Furkân suresi · 1–9. ayetler

Furkān'ın indirilişi ve "bu ne biçim peygamber" itirazı

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Furkân suresi, 1. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 1. ayet. تَبَارَكَ ٱلَّذِى نَزَّلَ ٱلْفُرْقَانَ عَلَىٰ عَبْدِهِۦ لِيَكُونَ لِلْعَٰلَمِينَ نَذِيرًا

    Diyanet İşleri

    Alemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren Allah'ın şanı yücedir.

    Mehmet Okuyan

    Âlemler (insanlar) için uyarıcı olsun diye kuluna Furkân'ı (Kur'an'ı) indiren (Allah) yüceler yücesidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bütün insanlığa bir uyarı olması için, kuluna iyi ile kötünün arasını kesin hatlarla ayıran vahyi indiren (Allah) ne yüce bir bereket kaynağıdır.

    Muhammed Esed

    Bütün insanlığa bir uyarı olsun diye kuluna hakkı batıldan ayırıcı bir ölçü indiren (Allah) ne yüce, ne cömerttir!

    Ahmed Hulusi

    Ne yücedir ki, alemlere (tüm insanlar) bir uyarıcı olarak, kuluna Furkan'ı (Hakikat ile aslı olmayanı ayırt edici) inzal etti.

    Ali Bulaç

    Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir.

    Ali Özek ve heyeti

    Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren,

    Ali Rıza Safa

    Ne yücedir ki, evrenlere uyarıcı olması için, Gerçeği Ayrıştıran'ı kuluna indirmiştir. dipnot 288

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 288
      Sureye ismini veren ve "Gerçeği Ayrıştıran" olarak yazdığımız "Furkan" terimi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Gerçeğin Kanıtı" veya "Doğruyu Yanlıştan Ayıran" veya "Yasalar Kitabı" veya "Kur'an" olarak çevrilmiş; çevirilerin çoğunluğunda ise Arapça biçimiyle bırakılmıştır. Furkan terimi konusunda, önyazıların beşinci bölümünde ayrıntılı bilgi verilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Bütün insanlara bir uyarı olsun diye kuluna, hakla batılı ayıran kitabı indiren Allah, yüceler yücesidir.

    Edip Yüksel

    Tüm dünyaya bir uyarı olarak, Yasalar Kitabını kuluna indiren çok Yücedir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Tüm dünyaya bir uyarı olarak, Yasalar Kitabını kuluna indiren çok Yücedir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Furkan'ı alemlere bir uyarıcı olsun diye, kuluna indiren (Allah) ne yücedir!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    "Tebarek" ne yüce (feyyaz)dır o ki bütün alemine bir nezir olsun diye kuluna fürkanı indirdi

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Âlemlere uyarıcı olması için, kuluna Furkan'ı dipnot 1 indiren ne mübarektir! dipnot 2

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğruyu yanlıştan, hakkı batıldan ayırt etme ölçüsü, anlayışı, yasası.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kutlu, yüce. Cömert, nimeti bereketli kılan, çoğaltan, bol bol nimet veren.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Âlemlere uyarıcı olması için, kuluna Furkan'ı dipnot 1 indiren ne mübarektir! dipnot 2

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğruyu yanlıştan ayıran. İyi ve kötünün kendisine göre belirlendiği yasa.
    2. metne dön, dipnot 2
      Cömert, nimeti bereketli kılan, çoğaltan, bol bol nimet veren.

    Gültekin Onan

    Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna furkanı indiren (Tanrı) ne yücedir.

    Hasan Basri Çantay

    Furkaanı, aalemlerin (ilahi azab ile) bir korkutucusu olsun diye, kuluna indiren (Allahın şanı) ne yücedir!

    İbni Kesir

    Alemleri uyarmak üzere kuluna Furkan'ı indiren ne yücedir.

    Mehmet Alagaş

    (1-3) Alemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren ne de mübarektir. Göklerin ve yerin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) onundur. Evlat edinmemiştir. Mülkünde O'na ortak ta yoktur. Her şeyi yarattı, belli bir ölçü ye dayalı olarak ayarladı. Ondan başkasını ilah edindiler, onlar hiçbir şey yaratmıyorlar , onlar yaratılmışlar, hiçbirinize zarar ve faydaya malik değiller. Ölüme, diriltmeye, tekrar çoğaltıp yaymaya malik değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkân’ı indiren Allah ne yücedir.

    Süleyman Ateş

    Alemlere uyarıcı olması için kuluna Furkanı (hakkı batıldan ayırma ölçüsünü) indiren (Allah) pek kutludur!

    Süleymaniye Vakfı

    Bu Furkan'ı /doğruyu yanlıştan ayıran bu Kitab'ı dipnot 1 , alemlere dipnot 2 uyarıcı olsun dipnot 3 diye kuluna indiren Allah, ne yüce bir bereket kaynağıdır!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Furkan, doğruyu yanlıştan ayırmak veya ayıran şey anlamında olup Allah'ın indirdiği kitapların ortak özelliğidir (Al-i İmran 3/4, Enbiya 21/48). Allah, kendini yanlışlardan koruyan müminlere de furkan yani doğruyu yanlıştan ayırma özelliği verir (Enfal 8/29).
    2. metne dön, dipnot 2
      Bunlar insan ve cin topluluklarıdır (Zariyat 51/ 56).
    3. metne dön, dipnot 3
      Uyarının kaynağı Allah'ın kitabıdır (Fussilet 41/2-3) Allah'ın resulü uyarma ve müjdeleme işini, o kitap ile yapar (Hud 11/2).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Herkesin bir uyaranı olsun diye kuluna doğru ile eğriyi ayıran(furkan) dipnot 1 Kitabı indiren Allah pek yücedir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Furkan: doğru ile eğriyi ayıran demektir. Sure adı buradan gelmektedir.

    Şaban Britch

    Alemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren (Allah) ne yücedir.

    Şaban Piriş

    Toplumlara uyarıcı olması için kuluna Furkan'ı indiren ne yücedir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şanı yücedir o kudretin ki, hakla batılı ayıran o Furkan'ı, bütün alemler için bir uyarıcı olsun diye kuluna indirdi.

  2. Furkân suresi, 2. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 2. ayet. ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَىْءٍ فَقَدَّرَهُۥ تَقْدِيرًا

    Diyanet İşleri

    O, göklerin ve yeryüzünün mülkü (hükümranlığı) kendisine ait olandır. Çocuk edinmemiştir. Mülkünde hiçbir ortağı da yoktur. O, her şeyi yaratmış ve yarattığı o şeyleri bir ölçüye göre takdir etmiştir.

    Mehmet Okuyan

    Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O'na aittir; çocuk edinmemiştir; otoritede ortağı yoktur; dipnot 1 (O) her şeyi yaratmış ve belirli bir ölçüye kavuşturmuştur.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: İsrâ 17:111.

    Mustafa İslamoğlu

    O (Allah) ki, göklerin ve yerin hakimiyeti yalnızca O'na aittir; O çocuk edinmemiştir, hakimiyetinde O'na herhangi bir ortak da bulunmamaktadır: zira her şeyi O yaratmış ve (bütün bunları) ölçüsünü kendi koyduğu yasalara bağlamıştır.

    Muhammed Esed

    O ki, göklerin ve yerin egemenliği O'na aittir; soy sop edinmemiştir; egemenliğinde herhangi bir ortağı yoktur; çünkü her şeyi yaratan ve her şeyi belli bir yasalar örgüsüne göre düzene koyan O'dur.

    Ahmed Hulusi

    Ki, semaların ve arzın varlığı O'nun içindir! Çocuk edinme kavramından beridir! Varlıkta ortağı yoktur O'nun! Her şeyi yaratmış, onu (yarattığını) takdiriyle oluşturmuştur!

    Ali Bulaç

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.

    Ali Özek ve heyeti

    göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan, hiç çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı bulunmayan, her şeyi yaratıp ona bir nizam veren ve mukadderatını tayin eden Allah, yüceler yücesidir.

    Ali Rıza Safa

    Göklerin ve yeryüzünün yönetimi, O'na özgüdür. Çocuk edinmemiştir. Yönetiminde, O'nun ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve belirli bir ölçüyle düzenlemiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Göklerin ve yerin mülkiyeti yalnız O'na aittir. Hiçbir zaman çocuk edinmemiştir. Hükümranlığında O'nunhiçbir ortağı da olmamıştır. O her şeyi yaratmış ve her şeye belli bir şekil vermiştir.

    Edip Yüksel

    Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Çocuk edinmemiştir, yönetiminde de kendisinin ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve en ayrıntılı ölçülerle ona düzen vermiştir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Astronotları uzaya gönderdiğimizde yiyecek, içecek, oksijen ve yolculuk boyunca gereksinim duyacakları diğer maddeleri en hassas biçimde ölçüp belirleriz. Tanrı, bizi Dünya adı verilen uzay gemisine yerleştirirken bizim ve diğer yaratıkların tüm gereksinimlerini, sürekli yenilenebilecek mükemmel bir biçimde planlamıştır. Örneğin, bizimle bitkiler arasındaki yaşamsal ilişkiyi düşünün; biz onların fotosentezle ürettiği oksijeni kullanırken onlar da bizim nefesimizle dışarı attığımız karbondioksiti kullanır. Bak 4:119.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Göklerin ve yerin yönetimi O'na aittir. Çocuk edinmemiştir, yönetiminde de kendisinin ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış ve en ayrıntılı ölçülerle ona düzen vermiştir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O, göklerin ve yerin hakimiyeti kendisinin olandır, hiçbir oğul edinmemiştir ve mülkünde hiçbir ortağı da yoktur; herşeyi yaratmış ve herbirini bir takdir ile belirleyip hepsinin mukadderatını hazırlamıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O ki hep Göklerin, yerin mülkü onun, hem hiç bir veled edinmedi, hem mülkte ona hiç ortak da yok, her şeyi yarattı da bir takdir ile her birinin hadd-ü mıkdarını ta'yin ederek hepsinin mukadderatını hazırladı

    Erhan Aktaş

    O ki, göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Ve O, çocuk edinmemiştir. Egemenlikte O'nun ortağı yoktur. Her şeyi yaratan, işleyiş ve varoluş yasalarını belirleyen O'dur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O ki, göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Ve O, çocuk edinmemiştir. Egemenlikte O'nun ortağı yoktur. Her şeyi yaratan, işleyiş ve varoluş yasalarını belirleyen O'dur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O ki, göklerin ve yerin egemenliği yalnızca O'na aittir. Ve O, hiçbir çocuk edinmemiştir. Egemenlikte O'nun ortağı yoktur. Her şeyi yaratan, işleyiş ve varoluş yasalarını belirleyen O'dur.

    Gültekin Onan

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.

    Hasan Basri Çantay

    (O Allah) ki göklerin ve yerin mülk (-ü tasarruf) u Onundur. Hiçbir evlad edinmemişdir O. Mülkünde Onun bir ortağı da yokdur. O, her şey'i yaratıb ona bir nizam vermiş, onun mukadderaatını ta'yin etmişdir.

    İbni Kesir

    O ki; göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Çocuk edinmemiştir, mülkte ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş ve bir ölçüyle takdir etmiştir.

    Mehmet Alagaş

    (1-3) Alemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren ne de mübarektir. Göklerin ve yerin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) onundur. Evlat edinmemiştir. Mülkünde O'na ortak ta yoktur. Her şeyi yarattı, belli bir ölçü ye dayalı olarak ayarladı. Ondan başkasını ilah edindiler, onlar hiçbir şey yaratmıyorlar , onlar yaratılmışlar, hiçbirinize zarar ve faydaya malik değiller. Ölüme, diriltmeye, tekrar çoğaltıp yaymaya malik değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Göklerin ve yerin hükümranlığı O'na mahsustur. Hiçbir oğul edinmemiştir ve hükümranlıkta hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi o yaratmış ve bir düzen içinde O takdir etmiştir.

    Süleyman Ateş

    Göklerin ve yerin mülkü O'nundur, O, bir çocuk edinmemiştir, mülkünde ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona ölçü, biçim ve düzen vermiştir.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah; göklerin ve yerin hakimiyeti sadece kendisinde olan dipnot 1 , çocuk edinmemiş olan, hakimiyette ortağı bulunmayan dipnot 2 ve her şeyi yaratıp ölçüsünü belirlemiş olandır dipnot 3 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Göklerin ve yerin hakimiyeti onun elindedir; ne bir çocuk edinmiştir, ne de hakimiyette ortağı vardır. O, her şeyi yaratmış ve her şeye bir ölçü koymuştur.

    Şaban Britch

    Göklerin ve yerin mülkü O’na aittir. hiçbir oğul edinmemiştir ve mülkünde hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi O yaratmış ve belirli bir ölçüye göre takdir etmiştir.

    Şaban Piriş

    Göklerin ve yerin hakimiyeti O'na aittir. Hiç bir oğul edinmemiştir ve hükümranlığında hiçbir ortağı yoktur. Her şeyi O yaratmış ve belirli bir ölçüye göre takdir etmiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Göklerin ve yerin mülk ve saltanatı yalnız O'nundur. Çocuk edinmemiştir O. Mülk ve saltanatında ortak yoktur O'na. Herşeyi yaratmış ve herşeye bir ölçü ve oluş tarzı takdir etmiştir.

  3. Furkân suresi, 3. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 3. ayet. وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً لَّا يَخْلُقُونَ شَيْـًٔا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَوٰةً وَلَا نُشُورًا

    Diyanet İşleri

    (İnkar edenler), Allah'ı bırakıp hiçbir şey yaratmayan ve zaten kendileri yaratılmış olan, üstelik kendilerine fayda ve zararları dokunmayan, öldürmeye, yaşatmaya ve ölüleri diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.

    Mehmet Okuyan

    (Müşrikler) O'nun peşi sıra kendileri yaratılmakta olup hiçbir şey yaratamayan, ayrıca kendilerine zarar da yarar da sağlama imkanına sahip olamayan, ölüme, hayata ve ölüleri yeniden diriltmeye de güçleri yetmeyen çeşitli ilahlar edindiler.

    Mustafa İslamoğlu

    Ne ki yine de O'nun dışında, hiçbir şey yaratamayıp kendileri yaratılmış bulunan; kendilerinden bir zararı defetmeye de bir yararı talep etmeye de güçleri olmayan; ne hayat, ne ölüm, ne de ölümden sonra dirilişe dair bir yetkisi bulunmayan birtakım sahte ilahlar peydahladılar.

    Muhammed Esed

    Hal böyleyken, yine de O'nu bırakıp, hiçbir şey yaratmayan, tersine kendileri yaratılmış bulunan; ne kendilerinden bir darlığı uzaklaştıracak ne de kendilerine bir yarar sağlayacak güce sahip olmayan; ne ölüm üzerinde, ne hayat üzerinde, ne de ölümden sonra kalkış üzerinde herhangi bir etkisi bulunmayan birtakım düzmece tanrılara kulluk ediyorlar.

    Ahmed Hulusi

    (Gerçek böyle iken) O'nun dununda, bir şey yaratmayan; kendileri yaratılmış olan; kendi nefslerine bir zarar ve faydası olmayan; ölüme, hayata ve ölümün tadılışından sonraki yaşantıyı oluşturacak bir özelliğe sahip olmayan tanrılar edindiler.

    Ali Bulaç

    O'nun dışında, hiç bir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefislerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip yaymaya güçleri yetmeyen bir takım ilahlar edindiler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Kâfirler) O’nu (Allah'ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile ne zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye, hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler.

    Ali Rıza Safa

    O'ndan başka bir de ayrıca, hiçbir şey yaratamayan; zaten kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile, ne bir yitim ne de bir yarar veremeyen; öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden yaşam vererek yaymaya güçleri yetmeyen tanrılar edindiler.

    Bayraktar Bayraklı

    PutperestlerAllah'ı bırakıp hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan ve kendilerine ne zarar ne de fayda verebilen, ne öldürmeye ne yaşatmaya ve ne de tekrar diriltmeye gücü yeten putları, tanrı edindiler.

    Edip Yüksel

    Buna rağmen O'nun yanında, bir şey yaratamayan, kendileri yaratılan, kendilerine bile yarar ve zarar veremeyen, öldüremeyen, yaşatamayan ve diriltemeyen bir takım tanrılar edindiler. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Tanrı'ya ortak koşulanların büyük çoğunluğu ölmüş peygamberler, evliyalar, mezhep imamları, devlet adamları ve kahramanlardan oluşmaktadır. Müşriklerin yaşayan liderleri, genelde ölmüş kahramanların şöhretlerini istismar ederek cahil halkın üzerinde güç ve otorite sahibi olurlar. Putlaştırılmış kahramanların kabirlerini ve mezarlarını ziyaret merkezine çevirmek, müşriklerin ortak özelliğidir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Buna rağmen O'nun yanında, bir şey yaratamıyan, kendileri yaratılan, kendilerine bile yarar ve zarar veremiyen, öldüremiyen, yaşatamıyan ve diriltemiyen bir takım tanrılar edindiler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Böyle iken O'ndan başka bir takım tanrılar edindiler ki, hiçbir şey yaratamazlar, bilakis kendileri yaratılıp duruyorlar; kendilerine ne bir zarar, ne de bir yarar verme gücüne sahiptirler; ne öldürmeye, ne de öldükten sonra diriltmeye güçleri yeter.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Böyle iken andan başka bir takım ma'budlar edindiler ki hiç bir şey halk edemezler, kendileri halk olunup duruyorlar, kendi kendilerine, ne bir zarara ne de bir menfeate malik değiller, ne mevte malikler, ne hayata ne de nüşure

    Erhan Aktaş

    O'nun yanı sıra hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, kendilerine yarar sağlama ve kendilerinden zararı savma güçleri olmayan; ölüme, hayata ve ölümden sonra diriltmeye güçleri yetmeyenleri ilahlar edindiler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O'nun yanı sıra hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, kendilerine yarar sağlama ve kendilerinden zararı savma güçleri olmayan; ölüme, hayata ve ölümden sonra diriltmeye güçleri yetmeyenleri ilahlar edindiler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O'nu bırakıp, hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, kendilerine yarar sağlama ve kendilerinden zararı savma güçleri olmayan; ölüme, hayata ve ölümden sonra diriltmeye güçleri yetmeyenleri ilahlar edindiler.

    Gültekin Onan

    O'nun dışında, hiç bir şeyi yaratmayan, üstelik kendileri yaratılmış olan, kendi nefslerine bile ne zarar, ne yarar sağlayamayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltip yaymaya güçleri yetmeyen bir takım tanrılar edindiler.

    Hasan Basri Çantay

    (Kafirler) Onu bırakıb da bir takım Tanrılar edindiler ki bunlar hiçbir şey yaratmazlar. (Bil'akis) kendileri yaratılıb durmakdadırlar. Onlar nefisleri için bile ne bir zarar (ı gidermiye), ne de bir faide (yi celbe) muktedir olamazlar. Öldürmiye, diriltmiye, ölenleri yeniden diriltib kabirden çıkarmıya ise hiç güçeri yetmez,

    İbni Kesir

    O'nu bırakıp da, bir şey yaratmayan; üstelik kendileri yaratılmış olan ve kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermeyen, öldürmeye, diriltmeye ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya gücü yetmeyen bir takım ilahlar edindiler.

    Mehmet Alagaş

    (1-3) Alemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan’ı indiren ne de mübarektir. Göklerin ve yerin egemenliği / mülkiyeti (elinde olanla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) onundur. Evlat edinmemiştir. Mülkünde O'na ortak ta yoktur. Her şeyi yarattı, belli bir ölçü ye dayalı olarak ayarladı. Ondan başkasını ilah edindiler, onlar hiçbir şey yaratmıyorlar , onlar yaratılmışlar, hiçbirinize zarar ve faydaya malik değiller. Ölüme, diriltmeye, tekrar çoğaltıp yaymaya malik değiller.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Kâfirler) O’nu (Allah'ı) bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilâkis kendileri yaratılmış olan, kendilerine bile bir zarar veya yarar sağlayamayan, öldürmeye de, yaşatmaya da, yeniden diriltmeye de güçleri olmayan ilahlar edindiler.

    Süleyman Ateş

    O'ndan ayrı olarak, hiçbir şey yaratmayan, kendileri yaratılan ve kendilerine dahi ne zarar ne de yarar veremeyen; öldüremeyen, yaşatamayan, (ölüleri diriltip) kaldıramayan birtakım tanrılar edindiler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Durum böyle iken Allah ile aralarına koydukları ilahlara tutundular. O ilahlar bir şey yaratamazlar, çünkü kendileri yaratılmıştır. Kendilerine zarar vermeye veya yarar sağlamaya bile güçleri yetmez. Onlar; ölüm, hayat ve tekrar diriltme konusunda da bir yetki sahibi değillerdir.

    Şaban Britch

    O’nun dışında hiçbir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, kendileri için bir zarar ya da fayda sağlamaya da sahip olmayan, öldürmeye, hayat vermeye ve yeniden diriltmeye gücü yetmeyen ilahlar edindiler.

    Şaban Piriş

    O'nu bırakıp hiçbir şey yaratamayan, aslında kendileri yaratılmış olan, kendileri için bir zarar ya da fayda sağlamaya da sahip olmayan, öldürmeye, hayat vermeye ve yeniden diriltip, yaymağa gücü yetmeyen ilahlar edindiler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Böyleyken O'nun dışında bir takım ilahlar edindiler. Hiçbir şey yaratamaz bunlar. Kendileri yaratılmışlardır zaten... Kendi benlikleri için bile ne bir zarara güç yetirebilirler ne bir yarara. Ne bir ölüme güçleri yeter ne bir dirime ne de kabirden çıkarıp hesap sormaya.

  4. Furkân suresi, 4. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 4. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّآ إِفْكٌ ٱفْتَرَىٰهُ وَأَعَانَهُۥ عَلَيْهِ قَوْمٌ ءَاخَرُونَ فَقَدْ جَآءُو ظُلْمًا وَزُورًا

    Diyanet İşleri

    İnkar edenler, "Bu Kur'an, Muhammed'in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir" dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular.

    Mehmet Okuyan

    Kâfir olanlar "Bu (vahiy) ancak o (Muhammed)'in uydurduğu dipnot 1 ve kendisine başka bir grubun dipnot 2 da yardım ettiği bir iftiradır." diyerek, elbette bir haksızlığa ve yalana vardılar.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. Muhammed'e "müfteri" suçlamasıyla ilgili benzer mesajlar: Yûnus 10:38; Hûd 11:13; Nahl 16:101; Enbiyâ 21:5; Secde 32:3; Sebe' 34:8; Şûrâ 42:24; Ahkâf 46:8.
    2. metne dön, dipnot 2
      Mekkeli müşriklerin iddia ettiği gibi, bir kişi veya grubun yardımıyla vahiy oluşturulabiliyorsa, vahyin inkar edilip yalanlanması çok daha kolay olur. Böyle bir durumda Kur'an'ın meydan okuma cümleleri de kolay bir şekilde karşılanıp Hz. Muhammed'in risalet iddiası mahkûm edilebilirdi. Oysa böyle şeyler olmamış ve onun risalet öğretileri hiç kimse tarafından iptal edilememiştir; iptal edilemeyecektir de. Çünkü Kur'an'ın meydan okuması devamlıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Bir de inkarda ısrar eden o kimseler; "Bu onun uydurduğu bir yalandan başkası değildir; üstelik bu konuda başka bir topluluk da ona yardım etmiştir" dediler. İşte ileri sürdükleri bu iddiayla, hem haksızlık etmiş, hem de gerçeği çarpıtmış oldular.

    Muhammed Esed

    Üstelik, hakkı inkara şartlanmış olanlar: "Bu (Kuran) doğruyu çarpıtıp yalanı ve sahteyi ortaya çıkaran başka bir topluluğun yardımıyla o'nun (kendisinden) uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir" deyip duruyorlar.

    Ahmed Hulusi

    Hakikat bilgisini inkar edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) ancak O'nun uydurduğu bir yalandır. Başka bir kavim de (Yahudiler) bu konuda O'na yardım etmiştir". . . Gerçek ki, büyük haksızlık ve yalancı şahitlik suçu işlediler.

    Ali Bulaç

    İnkar edenler dediler ki: "Bu (Kur'an) olsa olsa ancak onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler.

    Ali Özek ve heyeti

    İnkâr edenler: Bu (Kur'an), olsa olsa onun (Muhammed'in) uydurduğu bir yalandır. Başka bir zümre de bu hususta kendisine yardım etmiştir, dediler. Böylece onlar hiç şüphesiz haksızlığa ve iftiraya başvurmuşlardır.

    Ali Rıza Safa

    Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Başka bir toplumun da yardımıyla, Onun uydurduğu bir yalandan başka bir şey değil bu!" Böylece, haksızlık yaptılar ve iftira ettiler.

    Bayraktar Bayraklı

    İnkar edenler, "Bu Kur'an, Muhammed'in uydurduğu bir yalandır. Bu uydurmada ona başka bir topluluk da yardım etmiştir" dediler. Kafirler, bu sözleriyle haksızlık edip yalan söylemişlerdir.

    Edip Yüksel

    İnkar edenler, "Bu, başkalarının yardımıyla onun uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir" diyerek haksız ve asılsız bir tez ortaya koydular.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnkar edenler, 'Bu, başkalarının yardımıyla onun uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir,' diyerek haksız ve asılsız bir tez ortaya koydular.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Küfredenler: "Bu yalnızca onun uydurduğu bir iftiradır, ona başka bir topluluk da yardım da bulunmuştur bu hususta." dediler. Bunlar, gerçekten haksızlık ve iftiraya saptılar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve o küfredenler "bu sırf bir iftira onu o, uydurdu, diğer bir kavim de buna karşı ona muavenette bulundu" dediler, doğrusu zulm-ü tezvire gittiler

    Erhan Aktaş

    Kafirler: "Bu sadece onun uydurduğu bir yalandır. Ona bu konuda diğer toplumlar da yardım etti." dediler. Böylece haksızca iftira ettiler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kafirler: "Bu sadece onun uydurduğu bir yalandır. Ona bu konuda diğer toplumlar da yardım etti." dediler. Böylece haksızca iftira ettiler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçeği yalanlayan nankörler: "Bu sadece onun uydurduğu bir yalandır. Ona bu konuda diğer toplumlar da yardım etti." dediler. Böylece haksızca iftira ettiler.

    Gültekin Onan

    Küfredenler dediler ki: "Bu (Kuran) olsa olsa ancak onun uydurduğu bir yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile geldiler.

    Hasan Basri Çantay

    O kafirler: "Bu (Kur'an) onun uydurduğu yalandan başka (bir şey) değildir. Bu hususda diğer bir zümre de ona yardım etmişdir." dediler de muhakkak bir haksızlık ve tezvir (meydana) getirdiler.

    İbni Kesir

    Küfredenler dediler ki: Bu ancak onun uydurduğu bir yalandır ve ona bu hususta bir başka topluluk yardım etmiştir. Hiç şüphesiz onlar, zulüm ve iftira ile geldiler.

    Mehmet Alagaş

    (4-20) Kafirler dedi ki, bu onun uydurduğu bir iftiradır, başka bir kavim de ona, bu iftirada yardım etti dediler. Böylece zulüm ve yalana kadar işi vardırdılar. Evvelkilerin masallarını birilerine yazdırtmış ve de ona sabah akşam o masallar okunuyor dediler. De ki Onu göklerin ve yerin gizliliğini / sırrını bilen indirdi. O, bağışlayan dır, esirgeyendir. Dediler ki bu Resule ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda yürüyor , oysa ki ona bir melek inmeliydi ve onunla beraber uyarı işini yapmalıydı. Ona bir hazine verilmeliydi veya yedi ği bir bahçesi olmalıydı. Zalimler dediler ki sadece ve sadece büyülenmiş / sihirlenmiş bir adama uyuyorsunuz o kadar. Bak! nasıl da sana misaller veriyorlar, artık onlar saptılar ve artık herhangi bir yola da girmeye güçleri yetmez. Eğer isterse sana, bun ların dediklerinden de h ayırlı, altlarından nehirler akan cennetleri ve sarayları / kasırları yapacak olan ne de mübarektir. Bilakis, saati de yalanladılar, biz de saati yalanlayan kişi için alevli ateşi hazır ettik . Uzak bir yerden göründüğünde onun / cehennemin öfkelenişinin uğultusunu işitirler. Dokuna dokuna çarpa çarpa dar bir yerden onunla /cehennemle buluştuklarındaysa işte tam da orada, yok olmak için çağrıda bulunurlar / dua ederler. B ugün yok olmayı bir kez çağırmayın, yok olmayı çok kez çağırın. Deki bu mu hayırlı ya da sakınanlara vaad edilen kalıcı cennet mi? Orası onlara varacakları bir ödüldür. Onlara orada ne istiyorlarsa vardır, orada kalıcı olmaları Rabbinin sorumlu olduğu bir vaadidir. R abbin onları ve Allah ’tan başka taptıklarını biraraya topladığında der ki, sizler mi işte şu kullarımı saptırdınız? ya da onlar kendileri mi yoldan saptılar? Seni üstün tutarız ki bize senden başkasını dost edinmek yakışmaz ve lakin onlar ı da ve atalarını da sen nimetlerinle geçindirdin, onlar da hatırlatıcıyı unuttular ve de helake layık bir kavim oldular dediler. İşte taptıklarınız, söylediklerinizi de reddedip sizi yalancı çıkardı, artık azabı savmaya da yardım görmeye de güç yetiremeyeceksiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız. Senden önce Resulleri de yemek yiyenler ve çarşılarda yürüyenler olarak gönderdik. Sizin kiminizi kiminizle sınayarak ayrıştırdı bakalım sabredebilecek misiniz? Rabbin görendir. Bizimle buluşmayı ü mit etmeyenler keşke üzerimize melekler indirilse veya rabbimizi görsek dediler. Onlar kendilerini büyük gördüler ve büyük bir azgınlık gösterdiler. Melekleri görecekleri gün , işte o gün , suçlulara müjde yoktur , onlara size yasaktır, size yasaklanmıştır, denilecektir. Amel olarak ne yapmışlarsa onları ele alırız ve saçılmış uçuşan toz haline getiririz / heba ederiz. Cennet halkının durdukları yer ise hayırlı istirahat ettikleri yer ise güzeldir. O gün sema bulutlu bir şekilde parçalanacak ve melekler ard arda indirilecektir. O gün, gerçek egemenlik / mülkiyet Rahman’ındır. Kafirlere de çok zorlu bir gündür. O gün zalimler ellerini ısıracak eyvah keşke Resullerle beraber bir yol tutsaydım diyecekler. Veyl olsun bana ki keşke falanı filanı dost edinmeseydim. Kesin olan şu ki bana hatırlatıcı geldikten sonra beni ondan saptıran şeytan, insanı yapayalnız bırakır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kâfirler dediler ki: “Bu ancak onun uydurduğu bir yalandır. Ona başka bir topluluk da bunun için yardım etmiştir.” Muhakkak onlar zulmettiler, asılsız bir iddiada bulundular.

    Süleyman Ateş

    İnkar edenler: "Bu, yalandan başka bir şey değildir. (Muhammed) onu uydurdu, başka bir topluluk da kendisine yardım etti." dediler ve kesin bir haksızlığa ve iftiraya vardılar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendilerini doğrulara kapatanlar, "Bu (Kur'an) sadece, Muhammed'in uydurup Allah'a mal ettiği şeydir. Başka bir ekip de ona yardım ediyor" dediler. Böylece yanlışa ve yalana saptılar.

    Şaban Britch

    Kâfirler: Bu, onun uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Bu hususta bir topluluk da ona yardım etmiştir, dediler. Böylelikle onlar, hiç şüphesiz zulüm ve iftira etmişlerdir.

    Şaban Piriş

    İnkar edenler: -Bu, uydurduğu bir iftiradan başka bir şey değildir. Bu hususta bir topluluk da ona yardım etmiştir, dediler de zulüm ve yalanı seçtiler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Küfre batanlar dediler ki: "Bu, onun uydurduğu bir düzmeceden başka şey değildir. Ve bu düzmecede ona, başka bir topluluk da yardım etmiştir." Yemin olsun ki, bunu söyleyenler bir zulüm, günah ve iftira sergilemişlerdir.

  5. Furkân suresi, 5. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 5. ayet. وَقَالُوٓا۟ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ٱكْتَتَبَهَا فَهِىَ تُمْلَىٰ عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا

    Diyanet İşleri

    "(Bu Kur'an, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır" dediler.

    Mehmet Okuyan

    (Müşrikler) "Bu (ayetler, başkasına) yazdırıp sabah akşam kendisine okunmakta olan öncekilerin masallarıdır!" dediler.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve; "Bu, sabah akşam (ezberlemesi için) kendisine okunsun diye, başkalarına yazdırdığı eskilerin efsaneleridir" dediler.

    Muhammed Esed

    Ayrıca, "Onun, sabah akşam kendisine okunsunlar diye yazdırdığı eskilerin masalları, efsaneleridir bu!" diyorlar.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Bunlar, sabah - akşam okunması için kendisinin yazdırtmış olduğu, eskilerin masallarıdır. "

    Ali Bulaç

    Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır."

    Ali Özek ve heyeti

    Yine onlar dediler ki: (Bu âyetler), onun, başkasına yazdırıp da kendisine sabah akşam okunmakta olan, öncekilere ait masallardır.

    Ali Rıza Safa

    Bir de şöyle dediler: "Onun yazdırdığı, sabah-akşam kendisine okunan öncekilerin söylenceleridir!"

    Bayraktar Bayraklı

    Kafirler, "Kur'an ayetleri, öncekilerin masallarıdır. Onları kendisi yazdırmıştır. Bunlar sabah-akşam kendisine okunmaktadır" dediler.

    Edip Yüksel

    Dediler, "Yazıp durduğu şey evvelkilerin masallarıdır; gece gündüz kendisine dikte edilmektedir." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Muhammed peygamberin döneminde yaşayanlar onun okuryazar olduğunu biliyorlardı. Muhammed peygamber, Tanrı'dan aldığı Mesajı kendi elleriyle yazmıştır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dediler, 'Yazıp durduğu şey evvelkilerin masallarıdır; gece gündüz kendisine dikte edilmektedir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yine dediler ki: "Bu eskilerin masallarıdır, onları yazdırtmış da akşam sabah onlar kendisine okunuyor."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    "Ve o evvelkilerin esatıyrı, onları yazdırtmış da sabah akşam kendisine onlar okunuyor" dediler

    Erhan Aktaş

    Ve "O, onun yazdırdığı ve sabah akşam dipnot 1 ona dikte ettikleri evvelkilerin masallarıdır." dediler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Devamlı, her zaman, gün boyu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve "O, onun yazdırdığı ve sabah akşam dipnot 1 ona dikte ettikleri evvelkilerin masallarıdır." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Devamlı, her zaman, gün boyu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve "O, onun yazdırdığı ve sabah akşam dipnot 1 ona okunan evvelkilerin masallarıdır." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Devamlı, her zaman, gün boyu.

    Gültekin Onan

    Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır."

    Hasan Basri Çantay

    (Şöyle) dediler: "(Bu ayetler) onun başkasına yazdırıb da kendisine sabah akşam okunmakda olan, evvelkilere aaid masallardır"!

    İbni Kesir

    Ve dediler ki: Öncekilerin masallarıdır. Başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır.

    Mehmet Alagaş

    (4-20) Kafirler dedi ki, bu onun uydurduğu bir iftiradır, başka bir kavim de ona, bu iftirada yardım etti dediler. Böylece zulüm ve yalana kadar işi vardırdılar. Evvelkilerin masallarını birilerine yazdırtmış ve de ona sabah akşam o masallar okunuyor dediler. De ki Onu göklerin ve yerin gizliliğini / sırrını bilen indirdi. O, bağışlayan dır, esirgeyendir. Dediler ki bu Resule ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda yürüyor , oysa ki ona bir melek inmeliydi ve onunla beraber uyarı işini yapmalıydı. Ona bir hazine verilmeliydi veya yedi ği bir bahçesi olmalıydı. Zalimler dediler ki sadece ve sadece büyülenmiş / sihirlenmiş bir adama uyuyorsunuz o kadar. Bak! nasıl da sana misaller veriyorlar, artık onlar saptılar ve artık herhangi bir yola da girmeye güçleri yetmez. Eğer isterse sana, bun ların dediklerinden de h ayırlı, altlarından nehirler akan cennetleri ve sarayları / kasırları yapacak olan ne de mübarektir. Bilakis, saati de yalanladılar, biz de saati yalanlayan kişi için alevli ateşi hazır ettik . Uzak bir yerden göründüğünde onun / cehennemin öfkelenişinin uğultusunu işitirler. Dokuna dokuna çarpa çarpa dar bir yerden onunla /cehennemle buluştuklarındaysa işte tam da orada, yok olmak için çağrıda bulunurlar / dua ederler. B ugün yok olmayı bir kez çağırmayın, yok olmayı çok kez çağırın. Deki bu mu hayırlı ya da sakınanlara vaad edilen kalıcı cennet mi? Orası onlara varacakları bir ödüldür. Onlara orada ne istiyorlarsa vardır, orada kalıcı olmaları Rabbinin sorumlu olduğu bir vaadidir. R abbin onları ve Allah ’tan başka taptıklarını biraraya topladığında der ki, sizler mi işte şu kullarımı saptırdınız? ya da onlar kendileri mi yoldan saptılar? Seni üstün tutarız ki bize senden başkasını dost edinmek yakışmaz ve lakin onlar ı da ve atalarını da sen nimetlerinle geçindirdin, onlar da hatırlatıcıyı unuttular ve de helake layık bir kavim oldular dediler. İşte taptıklarınız, söylediklerinizi de reddedip sizi yalancı çıkardı, artık azabı savmaya da yardım görmeye de güç yetiremeyeceksiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız. Senden önce Resulleri de yemek yiyenler ve çarşılarda yürüyenler olarak gönderdik. Sizin kiminizi kiminizle sınayarak ayrıştırdı bakalım sabredebilecek misiniz? Rabbin görendir. Bizimle buluşmayı ü mit etmeyenler keşke üzerimize melekler indirilse veya rabbimizi görsek dediler. Onlar kendilerini büyük gördüler ve büyük bir azgınlık gösterdiler. Melekleri görecekleri gün , işte o gün , suçlulara müjde yoktur , onlara size yasaktır, size yasaklanmıştır, denilecektir. Amel olarak ne yapmışlarsa onları ele alırız ve saçılmış uçuşan toz haline getiririz / heba ederiz. Cennet halkının durdukları yer ise hayırlı istirahat ettikleri yer ise güzeldir. O gün sema bulutlu bir şekilde parçalanacak ve melekler ard arda indirilecektir. O gün, gerçek egemenlik / mülkiyet Rahman’ındır. Kafirlere de çok zorlu bir gündür. O gün zalimler ellerini ısıracak eyvah keşke Resullerle beraber bir yol tutsaydım diyecekler. Veyl olsun bana ki keşke falanı filanı dost edinmeseydim. Kesin olan şu ki bana hatırlatıcı geldikten sonra beni ondan saptıran şeytan, insanı yapayalnız bırakır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve dediler ki: “(Bu) öncekilerin masallarıdır. Onu başkalarından alıp yazmıştır. Onlar sabah akşam kendisine okunmaktadır.”

    Süleyman Ateş

    Dediler: "Evvelkilerin masalları, onları yazmış, sabah akşam onlar kendisine yazdırılıyor."

    Süleymaniye Vakfı

    Bir de şunu dediler: "Bu; öncekilerin yazılarıdır dipnot 1 , Muhammed onlardan derleyip toplamaktadır. Bu ona sabah akşam yazdırılıyor."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen esatir (أَسَاطِيرُ) kelimesi, bir şeye hiza vermek, saf tutturmak" anlamına gelen satr (سطر) kökünden türemiş olan usture (اسطورة) kelimesinin çoğuludur. Satara (سَطَرَ) fiilinin "yazı yazmak" anlamına gelmesi, harflerin hizaya sokulması, anlamlı bir şekilde sıralanması sebebiyledir. Dokuz yerde geçen esatiru'l-evvelin (أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ) ifadesi, Kur'an'da anlatılanların yeni şeyler olmadığını, önceki kitaplarda olanların tekrarı olduğunu belirtmek için kafirlerin kullandıkları alaycı bir ifadedir. Bunu söyleyerek Kur'an'ın önceki kitapları tasdikini istismar etmeye çalışmışlardır (En'am 6/25, Enfal 8/31, Nahl 16/24, Müminun 23/83, Neml 27/68, Ahkaf 46/18, Kalem 68/15, Mutaffifin 83/13).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir de şunu dediler: "Bunlar eskilerin masallarıdır dipnot 1 ; yazdırtmış, ve sabah akşam ona okutturuluyor. ezberletiliyor."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      أَسَٰطِيرُ (Satır) Kuranın öğrettiği Kavramlar proğramında işlenmişti.

    Şaban Britch

    (Bu Kur'an) Öncekilerin masallarıdır ve Onu birisine yazdırmış, sabah akşam kendisine okunuyor, dediler.

    Şaban Piriş

    -Öncekilerin masalları.. Onu birisine yazdırmış, sabah akşam kendisine okunuyor, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah akşam birileri tarafından yazdırılıyor."

  6. Furkân suresi, 6. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 6. ayet. قُلْ أَنزَلَهُ ٱلَّذِى يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) De ki: "O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Onu (Kur'an'ı) göklerde ve yerdeki gizliliği bilen (Allah) indirmiştir. Şüphesiz ki o çok bağışlayandır, çok merhametlidir."

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Onu, göklere ve yere ait bütün sırları bilen (Allah) indirdi: zaten O, tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.

    Muhammed Esed

    De ki: "Göklerin ve yerin bütün sırlarını bilen (Allah) indirdi onu! Doğrusu O, çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "O'nu semalardaki ve arzdaki sırrı bilen inzal etti! Muhakkak ki O Ğafur'dur, Rahıym'dir. "

    Ali Bulaç

    De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) De ki: Onu göklerde ve yerdeki gizlilikleri bilen Allah indirdi. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Onu, göklerin ve yeryüzünün gizemlerini Bilen indirmiştir. Kuşkusuz, O, Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Kur'an'ı, göklerde ve yerdeki sırları bilen Allah indirmiştir. Şüphesiz Allah, çok affedicidir; çok merhametlidir."

    Edip Yüksel

    De ki: "Onu, göklerin ve yerin gizliliklerini bilen indirmiştir. O, Bağışlayandır, Rahimdir." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * İnkarcıların savlarını, karşı konulamayacak bir biçimde yanıtlayan Kuran'ın matematiksel kodu, "Gizlenen" adlı surede 1406 yıl boyunca Tanrısal bir sır olarak tutuldu. * Bak 74:30.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Onu, göklerin ve yerin gizliliklerini bilen indirmiştir. O, Bağışlayandır, Rahimdir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Onu göklerdeki ve yerdeki sırrı bilen indirdi. Gerçekten O, çok bağışlayandır, merhamet edendir."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: onu, o göklerde ve Yerde sirri bilen indirdi, hakikaten o, rahim bir gafur bulunuyor

    Erhan Aktaş

    De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını Bilen indirdi. Kuşkusuz O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını Bilen indirdi. Kuşkusuz O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirdi. Kuşkusuz O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Gültekin Onan

    De ki: "Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Tanrı) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."

    Hasan Basri Çantay

    (Onlara) de ki: "Onu göklerde ve yerdeki ğaybı bilen (Allah) indirdi." Şübhesiz ki O, (bilhassa mü'minleri) çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.

    İbni Kesir

    De ki: Onu göklerde ve yerdeki sırrı bilen indirmiştir. Şüphesiz ki O; Gafur ve Rahim olandır.

    Mehmet Alagaş

    (4-20) Kafirler dedi ki, bu onun uydurduğu bir iftiradır, başka bir kavim de ona, bu iftirada yardım etti dediler. Böylece zulüm ve yalana kadar işi vardırdılar. Evvelkilerin masallarını birilerine yazdırtmış ve de ona sabah akşam o masallar okunuyor dediler. De ki Onu göklerin ve yerin gizliliğini / sırrını bilen indirdi. O, bağışlayan dır, esirgeyendir. Dediler ki bu Resule ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda yürüyor , oysa ki ona bir melek inmeliydi ve onunla beraber uyarı işini yapmalıydı. Ona bir hazine verilmeliydi veya yedi ği bir bahçesi olmalıydı. Zalimler dediler ki sadece ve sadece büyülenmiş / sihirlenmiş bir adama uyuyorsunuz o kadar. Bak! nasıl da sana misaller veriyorlar, artık onlar saptılar ve artık herhangi bir yola da girmeye güçleri yetmez. Eğer isterse sana, bun ların dediklerinden de h ayırlı, altlarından nehirler akan cennetleri ve sarayları / kasırları yapacak olan ne de mübarektir. Bilakis, saati de yalanladılar, biz de saati yalanlayan kişi için alevli ateşi hazır ettik . Uzak bir yerden göründüğünde onun / cehennemin öfkelenişinin uğultusunu işitirler. Dokuna dokuna çarpa çarpa dar bir yerden onunla /cehennemle buluştuklarındaysa işte tam da orada, yok olmak için çağrıda bulunurlar / dua ederler. B ugün yok olmayı bir kez çağırmayın, yok olmayı çok kez çağırın. Deki bu mu hayırlı ya da sakınanlara vaad edilen kalıcı cennet mi? Orası onlara varacakları bir ödüldür. Onlara orada ne istiyorlarsa vardır, orada kalıcı olmaları Rabbinin sorumlu olduğu bir vaadidir. R abbin onları ve Allah ’tan başka taptıklarını biraraya topladığında der ki, sizler mi işte şu kullarımı saptırdınız? ya da onlar kendileri mi yoldan saptılar? Seni üstün tutarız ki bize senden başkasını dost edinmek yakışmaz ve lakin onlar ı da ve atalarını da sen nimetlerinle geçindirdin, onlar da hatırlatıcıyı unuttular ve de helake layık bir kavim oldular dediler. İşte taptıklarınız, söylediklerinizi de reddedip sizi yalancı çıkardı, artık azabı savmaya da yardım görmeye de güç yetiremeyeceksiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız. Senden önce Resulleri de yemek yiyenler ve çarşılarda yürüyenler olarak gönderdik. Sizin kiminizi kiminizle sınayarak ayrıştırdı bakalım sabredebilecek misiniz? Rabbin görendir. Bizimle buluşmayı ü mit etmeyenler keşke üzerimize melekler indirilse veya rabbimizi görsek dediler. Onlar kendilerini büyük gördüler ve büyük bir azgınlık gösterdiler. Melekleri görecekleri gün , işte o gün , suçlulara müjde yoktur , onlara size yasaktır, size yasaklanmıştır, denilecektir. Amel olarak ne yapmışlarsa onları ele alırız ve saçılmış uçuşan toz haline getiririz / heba ederiz. Cennet halkının durdukları yer ise hayırlı istirahat ettikleri yer ise güzeldir. O gün sema bulutlu bir şekilde parçalanacak ve melekler ard arda indirilecektir. O gün, gerçek egemenlik / mülkiyet Rahman’ındır. Kafirlere de çok zorlu bir gündür. O gün zalimler ellerini ısıracak eyvah keşke Resullerle beraber bir yol tutsaydım diyecekler. Veyl olsun bana ki keşke falanı filanı dost edinmeseydim. Kesin olan şu ki bana hatırlatıcı geldikten sonra beni ondan saptıran şeytan, insanı yapayalnız bırakır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Rasûlüm!) De ki: 'Onu, göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.'

    Süleyman Ateş

    De ki: "Onu, göklerdeki ve yerdeki gizleri bilen indirdi. O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki: "Onu; göklerde ve yerdeki bütün sırları bilen Allah indirmiştir. O, çok bağışlar, ikramı da boldur."

    Şaban Britch

    De ki: O’nu göklerdeki ve yerdeki gizli olanı bilen indirmiştir. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    Şaban Piriş

    De ki: -O'nu göklerdeki ve yerdeki sırları bilen indirmiştir. Çünkü O, bağışlayan ve merhamet edendir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle söyle: "Onu göklerde ve yerdeki sırrı bilen indirmiştir. Kuşkusuz O, Gafur'dur, Rahim'dir."

  7. Furkân suresi, 7. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 7. ayet. وَقَالُوا۟ مَالِ هَٰذَا ٱلرَّسُولِ يَأْكُلُ ٱلطَّعَامَ وَيَمْشِى فِى ٱلْأَسْوَاقِ لَوْلَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُۥ نَذِيرًا

    Diyanet İşleri

    Dediler ki: "Bu ne biçim peygamber ki yemek yer, çarşıda pazarda dolaşır. Ona bir melek indirilseydi de, bu onunla beraber bir uyarıcı olsaydı ya!"

    Mehmet Okuyan

    (Kâfirler) şöyle dediler: "Bu ne biçim elçi! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Kendisine bir melek indirilip dipnot 1 o da onunla uyarıcı olmalı değil miydi?

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Melek peygamber beklentisiyle ilgili benzer mesajlar: En‘âm 6:8; Hicr 15:7; Mü'minûn 23:24; Fussilet 41:14; Zuhruf 43:53.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine: "Bu nasıl elçi böyle? Yiyip içiyor, çarşıda pazarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilseydi de beraberinde o da uyarıp dursaydı ya!

    Muhammed Esed

    Ama onlar yine de şöyle diyorlar: "Bu nasıl peygamber ki (diğer ölümlüler gibi) yiyip içiyor, çarşı-pazar dolaşıyor? Onunla beraber bir uyarıcı olarak (görünür) bir melek gönderilseydi ya!

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Bu nasıl Rasuldür ki, yemek yiyor ve çarşılarda gezip dolaşıyor. . . O'na, bir melek inzal edilmesi, beraberinde bir uyarıcı olması gerekmez miydi?"

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?"

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar (bir de) şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalıydı!

    Ali Rıza Safa

    Dediler ki: "Nasıl elçi bu? Yemek yiyor; çarşılarda dolaşıyor? Onunla birlikte, uyarıcı bir melek indirilmeliydi; öyle değil mi?"

    Bayraktar Bayraklı

    Kafirler bir de şöyle dediler: "Bu ne biçim peygamber! Bizler gibi yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor! Ona bir melek indirilseydi de kendisiyle birlikte o da uyarıcı olsaydı!"

    Edip Yüksel

    Ve dediler, "Nasıl olur da bu elçi yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor? Kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bir melek inseydi ya!"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve dediler, 'Nasıl olur da bu elçi yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor? Kendisiyle birlikte uyarıcı olarak bir melek inseydi ya!'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de: "Bu nasıl peygamberdir ki, yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor? Ona bir melek indirilip de beraberinde bir yaver, bir savulcu olsa ya?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de "bu Peygambere ne oluyor? dediler: yemek yiyor ve çarşılarda yürüyor, ona bir Melek indirilse de maıyyetinde yaver bir savulcu olsa ya!

    Erhan Aktaş

    Dediler ki: "Bu nasıl bir Resul ki, yiyor-içiyor, çarşı-pazar dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de onunla birlikte uyarıcı olsaydı ya!"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Dediler ki: "Bu nasıl bir resul ki, yiyor-içiyor, çarşı-pazar dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de onunla birlikte uyarıcı olsaydı ya!"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Dediler ki: "Bu nasıl bir rasul ki, yiyor-içiyor, çarşı-pazar dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de onunla birlikte uyarıcı olsaydı ya!"

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?"

    Hasan Basri Çantay

    (Yine) dediler: "Bu, nasıl peygamber? (Bizim gibi) yemek yiyor, çarşılarda yürüyor! Ona bir melek indirilib de (bu suretle) maiyyetinde (kendisini tasdıyk eden) bir inzarcı (yasakçı) bulunmalı değil miydi"?

    İbni Kesir

    Ve dediler ki: Bu peygambere ne oluyor ki; yemek yiyor, sokaklarda geziyor? Onun beraberinde bulunup uyaran bir melek indirilmeli değil miydi?

    Mehmet Alagaş

    (4-20) Kafirler dedi ki, bu onun uydurduğu bir iftiradır, başka bir kavim de ona, bu iftirada yardım etti dediler. Böylece zulüm ve yalana kadar işi vardırdılar. Evvelkilerin masallarını birilerine yazdırtmış ve de ona sabah akşam o masallar okunuyor dediler. De ki Onu göklerin ve yerin gizliliğini / sırrını bilen indirdi. O, bağışlayan dır, esirgeyendir. Dediler ki bu Resule ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda yürüyor , oysa ki ona bir melek inmeliydi ve onunla beraber uyarı işini yapmalıydı. Ona bir hazine verilmeliydi veya yedi ği bir bahçesi olmalıydı. Zalimler dediler ki sadece ve sadece büyülenmiş / sihirlenmiş bir adama uyuyorsunuz o kadar. Bak! nasıl da sana misaller veriyorlar, artık onlar saptılar ve artık herhangi bir yola da girmeye güçleri yetmez. Eğer isterse sana, bun ların dediklerinden de h ayırlı, altlarından nehirler akan cennetleri ve sarayları / kasırları yapacak olan ne de mübarektir. Bilakis, saati de yalanladılar, biz de saati yalanlayan kişi için alevli ateşi hazır ettik . Uzak bir yerden göründüğünde onun / cehennemin öfkelenişinin uğultusunu işitirler. Dokuna dokuna çarpa çarpa dar bir yerden onunla /cehennemle buluştuklarındaysa işte tam da orada, yok olmak için çağrıda bulunurlar / dua ederler. B ugün yok olmayı bir kez çağırmayın, yok olmayı çok kez çağırın. Deki bu mu hayırlı ya da sakınanlara vaad edilen kalıcı cennet mi? Orası onlara varacakları bir ödüldür. Onlara orada ne istiyorlarsa vardır, orada kalıcı olmaları Rabbinin sorumlu olduğu bir vaadidir. R abbin onları ve Allah ’tan başka taptıklarını biraraya topladığında der ki, sizler mi işte şu kullarımı saptırdınız? ya da onlar kendileri mi yoldan saptılar? Seni üstün tutarız ki bize senden başkasını dost edinmek yakışmaz ve lakin onlar ı da ve atalarını da sen nimetlerinle geçindirdin, onlar da hatırlatıcıyı unuttular ve de helake layık bir kavim oldular dediler. İşte taptıklarınız, söylediklerinizi de reddedip sizi yalancı çıkardı, artık azabı savmaya da yardım görmeye de güç yetiremeyeceksiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız. Senden önce Resulleri de yemek yiyenler ve çarşılarda yürüyenler olarak gönderdik. Sizin kiminizi kiminizle sınayarak ayrıştırdı bakalım sabredebilecek misiniz? Rabbin görendir. Bizimle buluşmayı ü mit etmeyenler keşke üzerimize melekler indirilse veya rabbimizi görsek dediler. Onlar kendilerini büyük gördüler ve büyük bir azgınlık gösterdiler. Melekleri görecekleri gün , işte o gün , suçlulara müjde yoktur , onlara size yasaktır, size yasaklanmıştır, denilecektir. Amel olarak ne yapmışlarsa onları ele alırız ve saçılmış uçuşan toz haline getiririz / heba ederiz. Cennet halkının durdukları yer ise hayırlı istirahat ettikleri yer ise güzeldir. O gün sema bulutlu bir şekilde parçalanacak ve melekler ard arda indirilecektir. O gün, gerçek egemenlik / mülkiyet Rahman’ındır. Kafirlere de çok zorlu bir gündür. O gün zalimler ellerini ısıracak eyvah keşke Resullerle beraber bir yol tutsaydım diyecekler. Veyl olsun bana ki keşke falanı filanı dost edinmeseydim. Kesin olan şu ki bana hatırlatıcı geldikten sonra beni ondan saptıran şeytan, insanı yapayalnız bırakır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Bu nasıl bir peygamber?" dediler. "Yemek yiyor, pazarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de onun yanında uyarıcı olsaydı ya!"

    Süleyman Ateş

    Dediler: "Bu elçiye ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziyor? Ona kendisiyle beraber uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil mi?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Şunu da dediler: " Bu nasıl elçi? Yiyor, içiyor, çarşıda pazarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi de uyarıcılık işinde ona eşlik etseydi olmaz mıydı?

    Şaban Britch

    Bu nasıl bir peygamber? dediler. Yemek yiyor, pazarda dolaşıyor... Ona bir melek indirilseydi de onun yanında uyarıcı olsaydı ya!

    Şaban Piriş

    -Bu ne biçim peygamber? dediler. Yemek yiyor, pazarda dolaşıyor... Ona bir melek indirilseydi de onun yanında uyarıcı olsaydı ya?!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şunu da söylemişlerdir: "Ne biçim resuldür bu; yemek yiyor, sokaklarda yürüyor. Üzerine bir melek indirilmeli, beraberinde özel bir uyarıcı olmalı değil miydi?"

  8. Furkân suresi, 8. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 8. ayet. أَوْ يُلْقَىٰٓ إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ ٱلظَّٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا

    Diyanet İşleri

    "Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya ürününden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Zalimler, (inananlara): "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Veya kendisine bir hazine verilmeli ya da beslenebileceği bir bahçesi olmalı (değil miydi)?" dipnot 1 (Ayrıca) o zalimler "Siz sadece büyülenmiş dipnot 2 bir adama uymaktasınız!" dediler.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mucize istekleriyle ilgili benzer mesajlar: En‘âm 6:7-8; Yûnus 10:15-16, 20; Hûd 11:12; Ra‘d 13:27; Hicr 15:7, 14-15; İsrâ 17:59, 90-93; Enbiyâ 21:5; Furkân 25:4-5, 21; ‘Ankebût 29:50-51; Zuhruf 43:53.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesaj: İsrâ 17:47.

    Mustafa İslamoğlu

    Ya da kendisine (gökten) bir hazine bırakılsaydı, veya ondan yiyip içerek (safa sürdüğü) kendisine ait bir cenneti olsaydı?" dediler.Bir de kalkıp o zalimler; "Eğer (ona) uymuş olsaydınız, sihirlenmiş bir adamdan başkasına uymamış olacaktınız" dediler.

    Muhammed Esed

    Yahut kendisine (Allah tarafından) bir hazine verilseydi, yahut (zahmetsiz) yiyip içtiği (tılsımlı) bir bahçesi olsaydı ya!" Ve bu zalimler (birbirlerine): "Eğer (Muhammed'e) uyacak olsaydınız, büyülenmiş bir adamdan başkasına (uymuş, olmazdınız)!" diyorlar.

    Ahmed Hulusi

    "Yahut O'na bir hazine verilmesi ya da yiyeceği özel bir bahçesi olması. . . " Zalimler (birbirlerine) şöyle konuştular: "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!"

    Ali Bulaç

    "Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz."

    Ali Özek ve heyeti

    Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyip (meşakkatsizce geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalıydı. (Ayrıca) o zalimler (müminlere): Siz, ancak büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız! dediler.

    Ali Rıza Safa

    Veya "Ona, bir gömü verilseydi?" veya "İçinden yiyeceği bir bahçesi olsaydı?" Haksızlık yapanlar, bir de şöyle dediler: "Yalnızca, büyülenmiş bir adamı izliyorsunuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya meyvelerinden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Bu zalimler, "Sizler sırf büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

    Edip Yüksel

    "Yahut kendisine bir hazine atılsaydı veya kendisinin bir bahçesi olsaydı ve ondan yeseydi!" Hatta zalimler, "Siz, büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Yahut kendisine bir hazine atılsaydı, veya kendisinin bir bahçesi olsaydı ve ondan yeseydi!' Hatta zalimler, 'Siz, büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Veya ona bir hazine bırakılsa ya da onun güzel bir bahçesi olsa da ondan yese ya!" dediler. Yine o zalimler: "Siz, yalnız büyülenmiş bir adama tabi oluyorsunuz!" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Veya ona bir hazine bırakılıverse, yahud güzel bir bağçesi olsa da ondan yese ya! hem o zalimler "siz, sırf büyülenmiş bir adama tabi' oluyorsunuz" dediler

    Erhan Aktaş

    "Veya ona bir hazine verilseydi veya kendisinden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Bu zalimler: "Siz yalnızca büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Veya ona bir hazine verilseydi veya kendisinden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Bu zalimler: "Siz yalnızca büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Veya ona bir hazine verilseydi veya kendisinden yiyeceği bir bahçesi olsaydı ya!" Bu zalimler: "Siz yalnızca büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz." dediler.

    Gültekin Onan

    "Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?" Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş birisine (erkeğe) uyuyorsunuz."

    Hasan Basri Çantay

    "Yahud ona (gökden) bir hazine atılmalı, yahud onun, (meyvelerinden) yiyeceği bir bostanı bulunmalı değil miydi"? O zaalimler (kafirler, mü'minlere) dedi ki: "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına tabi' olmuyorsunuz"!

    İbni Kesir

    Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya besleneceği bir bahçe olmalı değil miydi? O zalimler dediler ki: Siz, büyülenmiş bir adamdan başkasına tabi olmuyorsunuz.

    Mehmet Alagaş

    (4-20) Kafirler dedi ki, bu onun uydurduğu bir iftiradır, başka bir kavim de ona, bu iftirada yardım etti dediler. Böylece zulüm ve yalana kadar işi vardırdılar. Evvelkilerin masallarını birilerine yazdırtmış ve de ona sabah akşam o masallar okunuyor dediler. De ki Onu göklerin ve yerin gizliliğini / sırrını bilen indirdi. O, bağışlayan dır, esirgeyendir. Dediler ki bu Resule ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda yürüyor , oysa ki ona bir melek inmeliydi ve onunla beraber uyarı işini yapmalıydı. Ona bir hazine verilmeliydi veya yedi ği bir bahçesi olmalıydı. Zalimler dediler ki sadece ve sadece büyülenmiş / sihirlenmiş bir adama uyuyorsunuz o kadar. Bak! nasıl da sana misaller veriyorlar, artık onlar saptılar ve artık herhangi bir yola da girmeye güçleri yetmez. Eğer isterse sana, bun ların dediklerinden de h ayırlı, altlarından nehirler akan cennetleri ve sarayları / kasırları yapacak olan ne de mübarektir. Bilakis, saati de yalanladılar, biz de saati yalanlayan kişi için alevli ateşi hazır ettik . Uzak bir yerden göründüğünde onun / cehennemin öfkelenişinin uğultusunu işitirler. Dokuna dokuna çarpa çarpa dar bir yerden onunla /cehennemle buluştuklarındaysa işte tam da orada, yok olmak için çağrıda bulunurlar / dua ederler. B ugün yok olmayı bir kez çağırmayın, yok olmayı çok kez çağırın. Deki bu mu hayırlı ya da sakınanlara vaad edilen kalıcı cennet mi? Orası onlara varacakları bir ödüldür. Onlara orada ne istiyorlarsa vardır, orada kalıcı olmaları Rabbinin sorumlu olduğu bir vaadidir. R abbin onları ve Allah ’tan başka taptıklarını biraraya topladığında der ki, sizler mi işte şu kullarımı saptırdınız? ya da onlar kendileri mi yoldan saptılar? Seni üstün tutarız ki bize senden başkasını dost edinmek yakışmaz ve lakin onlar ı da ve atalarını da sen nimetlerinle geçindirdin, onlar da hatırlatıcıyı unuttular ve de helake layık bir kavim oldular dediler. İşte taptıklarınız, söylediklerinizi de reddedip sizi yalancı çıkardı, artık azabı savmaya da yardım görmeye de güç yetiremeyeceksiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız. Senden önce Resulleri de yemek yiyenler ve çarşılarda yürüyenler olarak gönderdik. Sizin kiminizi kiminizle sınayarak ayrıştırdı bakalım sabredebilecek misiniz? Rabbin görendir. Bizimle buluşmayı ü mit etmeyenler keşke üzerimize melekler indirilse veya rabbimizi görsek dediler. Onlar kendilerini büyük gördüler ve büyük bir azgınlık gösterdiler. Melekleri görecekleri gün , işte o gün , suçlulara müjde yoktur , onlara size yasaktır, size yasaklanmıştır, denilecektir. Amel olarak ne yapmışlarsa onları ele alırız ve saçılmış uçuşan toz haline getiririz / heba ederiz. Cennet halkının durdukları yer ise hayırlı istirahat ettikleri yer ise güzeldir. O gün sema bulutlu bir şekilde parçalanacak ve melekler ard arda indirilecektir. O gün, gerçek egemenlik / mülkiyet Rahman’ındır. Kafirlere de çok zorlu bir gündür. O gün zalimler ellerini ısıracak eyvah keşke Resullerle beraber bir yol tutsaydım diyecekler. Veyl olsun bana ki keşke falanı filanı dost edinmeseydim. Kesin olan şu ki bana hatırlatıcı geldikten sonra beni ondan saptıran şeytan, insanı yapayalnız bırakır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Yahut ona bir hazine verilmeli ya da mahsullerinden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?” Zalimler: “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler.

    Süleyman Ateş

    "Yahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi?" Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ya da ona bir hazine indirilseydi yahut yiyeceğini sağlayacağı bir bahçesi olsaydı ya?" O zalimler şunu da dediler: "Sizin yaptığınız sadece, büyüye kapılmış bir kişinin peşinden gitmektir."

    Şaban Britch

    Veya kendisine bir hazine verilseydi veya bir bahçesi olsaydı da oradan yeseydi. Zalimler “Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz” dediler.

    Şaban Piriş

    Veya kendisine bir hazine verilseydi, veya bir bahçesi olsaydı da oradan yeseydi .. Zalimler "Siz büyülenmiş bir adamdan başkasına uymuyorsunuz" dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Yahut ona bir hazine gönderilmeli, yahut ürününden yediği bir bahçesi olmalı değil miydi?" O zalimler şunu da söylediler: "Sizler büyülenmiş bir adamdan başkasının ardı sıra gitmiyorsunuz."

  9. Furkân suresi, 9. ayet — bütün mealleriyle aç

    Furkân suresi, 9. ayet. ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَٰلَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Senin hakkında bak nasıl da temsiller getirdiler de (haktan) saptılar. Artık onlar doğru yolu bulamazlar.

    Mehmet Okuyan

    Senin için bak ne biçim örnekler verdiler! Onlar zaten sapmışlardı ve (artık) gerçeğe giden yolu da bulamazlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Şunların, seni neye benzettiklerine bir bak hele! Ve sonuçta öyle bir sapıtıyorlar ki, bir daha doğru yolu bulacak (muhakeme) gücünü asla kendilerinde bulamıyorlar.

    Muhammed Esed

    (Ey Rasul,) seni benzettikleri şeye bak! Zaten onlar bir kere yoldan çıkmış bulunuyorlar, bir daha da (doğru) yolu bulamayacaklar!

    Ahmed Hulusi

    Bak senin için yaptıkları benzetmeler (yanlış değerlendirmeler) yüzünden nasıl saptılar! Artık çıkış yolu bulamazlar!

    Ali Bulaç

    Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler! Artık onlar sapmışlardır ve (hidayete) hiçbir yol da bulamazlar.

    Ali Rıza Safa

    Senin için, nasıl yakıştırmalar yapıyorlar bak? Böylece yoldan çıktılar ve artık bir yol bulamazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    "Ey Peygamber! Bak, nasıl böyle örnekler verip sapıttılar. Artık onlar hiçbir çıkış yolu bulamazlar."

    Edip Yüksel

    Bak, senin için ne örnekler verdiler de saptılar, yolu asla bulamayacaklardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bak, senin için ne örnekler verdiler de saptılar, yolu asla bulamıyacaklardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bak, senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiçbir yol bulamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bak senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiç bir yol bulamazlar

    Erhan Aktaş

    Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Senin için nasıl örnekler verdiklerine bir bak. Böylece saptılar, artık bir çıkış yolu bulamazlar.

    Gültekin Onan

    Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.

    Hasan Basri Çantay

    Bak, senin için ne misaller (kıyaslar) getirip sapdılar. Artık onlar (hidayete) hiçbir yol bulamazlar.

    İbni Kesir

    Bir bak; sana nasıl misaller getirip saptılar. Bir daha yol bulamazlar.

    Mehmet Alagaş

    (4-20) Kafirler dedi ki, bu onun uydurduğu bir iftiradır, başka bir kavim de ona, bu iftirada yardım etti dediler. Böylece zulüm ve yalana kadar işi vardırdılar. Evvelkilerin masallarını birilerine yazdırtmış ve de ona sabah akşam o masallar okunuyor dediler. De ki Onu göklerin ve yerin gizliliğini / sırrını bilen indirdi. O, bağışlayan dır, esirgeyendir. Dediler ki bu Resule ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda yürüyor , oysa ki ona bir melek inmeliydi ve onunla beraber uyarı işini yapmalıydı. Ona bir hazine verilmeliydi veya yedi ği bir bahçesi olmalıydı. Zalimler dediler ki sadece ve sadece büyülenmiş / sihirlenmiş bir adama uyuyorsunuz o kadar. Bak! nasıl da sana misaller veriyorlar, artık onlar saptılar ve artık herhangi bir yola da girmeye güçleri yetmez. Eğer isterse sana, bun ların dediklerinden de h ayırlı, altlarından nehirler akan cennetleri ve sarayları / kasırları yapacak olan ne de mübarektir. Bilakis, saati de yalanladılar, biz de saati yalanlayan kişi için alevli ateşi hazır ettik . Uzak bir yerden göründüğünde onun / cehennemin öfkelenişinin uğultusunu işitirler. Dokuna dokuna çarpa çarpa dar bir yerden onunla /cehennemle buluştuklarındaysa işte tam da orada, yok olmak için çağrıda bulunurlar / dua ederler. B ugün yok olmayı bir kez çağırmayın, yok olmayı çok kez çağırın. Deki bu mu hayırlı ya da sakınanlara vaad edilen kalıcı cennet mi? Orası onlara varacakları bir ödüldür. Onlara orada ne istiyorlarsa vardır, orada kalıcı olmaları Rabbinin sorumlu olduğu bir vaadidir. R abbin onları ve Allah ’tan başka taptıklarını biraraya topladığında der ki, sizler mi işte şu kullarımı saptırdınız? ya da onlar kendileri mi yoldan saptılar? Seni üstün tutarız ki bize senden başkasını dost edinmek yakışmaz ve lakin onlar ı da ve atalarını da sen nimetlerinle geçindirdin, onlar da hatırlatıcıyı unuttular ve de helake layık bir kavim oldular dediler. İşte taptıklarınız, söylediklerinizi de reddedip sizi yalancı çıkardı, artık azabı savmaya da yardım görmeye de güç yetiremeyeceksiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattıracağız. Senden önce Resulleri de yemek yiyenler ve çarşılarda yürüyenler olarak gönderdik. Sizin kiminizi kiminizle sınayarak ayrıştırdı bakalım sabredebilecek misiniz? Rabbin görendir. Bizimle buluşmayı ü mit etmeyenler keşke üzerimize melekler indirilse veya rabbimizi görsek dediler. Onlar kendilerini büyük gördüler ve büyük bir azgınlık gösterdiler. Melekleri görecekleri gün , işte o gün , suçlulara müjde yoktur , onlara size yasaktır, size yasaklanmıştır, denilecektir. Amel olarak ne yapmışlarsa onları ele alırız ve saçılmış uçuşan toz haline getiririz / heba ederiz. Cennet halkının durdukları yer ise hayırlı istirahat ettikleri yer ise güzeldir. O gün sema bulutlu bir şekilde parçalanacak ve melekler ard arda indirilecektir. O gün, gerçek egemenlik / mülkiyet Rahman’ındır. Kafirlere de çok zorlu bir gündür. O gün zalimler ellerini ısıracak eyvah keşke Resullerle beraber bir yol tutsaydım diyecekler. Veyl olsun bana ki keşke falanı filanı dost edinmeseydim. Kesin olan şu ki bana hatırlatıcı geldikten sonra beni ondan saptıran şeytan, insanı yapayalnız bırakır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bir bak, onlar sana nasıl misaller getirip sapıklığa düştüler? Artık onlar hiçbir yol bulamazlar.

    Süleyman Ateş

    Bak, senin için nasıl benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık bir daha yolu bulamazlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Baksana senin için ne kurgular kuruyorlar da sapıtıyorlar. Bir çıkış yolu da bulamıyorlar.

    Şaban Britch

    Bak, sana nasıl örnekler veriyorlar, sapıttılar da yolu bulamıyorlar.

    Şaban Piriş

    Bak, sana nasıl örnekler veriyorlar, sapıttılar da yolu bulamıyorlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bak da gör! Nasıl da örnekler sunuyorlar sana. Sapıttılar, artık bir daha yol bulamazlar.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.