Hasan Basri Çantay
Onlar birbirlerine neyi soruşduruyorlar?
78. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Nebe suresi, 1. ayet. عَمَّ يَتَسَآءَلُونَ
`amme yetesâelûn.
Onlar birbirlerine neyi soruşduruyorlar?
Nebe suresi, 2. ayet. عَنِ ٱلنَّبَإِ ٱلْعَظِيمِ
`ani-nnebei-l`ażîm.
(2-3) Hakkında ihtilaf edici oldukları o büyük haberi (mi)?
Nebe suresi, 3. ayet. ٱلَّذِى هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ
elleẕî hüm fîhi muḫtelifûn.
(2-3) Hakkında ihtilaf edici oldukları o büyük haberi (mi)?
Nebe suresi, 4. ayet. كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
kellâ seya`lemûn.
Hayır (ihtilafa ve soruşdurmıya hacet yok), ileride (onu) bilecekler.
Nebe suresi, 5. ayet. ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
ŝümme kellâ seya`lemûn.
Yine hayır, ileride bilecekler onlar.
Nebe suresi, 6. ayet. أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ مِهَٰدًا
elem nec`ali-l'arḍa mihâdâ.
(6-7) Biz yeri bir beşik, dağları kazıklar yapmadık mı?
Nebe suresi, 7. ayet. وَٱلْجِبَالَ أَوْتَادًا
velcibâle evtâdâ.
(6-7) Biz yeri bir beşik, dağları kazıklar yapmadık mı?
Nebe suresi, 8. ayet. وَخَلَقْنَٰكُمْ أَزْوَٰجًا
veḫalaḳnâküm ezvâcâ.
Sizi çift çift yaratdık.
Nebe suresi, 9. ayet. وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا
vece`alnâ nevmeküm sübâtâ.
Uykunuzu dinlenme yapdık.
Nebe suresi, 10. ayet. وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ لِبَاسًا
vece`alne-lleyle libâsâ.
Geceyi örtü kıldık.
Nebe suresi, 11. ayet. وَجَعَلْنَا ٱلنَّهَارَ مَعَاشًا
vece`alne-nnehâra me`âşâ.
Gündüzü maişet vakti yapdık.
Nebe suresi, 12. ayet. وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا
vebeneynâ fevḳaküm seb`an şidâdâ.
Üstünüze sağlam sağlam yedi (gök) bina etdik.
Nebe suresi, 13. ayet. وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا
vece`alnâ sirâcev vehhâcâ.
(Ona) parıl parıl parıldayan bir kandil asdık.
Nebe suresi, 14. ayet. وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلْمُعْصِرَٰتِ مَآءً ثَجَّاجًا
veenzelnâ mine-lmü`ṣirâti mâen ŝeccâcâ.
O sıkıcı mengenelerden de şarıl şarıl su indirdik,
Nebe suresi, 15. ayet. لِّنُخْرِجَ بِهِۦ حَبًّا وَنَبَاتًا
linuḫrice bihî ḥabbev venebâtâ.
(15-16) Onunla dane, nebat ve (ağadan birbirine) sarmaşmış bağçeler çıkaralım diye.
Nebe suresi, 16. ayet. وَجَنَّٰتٍ أَلْفَافًا
vecennâtin elfâfâ.
(15-16) Onunla dane, nebat ve (ağadan birbirine) sarmaşmış bağçeler çıkaralım diye.
Nebe suresi, 17. ayet. إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ كَانَ مِيقَٰتًا
inne yevme-lfaṣli kâne mîḳâtâ.
Şübhe yok ki o (hak ile batılı) ayırd etme ve hukum verme günü ta'yin edilmiş bir vakıtdır,
Nebe suresi, 18. ayet. يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا
yevme yünfeḫu fi-ṣṣûri fete'tûne efvâcâ.
o gün "Suur" a üfürülecek de hepiniz bölük bölük geleceksiniz,
Nebe suresi, 19. ayet. وَفُتِحَتِ ٱلسَّمَآءُ فَكَانَتْ أَبْوَٰبًا
vefütiḥati-ssemâü fekânet ebvâbâ.
(o gün) gök açılmış, kapı kapı olmuş,
Nebe suresi, 20. ayet. وَسُيِّرَتِ ٱلْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا
vesüyyirati-lcibâlü fekânet serâbâ.
dağlar (yerlerinden koparılıb) yürütülmüş, bir serab haaline gelmişdir.
Nebe suresi, 21. ayet. إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا
inne cehenneme kânet mirṣâdâ.
Şübhesiz ki cehennem bir pusudur.
Nebe suresi, 22. ayet. لِّلطَّٰغِينَ مَـَٔابًا
liṭṭâgîne meâbâ.
Azgınların dönüb dolaşıb girecekleri bir yerdir.
Nebe suresi, 23. ayet. لَّٰبِثِينَ فِيهَآ أَحْقَابًا
lâbiŝîne fîhâ aḥḳâbâ.
Sonsuz devirler boyunca içinde kalacaklar,
Nebe suresi, 24. ayet. لَّا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا
lâ yeẕûḳûne fîhâ berdev velâ şerâbâ.
orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tatmayacaklar.
Nebe suresi, 25. ayet. إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا
illâ ḥamîmev vegassâḳâ.
Sade bir kaynar su, bir de irin (içeceklerdir),
Nebe suresi, 26. ayet. جَزَآءً وِفَاقًا
cezâev vifâḳâ.
(Amellerine) uyaun bir ceza olarak.
Nebe suresi, 27. ayet. إِنَّهُمْ كَانُوا۟ لَا يَرْجُونَ حِسَابًا
innehüm kânû lâ yercûne ḥisâbâ.
Çünkü onlar hiçbir hisab ummuyorlardı,
Nebe suresi, 28. ayet. وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كِذَّابًا
vekeẕẕebû biâyâtinâ kiẕẕâbâ.
bizim ayetlerimizi alabildiklerine yalan sayıyorlardı.
Nebe suresi, 29. ayet. وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ كِتَٰبًا
vekülle şey'in aḥṣaynâhü kitâbâ.
Biz ise her şey'i yazıb saymışızdır.
Nebe suresi, 30. ayet. فَذُوقُوا۟ فَلَن نَّزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا
feẕûḳû felen nezîdeküm illâ `aẕâbâ.
(Onlara şöyle denilir:) "İşte tadın (cezanızı)! Artık size azab (ınız) ı artırmakdan başka bir şey yapmayacağız".
Nebe suresi, 31. ayet. إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا
inne lilmütteḳîne mefâzâ.
Şübhesiz takva saahibleri için (her korkudan) selamet (ve her arzuuya) vuslet vardır.
Nebe suresi, 32. ayet. حَدَآئِقَ وَأَعْنَٰبًا
ḥadâiḳa vea`nâbâ.
(Ya o) bağçeler, üzüm bağları,
Nebe suresi, 33. ayet. وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا
vekevâ`ibe etrâbâ.
memeleri tomurcuklanmış bir yaşıt kızlar,
Nebe suresi, 34. ayet. وَكَأْسًا دِهَاقًا
veke'sen dihâḳâ.
dolu kadeh (ler)!
Nebe suresi, 35. ayet. لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّٰبًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ kiẕẕâbâ.
Orada ne boş bir lakırdı, ne de birbirine yalan söyleme (nedir) işitmezler.
Nebe suresi, 36. ayet. جَزَآءً مِّن رَّبِّكَ عَطَآءً حِسَابًا
cezâem mir rabbike `aṭâen ḥisâbâ.
(Bunlar) Rabbinden bir mükafat ve yeter bir bağış olarak (verilir).
Nebe suresi, 37. ayet. رَّبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلرَّحْمَٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehüme-rraḥmâni lâ yemlikûne minhü ḫiṭâbâ.
(Evet) göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbi, rahmeti umuuma yaygın olan (Allah) dan (bir mükafat ve yeter bir bağışdır bu. Mahluklar) Ona hitabda bulunmıya asla muktedir olamazlar,
Nebe suresi, 38. ayet. يَوْمَ يَقُومُ ٱلرُّوحُ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ صَفًّا لَّا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَقَالَ صَوَابًا
yevme yeḳûmü-rrûḥu velmelâiketü ṣaffâ. lâ yetekellemûne illâ men eẕine lehü-rraḥmânü veḳâle ṣavâbâ.
O gün Ruuh ve melekler saf haalinde ayakda duracakdır. Rahmeti umuuma yaygın olan (Allah) ın, kendilerine izin verdiğinden başkaları (o gün) konuşmazlar. O (nlar) da (ancak) doğruyu söylemiş (ler) dir (söyleyeceklerdir).
Nebe suresi, 39. ayet. ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلْحَقُّ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ مَـَٔابًا
ẕâlike-lyevmü-lḥaḳḳ. femen şâe-tteḫaẕe ilâ rabbihî meâbâ.
İşte bu, hak olan o gündür. O halde dileyen kişi Rabbine bir dönüş ve gidiş yeri edinsin.
Nebe suresi, 40. ayet. إِنَّآ أَنذَرْنَٰكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ ٱلْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ ٱلْكَافِرُ يَٰلَيْتَنِى كُنتُ تُرَٰبًۢا
innâ enẕernâküm `aẕâben ḳarîbâ. yevme yenżuru-lmerü mâ ḳaddemet yedâhü veyeḳûlü-lkâfiru yâ leytenî küntü türâbâ.
Çünkü hakıykaten biz size yakın bir azabın tehlikesini haber verdik. O gün (her) kes iki elinin önden yolladığı ne ise (ona) bakacak, kafir ise "Ah, ne olurdu ben bir toprak olaydım" diyecek.