyin (Ka'be'nin çevresinde toplanıp) saçmalıyordunuz."
Kur'an karşısında kibirleniyor, geceleri bir araya gelip hezeyanlar savuruyordunuz dipnot 1 "
Okunana karşı büyükleniyor, geceleyin de ağzınıza geleni söylüyordunuz.
Bununla (Kabe ile) başkalarına karşı büyüklük taslıyor, gece vakti de (Kur'an hakkında) batıl sözler söylüyordunuz.
Ona kafa tutarak, eğlence edinip, hezeyanlar savurarak.
"Ona karşı büyüklük taslayarak, gece boyunca hezeyanlar savuruyordunuz."
Mü'minûn suresi, 68. ayet. أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? dipnot 1 Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi!
İyi de, onlar (bu) sözü hiç mi düşünmediler? Ya da kendilerinden önce gelip geçmiş atalarına hiç ulaşmamış olan bir şey mi gelmiş onlara?
Peki, onlar (Allah'ın bu) sözünü anlamaya hiç çalışmadılar mı? Yahut geçip gitmiş atalarına hiç gelmeyen bir şey mi geldi onlara?
O sözü gereğince düşünmediler mi? Yoksa atalarına gelmemiş bir şey kendilerine ilk defa mı geldi?
Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
O sözü iyice düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Onlar bu Kur'an'ı hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Onlar bu sözü incelemediler mi, yoksa geçmiş atalarına gelmeyen bir şey mi kendilerine geldi?
Onlar bu sözü incelemediler mi, yoksa geçmiş atalarına gelmeyen bir şey mi kendilerine geldi?
Acaba onlar bu sözü düşünmezler mi, yoksa onlara eski atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Ya hala o kelamı tedebbür etmezler mi? Yoksa onlara evvelki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
Onlar, hala sözün dipnot 1 üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
Onlar, hala sözün dipnot 1 üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
Onlar, hala sözün dipnot 1 üzerinde düşünmüyorlar mı? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
Onlar, yine de o sözü (Kuran'ı) gereği gibi düşünmediler mi, yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Bu (hak) sözü iyice düşünmediler mi hiç? Yoksa kendilerine evvelki (atalarına) gelmeyen bir şey (bir kitab ve bir peygamber) mi geldi?
Söyleneni düşünmediler mi hiç? Yoksa onlara, daha önce geçen atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
Onlar o sözü (Kur'an'ı) iyice düşünmediler mi, yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir elçi ve Kitap) geldi diye mi (böyle davranıyorlar)?
Bunlar Allah'ın sözünü /Kitabını dipnot 1 etraflıca düşünmediler mi dipnot 2 ? Yoksa bunlara, önceki atalarına gelmemiş olan bir şey mi dipnot 3 geldi?
Bu sözü etraflıca düşünmüyorlar mı, yoksa kendilerine, eski atalarına gelmemiş olan bir Kitap mı geldi?
Bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
Söyleneni hiç düşünmediler mi? Yoksa onlara, önceki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
Sözü gereğince düşünmediler de ondan mı, yoksa kendilerine ilk atalarına gelmeyen bir şey geldi diye mi?
Mü'minûn suresi, 69. ayet. أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ
Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar da o yüzden mi onu inkar ediyorlar?
Yoksa elçilerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar!
Veya elçilerini tanımadılar da, bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
Yoksa bunlar kendi elçilerini tanımıyorlar da, onun için mi o'nu inkar ediyorlar?
Yoksa Rasulleri tanımadıkları biri de, (bu yüzden) Onu inkar mı ediyorlar?
Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?
Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
Yoksa kendi elçilerini mi tanımıyorlar? Bu yüzden mi Onu inkar ediyorlar?
Yoksa peygamberlerini henüz tanımadılar da, bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
Yoksa, kendilerine gönderilen elçiyi tanımadıkları için mi onu inkar ediyorlar?
Yoksa, kendilerine gönderilen elçiyi tanımadıkları için mi onu inkar ediyorlar?
Yoksa peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
Yoksa Peygamberlerini tanımadılar mı da onun için inkar ediyorlar?
Yoksa Resul'lerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?
Yoksa resullerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?
Yoksa rasullerinin nasıl birisi olduğunu bilmiyorlar da onun için mi onu reddediyorlar?
Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?
Yahud kendi peygamberlerini tanımadılar da şimdi onu inkar mı edicilerdir onlar?
Yoksa peygamberlerini tanımadılar da onun için mi inkar ediyorlar?
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Yahut onlar rasûllerini tanımıyorlardı da bunun için mi şimdi onu inkâr ediyorlar?
Yoksa elçilerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkar ediyorlar?
Ya da kendilerine gelen elçiyi tanımıyorlar da bu yüzden mi onu reddediyorlar dipnot 1 !
Yoksa elçilerini tanımıyorlar da onun için mi beğenmiyorlar?
Yoksa peygamberlerini tanıyamadılar da bunun için mi inkâr ediyorlar?
Yoksa peygamberlerini tanıyamadılar da bunun için mi inkar ediyorlar?
Yoksa resullerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkar ediyorlar?
Mü'minûn suresi, 70. ayet. أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَٰرِهُونَ
Yoksa "O cinnet getirmiş" mi diyorlar? Hayır o, onlara hakkı getirdi. Halbuki onların pek çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.
Yoksa onda bir cinlenmişlik dipnot 1 olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine gerçeği getirmiştir. Onların çoğu ise gerçek(ler)den hoşlanmamaktadır.
Ya yoksa, onu cinnet geçirmekle mi suçluyorlar? Yoo, aksine o onlara gerçeği getirdi; ama onların çoğu katıksız gerçeği sevmiyor.
Yahut "Onda delilik var!" mı diyorlar? Oysa, o onlara gerçeğin ta kendisini getirdi ama gerçek onlardan çoğunun işine gelmez!
Yoksa: "Onda bir cinnet var" mı diyorlar? Bilakis, O kendilerine Hak olarak gelmiştir! Onların çoğunluğu Hak'tan hoşlanmazlar!
Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.
Yahut da onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, Peygamber onlara hakkı getirmiştir; fakat onların çoğu haktan hoşnut değillerdir.
Yoksa şöyle mi diyorlar: "Bu delirmiş!" Hayır! Onlara, gerçekle gelmiştir. Oysa onların çoğu gerçeği sevmez.
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine hakkı getirmiştir. Onların çoğu ise gerçeklerden hoşlanmamaktadır.
Yoksa, onun deli olduğuna mı karar verdiler? Halbuki onlara gerçeği getirmişti. Ne var ki onların çoğu gerçekten hoşlanmaz.
Yoksa, onun deli olduğuna mı karar verdiler? Halbuki onlara gerçeği getirmişti. Ne var ki onların çoğu gerçekten hoşlanmaz.
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, o, onlara gerçek ile geldi; fakat onların çoğu gerçekten hoşlanmıyorlar.
Yoksa onda bir Cinnet var, mı diyorlar? Hayır, o onlara hakk ile geldi fakat ekserisi hakkı hoşlanmıyorlar
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk ile geldi. Ne var ki onların çoğu Hakk'tan hoşlanmıyorlar.
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk ile geldi. Ne var ki onların çoğu Hakk'tan hoşlanmıyorlar.
Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, onlara, Hakk dipnot 1 ile geldi. Ne var ki onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.
Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.
Yoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Bil'akis o (peygamber) onlara hakkı (Kur'anı) getirmişdir. (Fakat) onların çoğu hakkı çirkin görenlerdir.
Yahut; onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hak ile gelmiştir. Ama onların çoğu haktan hoşlanmamaktadırlar.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Yahut onun cinlenip, delilik isabet ettiğini mi söylüyorlar? Bilakis o kendilerine hakkı getirmiştir. Hâlbuki onların çoğunluğu haktan hoşlanmazlar.
Yoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Hayır, o kendilerine hakkı getirdi, fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar.
Yoksa cinlerin etkisinde olduğunu mu söylüyorlar dipnot 1 ? Hayır! O bunlara doğruları getirdi ama bunların çoğu doğrulardan hoşlanmıyor dipnot 2 .
Yoksa onda delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır, o onlara gerçeği getirdi, ama pek çoğu gerçeklerden hoşlanmıyorlar.
Yoksa: “Onda bir delilik var mı?" diyorlar. Hayır! O, onlara hakkı getirdi. Ama onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.
Yoksa: "Onda bir delilik var" mı diyorlar? -Hayır! O, onlara hakkı getirdi. Ama onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.
Yoksa, "onda bir cinnet mi var" diyorlar! Hayır, o kendilerine hakkı getirdi ama onların çoğu haktan tiksiniyor.
Mü'minûn suresi, 71. ayet. وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ
Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur'an'ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.
Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunanlar bozulup giderdi. dipnot 1 Hayır! Biz onlara zikirlerini (Kur'an'ı) getirdik; (fakat) onlar (gerçeği) hatırlamalarından yüz çevirenlerdir.
Ama eğer hakikat onların keyiflerine tabi olsaydı, gökler, yer ve içindekiler mahvolur giderdi. Aksine, Biz onlara, kendi (insanlık) şeref ve onurlarını hatırlattık, fakat onlar kendi şereflerini hatırlamaktan yüz çevirdiler.
Fakat, gerçek onların arzu ve emellerine uyacak olsaydı, şüphesiz gökler ve yer içindekilerle beraber yıkılır giderdi! Oysa, Biz (bu ilahi mesajda) onlara akılda tutmaları gereken her şeyi ulaştırdık; ne var ki, kendilerine bahşedilen bu hatırlatıcı mesajdan (umursamazlıkla) yüz çevirdiler!
Eğer Hak onların hevalarına tabi olsaydı; Semalar, Arz ve onların arasında ne varsa elbette bozulur giderdi. . . Hayır, onlara Zikirlerini (hakikatlerini hatırlatan bilgiyi) verdik. . . Onlar kendi Zikirlerinden (hakikatlerinin bilgisinden) yüz çeviricilerdir.
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer hak, onların hevâ ve heveslerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve içindeki herkes, mutlaka bozguna uğrardı. Oysa biz onlara, şân ve şereflerini ihtiva eden Kur'ân'ı getirdik; fakat onlar, bundan yüz çevirmektedirler.
Gerçek onların isteklerine uysaydı, gökler, yeryüzü ve içindekiler yıkılır giderdi. Hayır! Onlara, öğretilerini getirdik. Yine de öğretilerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer hak, onların arzularına uysaydı, elbette gökler ve yer ile bunlarda bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini getirdik, fakat onlar kendi şereflerine sırt çevirdiler.
Gerçek onların fantezilerine uysaydı, gökler, yer ve içlerindekiler kaosa girerdi. Halbuki onlara mesajlarını verdik, ancak çokları mesajlarından yüz çevirmekte.
Gerçek onların arzularına uysaydı, gökler, yer ve içlerindekiler kaosa girerdi. Halbuki onlara mesajlarını verdik, ancak çokları mesajlarından yüz çevirmekte.
Eğer Hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yeryüzü ve bunlardaki kimseler kesinlikle bozulurdu. Hayır, Biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar, zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer hak onların keyflerine tabi' olsa idi Semavat ve Arz ve bunlardaki kimseler kat'ıyyen fasid olurdu, hayır, biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar zikirlerinden ı'raz ediyorlar
Eğer Hakk dipnot 1 onların hevalarına dipnot 2 göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak zikirlerini dipnot 3 getirdik. Ne var ki onlar faydalarına olan zikirden dipnot 3 yüz çevirenlerdir.
Eğer Hakk dipnot 1 onların hevalarına dipnot 2 göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak zikirlerini dipnot 3 getirdik. Ne var ki onlar faydalarına olan zikirden dipnot 3 yüz çevirenlerdir.
Eğer Hakk dipnot 1 onların hevalarına dipnot 2 göre belirlenseydi gökler, yer ve onların içindekiler bozguna uğrardı. Hayır, faydalarına olacak öğütlerde bulunduk. Ne var ki onlar faydalarına olan öğütten yüz çevirenlerdir.
Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi 'şan ve şeref' (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer Hak onların heva (ve heves) lerine tabi' olsaydı göklerde, yerde ve bunların içinde bulunan kimseler muhakkak ki fesada uğrar (nizaamından çıkar) dı. Hayır, biz onlara (ancak) zikir (ve şeref) lerini getirdik. Onlarsa kendilerinin (bu) zikrinden yüz çeviricidirler.
Şayet hak, onların heveslerine uysaydı; gökler, yer ve onlarda bulunanlar muhakkak bozulup giderdi. Hayır, Biz onlara kendi zikirlerini getirdik. Ama onlar zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Eğer hak, onların hevâ ve heveslerine tâbi olsaydı, gökler, yer ve içindeki herkes, mutlaka bozguna uğrardı. Oysa biz onlara, şan ve şereflerini ihtiva eden Kur'an'ı getirdik. Fakat onlar, bundan yüz çevirmektedirler.
Eğer hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yer ve bunların içinde bulunan kimseler bozulur, giderdi. Biz onlara Zikir'lerini getirdik fakat onlar, Zikirlerinden yüz çeviriyorlar.
Eğer doğru, bunların arzularına göre şekillense göklerin, yerin ve oralardaki her şeyin dipnot 1 düzeni bozulurdu. Aslında bunlara, fıtratlarındaki doğru bilgiyi getirdik ama bunlar, o doğru bilgiden yüz çeviriyorlar dipnot 2 .
Eğer doğru onların arzularına göre şekillenseydi göklerin, yerin ve onlarda olan kimselerin düzeni bozulurdu. Onlar içlerindeki zikri, doğru bilgiyi getirdik. Onlar kendi doğrularından kaçınıyorlar.
Eğer hak onların arzularına/hevalarına uysaydı; gökler, yer ve her ikisinin de içindekiler bozulup giderdi. Hayır, biz onlara şan ve şerefleri olan (Kur’an’ı) verdik. Fakat, onlar (Kur'an'ın) zikrinden yüz çeviriyorlar.
Eğer hak onların keyfine uysaydı; gökler, yer ve her ikisinin de içindekiler bozulup giderdi. Oysa, biz onlara uyarılarını verdik. Fakat, onlar uyarılarından yüz çeviriyorlar.
Eğer hak onların keyiflerine uysaydı, gökler de yer de bunların içindekiler de kesinlikle fesada uğrardı. Hayır, biz onlara zikirlerini/Kur'anlarını getirdik ama onlar zikirlerinden/Kur'anlarından yüz çeviriyorlar.
Mü'minûn suresi, 72. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ
Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Yoksa sen onlardan herhangi bir karşılık (ücret) mi istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık (nimet) hayırlı olandır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Yoksa sen onlardan (hakka davet karşılığında) dünyevi bir bedel mi istiyorsun? (Hayır), çünkü senin Rabbinin ödeyeceği bedel daha yüksektir: zira rızık verenlerin en hayırlısı O'dur.
(Ey Muhammed,) yoksa onlardan dünyevi bir karşılık mı istiyorsun? Fakat (bilmelidirler ki) Rabbinin vereceği karşılık en iyisidir; çünkü rızık verenlerin en iyisi O'dur!
Yoksa onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin bağışı daha hayırlıdır. . . O, yaşam gıdasıyla besleyen, en hayırlı olandır.
Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
(Rasûlüm!) Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Yoksa onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Sonuç olarak, Efendinin karşılığı daha iyidir. Çünkü O, geçimlik verenlerin en iyisidir.
Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık daha değerlidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.
Yoksa sen onlardan bir maaş mı istedin? Efendinin maaşı çok daha iyidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.
Yoksa sen onlardan bir maaş mı istedin? Rabbinin maaşı çok daha iyidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.
Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbinin mükafatı daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbının haracı daha hayırlıdır, hem o, rezzakların en hayırlısıdır
Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabb'inin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.
Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabbinin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.
Yoksa onlardan bir karşılık mı bekliyorsun? Rabb'inin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O rızıklandıranların en hayırlısıdır.
Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Yoksa sen onlardan bir hare (ücret) mi istiyorsun?! İşte Rabbinin harcı! (O) daha hayırlıdır. O, rızk verenlerin en hayırlısıdır.
Yoksa sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbının ecri daha hayırlıdır. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da onun için mi hakkı kabul etmiyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en iyisidir.
Yoksa bunlardan bir ücret mi istiyorsun? Oysa Rabbinin vereceği karşılık en iyisidir! O, rızık verenlerin en hayırlısıdır dipnot 1 .
Onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Oysa Rabbinin vereceği karşılık daha iyidir. O, rızık verenlerin en iyisidir.
Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ecri çok daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en iyisi O’dur.
Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Rabbinin ücreti daha iyidir. Rızık verenlerin en iyisi O'dur.
Yoksa onlardan bir vergi mi istiyorsun? Rabbinin vereceği daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısıdır O.
Mü'minûn suresi, 73. ayet. وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
Şüphesiz ki sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
Sen onları gerçekten de dosdoğru bir yola çağırıyorsun,
Ve, doğrusu sen onları gerçekten dosdoğru bir yola çağırıyorsun;
Muhakkak ki sen, onları sırat-ı müstakime davet edersin.
Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
Gerçek şu ki sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Aslında, onları, dosdoğru yola çağırıyorsun.
Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
Kuşku yok ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun.
Kuşku yok ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun.
Doğrusu, sen onları dosdoğru bir caddeye çağırıyorsun.
Doğrusu sen onları dosdoğru bir caddeye çağırıyorsun
Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Kuşkusuz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
Hakıykatde sen onları doğru bir yola da'vet ediyorsun.
Aslında sen, onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Sen onları şüphesiz ki dosdoğru yola davet edersin.
Sen onları doğru bir yola çağırıyorsun.
Sen onları, kesinlikle doğru bir yola çağırıyorsun dipnot 1 .
Sen onları elbette doğru yola çağırıyorsun.
Aslında sen onları dosdoğru yola çağrıyorsun.
Aslında sen onları dosdoğru yola çağrıyorsun.
Şu bir gerçek ki, sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
Mü'minûn suresi, 74. ayet. وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَٰكِبُونَ
Fakat ahirete inanmayanlar, ısrarla bu yoldan çıkmaktadırlar.
Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar ise yoldan çıkanlardır.
ahirete inanmamakta direnen kimselerse ısrarla bu yoldan sapıyorlar.
ama, ahirete inanmamakta direnenler ister istemez bu yoldan sapmaktalar.
Sonsuz geleceklerine iman etmeyenler, o sırattan sapıyorlar.
Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır.
Ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan çıkmaktadırlar.
Aslında, sonsuz yaşama inanmayanlar, kesinlikle yoldan çıkanlardır.
Ama ahirete inanmayanlar ısrarla yoldan çıkıyorlar.
Ama ahireti onaylamayanlar yoldan sapmaktadırlar.
Ama ahirete inanmıyanlar yoldan sapmaktadırlar.
Fakat ahirete inanmayanlar, o caddeden sapmaktadırlar.
Fakat Ahırete inanmıyanlar caddeden sapmaktadırlar
Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.
Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.
Kuşkusuz ahirete inanmayanlar, bu doğru yoldan sapanlardır.
Ancak ahirete inanmayanlar kuşkusuz yoldan sapanlardır.
Ahirete iman etmez olanlar, mutlakaa (doğru) yoldan sapanlardır.
Ama ahirete inanmayanlar, mutlaka bu yoldan sapmaktadırlar.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Muhakkak ki âhirete iman etmeyenler doğru yoldan sapanlardır.
Ama ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar.
Şurası bir gerçek ki ahirete inanmayanlar o yoldan ayrılırlar dipnot 1 .
Ahirete inanmıyorlar, o yoldan gerçekten, ayrılıyorlar.
Fakat, ahirete iman etmeyenler, yoldan sapan kimselerdir.
Fakat, ahirete inanmayanlar, yoldan sapan kimselerdir.
Ama ahirete inanmayanlar, o yoldan hep yan çiziyorlar.
Mü'minûn suresi, 75. ayet. وَلَوْ رَحِمْنَٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
Biz onlara merhamet edip başlarına gelen zararı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlardı.
Onlara merhamet edip içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, elbette azgınlıkları içerisinde bocalayarak direnirlerdi.
Ve eğer onlara acıyarak başlarına gelen herhangi bir beladan kendilerini kurtarsak, şaşkın şaşkın saplandıkları inkar bataklığında debelenmekte ısrar ederler.
Onlara merhamet edip (bu dünyada) başlarına gelebilecek darlık ve sıkıntıyı giderecek olsak, onlar yine de, o kurumlu azgınlıkları içinde körcesine bocalayıp dururlar.
Eğer onlara merhamet edip de kendilerinden sıkıntılı hallerini kaldırsak, mutlaka kör ve şaşkın halde, tuğyanları (hakikatlerine başkaldırı) içinde kalmaya devam ederler.
Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.
Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi.
Onlara merhamet eder ve sıkıntılarını giderirsek, yine de azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.
Biz onlara acısak ve içinde bulundukları sıkıntıyı gidersek,yine de iyice körleşerek azgınlıklarında direnirlerdi.
Kendilerine acıyıp başlarına gelen perişanlıklarını giderseydik bile, azgınlıklarına dalıp bocalayacaklardı.
Kendilerine acıyıp başlarına gelen perişanlıklarını giderseydik bile, azgınlıklarına dalıp bocalayacaklardı.
Eğer Biz onlara acıyıp da baskılarını açıversek, mutlaka azgınlıklarında inat eder, hiçbir şey görmezler.
Eğer biz onlara acıyıb da baskılarını açıversek mutlaka tuğyanlarında ınad eder hiç bir şey görmezler
Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.
Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.
Onlara, rahmet edip sıkıntılarını gidersek, yine de azgınlıklarına devam ederler.
Eğer onlara merhamet eder ve onlara dokunan zararı gideriverirsek, taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarını sürdürecekler.
Eğer biz onlara acıyıb da kendilerindeki zararı giderecek olursak yine serseriyane azgınlıklarında muhakkak devam ve inad edeceklerdir.
Şayet Biz, onlara acısak ve başlarındaki sıkıntıyı gidersek yine de azgınlıkları içinde bocalayıp kalırlar.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Eğer onlara rahmet edip, başlarındaki sıkıntıyı gidermiş olsaydık bile yine de onlar; azgınlıkları içinde bocalayıp dururlardı.
Biz onlara acıyıp da başlarındaki sıkıntıyı açsaydık, yine azgınlıklarında bocalamağa devam ederlerdi.
Onlara ikramda bulunup sıkıntılarını gidersek bile kesinlikle taşkınlıklarına dalar, bocalayıp dururlar dipnot 1 .
Sıkıntılarını gidermek suretiyle onlara bir ikramda bulunsaydık yine de azgınlıkları içinde inatla bocalayacaklardı.
Eğer onlara rahmet edip, başlarındaki sıkıntıyı gidermiş olsaydık bile yine de azgınlıkları içinde bocalayıp dururlardı.
Eğer onlara acıyıp, başlarındaki sıkıntıyı gidermiş olsaydık bile yine onlar azgınlıklarında inat ederdi.
Eğer biz onlara acıyıp da üstlerindeki sıkıntıyı kaldırsaydık, azgınlıkları içinde sersem sersem bocalamaya devam edeceklerdi.
Mü'minûn suresi, 76. ayet. وَلَقَدْ أَخَذْنَٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
Andolsun, biz onları azap ile kıskıvrak yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler ve O'na yalvarıp yakarmadılar.
Yemin olsun ki biz onları azapla yakalamıştık da Rablerine yine boyun eğmemişler, yalvarıp yakarmamışlardı.
Doğrusu Biz onları azab ile kuşatmıştık da, yine de Rablerine boyun eğmemişlerdi. Nitekim bundan böyle de acziyetlerini itiraf edecek değiller.
Ve gerçek şu ki, Biz onları azapla da sınadık, ama onlar yine de Rablerine boyun eğmediler; (bundan sonra da bağışlanma için) yalvarıp yakaracak değiller;
Andolsun ki onları azap ile yakaladık. . . Rablerine boyun eğmediler ve yakarmadılar!
Andolsun, biz onları azabla yakalayıverdik, fakat yine de Rablerine boyun eğmediler ve yakarıp yalvarmadılar.
Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürüp azapla yakaladığımızda da yine Rablerine boyun eğmemişler ve yalvarmamışlardır.
Gerçek şu ki, onları cezayla da yakaladık. Yine de Efendilerine boyun eğmediler ve yakarışlarda bulunmadılar.
Andolsun ki, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler ve niyazda bulunmadılar.
Onları cezaya çarptırmamıza rağmen Efendi'lerine boyun eğmediler, yalvarmadılar.
Onları cezaya çarptırmamıza rağmen Rab'lerine boyun eğmediler, yalvarmadılar.
Gerçekten Biz, onları azaba tuttuk da yine Rablerine karşı uslanmadılar ve yalvarmıyorlar da.
Filhakika biz, onları azaba tuttuk da yine rablarına karşı uslanmadılar ve yalvarmıyorlar
Ant olsun, onları azap ile yakaladık. dipnot 1 Ancak Rabbleri için uslanmadılar ve tedarruda dipnot 2 bulunmadılar.
Ant olsun, onları azap ile yakaladık dipnot 1 . Ancak Rabbleri için uslanmadılar ve tezarruda dipnot 2 bulunmadılar.
Ant olsun, onları azap ile yakaladık dipnot 1 . Ancak Rabb'leri için uslanmadılar ve boyun eğip yakarmadılar.
Andolsun, biz onları azabla yakalayıverdik, fakat yine de rablerine boyun eğmediler ve yakarıp yalvarmadılar.
Andolsun ki biz onları (evvelce de açlık) azab (ı) ile yakaladık da yine Rablerine baş eğmediler. Onlar yalvarıb yakarmazlar.
Andolsun ki Biz, onları azabla yakaladık. Ama yine de Rabblarına boyun eğmediler. Onlar yalvarıp yakarmazlar.
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Andolsun ki onları azap ile aldığımız halde yine de Rablerine itaatle boyun eğmediler. Yalvarıp, yakarmadılar.
Andolsun biz onları azab ile yakaladık, ama yine Rabblerine boyun eğmediler, O'na yalvarmıyorlar.
Onları azap ile yakaladığımızda da ne Rablerine boyun eğer ne de yalvarıp yakarırlar dipnot 1 .
Hepsini çeşit çeşit azaba uğrattık ama Rablerine karşı yumuşamadılar, yalvarıp yakarmadılar da.
Gerçekten biz onları azap ile yakaladık da yine Rablerine boyun eğmediler, O'na dua edip yalvarmadılar.
Gerçekten biz onları azaba tuttuk da yine Rab'lerine karşı uslanmadılar. Yalvarıp yakarmazlar da.
Yemin olsun, biz onları azapla yakaladık. Ama yine de Rablerine boyun eğmediler. Sığınıp yakarmıyorlar.
Mü'minûn suresi, 77. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.
Sonunda üzerlerine azabı çok şiddetli bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki onlar orada ümitsiz kalmışlardır! dipnot 1
Ta ki vakti gelip de onlar aleyhine bir azap kapısı açıncaya dek: o zaman da onlar, orada, umutlarının tamamını yitiriverecekler.
ta ki, Biz onların önünde (ceza gününe has) zorlu bir azabın kapısını açıncaya kadar; işte ancak o zaman bütün ümitlerini kaybediverirler.
Nihayet üzerlerine şiddetli bir azap sahibi bir kapı açtığımızda, birdenbire o azabın içinde ümitsiz kalıverirler.
Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.
Sonunda (Kıyâmet Günü) üzerlerine şiddetli bir azâp kapısı açtığımız zaman, içinde şaşkın ve ümidlerini kaybetmiş bir halde kalacaklardır.
Sonunda, yaman bir cezanın kapısını onların üzerine açtığımızda; işte o zaman, tüm umutlarını yitirecekler.
Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, ümitsiz kalıverdiler.
Kendilerine çetin bir azabın kapısını açtığımız zaman şaşırıp şoke oldular.
Kendilerine çetin bir azabın kapısını açtığımız zaman şaşırıp şoke oldular.
Sonunda üzerlerine çetin azaplı bir kapı açtığımızda birden onun içinde ümitsizliğe düşeceklerdir.
Nihayet üzerlerine şedid azablı bir kapı açtığımız vakıt da onun içinde ye'se düşüvereceklerdir
Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.
Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.
Ne var ki üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımız zaman, bütün ümitleri boşa çıkacaktır.
Sonunda, üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda, onlar bunun içinde şaşkına dönüp umutlarını kaybettiler.
Nihayet üzerlerine azabı çetin bir kapı açdığımız vakit (görürsün ki) onlar bunun içinde ümidsizlikle dönüb kalmışlardır.
Sonunda onlara şiddetli bir azab kapısı açtığımızda şaşkına dönüp ümitsiz kalıverdiler
(68-78) Bu sözü hiç düşünmediniz mi? evvelki babalarınıza gelmeyen biri mi geldi size? Yahut Resullerini tanıyamadılar mı? O’nu inkâr ediyorlar / tanımıyorlar yahut onda bir cinnet hali var mı diyorlar? bilakis O, onlara gerçek ile geldi, çoğunuz / ekseriniz haktan hoşlanmıyorsunuz / kerih buluyorsunuz , eğer hak, onların keyiflerine uysaydı semalarda, yerde ve bu ikisi arasında kim varsa bozulurdu / ifsat olurdu, bilakis onlara hatırlamaları gereken şeyleri verdik, onlar hatırlatıcı kitaplarından sırt çeviriyorlar yahut onlara bir ücret / haraç mı soruyorsun? Rabbinin karşılığ ı / haracı daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin hayırlısıdır, muhakkak ki sen onları dosdoğru yola çağırıyorsun, Ahirete iman etmeyenler ise yoldan sapıyorlar. Eğer ki onlara acısak ve uğradıkları zararı onlardan gidersek taşkınlıkları / tuğyanlarında bocalamaya devam ederler. Kesin olan şu ki, onları azap ile yakaladık Rableri için olmuyorlar (kendilerine yahut başkalarına ait oluyorlar) ve yalvarmıyorlardı. Onlara şiddetli azabın kapılarını açtığımızda onda ümitsiz oluyorlar.
Nihayet üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımızda o zaman azabın içinde şaşkın ve ümitsiz kalıverirler.
Nihayet üzerlerine şiddetli bir azab kapısı açtığımız zaman, derhal O'nun içinde şaşkın ve umutsuz kalırlar.
Onlara çetin bir azabın kapısını açıncaya kadar böyle devam eder; o anda birden ümitsizliğe düşerler dipnot 1 .
Onlara şiddetli bir azabın kapısını açıncaya kadar böyle gitti; o anda birden ümitsizliğe düştüler
Nihayet üzerlerine azabı çetin bir kapı açdığımız vakit şaşkınlıkla ümitsizliğe düşüverirler.
Onların üzerine şiddetli bir azap kapısı açana kadar... İşte o zaman ümitsizliğe düşüverirler.
Nihayet, üzerlerine şiddetli bir azabın kapısını açtığımızda hemencecik ümitsizliğe düşüverecekler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.