Yûsuf suresi · 102–111. ayetler

"Bu kıssa gayb haberidir"; akıl sahipleri için ibret

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Yûsuf suresi, 102. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 102. ayet. ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُوٓا۟ أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ

    Diyanet İşleri

    İşte bu (kıssa), gayb haberlerindendir. Onu sana biz vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar tuzak kurarak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin.

    Mehmet Okuyan

    Bu(nlar), sana vahyetmekte olduğumuz gayb (bilinemeyen) haberlerindendir. Onlar tuzak kurarak (kötü) bir işte fikir birliğine vardıklarında sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).

    Mustafa İslamoğlu

    Bu olay, Bizim sana vahyettiğimiz gaybi haberlerden biridir; üstelik sen, onlar tuzak kurmak amacıyla plan yapmak için bir araya geldiklerinde onların yanında da değildin.

    Muhammed Esed

    (Ey peygamber!) sana böylece vahyettiklerimiz senin önceden bilmediğin haberlerdendir; çünkü yapacak oldukları işe karar verdikleri ve tuzaklarını kurdukları zaman sen Yusuf'un kardeşlerinin yanında değildin.

    Ahmed Hulusi

    İşte bu algılanamayan alemlerin haberlerindendir ki onu sana vahyediyoruz. . . Onlar (Yusuf'a tuzak kuran kardeşleri) mekr yaparak bu işleri oluşturduklarında onların yanında değildin.

    Ali Bulaç

    Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte bu (Yusuf kıssası) gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).

    Ali Rıza Safa

    İşte bunlar, sana bildirdiğimiz gizli gerçeklerin haberlerindendir. Oysa onlar dalavere çevirmek için topluca sözleştiklerinde, sen yanlarında değildin.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte bu kıssa, gayb haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz. Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin.

    Edip Yüksel

    Bunlar, sana vahiy ettiğimiz geçmişin haberleridir. Onlar topluca karar alıp düzen kurarlarken sen onların yanında değildin.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bunlar, sana vahyettiğimiz geçmişin haberleridir. Onlar topluca karar alıp düzen kurarlarken sen onların yanında değildin.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte bu gayb haberlerindendir ki sana onu vahiy yolu ile bildiriyoruz. Yoksa onlar yapacaklarına karar verip hile yaparlarken sen yanlarında değildin.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bu işte, gayb haberlerinden, sana onu vahy ile bildiriyoruz, yoksa onlar işlerine karar verip mekir yaparlarken sen yanlarında değildin

    Erhan Aktaş

    İşte bu sana vahiyle bildirdiğimiz; gaybi dipnot 1 haberlerdendir. Yusuf'un kardeşleri bir araya gelip, tuzak kurmak için plan yaparlarken sen yanlarında değildin.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bilmediğin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İşte bu sana vahiyle bildirdiğimiz; gaybi dipnot 1 haberlerdendir. Yusuf'un kardeşleri bir araya gelip, tuzak kurmak için plan yaparlarken sen yanlarında değildin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bilmediğin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İşte bu sana vahiyle bir bildirdiğimiz; gayb dipnot 1 haberlerdendir. Yusuf'un kardeşleri bir araya gelip, tuzak kurmak için plan yaparlarken sen yanlarında değildin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bilmediğin.

    Gültekin Onan

    Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli düzeni kurarlarken, buyrultularında birleştiklerinde (ecmaü) sen yanlarında değildin.

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim), bu (kıssa), sana vahy edegeldiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) onlar hıyle yaparak işleyecekleri işi kararlaşdırdıkları zaman sen yanlarında değildin.

    İbni Kesir

    Bunlar gayb haberlerindendir ki, sana vahyediyoruz. Onlar, elbirliği edip düzen kurdukları zaman; sen, orada değildin.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Muhammed!) İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar (Yûsuf’un kardeşleri) hile yaparak işlerini kararlaştırdıkları zaman sen yanlarında değildin.

    Süleyman Ateş

    (Ey Muhammed) bu (anlatılanlar), sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar kararlarını verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte bu, gizli kalmış bilgilerdendir; sana vahiy yoluyla bildiriyoruz. (Kardeşleri Yusuf'a) Tuzak kurarlarken ve görüş birliğine vardıkları sırada yanlarında değildin.

    Şaban Britch

    İşte sana vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar bir araya gelip tuzak kurarlarken yanlarında değildin.

    Şaban Piriş

    İşte sana vahyettiklerimiz, gaybe ait haberlerdir. Onlar bir araya gelip, düzen kurarlarken yanlarında değildin.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar birlikte karar verip tuzak kurarlarken sen yanlarında değildin.

  2. Yûsuf suresi, 103. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 103. ayet. وَمَآ أَكْثَرُ ٱلنَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.

    Mehmet Okuyan

    Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu asla iman edecek değildir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayette insanların çoğunun hiçbir zaman iman etmeyeceği mesajına yer verilmektedir. Dünyanın bir gün bütünüyle müslümanlardan oluşacağı, birilerinin bütün insanları müslümanlaştıracağı vs. şeklindeki kabuller bu ayete aykırıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Hem -sen gönülden arzuluyor olsan dahi- insanların çoğu yine de inanmayacak.

    Muhammed Esed

    Yine de -bunu ne kadar yürekten istersen iste- insanların çoğu (bu vahye) inanmayacaklar.

    Ahmed Hulusi

    Sen (bu konuda onlara yardımcı olmak için) ne kadar hırslı olsan da, insanların çoğunluğu tahkiki imanı yaşayamaz.

    Ali Bulaç

    Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir.

    Ali Özek ve heyeti

    Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.

    Ali Rıza Safa

    Sen, ne denli çok istesen de insanların çoğu inanmaz.

    Bayraktar Bayraklı

    Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu iman edecek değillerdir.

    Edip Yüksel

    Ne kadar istesen de halkın çoğunluğu gerçeği onaylamayacaktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ne kadar istesen de halkın çoğunluğu inanmıyacaktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve insanların çoğu sen ne kadar çok arzu etsen de mümin değillerdir!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve insanların ekserisi sen ne kadar hırslansan mü'min değildirler

    Erhan Aktaş

    Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu iman edecek değildir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu inanacak değildir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ama ne kadar çok istesen de insanların çoğu inanacak değildir.

    Gültekin Onan

    Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu inançlılar (olacak) değildir.

    Hasan Basri Çantay

    Sen ne kadar hırs göstersen yine insanların çoğu iman ediciler değildir.

    İbni Kesir

    Sen, ne kadar hırs göstersen de; yine insanların çoğu, inanmazlar.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu iman etmezler.

    Süleyman Ateş

    Ama sen, ne kadar istesen de, yine insanların çoğu inanacak değillerdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ne kadar çırpınırsan çırpın, insanların çoğu sana inanmazlar.

    Şaban Britch

    Sen ne kadar çok istesen de, insanların çoğu iman etmezler.

    Şaban Piriş

    Sen ne kadar çok istesen de, insanların çoğu inanmazlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sen hırslanasıya istesen de, insanların çoğu inanmayacaktır.

  3. Yûsuf suresi, 104. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 104. ayet. وَمَا تَسْـَٔلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ

    Diyanet İşleri

    Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) alemler içinde ancak bir öğüttür.

    Mustafa İslamoğlu

    Oysa ki sen onlardan (davetine) bir karşılık da beklemiyorsun; elbet bu (vahiy) tüm insanlığı muhatap alan bir uyarıdır.

    Muhammed Esed

    Oysa sen onlardan herhangi bir karşılık da beklemiyorsun; bu, (Allah'ın) bütün insanlığa bir hatırlatmasıdır sadece.

    Ahmed Hulusi

    (Halbuki) onun (Hakikat konusundaki uyarın) karşılığında onlardan bir bedel istemiyorsun. . . O, ancak alemler (ins ve cinn) için bir hatırlatmadır!

    Ali Bulaç

    Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'

    Ali Özek ve heyeti

    Halbuki sen bunun için (peygamberlik görevini ifa için) onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur’an, âlemler için ancak bir öğüttür.

    Ali Rıza Safa

    Oysa onlardan bir karşılık da istemiyorsun. O, evrenler için yalnızca bir öğretidir.

    Bayraktar Bayraklı

    Halbuki sen bunun karşılığında onlardan bir ücret istemiyorsun. Kur'an, alemler için ancak bir öğüttür.

    Edip Yüksel

    Halbuki sen onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun. Bu, sadece halka bir uyarıdır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Halbuki sen onlardan herhangi bir ücret te istemiyorsun. Bu, sadece halka bir uyarıdır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun; O Kur'an bütün alemlere ancak ilahi bir uyarıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Buna karşı onlardan bir ecir de istemiyorsun, o ancak bütün alemine ilahi bir tezkirdir

    Erhan Aktaş

    Ve sen buna karşılık dipnot 1 onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün bir insanlık için ancak bir zikirdir. dipnot 2

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahiyle öğüt vermeye, anımsatma ve uyarıda bulunmaya karşılık.
    2. metne dön, dipnot 2
      Öğüt. Zikir, Kur'an'ın isimlerinden birisidir. Bu kelimenin hatırlatmak, hatırlamak ve anmak anlamları da bulunmaktadır. Hatırlatmak ve anmak ile kast edilen şey, sorumlulukları hatırlamak, yapılan her şeyin Allah tarafından görüldüğünü ve bilindiğini akıldan çıkarmamaktır. Tesbih çekmek/tesbihat olarak bilinen belli sözlerin (Suphanallah, elhamdülillah vb. gibi) tekrarlanarak söylenmesine zikir denmesi hurafedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve sen buna karşılık dipnot 1 onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün bir insanlık için ancak bir zikirdir. dipnot 2

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahiyle öğüt vermeye, anımsatma ve uyarıda bulunmaya karşılık.
    2. metne dön, dipnot 2
      Öğüt. Öğüt aynı zamanda Kur'an'ın isimlerinden biridir. Anmak ve hatırlamak anlamları da olan öğüt sözcüğünün, anmak ve hatırlamak ile kast ettiği şey sorumlulukları unutmamak, yapılan her şeyin Allah tarafından bilindiğini akıldan çıkarmamaktır. Belli sözlerin tekrarlanarak söylenmesine zikir denmesi hurafedir.

    Gültekin Onan

    Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'

    Hasan Basri Çantay

    Halbuki sen buna (bu tebliğaata) karşı onlardan hiç bir ücret de istemiyorsun. O (Kur'an) alemlere nasıyhatden başka bir şey değildir.

    İbni Kesir

    Halbuki sen, buna karşı onlardan hiç bir ücret de istemiyorsun. O, alemler içn bir öğütten başka bir şey değildir.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.

    Süleyman Ateş

    Sen bu(okudukları)na karşılık onlardan bir ücret istemiyorsun. O, sadece bütün alemler için bir öğüttür.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlardan bir ücret de istemiyorsun dipnot 1 . Kur'an, herkes için akılda tutulması gereken bir bilgiden /zikirden dipnot 2 başka bir şey değildir dipnot 3 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredat ذكر md.). Doğru bilginin kaynağı Allah'ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan ayetler ve indirilen ayetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (Enbiya 21/24, En'am 6/80). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder (Ra'd 13/28). Allah'ı zikretmek; onu, kitabını ve yarattığı ayetleri dikkate almak, akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir. İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/209). Kur'an'daki bütün bilgiler doğru olduğu için Allah ona zikir adını vermiştir. (Bkz. Hicr 15/9.)
    3. metne dön, dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Oysa bunun için onlardan bir karşılık istemiyorsun. O, herkese yararlı doğru bilgi (zikir) dışında bir şey de değildir .

    Şaban Britch

    Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, âlemler için sadece bir öğüttür.

    Şaban Piriş

    Oysa sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için sadece bir öğüttür.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sen, bu tebliğin için onlardan bir ücret istemiyorsun. O, bütün alemler için bir hatırlatmadan başka şey değildir.

  4. Yûsuf suresi, 105. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 105. ayet. وَكَأَيِّن مِّنْ ءَايَةٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ

    Diyanet İşleri

    Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.

    Mehmet Okuyan

    Göklerde ve yerde nice delil vardır ki onlara uğrarlar da onlardan yüz çevirirler. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayette evren kitabının ayetlerine dikkat çekilmektedir. Ayrıca benzer mesaj içeren ayetler için bkz. Neml 27:93; Fussilet 41:53; Zâriyât 51:20-21.

    Mustafa İslamoğlu

    Göklerde ve yerde ne mucizeler var ki, (insanoğlu) yanından geçip gider de onlara dönüp bakmaz bile.

    Muhammed Esed

    Kaldı ki, göklerde ve yerde nice ayetler, işaretler var ki, onlar (üzerinde düşünmeden) sırtlarını çevirerek yanlarından geçip gidiyorlar!

    Ahmed Hulusi

    Semalarda ve arzda nice işaret var ki, onlar bunlardan yüz çevirerek üzerlerinden geçip giderler.

    Ali Bulaç

    Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.

    Ali Özek ve heyeti

    Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.

    Ali Rıza Safa

    Göklerde ve yeryüzünde nice kanıtlar vardır; yüzlerini çevirerek yanlarından geçip giderler.

    Bayraktar Bayraklı

    Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlardaki delillerden yüzlerini çevirip geçerler.

    Edip Yüksel

    Göklerde ve yerde nice deliller var ki yanından dikkatsizce geçerler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Göklerde ve yerde nice deliller var ki yanından dikkatsizce geçerler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bununla beraber göklerde, yerde nice deliller vardır ki, yüz yüze gelirler de onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bununla beraber Göklerde yerde ne kadar ayet var ki üzerine uğrarlar onlardan yüz çevirir geçerler

    Erhan Aktaş

    Göklerde ve yerde nice ayetler dipnot 1 var, ancak onlar yine de bunları umursamamaktan, görmezden gelirler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın varlığını ve gücünü gösteren kanıtlar, işaretler ve belgeler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Göklerde ve yerde nice ayetler dipnot 1 var, ancak onlar yine de bunları umursamadan görmezden gelirler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın varlığını ve gücünü gösteren kanıtlar, işaretler ve belgeler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Göklerde ve yerde nice ayetler dipnot 1 var, ancak onlar yine de bunları umursamadan görmezden gelirler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ı birliğini ve gücünü gösteren kanıtlar, işaretler ve belgeler.

    Gültekin Onan

    Göklerde ve yerde nice ayet vardır ki üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.

    Hasan Basri Çantay

    Göklerde ve yerde (Allahın varlığını, birliğini ve kemal-i kudretini isbat eden) nice ayetler (nişaneler) vardır ki (insanlar) bunlardan yüz çevirici olarak, üstüne basar geçerler.

    İbni Kesir

    Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki; yüzlerini çevirerek onları görüp geçerler.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Göklerde ve yerde nice ayetler/deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.

    Süleyman Ateş

    Göklerde ve yerde nice ayet(ler) var ki onların yanından yüzlerini çevirerek geçerler.

    Süleymaniye Vakfı

    Göklerde ve yerde nice ayetler /göstergeler dipnot 1 var ki onlar, o ayetleri görür; ama onlardan yüz çevirerek geçer giderler dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ın ayetleri ikiye ayrılır: İlki yaratılmış ayetlerdir, bunlar kainattaki tüm varlıklardır (Casiye 45/3-6). İkincisi indirilmiş ayetlerdir ki onlar ilahi kitaplardadır (Fussilet 41/39, Şura 42/13-14). Yaratılmış ayetler, indirilmiş ayetlerin doğruluğunun göstergesidir; çünkü hem kainatı yaratan hem de onunla ilgili en doğru bilgileri veren Allah'tır. İndirilmiş ve yaratılmış ayetler arasında çelişki olmaz, aksine kopmaz bir bağ vardır. Bilimin uğraş alanı Allah'ın yarattığı ayetlerdir. Bu sahada Allah'ın indirdiği ayetlerden de yararlanılırsa bilimde, hayallerin ötesinde bir gelişme yaşanacaktır.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Göklerde ve yerde nice göstergeler var ama yanlarından geçerler de bir kere olsun dönüp bakmazlar.

    Şaban Britch

    Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.

    Şaban Piriş

    Göklerde ve yerde nice belgeler vardır ki, yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Göklerde ve yerde nice mucizeler var ki, yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.

  5. Yûsuf suresi, 106. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 106. ayet. وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُم بِٱللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشْرِكُونَ

    Diyanet İşleri

    Onların çoğu Allah'a ancak ortak koşarak inanırlar.

    Mehmet Okuyan

    Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle şirkin imanın içinde gizlenmiş hâlini ortaya koymakta, müminlerin şirke düşmeme noktasında son derece dikkatli davranması gerektiğini içermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Nitekim onların çoğu, Allah'a, O'na ait nitelikleri başkalarına yakıştırmaksızın iman etmezler.

    Muhammed Esed

    Ve onların çoğu başka varlıklara da tanrısal nitelikler yakıştırmaksızın Allah'a inanmazlar.

    Ahmed Hulusi

    ONLARIN ÇOĞUNLUĞU ANCAK MÜŞRİKLER OLARAK (varsandıkları, tanrıları veya BENLİKLERİNİ EŞ KOŞARAK) ALLAH'A İMAN EDERLER!

    Ali Bulaç

    Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp dururlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a iman ederler.

    Ali Rıza Safa

    Onların çoğu da Allah'a ortaklar koşmadan inanmaz.

    Bayraktar Bayraklı

    Onların çoğu, Allah'a iman etmiyorlar, sadece şirk koşuyorlar.

    Edip Yüksel

    Onların da çoğu, ortak koşmadan ALLAH'ı onaylamaz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onların da çoğu, ortak koşmadan ALLAH'a inanmaz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onların pek çoğu Allah'a ortak koşmaksızın iman etmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onların ekserisi Allaha şirk koşmaksızın iman etmez

    Erhan Aktaş

    Onların çoğu, şirk dipnot 1 koşmadan Allah'a iman etmezler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şirk: Allah'ın; yetki, nitelik ve imtiyazlarını, O'nun yanı sıra soyut ya da somut başka birilerine -Nebilere, alimlere, mürşidlere, kişi ve kurumlara- vermek demektir. Allah'a ait; -gaybı bilmek, dinde hüküm koymak, şefaat etmek, yol göstermek gibi- nitelikleri Allah'ın yanı sıra başka bir varlıkta görmektir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onların çoğu, şirk koşmadan dipnot 1 Allah'a inanmazlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a ait kimi nitelikleri başka varlıklarda da görürler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onların çoğu, şirk koşmadan dipnot 1 Allah'a inanmazlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a ait kimi nitelikleri başka varlıklarda da görürler.

    Gültekin Onan

    Onların çoğu Tanrı'ya inanmazlar da ancak şirk katıp dururlar.

    Hasan Basri Çantay

    Onların çoğu Allaha iman etmez, ille Allaha ortak katanlardır onlar.

    İbni Kesir

    Onların çoğu; Allah'a iman etmezler, ille de şirk koşanlardır onlar.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların çoğu Allah’a ancak şirk koşarak iman ederler.

    Süleyman Ateş

    Onların çoğu, Allah'a ortak koşmadan inanmazlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Onların çoğu ancak (araya aracı koyup) müşrik olarak Allah'a inanırlar dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Müşrikler, Allah'ın varlığını ve birliğini kabul eden; ama onunla kendi aralarına bir başkasını koyup onun aracılığı ile Allah'a yaklaşmaya çalışan, buna rağmen kendilerini mümin sayan kişilerdir (Zümer 39/3). İnsana her şeyden daha yakın olan Allah (Kaf 50/16) ile araya konan her şey, Allah ile ilişkileri koparır ve kişiyi müşrik yapar. Mekkeli müşriklerin Allah'a olan inançlarını anlatan ayetler için bkz: Yunus 10/31, Mu'minun 23/84-89, Ankebut 29/61, Lokman 31/25, Zümer 39/38, Zuhruf 43/9, 87.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onların çoğu (araya bir aracı koyup)müşrik olmadan Allah'a güven duymazlar.

    Şaban Britch

    Onların çoğu, Allah’a ancak şirk koşarak iman ederler.

    Şaban Piriş

    Onların çoğu, şirk katmadan Allah'a iman etmezler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onların çoğu şirke bulaşmış olmadan Allah'a iman etmez.

  6. Yûsuf suresi, 107. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 107. ayet. أَفَأَمِنُوٓا۟ أَن تَأْتِيَهُمْ غَٰشِيَةٌ مِّنْ عَذَابِ ٱللَّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    Diyanet İşleri

    Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?

    Mustafa İslamoğlu

    Yani şimdi onlar, Allah'ın cezasının kendilerini bularak çepeçevre kuşatmasından, ya da kendileri farkında dahi değilken son saatin ansızın gelip çatıvermesinden yana güvencede olduklarını mı düşünüyorlar?

    Muhammed Esed

    Peki, bunlar Allah'ın cezalandırıcı azabı olarak kuşatıcı bir örtünün kendilerini sarmasından ve Son Saat'in onlar (yaklaştığının) farkında değilken ansızın gelip çatmasından büsbütün güvencede mi görüyorlar kendilerini?

    Ahmed Hulusi

    (Yoksa) onların, Allah azabından hepsini sarıp sarmalayacak bir şeye veya onlar farkında değillerken o Saat'in (ölümün) ansızın kendilerine gelmesine karşı bir güvenceleri mi var?

    Ali Bulaç

    Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?

    Ali Özek ve heyeti

    Allah tarafından kuşatıcı bir felâket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini emîn mi gördüler?

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, karabasan gibi çöken bir yıkımın, Allah'tan gelmeyeceğine veya beklemedikleri bir sırada, evrenlerin sonunun ansızın gelmeyeceğine ilişkin güvenceleri mi var?

    Bayraktar Bayraklı

    Allah tarafından kuşatıcı bir felaket gelmesi veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopması karşısında kendilerini güvende mi gördüler?

    Edip Yüksel

    Onlar, ALLAH tarafından kuşatıcı bir azabın kendilerine çatmasından, yahut o anın aniden kendilerine gelmesinden emin mi oldular?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar, ALLAH tarafından kuşatıcı bir azabın kendilerine çatmasından, yahut dünyanın sonunun (Saat) aniden kendilerine gelmesinden emin mi oldular?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa bunlar, Allah'ın azabından; hepsini saracak bir belanın gelivermesinden veya farkında değillerken kendilerine ansızın kıyametin gelivermesinden güven içinde midirler?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    ya artık Allahın azabından umumunu saracak bir beliyye gelivermesinden veya şuurları yokken kendilerine ansızın saatin gelivermesinden emandamıdırlar?

    Erhan Aktaş

    Yoksa onlar, hiç beklemedikleri bir anda Allah'ın her şeyi kaplayan azabının gelmesinden veya o Sa'at'in dipnot 1 onlara, farkında olmadan ansızın gelmesinden güvende midirler?

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıyametin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yoksa onlar, hiç beklemedikleri bir anda Allah'ın her şeyi kaplayan azabının gelmesinden veya o saatin dipnot 1 onlara, farkında olmadan ansızın gelmesinden güvende midirler?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıyametin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yoksa onlar, hiç beklemedikleri bir anda Allah'ın her şeyi kaplayan azabının gelmesinden veya o saatin dipnot 1 onlara, farkında olmadan ansızın gelmesinden güvende midirler?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıyametin.

    Gültekin Onan

    Şimdi bunlar, kendilerine Tanrı'nın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?

    Hasan Basri Çantay

    Onlar (aammeyi) kaplayacak bir azab-ı ilahinin kendilerine gelib çatmasına, yahud kendileri farkında olmayarak onlara ansızın kıyamet kopub gelmesine (karşı) kendilerini emin mi gördüler?

    İbni Kesir

    Allah tarafından onları kuşatacak bir azabın kendilerine gelip çatmasından veya farkında olmadan kıyamet saatinin ansızın gelmesinden emin midirler?

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?

    Süleyman Ateş

    Onlar, Alah'ın azabından, sargın bir belanın, kendilerine gelmeyeceğinden veya hiç farkında değillerken ansızın O (Duruşma) sa'atin(in) kendilerine gelmeyeceğinden emin midirler?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ın azabının kendilerini içine almasına veya beklemedikleri bir anda kıyamet saatinin gelmesine karşı bir güvenceleri mi vardır? Farkına bile varamazlar.

    Şaban Britch

    Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramayacaklarından veya farkına varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmeyeceğinden emin midirler?

    Şaban Piriş

    Allah tarafından, onları kuşatacak bir azaba uğramayacaklarından veya farkına varmadan, kıyamet saatinin ansızın gelmeyeceğinden emin midirler?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Peki onlar, Allah'ın azabından bir sarıp sarmalayanın gelmesinden yahut hiç farkında olmadıkları bir sırada kıyametin ansızın tepelerine inmesinden emin mi bulunuyorlar?

  7. Yûsuf suresi, 108. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 108. ayet. قُلْ هَٰذِهِۦ سَبِيلِىٓ أَدْعُوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ عَلَىٰ بَصِيرَةٍ أَنَا۠ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِى وَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah'a çağırırız. Allah'ın şanı yücedir. Ben, Allah'a ortak koşanlardan değilim."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Allah'a çağırıyorum; dipnot 1 ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. dipnot 2 Allah yücedir! Ben asla ortak koşanlardan değilim."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle davetin başkasına değil, yalnızca Yüce Allah'a yönelik olması gerektiğini göstermektedir. Benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:193; Yûnus 10:25; Ra‘d 13:36; İbrâhîm 14:1; Nahl 16:125; Hacc 22:67; Kasas 28:87; Ahzâb 33:46; Fussilet 41:33; Cinn 72:20.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: "De ki: İşte bu benim yolumdur. Allah'a basiretle çağırıyorum; ben ve bana tabi olanlar (böyle yaparız)."

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Benim yolum budur: Ben yalnızca Allah'a çağırıyorum. Ben de, bana uyan kimseler de (ne yaptığımızın) çok iyi farkındayız; ki Allah'ın şanı pek yücedir ve ben O'na ait vasıfları başkasına yakıştıranlardan değilim.

    Muhammed Esed

    De ki: "Budur benim yolum: akla uygun, bilinç ve duyarlıkla donanmış bir kavrayışa dayanarak (hepinizi) Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar (aynı çağrıyı yapıyoruz)". Ve (yine de ki:) "Allah kudret ve azametiyle her türlü eksikliğin üstündedir, ötesindedir. Ve ben O'ndan başka varlıklara tanrılık yakıştıran kimselerden değilim!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "İşte bu benim yolumdur; basiret üzere (taklitle değil idrak ettirmeye çalışarak) Allah'a davet ederim. . . Ben ve bana tabi olanlar (basiretle yaşayanlardır). Subhan Allah! Ben herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşanlardan değilim!"

    Ali Bulaç

    De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur. Ben bana tabi olanlarla birlikte, basiretle Allah'a davet ediyorum. Allah'ı (her çeşit noksan ve kusurdan) tenzih ediyorum. Ben, asla müşriklerden değilim."

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Benim yolum budur. Ben ve beni izleyenler, tam bir bilinçle Allah'a çağırırız. Çünkü Allah, tüm yakıştırmalardan ayrıktır. Ve ben, ortaklar koşanlar arasında değilim!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "İşte benim yolum budur. Benve beni izleyenler, Allah'a bir aydınlık üzere çağırıyorum. Allah'ı noksan sıfatlardan uzak tutarım ve ben ortak koşanlardan değilim."

    Edip Yüksel

    De ki: "Benim yolum şudur: Açık bir delille ALLAH'a çağırırım, aynı şekilde beni izleyenler de... ALLAH Yücedir, ben ortak koşan birisi değilim."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Benim yolum şudur: Açık bir delille ALLAH'a çağırırım, aynı şekilde beni izleyenler de... ALLAH Yücedir, ben ortak koşan birisi değilim.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "İşte benim yolum budur; basiret üzere Allah'a davet ederim, ben ve bana uyanlar; Allah'ı tenzih ederim ve ben ortak koşanlardan değilim."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: işte benim meslekim bu, basıret üzere Allaha da'vet ederim ben ve bana tabi' olanlar, ve Allahı tesbih ile tenzih eylerim ve ben müşriklerden değilim

    Erhan Aktaş

    De ki: "Benim yolum, basiret dipnot 1 üzere Allah'a davet etme yoludur. Ve bana uyanların yolu da. Allah'ı tenzih dipnot 2 ederim. Ve ben, Müşriklerden değilim."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Basiret, doğru algılama, doğru idrak etme, gerçeği ve doğruyu görme, kavrama ve anlama yetisi; kavrayış, sezgi ve aydınlanma demektir. Basiret kelimesi, parlayan, parlaklığı ile göz kamaştıran yumuşak taş cinsi demektir. Bu ismi almasının nedeni uzaktan görülmesini sağlayan bir ışık saçmasındandır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kusur ve eksikliklerden arınık, eşsiz ve benzersiz. Allah'a ait nitelikler hiçbir varlıkta yoktur. Allah'ın acizlik, eksiklik ve yaratılmış özelliklerinden arınmış olduğunu benimsemek. Tenzih, tevhidin başka bir ifadesidir. Eş koşulanların ve yakıştırılan niteliklerin tamamından arındırma demektir. "Hiçbir şey O'nun benzeri değildir (42:11)."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Benim yolum, basiret dipnot 1 üzere Allah'a davet etme yoludur. Ve bana uyanların yolu da. Allah'ı tenzih dipnot 2 ederim. Ve ben, müşriklerden değilim."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru algılamak, idrak etmek, gerçeği görmek, kavrama yeteneği ve aydınlanma. "Basiret sözcüğü, parlayan, parlaklığı ile göz kamaştıran yumuşak taş cinsi demektir. Bu ismi almasının nedeni uzaktan görülmesini sağlayan bir ışık saçmasındandır."
    2. metne dön, dipnot 2
      Kusur ve eksikliklerden arınık. Allah'a ait nitelikler hiçbir varlıkta yoktur. Allah'ın acizlik, eksiklik ve yaratılmış özelliklerinden arınmış olduğunu benimsemek. Tenzih, tevhidin başka bir ifadesidir. Eş koşulanların ve yakıştırılan niteliklerin tamamından arındırmak demektir. "Hiçbir şey O'nun benzeri değildir. 42:11" Allah'a ait nitelikler hiçbir varlıkta yoktur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Benim yolum, basiret dipnot 1 üzere Allah'a davet etme yoludur. Ve bana uyanların yolu da. Allah'ı tenzih dipnot 2 ederim. Ve ben, müşriklerden değilim."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Körü körüne değil; gerçeği kavrayarak, görerek, bilgi ve kanıta dayalı olarak.
    2. metne dön, dipnot 2
      Eş koşulanların ve yakıştırılan niteliklerin tamamından arındırma.

    Gültekin Onan

    De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Tanrı'ya davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Tanrı'yı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."

    Hasan Basri Çantay

    De ki (Habibim:) "işte bu, benim yolumdur. Ben (insanları) Allaha (körü körüne değil) bir basıyret üzere da'vet ediyorum. Ben de, bana tabi olanlar da (böyleyiz). Allahı (ortaklardan) tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim".

    İbni Kesir

    De ki: Benim yolum işte budur. Allah'a basiretle davet ediyorum, ben de bana uyanlar da, Allah'ı tenzih ederiz. Ben, asla müşriklerden değilim.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: Bu, benim yolumdur, ben ve bana uyanlar basiretle Allah’a davet ederiz. Allah’ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.

    Süleyman Ateş

    De ki: "İşte benim yolum budur: Allah'a basiretle da'vet ederim. Ben ve bana uyanlar... Allah'ın şanı yücedir, ben ortak koşanlardan değilim."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Benim yolum budur, açık bir belgeye dayanarak, insanları Allah'a çağırıyorum. Ben ve bana uyanlar öyleyiz. Allah'a boyun eğerim. Ben müşriklerden değilim."

    Şaban Britch

    De ki: Bu, benim yolumdur, ben ve bana uyanlar basiretle Allah’a davet ederiz. Allah’ı tesbih ederim. Ben asla müşriklerden değilim.

    Şaban Piriş

    De ki: -Bu, benim yolumdur; ben ve bana uyanlar basiretle Allah'a çağırırız. Allah'ı tenzih ederim. Ben asla müşriklerden değilim.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "İşte benim yolum budur. Ben, Allah'a basiret üzere çağırırım/dua ederim. Beni izleyenler de... Şanı yücedir Allah'ın! Ben müşriklerden değilim."

  8. Yûsuf suresi, 109. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 109. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِم مِّنْ أَهْلِ ٱلْقُرَىٰٓ أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَدَارُ ٱلْـَٔاخِرَةِ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Biz senden önce de, memleketler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan

    Senden önce de şehirlerin halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek üzere yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? dipnot 1 Ahiret yurdu takvâlı (duyarlı) olanlar için hayırlı olandır. Akıl etmiyor musunuz?

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İbret almak için yeryüzünde gezip dolaşmayla ilgili benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:137; En‘âm 6:11; Nahl 16:36; Hacc 22:46; Neml 27:69; Rûm 30:9, 42; Fâtır 35:44; Mü'min 40:21, 82; Muhammed 47:10.

    Mustafa İslamoğlu

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberler, kentlerin ahalisinden (seçip) kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkası değildi. Hem onlar yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Öyle yapsalardı, kendilerinden öncekilerin başına gelen feci akıbeti görmüş olurlardı! Ve Allah bilincine ulaşanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır: Bunu dahi düşünemiyor musunuz?

    Muhammed Esed

    Ve Biz senden önce de (elçilerimiz olarak) her topluma (kendi içlerinden, onlara mesajlarımızı ulaştırmak üzere) kendilerine vahyettiğimiz (ölümlü) adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden önce gelip geçen (inkarcı)ların sonlarının nasıl olduğunu görmüyorlar mı? Ve (bilmiyorlar mı ki,) Allah'a karşı sorumululuk bilinci taşıyan kimseler için ahiret yurdu (bu dünyadan) daha tercihe şayandır? Öyleyse artık akıllarını kullanmayacaklar mı?

    Ahmed Hulusi

    Senden önce, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz ricalden başkasını irsal etmedik. . . Arzda dolaşıp seyir etmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler. . . Korunanlar için, sonsuz olan gelecek yaşam ortamı elbette daha hayırlıdır. . . Aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Ali Bulaç

    Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz?

    Ali Özek ve heyeti

    Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Onlar, yeryüzünde hiç gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Ali Rıza Safa

    Senden önce de kentlerin halkı arasından, kendilerine bildirdiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünde dolaşıp da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmıyorlar mı? Sorumluluk bilinci taşıyanlar için, Sonsuz Yaşam Ülkesi, kesinlikle daha iyidir. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Bayraktar Bayraklı

    Senden önce de, şehir halkından seçip kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Kafirler yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha iyidir. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Edip Yüksel

    Senden önce, kentler halkının arasından seçip vahiy ettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünü dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetine bakmazlar mı? Erdemliler için ahiret yurdu daha iyidir; anlamaz mısınız? dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Burada "adam" olarak çevirdiğimiz "rical" kelimesi "erkek" veya "iki ayak üzerinde yürüyen/insan" anlamlarına gelir. * Bak: 2:239; 7:46-48; 22:27; 39:29; 72:5.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Senden önce, kentler halkının arasından (seçip) vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Yeryüzünü dolaşıp kendilerinden öncekilerin akıbetine bakmazlar mı? Erdemliler için ahiret yurdu daha iyidir; anlamaz mısınız?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de ancak şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerdi. Şimdi o yerde dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden önce gelip geçenlerin akibetlerinin nasıl olduğuna bir baksalar ya! Elbette ahiret evi korunanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Senden evvel gönderdiğimiz Peygamberler de başka değil ancak şehirler ahalisinden kendilerine vahyeylediğimiz bir takım erler idi; Ya şimdi o yerde bir gezmediler mi? Baksalar a kendilerinden evvel geçenlerin akıbetleri nasıl olmuş? Ve elbette Ahiret evi korunanlar için daha hayırlıdır ya, hala akletmiyecekmisiniz?

    Erhan Aktaş

    Senden önce gönderdiğimiz dipnot 1 ve kendilerine vahyettiğimiz kimseler de şehirlerde yaşayanlardan dipnot 2 başkası değildi. Hem onlar, yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Baksalar ya! Kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna! Takva sahipleri için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Resuller.
    2. metne dön, dipnot 2
      Onlar da tıpkı sizin gibi insan evladıydılar; melek değillerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Senden önce gönderdiğimiz dipnot 1 ve kendilerine vahyettiğimiz kimseler de şehirlerde yaşayanlardan dipnot 2 başkası değildi. Hem onlar, yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Baksalar ya! Kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna! Takva sahipleri için Ahiret Yurdu daha hayırlıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Resuller.
    2. metne dön, dipnot 2
      Onlar da tıpkı sizin gibi insan evladıydılar; melek değillerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Senden önce gönderdiğimiz dipnot 1 ve kendilerine vahyettiğimiz kimseler de, şehirlerde yaşayanlardan dipnot 2 başkası değildi. Hem onlar, yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı? Baksalar ya! Kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna! Takva sahipleri için Ahiret Yurdu daha hayırlıdır. Hala akılınızı kullanmayacak mısınız?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rasuller.
    2. metne dön, dipnot 2
      Onlar da tıpkı sizin gibi insan evladıydılar; melek değillerdi.

    Gültekin Onan

    Biz senden önce, şehirler ehline kendilerine vahyettiğimiz kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görmüş olsunlar? Korkup sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Siz yine de akletmeyecek misiniz?

    Hasan Basri Çantay

    Senden evvel (peygamber olarak) gönderdiklerimiz (başka değil senin gibi) şehirler halkından kendilerine vahy eder olduğumuz erkek adamlardı. (Acaba müşrikler) kendilerinden evvelkilerin akıbeti nice olduğunu görmeleri için hiç de yer yüzünde gezib dolaşmadılar mı? Ahiret yurdu (şirkden ve günahlardan) sakınanlar için elbet daha hayırlıdır. Siz (ey müşrikler) haala akıllanmayacak mısınız?

    İbni Kesir

    Senden önce gönderdiğimiz elçiler de ancak kasabalar halkından, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkeklerdi. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki; görsünler kendilerinden önce geçenlerin akıbetlerinin nasıl olduğunu. İttika edenler için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz senden önce de, şehirler halkından ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha iyidir. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Süleyman Ateş

    Senden önce de kentler halkından, yalnız kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başka, (elçi) göndermedik. Yeryüzünde hiç gezmediler mi ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Korunanlar için ahiret yurdu daha iyidir. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Süleymaniye Vakfı

    Biz senden önce de sadece, kentlerin ahalisinden (seçerek), kendilerine vahyettiğimiz erkekleri elçi olarak gönderdik dipnot 1 . Peki, bunlar hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun ne olduğuna baksınlar dipnot 2 ! Ahiret yurdu yanlışlardan sakınanlar için elbette daha iyidir dipnot 3 . Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Senden önce gönderdiğimiz elçiler, o kentlerin halkından vahyettiğimiz erkeklerdi. Bunlar yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun ne olduğunu görsünler? Ahiret yurdu Allah'tan çekinerek kendini bozmayanlar için elbette daha iyidir. Aklınızı kullanmaz mısınız?

    Şaban Britch

    Senden önce de, şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Yeryüzünde gezmiyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının nasıl olduğuna baksınlar? Ahiret yurdu takva sahipleri için hayırlıdır. Akletmiyor musunuz?

    Şaban Piriş

    Senden önce de, ülkelerin içinden yalnızca kendilerine vahyettiğimiz adamlar gönderdik. Yeryüzünde gezmiyorlar mı ki, kendilerinden önce geçenlerin sonlarının nasıl olduğuna baksınlar? Ahiret yurdu takva sahipleri için hayırlıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Senden önce gönderdiklerimiz de kentler halkından kendilerine vahyettiğimiz bazı erlerden başkası değildi. Yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nice oldu görsünler. Elbette ki ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllarınızı kullanmayacak mısınız?"

  9. Yûsuf suresi, 110. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 110. ayet. حَتَّىٰٓ إِذَا ٱسْتَيْـَٔسَ ٱلرُّسُلُ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا۟ جَآءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّىَ مَن نَّشَآءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ ٱلْقَوْمِ ٱلْمُجْرِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale gelip yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise, suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

    Mehmet Okuyan

    Sonunda elçiler ümitlerini yitirip de kendilerinin (ümmetleri tarafından) yalanlandıklarını kesin olarak anladıkları sırada dipnot 1 onlara yardımımız gelmiş dipnot 2 ve dilediğimiz kimse(ler) kurtarılmıştır. Azabımız, suçlular topluluğundan geri döndürülemez.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki [zannû] fiili "sanmak, zannetmek" değil, kesin olarak "bilmek, anlamak" anlamına gelmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: Bakara 2:214; En‘âm 6:34; Hacc 22:40; Sâffât 37:171-173; Mü'min 40:51; Muhammed 47:7.

    Mustafa İslamoğlu

    (Önceki) peygamberler (öylesine zorlandılar ki), en sonunda neredeyse (toplumlarına ilişkin) tüm umutlarını yitirdiler; artık iyiden iyiye yalanla(n)dıklarını düşünmeye başlayınca, yardımımız kendilerine ulaştı; sonuçta dilediğimizi kurtuluşa ulaştırmışızdır; fakat azabımız günaha gömülüp gitmiş bir toplumdan asla geri çevrilmez.

    Muhammed Esed

    (Önceki elçilerimizin hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğramışlardır;) nihayet bu elçiler neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla damgalandıklarını gördükleri bir sırada Bizim yardımımız kendilerine ulaşmıştır; ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır (hakkı inkar edenleri ise yok etmişizdir): çünkü azabımız günaha gömülüp gitmiş insanlardan asla geri çevrilemez.

    Ahmed Hulusi

    Ta ki Rasuller ümitlerini yitirdiler ve (azap uyarıları gerçekleşmeden önce) zannettiler ki kendileri yalanlandılar, (işte o zaman) nusretimiz onlara geldi. . . Dilediğimiz kimseler kurtarıldı. . . Suçlular toplumundan azabımız geri çevrilmez.

    Ali Bulaç

    Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu, günahkarlar topluluğundan zorlu azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.

    Ali Özek ve heyeti

    Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. (Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.

    Ali Rıza Safa

    Öyle ki, elçiler umutlarını yitirdiklerinde ve yalancı çıkarıldıklarını düşündüklerinde, yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Cezamız ise suçlular toplumundan geri çevrilmez.

    Bayraktar Bayraklı

    Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalancı sanıldıklarını anladıklarında, onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.

    Edip Yüksel

    Ne zaman ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalancı çıkarıldığını sandılar, işte o zaman onlara zaferimiz geldi. Nitekim, dilediğimiz kurtulur. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ne zaman ki elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalancı çıkarıldığını sandılar, işte o zaman onlara zaferimiz geldi. Nitekim, dilediğimiz kurtulur. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nihayet peygamberler ümitlerini kesecek hale geldikleri ve kendilerinin yalancı çıkarılmış oldukları zannına kapıldıkları zaman, onlara yardımımız geldi ve dilediklerimiz kurtuluşa erdirildi. Suçlular topluluğundan ise azabımız geri çevrilmez!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nihayet Peygamberler ümidlerini kesecek hale geldikleri ve onlar yalana çıkarıldılar zannettikleri vakıt onlara nusratımız geldi de dilediklerimiz necata irdirildi, mücrimler güruhundan ise azabımız giri döndürülmez

    Erhan Aktaş

    Ne zaman ki resuller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlu halklardan geri çevrilmez.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ne zaman ki resuller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlu halklardan geri çevrilmez.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ne zaman ki rasuller, yalanlanmalarının bitmeyeceği kanaatine varıp ümitlerini iyice yitirince, onlara yardımımız ulaştı. Sonra da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız, suçlular topluluğundan geri çevrilmez.

    Gültekin Onan

    Öyle ki elçiler, umutlarını kesip de, artık onların gerçekten yalanladıklarını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiştir; biz kimi dilersek o kurtulmuştur. Suçlu, günahkarlar topluluğundan azabımız kesin olarak geri çevrilmeyecektir.

    Hasan Basri Çantay

    Hatta o peygamberler (kavmlerinin imanından) ümidlerini kesib de onların (va'd edildikleri nusret-i ilahiyye hususunda) muhakkak yalana çıkarıldıklarını zannetdikleri sırada onlara nusretimiz yetişib gelmiş, biz kimi dilersek o (ya'ni peygamberler ve tabileri) kurtuluşa erdirilmişdir. Günahkarlar güruhundan ise azabımız asla döndürülmeyecekdir.

    İbni Kesir

    Nihayet o Peygamber ümitsizliğe düşüp kesinlikle yalanladıklarını sandıkları sırada, onlara yardımımız gelmiştir. Böylece dilediğimiz kurtarılmıştır. Suçlular güruhundan ise baskınımız asla geri çevrilmeyecektir.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet peygamberler (kendilerini yalanlayanların imanlarından) ümitlerini kesip de yalanlandıklarını düşündükleri sırada, onlara yardımımız geldi de, böylece dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirildi. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

    Süleyman Ateş

    (Bir süre serbest bırakılmalarına aldanmasınlar. Kendilerinden önce gelenlere de öyle fırsat verilmişti. Fakat) Ne zaman ki, elçiler umutlarını kestiler ve kendilerinin yalana çıkarıldıklarını (kafirlere karşı kendilerine yapılacağı va'dedilen yardımın yapılmayacağını) sandılar, işte o zaman onlara yardımımız geldi ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan asla geri çevrilmez.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O elçiler umutlarını kesmiş ve yalancı yerine konuldukları kanaatine varmışlarsa yardımımız gelir, sonra tercih ettiğimizi kurtarırız. Azabımız, suçlular topluluğundan engellenemez.

    Şaban Britch

    Peygamberler (kavimlerinin iman etmesinden) ümitlerini yitirip, yalanlandıklarını anladıkları bir anda kendilerine yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri çevrilemez

    Şaban Piriş

    Peygamberler ümitsizliğe düşüp, yalanlandıklarını gördükleri bir anda kendilerine yardımımız gelmiştir. Böylece, istediğimizi kurtarırız. Azabımız suçlu milletten geri döndürülemez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ne zaman ki resuller ümitsizliğe düşüp yalanlandıkları kanısına vardılar, işte o zaman yardımımız kendilerine ulaştı da dilediklerimiz kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilemez.

  10. Yûsuf suresi, 111. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûsuf suresi, 111. ayet. لَقَدْ كَانَ فِى قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَٰبِ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَىٰ وَلَٰكِن تَصْدِيقَ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَىْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur'an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki onların kıssalarında, öz akıl sahipleri için bir ibret vardır. dipnot 1 (Bu Kur'an, başkaları tarafından tasarlanıp) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri onaylayan, her şeyin açıklaması olan (bir kitap)tır; iman eden toplum için bir rahmet ve bir rehberdir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıssaların anlatılma gerekçeleriyle ilgili bilgi için bkz. A‘râf 7:176; Hûd 11:120; Tâhâ 20:99; Kâf 50:37; Hâkka 69:12; Nâzi‘ât 79:26.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu onların kıssalarında, derin kavrayış sahiplerinin alacağı bir hayli ibret vardır. (Vahye gelince:) o asla uydurulmuş bir söz değildir. Aksine önceki (vahiylerden) kendisine ulaşan hakikatleri doğrulayan ve her şeyi(n dayanacağı temelleri) açık seçik ortaya koyan ve yürekten inanan bir toplum için bir kılavuz ve bir rahmet olan (hitaptır).

    Muhammed Esed

    Gerçek şu ki, bu insanların kıssalarında kendilerine kavrayış yeteneği verilmiş kimseler için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır. (Vahye gelince,) o hiçbir şekilde (insan tarafından) uydurulmuş bir söz olamaz: tersine, o, kendisinden önceki vahiylerden doğru ve gerçek adına ne kalmışsa doğrulayan ve inanmak isteyen insanlara her şeyi açık seçik bir biçimde dile getiren, hidayet ve rahmet (bahşeden ilahi bir metin)dir.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki, onların yaşam hikayelerinde derinliğine düşünen akıl sahipleri için bir ibret vardır! O (Kur'an) (beşer tarafından) uydurulan bir söz değildir. . . Fakat öncekilerden önüne gelen orijin bilgiyi tasdik eden; her şeyi tafsilatlı anlatan ve iman eden bir topluluk için de hüda (hakikat bilgisi) ve rahmet (nefsinin hakikatini bilip gereğince yaşamak) olandır.

    Ali Bulaç

    Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, onların kısa öykülerinde, sağduyulu olanlar için bir ders vardır. Uydurulmuş bir söz -hadis- değildir. Tam tersine, hem ellerinde bulunanı doğrular hem de her şeyi ayrıntılı olarak açıklar. İnanan bir toplum için de yol gösteren ve rahmettir.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun, onların olgularında akıl sahipleri için pek çokders vardır. Kur'an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat Kur'an, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan; iman eden toplum için bir rahmet ve bir rehberdir.

    Edip Yüksel

    Onların tarihinde, bilinç sahipleri için bir ders vardır. Bu, uydurma bir hadis değil; fakat kendisinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin detaylı açıklaması ve iman edenler için bir hidayet ve Rahmettir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bak 31:6; 33:38; 45:6.Bak 11:1.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onların tarihinde, bilinç sahipleri için bir ders vardır. Bu, uydurma bir hadis değil; fakat kendisinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin detaylı açıklaması ve inananlar için bir hidayet ve Rahmettir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gerçekten onların kıssalarında akıllılar için bir ibret vardır! Bu Ku'ran uydurulur bir söz değil, ancak kendi önündekinin tasdiki, herşeyin açıklayıcısı ve iman edecek topluluk için bir hidayet, bir rahmettir!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hakikat onların kıssalarında ülül'elbab için bir ıbret vardır, bu uydurulur bir söz değil ve lakin önündekinin tasdiki ve her şeyin tafsıli ve iyman edecek bir kavm için bir hidayet bir rahmettir

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki; onların kıssalarında dipnot 1 sağlıklı düşünen temiz akıl sahipleri için ibretler, alınacak dersler vardır. Bu dipnot 2 uydurulan bir hadis dipnot 3 değildir. Bilakis, kendinden öncekilerini onaylayan ve her şeyi ayrıntılı olarak açıklayan ve aynı zamanda iman eden halklar için bir yol gösterici ve bir rahmettir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaşam öykülerinde ve tecrübelerinde.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kur'an.
    3. metne dön, dipnot 3
      Söz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki; onların kıssalarında dipnot 1 sağlıklı düşünen temiz akıl sahipleri için ibretler, alınacak dersler vardır. Bu dipnot 2 uydurulan bir hadis dipnot 3 değildir. Bilakis, kendinden öncekilerini onaylayan ve her şeyi ayrıntılı olarak açıklayan ve aynı zamanda inanan halklar için bir yol gösterici ve bir rahmettir

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaşam öykülerinde ve tecrübelerinde.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kur'an.
    3. metne dön, dipnot 3
      Söz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki; onların kıssalarında dipnot 1 sağlıklı düşünen temiz akıl sahipleri için ibretler, alınacak dersler vardır. Bu dipnot 2 uydurulan bir söz değildir. Bilakis, kendinden öncekilerini onaylayan ve her şeyi ayrıntılı olarak açıklayan ve aynı zamanda inanan toplumlar için bir yol gösterici ve bir rahmettir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaşam öykülerinde ve tecrübelerinde.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kur'an.

    Gültekin Onan

    Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Bu Kuran) Düzüp uydurulacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve inanacak bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun, onların kıssalarını açıklamada salim akıl saahibleri için birer ibret vardır. (Bu Kur'an) uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden evvel (inen kitabların) tasdıyk), (dine aid) her şey'in tafsilidir, iman edecekler zümresi için de bir hidayet ve rahmetdir o.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; onların kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır. Bu, uydurulabilecek bir söz değildir. O; sadece kendinden önceki kitabların tasdiki, her şeyin tafsilidir. İnananlar topluluğu için de hidayet ve rahmettir.

    Mehmet Alagaş

    (102-111) Bu, Gaybden haberlerdi, sana vahyediyoruz , sen onlar / kardeşler iş için toplaşırlarken ve hile / tuzak kurarlarken yanlarında değildin. İnsanların çoğu / ekserisi sen hırs etsen dahi mümin olacak değiller, bunun karşılığında onlardan bir ücreti sormuyorsun / ücret sual etmiyorsun (ücretsiz geçmiş verilerin temini) O sadece Alemlere bir öğüttür. Gökler de ve yerde nice ayetler vardır üzerlerinden gelir geçer ler de onlardan yüz çevirirler (Bu ayet neyi ifade ediyor diye düşünmezler) Onların çoğu ancak ortak koşarak / şirk koşarak iman ederler. Allah’ın azabının onları sarmasından yahut saatin onlar bilincinde değillerken / şuursuz iken gelmesinden emin mi oldular? De ki bu benim yolumdur, Allah’a çağırırım, ben ve bana uyanlar bu görüş üzeredir , Allah’ı üstün tutarım ki / tesbih ederim ki ben, ortak koşanlardan değilim. Senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahy ettiğimiz elçiler de memleket lerin halkından / ahalisinden erkeklerdi, yer de gezmiyorlar mı? kendilerinden öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? Ahiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır bağlantı kurmayacak mısınız / akletmeyecek misiniz? R esullerimiz ümitlerini artık kestiklerinde ve de kesinlikle yalanlanacaklarını sandıklarında / zannettiklerinde onlara yardımımız / nusretimiz geldi ve dilediklerimizi kurtardık suçlu kavimden azabımız geri çevrilmez / reddedilmez. Kesinlikle anlatılarda / kıssalarda akıl uluları için ibretler vardır / dersler vardır, iftira edilen bir söz değildir, bilakis i man eden kavim için ellerinde olanı doğrulayan / tasdik edendir, her şeyi açıklayandır, yola iletendir ve esirgemedir / rahmettir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki, onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve iman eden bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.

    Süleyman Ateş

    Elbette onların hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır. Bu (Kur'an), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki(Hak Kitabı)nın doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir.

    Süleymaniye Vakfı

    Onların kıssalarında aklıselim sahibi olanlar dipnot 1 için ibretler vardır dipnot 2 . Kur'an, uydurulmuş bir söz değildir. Aksine, kendinden öncekilerin tasdiki, her şeyin ayrıntılı açıklaması dipnot 3 , inanıp güvenen bir topluluk için rehber ve ikram olan bir kitaptır dipnot 4 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Aklıselim sahibi olanlar" anlamı verdiğimiz ifade "ulü'l-elbab"dır. Bkz. Bakara 2/179'un dipnotu.
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
    4. metne dön, dipnot 4

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onların hikayelerinde sağlam duruşlu olanlar için dersler vardır. Bu (Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Aksine önceki kitapları kendinde olanla doğrulayan, her şeyi açıklayan, inanıp güvenen bir topluluğa yol gösteren ve ikram olan bir kitaptır.

    Şaban Britch

    Andolsun ki, peygamberlerin kıssalarında, akıl sahipleri için ibretler vardır. Bu, uydurma bir söz değildir. Kendinden öncekileri tasdik eden, iman eden bir toplum için her şeyi açıklayan, bir hidayet ve rahmettir.

    Şaban Piriş

    Andolsun ki, peygamberlerin kıssalarında, sağduyu sahipleri için ibretler vardır. Bu, uydurma bir söz değildir. Kendinden önceki Kitabları tasdik eden, iman eden bir toplum için her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki, resullerin hikayelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur'an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.