Sâffât suresi · 40–61. ayetler

İhlaslı kulların nimetleri ve cehennemdeki arkadaş

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Sâffât suresi, 40. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 40. ayet. إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ

    Diyanet İşleri

    Ancak Allah'ın halis kulları başka.

    Mehmet Okuyan

    Allah'ın samimi kulları hariç.

    Mustafa İslamoğlu

    Ancak, imanını saf ve temiz tutma çabalarını Allah'ın desteklediği kulları hariç:

    Muhammed Esed

    Ancak Allah'ın halis kullarına böyle davranılmayacak:

    Ahmed Hulusi

    Allah'ın ihlasa (samimiyete, safiyete) erdirilmiş kulları (azaptan) müstesna.

    Ali Bulaç

    Ancak muhlis olan kullar başka.

    Ali Özek ve heyeti

    Ancak amellerinde ihlâs sahibi olan Allah'ın (O'nu birleyen) kulları bunun dışındadır.

    Ali Rıza Safa

    Allah'ın içten kulları böyle değildir.

    Bayraktar Bayraklı

    Ancak, Allah'ın halis kulları istisna edilecektir.

    Edip Yüksel

    Kendilerini sadece ALLAH'a adamış kulları hariç.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerini sadece ALLAH'a adamış kulları hariç.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ancak Allah'ın ihlasa mazhar kılınmış kulları müstesnadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Müstesna ancak Allahın ıhlas verilmiş kulları

    Erhan Aktaş

    Allah'ın muhles dipnot 1 kulları hariç.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Muhles/Muhlis, fitne işlemine tabi tutularak arıtılmış, saf, berrak, arı-duru, samimi, erdemli hale getirilmiş olan kullar. Şeytanların etki edemedikleri kullar. Fitne; kıymetli madenlerin, ateşte eritilerek, içlerinde bulunan değersiz madenlerden ayrıştırılarak saf hale getirilmesi işlemidir. Allah da açlık, yokluk, savaş, mal, mülk, evlat, ün, vb. konularda Müslümanları fitnelendirerek samimiyet durumlarını ortaya çıkarmaktadır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah'ın muhles dipnot 1 kulları hariç.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Muhlis(Muhles): Fitne işlemine tabi tutularak arıtılmış, saf, berrak, arı-duru, samimi, erdemli hale getirilmiş olan kullar. Şeytanların etki edemedikleri kullar. (Fitne; kıymetli madenlerin, ateşte eritilerek, içlerinde bulunan değersiz madenlerden ayrıştırılarak saf hale getirilmesi işlemidir. Allah da açlık, yokluk, savaş, mal, mülk, evlat, ün, vb. konularda Müslümanları fitnelendirerek samimiyet durumlarını ortaya koymaktadır.)

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah'ın muhles kulları hariç.

    Gültekin Onan

    Ancak muhlis olan kullar başka.

    Hasan Basri Çantay

    Allahın ihlasa (ve samimiyyete) erdirilmiş kulları müstesna.

    İbni Kesir

    Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ancak, Allah’ın ihlaslı kulları müstesna.

    Süleyman Ateş

    Ancak Allah'ın halis kulları bu cezanın dışındadır.

    Süleymaniye Vakfı

    Ancak, Allah'ın samimiyeti onaylanmış kulları farklıdır dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Samimiyeti onaylanmış" anlamı verdiğimiz 'muhlas' kelimesinin mastarı ihlastır. İhlas sözlükte bir şeyi kirlilikten, bulanıklıktan temizleyip arındırmak, saflaştırmak, katıksız, arı, duru hale getirmektir. Bu kelime Kur'an'da, dini Allah'a has kılan yani Allah'ın dinine bir şey katmayıp kulluğu sadece ona yapan, riyadan ve şirkten uzak olan samimi insanların ortak vasfını ifade etmek için kullanılır. Bu vasfa sahip olana "muhlis", bu vasfı Allah tarafından onaylanmış olana da "muhlas" denir. İblis, bu özelliğe sahip olanları yoldan çıkaramaz. (Hicr 15/39-40; Sad 38/82-83).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'a yürekten bağlı kulların hali başka olur.

    Şaban Britch

    Ancak Allah’ın ihlaslı kulları hariç.

    Şaban Piriş

    Ancak Allah'ın ihlaslı kulları hariç.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah'ın içtenliğe erdirilmiş temiz kulları başkadır.

  2. Sâffât suresi, 41. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 41. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

    Diyanet İşleri

    (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

    Mehmet Okuyan

    Onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    işte onlar için (ahirette) belirlenmiş bir rızık vardır;

    Muhammed Esed

    (öteki dünyada) onlar için, yabancısı olmadıkları bir rızık hazırlanacaktır

    Ahmed Hulusi

    İşte onlar için bilinen (takdir edilmiş olan) bir rızık vardır.

    Ali Bulaç

    İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunlar için bilinen bir rızık,

    Ali Rıza Safa

    İşte onlar; onlar için, bilinen bir ağırlanma vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Bunlar için bilinen bir rızık vardır.

    Edip Yüksel

    Onlar bilinen bir rızkı hak etmişlerdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte onlar için belli bir rızık vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlar için bir "ma'lum rızık" var

    Erhan Aktaş

    Onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Gültekin Onan

    İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar böyle. Onlar için (haassaları) ma'lum bir rızık vardır.

    İbni Kesir

    İşte onlar için, ma'lum bir rızık vardır.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar için bilinen rızıklar vardır.

    Süleyman Ateş

    Onlar için bilinen bir rızık vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar için belli bir rızık vardır.

    Şaban Britch

    Onlar için bilinen rızıklar vardır.

    Şaban Piriş

    Onlar için bilinen rızıklar vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlar için belirlenmiş bir rızık vardır.

  3. Sâffât suresi, 42. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 42. ayet. فَوَٰكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

    Diyanet İşleri

    (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

    Mehmet Okuyan

    (42, 43, 44) Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    lezzet kaynağı her tür ürün... Zira onlar (tarifsiz bir) ikrama mazhar olacaklar;

    Muhammed Esed

    (yeryüzündeki hayatlarının) ürünü olarak; ve onlar ağırlanacaklardır

    Ahmed Hulusi

    Meyveler (elde etmiş oldukları kuvvelerin getirileri). . . Onlar ikram olunanlardır.

    Ali Bulaç

    Çeşitli meyveler. Onlar ikram görenlerdir.

    Ali Özek ve heyeti

    türlü meyveler vardır. Kendilerine ikram edilir.

    Ali Rıza Safa

    Meyveler sunulacaktır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Türlü meyveler vardır. Onlar nimet cennetlerindekarşılıklı koltuklardaağırlanacaklardır.

    Edip Yüksel

    Meyvelerle ağırlanacaklardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Meyvelerle ağırlanacaklardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Meyveler vardır. Onlara daima ikram edilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Meyveler ve onlar hep ikram olunurlar

    Erhan Aktaş

    Onlara meyveler ikram edilecek.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara meyveler ikram edilecek.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara meyveler ikram edilecek.

    Gültekin Onan

    Çeşitli meyveler. Onlar ikram görenlerdir.

    Hasan Basri Çantay

    Türlü meyveler. Onlar (izzet ve) ikram edilmiş kimselerdir,

    İbni Kesir

    Ve meyveler. Onlar, ikram edilenlerdir;

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Çeşitli meyveler. Onlar ikram edilenlerdir.

    Süleyman Ateş

    (Türlü türlü) Meyvalar. Ve onlar ağırlanırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Her türden meyveler onlar içindir. Onlar ağırlanırlar.

    Şaban Britch

    Meyveler (vardır) ve onlar ikrama layık olanlardır.

    Şaban Piriş

    Meyveler ve onlar ikrama layık olanlardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Çeşit çeşit meyveler vardır. İkramla karşılanan kişilerdir onlar.

  4. Sâffât suresi, 43. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 43. ayet. فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ

    Diyanet İşleri

    Onlar Naim cennetlerindedirler.

    Mehmet Okuyan

    (42, 43, 44) Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    nimetlerle tıka basa dolu olan cennetlerde;

    Muhammed Esed

    nimet bahçelerinde,

    Ahmed Hulusi

    Nimetler cennetlerinde.

    Ali Bulaç

    Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.

    Ali Özek ve heyeti

    Naîm cennetlerinde,

    Ali Rıza Safa

    Nimet cennetlerinde.

    Bayraktar Bayraklı

    - Türlü meyveler vardır. Onlar nimet cennetlerindekarşılıklı koltuklardaağırlanacaklardır.

    Edip Yüksel

    Nimet bahçelerinde.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Nimet cennetlerinde.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Naim cennetlerinde.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Naim Cennetlerinde

    Erhan Aktaş

    Naim Cennetleri'nde.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Naim cennetlerinde.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Naim cennetlerinde.

    Gültekin Onan

    Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.

    Hasan Basri Çantay

    Naıym cennetlerinde,

    İbni Kesir

    Naim cennetlerinde,

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar, Nimet Cennetleri'ndedir.

    Süleyman Ateş

    Ni'met cennetlerinde.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ağırlama, nimetlerle dolu bahçelerde olur.

    Şaban Britch

    Nimet cennetlerinde.

    Şaban Piriş

    Nimet cennetlerinde.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nimetlerle dolu cennetlerdedirler.

  5. Sâffât suresi, 44. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 44. ayet. عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ

    Diyanet İşleri

    Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

    Mehmet Okuyan

    (42, 43, 44) Nimet cennetlerinde tahtlar üzerinde karşılıklı (otururlarken onlara) meyveler ikram edilmiş olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    muhteşem tahtlarda birbirlerini sevgi dolu gözlerle süzerek...

    Muhammed Esed

    mutluluk tahtları üzerinde birbirlerine (sevgi ile) bakışarak.

    Ahmed Hulusi

    Serirler (makamlar) üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

    Ali Bulaç

    Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).

    Ali Özek ve heyeti

    karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde,

    Ali Rıza Safa

    Karşılıklı sedirler üzerinde.

    Bayraktar Bayraklı

    - Türlü meyveler vardır. Onlar nimet cennetlerindekarşılıklı koltuklardaağırlanacaklardır.

    Edip Yüksel

    Karşılıklı koltuklar üzerinde.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Karşılıklı koltuklar üzerinde.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Karşılıklı tahtlar üzerinde.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Karşılıklı tahtlar üzerinde

    Erhan Aktaş

    Karşılıklı tahtlar üzerinde.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Karşılıklı tahtlar üzerinde.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Karşılıklı tahtlar üzerinde.

    Gültekin Onan

    Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).

    Hasan Basri Çantay

    Birbiriyle karşılıklı tahtlar üzerinde.

    İbni Kesir

    Karşılıklı tahtlar üzerinde.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.

    Süleyman Ateş

    Tahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sedirler üzerine karşılıklı kurulurlar;

    Şaban Britch

    Karşılıklı koltuklar üzerinde.

    Şaban Piriş

    Karşılıklı koltuklar üzerinde.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Karşılıklı koltuklar üzerindedirler.

  6. Sâffât suresi, 45. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 45. ayet. يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ

    Diyanet İşleri

    (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

    Mehmet Okuyan

    (45, 46) Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Aralarında kaynağından doldurulmuş kadehlerle kendilerine servis yapılacak;

    Muhammed Esed

    Aralarında dupduru pınarlardan (içecekle doldurulmuş) bir kase dolaştırılacak,

    Ahmed Hulusi

    Kaynaktan (Esma hakikatinden) doldurulmuş kaseleri (kuvveleri) gezdirilir.

    Ali Bulaç

    Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.

    Ali Özek ve heyeti

    onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

    Ali Rıza Safa

    Kaynağından kadehler çevrelerinde dolaştırılır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Aralarında bembeyaz, içenlerin lezzet aldığı kaynaklardan doldurulmuş kadehler dolaştırılacaktır.

    Edip Yüksel

    Onlara pınarlardan doldurulmuş kadehler sunulur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara pınarlardan doldurulmuş kadehler sunulur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Akan kaynaktan dolu kadehlerle kendilerine pırlanılır (sunulur).

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Mainden bir ke's ile üzerlerine pırlanılır

    Erhan Aktaş

    Etraflarında kaynaklardan doldurulmuş kaseler dolaştırılır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Etraflarında kaynaklardan doldurulmuş kaseler dolaştırılır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Etraflarında kaynaklardan doldurulmuş kaseler dolaştırılır.

    Gültekin Onan

    Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.

    Hasan Basri Çantay

    Onların her biri (şerab-ı) maıynden türlü kadehlerle tavaf (ve ziyaret edilir (ler).

    İbni Kesir

    Kendilerine kaynaktan doldurulmuş kadehler sunulur,

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Etraflarında pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

    Süleyman Ateş

    Önlerinde akan kaynaktan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Çevrelerinde içki dolu bardaklar dolaştırılır.

    Şaban Britch

    Etraflarında pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.

    Şaban Piriş

    (45-46) Etraflarında berrak bir kaynaktan, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kaynaktan doldurulmuş kadehler dolandırılır çevrelerinde.

  7. Sâffât suresi, 46. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 46. ayet. بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ

    Diyanet İşleri

    (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

    Mehmet Okuyan

    (45, 46) Onlara (içleri) pınardan (doldurulmuş) berrak, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    içenlere tarifsiz bir lezzet veren berraklıkta olacak;

    Muhammed Esed

    berrak ve içenlere tat veren (bir içecek);

    Ahmed Hulusi

    Bembeyaz (marifet nuru), içenlere (kullananlara) keyif veren kaseler (kuvveler).

    Ali Bulaç

    Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).

    Ali Özek ve heyeti

    Berraktır, içenlere lezzet verir.

    Ali Rıza Safa

    Berrak ve içenlere lezzet veren.

    Bayraktar Bayraklı

    - Aralarında bembeyaz, içenlerin lezzet aldığı kaynaklardan doldurulmuş kadehler dolaştırılacaktır.

    Edip Yüksel

    Durudur, içenlere zevk ve lezzet verir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Durudur, içenlere zevk ve lezzet verir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bembeyaz, içenler için lezzetli.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bembeyaz, içenlere lezzet

    Erhan Aktaş

    Berrak, içenlere lezzet veren.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Berrak, içenlere lezzet veren.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Berrak, içenlere lezzet veren.

    Gültekin Onan

    Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki):

    Hasan Basri Çantay

    Bembeyaz. İçenlere bir lezzet.

    İbni Kesir

    Ki bembeyazdır, içenlere zevk verir.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bembeyazdır, içenlere lezzet verir.

    Süleyman Ateş

    Berrak, içenlere lezzet veren bir içki.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İçenlere zevk veren beyaz renkli içkiler.

    Şaban Britch

    Berrak bir kaynaktan, içenlere lezzet verir.

    Şaban Piriş

    (45-46) Etraflarında berrak bir kaynaktan, içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bembeyaz, içenlere lezzet sunan kadehler.

  8. Sâffât suresi, 47. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 47. ayet. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

    Diyanet İşleri

    Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

    Mehmet Okuyan

    Onlarda (içtiklerinde) sersemletme (baş ağrısı) yoktur; ondan dolayı sarhoş da edilmezler. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cennette sunulacak içeceklerin dünyadaki içkilerden farklı olacağı ve içenlere rahatsızlık vermeyecekleri gibi sarhoş da etmeyecekleri ifade edilmektedir. Benzer mesajlar: Tûr 52:23; Vâkı‘a 56:25; Nebe' 78:35.

    Mustafa İslamoğlu

    ne zahmet verecek ne de sarhoş edecek;

    Muhammed Esed

    çarpmayan ve sarhoşluk vermeyen.

    Ahmed Hulusi

    Aklı yanlışa yönlendiren bir özellik yoktur onda. . . Onlar ondan sarhoş da olmazlar (neyi nasıl yaptıklarının bilincini hiç yitirmezler)!

    Ali Bulaç

    Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.

    Ali Özek ve heyeti

    O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.

    Ali Rıza Safa

    Baş ağrısı yapmaz; sarhoş da olmazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    O içecekte ne sersemletme vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

    Edip Yüksel

    Onda ne başağrısı ne de sarhoşluk vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onda ne başağrısı ne de sarhoşluk vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onda ne bir zarar vardır ne de başlarına vurur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onda ne bir gaile vardır, ne de başlarına vurur

    Erhan Aktaş

    İçinde kötü etkisi olan bir şey yoktur. Ve ondan onların akılları karışmaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İçinde kötü etkisi olan bir şey yoktur. Ve ondan onların akılları karışmaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İçinde kötü etkisi olan bir şey yoktur. Ve onlar, ondan sarhoş olmazlar.

    Gültekin Onan

    Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.

    Hasan Basri Çantay

    Orada bir humar (baş ağrısı) da yok, onların bundan bihuş olacakları da yok.

    İbni Kesir

    Başağrısı yoktur onda ve sarhoş da etmez.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onda ne baş dönmesi vardır, ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

    Süleyman Ateş

    Onda ne sersemletme var, ne onunla sarhoş olurlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlarda ne baş ağrıtıcı bir şey bulunur ne de ondan dolayı sarhoş olurlar.

    Şaban Britch

    O, ne baş ağrısı/sersemliği verir, ne de ondan sarhoş olurlar.

    Şaban Piriş

    O, ne baş ağrısı verir, ne de ondan sarhoş olurlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sersemletme/başağrısı yok onda. Sarhoş da olmazlar ondan.

  9. Sâffât suresi, 48. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 48. ayet. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ

    Diyanet İşleri

    Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    ve yanlarında gözü dışarıda olmayan tatlı bakışlı eşler;

    Muhammed Esed

    Ve yanlarında yumuşak bakışlı, güzel gözlü eşler olacak,

    Ahmed Hulusi

    Yanlarında gözlerini yalnızca onlara dikmiş, göz aydınlığı olanlar vardır.

    Ali Bulaç

    Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.

    Ali Rıza Safa

    Yanlarında da yumuşak bakışlı güzel gözlü eşler vardır. dipnot 376

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 376
      "Yumuşak bakışlı güzel gözlü eşler" tümcesi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Bakışlarını saklayan güzel gözlü dilberler." veya "Gözlerini eşlerinden ayırmayan iri gözlü kadınlar." veya "Kocalarından başkasına bakmayan, yumuşak bakışlı güzel gözlü eşler." veya "Günyüzü görmemiş, yumurtanın pembe beyazı renginde eşler." veya "Göz kırpan kızlar" biçiminde birbirinden çok değişik anlamlar verilerek çevrilmiştir. Erkeklere yönelik eşeylilik çağrıştıran bu anlamdaki çeviriler, 38:52 ve 55:56 ayetlerinde de yapılmıştır.

    Bayraktar Bayraklı

    Yanlarında, gözlerini kendilerinden ayırmayan güzel gözlü eşleri olacaktır.

    Edip Yüksel

    Yanlarında da, gözlerinin içine bakan güzel eşler...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yanlarında da, gözlerinin içine bakan güzel eşler...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yanlarında bakışlarını kendilerinden ayırmayan iri gözlü dilberler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yanlarında iri gözlü nazarlarını hasretmiş nazeninler

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yanlarında bakışlarını koruyanlar dipnot 1 vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Başkaları ile ilgilenmeyen, bakmayan.

    Gültekin Onan

    Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Yanlarında da nazarlarını yalınız zevclerine atfetmiş iri (şahin) gözlü kadınlar vardır,

    İbni Kesir

    Yanlarında el değmemiş ve bakışlarını yalnız eşlerine çevirmiş iri gözlüler vardır.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

    Süleyman Ateş

    Yanlarında da, yalnız kendilerine göz dikmiş iri gözlü eşler vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yanlarında gözlerini onlardan ayırmayan iri gözlü kadın hizmetçiler olur.

    Şaban Britch

    Yanlarında da, gözlerini sadece kendisine çevirmiş, güzel gözlü eşler.

    Şaban Piriş

    Yanlarında da, gözlerini sadece kendisine çevirmiş, güzel gözlü eşler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yanlarında, gözlerini onlara dikmiş, iri gözlü dilberler vardır.

  10. Sâffât suresi, 49. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 49. ayet. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

    Diyanet İşleri

    Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

    Mustafa İslamoğlu

    sanki kumda gizlenmiş deve kuşu yumurtaları gibi kusursuz...

    Muhammed Esed

    gizlenmiş (deve kuşu) yumurtaları gibi (kusursuz) eşler.

    Ahmed Hulusi

    Sanki onlar (kendileri için) korunmuş yumurtalar (kuvvelerini açığa çıkarmada yardımcı objeler) gibidir.

    Ali Bulaç

    Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.

    Ali Rıza Safa

    Korunmuş yumurtalar gibilerdir.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.

    Edip Yüksel

    Korunmuş yumurtalar gibidirler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kornumuş yumurtalar gibidirler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurtalar gibidirler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sanki saklı yumurtalar

    Erhan Aktaş

    Onlar, iyi korunmuş yumurta dipnot 1 gibidir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çok iyi korunan. O dönemde yumurta bayatlamasın, bozulmasın diye Güneş'ten çok sıkı bir şekilde korunurdu. Burada benzetme yapılmıştır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, iyi korunmuş yumurta dipnot 1 gibidir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Çok iyi korunan. O dönemde yumurta bayatlamasın, bozulmasın diye Güneş'ten çok sıkı bir şekilde korunurdu. Burada benzetme yapılmıştır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, iyi korunmuş yumurta dipnot 1 gibidir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      O dönemde yumurta bayatlamasın, bozulmasın diye Güneş'ten çok sıkı bir şekilde korunurdu. Burada benzetme yapılmıştır.

    Gültekin Onan

    Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).

    Hasan Basri Çantay

    ki bunlar (kuş tüyleriyle) örtülüb saklanmış yumurtalar gibidir.

    İbni Kesir

    Sanki onlar, saklı bir yumurta gibidirler.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sanki onlar örtülü yumurtalar gibi bembeyazdır.

    Süleyman Ateş

    Saklı yumurta gibi bembeyaz eşler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O hizmetçiler günyüzüne çıkmamış yumurtalar gibidirler.

    Şaban Britch

    Sanki onlar, saklı bir yumurta...

    Şaban Piriş

    Sanki onlar, saklı bir yumurta...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Korunmuş yumurtalar gibidir onlar.

  11. Sâffât suresi, 50. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 50. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

    Diyanet İşleri

    Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

    Mehmet Okuyan

    (Cennette) onların bir kısmı, diğerlerine yönelip birbirlerine sormaya başlayacaklar.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte onlar da (berikiler gibi) birbirlerine yönelerek sualler soracaklar.

    Muhammed Esed

    Hepsi dönüp (geçmiş hayatları hakkında) birbirlerine sorular soracaklar.

    Ahmed Hulusi

    (Cennettekiler) birbirlerine yönelip soruşurlar.

    Ali Bulaç

    Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:

    Ali Özek ve heyeti

    İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.

    Ali Rıza Safa

    Birbirlerine dönerek, soracaklar.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte o zaman, birbirlerine dönerek soracaklar.

    Edip Yüksel

    Birbirlerine dönüp soruşurlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Birbirlerine dönüp soruşurlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken birbirlerine dönmüş soruşuyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken ba'zısı ba'zısına dönmüş soruyorlardır:

    Erhan Aktaş

    Birbirleriyle karşılıklı sohbet ediyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Birbirleriyle karşılıklı sohbet ediyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Birbirleriyle karşılıklı sohbet ediyorlar.

    Gültekin Onan

    Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:

    Hasan Basri Çantay

    (Ehl-i cennetden) kimi kimine dönüb sorarlar.

    İbni Kesir

    Bir kısmı bir kısmına dönerek soruştururlar.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Birbirlerine dönüp sorarlar.

    Süleyman Ateş

    Bunlar birbirine dönmüş soruyorlar:

    Süleymaniye Vakfı

    (Cennettekiler) birbirlerine dönüp sorarlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Cennettekilerden biri diğerine döner; birbirlerine sorarlar.

    Şaban Britch

    İşte o zaman birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar:

    Şaban Piriş

    İşte o zaman birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar:

    Yaşar Nuri Öztürk

    Birbirlerine dönüp birşeyler sorarlar.

  12. Sâffât suresi, 51. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 51. ayet. قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ

    Diyanet İşleri

    İçlerinden biri der ki: "Benim bir arkadaşım vardı."

    Mehmet Okuyan

    İçlerinden bir (mümin) şöyle diyecek: "Benim yakın (bir arkadaş)ım vardı.

    Mustafa İslamoğlu

    İçlerinden biri diyecek ki: "Bir zamanlar benim bir arkadaşım vardı;

    Muhammed Esed

    İçlerinden biri şöyle diyecek: "Bakın, benim (yeryüzünde) bir arkadaşım vardı,

    Ahmed Hulusi

    Onlardan biri dedi ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı. "

    Ali Bulaç

    Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."

    Ali Özek ve heyeti

    İçlerinden biri: «Benim, bir arkadaşım vardı» der.

    Ali Rıza Safa

    Aralarından biri sözü alarak, şöyle diyecek: "Bir arkadaşım vardı!"

    Bayraktar Bayraklı

    İçlerinden biri, "Benim, bir arkadaşım vardı" der.

    Edip Yüksel

    İçlerinden biri der ki, "Benim bir arkadaşım vardı."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İçlerinden biri der ki, 'Benim bir arkadaşım vardı.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İçlerinden bir sözcü: "Benim bir arkadaşım vardı."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İçlerinden bir söyliyen benim der: bir karinim vardı

    Erhan Aktaş

    İçlerinden biri dedi ki: "Benim yakın bir arkadaşım vardı."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İçlerinden biri dedi ki: "Benim yakın bir arkadaşım vardı."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İçlerinden biri dedi ki: "Benim yakın bir arkadaşım vardı."

    Gültekin Onan

    Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım vardı."

    Hasan Basri Çantay

    İçlerinden bir sözcü der ki "Hakıykat, benim (dünyada) bir arkadaşım vardı.

    İbni Kesir

    İçlerinden bir sözcü der ki: Benim bir dostum vardı.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İçlerinden biri; "Benim bir arkadaşım vardı." der.

    Süleyman Ateş

    Onlardan bir sözcü: "Benim, dedi, bir arkadaşım vardı."

    Süleymaniye Vakfı

    Onlardan biri şöyle der: "Benim bir arkadaşım vardı."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biri; "Benim bir yakın arkadaşım vardı," der;

    Şaban Britch

    Onlardan biri: Benim bir yakın arkadaşım vardı, der.

    Şaban Piriş

    Onlardan biri: -Benim bir yakın arkadaşım vardı, der.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İçlerinden bir sözcü şöyle der: "Benim yakın bir arkadaşım vardı."

  13. Sâffât suresi, 52. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 52. ayet. يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ

    Diyanet İşleri

    "Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?" derdi.

    Mehmet Okuyan

    Der(di) ki: ‘Sen de (diriltilmeye) inananlardan mısın?

    Mustafa İslamoğlu

    bana, "Sahi, sen gerçekten de onun doğruluğunu tasdik mi ediyorsun?" derdi;

    Muhammed Esed

    (bana) derdi ki, 'Ne? Sen onun doğru olduğuna gerçekten inananlardan mısın,

    Ahmed Hulusi

    (O) derdi ki: "Hakikaten sen (bildirilenleri) tasdik edenlerden misin?"

    Ali Bulaç

    "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"

    Ali Özek ve heyeti

    Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?

    Ali Rıza Safa

    "Gerçekten, doğrulayanlar arasında mısın?"

    Bayraktar Bayraklı

    Derdi ki: "Sen de, öldükten sonra dirilmeye inananlardan mısın?"

    Edip Yüksel

    "Şöyle konuşurdu, ‘Sen de doğruluyor musun?' "

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Şöyle konuşurdu, 'Sen de doğruluyor musun?' '

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derdi: sen cidden inananlardan mısın?

    Erhan Aktaş

    Diyordu ki: "Sen gerçekten ahireti doğrulayanlardan mısın?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Diyordu ki: "Sen gerçekten ahireti doğrulayanlardan mısın?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Diyordu ki: "Sen gerçekten ahireti doğrulayanlardan mısın?"

    Gültekin Onan

    "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?"

    Hasan Basri Çantay

    (Bana:) "Gerçek sen de (tekrar dirilmiye) kat'i inananlardan mısın?" derdi.

    İbni Kesir

    Derdi ki: Sen de mi tasdik edenlerdensin?

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bana derdi ki: "Sen gerçekten tasdik edenlerden misin?"

    Süleyman Ateş

    Derdi ki: "Sen doğrulayanlardan mısın?

    Süleymaniye Vakfı

    Derdi ki: "Sen gerçekten (yeniden dirilişin olacağını) doğru sayanlardansın; öyle mi?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bana şöyle derdi: "Sen gerçekten inanıyorsun; öyle mi?"

    Şaban Britch

    Bana derdi ki: Sen gerçekten tasdik edenlerden misin?

    Şaban Piriş

    Bana derdi ki: -Sen gerçekten tasdik mi ediyorsun?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Derdi ki: "Sen gerçekten şunu tasdik edenlerden misin?"

  14. Sâffât suresi, 53. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 53. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ

    Diyanet İşleri

    "Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?"

    Mustafa İslamoğlu

    "Ne yani, biz ölüp gittikten, toza toprağa karışmış bir iskelet halini aldıktan sonra hesap vereceğiz, öyle mi?" (diye eklerdi).

    Muhammed Esed

    ölüp toz ve kemik yığını haline geldikten sonra yargılanacağımıza!"

    Ahmed Hulusi

    "Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı cezalandırılacağız?"

    Ali Bulaç

    "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"

    Ali Özek ve heyeti

    Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?

    Ali Rıza Safa

    "Öldüğümüz ve toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı? Gerçekten yargılanacak mıyız?"

    Bayraktar Bayraklı

    "Biz ölüp kemik ve toprak haline geldiğimiz zaman, dirilip cezalandırılacak mıyız?"

    Edip Yüksel

    " ‘Biz toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi dirileceğiz?' "

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ' 'Biz toprak ve kemik olduktan sonra mı, biz mi dirileceğiz?' '

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman gerçekten biz cezalanacak mıyız?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Öldüğümüz de bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt hakıkaten biz cezalanacak mıyız?"

    Erhan Aktaş

    "Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, gerçekten cezalandırılacak mıyız?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, gerçekten cezalandırılacak mıyız?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman, gerçekten cezalandırılacak mıyız?

    Gültekin Onan

    "Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"

    Hasan Basri Çantay

    "Biz öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, hakikaten biz mi cezalanmış olacağız"?

    İbni Kesir

    Öldüğümüz, toprak ve bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, biz mi ceza göreceğiz?

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Ölüp toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman yeniden mi diriltileceğiz?"

    Süleyman Ateş

    Biz ölüp toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, biz mi (diriltilip yaptığımız işlere göre) cezalanacağız?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz toprak ve kemikler haline geldiğimiz bir sırada mı? Gerçekten hesaba mı çekileceğiz?"

    Şaban Britch

    Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra, biz hesap mı vereceğiz?

    Şaban Piriş

    Ölüp, toprak ve kemik olduktan sonra, biz hesap mı vereceğiz?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Biz, ölüp toprak ve kemik haline geldikten sonra, gerçekten cezalandırılacak mıyız?"

  15. Sâffât suresi, 54. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 54. ayet. قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

    Diyanet İşleri

    Konuşan o kimse, yanındakilere, "Bakar mısınız, hali ne oldu?" der.

    Mehmet Okuyan

    (Mümin kişi), "(O arkadaşımın durumunu) bilmek ister misiniz?" diyecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    (Sözüne devamla) sordu: "Onun halini görmek ister misin?"

    Muhammed Esed

    (Ve) ekleyecek: "Bakmak (ve onu görmek) ister misiniz?"

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Siz söz ettiğinizin gerçekleşmesine şahit oldunuz mu?"

    Ali Bulaç

    (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"

    Ali Özek ve heyeti

    (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.

    Ali Rıza Safa

    Der ki: "Bakar mısınız?"

    Bayraktar Bayraklı

    "Siz onun durumuna vakıf olmak ister misiniz?" dedi.

    Edip Yüksel

    (Yanındakilere, ) "Bakar mısınız?" der.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    (Yanındakilere,) 'Bakar mısınız?' der.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nasıl bir bakıştırır mısınız (seyretmek ister misiniz)? der.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nasıl der: bir bakıştırır mısınız?

    Erhan Aktaş

    "Siz yakından bilenler misiniz?" derdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Siz yakından bilenler misiniz?" derdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Siz yakından bilenler misiniz?" derdi.

    Gültekin Onan

    (Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?"

    Hasan Basri Çantay

    (O sözü söyleyen zat, ihvanına) der ki: "Siz (onun iç yüzüne) vaakıf olucular mısınız?"

    İbni Kesir

    Siz, onu bilir misiniz? dedi.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Cennet'e giren) Ona; "Ne olduğunu görüyor musunuz?" der.

    Süleyman Ateş

    (Sonra yanındakilere): "Bakar mısınız?" dedi.

    Süleymaniye Vakfı

    Onunla ilgili bir bilgiye ulaştınız mı (Onu göreniniz oldu mu)?" der.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Yukarıya (Araf'a) dipnot 1 çıkıp bakar mısınız?" der.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki اطّلع=ıttalaa kelimesi, bir şeyin üzerine çıkıp başkasına gösterme anlamına gelir. (Kitab'ul-Ayn)

    Şaban Britch

    (Cennet'e giren) Ona ne olduğunu görüyor musunuz? der.

    Şaban Piriş

    -Ona ne olduğunu görüyor musunuz? der birisi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Siz de bir araştırır mısınız?"

  16. Sâffât suresi, 55. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 55. ayet. فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ

    Diyanet İşleri

    Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

    Mehmet Okuyan

    (Ardından) bakıp arkadaşını cehennemin ortasında görecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bunun üzerine bakar ve onu dehşet verici bir ateşin göbeğinde görür.

    Muhammed Esed

    Bunun üzerine dönüp bakar ve o (arkadaşı)nı yanan ateşin ortasında görür;

    Ahmed Hulusi

    İşte şimdi onu yaşadılar; üstelik onu cehennemin tam ortasında gördü.

    Ali Bulaç

    Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.

    Ali Rıza Safa

    Baktığında, onu, cehennemin ortasında görür.

    Bayraktar Bayraklı

    Etrafına bakınıp, birden onu cehennemin ortasında görecek.

    Edip Yüksel

    Baktığında, onu cehennemin ortasında bulur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Baktığında, onu cehennemin ortasında bulur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken bakmış, onu cehennemin ta ortasında görmüş.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken bakmış onu ta Cehennemin ortasında görmüştür

    Erhan Aktaş

    Derken yakından tanık oldu. Onu Cehennem'in ortasında gördü.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Derken yakından tanık oldu. Onu Cehennem'in ortasında gördü.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Derken yakından tanık oldu. Onu Cehennem'in ortasında gördü.

    Gültekin Onan

    Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca yanan ateşin' tam ortasında gördü.

    Hasan Basri Çantay

    Derken o (bizzat) bakıb bunu o çılgın ateşin ta ortasında gördü.

    İbni Kesir

    Bir bakar ve onu cehennemin ortasında görmüştür.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

    Süleyman Ateş

    Baktı onu cehennemin ortasında gördü.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yukarıdan bakar ve onu cehennemin tam ortasında görür.

    Şaban Britch

    Bir de bakar ki onun ateşin ortasında olduğunu görür.

    Şaban Piriş

    Bir de bakar ki onun ateşin ortasında olduğunu görür.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Araştırdı, nihayet onu cehennemin ta ortasında gördü.

  17. Sâffât suresi, 56. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 56. ayet. قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ

    Diyanet İşleri

    Ona şöyle der: "Allah'a andolsun, neredeyse beni de helak edecektin."

    Mehmet Okuyan

    (Mümin olan, ateşteki arkadaşına) şöyle diyecektir: "Allah'a yemin olsun: dipnot 1 Sen az daha beni de helak edecektin.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Tellâhi] ifadesi Kur'an'da dokuz kez geçen yeminlerden birisidir (Bkz. Yûsuf 12:73, 85, 91, 95; Nahl 16:56, 63; Enbiyâ 21:57; Şu‘arâ 26:97; Sâffât 37:56).

    Mustafa İslamoğlu

    "Aman Allah'ım!" der, "Az kalsın beni mahvedecektin!

    Muhammed Esed

    ve "Aman Allahım!" der, "(Ey eski arkadaşım), neredeyse (beni de) mahvedecektin!

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Tallahi, az kalsın beni de bu çukura yuvarlayacaktın. "

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Andolsun Allah'a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."

    Ali Özek ve heyeti

    «Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.

    Ali Rıza Safa

    Der ki: "Allah tanıktır ki, neredeyse beni de tüketecektin!"

    Bayraktar Bayraklı

    Ona diyecek ki: "Allah'a andolsun ki, az kalsın beni de helak edecektin."

    Edip Yüksel

    "ALLAH'a ant olsun, az kalsın sen beni de mahvedecektin" der.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'ALLAH'a andolsun, az kalsın sen beni de mahfedecektin,' der.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Vallahi doğrusu sen az daha beni helak edecektin! der.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Tallahi, der: doğrusu sen az daha beni helak edecektin

    Erhan Aktaş

    "Vallahi az kalsın beni de mahvedecektin." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Vallahi az kalsın beni de mahvedecektin." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Vallahi az kalsın beni de mahvedecektin." dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Andolsun Tanrı'ya, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin."

    Hasan Basri Çantay

    (Ve ona) dedi ki: "Allaha yemin ederim, sen az kaldı beni de muhakkak helak edecekdin".

    İbni Kesir

    Dedi ki: Allah'a andolsun ki; az kaldı beni de mahvedecektin.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Allah’a yemin ederim ki, sen neredeyse beni de helâk edecektin!" der.

    Süleyman Ateş

    "Tallahi, dedi, sen az daha beni de alçaltacaktın."

    Süleymaniye Vakfı

    Ona şöyle der: "Allah'a yemin olsun ki az daha beni de (senin durumuna) düşürecektin.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ona şöyle der: "Vallahi az kalsın beni de bu hale düşürecektin."

    Şaban Britch

    Allah’a yemin ederim ki, sen neredeyse beni de helak edecektin! der.

    Şaban Piriş

    -Allah'a yemin ederim ki, sen, neredeyse beni de mahvedecektin! der.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Vallahi, az kalsın sen beni de buralara düşürecektin."

  18. Sâffât suresi, 57. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 57. ayet. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

    Diyanet İşleri

    "Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum."

    Mehmet Okuyan

    Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olacaktım.

    Mustafa İslamoğlu

    Eğer Rabbimin yardımı olmasaydı, ben de burada tutulanlardan olmuştum!

    Muhammed Esed

    Eğer Rabbimin lütfu olmasaydı ben de (şimdi) (azaba) uğratılanlar arasında olurdum!

    Ahmed Hulusi

    "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle (cehennem) kapısına zorunlu getirilenlerden olurdum. "

    Ali Bulaç

    "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.

    Ali Özek ve heyeti

    Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.

    Ali Rıza Safa

    "Efendimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de toplananlar arasında olurdum!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de seninle birlikte orada olanlardan olacaktım."

    Edip Yüksel

    "Efendimin nimeti olmasaydı, ben de şimdi seninle birlikte olurdum."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de şimde seninle birlikte olurdum.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Rabbimin nimeti olmasaydı ben de buraya celbedilmişlerden olacaktım.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Rabbımın ni'meti olmasa idi ben de bu ihzar edilenlerden olacaktım

    Erhan Aktaş

    "Eğer Rabb'imin nimeti dipnot 1 olmasaydı, ben de Cehennem'e atılanlardan olurdum."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru gösteren vahyi. Lütfu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Eğer Rabb'imin nimeti dipnot 1 olmasaydı, ben de Cehenneme atılanlardan olurdum."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru gösteren vahyi. Lütfu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer Rabb'imin nimeti dipnot 1 olmasaydı, ben de Cehenneme atılanlardan olurdum.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru gösteren vahyi. Lütfu.

    Gültekin Onan

    "Eğer rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım."

    Hasan Basri Çantay

    "Eğer Rabbimin ni'meti olmasaydı ben de (seninle beraber cehennemde) haazır bulundurulanlardan olacakdım".

    İbni Kesir

    Rabbımın lutfu olmasaydı, ben de oraya götürülenlerden olacaktım.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehennem'e) getirilenlerden olurdum."

    Süleyman Ateş

    "Rabbimin ni'meti olmasaydı, şimdi ben de (oraya) getirilenlerden olurdum."

    Süleymaniye Vakfı

    Rabbimin nimeti olmasaydı kesinlikle ben de oraya getirilenlerden olurdum!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rabbimin iyiliği olmasaydı kesinlikle ben de yaka paça oraya götürülürdüm"

    Şaban Britch

    Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehennem'e) getirilenlerden olurdum, dedi.

    Şaban Piriş

    Eğer Rabbi'min nimeti olmasaydı, ben de hüsrana uğrayanlardan olacaktım.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de şurada toplananlar arasına girmiş olacaktım."

  19. Sâffât suresi, 58. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 58. ayet. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

    Diyanet İşleri

    (58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

    Mehmet Okuyan

    (58, 59) Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız."

    Mustafa İslamoğlu

    (Cennet arkadaşlarına yönelerek): "Biz bir daha asla ölmeyeceğiz, değil mi?

    Muhammed Esed

    Ama sonra, (ey cennetteki arkadaşlarım,) biz gerçekten (bir daha) ölmeyeceğiz,

    Ahmed Hulusi

    "Biz beden kaydından kurtulmuşlardan değil miyiz?"

    Ali Bulaç

    "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"

    Ali Özek ve heyeti

    Bir daha biz ölmeyecek değil miyiz?

    Ali Rıza Safa

    "Artık ölmeyecek miyiz?"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Biz, birinci ölümün dışında. bir daha ölmeyeceğiz, değil mi?Biz azap da görmeyeceğiz."

    Edip Yüksel

    "(Sana göre), biz öldüğümüzde"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    '(Sana göre), biz öldüğümüzde,'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (58-59) Nasılmış bak? Biz ilk ölümümüzden başka ölecek değiliz ve biz azaba uğrayacak da değiliz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nasılmış bak? Biz ölecek değiliz

    Erhan Aktaş

    "Biz artık bir daha ölmeyeceğiz, öyle değil mi?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Biz artık bir daha ölmeyeceğiz, öyle değil mi?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Biz artık bir daha ölmeyeceğiz, öyle değil mi?"

    Gültekin Onan

    "Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?"

    Hasan Basri Çantay

    (58-59) "(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da uğratılmayacak değil miymişiz?"

    İbni Kesir

    Biz, bir daha ölmeyeceğiz değil mi?

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz değil mi?"

    Süleyman Ateş

    "Biz bir daha ölmeyecek miyiz" der.

    Süleymaniye Vakfı

    (Cennetteki arkadaşlarıyla konuşmasına şöyle devam eder:) "Artık bize ölüm yok, değil mi,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Cennetteki arkadaşına döner ve şöyle der:) Artık bize ölüm yok; değil mi?

    Şaban Britch

    Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz değil mi?

    Şaban Piriş

    Şimdi, artık biz ölmeyeceğiz, değil mi?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Peki, biz artık ölmeyecek miyiz?"

  20. Sâffât suresi, 59. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 59. ayet. إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

    Diyanet İşleri

    (58-59) "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?"

    Mehmet Okuyan

    (58, 59) Birinci ölümümüz hariç, bir daha ölmeyeceğiz, değil mi? Biz azaba da uğratılmayacağız."

    Mustafa İslamoğlu

    (Ölüm) sadece şu ilk ölümümüzdü; ve biz artık asla azaba uğratılmayacağız (değil mi)?

    Muhammed Esed

    önceki ölümümüz dışında ve (bir daha) azaba uğratılmayacağız, değil mi?

    Ahmed Hulusi

    "İlk ölümü tadışımız dışında (artık başka ölüm yaşanması söz konusu değil)! Biz azap olunacaklar da değiliz. "

    Ali Bulaç

    "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"

    Ali Özek ve heyeti

    Birinci ölümümüz hariç ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz?

    Ali Rıza Safa

    "İlk ölümümüz dışında?" "Üstelik cezaya uğratılmayacak mıyız?"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Biz, birinci ölümün dışında. bir daha ölmeyeceğiz, değil mi?Biz azap da görmeyeceğiz."

    Edip Yüksel

    "İlk ölüm hariç, cezalandırılmayacaktık hani?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'İlk ölüm hariç, cezalandırılmayacaktık hani?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (58-59) Nasılmış bak? Biz ilk ölümümüzden başka ölecek değiliz ve biz azaba uğrayacak da değiliz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    ilk ölümümüzden başka. Ve biz muazzeb değiliz

    Erhan Aktaş

    "İlk ölümümüzden başka ölüm görmeyecek, azaba uğratılacaklar da olmayacağız."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "İlk ölümümüzden başka ölüm görmeyecek, azaba uğratılacaklar da olmayacağız."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "İlk ölümümüzden başka ölüm görmeyecek, azaba uğratılacaklar da olmayacağız."

    Gültekin Onan

    "Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?"

    Hasan Basri Çantay

    (58-59) "(Bak), biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek, biz azaba da uğratılmayacak değil miymişiz?"

    İbni Kesir

    Ancak ilk ölümümüz müstesna, ve azablandırılmayacağız da.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz?Bize azap edilmeyecek miymiş?"

    Süleyman Ateş

    "Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azaba da uğratılmayacağız ha?!"

    Süleymaniye Vakfı

    ilk ölüm çeşidimiz (uykumuz) hariç dipnot 1 ? Bize azap da edilmeyecek.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Duhan 44/56. Mevte (الموتة) çeşit bildiren mastar olduğu için "ölüm çeşidi" anlamına gelir. Dünyada iki çeşit ölüm vardır, bir uyku, diğeri bilinen ölümdür (Mümin 40/11-12). Ayrıntılı bilgi için bkz (Zümer 39/42)

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sadece ilk ölümümüz (uykumuz dipnot 1 ) dışında bir şey yok, değil mi? Artık bize azap da çektirilmeyecek".

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İnsan, uyku ile ölümü insan aynı şekilde algılar. Ayrıntılı bilgi için bkz. (Zümer 39/42)

    Şaban Britch

    İlk ölümümüzden başka. Biz, azaba da çarptırılmayacağız.

    Şaban Piriş

    İlk ölümümüzden başka. Biz, azaba da çarptırılmayacağız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Sadece ilk ölümümüz; azaba da uğratılmayacağız, öyle mi?"

  21. Sâffât suresi, 60. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 60. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki bu, büyük bir kurtuluştur.

    Mustafa İslamoğlu

    Evet bu, işte budur muhteşem zafer!"

    Muhammed Esed

    İşte bu; bu, gerçekten müthiş bir mazhariyettir!"

    Ahmed Hulusi

    "Muhakkak ki bu büyük kurtuluşun ta kendisidir. "

    Ali Bulaç

    Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, en büyük başarı, gerçekten işte budur.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte asıl büyük mutluluk ve kurtuluş budur.

    Edip Yüksel

    İşte büyük zafer budur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İşte büyük zafer budur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte bu, hiç şüphesiz o büyük murat, büyük bir kurtuluştur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bu işte hiç şübhesiz o büyük murad, büyük kurtuluş

    Erhan Aktaş

    Bu gerçekten en büyük başarıdır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu gerçekten en büyük başarıdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu gerçekten en büyük başarıdır.

    Gültekin Onan

    Şüphesiz, bu, asıl büyük 'kurtuluş ve mutluluğun' ta kendisidir.

    Hasan Basri Çantay

    Muhakkak ki bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.

    İbni Kesir

    İşte bu, şüphesiz büyük kurtuluştur.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte bu, en büyük kurtuluştur.

    Süleyman Ateş

    Gerçekten büyük başarı ve mutluluk budur!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu gerçekten muhteşem bir kurtuluş!

    Şaban Britch

    İşte bu, en büyük kurtuluştur.

    Şaban Piriş

    İşte bu, en büyük kurtuluştur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Doğrusu bu, büyük başarının ta kendisidir.

  22. Sâffât suresi, 61. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sâffât suresi, 61. ayet. لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

    Mehmet Okuyan

    Çalışanlar böylesi (bir kurtuluş) için çalışsınlar!

    Mustafa İslamoğlu

    Çalışıp çabalayanlar, işte buna benzer bir akıbet için çalışmalılar.

    Muhammed Esed

    (Allah yolunda) çalışanlar, demek ki böyle bir şey için çalışırlar!

    Ahmed Hulusi

    Çalışanlar işte bunun için çalışsınlar!

    Ali Bulaç

    Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.

    Ali Özek ve heyeti

    Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.

    Ali Rıza Safa

    Çalışanlar, işte bunun için çalışsınlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Çalışanlar bunun için çalışsın!

    Edip Yüksel

    Çalışanlar bunun için çalışmalı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Çalışanlar bunun için çalışmalı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Böyle bir murat için çalışsın çalışan erler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Böyle bir murad için çalışsın çalışan erler

    Erhan Aktaş

    Çalışanlar, bunun gibi şeyler için çalışsın.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Çalışanlar, bunun gibi şeyler için çalışsın.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Çalışanlar, bunun gibi şeyler için çalışsın.

    Gültekin Onan

    Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.

    Hasan Basri Çantay

    Artık çalışanlar da bunun gibi (bir murad için) çalışmalıdır.

    İbni Kesir

    Çalışanlar bunun gibisi için çalışsınlar.

    Mehmet Alagaş

    (2, 7, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 73, 74) Onlara Allahtan başka ilah yoktur/La ilahe İllallah denildiğinde onlar büyüklendiler / kibirlendiler, ayrıca bir mecnun bir şair için ilahlarımızı terk eder miyiz? dediler , bilakis gerçek geldi / hak geldi ve elçiler de doğruladı / tasdik etti , muhakkak siz acıtıcı / elim azabı tadacaksınız, Yaptıklarınızdan dolayı cezalanacaksınız, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç, onlar bilinen bir rızık ve meyveler içindedirler, onlar Naim cennetinde karşı karşıya yataklar üzerinde ikram edilenlerdir, onlara kaynaktan doldurulmuş kadehler dolaştırılır / itaf edilir , beyazdır, içenlere lezzetlidir, sersemleme / aklı perdeleme yapmaz, onunla sarhoş olunmaz, yanlarında ise zarflı bakışlı / gözü başkasında olmayan / bakışı kontrol altında huriler, sanki bembeyaz gizlenmiş gibiler, bazıları bazılarına karşılıklı sorarlar / sual ederler, onlardan biri der ki benim bir yakınım vardı / akrabam vardı , sen de doğrulayanlardan mısın? / tasdik edenlerden misin? Diyordu, öldüğümüzde toprak ve kemik olduğumuz zaman hesap laşacak mıyız ? medineleşecekmiyiz? (Din deyyan medine duyun). Siz hiç aşina oldunuz mu? Muttali oldunuz mu? (Böyle bir şey duyan bilen yaşayan var mı?) Onu yaşadığında / Ona muttali olduğunda gördü ki o yakını (bu soruyu soran) cehennemin ortasında / göbeğinde duruyor, dedi ki Allah’a yemin olsun ki az kalsın beni de çukura düşürecektin , e ğer ki Rabbimden bir nimet olmasaydı, ben de buna hazır edilenlerden olacaktım, İlk ölümümüzden başka biz ölecek te değilmişiz ve azap edilecekler de değilmişiz , İş te bu da ne kocaman / ne büyük bir kurtuluşmuş, bunun benzeri için (benzeri bir kurtuluş için) faaliyet yapsınlar / amel etsinler, indiriliş olarak bu mu hayırlı yahut zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için ayrıştırıcı sınama / fitne (iki seçenekli sınama, O mu? Bu mu? sınavı) yaptık, muhakkak ki o cehennemin kökünden çıkan bir ağaçtır , onun görüneni / aşina olunan yerleri şeytanın kafaları gibidir , muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve onunla karınlarını / batınlarını dolduracaklar, sonra da onlara bunun üzerine kaynar bir karışım içirilecek, sonrasında da tekrar cehenneme geri dönecekler. (Mola bu kadar) onlar babalarına sap mış olarak denk geldiler ve onlarda onların izlerinden / eserleri üzere aceleyle koşuşturdular. (Demediler ki ne yapıyoruz niçin yapıyoruz) Onlardan öncekiler, evvelkilerin de çoğunluğu , saptı. Kesin olan şu ki, onlara içlerinden uyarıcılar gönderdik, bak bakalım uyarılanların sonucu / akıbeti nasıl oldu, Allah’ın katışıksız kulları / halis kulları hariç. (İmanı saf /katkısız tutmaya çalışanlar)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Çalışıp amel edenler, böylesi için çalışsınlar.

    Süleyman Ateş

    Çalışanlar bunun için çalışsınlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Çalışanlar işte böyle bir şeyi elde etmek için çalışsınlar.

    Şaban Britch

    Çalışıp amel edenler, böylesi için çalışsınlar.

    Şaban Piriş

    Çalışanlar da bunun benzeri için çalışsınlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Çalışanlar, böylesi için çalışsınlar.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.