Diyanet İşleri
(9-10) Gerçekten bu Kur'an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü'minler için büyük bir mükafat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.
İsrâ suresi · 9–22. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
İsrâ suresi, 9. ayet. إِنَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ يَهْدِى لِلَّتِى هِىَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا
(9-10) Gerçekten bu Kur'an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü'minler için büyük bir mükafat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.
Şüphesiz ki bu Kur'an, (tek) doğruya ulaştırır; dipnot 1 iyi işler yapan müminlere büyük bir ödül olduğunu müjdeler. dipnot 2
Hiç şüphe yok ki işte bu Kur'an, en doğru yola yöneltmekte, erdemli ve güzel davranış sergileyenleri, kesinlikle muhteşem bir karşılığın beklediğini müjdelemektedir;
Gerçek şu ki, bu Kuran o dosdoğru olan yolu göstermekte; dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan müminlere, ödüllerinin çok büyük olacağını müjdelemektedir;
Muhakkak ki şu Kur'an, en sağlam gerçeğe hidayet eder; yararlı çalışmalar yapan iman ehline kendileri için büyük karşılıklar verileceğini müjdeler.
Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.
Kuşkusuz, bu Kur'an, doğru yola eriştirir; inanmış olarak erdemli edimler yapanlar için büyük bir ödül olduğunu, sevinçli bir haber olarak verir.
- Şüphesiz bu Kur'an, dosdoğru olanı gösterir ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve ahirete inanmayanlara da acı bir azap hazırladığımızı bildirir.
Bu Kuran en iyi yola ulaştırır ve erdemli davranan müminleri büyük bir ödülle müjdeler.
Bu Kuran en iyi yola ulaştırır ve erdemli davranan müminleri büyük bir ödülle müjdeler
Biliniz ki bu Kur'an, insanları en doğru yola hidayet eder ve iyi iyi işler yapan müminlere büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.
Haberiniz olsun ki bu Kur'an, insanları en doğru yola hidayet eder ve salih salih ameller yapan mü'minlere tebşir eyler ki kendilerine büyük bir ecir vardır
Kuşkusuz bu Kur'an, en doğru yolu gösterir. Salihatı yapan Mü'minlere kesinlikle büyük bir ödül olduğunu müjdeler.
Kuşkusuz bu Kur'an, en doğru yolu gösterir. Salihatı yapan dipnot 1 müminlere kesinlikle büyük bir ödül olduğunu müjdeler.
Bu Kur'an, en doğru olana iletir. Salihatı yapan dipnot 1 müminlere kesinlikle büyük bir ödül olduğunu müjdeler.
Şüphesiz, bu Kuran, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan inançlılara onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir.
Gerçek bu Kur'an (insanları) öyle bir şey'e (yola) doğrultub götürür ki o, en aadil ve en doğru bir (yol) dur. Güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunan mü'minlere kendileri için muhakkak bir ecr olduğunu da müjdeler o.
Muhakkak ki bu Kur'an; en doğru olana götürür. Ve salih amel işleyen mü' minlere kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.
(1-10) Kulunu geceleyin ayetlerimizi göstermek için mescidi haramdan çevresini mübarek kıldığımız mescidi aksaya götüren üstündür / süphandır, Muhakkak ki O işitendir, görendir. Biz Musa’ya Kitabı verdik, Onu İsrailoğullarına, benden başka vekil edinmesinler diye hidayet rehberi yaptık, O Nuh ile beraber taşıdıklarımızın soy undandır / zürriyetindendir, muhakkak ki O / Nuh, teşekkür eden bir kul idi. İsrail oğullarına kitapta , yeryüzünde iki kez / iki defa bozgunculuk / fesatlık yapacaklarını ve büyük bir üstünlük elde edeceklerini belirtmiştik. O, vadettiklerimizden birincisi geldiğinde, yaratacağımız kuvvetli ve şiddetli kullarımız yurtların aralarında sizi ara yacaklar/ araştıracaklar, bu yapılacak / gerçekleştirilecek bir vaattir, sonrasında ise sizlere bir kere daha fırsat vereceğiz ve size, mallarla oğullarla destek vereceğiz, sizlerin savaşanlarınızı / neferlerinizi çoğaltacağız. Güzel davranırsanız kendinize güzel davranmış olursunuz, kötülük ederseniz de kendinize etmiş olursunuz, yüzleriniz kötüleşsin diye, neyi mahvedecekseniz onu mahvedebilin diye mescide (Süleyman mescidine) ilk defa ki gir diğinizdeki gibi girebilin diye, sonraki vaadin zamanı da gelecektir, umulur ki rabbiniz size acır / merhamet eder , e ğer siz vazgeçerseniz biz de vazgeçer döneriz, cehennemi kafirlere zindan yaptık, İşte bu Kuran tam kıvama gelmeye rehberlik eder ve salih amel işleyen Müminlere , kesinlikle onlara büyük bir mükafat olduğunu, ahirete inanmayanlara da acıtıcı / elim bir azap hazırladığımızı müjdeler.
Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yolu gösterir. Salih amel işleyen Müminlere, büyük mükâfat olduğunu müjdeler.
Gerçekten bu Kur'an da en doğru yola iletir ve iyi işler yapan mü'minlere, kendileri için büyük bir ecir olduğunu müjdeler.
Bu Kur'an, en doğru olanı gösterir dipnot 1 . İyi işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir ödül olduğunu müjdeler. dipnot 2
Bu Kur'an, en sağlam yolu gösterir. İyi işler yapan müminlere de büyük bir ödülün varlığını müjdeler.
Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yolu gösterir. Salih amel işleyen müminlere, büyük mükâfat olduğunu müjdeler.
Şüphesiz bu Kur'an, en doğru yolu gösterir. Doğruları yapan müminlere, büyük mükafat olduğunu,
Şüpheniz olmasın ki bu Kur'an en kalıcı, en doğru olana kılavuzlar ve müminlere şu yolda müjde verir: Hayra ve barışa yönelik işler yapanlar için büyük bir ödül vardır.
İsrâ suresi, 10. ayet. وَأَنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
(9-10) Gerçekten bu Kur'an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü'minler için büyük bir mükafat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.
Ahirete inanmayanlar için ise elem verici bir azap hazırlamışızdır.
ve ahirette (yaptıklarından hesap vereceğine) inanmayan kimseler için, dehşet bir azap hazırladığımızı da...
ve ahirete inanmayanlara da kendileri için çok can yakıcı bir azap hazırladığımızı (haber vermektedir).
Sonsuz gelecek yaşamları olduğuna iman etmeyenlere de, kendileri için acı azap hazırladığımızı (müjdeler).
Ve şüphesiz, ahirete inanmayanlar için de acı bir azab hazırlamışızdır.
Ahirete inanmayanlara gelince, onlar için de elemli bir azap hazırlamışızdır..
Kuşkusuz, sonsuz yaşama inanmayanlar için de acı bir ceza hazırladık.
- Şüphesiz bu Kur'an, dosdoğru olanı gösterir ve iyi işler yapan müminlere büyük ödül olduğunu ve ahirete inanmayanlara da acı bir azap hazırladığımızı bildirir.
Ahireti onaylamayanlara gelince, onlar için acı bir azap hazırlamış bulunuyoruz.
Ahirete inanmıyanlara gelince, onlar için acı bir azap hazırlamış bulunuyoruz.
Ahirete inanmayanlara da acı bir azap hazırlamışızdır.
Ahırete inanmıyanlara dahi elim bir azab hazırlamışızdır
Ahirete iman etmeyenlere can yakıcı bir azap hazırlandığını haber verir.
Ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırlandığını haber verir.
Ahirete inanmayanlara can yakıcı bir azap hazırlandığını haber verir.
Ve şüphesiz ahirete inanmayanlar için de acı bir azab hazırlamışızdır.
Ahirete iman etmezler (e gelince:) onlar için de şübhesiz pek acıklı bir azab hazırladığımızı (bildirir).
Ahirete inanmayanlar; onlar için elem verici bir azab hazırladık.
(1-10) Kulunu geceleyin ayetlerimizi göstermek için mescidi haramdan çevresini mübarek kıldığımız mescidi aksaya götüren üstündür / süphandır, Muhakkak ki O işitendir, görendir. Biz Musa’ya Kitabı verdik, Onu İsrailoğullarına, benden başka vekil edinmesinler diye hidayet rehberi yaptık, O Nuh ile beraber taşıdıklarımızın soy undandır / zürriyetindendir, muhakkak ki O / Nuh, teşekkür eden bir kul idi. İsrail oğullarına kitapta , yeryüzünde iki kez / iki defa bozgunculuk / fesatlık yapacaklarını ve büyük bir üstünlük elde edeceklerini belirtmiştik. O, vadettiklerimizden birincisi geldiğinde, yaratacağımız kuvvetli ve şiddetli kullarımız yurtların aralarında sizi ara yacaklar/ araştıracaklar, bu yapılacak / gerçekleştirilecek bir vaattir, sonrasında ise sizlere bir kere daha fırsat vereceğiz ve size, mallarla oğullarla destek vereceğiz, sizlerin savaşanlarınızı / neferlerinizi çoğaltacağız. Güzel davranırsanız kendinize güzel davranmış olursunuz, kötülük ederseniz de kendinize etmiş olursunuz, yüzleriniz kötüleşsin diye, neyi mahvedecekseniz onu mahvedebilin diye mescide (Süleyman mescidine) ilk defa ki gir diğinizdeki gibi girebilin diye, sonraki vaadin zamanı da gelecektir, umulur ki rabbiniz size acır / merhamet eder , e ğer siz vazgeçerseniz biz de vazgeçer döneriz, cehennemi kafirlere zindan yaptık, İşte bu Kuran tam kıvama gelmeye rehberlik eder ve salih amel işleyen Müminlere , kesinlikle onlara büyük bir mükafat olduğunu, ahirete inanmayanlara da acıtıcı / elim bir azap hazırladığımızı müjdeler.
Ahirete iman etmeyenlere de acı veren bir azap hazırladık.
Ahirete inanmayanlara da acı bir azab hazırlamışızdır.
(Onlara) ahirete inanmayanlar için acıklı bir azap hazırladığımızı da müjdeler. dipnot 1
Ahirete inancı kesin olmayanlara da acıklı bir azap hazırlamışızdır.
Ahirete iman etmeyenlere de acı veren bir azap hazırladık.
Ahirete inanmayanlara ise, onlara da acı veren bir azap hazırlamış olduğumuzu müjdeler.
Ahirete inanmayanlar var ya, onlar için biz korkunç bir azap hazırlamışızdır.
İsrâ suresi, 11. ayet. وَيَدْعُ ٱلْإِنسَٰنُ بِٱلشَّرِّ دُعَآءَهُۥ بِٱلْخَيْرِ وَكَانَ ٱلْإِنسَٰنُ عَجُولًا
İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.
(Nankör) insan, iyiliği istediği (gibi) kötülüğü de ister. İnsan çok acelecidir!
Ne ki insan, (sanki) hayır için yalvarıp yakarıyormuşçasına şer için yalvarıp yakarır; zira insan çok acelecidir.
Hal böyleyken, insan yine de (çoğu zaman) iyilik için dua ediyormuşcasına (tutkuyla) kötülük için dua eder; çünkü insan (yargılarında) tez canlıdır.
İnsan, hayrını davet eder gibi şerrini davette de (acele) eder! İnsan çok acelecidir!
İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.
İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan pek acelecidir!
İnsan, iyilik için yakarışlarda bulunurken, kötülük için de yakarışlar yapar. Çünkü insan, çok acelecidir.
İnsan, iyiliği istediğini zannederek kötülüğü ister. Çünkü insan çok acelecidir.
İnsan, iyi bir şey için dua ettiğini sanırken aslında kötü bir şey için dua eder. İnsan çok acelecidir.
İnsan, iyi bir şey için dua ettiğini sanırken aslında kötü bir şey için dua eder. İnsan çok acelecidir
İnsan, hayrı ister gibi şerre davet çıkarıyor; insan çok acelecidir!
İnsan da şerri öyle da'vet ediyor ki hayra dua eder gibi, ve insan pek aceleci olmuştur
İnsan hayra dua eder gibi, şerre dua ediyor. İnsan çok acelecidir.
İnsan hayra dua eder gibi, şerre dua ediyor. İnsan çok acelecidir.
İnsan hayra dua eder gibi, şerre dua ediyor. İnsan dipnot 1 çok acelecidir.
İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan pek acelecidir.
İnsan, hayra olan düaası gibi, şerre de düaa eder. Pek acelecidir (bu) insan.
İnsan; hayır istiyormuşçasına şer ister. Ve insan, esasen çok acelecidir.
(11-17) İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder ve de insan çok acelecidir. Geceyi ve gündüzü iki adet ayet yaptık , gece ayetini giderdik ve gündüz ayetini görülebilir yaptık , bunu, rabbinizin faziletinden aramanız ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için yaptık. Her şeyi detaylı / ayrıntılı açıkladık. Biz insanın boynuna kuşunu bağladık (Bedeviler davranışlarının bir kuş gibi uçup gittiğine hesabının sorulmayacağına inanırken, Allah o kuşu boynunuza bağladım ve kaydediyorum der) her kişi için kalkış gü nü / kıyam günü kitap çıkarırız, yayınlanmış / neşredilmiş halde kitabına kavuşur, oku kitabını! bugün sana , hesaba çekici olarak kendin yeterli gelirsin. Kim yola girerse kendi için yola girer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir yüklenici / vezir diğer bir yüklenicinin sorumluluğunu yüklenemez, biz Resul yaratmadan azap etmeyiz. Bir memleketi helak etmek istediğimizde refah içindekilerine emrederiz / iş veririz ve onlar da orada yoldan çıkarlar / fısk ederler, söz onlara gerçekleşir, yerle bir edilerek, dumura uğradılar. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Rabbinin kullarının günahlarını bilmesi ve haberdar olması yeterlidir. Kim aceleyi dilerse / murad ederse, onu isteyen kişiye, bizde onu acele hale getiririz, sonra da onun için cehennemi yaparız, O da azarlanan / zem edilen, kovulan / sürgün edilen bir halde oraya sokulur. Kim de sonrasını / ahireti dilerse / murat ederse ve çalışmasını da ona göre yapmışsa ve de iman etmiş ise işte bunların çalışmalarına teşekkür edilir. Onlar da (acele isteyen de), onlar da (ahirete hazırlık yapanlar da ) Rabbinin teklifinden nasibini alırlar. Rabbinin teklifi yasaklan mış değildir / herkese açıktır. Bak! bazılarını diğer bazılarına nasıl da üstün kıldık, ahirette ise daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
İnsan hayra dua ediyormuş gibi, (kendisi için) şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir.
İnsan, hayra du'a eder gibi, şerre du'a etmekte(hayrı ister gibi şerri istemekte)dir. İnsan pek acelecidir.
İnsan; sanki hayrı istiyormuş gibi şerri ister dipnot 1 . İnsan pek acelecidir. dipnot 2
İnsan kötülüğü dipnot 1 , iyiliği ister gibi ister. İnsan pek acelecidir.
İnsan, iyilik için dua ettiği gibi (kendisine) kötülük için de dua eder. Zaten insan çok acelecidir.
İnsan, iyilik için dua ettiği gibi kötülük için de dua eder. Zaten insan çok acelecidir.
İnsan, hayra davet eder gibi şerri çağırıyor/insan, hayra duasıyla şerri davet ediyor. İnsan çok acelecidir.
İsrâ suresi, 12. ayet. وَجَعَلْنَا ٱلَّيْلَ وَٱلنَّهَارَ ءَايَتَيْنِ فَمَحَوْنَآ ءَايَةَ ٱلَّيْلِ وَجَعَلْنَآ ءَايَةَ ٱلنَّهَارِ مُبْصِرَةً لِّتَبْتَغُوا۟ فَضْلًا مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا۟ عَدَدَ ٱلسِّنِينَ وَٱلْحِسَابَ وَكُلَّ شَىْءٍ فَصَّلْنَٰهُ تَفْصِيلًا
Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alamet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.
Biz geceyi ve gündüzü iki delil olarak yarattık. Rabbinizin lütfundan aramanız ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gecenin delilini (ayı) silip, (yerine) aydınlatan gündüzün delilini (güneşi) getirdik. dipnot 1 İşte (bu konuda) her şeyi açıkça anlattık.
Hem Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Baksanıza, gecenin ayetini gideriyor ve (onun yerine) gündüzün ayetini bir ışık kaynağı olarak getiriyoruz ki; hem Rabbinizin lutfundan (size düşeni) arayasınız, hem de (geçip giden) yılların sayısının ve (gelmesi kaçınılmaz olan) hesabın farkına varasınız. İşte Biz, (ibret almanız için gerekli olan) her şeyi açık ve net olarak önünüze koymuş bulunuyoruz.
Oysa, Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; öyle ki, gece ayetini gideriyoruz ve peşinden (onun yerine) ışık saçan gündüz ayetini getiriyoruz ki Rabbinizin cömertliğinden (payınıza düşeni) arayasınız ve bir de gelip geçen yılların ve (gelmesi kaçınılmaz olan) hesabın farkına varabilesiniz. Ve böylece, her şeyi açık açık ortaya koyduk!
Geceyi ve gündüzü iki işaret olarak meydana getirdik. . . Gecenin işaret ettiği karanlığı (cehli) kaldırıp, gündüzün işareti aydınlığı (ilmi) geçerli kıldık. . . Rabbinizden bir lütuf talep edesiniz ve senelerin adedini ve hesabı da bilesiniz diye. . . Biz her şeyi detaylarıyla açıkladık.
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, her şeyi yeterince açıkladık.
Biz, geceyi ve gündüzü iki delil kıldık. Gecenin delilini silip, Rabbınızdan rızık istemeniz ve senelerin sayısını ve hesabını bilmeniz için gündüzün delilini aydınlık kıldık. Her şeyi uzun uzun açıkladık.
Geceyi ve gündüzü, iki kanıt yaptık. Sonra, Efendinizin lütfundan aramanız, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için, gece kanıtını silerek, gündüz kanıtını görünür yaparız. Her şeyi ayrıntılı olarak açıklıyoruz.
Biz, geceyi ve gündüzü iki delil yaptık; sonra gecenin karanlığını silip gündüzün aydınlığını gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz. Biz her şeyi açık açık anlattık.
Geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Efendinizin nimetlerini arayasınız ve yılların hesabını bilesiniz diye gecenin ayetini sildik, gündüzün ayetini aydınlık kıldık. Biz her şeyi ayrıntısıyla açıklarız.
Geceyi ve gündüzü iki ayet (delil) kıldık. Rabbinizin nimetlerini arayasınız ve yılların hesabını bilesiniz diye gecenin ayetini sildik, gündüzün ayetini aydınlık kıldık. Biz her şeyi ayrıntısıyla açıklarız.
Oysa Biz geceyi ve gündüzü iki delil yaptık; sonra gece delilini silip gündüz delilini gösterici yaptık ki, Rabbinizden lütuf ve ihsan isteğinde bulunasınız; bir de yılların sayısını ve hesabını bilesiniz. Artık herşeyi ayrıntılı olarak anlattık.
Halbuki biz geceyi, gündüzü iki ayet yaptık, sonra gece ayetini mahvettik ve gündüz ayetini gösterici gıldık ki rabbınızdan fadıl taleb edesiniz ve senelerin sayısını ve hisabını bilesiniz, hem her şeyi tafsıl etmiş te etmişiz.
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet dipnot 1 yaptık. Sonra geceyi karanlık, gündüzü aydınlık yaptık ki Rabb'inizin bahşettiği nimetleri çalışıp kazanasınız ve yılların sayısını ve hesabını yapma imkanı bulasınız. Biz, her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık.
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet dipnot 1 yaptık. Sonra geceyi karanlık, gündüzü aydınlık yaptık ki Rabb'inizin bahşettiği nimetleri çalışıp kazanasınız ve yılların sayısını ve hesabını yapma imkanı bulasınız. Biz, her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık.
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet dipnot 1 yaptık. Sonra geceyi karanlık, gündüzü aydınlık yaptık ki Rabb'inizin bahşettiği nimetleri çalışıp kazanasınız ve yılların sayısını ve hesabını yapma imkanı bulasınız. Biz, her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık.
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, her şeyi yeterince açıkladık.
Biz gece ile gündüzü (kudretimize delalet eden) iki ayet (nişane) kıldık da gece ayetini silib (giderib yerine eşyayi) gösterici (zıyadar) gündüz ayetini getirdik. Taki (gündüzün) Rabbinizden (geçiminize aid) bir lutf-u inayet arayasınız, yılların sayısını, (vakıtların) hesabı (nı) bilesiniz. İşte biz (böylece) her şey'i gereği gibi anlatdık.
Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Rabbınızdan lutuf dileyesiniz ve yılların hesabını, sayısını bilesiniz diye gece ayetini silip gündüz ayetini aydınlık kıldık. Ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık.
(11-17) İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder ve de insan çok acelecidir. Geceyi ve gündüzü iki adet ayet yaptık , gece ayetini giderdik ve gündüz ayetini görülebilir yaptık , bunu, rabbinizin faziletinden aramanız ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için yaptık. Her şeyi detaylı / ayrıntılı açıkladık. Biz insanın boynuna kuşunu bağladık (Bedeviler davranışlarının bir kuş gibi uçup gittiğine hesabının sorulmayacağına inanırken, Allah o kuşu boynunuza bağladım ve kaydediyorum der) her kişi için kalkış gü nü / kıyam günü kitap çıkarırız, yayınlanmış / neşredilmiş halde kitabına kavuşur, oku kitabını! bugün sana , hesaba çekici olarak kendin yeterli gelirsin. Kim yola girerse kendi için yola girer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir yüklenici / vezir diğer bir yüklenicinin sorumluluğunu yüklenemez, biz Resul yaratmadan azap etmeyiz. Bir memleketi helak etmek istediğimizde refah içindekilerine emrederiz / iş veririz ve onlar da orada yoldan çıkarlar / fısk ederler, söz onlara gerçekleşir, yerle bir edilerek, dumura uğradılar. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Rabbinin kullarının günahlarını bilmesi ve haberdar olması yeterlidir. Kim aceleyi dilerse / murad ederse, onu isteyen kişiye, bizde onu acele hale getiririz, sonra da onun için cehennemi yaparız, O da azarlanan / zem edilen, kovulan / sürgün edilen bir halde oraya sokulur. Kim de sonrasını / ahireti dilerse / murat ederse ve çalışmasını da ona göre yapmışsa ve de iman etmiş ise işte bunların çalışmalarına teşekkür edilir. Onlar da (acele isteyen de), onlar da (ahirete hazırlık yapanlar da ) Rabbinin teklifinden nasibini alırlar. Rabbinin teklifi yasaklan mış değildir / herkese açıktır. Bak! bazılarını diğer bazılarına nasıl da üstün kıldık, ahirette ise daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Gece ayetini görünmez (karanlık) ve Rabbinizin bol nimetini aramanız ve de yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için; gündüz ayetini ise aydınlık kıldık. Biz her şeyi yeterince açıkladık.
Biz gece ve gündüzü, (kudretimizi gösteren) iki ayet yaptık. Gece ayetini sildik, gündüz ayetini aydınlatıcı yaptık ki hem Rabbinizin lutfunu arayasınız ve hem de yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi açık açık anlattık.
Geceyi ve gündüzü iki ayet /gösterge yaptık dipnot 1 , sonra gecenin göstergesini (karanlık olma şartını) kaldırdık dipnot 2 . Hem Rabbinizin lütfunu arayasınız hem de yılların sayısını ve hesabı bilesiniz diye dipnot 3 gündüzün göstergesini aydınlatıcı kıldık dipnot 4 . Biz her şeyi ayrıntılı olarak açıkladık dipnot 5 .
Geceyi ve gündüzü iki gösterge (ayet) yaptık, sonra gecenin göstergesini (karanlık olma şartını) kaldırdık ve gündüzün göstergesini (ayetini) de "aydınlatıcı olma" dipnot 1 kıldık. Bu, hem Rabbinizin ikramını aramanız, hem de yılların sayısını ve hesabı bilmeniz içindir dipnot 2 . Biz her şeyi ayrıntılı olarak açıklamışızdır.
Gece ve gündüzü iki ayet/işaret kıldık. Bir ayet/işaret olan geceyi kaldırıp, yine bir ayet/ işaret olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için aydınlık kıldık. Herşeyi de ayrıntılı olarak açıkladık.
Gece ve gündüzü iki ayet/işaret kıldık. Bir ayet/işaret olan geceyi kaldırıp, yine bir ayet/ işaret olan gündüzü Rabbinizin bol nimetini aramanız, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için aydınlık kıldık. Herşeyi de ayrıntılı olarak açıkladık.
Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.
İsrâ suresi, 13. ayet. وَكُلَّ إِنسَٰنٍ أَلْزَمْنَٰهُ طَٰٓئِرَهُۥ فِى عُنُقِهِۦ وَنُخْرِجُ لَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ كِتَٰبًا يَلْقَىٰهُ مَنشُورًا
Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
Her insanın uçup (gittiğini sandığı davranışlar)ını boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, (önünde) açılmış bir kitap (amel defteri) çıkartacağız.
Ve Biz, her bir insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık. Nitekim Kıyamet Günü onun önüne, (dünyada yapıp ettiği) her şeyi kayıtlı bulacağı bir sicil koyacak (ve diyeceğiz ki):
Öte yandan, Biz her insanın kaderini (kendi) boynuna dolamışızdır; öyle ki, Kıyamet Günü onun önüne, her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir sicil çıkaracağız;
Her insanın yaptıklarını (veya kaderini) kendi boynuna doladık. . . Kıyamet sürecinde kendisine (kişinin kıyameti olan ölümünde ya da genel anlamda mahşer sürecinde) kaydolmuş olarak bilgisini çıkarırız.
Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
Her insanın amelini (veya kaderini) boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
Her insanın yazgısını boynuna astık. Yeniden Yaratılış Günü'nde ise açılmış olarak önünde bulacağı bir Kitap çıkaracağız. dipnot 211
Her insanın amelini boynuna doladık yani mahşere amelleri boynuna takılı olarak gelecektir. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
Her insanın kaderini kendi kişisel seçimine bağlamışızdır. Diriliş gününde, kendisi için bir kayıt çıkarıp yayımlarız. dipnot 1
Her insanın kaderini kendi boynuna (kişisel seçimine) bağlamışızdır. Diriliş gününde, kendisi için bir kayıt çıkarıp yayımlarız
Her insanın da kuşunu (nasibini) boynunda kendine takmışızdır. Onun önüne kıyamet günü kendisini şöyle karşılayacak açık bir kitap çıkarırız:
Her insanın da kuşunu boynunda kendine takmışızdır ve onun için Kıyamet günü bir kitab çıkarırız ki neşrolunarak onu şöyle karşılar
Her insanın kuşunu dipnot 1 kendi boynuna doladık. dipnot 1 Kıyamet Günü, yaptıklarının tamamını gösteren kitabı önüne koyarız.
Her insanın kuşunu dipnot 1 kendi boynuna doladık. dipnot 1 Kıyamet günü, yaptıklarının tamamını gösteren kitabı önüne koyarız.
Her insanın kuşunu dipnot 1 kendi boynuna doladık. dipnot 1 Kıyamet günü, yaptıklarının tamamını gösteren kitabı önüne koyarız.
Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
Herkesin (dünyadaki) amel (ve hareket) ini kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için bir kitab çıkaracağız ki neşredilmiş olarak kendisine kavuş (ub şöyle çat) acak:
Her insanın işlediklerini boynuna dolarız. Ve onun için kıyamet gününde açılmış bulacağı bir kitab çıkarırız.
(11-17) İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder ve de insan çok acelecidir. Geceyi ve gündüzü iki adet ayet yaptık , gece ayetini giderdik ve gündüz ayetini görülebilir yaptık , bunu, rabbinizin faziletinden aramanız ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için yaptık. Her şeyi detaylı / ayrıntılı açıkladık. Biz insanın boynuna kuşunu bağladık (Bedeviler davranışlarının bir kuş gibi uçup gittiğine hesabının sorulmayacağına inanırken, Allah o kuşu boynunuza bağladım ve kaydediyorum der) her kişi için kalkış gü nü / kıyam günü kitap çıkarırız, yayınlanmış / neşredilmiş halde kitabına kavuşur, oku kitabını! bugün sana , hesaba çekici olarak kendin yeterli gelirsin. Kim yola girerse kendi için yola girer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir yüklenici / vezir diğer bir yüklenicinin sorumluluğunu yüklenemez, biz Resul yaratmadan azap etmeyiz. Bir memleketi helak etmek istediğimizde refah içindekilerine emrederiz / iş veririz ve onlar da orada yoldan çıkarlar / fısk ederler, söz onlara gerçekleşir, yerle bir edilerek, dumura uğradılar. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Rabbinin kullarının günahlarını bilmesi ve haberdar olması yeterlidir. Kim aceleyi dilerse / murad ederse, onu isteyen kişiye, bizde onu acele hale getiririz, sonra da onun için cehennemi yaparız, O da azarlanan / zem edilen, kovulan / sürgün edilen bir halde oraya sokulur. Kim de sonrasını / ahireti dilerse / murat ederse ve çalışmasını da ona göre yapmışsa ve de iman etmiş ise işte bunların çalışmalarına teşekkür edilir. Onlar da (acele isteyen de), onlar da (ahirete hazırlık yapanlar da ) Rabbinin teklifinden nasibini alırlar. Rabbinin teklifi yasaklan mış değildir / herkese açıktır. Bak! bazılarını diğer bazılarına nasıl da üstün kıldık, ahirette ise daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
Her insanın boynuna amelini dolarız. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
Her insanın tair(kuş)ini boynuna bağladık, kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız:
Her insanın amellerini (yapıp ettiklerini) boynuna bağlarız. Kıyamet /mezardan kalkış günü önüne kendisini açık bir şekilde karşılayacak bir amel defteri çıkarırız dipnot 1 .
Her insanın tairini (uçup gider sandığı işlerini) boynuna bağladık. (Mezardan) kalkış günü ona ait bir defter çıkarırız. Açılmış bir şekilde onu karşılar.
Her insanın boynuna amelini dolarız. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
Her insanın boynuna amelini dolarız. Kıyamet günü, onun için ortaya konacak bir kitap çıkarırız.
Her insanın uğursuzluk kuşunu onun boynuna takmışızdır. Kıyamet günü kendisine, önünde açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkaracağız:
İsrâ suresi, 14. ayet. ٱقْرَأْ كِتَٰبَكَ كَفَىٰ بِنَفْسِكَ ٱلْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا
"Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir.
(Kendisine şöyle diyeceğiz): "Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak sana kendi nefsin yeter."
"Oku sicilini! Bugün kendi hesabını görmek için sen sana yetersin!"
(Ve o Gün ona:) "(Şimdi) oku sicilini!" (denecek,) "(çünkü) bugün kendi hesabını kendin çıkaracak durumdasın!"
"OKU yaşam bilgini (kitabını)! Bilincin bu aşamada, yaptıklarının sonucunun ne olduğunu görmeye yeterlidir. "
"Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter."
Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.
"Kitabını oku; hesap görücü olarak, bugün kendine yetersin!"
"Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi öz benliğin yeter!"
Kaydını oku. Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.
Kaydını oku. Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin
Oku kitabını! Hesap görücü olarak bugün sana nefsin yeter!
Oku kitabını, muhasebeci bugün üzerinde nefsin yeter
Kitabını dipnot 1 oku. Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.
Kitabını dipnot 1 oku. Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.
Kitabını dipnot 1 oku. Bugün hesap görücü olarak sen kendine yetersin.
"Kendi kitabını oku; bugün nefsin hesap sorucu olarak sana yeter."
"Oku kitabını, bu gün sana karşı, iyi hesab görücü olarak kendi nefsin yeter".
Oku kitabını. Bugün kendi hesabın için kendi nefsin sana yeter.
(11-17) İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder ve de insan çok acelecidir. Geceyi ve gündüzü iki adet ayet yaptık , gece ayetini giderdik ve gündüz ayetini görülebilir yaptık , bunu, rabbinizin faziletinden aramanız ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için yaptık. Her şeyi detaylı / ayrıntılı açıkladık. Biz insanın boynuna kuşunu bağladık (Bedeviler davranışlarının bir kuş gibi uçup gittiğine hesabının sorulmayacağına inanırken, Allah o kuşu boynunuza bağladım ve kaydediyorum der) her kişi için kalkış gü nü / kıyam günü kitap çıkarırız, yayınlanmış / neşredilmiş halde kitabına kavuşur, oku kitabını! bugün sana , hesaba çekici olarak kendin yeterli gelirsin. Kim yola girerse kendi için yola girer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir yüklenici / vezir diğer bir yüklenicinin sorumluluğunu yüklenemez, biz Resul yaratmadan azap etmeyiz. Bir memleketi helak etmek istediğimizde refah içindekilerine emrederiz / iş veririz ve onlar da orada yoldan çıkarlar / fısk ederler, söz onlara gerçekleşir, yerle bir edilerek, dumura uğradılar. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Rabbinin kullarının günahlarını bilmesi ve haberdar olması yeterlidir. Kim aceleyi dilerse / murad ederse, onu isteyen kişiye, bizde onu acele hale getiririz, sonra da onun için cehennemi yaparız, O da azarlanan / zem edilen, kovulan / sürgün edilen bir halde oraya sokulur. Kim de sonrasını / ahireti dilerse / murat ederse ve çalışmasını da ona göre yapmışsa ve de iman etmiş ise işte bunların çalışmalarına teşekkür edilir. Onlar da (acele isteyen de), onlar da (ahirete hazırlık yapanlar da ) Rabbinin teklifinden nasibini alırlar. Rabbinin teklifi yasaklan mış değildir / herkese açıktır. Bak! bazılarını diğer bazılarına nasıl da üstün kıldık, ahirette ise daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
Kitabını oku! Bugün hesabını görücü olarak kendi kendine yetersin.
"Kitabını oku, bugün nefsin sana hesapçı olarak yeter!" (deriz).
"Oku amel defterini!" deriz. "Bugün kendi hesabını görmeye kendin yetersin dipnot 1 ."
Ona şöyle denir: "Defterini oku; bugün kendi hesabını kendine vermen yeterlidir".
Kitabını oku! Bugün hesabını görücü olarak kendi kendine yetersin.
Kitabını oku, bugün hesabını görmek için kendi kendine yetersin.
"Oku kitabını! Bugün sana hesap sorucu olarak öz benliğin yeter."
İsrâ suresi, 15. ayet. مَّنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا
Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkar, başka bir günahkarın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.
Kim doğru yola gelirse, sadece kendisi için gelmiş olur; kim de saparsa, sadece kendi aleyhine sapmış olur. dipnot 1 Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez. Biz bir elçi gönderinceye kadar (kimseye) azap ediciler değiliz. dipnot 2
Kim doğru yola yönelirse, iyi bilsin ki o sadece kendisi lehine yönelmiş olacaktır; kim de saparsa, unutmasın ki o da yalnızca kendi aleyhine sapmış olacaktır: zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz; üstelik Biz, bir elçi gönderinceye kadar asla (bir toplumu) azaba sürüklememişizdir.
Her kim ki doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi iyiliği için yapmış olacaktır. Ve her kim ki yoldan saparsa, bu kendi kötülüğüne olacaktır; kimse kimsenin yükünü taşıyacak değildir. Ayrıca, Biz, (kendilerine) bir elçi göndermeden (yaptığı haksızlıklardan ötürü hiçbir topluma) azap etmeyiz.
Kim hakikate ererse sadece kendinedir bu doğru yolu bulmuş oluşu; kim de saparsa (hakikatten) yalnızca kendi nefsi aleyhine sapmış olur! Hiç kimse, bir başkasının yaptığı yanlışların yükünü taşımaz! Biz bir Rasul oluşturup (ba's edip) onunla uyarmadıkça azap yaşatmayız!. .
Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiç bir topluluğa) azab edecek değiliz.
Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.
Artık, kim doğru yolu bulursa, yalnızca kendisi için doğru yolu bulmuş olur. Kim de saparsa, yalnızca kendi yitimine yönelik sapmış olur. Hiç kimse bir başkasının yükünü taşımaz. Zaten bir elçi göndermedikçe cezalandırmayız.
Her kim doğru yolu izlemeyi seçerse, bunu kendi iyiliği için yapmış olacaktır. Her kim de yoldan saparsa, bu kendi kötülüğüne olacaktır; kimse kimsenin suçunu taşıyacak değildir. Ayrıca, biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.
Kim doğru yola gelirse kendisi için yola gelmiş bulunur. Kim saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç kimse başkasının yükünü çekmez. Biz bir elçi göndermeden hiç kimseyi cezalandırmayız.
Kim doğru yola gelirse kendisi için yola gelmiş bulunur. Kim saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçkimse başkasının yükünü çekmez. Biz bir elçi göndermeden hiç kimseyi cezalandırmayız
Kim doğru yola giderse, sırf kendi iyiliği için gider; kim de sapıklık ederse, ancak kendi aleyhine eder; Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez! Biz bir peygamber göndermedikçe azap da etmeyiz.
Kim doğru giderse sırf kendi lehine gider, kim de sapıklık ederse ancak aleyhine eder ve hiç bir vizir çeken diğerinin vizrini çekmez, biz bir Resul göndericiye kadar ta'zib de etmeyiz
Kim doğru yolda olursa, ancak kendi iyiliği için doğru yolda olur. Kim de saparsa ancak kendi kötülüğü için sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı, başkasının yükünü yüklenmez. dipnot 1 Ve Biz, bir Resul göndermedikçe azap edecek değiliz.
Kim doğru yolda olursa, ancak kendi iyiliği için doğru yolda olur. Kim de saparsa ancak kendi kötülüğü için sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı, başkasının yükünü yüklenmez. dipnot 1 Ve Biz, bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz.
Kim doğru yolda olursa, ancak kendi iyiliği için doğru yolda olur. Kim de saparsa ancak kendi kötülüğü için sapmış olur. Ve hiçbir yük taşıyıcı, başkasının yükünü yüklenmez. dipnot 1 Ve Biz, bir rasul göndermedikçe azap edecek değiliz.
Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiç bir topluma) azab edecek değiliz.
Kim doğru yolu bulursa, o doğru yolu ancak kendi faidesine bulmuş olur. Kim de sapıklık ederse o da yalınız kendi aleyhine sapmış olur. Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz bir resul gönderinceye kadar (hiç bir kimseye ve kavme) azab ediciler değiliz.
Kim, hidayete ererse; kendi nefsi için hidayete ermiş olur. Kim de dalalete düşerse; kendi nefsi aleyhine dalalete düşmüş olur. Hiç kimse başkasının yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azab ediciler değiliz.
(11-17) İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder ve de insan çok acelecidir. Geceyi ve gündüzü iki adet ayet yaptık , gece ayetini giderdik ve gündüz ayetini görülebilir yaptık , bunu, rabbinizin faziletinden aramanız ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için yaptık. Her şeyi detaylı / ayrıntılı açıkladık. Biz insanın boynuna kuşunu bağladık (Bedeviler davranışlarının bir kuş gibi uçup gittiğine hesabının sorulmayacağına inanırken, Allah o kuşu boynunuza bağladım ve kaydediyorum der) her kişi için kalkış gü nü / kıyam günü kitap çıkarırız, yayınlanmış / neşredilmiş halde kitabına kavuşur, oku kitabını! bugün sana , hesaba çekici olarak kendin yeterli gelirsin. Kim yola girerse kendi için yola girer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir yüklenici / vezir diğer bir yüklenicinin sorumluluğunu yüklenemez, biz Resul yaratmadan azap etmeyiz. Bir memleketi helak etmek istediğimizde refah içindekilerine emrederiz / iş veririz ve onlar da orada yoldan çıkarlar / fısk ederler, söz onlara gerçekleşir, yerle bir edilerek, dumura uğradılar. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Rabbinin kullarının günahlarını bilmesi ve haberdar olması yeterlidir. Kim aceleyi dilerse / murad ederse, onu isteyen kişiye, bizde onu acele hale getiririz, sonra da onun için cehennemi yaparız, O da azarlanan / zem edilen, kovulan / sürgün edilen bir halde oraya sokulur. Kim de sonrasını / ahireti dilerse / murat ederse ve çalışmasını da ona göre yapmışsa ve de iman etmiş ise işte bunların çalışmalarına teşekkür edilir. Onlar da (acele isteyen de), onlar da (ahirete hazırlık yapanlar da ) Rabbinin teklifinden nasibini alırlar. Rabbinin teklifi yasaklan mış değildir / herkese açıktır. Bak! bazılarını diğer bazılarına nasıl da üstün kıldık, ahirette ise daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
Hidayet yoluna giren kimse ancak kendisi için girmiş olur. Sapan kimsenin de sapıklığı ancak kendi aleyhinedir. Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez. Biz, rasûl göndermedikçe azap etmeyiz.
Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur, kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü taşımaz. Biz elçi göndermedikçe azab edecek değiliz.
Kim yola gelirse kendisi için gelir, kim de yoldan çıkarsa kendi aleyhine çıkar dipnot 1 . Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez dipnot 2 . Biz bir resul /kitap dipnot 3 göndermeden azap edecek değiliz dipnot 4 .
Kim yola gelirse kendi yararına gelir, kim de yoldan çıkarsa kendi zararına çıkar. Kimse kimsenin yükünü çekmez. Biz elçi göndermeden azap etmeyiz.
Hidayet yoluna giren kimse ancak kendisi için girmiş olur. Sapan kimsenin de sapıklığı ancak kendi aleyhinedir. hiçbir günahkar bir başkasının günahını yüklenmez. Biz, rasûl göndermedikçe azap etmeyiz.
Doğru yola giren kimse ancak kendisi için girmiş olur. Sapan kimsenin de sapıklığı ancak kendi aleyhinedir. Hiç bir günahkar bir başkasının günahını yüklenmez. Biz, elçi göndermedikçe azap etmeyiz.
Kim yola gelirse kendisi için yola gelmiş olur. Sapıtan da kendi aleyhine sapıtmış olur. Hiçbir günahkar, bir başka günahkarın yükünü taşımaz. Ve biz, bir resul göndermedikçe azap edici değiliz.
İsrâ suresi, 16. ayet. وَإِذَآ أَرَدْنَآ أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُوا۟ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا ٱلْقَوْلُ فَدَمَّرْنَٰهَا تَدْمِيرًا
Biz bir memleketi helak etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
Bir şehri helak etmek istediğimizde, o şehrin şımarık elebaşlarını dipnot 1 yönetici yaparız da onlar orada kötülük işlerler. Böylece ona (şehir halkına azap) sözü gerçek olur; orayı darmadağın ederiz. dipnot 2
Biz bir toplumun helakini dilediğimiz zaman (bilin ki süreç şöyle gelişmiştir: önce) o toplumun refah içinde şımarmış seçkinlerini yönetici yaparız; buna rağmen onlar orada kötülük işlemeyi sürdürürlerse, artık onlar aleyhindeki hüküm kesinleşir: bunun ardından Biz de orayı yerle bir ederiz.
Ama bir toplumu yok etmeyi irade ettiğimiz zaman o toplumun refaha gömülmüş seçkinlerine son uyarı(ları)mızı iletiriz; ve (eğer) onlar günahkarca yaşamaya devam ederler(se), cezalandırıcı yargı artık o toplum için kaçınılmaz olur; ve Biz de onu darmadağın ederiz.
Bir bölgeyi helak etmeyi irade ettiğimizde, oranın sefahat önderlerine (Rasullerle düzelmelerini) emrederiz; (ama onlar) orada bozuk inançlarının gereğine devam ederler. . . Bu yüzden uyarımızın sonucunu yaşamayı hak ederler. . . Biz de onları helak ederiz.
Biz, bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' emrederiz, böylelikle onlar onda bozgunculuk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz.
Bir ülkeyi helâk etmek istediğimizde, o ülkenin zenginlik sebebiyle şımarmış elebaşılarına (iyilikleri) emrederiz; buna rağmen onlar orada kötülük işlerler. Böylece o ülke, helake müstahak olur, biz de orayı darmadağın ederiz.
Bir toplumu yıkıma uğratmayı dilediğimizde, ellerine güç geçirmiş olanlarını yönetici yaparız; orada bozgunculuk yaparlar. Artık, verilen söz gerçekleşir; sonunda, orasını yerle bir ederiz. dipnot 212
Bir toplumu yok etmek istediğimizde, onların refaha gömülmüş seçkinlerine son uyarılarımızı iletiriz ve onlar eğer günahkarca yaşamaya devam ederlerse cezalandırıcı yargı artık o toplum için kaçınılmaz olur ve biz de onu darmadağın ederiz.
Biz bir toplumu yok etmek istediğimiz zaman onun ileri gelen varlıklılarının orada kötülük yapmasına izin veririz. Böylece o topluma verilmiş söz gerçekleşir ve onu yerle bir ederiz.
Biz bir toplumu yok etmek istediğimiz zaman onun ileri gelen varlıklılarının orada kötülük yapmasına izin veririz. Böylece o topluma verilmiş söz gerçekleşir ve onu yerle bir ederiz.
Bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman oranın devletlilerine (ileri gelenlerine) emrederiz; onlar itaat etmeyip orada kötülük işlerler. Böylece o ülke aleyhine hüküm hak olur! Artık onu yerle bir ederiz.
Bir memleketi helak etmek murad ettiğimiz vakıt ise onun devletlerine (itaat) emrederiz, onlar itaat etmez de orada fısk yaparlar, bunun üzerine o memleket aleyhine huküm hakkolur, artık onu tedmir eder de ederiz.
Biz bir beldeyi yok etmek istersek, varlık ve güç sahibi ileri gelenlerine uyarımızı yaparız, buna rağmen bozgunculuk yaparlarsa böylece söz dipnot 1 hak olur. Ve onu helak ederek yok ederiz.
Biz bir beldeyi yok etmek istersek, varlık ve güç sahibi ileri gelenlerine uyarımızı yaparız, buna rağmen bozgunculuk yaparlarsa böylece söz dipnot 1 hak olur. Ve onu helak ederek yok ederiz.
Biz bir beldeyi yok etmek istersek, varlık ve güç sahibi ileri gelenlerine uyarımızı yaparız, buna rağmen bozgunculuk yaparlarsa böylece söz dipnot 1 hak olur. Ve onu helak ederek yok ederiz.
Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, onun 'varlık ve güç sahibi önde gelenlerine' buyururuz, böylelikle onlar onda fasıklıklık yaparlar / fısk çıkarırlar. Artık onun üzerine söz hak olur da onu kökünden darmadağın ederiz.
Bir memleketi helak etmek dilediğimiz vakit onun ni'met ve refahdan şımarmış elebaşılarına emrederiz de orada (bu emre rağmen) itaatden çıkarlar. Artık o (memlekete) karşı söz (azab) hak olmuşdur. İşte biz onu artık kökünden mahv-ü helak etmişizdir.
Bir kasabayı da helak etmek istediğimiz zaman; varlıklılarına emir veririz de, orada fasıklık yaparlar. Bunun üzerine artık oraya söz hak olur. Ve Biz de onları yerle bir ederiz.
(11-17) İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder ve de insan çok acelecidir. Geceyi ve gündüzü iki adet ayet yaptık , gece ayetini giderdik ve gündüz ayetini görülebilir yaptık , bunu, rabbinizin faziletinden aramanız ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için yaptık. Her şeyi detaylı / ayrıntılı açıkladık. Biz insanın boynuna kuşunu bağladık (Bedeviler davranışlarının bir kuş gibi uçup gittiğine hesabının sorulmayacağına inanırken, Allah o kuşu boynunuza bağladım ve kaydediyorum der) her kişi için kalkış gü nü / kıyam günü kitap çıkarırız, yayınlanmış / neşredilmiş halde kitabına kavuşur, oku kitabını! bugün sana , hesaba çekici olarak kendin yeterli gelirsin. Kim yola girerse kendi için yola girer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir yüklenici / vezir diğer bir yüklenicinin sorumluluğunu yüklenemez, biz Resul yaratmadan azap etmeyiz. Bir memleketi helak etmek istediğimizde refah içindekilerine emrederiz / iş veririz ve onlar da orada yoldan çıkarlar / fısk ederler, söz onlara gerçekleşir, yerle bir edilerek, dumura uğradılar. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Rabbinin kullarının günahlarını bilmesi ve haberdar olması yeterlidir. Kim aceleyi dilerse / murad ederse, onu isteyen kişiye, bizde onu acele hale getiririz, sonra da onun için cehennemi yaparız, O da azarlanan / zem edilen, kovulan / sürgün edilen bir halde oraya sokulur. Kim de sonrasını / ahireti dilerse / murat ederse ve çalışmasını da ona göre yapmışsa ve de iman etmiş ise işte bunların çalışmalarına teşekkür edilir. Onlar da (acele isteyen de), onlar da (ahirete hazırlık yapanlar da ) Rabbinin teklifinden nasibini alırlar. Rabbinin teklifi yasaklan mış değildir / herkese açıktır. Bak! bazılarını diğer bazılarına nasıl da üstün kıldık, ahirette ise daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
Biz bir ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman, oranın ileri gelenlerine (itaat etmelerini) emrederiz ama onlar yoldan çıkarlar. Artık onun üzerine söz (azap) kesinleşir de onu tümüyle helak ederiz.
Biz bir kenti helak etmek istediğimiz zaman onun varlıklılarına emrederiz, orada kötü işler yaparlar, böylece o ülkeye (azab) karar(ı) gerekli olur, biz de orayı darmadağın ederiz.
(Günaha dalmış) Bir kenti helak etmek istediğimizde oranın, verilen nimetlerle şımarmışlarına (elçilerimizi göndererek) emirlerimizi ulaştırırız. Bunun üzerine onlar orada yoldan çıkarlar dipnot 1 . Artık helakin şartları oluşur dipnot 2 , sonra da orayı yerle bir ederiz.
Bir kenti yaşanmaz hale getirmek istersek önce oranın ileri gelenlerine emirlerimizi ulaştırırız. Onlar, orada yoldan çıkarlar ve cezanın şartları olgunlaşır dipnot 1 . Sonra orayı yerle bir ederiz.
Bir memleketi helak etmek istediğimiz zaman oranın ileri gelenlerine emir veririz. Onlar ise emrimizden dışarı çıkarlar. Artık o memleketin üzerine söz (azap) kesinleşir de ve orayı tümüyle helak ederiz.
Bir ülkeyi yok etmeyi dilediğimizde oranın ileri gelenlerine emir veririz. Onlar ise emrimizden dışarı çıkarlar. Hüküm onların aleyhinde gerçekleşir. Orayı yerle bir ederiz.
Biz bir ülkeyi/medeniyeti mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler. Böylece o ülke/medeniyet aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.
İsrâ suresi, 17. ayet. وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ ٱلْقُرُونِ مِنۢ بَعْدِ نُوحٍ وَكَفَىٰ بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِۦ خَبِيرًۢا بَصِيرًا
Nuh'tan sonra da nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter.
Nitekim Nuh'tan sonraki nice nesilleri helak etmiştik. Rabbin, kullarının günahlarını bilip görmede yeterlidir.
Nitekim Biz Nuh'tan bu yana nice toplumları helak etmişizdir. Zira, günahkarlıkları yüzünden kullarıyla başa çıkmak için, her bir şeyden haberder olup her bir şeyi gören Rabbin alasıyla yeter de artar bile!
Nuh'tan bu yana Biz böyle nicelerini yok ettik! Çünkü kullarının günahlarını bütünüyle görüp haberdar olmakta senin Rabbin gibisi yoktur.
Nuh'tan sonra nice kuşaklar helak ettik. . . Kullarının suçlarından Habiyr ve Basıyr'dir Rabbin!
Biz, Nuh'tan sonra nice kuşakları yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter,
Nuh'tan sonraki nesillerden nicelerini helâk ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilen ve hakkıyla gören olarak Rabbin yeterlidir.
Nuh'tan sonra da nice kuşakları yıkıma uğrattık. Senin Efendin, kullarının suçlarından Haberli olarak; Gören olarak yeterlidir.
Nuh'tan bu yana biz böyle nicelerini yok ettik. Çünkü kullarının günahlarını bütünüyle görüp haberdar olmakta senin Rabbin gibisi yoktur.
Nuh'tan sonra nice toplumları yok ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Efendin yeter.
Nuh'tan sonra nice toplumları yok ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter
Hem Nuh'tan sonra nice yüzyılların halkını helak ettik. Kullarının günahlarına Rabbinin haberdar olması ve onları görmesi kafidir!
Hem Nuhtan sonra ne kadar karnler helak ettik, kullarının günahlarına rabbının habir basir olması yeter
Nuh'tan sonra böyle nice nesilleri yok ettik. Kullarının suçlarını görmede ve haberdar olmada tek başına Rabb'in yeter.
Nuh'tan sonra böyle nice nesilleri yok ettik. Kullarının suçlarını görmede ve haberdar olmada tek başına Rabb'in yeter.
Nuh'tan sonra böyle nice nesilleri yok ettik. Kullarının kötülüklerini görmede ve haberdar olmada tek başına Rabb'in yeter.
Biz, Nuh'tan sonra nice kuşakları yıkıma uğrattık. Kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak rabbin yeter.
Nuh (devrin) den sonra nice asırları (n halkını) helak etdik. Rabbin, kullarının günahlarından hakkıyle haberdardır, (onları) hakkıyle görücüdür ya, (işte bu) yeter.
Nuh'tan sonra, nice nesilleri yok etmişizdir. Kullarının günahlarına Habir ve Basir olarak Rabbın yeter.
(11-17) İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder ve de insan çok acelecidir. Geceyi ve gündüzü iki adet ayet yaptık , gece ayetini giderdik ve gündüz ayetini görülebilir yaptık , bunu, rabbinizin faziletinden aramanız ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için yaptık. Her şeyi detaylı / ayrıntılı açıkladık. Biz insanın boynuna kuşunu bağladık (Bedeviler davranışlarının bir kuş gibi uçup gittiğine hesabının sorulmayacağına inanırken, Allah o kuşu boynunuza bağladım ve kaydediyorum der) her kişi için kalkış gü nü / kıyam günü kitap çıkarırız, yayınlanmış / neşredilmiş halde kitabına kavuşur, oku kitabını! bugün sana , hesaba çekici olarak kendin yeterli gelirsin. Kim yola girerse kendi için yola girer, kim de saparsa kendi aleyhine sapar, hiçbir yüklenici / vezir diğer bir yüklenicinin sorumluluğunu yüklenemez, biz Resul yaratmadan azap etmeyiz. Bir memleketi helak etmek istediğimizde refah içindekilerine emrederiz / iş veririz ve onlar da orada yoldan çıkarlar / fısk ederler, söz onlara gerçekleşir, yerle bir edilerek, dumura uğradılar. Nuh’tan sonra nice kuşakları helak ettik. Rabbinin kullarının günahlarını bilmesi ve haberdar olması yeterlidir. Kim aceleyi dilerse / murad ederse, onu isteyen kişiye, bizde onu acele hale getiririz, sonra da onun için cehennemi yaparız, O da azarlanan / zem edilen, kovulan / sürgün edilen bir halde oraya sokulur. Kim de sonrasını / ahireti dilerse / murat ederse ve çalışmasını da ona göre yapmışsa ve de iman etmiş ise işte bunların çalışmalarına teşekkür edilir. Onlar da (acele isteyen de), onlar da (ahirete hazırlık yapanlar da ) Rabbinin teklifinden nasibini alırlar. Rabbinin teklifi yasaklan mış değildir / herkese açıktır. Bak! bazılarını diğer bazılarına nasıl da üstün kıldık, ahirette ise daha büyük dereceler ve daha büyük üstünlükler vardır.
Nûh’tan sonra nice nesilleri helak ettik. Rabbinin kullarının bütün günahlarından hakkıyla haberdar ve görücü olması yeter.
Nitekim Nuh'dan sonra nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter.
Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik dipnot 1 . Kullarının günahlarını ayrıntılarıyla bilen ve gören olarak Rabbin yeter.
Nuh'tan sonra da nice nesilleri etkisizleştirdik. Kullarının günahını Rabbinin bilmesi ve görmesi yeter.
Nuh’tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahından haberdar olan ve gören Rabbin yeter.
Nuh'tan sonra nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahından haberdar olan ve gören Rabbin (hesap görmeye) yeter.
Nuh'tan sonra da nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı ve görücü olarak Rabbin yeter.
İsrâ suresi, 18. ayet. مَّن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُۥ فِيهَا مَا نَشَآءُ لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُۥ جَهَنَّمَ يَصْلَىٰهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا
Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah'ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.
Kim bu çabucak geçen (dünyayı) isterse, ona yani (helakini) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz. Sonra da onu kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme yerleştirmiş (olacağız).
Her kim ki, hemen 'şimdi ve burada'nın geçici hazlarını tercih ederse, Biz de onun payını orada hızlandırır, dilediğimiz kimseye istediğimiz kadar veriveririz; ne ki sonunda ona cehennemi tahsis ederiz (de), o oraya kınanmış ve gözden çıkarılmış biri olarak atılır.
Kim ki, bu geçici hayatın (hazları) peşinde koşmak isterse, bu istediğinden dilediğimiz kadar, gerekli gördüğümüz kimseye hemen veririz; ama sonra onun payını cehennem kılarız ki oraya kınanmış ve kovulmuş olarak katlanmak zorunda kalacaktır!
Kim önündeki dünyayı isterse, dilemişsek, dünyada ona istediğini veririz. Sonra onun için cehennemi mekan kılarız; aşağılanmış ve uzaklaştırılmış olarak ona yerleşir.
Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.
Kim ivedi olarak isterse, dilediğimiz kimseye, dilediğimiz ölçüde ivedi olarak veririz. Sonra, ona cehennemi veririz. Gözden düşmüştür; kovulmuş olarak oraya girer.
Kim bu geçici dünyayı dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen veririz, sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehenneme sokarız.
Kim bu geçici dünyayı isterse, orada istediğimize dilediğimiz kadar veririz. Ancak daha sonra onu, kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme mahkûm ederiz.
Kim bu geçici dünyayı isterse, orada istediğimize dilediğimiz kadar veririz. Ancak daha sonra onu, kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme mahkum ederiz.
Her kim peşin isterse, ona, dünyada istediğimiz kimseye dilediğimiz kadar peşin veririz; sonra da ona cehennemi tahsis ederiz; kınanmış kovulmuş olarak ona yaslanır.
Her kim peşin istiyorsa ona Dünyada peşin veririz, dilediğimiz kadar istediğimize, sonra da ona Cehennemi tahsıs ederiz, mezmun, matrud bir halde ona yaslanır
Kim aceleyi dipnot 1 isterse, hak eden dipnot 2 kimseye dilediğimiz şeyi çabuklaştırırız. Sonra onun için Cehennem'i mekan yaparız. Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
Kim aceleyi[1] isterse, hak eden[2] kimseye dilediğimiz şeyi çabuklaştırırız. Sonra onun için Cehennem'i mekan yaparız. Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
Kim aceleciyi dipnot 1 isterse, dilediğimiz kimseye dilediğimiz şeyi çabuklaştırırız. Sonra onun için Cehennem'i mekan yaparız. Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.
Kim bu çarçabuk geçen (dünyayı) dilerse biz de burada ona, (evet) kimi dilersek ona, dileyeceğimiz şey'i çarçabuk veririz. Sonra da onu cehenneme sokarız. O, buraya kınanmış ve (rahmetimizden) koğulmuş olarak ulaşır.
Kim geçici dünyayı isterse; onun için orada dilediğimiz kadar, dilediğimiz kimseye hemen veririz. Sonra onun için cehennemi hazırlarız. Kötülenmiş ve koğulmuş olarak oraya girer.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Kim, çarçabuk olanı/dünyayı isterse, orada dilediğimiz kimseye acele isteğini veririz. Sonra onu Cehennem'e koyarız. O burayı kınanmış ve kovulmuş olarak boylar.
Kim bu aceleci(dünya)yı isterse, orada ona, (evet) istediğimiz kimseye hemen çabucak dilediğimiz kadar veririz; ama sonra yerini cehennem yaparız! Kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer.
Kim (sadece) bir an önce eline geçecek olanı /dünyayı isterse istediğimiz kişiye gerek gördüğümüz kadarını dipnot 1 bu dünyada çabucak verir, sonra ona cehennemi yerilmiş ve kovulmuş olarak kalacağı bir yurt yaparız dipnot 2 .
Kim çarçabuk olanı dipnot 1 isterse orada, dilediğimiz kişiye, tercih ettiğimiz kadar verir sonra cehennemi onun yeri yaparız. Oraya alçalmış ve kovulmuş olarak gider.
Kim, çarçabuk olanı/dünyayı isterse, orada dilediğimiz kimseye acele isteğini veririz. Sonra ona Cehennem'i hazırladık. Sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği Cehennem'e sokarız.
Kim, çarçabuk olanı/dünyayı isterse, burada dilediğimize acele isteğini veririz. Sonra ona cehennemi hazırladık. Yerilmiş ve koğulmuş olarak oraya girecektir.
Peşin isteyene dünyada peşin veririz: Dilediğimize dilediğimiz kadar. Sonra da ona cehennemi veririz; yaslanır ona, kınanmış ve kovulmuş olarak.
İsrâ suresi, 19. ayet. وَمَنْ أَرَادَ ٱلْـَٔاخِرَةَ وَسَعَىٰ لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا
Kim de mü'min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.
Kim de ahireti ister ve mümin olarak çalışırsa, işte bunların çalışmaları değerlidir.
Ve her kim de ahiret hayatını tercih eder, (karşılığını Allah'tan alacağına) inanarak orası için göstermesi gereken çabayı gösterirse, işte onların bu çabası karşılığını bulur.
Fakat ahiret hayatını(n güzelliğini) isteyen ve bunun için gösterilmesi gereken çabayı gösterenlere gelince, (gerçek) müminler bunlardır; çabalarına (Allah katında) değer verilen kimseler de işte böyleleridir!
Kim de gelecek sonsuz yaşamı irade eder ve imanlı olarak onun için gerekli çalışmaları yaparsa, işte onların çalışmaları da değerlendirilir, sonucu yaşatılır!
Kim de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.
Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür.
Kim de sonsuz yaşamı isterse ve inanmış olarak ona gereği gibi çalışırsa; işte onların çalışmasına değer verilir.
Kim de ahireti diler ve bir mümin olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların çalışmaları kabul edilir.
Kim ahireti seçer ve mümin olarak gereken çabayı gösterirse, işte onların çabası takdir edilir.
Kim ahireti seçer ve mümin olarak gereken çabayı gösterirse, işte onların çabası takdir edilir.
Her kim de ahireti ister ve inanarak orası için gerekli çalışmayı yaparsa, işte bunların çalışması şükre değer.
Her kim de Ahıreti ister ona layık bir sa'yile onun için mü'min olarak çalısırsa işte bunların sa'ıyleri meşkur olur
Kim de ahireti isterse ve Mü'min olarak onun gerektirdiği şekilde çalışırsa, işte onların çalışmaları meşkurdur. dipnot 1
Kim de ahireti isterse ve mümin olarak onun gerektirdiği şekilde çalışırsa, işte onların çalışmaları meşkurdur. dipnot 1
Kim de ahireti isterse ve mümin olarak onun gerektirdiği şekilde çalışırsa, işte onların çalışmaları şükredilendir. dipnot 1
Kim de ahireti ister ve bir inançlı olarak ciddi bir çaba göstererek ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır.
Kim de mü'min olarak ahireti diler, onun için (ona gereken) bir sa'y ile çalışırsa işte onların (bu) çalışmaları meşkur (ve makbul) olur.
Kim de ahireti isterse ve onun için inanmış olarak gerekli çabayı gösterirse; işte onların say'i şükre değerdir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Kim de ahireti ister ve bir Mümin olarak tüm çabasıyla onun için gayret ederse, işte bunların gayretleri makbuldür.
Kim de ahireti ister ve inanarak ona yaraşır biçimde çalışırsa, öylelerinin çalışmalarının karşılığı verilir.
Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak onun için gereği gibi çalışırsa işte onların çalışması karşılığını bulacaktır dipnot 1 .
Kim de ilerisini dipnot 1 ister ve inanarak onun için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışması teşekküre değer.
Kim de ahireti ister ve bir mümin olarak tüm çabasıyla onun için çalışırsa, işte bunların çalışmaları makbuldür.
Kim de ahireti isterse ve tüm çabasıyla onun için çalışırsa, o mümindir ve böyle yapanların çalışması övülmeye değerdir.
Kim de ahireti ister ve inanmış olarak ona yaraşır bir gayretle çalışırsa, böylelerinin gayretleri teşekkürle karşılanır.
İsrâ suresi, 20. ayet. كُلًّا نُّمِدُّ هَٰٓؤُلَآءِ وَهَٰٓؤُلَآءِ مِنْ عَطَآءِ رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَآءُ رَبِّكَ مَحْظُورًا
Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.
Hepsine yani onlara da bunlara da Rabbinin cömertliğinden (istediklerini) veririz. Rabbinin verdiği, kimse tarafından engellenemez.
Hepsinde birden, -ötekilere de, berikilere de- senin Rabbinin lutfundan (bu dünyada zaten) ulaştırmaktayız: zira Rabbinin lutfu yalnız (bir kesimle) sınırlandırılamaz.
Hepsine -bunlara da, ötekilere de- Rabbinin lütfundan ulaştırmaktayız; çünkü senin Rabbinin lütfu (insanların bir kısmıyla) sınırlı değildir.
Hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin lütfundan göndeririz. . . Rabbinin lütfu sınırlandırılmış değildir.
Hepsine, onlara da, bunlara da Rabbinin ihsanından 'arttırarak veririz.' Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir.
Hepsine, onlara da bunlara da (dünyayı isteyenlere de ahireti isteyenlere de) Rabbinin ihsanından (istediklerini) veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.
Efendinin lütfundan, tümüne ulaştırırız; onlara da bunlara da. Efendinin lütfu sınırlı değildir.
Hepsine, bunlara da ötekilere de Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.
Hepsine, onlara da bunlara da, Efendinin nimetlerinden ulaştırırız. Efendinin nimetleri sınırlanmamıştır.
Hepsine, onlara da bunlara da, Rabbinin nimetlerinden ulaştırırız. Rabbinin nimetleri sınırlanmamıştır.
Hepsine, onlara da onlara da Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin verişi yasak değildir.
Hepsine imdad ederiz: hem onlara hem onlara, mahza rabbının atasından, rabbının atası yasak değildir
Her birisine; bunlara da, bunlara da dipnot 1 Rabb'inin ihsanından dipnot 2 ulaştırırız. Çünkü senin Rabb'inin ihsanı engellenmiş değildir.
Biz, bu dünyayı isteyene de ahireti isteyene de veririz. Bu, Rabb'inin atalarındandır. dipnot 1 Rabb'inin ataları kısıtlanmış değildir.
Biz, bu dünyayı isteyene de, ahireti isteyene de veririz. Bu, Rabb'inin atalarındandır. dipnot 1 Rabb'inin ataları kısıtlanmış değildir.
Hepsine, onlara da, bunlara da rabbinin ihsanından 'arttırarak veririz.' Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir.
Her birine, onlara da, bunlara da Rabbinin vergisinden birbiri ardınca veririz. Rabbinin vergisi (kimseden) men edilmiş değildir.
Her birine, bunlara da, onlara da Rabbının nimetinden ulaştırırız. Rabbının nimeti engellenmiş değildir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Her birine, onlara da, bunlara da Rabbinin nimetinden ardarda veririz. Rabbinin ihsanı kimseye yasak kılınmış değildir.
Hepsine onlara da, onlara da (dünyayı isteyenlere de, ahireti isteyenlere de, mü'minlere de, kafirlere de) Rabbinin vergisiden uzatırız. Rabbinin vergisi kesilmez.
Bunlardan her birine Rabbinin ihsanından veririz dipnot 1 . Rabbinin ihsanı engellenemez.
Bunlardan her birine; hem onlara hem de öbürlerine, Rabbinin ikramından da veririz. Rabbinin ikramı kısıtlanmış değildir.
Hepsine, hem onlara hem bunlara Rabbinin nimetlerinden veririz. Rabbinin ihsanı kimseye yasak kılınmış değildir.
Hepsine, hem onlara hem bunlara Rabbinin nimetlerinden veririz. Rabbinin bağışı kimseye yasak kılınmış değildir.
Rabbinin lütfundan nimetlerle hepsine uzanırız: Onlara da bunlara da. Rabbinin lütfu kimse tarafından engellenemez/kısıtlanamaz.
İsrâ suresi, 21. ayet. ٱنظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَلَلْـَٔاخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَٰتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلًا
Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.
Bak ki biz insanların kimini kiminden nasıl farklı yaratmışız! Elbette ahiret derece ve üstünlük farkları bakımından çok daha büyüktür.
(Bu dünyada) onların bir kısmını, diğerlerine nasıl üstün kıldığımıza bir bak, ama ahiretin payı hem nicelik olarak çok daha büyük, hem de (nitelik olarak) çok daha üstün ve değerlidir.
Onların bazılarına (yeryüzünde) diğerlerine göre nasıl cömert davrandığımıza bir bak: fakat (unutma ki,) ahiret, paye olarak daha yüksek, erdem ve (manevi) zenginlik bakımından daha yücedir.
Bak, nasıl onların kimini kimine üstün kıldık! Elbette sonsuz gelecek boyutu, yaşam mertebeleri itibarıyla da en büyüktür, kişisel hissedişler itibarıyla da en büyüktür.
Onlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışızdır! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.
Onların bir bölümünü, diğerlerine nasıl üstün yaptığımıza bak? Kuşkusuz, konumlar yönünden, sonsuz yaşam daha büyüktür. Üstünlük yönünden de daha büyüktür.
Baksana, biz insanların kimini kiminden nasıl üstün kılmışız! Elbette ki ahiret, derece ve üstünlük farkları bakımından daha büyüktür.
İnsanları birbirinden nasıl üstün kıldığımıza dikkat et. Ahiretin dereceleri ve üstünlükleri daha büyüktür.
İnsanları birbirinden nasıl üstün kıldığımıza dikkat et. Ahiretin dereceleri ve üstünlükleri daha büyüktür
Bak! Bir kısmını diğerine nasıl üstün kılmışız; elbette ahiret hem dereceler bakımından, hem de üstünlük bakımından daha büyüktür.
Bak bir kısmını diğerine nasıl tafdıl etmişiz ve elbette Ahıret derecatca da daha büyük, tafdılce de daha büyüktür
Bak! Onların bir kısmını bir kısmından daha fazla imkan sahibi kıldık. Elbette ahiret, dereceler ve imkan bakımından da daha büyüktür.
Bak! Onların bir kısmını bir kısmından daha fazla imkan sahibi kıldık. Elbette ahiret, dereceler ve imkan bakımından da daha büyüktür.
Bak! Onların bir kısmını bir kısmından daha fazla imkan sahibi kıldık. Elbette ahiret, dereceler ve imkan bakımından da daha büyüktür.
Onlardan kimini kimine nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
Baksan a, biz onların kimini kiminden nasıl üstün kıldık. Elbette ahiret, dereceler (farkları) i'tibariyle de daha büyükdür, üstün kılmak bakımından da daha büyükdür.
Bak, nasıl onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Elbetteki ahiret; dereceler bakımından da büyüktür, üstünlük bakımından da.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Şüphesiz ahiret, derece ve üstünlük bakımından daha büyüktür.
Bak, (rızık bakımından) nasıl onların kimini kiminden üstün yaptık. Elbette ahiret, dereceler bakımından da daha büyük, üstünlük bakımından da daha büyüktür.
Onlardan kimini kimine nasıl üstün kıldığımıza bir bak! dipnot 1 Ahiretteki derece farkları elbette daha büyüktür, üstünlükler de daha büyüktür dipnot 2 .
Onlardan birini diğerine nasıl üstün kıldığımıza bak. Şurası kesin ki Ahiretteki dereceler daha büyük, üstünlükler daha belirgin olacaktır.
Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Şüphesiz ahiret, derece ve üstünlük bakımından daha büyüktür.
Onları birbirlerinden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Ahiretin üstünlük ve fazileti ise daha büyüktür.
Bak nasıl, kimini kimine üstün kıldık! Ama ahiret, dereceler bakımından elbette daha büyük, lütuflandırma bakımından daha yücedir.
İsrâ suresi, 22. ayet. لَّا تَجْعَلْ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولًا
Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.
Allah ile birlikte başka ilah edinme! Aksi takdirde kınanmış ve (azaba) terkedilmiş olarak oturup kalırsın.
(Ey insan!) Allah'la birlikte başka bir ilah edinme! Sonra kınanmış olarak bir köşeye atılıp orada bir başına kalakalırsın.
(Ey İnsanoğlu,) Allah'la beraber bir başka tanrı edinme ki kendini kınanmış ve bir başına bırakılmış olarak bulmayasın:
Allah yanı sıra (kafanda) başka bir tanrı oluşturma! Yoksa (şirk anlayışının sonucu) aşağılanmış ve kendi başına terk edilmiş olarak oturup kalırsın!
Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.
Allah ile birlikte bir ilâh daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.
Allah ile birlikte başka tanrılar da edinme; gözden düşersin, yalnız bırakılmış olarak kalırsın.
"Allah'la beraber bir başka tanrı edinme!Sonra yerilmiş ve yardımcısız olarak oturup kalırsın."
ALLAH ile birlikte başka tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnız bırakılmış olarak oturup kalırsın.
ALLAH ile birlikte başka tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnız bırakılmış olarak oturup kalırsın
Allah ile birlikte başka bir ilah edinme ki, kınanmış, yalnız başına bırakılmış kalmayasın!
Allahın ma'ıyyetinde diğer bir ilah yapma ki mezmum, mahzul kalmıyasın
Allah ile birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve hor görülmüş olarak kalırsın.
Allah ile birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve hor görülmüş olarak kalırsın.
Allah ile birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve hor görülmüş olarak kalırsın.
Tanrı ile beraber başka tanrılar edinme, yoksa kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış olursun.
Allah ile beraber diğer bir Tanrı edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına (yardımsız) bırakılmış olursun.
Allah ile beraber başka ilah edinme. Yoksa yerilmiş ve terkedilmiş olarak kalırsın.
(22-44) Allah ile beraber ilahlar edinme, sonra kınanmış / mezmum halde kendi başına terkedilmiş / mahzul halde kalırsın. Allah ondan başkasına kulluk etmemeyi anne babaya güzel davranışı gerekli kıldı. İkisinden biri yahut her ikisi yanında ihtiyarlığa erişirse asla o ikisine de uf dahi deme, o ikisini azarlama, her ikisine de ikram edici söz söyle , rahmetle ve tevazu kanatları ile onları muhafaza et ve de ki rabbim her ikisine de tıpkı küçükken ki beni terbiyeleri gibi merhamet eyle. Rabbiniz kendinizde olanı / n efsinizde olanı en iyi bilir, eğer ki salihlerden olursanız, kesinlikle O, kendisine yönelenleri bağışlayandır. Yakın olana / Akraba olana , çalışma gücü olmayana / miskine yolda kalmışa / yol çocuğuna hakkını ver, saçıp savurma , savuranlar kesinlikle şeytanların kardeşleridirler ve şeytan da Rabbini yok saymaktadır. Rabbinden umduğun rahmeti beklemek amacıyla eğer ki (bir şey veremediğinden dolayı) onlardan yüz çevirmen gerekirse onlara gönül alıcı sözler söyle, elini de boynuna bağlama, dağıtılacakların hepsini dağıtma, kendini kınar ve çaresizce oturur kalırsın. Muhakkak ki Rabbin rızkı dilediğine ge nişletir dilediğine ölçüyle takdir eder , Muhakkak ki O, kullarından haberdardır, görendir. Evlatlarınızı fukaralık korkusu ile öldürmeyin , bizler onları ve dahi sizleri rızıklandırıyoruz, onları öldürmek büyük bir suçtur. Zinaya yaklaşmayın! o, iğrenç ve de kötü bir yoldur. Allah’ın haram kıldığı birini hakkınız olan hariç öldürmeyin. Her kim ki zulme uğrayarak / mazlum bir şekilde öldürülürse velisine bir yetki vardır ancak öldürmekte israfa gitmesin / haddi aşmasın, muhakkak ki o yardım görendir. Yetim malına, o, kuvvetli / güçlü hâle erinceye kadar güzellikle ol anlar hariç yaklaşmayın , verdiğiniz sözü / ahdi yerine getirin / ifa edin , muhakkak ki ahitte / söz vermekte sorumluluk / mesuliyet vardır. Ölçtüğünüz zaman Ölçümü tam yapınız , kıstaslara uygun olarak düzgün tartın / veznedin, bu daha hayırlıdır ve ilerde oluşacak sonuçlar bakımından daha güzeldir. İlmin olmayan şeyin ardından gitme , m uhakkak kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur / mesuldür. Yeryüzünde kibirlenerek yürüme, yeryüzünü delip yaramazsın, dağlara boyca da uzanamazsın , bunların hepsi Rabbin yanında istenmeyen / kerih görülen kötülüklerdendir . İşte bunlar Rabbinin hikmetlerinden sana vahyettikleridir. Allah’la beraber başkaca ilahlar edinme, azarlanmış ve kovulmuş olarak cehenneme bırakılırsın.
Allah ile birlikte bir başka ilah edinme! Yoksa, kınanmış ve terkedilmiş olursun.
Allah ile beraber başka bir tanrı edinme, sonra kınanmış ve yalnız başına bırakılmış olarak oturup kalırsın!
Allah'ın yanı sıra başka bir ilah oluşturma! Yoksa yerilmiş ve yüzüstü bırakılmış olarak oturup kalırsın dipnot 1 .
Allah'ın yanında bir başka ilah (tanrı) oluşturma; yoksa yerilmiş ve tek başına bırakılmış olarak oturup kalırsın.
Allah ile birlikte bir başka ilah edinme! Yoksa, kınanmış ve terkedilmiş olursun.
Allah ile birlikte bir başka ilah edinme! Yoksa, kınanmış ve terkedilmiş olursun.
Allah'ın yanına başka bir ilah koyma ki, yapayalnız ve horlanmış olarak oturup kalmayasın.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.