Mü'minûn suresi · 99–118. ayetler

Ölüm, berzah, sûr ve hesap

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Mü'minûn suresi, 99. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 99. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ

    Diyanet İşleri

    (99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde "Rabbim! Beni geri gönderin!" der.

    Mustafa İslamoğlu

    Nihayet o (inkarcı)lardan birine ölüm gelip çatınca, "Rabbim!" der, "Döndür ne olur, geri döndür beni;

    Muhammed Esed

    (Ölümden sonraki hayata inanmamakta direnip de kendi kendilerini aldatanlardan) herhangi birine sonunda ölüm gelip çatınca: "Ey Rabbim!" der, "Beni (hayata) geri döndür, izin ver döneyim

    Ahmed Hulusi

    Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde dedi ki: "Rabbim beni (dünya yaşamına) geri döndür. "

    Ali Bulaç

    Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin."

    Ali Özek ve heyeti

    Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: «Rabbim! der, beni geri gönder;»

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, onlardan birisine ölüm geldiğinde, şöyle der: "Efendim! Beni, geri gönder!"

    Bayraktar Bayraklı

    Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, "Ey Rabbim! Beni geri gönder" der.

    Edip Yüksel

    Onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman şöyle der, "Efendim, beni geri döndürünüz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman şöyle der, 'Rabbim, beni geri döndürünüz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde diyecek ki: "Rabbim, döndür, döndür beni, döndür!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nihayet her birine ölüm geldiği vakıt diyecek ki: rabbım! döndür, döndür beni döndür

    Erhan Aktaş

    Onlardan birine ölüm geldiği zaman, "Rabb'im beni hayata geri döndür." der.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlardan birine ölüm geldiği zaman, "Rabb'im beni hayata geri döndür." der.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlardan birine ölüm geldiği zaman, "Rabb'im beni hayata geri döndür." diye yalvarır.

    Gültekin Onan

    Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: "Rabbim, beni geri çevirin."

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet onlardan her birine ölüm gelib çatınca (tekrar tekrar şöyle) diyecekdir: "Rabbim, beni (dünyaye) geri gönder".

    İbni Kesir

    Onlardan birine ölüm geldiği vakit der ki: Rabbım, beni geri döndür.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında şöyle der: "Rabbim! Beni geri gönder."

    Süleyman Ateş

    Nihayet onlardan birine ölüm geldiği zaman: "Rabbim, der, beni geri döndürünüz!"

    Süleymaniye Vakfı

    Onlardan (kafirlerden) birine ölüm geldiğinde: "Rabbim! Beni geri döndürün dipnot 1 ! der.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu sözler, ruhun melekler tarafından alındığı sırada söylenen sözlerdir. Muhatabın tekil olmasına rağmen ifadenin, "Beni geri döndürünüz" şeklinde çoğul kullanılması, bu sözün en az üç kere tekrarlandığı şeklinde anlaşılabileceği gibi Allah ile araya koyduklarını da işe katarak onlardan da yardım istedikleri şeklinde de anlaşılabilir. (Secde 32/12, Şura 42/44).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlardan birine ölüm geldi mi şöyle der: "Rabbim! Beni geri çeviriniz.

    Şaban Britch

    Onlardan birine ölüm gelince; Rabbim, beni geri döndür der.

    Şaban Piriş

    Onlardan birine ölüm gelince; -Rabbim, beni geri döndür der.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: "Rabbim, beni geri döndürün;

  2. Mü'minûn suresi, 100. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 100. ayet. لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّآ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ

    Diyanet İşleri

    (99-100) Nihayet onlardan birine ölüm gelince, "Rabbim! Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım" der. Hayır! Bu, sadece onun söylediği (boş) bir sözden ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar (devam edecek, dönmelerine engel) bir perde (berzah) vardır.

    Mehmet Okuyan

    "Belki terk ettiğim (dünya)da iyi iş(ler) yaparım!" dipnot 1 Hayır! Söylediği bu söz, (boş) laftan ibarettir. Onların arkasında diriltilecekleri güne kadar bir engel vardır. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Bakara 2:167; En‘âm 6:27; A‘râf 7:53; Secde 32:12; Fâtır 35:37; Zümer 39:58.
    2. metne dön, dipnot 2
      Burada geçen [berzah] kelimesi, ölüm sonrası bir âlemin adı değil, dünyaya geri dönmeyi imkânsız kılan "ölüm engeli" demektir. Bu ayet reenkarnasyonun olmadığının delillerindendir.

    Mustafa İslamoğlu

    belki ben, daha önce yapmadıklarımın yerine doğru dürüst işler yaparım!" Kesinlikle hayır! Çünkü onun dile getirdiği, sadece muhatabı etkilemek için sarf edilmiş bir laftır; nitekim böylelerini arkalarından, dirilecekleri güne kadar (aşamayacakları) bir engel kuşatmıştır!"

    Muhammed Esed

    de (daha önce) gözardı ettiğim konularda dürüst ve erdemli işler göreyim!" Yoo, onun söylediği, şüphesiz, yalnızca (boş ve anlamsız) bir sözden ibarettir; çünkü (bir kere dünyayı terk etmiş bulunanların) ardında, yeniden diriltilecekleri Gün'e kadar (aşılması imkansız) bir (ölüm) engeli bulunmaktadır!

    Ahmed Hulusi

    "Ta ki (önemsemeyip) uygulamadığım şeylerde (iman üzere yaşamda, kuvveden fiile çıkarmadıklarımda) sonsuz geleceğime yararlı çalışmalar yapayım!". . . Hayır (geri dönüş asla mümkün değil)! Öyle bir şey söyler ki geçerliliği yoktur (sistemde yeri yoktur)! Arkalarında yeniden ba's olunacakları sürece kadar, bir berzah (boyutsal farklılık) vardır (geri dönemezler; reenkarnasyon da {ikinci defa dünya yaşamı} mümkün değildir)!

    Ali Bulaç

    "Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    "Ta ki yapmadan bıraktığım salih ameller yapayım." Asla söylediği sadece (boş laftan ibaret olan) kendi sözüdür. Tekrar dirilecekleri güne kadar, arkalarında (dönüşlerine mâni olacak) berzah vardır.

    Ali Rıza Safa

    "Arkada bıraktığım yerde, erdemli edimler yapabilmem için!" Asla! Onun söylediği, yalnızca bir sözdür. Zaten yeniden yaşama döndürülecekleri güne dek, önlerinde bir engel vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    "Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz, boş laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden diriltilecekleri güne kadar süren bir engel vardır.

    Edip Yüksel

    "Ki terketmiş bulunduğum şeylerde erdemli işler yapayım." Hayır. Bu onun söylediği bir laftan ibarettir. Diriliş gününe kadar onların ardında bir engel vardır. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu ayet reenkarnasyon, yani tekrar bedenlenme inancını ve ruhların dünyaya dönüşlerini reddetmektedir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Ki terketmiş bulunduğum şeylerde erdemli işler yapayım.' Hayır. Bu onun söylediği bir laftan ibarettir. Diriliş gününe kadar onların ardında bir engel vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Belki ben, o bıraktığımda (boşa geçirdiğim dünyada) iyi işler yaparım!" Hayır, hayır! Bu, onun söylediği boş bir sözdür. Ötelerinde ise yeniden diriltilecekleri güne kadar bir engel vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Belki ben o baktığımda salih bir amel işlerim, hayır hayır! O bir kelimedir ki onu o söyler, ötelerinden ise bir berzah vardır, ta ba's olunacakları güne kadar

    Erhan Aktaş

    Böylece ihmal ettiğim salih dipnot 1 işleri yaparım. Hayır! Kuşkusuz onun söylediği kesinlikle boş bir sözden ibarettir. Onların tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında dipnot 2 bir berzah dipnot 3 vardır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kötülükle mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren, samimi, dürüst ve seçkin.
    2. metne dön, dipnot 2
      Dünyaya dönüşlerini imkansız kılan.
    3. metne dön, dipnot 3
      Engel, perde.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Böylece ihmal ettiğim salih dipnot 1 işleri yaparım. Hayır! Kuşkusuz onun söylediği kesinlikle boş bir sözden ibarettir. Onların tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında dipnot 2 bir berzah dipnot 3 vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kötülüğe karşı mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren, samimi, dürüst ve seçkin.
    2. metne dön, dipnot 2
      Dünyaya dönüşlerini imkansız kılan.
    3. metne dön, dipnot 3
      Engel, perde.

    Gültekin Onan

    "Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde diriltilip kaldırılacaklan güne kadar bir engel (berzah) vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Taki ben zaayi' etdiğim (ömrüm) mukaabilinde iyi amel (ve hareket) de bulunayım". Hayır, onun söylediği bu söz (hakıykatde) boş lafdan ibaretdir, önlerinde ise diriltilib kaldırılacakları güne kadar (kalmalarına mani) bir engel vardır.

    İbni Kesir

    Belki yapmadan bıraktığımı tamamlar ve salih amel işlerim. Hayır, bu söylediği, sadece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında onları geriye dönmekten alıkoyan bir berzah vardır.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Belki geride bıraktıklarımla salih amel işlerim.” Asla, bu onun söylemiş olduğu bir sözden ibarettir. Onların önlerinde de diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.

    Süleyman Ateş

    "Ki terk ettiğim dünyada yararlı bir iş yapayım." Hayır, bu onun söylediği bir sözdür. Önlerinde ta diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    (Döndürün ki) Terk ettiğim dünyada iyi işler yapayım." (Ona) "Hayır, asla!" (denir.) Bu, onun mutlaka söyleyeceği sözdür ama önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Terk ettiğim dünyada belki iyi bir iş yaparım". "Hayır asla; o onun söyleyeceği sözdür. Önlerinde yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır."

    Şaban Britch

    Belki ben, terkettiğim salih amelleri yaparım. Asla, o sadece söyleyenin söylediği (faydasız) bir sözüdür. Onların arkalarında yeniden diriltilecekeri güne kadar bir berzah/ perde vardır.

    Şaban Piriş

    Belki ben, terkettiğim doğru işleri yaparım. Asla, o sadece söyleyenin bir sözüdür. Onların arkalarında yeniden diriltilecekeri güne kadar bir engel vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Döndürün ki, o arkada bıraktığım yerde iyi bir iş yapayım." Hayır, bir kelime ki bu, o söyler onu. Ötelerinde, dirilecekleri güne kadar bir berzah vardır.

  3. Mü'minûn suresi, 101. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 101. ayet. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ

    Diyanet İşleri

    Sur'a üfürüldüğü zaman, (işte) o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.

    Mehmet Okuyan

    Sûr'a üflendiği zaman dipnot 1 artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; dipnot 2 birbirlerini de soramazlar. dipnot 3

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: En‘âm 6:73; Kehf 18:99; Tâhâ 20:102; Neml 27:87; Yâsîn 36:51; Zümer 39:68; Kâf 50:20; Hâkka 69:13; Nebe' 78:18.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu ayet Zuhruf 43:67, Me‘âric 70:11-14 ve ‘Abese 80:34-37. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
    3. metne dön, dipnot 3
      Bu ayet Me‘âric 70:10. ayetle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve kalk borusu çaldığı zaman, artık o gün ne aralarındaki soy yakınlığı işe yarar ne de birbirlerine (olan biteni) sorabilirler.

    Muhammed Esed

    Ve sonra, (kıyamet) suru üflendiği zaman, o Gün artık ne aralarındaki kan bağları işe yarayacaktır ne de birbirlerine (olup biten hakkında) soru sorabileceklerdir.

    Ahmed Hulusi

    Sur'a üflendiğinde (yeni bir ba's için süreç başladığında), o gün aralarında nispetler (beşeri mensubiyetler, akrabalıklar, etiketler; dünyada birbirlerini tanımalarını sağlayan görünümleri) olmayacak! Sualleşmezler de (dünyadaki nispetlere/iletişime göre birbirlerini sormazlar da).

    Ali Bulaç

    Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.

    Ali Özek ve heyeti

    Sûra üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar.

    Ali Rıza Safa

    Boruya üflendiğinde, artık o gün, ne aralarında kan ilişkisi kalacak ne de birbirlerini soracaklar.

    Bayraktar Bayraklı

    Sura üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmayacaktır; birbirlerini de arayıp sormazlar.

    Edip Yüksel

    Boruya üfürüldüğünde o gün artık aralarında akrabalık yoktur ve birbirleriyle de ilgilenemezler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Boruya üfürüldüğünde o gün artık aralarında akrabalık yoktur ve birbirleriyle de ilgilenemezler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sur'a üfrüldüğü zaman, artık o gün ne aralarında soy sop ilişkisi olacak, ne de birbirlerini soracaklar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O vakıt Sur üfürüldü mü artık beyinlerinde o gün ne ensab vardır ne de soruşurlar

    Erhan Aktaş

    Sura üfürüldüğü gün, artık ailenin, akrabanın bir yararı yoktur. Birbirlerinden soramazlar!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sura üfürüldüğü gün, artık ailenin, akrabanın bir yararı yoktur. Birbirlerinden soramazlar!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sura üfürüldüğü gün, artık ailenin, akrabanın bir yararı yoktur. Birbirlerinden yardım da göremezler!

    Gültekin Onan

    Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da.

    Hasan Basri Çantay

    Suur'a üfürüldüğü zaman da artık aralarında o gün (böbürlenecekleri) soyları soplar (ı) olmadığı gibi (birbirinin haalini) de soruşmazlar onlar.

    İbni Kesir

    Sur'a üflendiği zaman; o gün, artık aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez. Birbirlerine bir şey de soramazlar.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sûr’a üflendiği zaman, işte o gün aralarında soy bağı kalmaz, birbirlerine bir şey de soramazlar.

    Süleyman Ateş

    Sur'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında soylar yoktur ve (insanlar, birbirlerine soylarını) sormazlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sura üfürüldüğünde (kalk borusu çaldığında), aralarında ne bir akrabalık bağı kalır ne de birbirlerini arayıp sorarlar.

    Şaban Britch

    Sûr’a üflendiği zaman, işte o gün, aralarında soy bağı kalmaz, birbirlerine birşey de soramazlar.

    Şaban Piriş

    Sur'a üflendiği zaman, işte o gün, aralarında soy bağı kalmaz, birbirlerinden birşey de isteyemezler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sura üfürüldüğünde, aralarında artık soy sop / şuna buna mensup olmalar söz konusu edilemez. Birbirlerini soruşturamazlar da.

  4. Mü'minûn suresi, 102. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 102. ayet. فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ

    Diyanet İşleri

    Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan

    Kimin terazi(de sevap)ları ağır gelirse, işte onlar kurtulanların ta kendileridir.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, kimin (iyilikleri) tartıda ağır gelirse işte kurtuluşa erenler onlar olacaktır.

    Muhammed Esed

    Ve (o Gün, iyi eylem ve davranışları) tartıda ağır gelen kimseler; işte kurtuluşa erişecek olanlar böyleleridir.

    Ahmed Hulusi

    Kimin ölçüm değerleri (tartısı) ağır gelirse, işte onlar kurtulacakların ta kendileridir.

    Ali Bulaç

    Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

    Ali Özek ve heyeti

    Artık kimlerin (sevap) tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

    Ali Rıza Safa

    Artık, kimin tartısı ağır gelirse; kurtuluşa erişenler, işte onlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Sevap tartıları ağır gelenler, işte onlar, mutluluğa erenlerdir.

    Edip Yüksel

    Tartıları ağır gelenler, işte onlar kazanacaklardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Tartıları ağır gelenler, işte onlar kazanacaklardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O zaman her kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar o kurtuluş bulanlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O zaman her kimin tartıları ağır gelirse işte onlar o felah bulanlardır

    Erhan Aktaş

    Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kimlerin tartısı ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    Gültekin Onan

    Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

    Hasan Basri Çantay

    Artık kimin (sevab) tartıları ağır gelirse onlar korkduklarından emin, umduklarına nail olanların ta kendileridir.

    İbni Kesir

    Tartıları ağır gelenler; işte onlar, felaha ermiş olanların kendileridir.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Artık kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

    Süleyman Ateş

    Kimlerin (eylemlerinin) tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    Süleymaniye Vakfı

    Kimin tartıları (sevapları) ağır gelirse işte onlar umduklarına kavuşacaklardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Artık kimin iyilikleri ağır basarsa onlar umduklarına kavuşacaklardır.

    Şaban Britch

    Kimlerin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa ermişlerdir.

    Şaban Piriş

    Kimlerin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa ermişlerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Artık kimin tartıları ağır gelirse onlar kurtulmuş olacaklardır.

  5. Mü'minûn suresi, 103. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 103. ayet. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَٰلِدُونَ

    Diyanet İşleri

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.

    Mehmet Okuyan

    Kimin de terazi(de sevap)ları hafif gelirse, artık onlar kendilerine yazık edenlerdir; (onlar) ebedî cehennemdedir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:8-9; Enbiyâ 21:47; Kâri‘a 101:6-9. Tartıların ağırlığı, iman ve salih amelden oluşur. Hafiflik ise bunların yokluğudur. Aslında Kehf 18:105'te ifade edildiği gibi böyleleri için tartıya bile gerek olmayacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama kiminki de hafif gelirse, cehennemde yerleşip kalmak üzere kendilerini harcayanlar da onlar olacaktır.

    Muhammed Esed

    Ama tartıda hafif çekenlere gelince; işte, cehennemde yerleşip kalmak üzere kendi kendilerine yazık edenler de böyleleridir;

    Ahmed Hulusi

    Kimin ölçüm değerleri hafif gelirse, onlar da nefslerini hüsrana uğratanların ta kendileridir. . . Yanma ortamında sonsuza dek kalırlar!

    Ali Bulaç

    Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.

    Ali Rıza Safa

    Kimin de tartısı az gelirse; kendilerini yitime uğrattıkları için sürekli cehennemde kalacak olanlar, işte onlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Tartıları hafif gelenler, işte onlar, kendilerine yazık edenlerdir; çok uzun süreli cehennemde kalacaklardır.

    Edip Yüksel

    Tartıları hafif gelenler ise, kendilerini zarara soktukları için cehennemde ebedi kalacak olanlardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Tartıları hafif gelenler ise, kendilerini zarara soktukları için cehennemde ebedi kalacak olanlardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kimin de tartıları yeğni (hafif) gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenler ve cehennemde kalacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her kimin de tartıları yeğni gelirse işte onlar kendilerine yazık edenler, Cehennemde kalanlardır

    Erhan Aktaş

    Ve kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir; Cehennem'de sürekli kalıcıdırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir; Cehennem'de sürekli kalıcıdırlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve kimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar kendilerine yazık edenlerdir; Cehennem'de sürekli kalıcıdırlar.

    Gültekin Onan

    Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefslerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.

    Hasan Basri Çantay

    Kimin de tartıları hafif gelirse onlar kendilerine yazık edenlerdir. (Onlar) cehennemde ebedi kalıcıdırlar.

    İbni Kesir

    Kimin de tartıları hafif gelirse; işte onlar, kendilerine yazık edenlerdir, cehennemde ebedi kalırlar.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir. (Çünkü onlar) ebedî Cehennem'dedirler.

    Süleyman Ateş

    Kimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana sokanlar, cehennemde sürekli kalanlardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kimin de iyilikleri hafif gelirse onlar da kendi canlarına zarar vermiş olacaklar, Cehennem'de (cezalarını çekerken) ölmeyeceklerdir.

    Şaban Britch

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini hüsrana uğratanlardır, Cehennem'de ebedi kalacaklardır.

    Şaban Piriş

    Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini hüsrana uğratanlardır, cehennemde ebedi kalacaklardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Tartıları hafif gelenler ise kendilerini kayba uğratanlar, sürekli cehennemde kalanlar olacaklardır.

  6. Mü'minûn suresi, 104. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 104. ayet. تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَٰلِحُونَ

    Diyanet İşleri

    Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Ateş onların suratlarını kavuracak; sırıtan dişleriyle öylece kalakalacaklar.

    Muhammed Esed

    ateş onların yüzlerini kavuracak ve dudakları acıdan çarpılmış olarak orada kalakalacaklar.

    Ahmed Hulusi

    Onların vechlerini o ateş yalar. . . Onların suratları orada azapla gerilip dişleri öne fırlar!

    Ali Bulaç

    Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.

    Ali Özek ve heyeti

    Ateş yüzlerini yakar; orada şuradan çirkin ve gülünç bir halde bulunurlar.

    Ali Rıza Safa

    Ateş yüzlerini kavuracak ve dişleri açılmış biçimde orada kalacaklar.

    Bayraktar Bayraklı

    Ateş onların yüzlerini yakar, dişleri sırıtıp kalır.

    Edip Yüksel

    Onlar orada perişan durumda iken, ateş de yüzlerini yalayacaktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar orada perişan durumda iken, ateş de yüzlerini yalayacaktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Orada dişleri sırıtırken ateş yüzlerini yalar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ateş yüzlerini yalar, o halde ki içinde dişleri sırıtır

    Erhan Aktaş

    Ateş yüzlerini yalar ve onlar, orada acıyla somurtup kalırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ateş yüzlerini yalar ve onlar, orada acıyla somurtup kalırlar."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ateş yüzlerini yalar ve onlar, orada acıyla somurtup kalırlar.

    Gültekin Onan

    Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.

    Hasan Basri Çantay

    (Cehennemin) ateş (i) yüzlerine vurub yakacak, orada onlar, dişleri sırıtıb, kalacakdır.

    İbni Kesir

    Ateş onların yüzlerini yalar, dişleri sırıtıp kalır.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ateş onların yüzlerini bürüyüp, yakar ve (dudakları da yanar da) dişleri sırıtıp öylece kalır.

    Süleyman Ateş

    (Orada onların) yüzlerini ateş yalar. Öyle ki (ateşin) içinde (dehşetten dudakları gerilir de) dişleri açıkta kalır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yüzlerini ateş yalayacak, orada dişleri sırıtır halde olacaklardır.

    Şaban Britch

    Ateş onların yüzlerini bürüyüp, yakar ve (dudakları da yanar da) dişleri sırıtıp öylece kalır.

    Şaban Piriş

    Ateş onların yüzlerini yalayacak ve dişleri sırıtıp kalacaktır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ateş, yüzlerini yalar. Ve onlar da içinde sırıtıp kalacaklar.

  7. Mü'minûn suresi, 105. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 105. ayet. أَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

    Diyanet İşleri

    Allah, "Ayetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?" der.

    Mehmet Okuyan

    Ayetlerim size tilavet edilmemiş (okunup aktarılmamış) mıydı! Siz de onları yalanlamıştınız.

    Mustafa İslamoğlu

    (Allah diyecek ki): "Ayetlerim size okunmamış mıydı? Ama siz onları ısrarla yalanladınız!"

    Muhammed Esed

    (Ve Allah onlara:) "Mesajlarım size ulaştırılmamış mıydı ve siz de onları yalanlayıp durmamış mıydınız?" (diyecek).

    Ahmed Hulusi

    "İşaretlerim size bildirilmedi mi? Ve siz onları yalanlamadınız mı?"

    Ali Bulaç

    Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?

    Ali Özek ve heyeti

    Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?

    Ali Rıza Safa

    "Ayetlerim size okunduğunda, onları yalanlamıyor muydunuz?"

    Bayraktar Bayraklı

    "Size ayetlerim okunurdu da, onları yalanlardınız, değil mi?"

    Edip Yüksel

    Ayetlerim size okunmuyor muydu ve siz de onları yalanlamıyor muydunuz?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ayetlerim size okunmuyor muydu ve siz de onları yalanlamıyor muydunuz?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ayetlerimiz size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz değil mi?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Değil mi idi ayetlerim size okunuyordu siz onları tekzib ediyordunuz?

    Erhan Aktaş

    "Ayetlerim size okunduğunda; onları yalanlayanlar siz değil miydiniz?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ayetlerim size okunduğunda; onları yalanlayanlar siz değil miydiniz?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ayetlerim size okunduğunda; onları yalanlayanlar siz değil miydiniz?

    Gültekin Onan

    Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?

    Hasan Basri Çantay

    (Onlara şöyle denilecek:) Karşınızda ayetlerim okunurken onları tekzib eden siz değil miydiniz?

    İbni Kesir

    Ayetlerim size okunurken, onları yalanlayanlar siz değil miydiniz?

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Ayetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?"

    Süleyman Ateş

    "Ayetlerim size okunurdu da siz onları yalanlardınız değil mi?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah Teala şöyle diyecektir: "yanınızda ayetlerim okunuyordu, siz de onlara karşı yalan söyleyip duruyordunuz; değil mi?"

    Şaban Britch

    Ayetlerim size okunmamış mıydı? Siz de onları yalanlamamış mıydınız?

    Şaban Piriş

    -Ayetlerim size okunmamış mıydı? Siz de onları yalanlamamış mıydınız?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Ayetlerim size okunmadı mı?" Ve siz onları yalanlamıyor muydunuz?"

  8. Mü'minûn suresi, 106. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 106. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ

    Diyanet İşleri

    Onlar da şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk."

    Mehmet Okuyan

    Onlar şöyle demiş (olacak)lardır: "Rabbimiz! Azgınlığımız bize galip geldi; biz bir sapkınlar topluluğuyduk.

    Mustafa İslamoğlu

    "Rabbimiz!" diyecekler, "Talihimiz yaver gitmedi, bu yüzden biz de sapıtan bir güruh olup çıktık!

    Muhammed Esed

    "Ey Rabbimiz!" diye yakaracaklar, "Bize kötü talihimiz galebe çaldı ve biz de bu yüzden eğri yola saptık!

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Rabbimiz! Mutsuzluğa yol açan arzularımız ağır bastı; sapıp kaybolmuş bir topluluk olduk. "

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz."

    Ali Özek ve heyeti

    Derler ki: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi altetti; biz, bir sapıklar topluluğu idik.

    Ali Rıza Safa

    Şöyle diyecekler: "Efendimiz! Azgınlığımız bize üstün geldi; sapkın bir toplum olduk!"

    Bayraktar Bayraklı

    Derler ki: "Ey Rabbimiz! Azgınlığımız bizi yendi; biz, zalimler topluluğu olduk."

    Edip Yüksel

    "Efendimiz" diyecekler, "Bizi talihsizliğimiz yendi; biz sapıtan bir toplum olduk."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Rabbimiz,' diyecekler, 'Bizi talihsizliğimiz yendi; biz sapıtan bir toplum olduk.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derler: "Rabbimiz, bizi azgınlığımız altetti ve biz, sapık bir kavim idik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Rabbımız! derler: bize şekavetimiz galebe etti ve biz bir sapgın bir kavm idik

    Erhan Aktaş

    Dediler ki: "Rabb'imiz! Azgınlığımıza yenilen sapkın bir halktık."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Dediler ki: "Rabb'imiz! Azgınlığımıza yenilen sapkın bir halktık."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Dediler ki: "Rabb'imiz! Azgınlığımıza yenilen sapkın bir topluluktuk."

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz."

    Hasan Basri Çantay

    Dediler (diyecekler): "Ey Rabbimiz, bedbahtlığımız bize galebe etmişdi. Doğru yoldan sapanlar güruhu idik biz".

    İbni Kesir

    Derler ki: Rabbımız, bedbahtlığımız bizi yenmişti. Sapıklar topluluğu olmuştuk.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar şöyle derler: "Rabbimiz! Azgınlığımız bizi yenmişti ve sapık bir kavim olmuştuk."

    Süleyman Ateş

    "Rabbimiz, dediler, bahtsızlığımız bizi yendi. Biz sapık bir topluluk olduk."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Diyecekler ki, "Rabbimiz! Azgınlığımıza yenik düşmüş, yoldan çıkmış bir topluluk haline gelmiştik.

    Şaban Britch

    Onlar da: Rabbimiz! Azgınlığımız bizi yendi ve sapık bir kavim olduk.

    Şaban Piriş

    Onlar da: -Rabbimiz. İsyankarlığımız bizi yendi ve sapık bir kavim olduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Derler ki: "Rabbimiz, bahtsızlığımız bize baskın çıktı. Sapıp gitmiş bir topluluk olduk biz."

  9. Mü'minûn suresi, 107. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 107. ayet. رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَٰلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz."

    Mehmet Okuyan

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar! Bir daha (yaptıklarımıza) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız."

    Mustafa İslamoğlu

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar! Eğer tekrar dönersek, o zaman anlaşılır ki bizler gerçekten zalimleriz!

    Muhammed Esed

    Ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar, eğer tekrar (günaha) dönersek, o zaman, gerçekten zalim kimseler oluruz!"

    Ahmed Hulusi

    "Rabbimiz. . . Çıkar bizi oradan. . . Eğer döner (aynısını yapar) isek, muhakkak biz zalimleriz. "

    Ali Bulaç

    "Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz."

    Ali Özek ve heyeti

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha (ettiklerimize) dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız.

    Ali Rıza Safa

    "Efendimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer yine dönersek; kuşkusuz, artık haksızlık yapanlar arasında oluruz!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar! Eğer, bir daha ettiklerimize dönersek, artık belli ki biz zalim insanlarız."

    Edip Yüksel

    "Efendimiz, bizi buradan çıkar. Eğer (eski durumumuza) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer (eski durumumuza) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Rabbimiz, çıkar bizi buradan; döner bir daha yaparsak şüphesiz ki biz zalimleriz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ey bizim rabbımız! çıkar bizleri bundan, döner bir daha edersek her halde bizler zalimiz

    Erhan Aktaş

    "Rabb'imiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak zalim olduğumuz kesinleşmiş olur."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak zalim olduğumuz kesinleşmiş olur."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Rabb'imiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak zalim olduğumuz kesinleşmiş olur."

    Gültekin Onan

    "Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz."

    Hasan Basri Çantay

    "Ey Rabbimiz, bizi buradan çıkar. Eğer (yine küfre) dönersek artık hiç şübhesiz ki biz zaalimlerizdir".

    İbni Kesir

    Rabbımız, bizi buradan çıkar, tekrar dönersek doğrusu zulmetmiş oluruz.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Rabbimiz! "Bizi ateşten çıkar. Eğer (sapıklığa) tekrar dönersek, biz gerçekten kendimize zulmetmiş oluruz." derler.

    Süleyman Ateş

    "Rabbimiz, bizi bundan çıkar. Eğer bir daha (yaptığımız kötü işlere) dönersek artık biz gerçekten zalimleriz."

    Süleymaniye Vakfı

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Aynısını bir daha yaparsak gerçekten yanlış yapan kimseler oluruz."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer aynı şeyi bir daha yaparsak demek ki, gerçekten zalim kimseleriz."

    Şaban Britch

    Rabbimiz! Bizi ateşten çıkar. Eğer (sapıklığa) tekrardan dönersek, biz gerçekten zalimleriz, derler.

    Şaban Piriş

    Rabbimiz, bizi ateşten çıkar. Eğer yine dönersek, biz gerçekten zalimleriz, derler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Rabbimiz, çıkar bizi oradan. Eğer bir daha aynısını yaparsak, gerçekten zalimler olacağız."

  10. Mü'minûn suresi, 108. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 108. ayet. قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

    Diyanet İşleri

    Allah, "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.

    Mustafa İslamoğlu

    (Allah) diyecek ki: "Kalın tıkıldığınız yerde ve bana cevap yetiştirmeyin!

    Muhammed Esed

    (Fakat Allah onlara:) "Kalın kaldığınız yerde (bu bayağılığınızla)! Ve Benimle bir daha asla konuşmayın!" diyecek.

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Sinin orada. . . Bana da yönelmeyin!"

    Ali Bulaç

    Der ki: "Onun içine sinin ve benimle söyleşmeyin."

    Ali Özek ve heyeti

    Buyurur ki: Alçaldıkça alçalın orada! Bana karşı konuşmayın artık!

    Ali Rıza Safa

    Şöyle diyecek: "Orada kalın ve Bana söylemeyin!"

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, "Sinin orada! Benimle konuşmayın!" diyecek.

    Edip Yüksel

    Diyecek ki, "Sinin orada, benimle konuşmayın."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Diyecek ki, 'Sinin orada, benimle konuşmayın.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah buyurur: "Orada sinin, Bana birşey söylemeyin!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Buyurur ki sinin orada, söylemeyin bana

    Erhan Aktaş

    Dedi ki: "Sinin orada! Ben'den boşuna bir şey istemeyin!"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Dedi ki: "Sinin orada! Ben'den boşuna bir şey istemeyin!"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Dedi ki: "Sinin orada. Ben'den boşuna bir şey istemeyin."

    Gültekin Onan

    Der ki: "Onun içine sinin ve benimle söyleşmeyin."

    Hasan Basri Çantay

    (Şöyle) buyurdu (buyuracak): "Yıkılıb gidin içerisine! Bana (bir şey) söylemeyin".

    İbni Kesir

    Buyurdu ki: Yıkılıp gidin içerisine. Benimle konuşmayın.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Allah) "Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!" der.

    Süleyman Ateş

    Buyurdu ki: "Sinin orada, bana bir şey söylemeyin!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah diyecek ki, "Yığılın olduğunuz yere; benimle konuşmayın."

    Şaban Britch

    Allah, aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın! der.

    Şaban Piriş

    -Kesin sesinizi, orada, benimle konuşmayın.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Buyurur: "Yıkılıp gidin oraya, konuşmayın benimle!"

  11. Mü'minûn suresi, 109. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 109. ayet. إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Kullarımdan, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" diyen bir grup var idi.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki kullarımdan bir grup, ‘Rabbimiz! İman ettik, bizi affet; bize merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın' demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Çünkü kullarımın arasında bir gurup vardı. Onlar "Rabbimiz! Biz iman ettik: o halde bizi bağışla, bize merhamet et! Zira merhametlilerin en hayırlısı Sensin!" diyorlardı.

    Muhammed Esed

    "Bakın, kullarımın arasında, 'Ey Rabbimiz! Biz (Sana) inandık; öyleyse, bizim günahlarımızı bağışla ve bize acı, çünkü gerçek acıyan(ımız), esirgeyen(imiz) Sensin! diyenler de vardı;

    Ahmed Hulusi

    "Gerçek şu ki kullarımdan bir kısmı: 'Rabbimiz, iman ettik. . . Bizi mağfiret et ve bize rahmet et. . . Sen Rahıym olanların en hayırlısısın' derlerdi (de). . . "

    Ali Bulaç

    "Çünkü gerçekten benim kullarımdan bir grup: "Rabbimiz, iman ettik, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de,"

    Ali Özek ve heyeti

    Zira kullarımdan bir zümre: Rabbimiz! Biz iman ettik; öyle ise bizi affet; bize acı! Sen, merhametlilerin en iyisisin, demişlerdi.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, kullarımın arasından bir küme; ‘Efendimiz; inandık! Artık, bizi bağışla ve bize merhamet et. Çünkü Sen, merhamet edenlerin en iyisisin!' diyorlardı!"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Çünkü kullarımdan bir topluluk, 'Ey Rabbimiz! İnandık; bizi bağışla, bize merhamet et, sen çok merhametlisin' derdi de siz ise onlarla dalga geçerdiniz. Öyle ki, bu tavrınız size beni anmayı unutturmuştu. Siz onların yaptıklarına gülüyordunuz."

    Edip Yüksel

    "Kullarımdan bir grup, ‘Efendimiz, gerçeği onayladık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.' derdi."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Kullarımdan bir grup, 'Rabbimiz, inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.' derdi.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Çünkü Kullarımdan: "Ey Rabbimiz, iman ettik; bizi bağışla, bize acı; Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" diyenler vardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    çünkü kullarımdan bir fırka vardı "rabbena amenna fağfirlena verhamna ve ente hayrurrahimin" diyorlardı da

    Erhan Aktaş

    Gerçek şu ki, kimi kullarım: "Rabb'imiz! Biz iman ettik; bizi bağışla, bize merhamet et, merhametlilerin en iyisi sensin." diyorlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gerçek şu ki, kimi kullarım: "Rabb'imiz! Biz iman ettik; bizi bağışla, bize merhamet et, merhametlilerin en iyisi sensin." diyorlardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçek şu ki, kimi kullarım: "Rabb'imiz! Biz iman ettik; bizi bağışla, bize merhamet et, merhametlilerin en iyisi sensin." diyorlardı.

    Gültekin Onan

    "Çünkü gerçekten benim kullarımdan bir grup: "Rabbimiz, inandık, sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın" derlerdi de,"

    Hasan Basri Çantay

    Çünkü kullarımdan bir zümre vardır ki onlar: "Ey Rabbimiz, iman etdik. Bizi yarlığa, bizi esirge. Sen esirgeyenlerin en hayırlısısın" derlerken,

    İbni Kesir

    Çünkü kullarımdan bir zümre vardı ki, onlar: Rabbımız, inandık, artık bağışla bizi, merhamet et bize. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, diyordu.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gerçek şu ki kullarımdan: “Rabbimiz, iman ettik, bize mağfiret ve rahmet buyur. Sen rahmet edenlerin hayırlısısın, diyen bir topluluk vardı.

    Süleyman Ateş

    "Zira kullarımdan bir zümre: 'Rabbimiz inandık, bizi bağışla, bize acı, sen acıyanların en hayırlısısın' dedikleri için"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Kullarımdan bir takımı şöyle dua ederlerdi: "Rabbimiz! Bizi bağışla, bize ikram et, sen ikram edenlerin en iyisisin."

    Şaban Britch

    Çünkü kullarımdan bir grup: Rabbimiz, iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et, merhamet edenlerin en hayırlısı sensin, derlerdi.

    Şaban Piriş

    Çünkü kullarımdan bir grup: -Rabbimiz, iman ettik, bizi bağışla, bize merhamet et, merhamet edenlerin en hayırlısı sensin! derlerdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kullarımdan bir zümre "Rabbimiz, inandık; affet bizi, acı bize, sen merhametlilerin en hayırlısısın" diyorken,

  12. Mü'minûn suresi, 110. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 110. ayet. فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ

    Diyanet İşleri

    Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.

    Mehmet Okuyan

    İşte siz onlarla alay etmiştiniz; sonunda (bu alaycılığınız) size beni anmayı unutturdu; onlara gülüyordunuz. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Necm 53:61; Mütaffifûn 83:29.

    Mustafa İslamoğlu

    Ne varki siz onlarla alay ettiniz. En sonunda onlar(la alayınız) size beni hatırlamayı unutturdu; üstelik bir de onların halini gülünç buluyordunuz.

    Muhammed Esed

    fakat siz onları alay konusu yaptınız; öyle ki, bu sonunda size Beni anmayı büsbütün unutturdu; çünkü hep gülüp durdunuz onlara.

    Ahmed Hulusi

    "Siz onları alaya aldınız! Hatta (bu haliniz) Zikrimi (hakikatinizdeki varlığımı hatırlamayı) size unutturdu! Siz onlara gülüyordunuz. "

    Ali Bulaç

    "Siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz."

    Ali Özek ve heyeti

    İşte siz onları alaya aldınız; sonunda onlar (ile alay etmeniz) size beni yâdetmeyi unutturdu, siz onlara gülüyordunuz.

    Ali Rıza Safa

    "Onlarla alay ediyordunuz. Öyle ki, Benim Öğretimi size unutturdu; onlara hep gülüyordunuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Çünkü kullarımdan bir topluluk, 'Ey Rabbimiz! İnandık; bizi bağışla, bize merhamet et, sen çok merhametlisin' derdi de siz ise onlarla dalga geçerdiniz. Öyle ki, bu tavrınız size beni anmayı unutturmuştu. Siz onların yaptıklarına gülüyordunuz."

    Edip Yüksel

    "Sizse onları alaya aldınız ve onlar yüzünden beni anmayı unuttunuz. Onlara gülüp duruyordunuz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Sizse onları alaya aldınız ve onlar yüzünden beni anmayı unuttunuz. Onlara gülüp duruyordunuz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Siz, onlarla alay ettiniz, hala Beni anmayı size unutturdular, onlara öyle gülüyordunuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    siz onları maskara yerine tuttunuz, hatta size benim yadımı unutturdular, onlara öyle gülüyordunuz

    Erhan Aktaş

    "Siz ise onları alaya aldınız; öyle ki Benim öğütlerimi kulak ardı ettiniz. Onların haline gülüyordunuz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Siz ise onları alaya aldınız; öyle ki Benim öğütlerimi kulak ardı ettiniz. Onların haline gülüyordunuz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Siz ise onları alaya aldınız; öyle ki benim öğütlerimi kulak ardı ettiniz. Onların haline gülüyordunuz.

    Gültekin Onan

    "Siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz."

    Hasan Basri Çantay

    Siz onları eğlence edindiniz. Hatta bu, beni hatırlamayı size unutdurdu. Siz onlara (istihza ile) gülüyordunuz.

    İbni Kesir

    Siz ise, onları alaya alıyordunuz. Öyle ki size Benim zikrimi unutturdular. Ve siz, onlara hep gülüyordunuz.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Siz ise onları alaya almıştınız. O kadar ki, onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.

    Süleyman Ateş

    "Siz onlarla alay ettiniz, (sürekli onlarla uğraştığınız için onlar) size beni anmayı unutturdular. Siz daima onlara gülüyordunuz."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Siz de onları işletirdiniz; öyle ki, onlar size, beni hatırlamayı unutturmuştu. Onlara gülüp duruyordunuz.

    Şaban Britch

    Sizse onları alaya aldınız. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.

    Şaban Piriş

    Siz ise size benim zikrimi unutturana kadar onlarla alay ederdiniz. Siz onlara gülerdiniz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Siz onları alaya aldınız. Öyle ki, zikrimi/Kur'anımı size unutturdular. Siz onlara hep gülüyordunuz.

  13. Mü'minûn suresi, 111. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 111. ayet. إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ

    Diyanet İşleri

    Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükafatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki bugün ben de onlara, (dünyada) sabretmelerinin karşılığını verdim; şüphesiz ki onlar başaranlardır." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada yer alan [bimâ saberû] ifadesi, mahşerdeki ödüllerin dünyadaki fedakârlıkların karşılığında olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre [sabır] "sebep", kurtuluş ve ödül ise "sonuç"tur. Yüce Allah inkârcıların dünyada alay edip kendilerine güldükleri bu müminleri dünya hayatlarındaki sabırları, kararlılıkları ve inkârcılara karşı dik duruşları sebebiyle mahşerde ödüllendirdiğini ve azaptan kurtulduklarını inkarcı muhataplarına bildirecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bakın işte, sabırlarından dolayı onları bugün ödüllendirdim: şüphesiz ki gerçek başarıya erenler işte onlardır.

    Muhammed Esed

    (Ama,) bakın, güçlüklere göğüs germelerinden ötürü bugün onları mükafatlandırdım: işte, bahtiyar olacak olanlar böyleleridir!"

    Ahmed Hulusi

    "Muhakkak ki sabretmelerinin karşılığını onlara bugün Ben verdim. . . Ki onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. "

    Ali Bulaç

    "Bugün ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir."

    Ali Özek ve heyeti

    Bugün ben onlara, sabrettiklerinin karşılığını verdim; onlar, hakikaten muratlarına erenlerdir.

    Ali Rıza Safa

    "Kuşkusuz, dirençli olmalarının karşılığını, bugün onlara verdim. Aslında, başarıya erişenler onlardır!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bugün ben onları, sizin zulümlerinize sabretmelerinden dolayı kurtuluşla ödüllendirdim."

    Edip Yüksel

    "Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Kazananlar işte bunlardır."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Kazananlar işte bunlardır.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte Ben onlara sabretmelerine karşılık bugün bu mükafatı verdim. Murada erenler onlardır, onlar!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İşte onlara ben sabretmelerine mukabil bu gün bu mükafatı verdim, onlardır onlar, murada erenler

    Erhan Aktaş

    "Gerçek şu ki, bugün onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Onlar kazançlı çıkanlardır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçek şu ki, bugün onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Onlar kazançlı çıkanlardır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçek şu ki, bugün onlara size sabretmelerinin karşılığını verdim. Onlar kazançlı çıkanlardır.

    Gültekin Onan

    "Bugün ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir."

    Hasan Basri Çantay

    Ben (sizin o istihza ve ezalarınıza) sabr (ve tehammül) etdiklerine mukaabil bugün onları (mü'minleri) mükafatlandırdım. Şübhesiz ki onlar muradlarına erenlerin ta kendileridir.

    İbni Kesir

    Sabrettiklerinden dolayı bugün onları mükafatlandırdım. Doğrusu onlar, kurtuluşa erenlerin kendileridir.

    Mehmet Alagaş

    (93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111) Deki Rabbim; vaat ettiğini bana göstereceksen eğer, beni zalim kavimin içinde bulundurma , muhakkak ki biz onlara vaat ettiğimizi sana göstermeye kâdiriz. (Ama sen yine de böyle dua et) İyilikle, kötülüğü defet , b iz onların vasıflandırmalarını biliyoruz , De ki Rabbim Şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım , s ana, hazırlanmış ol arak getirilmekten yine sana sığınırım (Azaba götürüleceklerin hazır edilmesi) Onlardan birine ölüm geldiğinde, derki Rabbim beni geri gönder , böylelikle bende terk ettiğim salih ame lleri işleyeyim, Hayır Asla! Kesinlikle onun söylediği boş bir kelimedir (K-V-L: Kalıcı etkili olmayan söz, kavil, K-L-M: Kalıcı etkili söz Kelam) Onun arkalarında ise tekrar diriliş gününe kadar bir engel / berzah vardır. Sur’a üfürüldüğü vakit, o gün aralarında soy bağı kalmaz ve birbirlerini sorup soruşturamazlar, k imin tartısı ağır ise işte onlar kurtuluşa erenlerdir. (Felah için yarıp çıkmak anlamından kaynaklı kurtuluş denmiştir) Kimin de tartısı hafif ise işte onlar nefislerini hasara uğrattılar, cehennemde kalıcıdırlar, yüzlerine ateş çarpar ve onlarda (eti yanmış dişleri ile ) sırıtık vaziyettedirler, Ayetlerim okunurken onları yalanlayanlar siz değil miydiniz? Dediler ki Rabbimiz bizi bahtsızlığımız (mutluğun zıddı) yendi / galip geldi , Rabbimiz bundan bizi sen çıkar , eğer tekrar geri (inkara) dönersek zalimleriz diye söylediler. Dedi ki orada sinin ses çıkarmayın ve benle kelam etmeyin, Kullarımdan bir fırka / bölüm vardı ki diyorlardı “Rabbimiz! Biz iman ettik bağışla bizi, merhamet et bize, sen merhametlilerin en merhametlisisin” onları dahi alay konusu ettiniz, beni hatırl amayı unuttunuz ve onlara da gülüyordunuz. Ben de onlara sabırlarından dolayı kesinlikle karşılıklarını verdim, işte onlar kazananlardır / başarıya erenlerdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bugün sabrettikleri için onları ödüllendirdim. İşte, asıl kurtuluşa ermiş olanlar onlardır.

    Süleyman Ateş

    "Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim; onlar (evet) işte kurtulup murada erenler onlardır."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sabır göstermelerine karşılık ben de bugün onları ödüllendirdim. Başaranlar onlar oldu.

    Şaban Britch

    Bugün sabrettikleri için onları ödüllendirdim. Kurtuluşa ermiş olanlar, işte onlardır.

    Şaban Piriş

    Bugün sabrettikleri için onları ödüllendirdim. Kurtuluşa ermiş olanlar, işte onlardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bugün onlara ben, sabretmiş olmalarının karşılığını verdim. Başarıya erip kurtulanlar, onlardır.

  14. Mü'minûn suresi, 112. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 112. ayet. قَٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Allah, (inkarcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye sorar.

    Mehmet Okuyan

    (Allah, inkârcılara) "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye soracaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    (Allah azaptakilere) diyecek ki: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?"

    Muhammed Esed

    (Ve Allah, azaptakilere:) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye soracak.

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Arz içinde (beden yaşamında) kaç sene kaldınız?"

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?"

    Ali Özek ve heyeti

    (Allah inkarcılara) «Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?» diye sorar.

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?"

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, onlara "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar.

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Yeryüzünde kaç sene kaldınız?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? diye soracak Allah

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Arzda seneler sayısı ne kadar kaldınız? Buyurur

    Erhan Aktaş

    Allah: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah: "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?"

    Hasan Basri Çantay

    Buyurdu (buyuracak) "Yerde kaç yıl kaldınız"?

    İbni Kesir

    Buyurdu ki: Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Siz yeryüzünde kaç yıl kaldınız” diyecek.

    Süleyman Ateş

    Ve buyurdu: "Yeryüzünde yıllar sayısınca ne kadar kaldınız?"

    Süleymaniye Vakfı

    Allah "Yeryüzünde kaç sene kaldınız?" diye soracak.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah onlara, "siz yeryüzünde yıl sayısı olarak ne kadar kaldınız?" diye soracak; onlar da

    Şaban Britch

    Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? dedi.

    Şaban Piriş

    -Yeryüzünde kaç yıl kaldınız? dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Buyurur: "Yeryüzünde yıllar sayısıyla ne kadar kaldınız?"

  15. Mü'minûn suresi, 113. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 113. ayet. قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ

    Diyanet İşleri

    Onlar, "Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor" derler.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar cevap verecekler: "Bir gün ya da bir günden daha az; istersen bunu sayı bilenlere sor!"

    Muhammed Esed

    "Orada bir gün kaldık, yahut bir günden daha az; bunu (zamanı) saymasını bilenlere sor..." diye cevap verecekler.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Bir gün ya da günün birazı kaldık. . . Sayanlara sor!"

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor."

    Ali Özek ve heyeti

    «Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte sayanlara sor» derler.

    Ali Rıza Safa

    Dediler ki: "Bir gün veya bir günden daha az; sayanlara sor!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte, sayanlara sor!" derler.

    Edip Yüksel

    "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Sayanlara sor" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Sayanlara sor,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar: "Bir gün veya bir günün bir kısmı, sayanlara sor." derler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir gün veya bir günün birazı, sayanlara sor derler

    Erhan Aktaş

    "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Hesabını tutanlara sor!" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Hesabını tutanlara sor!" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Hesabını tutanlara sor!" dediler.

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor."

    Hasan Basri Çantay

    Dediler (diyecekler): "Bir gün, yahud bir günün bir kısmı (müddetle) kaldık. Sayanlara sor şimdi".

    İbni Kesir

    Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor, dediler.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar: “Bir gün yahut bir günün bir bölümü kadar eğlendik. Haydi sayanlara sor” diyecekler.

    Süleyman Ateş

    "(Herhalde) Bir gün, yahut günün bir kısmı kadar kaldık; sayanlara sor", dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar: "Bir gün ya da günün bir kısmı kadar kaldık; onu sayanlara sor" derler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Ya bir gün, ya da günün bir kısmı kadar kaldık; onu sayanlara sorabilirsin" diyeceklerdir.

    Şaban Britch

    Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık, sayanlara sor, dediler.

    Şaban Piriş

    -Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık, sayanlara sor dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Derler: "Bir gün yahut günün bir kısmı kadar; sayanlara sor."

  16. Mü'minûn suresi, 114. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 114. ayet. قَٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Allah, şöyle der: "Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız."

    Mehmet Okuyan

    (Allah) şöyle buyuracaktır: "Sadece az bir süre kaldınız; keşke (bunu) bilmiş olsaydınız!

    Mustafa İslamoğlu

    (Allah şöyle diyecek): "Yalnızca kısa bir süre kaldınız: Keşke siz, bunu olsun bilseydiniz!"

    Muhammed Esed

    (Bunun üzerine, Allah:) "Orada sadece az bir vakit kaldınız; bunu bir bilseydiniz!

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Ancak az (bir süre) kaldınız, eğer gerçekten bilseydiniz!"

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,"

    Ali Özek ve heyeti

    Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu) bilmiş olsaydınız!

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Birazcık kaldınız; aslında, bir bilseydiniz!"

    Bayraktar Bayraklı

    Allah şöyle buyurur: "Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz bunu bilmiş olsaydınız."

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Siz gerçekten çok kısa bir süre kaldınız, keşke bilseydiniz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Siz gerçekten çok kısa bir süre kaldınız, keşke bilseydiniz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah buyuruyor ki: "Bilmiş olsanız, gerçekten pek az kaldınız."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Buyurur ki bilmiş olsanız cidden pek az kaldınız

    Erhan Aktaş

    "Sadece az bir süre kaldınız. Keşke o zaman bunu kavramış olsaydınız." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Sadece az bir süre kaldınız. Keşke o zaman bunu kavramış olsaydınız." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Çok az bir süre kaldınız. Keşke o zaman bunu kavramış olsaydınız." dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,"

    Hasan Basri Çantay

    Buyurdu (buyuracak) ki: "Az bir zamandan (fazla) kalmadınız! (Cehennemde kalacağınız ebedi zamanları) hakıykaten bir bilseydiniz".

    İbni Kesir

    Buyurdu ki: Çok az bir süre kaldınız. Keşki bilseydiniz.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Buyurdu ki: “Siz ancak az bir süre eğlendiniz. Eğer gerçekten bilmiş olsaydınız.

    Süleyman Ateş

    Buyurdu ki: "Sadece az bir zaman kaldınız, keşke bilseydiniz!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah; "Evet pek az kaldınız, keşke bunu o zaman bilseydiniz" diyecektir.

    Şaban Britch

    Çok az bir süre kaldınız, dedi. Keşke bilseydiniz.

    Şaban Piriş

    -Çok az bir süre kaldınız, keşke bilseydiniz dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Buyurdu: "Sadece birazcık kaldınız. Keşke biliyor olsaydınız."

  17. Mü'minûn suresi, 115. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 115. ayet. أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

    Diyanet İşleri

    "Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Mehmet Okuyan

    Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve şüphesiz ki huzurumuza döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Kıyâmet 75:36. Yüce Allah mahşerde cehennem azabına atacağı inkârcılara hitap edeceğini ve yaratılışın anlam ve amaçtan yoksun olmadığını hatırlatacağını haber vermektedir. Buna göre "insanların abes olsun diye yaratılıp mahşerde Yüce Allah'a sunulmayacakları" inanışı eleştirilmekte ve reddedilmektedir. Yaratılışın anlamsız ve amaçsız olmadığıyla ilgili benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:191; En‘âm 6:73; Yûnus 10:5; İbrâhîm 14:19; Hicr 15:85; Nahl 16:3; Enbiyâ 21:16; ‘Ankebût 29:44; Rûm 30:8; Sâd 38:27; Zümer 39:5; Duhân 44:38-39; Câsiye 45:22; Ahkâf 46:3; Teğâbun 64:3.

    Mustafa İslamoğlu

    Şimdi Bizim sizi boş yere ve amaçsız yarattığımız; dahası (hesap vermek için) Bize döndürülmeyeceğinizi sanıyorsunuz, öyle mi?

    Muhammed Esed

    Sizi boş ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı ve Bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyordunuz?"

    Ahmed Hulusi

    "Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten bize rücu ettirilmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Ali Bulaç

    "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?"

    Ali Özek ve heyeti

    Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?

    Ali Rıza Safa

    "Sizi boş yere yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Bayraktar Bayraklı

    "Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Edip Yüksel

    "Sizi boş yere yarattığımızı ve bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Sizi boş yere yarattığımızı ve bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa siz, Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya zannettiniz mi ki biz, sizi sırf bir abes yarattık? ve siz, bize irca' edilmiyeceksiniz?

    Erhan Aktaş

    "Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Gültekin Onan

    "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?"

    Hasan Basri Çantay

    "Ya sizi ancak boş yere yaratdığımızı ve sizin hakıykaten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız"?

    İbni Kesir

    Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize hiç döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sizi, boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

    Süleyman Ateş

    "Bizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ne zannetmiştiniz, sizi boşuna mı yaratmıştık; huzurumuza gelmeyecek miydiniz?"

    Şaban Britch

    Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

    Şaban Piriş

    Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"

  18. Mü'minûn suresi, 116. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 116. ayet. فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ

    Diyanet İşleri

    Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O'ndan başka hiç ilah yoktur. O, şerefli ve yüce Arş'ın Rabbidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama bakın, Allah (sizin tasavvur ettiğinizden) çok daha yüce ve uludur; mutlak otorite ve aşkın gerçeklik sahibidir; O'ndan başka ilah yoktur, sınırsız lütuf ve merhamet tahtının da Rabbidir.

    Muhammed Esed

    Öyleyse, artık (bilin ki) Allah yüceler yücesidir; mutlak hüküm ve egemenlik sahibidir; nihai gerçektir; O'ndan başka tanrı yoktur; çok yüce, çok cömert hükümranlık makamının sahibi O'dur!

    Ahmed Hulusi

    Melik ve Hak olan Allah pek yücedir! Tanrı yoktur, sadece "HU"! Keriym Arş'ın Rabbidir.

    Ali Bulaç

    Hak melik olan Allah pek yücedir, Ondan başka ilah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Kendisinden başka ilâh olmayan gerçek hükümdar, şerefi büyük Arşın Rabbi olan Allah çok yücedir.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek Olan Egemen Allah, Yüceler Yücesidir. O'ndan başka Tanrı yoktur. Onurlu Egemen Erkin Efendisidir!

    Bayraktar Bayraklı

    Allah yüceler yücesi, mutlak hüküm ve egemenlik sahibidir. Nihai gerçektir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, hükümranlık tahtının sahibidir.

    Edip Yüksel

    Gerçek Yönetici olan ALLAH çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur ve O, cömert yönetimin Efendisidir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gerçek Yönetici olan ALLAH çok yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur ve O, cömert yönetimin Rabbidir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Demek ki Allah, o hak padişah yüksek, çok yüksek! Başka tanrı yoktur; ancak O vardır. O, şanlı Arş'ın sahibidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Demek ki Allah, o hak padişah yüksek çok yüksek, başka tanrı yok ancak o, o Arşı kerimin rabbı

    Erhan Aktaş

    "Şunu bilin ki, gerçek egemenlik sahibi olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O şerefli arşın dipnot 1 Rabb'idir."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arş, egemenlik ve güç makamı demektir. Tüm evrenin tek ve mutlak sahibi, tek yöneticisi, tek hükümranı ve gücü.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Şunu bilin ki, gerçek egemenlik sahibi olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O şerefli arşın dipnot 1 Rabb'idir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arş, egemenlik ve güç makamı demektir. Tüm evrenin tek ve mutlak sahibi, tek yöneticisi, tek hükümranı ve gücü.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Şunu bilin ki, gerçek egemenlik sahibi olan Allah, çok yücedir. O'ndan başka ilah yoktur. O şerefli arşın dipnot 1 Rabb'idir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Evrenin yöneticisi, düzenleyicisi, koruyucusu ve egemeni.

    Gültekin Onan

    Hak melik olan Tanrı pek yücedir, O'ndan başka tanrı yoktur; Kerim olan arşın rabbidir.

    Hasan Basri Çantay

    (Kayıdsız şartsız) mülk (ve tasarruf) ancak kendi hakkı olan Allah (böyle abes ve zatine yakışmayacak şeylerden) çok yücedir. Ondan başka hiçbir Tanrı yokdur. Arş-ı kerimin Rabbidir (O).

    İbni Kesir

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O'ndan başka hiç bir tanrı yoktur ve O, yüce Arş'ın Rabbıdır.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gerçek hükümdar olan Allah yüksektedir, yücedir. O’ndan başka hiç (hak) ilah yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.

    Süleyman Ateş

    Hak padişah olan Allah, pek yücedir. O'ndan başka tanrı yoktur. O, Kerim Arş'ın sahibidir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gerçek sultan olan Allah pek yücedir. Ondan başka ilah yoktur. O, değerli Arşın(yönetimin) sahibidir.

    Şaban Britch

    Hak mülk sahibi olan Allah, herşeyden üstündür. Kerim olan arşın Rabbinden başka hak ilah yoktur.

    Şaban Piriş

    Kendisinden başka ilah olmayan, gerçek hükümdar, şerefli tahtın Rabbi olan Allah, çok yücedir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yücelerden yücedir, o hak padişah olan Allah! İlah yok O'ndan başka. O şanlı arşın Rabbidir O!

  19. Mü'minûn suresi, 117. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 117. ayet. وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَٰفِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı halde Allah ile birlikte başka bir ilaha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kafirler asla kurtuluşa eremezler.

    Mehmet Okuyan

    Kim Allah ile birlikte başka bir ilaha yalvarırsa -ki bu kişinin hiçbir delili yoktur- o kimsenin hesabı ancak Rabbinin katındadır. Şüphesiz ki kâfirler kurtulamayacaklardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Şu halde her kim, konu hakkında hiç bir ikna edici delili olmadan Allah'la beraber başka bir ilaha dua ederse, iyi bilsin ki bunun hesabı Rabbinin huzurunda mutlaka görülecektir: şu kesin ki, inkar edenler asla kurtuluşa eremeyecekler.

    Muhammed Esed

    Öyleyse artık, kim ki, hakkında hiçbir delile sahip olmadığı halde Allah'la beraber başka bir tanrıya yakarırsa bunun hesabını Rabbinin katında mutlaka verecektir; (ve) şüphesiz, hakkı böylece inkar etmiş olanlar asla kurtuluşa, esenliğe erişemeyeceklerdir!

    Ahmed Hulusi

    Kim Allah ile yanı sıra başka tanrıya yönelirse -ki o konuda hiçbir kanıtı olamaz- onun getirisi ancak Rabbinin indindedir. . . Muhakkak ki hakikat bilgisini inkar edenler kurtuluşa eremezler!

    Ali Bulaç

    Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler.

    Ali Özek ve heyeti

    Kim Allah ile beraber, varlığına hiçbir delil bulunmayan başka bir ilâha ibadet ederse, onun hesabı Rabbi yanındadır. Gerçek şudur ki, kâfirler asla iflah olmayacaktır.

    Ali Rıza Safa

    Hakkında hiçbir kanıtı olmamasına karşın, Allah ile birlikte başka tanrılara da kim yakarışlarda bulunursa; artık onun hesabı, Efendisinin katındadır. Kuşkusuz, nankörlük edenler, kurtuluşa erişemezler.

    Bayraktar Bayraklı

    Kim, hakkında hiçbir delile sahip olmadığı halde Allah ile beraber başka bir tanrıya taparsa, bunun hesabını Rabbinin huzurunda verecektir. Gerçek şu ki, kafirler kurtuluşa eremezler.

    Edip Yüksel

    Her kim ALLAH'la birlikte, hiçbir delile sahip olmayan başka bir tanrıya da hizmet ederse, onun hesabı Efendisinin katındadır. Kuşkusuz kafirler başaramazlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her kim ALLAH'la birlikte, hiç bir delile sahip olmayan başka bir tanrıya da kulluk ederse, onun hesabı Rabbinin katındadır. Kuşkusuz kafirler başaramazlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kim Allah ile birlikte başka bir tanrı olduğunu iddia ederse, onun bu hususta hiçbir delili yoktur ve onun hesabı Rabbinin katında görülecektir ancak! Gerçek şu ki, kafirler kurtuluşa eremezler!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve her kim Allahın beraberinde diğer bir tanrı da'va ederse onun ona hiç bir bürhanı yoktur ve ancak rabbının ındinde hisabı vardır, hak bu ki kafirler felah bulmazlar

    Erhan Aktaş

    Her kim, hakkında hiçbir burhan dipnot 1 olmadığı halde, Allah'ın yanı sıra başka bir ilahtan istekte bulunursa, bilsin ki onun hesabı yalnızca Rabb'ine aittir. Kuşku yok ki Kafirler kurtuluşa eremezler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlahi rehberlik. Allah'tan kesin doğruları ortaya koyan yol gösterici.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Her kim, hakkında hiçbir burhan[1] olmadığı halde, Allah'ın yanı sıra başka bir ilahtan istekte bulunursa, bilsin ki onun hesabı yalnızca Rabb'ine aittir. Kuşku yok ki Kafirler kurtuluşa eremezler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Her kim, hakkında hiçbir burhan dipnot 1 olmadığı halde, Allah'ın yanı sıra başka bir ilahtan istekte bulunursa, bilsin ki onun hesabı yalnızca Rabb'ine aittir. Kuşku yok ki gerçeği yalanlayan nankörler kurtuluşa eremezler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlahi rehberlik. Allah'tan kesin doğruları ortaya koyan yol gösterici.

    Gültekin Onan

    Kim Tanrı ile beraber ona ilişkin geçerli 'kesin bir kanıtı' (burhan) olmaksızın başka bir tanrıya taparsa, artık onun hesabı rabbinin katındadır. Şüphesiz kafirler kurtuluşa eremezler.

    Hasan Basri Çantay

    Kim Allah ile beraber diğer bir Tanrıya, bunu (isbat edecek) hiçbir delili olmamasına rağmen, taparsa onun hesabı (cezası) ancak Rabbi nezdindedir. Hakıykat şudur ki kafirler korkduklarından emin, umduklarına nail olamıyacaklardır.

    İbni Kesir

    Kim, başka bir tanrıya taparsa; onun hiç bir delili yoktur ve onun hesabı Rabbının katındadır. Gerçek şu ki, kafirler felah bulamazlar.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kim hakkında hiçbir delili bulunmaksızın Allah ile birlikte başka bir ilaha ibadet ederse onun hesabı ancak Rabbinin katındadır. Kâfirler –hiç şüphesiz- kurtuluşa eremezler.

    Süleyman Ateş

    Kim Allah ile beraber, varlığını kanıtlayacak hiçbir delil bulunmayan bir tanrıya taparsa, onun hesabı, Rabbinin yanındadır (onu Allah cezalandırır) çünkü kafirler iflah olmazlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kim elinde hiçbir belge olmadığı halde Allah ile birlikte başka tanrının varlığını iddia ederse onun hesabı Rabbinin katında görülecektir. Şurası bir gerçek ki, o kafirler iflah olmazlar.

    Şaban Britch

    Kim Allah ile beraber, hakkında hiçbir delil bulunmayan başka bir ilaha dua/ibadet ederse, onun hesabı ancak Rabbinin katındadır. Çünkü kâfirler kurtuluşa eremez.

    Şaban Piriş

    Kim Allah ile beraber, varlığına hiçbir belge bulunmayan başka bir ilaha dua ve kulluk ederse, onun hesabı ancak Rabbinin yanındadır. Çünkü kafirler kurtuluşa eremez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kim Allah'ın yanında, hakkında hiçbir kanıt olmayan bir başka ilaha yakarır/davet ederse, onun hesabı rabbi katındadır. Hiç kuşkusuz, küfre sapanlar iflah etmezler.

  20. Mü'minûn suresi, 118. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mü'minûn suresi, 118. ayet. وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!"

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Rabbim! Affet! Merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın."

    Mustafa İslamoğlu

    İmdi, (ey bu vahyin muhatabı): "Rabbim!" de, "Bağışla! Merhamet et! Zira merhamet edenlerin en hayırlısı Sensin!"

    Muhammed Esed

    Öyleyse, (ey inanan kişi,) de ki: "Rabbim! (Beni) bağışla, (bana) acı; çünkü gerçek acıyan, esirgeyen Sensin!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Rabbim, mağfiret ve merhamet et! Sen Rahıym olanların en hayırlısısın!"

    Ali Bulaç

    Ve de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) De ki: «Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.»

    Ali Rıza Safa

    Ve şunu söyle: "Efendim! Bağışla ve merhamet et. Çünkü Sen, merhamet edenlerin en iyisisin!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Rabbim! Beni bağışla, bana merhamet et! Sen, merhamet edenlerin en iyisisin."

    Edip Yüksel

    De ki: "Efendim, (bizi) bağışla, merhamet et; sen, merhamet edenlerin en iyisisin."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki: 'Rabbim, (bizi) bağışla, merhamet et; sen, merhamet edenlerin en iyisisin.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve de ki: "Rabbim, beni bağışla, merhamet buyur; Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem şöyle de: "Rabbım! bana mağfiret, merhamet buyur, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

    Erhan Aktaş

    Ve de ki: "Rabb'im! Bağışla ve merhamet et. Sen merhametlilerin en hayırlısısın."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve de ki: "Rabbim! Bağışla ve merhamet et. Sen merhametlilerin en hayırlısısın."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve de ki: "Rabb'im! Bağışla ve merhamet et. Sen merhametlilerin en hayırlısısın."

    Gültekin Onan

    Ve de ki: "Rabbim, bağışla ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın."

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) de ki: "Ey Rabbim, (mü'minleri) yarlığa, esirge. Sen acıyanların en hayırlısısın".

    İbni Kesir

    De ki: Rabbım, mağfiret et, merhamet et. Sen, merhamet edenlerin en hayırlısısın.

    Mehmet Alagaş

    (112-118) Dedi ki sene adedi olarak yer yüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki; bir gün yahut birkaç gün, sayanlara sor, Allah der ki azcık kaldınız, keşke siz bilseydiniz. Sizi abes olsun diye mi / boşuna mı yarattık? Böyle mi hesap ettiniz mi? / böyle mi değerlendiriyorsunuz? Siz kesinlikle bize geri döndürüleceksiniz. Allah yücedir egemendir / mülkiyet sahibidir gerçektir, Ondan başka ilah yoktur , Tahtın / Arşın Rabbidir, ikram edendir , k im Allah’tan başka hakkında bir delil olmayan ilaha dua ederse, Onun hesabı Al lah’ın yanında olacaktır , O’da kesinlikle kafirleri kurtuluşa erdirmez. Deki: Rabbim, bağışla, affet sen merhametlilerin en hayırlısısın. (Burhan: Delil beş türlüdür, her zaman doğru olan, her zaman yalan olan, doğruya daha yakın, yalana daha yakın, doğruya ve yalana her ikisine de eşit seviyede delil)

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!”

    Süleyman Ateş

    De ki: "Rabbim, bağışla, acı, sen acıyanların en hayırlısısın."

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Rabbim! Bağışla, ikramda bulun; en iyi ikramı yapan sensin."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki: "Rabbim! Bağışla, ikramda bulun; en iyi ikramı sen yaparsın."

    Şaban Britch

    De ki:Rabbim, bağışla ve merhamet et! Merhametlilerin en hayırlısı sensin!

    Şaban Piriş

    De ki: -Rabbim, bağışla ve merhamet et! Merhametlilerin en hayırlısı sensin!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle yakar: "Rabbim! Affet, merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın!"

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.